18 Ekim 2008 Cumartesi

Sevr Antlaşmasında Ermenistan Sınırı Meselesi

(Agos gazetesi, 18 Ekim 2008)

“Sevr’i hortlatmak” gibi bir derdim yok. TC kurulurken çizilen sınırlar iyiydi, kötüydü, şu haklıydı bu haklıydı gibi konular da beni zerrece ilgilendirmiyor. Sadece olayları merak ediyorum. Okuyup öğrendikçe bazen hayrete düşüyorum. Paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Millet bu konularda öyle bilgisiz ki, azıcık bir şey bile faydalı olur sanıyorum.

Çelişkili hükümler

Sevr Antlaşması, malum, Türkiye’yi böler parçalar esir eder vs. Haritalarda görürüz, Türkiye’nin kuzeydoğusu ta Erzincan’ın oralara kadar “Ermenistan” olacaktır. Atam ne iyi etmiş bizi kurtarmış!

Peki ama o tarihte oralarda Ermeni kalmamış, nasıl iş? deyip okursanız ilginç bir şeyle karşılaşırsınız. Sevr’de Ermeni sınırı konusunda kocaman bir çelişki vardır.

Antlaşmanın içeriğe dair ilk maddesi olan 27ci madde Türkiye’nin sınırlarını tanımlar. Doğu ve kuzeydoğu sınırını tanımlayan 4cü bende göre “Türkiye ile Rusya arasındaki eski sınır” Türkiye’nin sınırı olacaktır. Bu, 1878-1918 arasında geçerli olan ve Artvin-Batum, Ardahan, Oltu, Kars, Iğdır’ı dışarıda bırakan sınırdır. Türkiye 3 Mart 1918 tarihli Brest-Litovsk Antlaşması akabinde bu sınırı aşıp Kars, Ardahan vesaireyi işgal etmiş, ancak 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi gereği bu yerleri tahliye edip eski sınıra çekilmiştir. Yani Sevr 27/4’te tanımlanan sınır, hem kırk yıllık geçmişe hem o günkü fiili duruma denk düşer.

Öte yandan aynı Sevr’in 89cu maddesi, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın “Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinde” ABD başkanının hakemliğiyle belirleneceğini belirtir. 90cı maddeye göre Türkiye hakem kararına rıza göstermeyi peşinen kabul eder.

Bu nasıl madde

Bu fevkalade şaşırtıcı bir düzenlemedir.

Bir kere, sınırlardan tut demiryolu komisyonunun yapısına, gümrük ve eski eser mevzuatına kadar akla gelecek her konuda çekişmeli müzakerelere konu olan ve son derece ayrıntılı düzenlemeler getiren Sevr’in, Türkiye arazisinin neredeyse beşte birine dair kararı ABD başkanına bırakması tuhaftır. Tamam, sınır tayininde hakem olur, ama normalde sınır taşını şu kayaya mı koyalım bu çukurdan mı geçirelim düzeyinde olur. Yüz yıldan beri dünyanın en önemli stratejik çekişmelerinden birine tanık olmuş bir yerde yüzyirmibin kilometrekarenin kaderini kimse kimseye “hadi sen karar ver” deyip terketmez.

Sonra ABD, antlaşmanın tarafı bile değildir. 1919 yazında Başkan Wilson’ın müzakere ettiği Almanya barışını ve Milletler Cemiyeti Sözleşmesini ABD Senatosu reddetmiş, bunun üzerine Amerika Eski Dünya ile ilgili her türlü diplomatik girişimden elini çekerek “Yalnızlaşma” (Isolationism) dönemine girmiştir. Hakem olması beklenen Başkan Wilson Eylül 1919’da felç geçirerek konuşma yetisini kaybetmiş ve kamu hayatından çekilmiştir.

Daha kötüsü Ermenistan’ın durumudur. 1919 yazında İngilizlerin Kafkasya’daki askeri varlıklarını geri çekmelerinden ve aynı yılın Ekiminde Kızıl Ordu’nun Rusya’da üstünlüğü sağlamasından sonra Ermenistan’ın Bolşevik yörüngesine girmesi kaçınılmaz görünmektedir. 10 Ağustos 1920’de (belki rastlantı eseri, Sevr’in imzalandığı gün!) Ermenistan Rusya ile askeri işbirliği ve yardım anlaşması imzalayarak fiilen bağımsızlığını kaybetme sürecine girecektir. Oysa Sevr’de Batılı güçlerin belki en büyük kaygısı, Bolşevik yayılmacılığına karşı Türkiye’yi güvenceye almaktır. Bu durumda, Sovyet kontrolüne girmek üzere olan bir Ermenistan’a Anadolu’nun en stratejik bölgesini vermenin mantığını anlamak kolay değildir.

Topal ördek

Sevr 10 Ağustos 1920’de imzalanır, ancak Yunanistan’dan başka hiçbir devletin yetkili organınca onaylanmadığı için yürürlüğe girmez. Onay istemi İngiltere ve Fransa parlamentolarına gelmez. Osmanlı meclisi kapalı olduğundan top hukuken padişahın elindedir, o da imzalamaz.

Üç ay sonra şöyle olaylar cereyan eder.

4 Kasım 1920’de Kâzım Karabekir kumandasındaki Türk kuvvetleri Oltu cephesinde hücuma geçerek Ermenistan’ı ağır bir yenilgiye uğratır, Kars Ardahan ve Gümrü’yü alır. 18 Kasım’da Ermenistan ateşkesi kabul eder.

Aynı 4 Kasım’da ABD başkanlık seçimleri yapılır. Yatalak olan Wilson seçime katılmaz, mutlak izolasyon politikasını savunan Cumhuriyetçi aday Coolidge ezici çoğunlukla seçimi kazanır.

22 Kasım’da Başkan Wilson, Trabzon, Erzurum, Bitlis ve Van vilayetlerinin tamamını Ermenistan’a bağışlayan hakem kararını açıklar. Wilson seçimi kaybettiği halde ABD Anayasası uyarınca daha Ocak ayına kadar başkandır. Ancak Amerikan siyasi geleneklerine göre “topal ördek” olan başkanlar önemli siyasi konularda karar almazlar.

29 Kasım’da Kızıl Ordu Ermenistan’ı işgale başlar. 2 Aralık’ta Ermenistan’ın kayıtsız şartsız Türkiye’ye teslimi niteliğinde olan Gümrü Antlaşması imzalanır. Aynı gün Erivan’da hükümet çöker. 4 Aralık’ta Kızıl Ordu Erivan’a girerek bağımsız Ermenistan devletine son verir. 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşmasıyla Türkiye ve Sovyetler arasında bugünkü Türk-Ermeni sınırı belirlenir.

Doğru soruyu işaretleyin

Soru şu: Wilson’ın 22 Kasım kararının anlamı nedir? Neler oluyor burada? Neden bir Allahın kulu çıkıp bu kadar fantastik bir konu üzerine bir kitap, bir makale, onu geçtik bir paragraf, olmadı bir cümlecik yazmaz?

Varsa yoksa, düşmanlar yurdumuzu böldü parçaladı kirli emellerine alet etti vs. Kolay iş!

2 yorum:

  1. Soru şu: Wilson’ın 22 Kasım kararının anlamı nedir? Neler oluyor burada?

    *****

    Türklerle Ruslar Ermenistan'ı çoktan paylaşmışlar o tarihe kadar. Türk-Rus işbirliğini gören Sevr bloğu ikisini birbirine kırdırma ihtimali olan bir kılçık atmış ortaya. Wilson da giderayak "ya tutarsa" misali bir hakem kararı açıklamış.

    Wilson Ruslara "Bu bölgeler de Ermenistan'a dahildir. Ermeni ordusunu silahlandırıp Türklerin üzerine sürersen sana karışmam" diyor. Ruslar yemiyor, onca toprağı işgal edip ermeni kolonisi kurma macerasına girişmektense, Türk ordusuna yunan işgaline karşı silah yardımı yapmayı seçiyorlar.

    Türk-Yunan savaşı, biryerde İngiliz-Rus proksi savaşıdır. Vakit yakınken Rusları bu işten vazgeçirmek istemelerini anlamak zor değil.

    Konu size neden bu denli tuhaf, fantastik geldi, orasını anlayamadım.

    YanıtlaSil
  2. berlin bağdat demiryolu neydi....? ve lenin'i moskova'ya götüren tren berlin'den yola çıkmadı mı? habsburg, romanov ve osmanlı aynı kaderi paylaşmadılar mı...? taksim'deki anıt neyin anısına SSCB'den geldi? türkiye ve rusya'nın yepyeni bir toplum ve başlangıç kurgularındaki parallellik ve benzerlik için ne dersiniz?

    YanıtlaSil