24 Şubat 2009 Salı

Türkiye’ye Ordu Lazım Mı?

(Taraf gazetesi HerTaraf sayfası - 3 Mart 2009)

Diyelim ki gözbebeğimiz ordumuz yarın toptan terhis edildi. Muvazzaf zümre topluma daha yararlı olacakları işler için yeniden eğitildi, yaşlıları da emekliye sevkedildi. Askeri garnizonlar milli park veya üniversite kampüsü oldu. Orduevleri de, hatırasına hürmeten, emekli asker lojmanı yapıldı. Hurda demir-çelik piyasası patladı.

Acaba sonu ne olur? Memleket batar mı? Emperyalizmin kirli emellerine teslim mi olur? Fatih Altaylı’nın başına talihsiz şeyler gelir mi?

İhtimal hesabı

Teker teker ihtimallerden gidelim.

1. Rusya istila eder.

Etmez. Rusya daha dün tamamen silahsız ve ordusuz yedi milyon Azeriyle, beş milyon Kırgızla, üç milyon Letonyalıyla başa çıkamadığı için bu ülkeleri terketti. Yetmiş milyon Türkü ne yapsın? Deli değil ya bu adamlar? Dili, devleti, geleneği, benlik bilinci, siyasi partileri, kurumları, şirketleri, gazeteleri, bankaları, üniversiteleri, okuryazar insanları olan koskoca ülkeyi bu çağda arzusu hilafına yönetmek mümkün müdür? Yönetsen kaç sene yönetebilirsin? Amerika Irak’ı yönetebildi mi? (Ki Irak’ın ordusu da var, Amerikalıların emrinde.) Türkiye’nin 800 binlik ordusu 25 seneden beri bir avuç Kürt militanıyla başa çıkabiliyor mu?

Sonra Türkiye’de mevcut düzenin sürmesinde çıkarı olan o kadar devlet var, batıda ve doğuda. Onlar izin verir mi?

Küçük devletler

2. Yunanistan istila eder.

Etmez. Salt İstanbul’un nüfusu Yunanistan’ın toplamı kadar. Alsalar başlarına bela olur. Atina bile on yıla kalmaz Türk belediye başkanı seçer; Akropol semalarında ezan okuturlar.

3. Suriye istila eder.

Etmez. Suriye devletinin toplam bütçesi 7 milyar dolarmış. Türkiye’ninki şimdilik 170 milyar dolar, ordu yükü memleketin sırtından kalksa herhalde iki misli olur. Parasını verip Suriye’yi satın alırlar, olur biter. Suriyeliler de memnun olur tahminimce.

4. Amerika istila eder.

Etmez. Memleket zaten ellerinde, istila edip ne yapsınlar? Hem Amerika’nın elinde 2,5 milyon kişilik Türk devlet teşkilatını yeniden kuracak yedek adam stoku mu varmış? Bugünkünden farklı ne yapmayı düşünüyorlarmış ki istila etmenin zahmetine, masrafına değsin?

5. Toptan istila etmezler, azar azar kemirirler.

Yunanlı İstanbul’u alamaz belki, ama Çeşme ile Alaçatı’ya göz koyarsa ne olacak? O da basit. Ordudan tasarruf edeceğin parayla adamların memleketinde üç banka, iki gazete, bir üniversite satın alırsın, Çeşme’ye bulaşacaklarına bin pişman edersin.

Peki, bir de sembolik sınır güvenlik gücü oluşturursun ki sınırlarına göz diken elini kolunu sallayarak emrivakiler yaratamasın, ulusal ve uluslararası bir rezalet çıkarmadan amacına ulaşamayacağını bilsin, ona göre hareket etsin. Bu iş için de bilemedin beş on bin kişilik bir güç yeter herhalde.

Ya savaş çıksa

6. Dünya savaşı çıksa rezil oluruz.

Dünya savaşı çıksa katılmamaya çalışırız. İsviçre iki dünya harbine katılmadı, hem cephenin tam ortasında yer aldığı halde katılmadı. Bunu ordusu sayesinde yapmadı: aklıyla yaptı, kimseye tehdit oluşturmadığı için yaptı, silahtan daha kuvvetli bir şeye – para kurumlarına – sahip olduğu için yaptı. İkinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusu içler acısı haldeydi. Almanlar girse iki günde İstanbul’a dayanır diye hesapladılar. Savaş dışı kalabildiysek ordu sayesinde değil, İsmet Paşa iki tarafı iyi dengelediği için kalabildik. Türkiye’nin petrolü yok, savaşanlara yarar ahım şahım başka bir şeyi yok, neden şanslarını zorlasınlar? Hem Almanlar krom istedi de (parasıyla) vermedik mi?

Peki, memlekette stratejiden, taktikten, askeri teknolojiden anlayan bir kadronun bulunması faydalıdır diyelim. Üniversitelerde iyi bir-iki fakülte kurulur, bu da temin edilir. Sivil kadrolardan söz ediyorum, şüphesiz. Akla ve hesaba dayanan bir işi sivillerin askerden daha kötü yapması için bir neden var mı? Serbest tartışma ve rekabet ortamında oluşacak yeteneğin çapı, emir komuta kültürünün cılız ürünleriyle kıyas kaldırır mı? Bir yanda bugünün Türkiye’sinde sivil sektörlerde – inşaatta, basında, reklamcılıkta, bankacılıkta – gördüğünüz bilgi ve beceri birikimine bakın, öbür yanda üniformalı zevatın üstlerine vazife olan ve olmayan konularda sergilediği düzeye bakın, karar verin.

İç düşman

7. Kürtler azar.

Azar belki. Ama benim o bölgedeki insanlardan duyduğum, bildiğim, gördüğüm o ki bugüne dek azdıkları kadar “azmalarının” esas nedeni Türk ordusunun yokluğu değil, tam tersine, varlığıdır. Baskı ve tehdit ortadan kalkarsa belki onlar da rahatlar, Türkiye gözlerine daha bir cazip görünmeye başlar. Hem diyelim ki bağımsızlık ilan ettiler. Acaba Türkiye’nin orayı üniversitesiyle, televizyonuyla, gazetesiyle, kalifiye personeliyle, müteahhidiyle, bankasıyla, Arçelik’iyle, Etibon’uyla, turistiyle ele geçirmesi mi daha sağlıklı ve kalıcıdır, silah zoruyla elde tutmaya çalışması mı?

8. Memleketi eşkiya sarar.

Sarmaz. Eşkiyayla mücadele mercii asker değildir, polistir. Polis teşkilatını biraz daha takviye etmek, jandarmayı tam profesyonel bir güce çevirmek gerekir belki. Son yıllarda özellikle polisin ve bir ölçüde jandarmanın asli görevlerinde gayet başarılı oldukları ortada. Ordu gidince niye başarısız olsunlar ki? Bizden çok daha vahşi bir ülke olan Amerika’da orduyu iç güvenliğe milim bulaştırmadan bunca senedir pekala idare etmişler.

Ya kutsallar?

9. Laiklik elden gider.

Yok ki gitsin. Nişantaşı’nın, Çankaya’nın, Alsancak’ın beş on sokağına sıkışmış özgürlüğünü ordu mu koruyor, yoksa paran, eğitimin ve uluslararası ilişkilerin mi koruyor, bir düşün.

10. Atatürk elden gider.

Bugünkü konumundan gider, orası kesin. Ama geçmişte kalmış, memlekete zor zamanlarda önderlik etmiş, sevabı kadar hatası da olan bir siyasi lider olarak anılmaya devam eder. De Gaulle’ler, Churchill’ler, Nasır’lar ve Nehru’larla birlikte hatırlanır. Ahalinin yarısının sevdiği ama bazen eleştirdiği, öbür yarısının sevmediği ama saygı duyduğu bir simge olarak siyasi hayatta etkisini sürdürür.

11. Memlekette yeşil alan kalmaz.

Bak bu ciddi. Türkiye’de kentsel alanda doğru dürüst yeşillik sadece askeri garnizonlarda kaldı. Ordu reformuyla beraber mutlaka kapsamlı bir milli park ve bahçeler yasası çıkarılması şart ki onlar da kapanın elinde kalmasın.

Maliyet hesabı

Konuyu perspektife koymak için hatırlatalım. Burada bahis konusu olan, son 250 yıldır girdiği her savaşı kaybetmiş bir ordu, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarıyla yaptığı üç savaş (1897, 1919-1922, 1974) hariç. Rusya’yla yedi kere savaşıp yedi kere yenilmek gibi dünya tarihinde eşi olmayan bir rekora imza atmış. Daha dün kurulmuş Bulgaristan’la Yunanistan ve Sırbistan karşısında iki ayda darmadağın olmuş. Güneydoğu’da üç-beş bin isyancıyla bunca senede başa çıkamamış, onları yeneceğim diye sivil halkı kırmış, işi büsbütün çıkmaza sokmaktan başka sonuç alamamış.

Modernmiş şuymuş buymuş. Türkiye’de üç gün askerlik yapmış biri bu iddiayı ciddiye alamaz. Mıntıka temizliği yaptırmayı Aziz Nesin komedisine dönüştürmeyi başaran, bir cemseyi tamir etmek için yüzlerce tutanak, emir, fırça, izin, ceza, dayak ve yalan üreten bir mekanizma mı modern?

Maliyeti: 1. Fakir bir devletin sırtından her yıl milyarlarca lira para, 2. En verimli çağında insan yaşamından heba edilen birbuçuk yıl, 3. Kontrolsüz gücün bir kanser gibi toplum bünyesine yaydığı hukuki ve ahlaki ve ekonomik yozlaşma, 4. Seksen yıldır aşılamamış bir korku rejimi, 5. Koskoca ülkeyi medeni dünyanın gözünde parya seviyesinde tutan çağdışı bir siyasi söylem.

Gerekliyse, ne yapalım, katlanalım. Düzeltmenin, modernize etmenin yollarını arayalım. Ama ya değilse? Ya bunca maliyet boşa ödeniyorsa? Gerçekten lazım mı diye soranı ben bilmiyorum. Belki lazımdır, olabilir, mümkündür. Ama soran yok ki bilelim.

Buyurun, merak ettim, ben sordum.

Ordu lazımdır diyenlerin daha başka gerekçeleri varsa anlatsınlar, dinleyelim, öğrenelim.

40 yorum:

  1. Ne kadar dogru tesbitler.Yabana atacak tek kelime yok.

    Sahi 1908 den itibaren türklere kim saldirdi ?
    - Hiç kimse.
    Türkler almanlarin emperyalist fikirlerine uyup 1.cihan harbine girmeseydi ne çanakkale,ne kurtulus savasi nede ermeni tehciri olurdu ve Osmanli büyük bir ihtimalle 21.asrin süper devleti olurdu.Ama 1908 den itibaren ,bugünde oldugu gibi,Türk Ordusu halka ragmen rejimi korumakla mesgul olmustur.Darbeler,muhtiralar bunun delilleridir.
    Sonuç olarak,sorgulanmasi gereken konu ordunun varligindan çok yerinin nerede oldugudur bence.Memleketimizde Ordu devletin elinde(batida oldugu gibi) degil,devlet ordunun elindedir.Esas sorunda burada.Dikkat edilirse ordusunun baskisi altinda olan ülkeler hep fakir ülkelerdir.

    YanıtlaSil
  2. öncelikle belirtmeliyim ki ordu sempatizanı değil sade ve gerçek demokrasiden yana bir vatandaşım. bu yazıya epey emek vermişsiniz belli.. sizi kutlarım. çok iyi bir stand up gösterisi olurdu. yazınız nerden tutulsa elde kalacak cinsten. ancak ben ilkine değinmek istiyorum ki balık baştan koksun. sıkıntı ordu veya savaş dendiğinde aklınıza hemen istila etmek/edilmek gelmesi. karınca veyahut çekirge mantığıyla hareket eden devletlerden kurulmuş bir dünya düzeni var sanki. bir ülkeyle savaşmak ve örneğin kazanmak demek gidip o ülkenin devlet dairelerinde kendi memurlarınızı çalıştırmak demek mi. düşünebildiğinizi düşünmüştüm. yanılmışım.. çok popularist bir yazı olmuş ama.kutlarm. tek doğrunuz laiklikle ilgili kısımdır.

    YanıtlaSil
  3. Eli değnek tutar tutmaz
    Çoban oldu;
    Sardılar sırtına bazlamayı
    Onaltı yıl güne verdi karnını,
    Onaltı yıl koyun güttü, kavalsız
    İnsanlardan ağayı tanır,
    Adını bilmez sorarsan,
    Hayvanlardan Karabaş'ı
    Günü yetti, bıyığı bitti,
    Okundu künyesi,
    Gitti, davulsuz zurnasız.

    Rıfat Ilgaz

    "kısaca yildizharita"nın da dediği gibi ordu deyince akla sadece savaşmanın, kazanmanın, istilanın gelmemesi gerekir. Ömrü boyunca köyünden çıkmamış, İstanbulda yaşayıp boğazı görmemiş, okuma yazması hatta Türkçesi olmayan insanlar var yurdumuzda. Ordu da olmasa bu insanlar ne yapsın? Orduyu kaldırmak demek yoksulluktan bitap düşmüş, elindeki tek tesellisi vatan, bayrak sevgisi olan bir halkın güvendiği, görmese bile başına yastığa rahat koymasını sağlayan bir değeri yok etmek demektir. Yoksa halk kime güvenecek, 5 yılda bir yüzünü gördüğü siyasetçilere mi? Kusura bakma ama sende o Nişantaşı'nın on-onbeş sokağından birinden yazmışsın bu yazıyı galiba...

    YanıtlaSil
  4. Açıkçası ben bilmiyorum yanıtını bu sorunun. Bununla beraber yanıtın "Hayır" olduğunu da pek sanmıyorum. Çünkü yazıdaki akıl yürütme pek ikna edici duyulmuyor. Fakat dedim ya, kendimi yanıt verecek konumda göremiyorum.

    "Yorumları okuyayım" dedim bilen birileri bir şeyler yazmıştır ümidi ile. Bir yanıt alamadım. Fakat şöyle bir tavsiyede bulunmak istedim bundan sonra yorum yazacaklara:

    Eğer siz de benim gibi bilmiyorsanız lütfen komiklik yapmaya çabalamak, yazarı azarlamaya çalışmak, milliyetçi görüşler ile gergin fakat verimsiz bir kalabalık yaratmak yerine susmayı deneyin. Belki gerçekten bu yazıya layığı ile yanıt verecek birisi çıkar, yazdıkları arada kaynamaz.

    YanıtlaSil
  5. burada da değinildi sayın nişanyan'ın yazısına:
    http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=759

    YanıtlaSil
  6. elimizde zor zamanda ihrac edebilecegimiz bir sey kalmaz. eh bu da ciddidir bay nişanyan.

    YanıtlaSil
  7. askerlik ne işe yarar:
    köylülere şöyle öğretmişler: 1.zaten cahilsin gidip biraz adam olmayı öğren ki bu doğrudur hiç eğitim alamayan kalabalık bişeyler öğrenir orada senden birkaç ay önce bişeyler öğrenmiş onbaşıdan yediği küfürler arasında. ezilmeyi ve hizaya dikilmeyi öğrenir(di). diğer yandan bu cahil cühela kalabalığa ki zaten ekmek paralarını zor kazanan cinstendir bunlar, sosyal birlikteliği,toplum olma bilincini stokholm sendromu etkisiyle en disiplinli şartlarda öğretirler(di) ve ekonomik nedenlerden isyan etmeleri engellenir(di).
    diğerlerinden bahsetmişsiniz zaten.

    YanıtlaSil
  8. Cesur yazınız için eyvallah. Lakin ordunun gerekliliğini mercek altına alırken, görünen o ki çok mühim bir noktaya temas etmemişsiniz kanaatimce. Saydığınız argümanlar topluma yedirilen palavralar üzerinden olmuş. Yani ordunun kendi gerekliliğini topluma izahını ciddiye almışsınız. Oysa ki ordunun başındaki güruhun dertleri o sizin yazdıklarınız değil. Onların dertleri menfii. İtibar ve rahat. Bunlardan vazgeçemiyorlar.

    YanıtlaSil
  9. Orhan Kandemir26 Mart 2009 14:41

    Yazınıza şöyle bir yorum getirebilirim:
    Öncelikle olaya Dünya denen medeniyete silah ve ordu lazım mı? Mars ve diğer gezegenlerde zaten herhangi bir şey yok. Bizi istila edecek halleri yok. Olsa bile zaten teknolojiyle beynimizi uyuştururlar, olur biter derseniz ve bunu silahlanmaya karşı bir duruş olarak sergilerseniz size katılabilirim.
    Ama diğer ülkelerde ordulaşma gayet varken, biz de ne gerek var demek gayet eksik bir söylemden başka birşey değildir.

    Sebeplerini açıklayayım:

    İsviçre savaşa katılmadı. Ama ordusu olmasa durum biraz daha farklı olabilirdi. Ayrıca İsviçre ordusuyla kıyas yapmanın mantığını da çözemedim, İsviçre’ye gelene kadar İspanya bile daha iyi bir örnek olabilirdi.

    TSK sadece sınırları korumaz. TSK doğuda başta sağlık olmak üzere gıda ve eğitim yardımı da yapmaktadır. En basit haliyle Doğu’da Çıldır Gölü'ne giderseniz oradaki askeri birliğin yöre halkına seracılığı kaç defa öğretmeye çalıştığı fakat yöre halkının kahvede pişpirik oynamaya devam ettiğini yine kendi halkından dinlersiniz.
    İsviçre'yle kıyas yapmışsınız ben de size şunu söyleyeyim, TSK'nın yaptığı gıda ve sağlık yardımları yine kendi bütçesinden yapılırken İsviçre ordusu bunu kendi Sağlık Bakanlığı bütçesinden yapar.
    Bir de örnek verdiğiniz İsviçre ordusu Davos gibi bir oluşumda 5500 kişilik asker gücünü kullanırken, sizin 2753 kmlik kara sınırıyla 5000 kmlik deniz sınırını beş bilemedin on bin kişiyle koruma düşünceniz çok ütopik kalıyor. Teknolojiyle yaparım derseniz, İsviçre'de yok mu derim?

    Sizin isyancı ve militan dediğiniz, benim terörist dediğim grup bir avuç ve dağdaki adamdan ibaret olsa merak etmeyin 6 ayda temizlenir. Ama meclisin içerisindeki terörist destekçisi dokunulmazlığıyla otururken dağdaki bir avucu yok etsen ne olur? Yerine yenisi gelir. Rahatlıkla söylenebilir ki, 10 sene önceki dağdaki beş bin ile şimdiki dağdaki beş bin kişiden ancak yüz iki yüz tanesi aynıdır. Ölenlerin yerine yenileri gelmektedir. Bunun için sorun beş bini yok edememekte değildir.

    Perpektife oturturken şunu kendiniz belirtmişsiniz, 1897'den beri girdiği her savaşı kazanan bir ordu var. Yani teknolojiyi kendi ordusuna sokmaya ve medeni bir teşkilat kurmaya başlayan bir ordudan bahsediyoruz. Demek ki başarılı gidiyor ki, bunu çağdaş bir ordusu olduğu için yermek değil kutlamak gerek.
    Orduda aslında gayet mantıklı bir sistem mevcuttur. Eğer işler mantıklı olmasa 800bin kişilik ordu ve aileleriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişilik bir organizasyon bir saat içerisinde dağılır, neyin ne olduğu belli olmazdı.
    Ordunun insan psikolojisi üzerine etkilerine değinenler olmuş. Ben de size çok basit bir benzetmeyle karşılık vereyim. Gayet hali vakti yerinde ve okumuş bir kişiyle köydeki çoban aynı koğuşta, aynı üniforma içerisinde uyuduğu zaman şunu fark ederler: "Farklı bir dünya varmış." Ve çoban olan normal hayatta kendinden üstün görünenle aynı hizada olmanın psikolojisini, parası olan da çobanla aynı hizada olarak aslında sadece bir birey olduğunu anladığı psikolojiyi hisseder ki bunu İslamiyet camilerde de sağlamaya çalışır. Camilerde sıfatlar kapıda çıkarılır ve doğru olanı bir Padişah'ın da ortalarda bir yerlerde saf tutmasıdır. Konuyu dağıtmayalım.

    Eğer kaybettiğiniz toprakları iki üniversite bir kanal alarak kazanmaktan bahsediyorsanız, Amerika ve İsrail’in neden ordusu var? Onların parası yok mu? Bu insanların hiç mi aklı yok, zaten alacağını almıştır bu dünyada? Yada bağımsızlığını ilan etmiş bir Kürt devleti devlet dairesinde seve seve bizim kalifiye elemanı mı çalıştırır anlamadım?

    Yunanistan'ın ve İsviçre'nin bütçelerine bakarsak nüfusa ve toprak genişliğine oranla devlet bütçelerinde ordunun tuttuğu pay Türkiye 'deki durumun 2.5-3 katıdır. Keza ordu olmasa bütçe ikiye katlanır söylemi zaten pek gerçekçi değildir.
    Fakat işte bahsettiğimiz bütçe de bu noktada harcanıyor. Teknolojiye.
    ABD'nin ordusuna harcadığı rakam dudak uçuklatır, ama ABD diğer ülkelere sattığı silah ve teknolojiyle bu parayı geri alır.
    Şunu ben de eleştirebilirim, keşke o teknolojiyi biz de üretsek de harcadığımız para ülke içinde kalsa. Ama bunu eleştirirken ordu lazım mı diye sormam? Teknoloji ve silahı dışardan almak gerekir mi diye sorarım?
    Asıl sorulması gereken soru da tam olarak budur işte. Tartışmaya açmanız gereken soru bu olsa yazınız ve emeğiniz daha etkileyici olurdu.
    Teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  10. Mahir Karaçam26 Mart 2009 18:19

    Mesele bilgi sahibi olmak değil; artık vicdan sahibi olmak!

    Öncelikle, ilk yorumdaki «Sahi, 1908 den itibaren Türklere kim saldırdı?» sorusuna cevap vererek başlayayım. Ancak bu giriş Nişanyan'ın «Türkiye’de mevcut düzenin sürmesinde çıkarı olan o kadar devlet var, batıda ve doğuda. (Türkiye'nin yok olmasına) Onlar izin verir mi?” sorusuna bir cevap da içeriyor.

    1908'den sonra Osmanlı emperyalist amaçlarla Almanya'nın yanında saf tutmadı; hatta Osmanlı'nın 1. Paylaşım Savaşı'nda taraf seçme şansı dahi yoktu.

    Şöyle ki; Osmanlı'nın varlığını 19 yy başlarına kadar sürdürebilmesinin yegane sebebi İngilizlerin çıkarları bunu gerektiriyor olmasıdır ki, zaten Osmanlı' da bunun bilincinde olarak büyük savaşa kadar İngiltere yanlısı bir politika izlemiştir. İngiltere'nin sömürgelerine giden yol üstünde güçlü bir Rusya istememesi, yani bugünlerde de dillere pelesenk olan o meşhur jeopolitik konum Osmanlı'yı Rusya'nın gazabından kurtarmıştır. Ancak sahneye Prusya'nın çıkışı hasapları değiştirir. Kendisinden rol kapmaya çalışan Prusya karşısında İngiltere, Rusya'yı kendisine müttefik olarak görür ve doğal olarak Osmanlı'yı (Rusya lehine) gözden çıkarır. Bu durumda Osmanlı'nın seçim şansı, doğaldır ki, yoktur! Varlığını sürdürmek için ya Almanya'yı seçecektir ya Almanya'yı seçecektir. Bu durumu da resmi tarihte kılıfına uydurmak için absürt iddialar ortaya atılmıştır ki bu iddialar -Enver Paşa'nın Alman hayranı olması ve Turan ülküsü ve emperyalist amaçlar- çocuk masalıdır yalnızca.

    Sonuçta Osmanlı emperyal niyetler güdemezdi. Çünkü:
    1. Osmanlı Devleti, emperyalizmin temeli olan sömürgeci bir yapıya hiç bir zaman sahip olmamıştır.
    2. Sanayi Devrimi ile yakından uzaktan bir alakası olmadığından hammadde ve pazar için bir gereksinimi yoktu.
    3. Kendisi zaten yarı sömürge konumundaydı.
    4. Almanya'nın çıkarları ve nüfuz etmek istediği alan Turan ülküsü ile de çelişiyordu.

    Sonuçta savaşı Almanlar kazansa dahi biz yenik sayılacaktık.

    Gelelim, yukarıda bahsettiğim tarihi gerçekler temelinde Rusya ve Amerika gibi büyük güçlerin bizi neden işgal edebileceklerine.

    Ekonomik olarak yoğun ilişki içindeki ülkeler doğal olarak birbirleriyle savaşmazlar. Zaten, savaşın sebebi ne din ne milliyet ne demokrasi ne de futboldur. Sebep bilindiği üzere “para” veya maddi çıkarlardır. (Şiddetin kökeninde de özel mülkiyet yatar. Özel mülkiyet olduğu sürece bir iyelik için bir çatışma mutlaka olacaktır doğaldır ki.) Mevcut konjonktürde Rusya ve Amerika Türkiye'ye saldırmaz. Doğrudur. Onlara şu ya da bu şekilde tabi olan küçük devletler onların iradesi ve isteği dışında zaten saldıramaz.

    Ancak küresel aktörlerin çıkarlarının bugün Türkiye ile savaşı gerektirmiyor olması, koşulların yarın da aynı olacağını göstermez. Gerek bizim kotrolümüz dışındakı sebeplerden (Almanya'nın 19 yy'da emperyalizm yarışına katılması, akabinde İngiltere'nin kıçımıza tekmeyi basması gibi) gerekse bizim inisiyatifimizle, koşullar değişebilir ve Türkiye kendini bir savaşın içinde bulabilir.

    Yalnız, eğri oturup doğru konuşmakta fayda var. Türk ordusu bugün ne Amerikan ne de Rus ordusuyla nitelik ve nicelik olarak baş edebilecek güçte değildir. Bir savaş durumunda muharebelerin bu topraklarda yapılacağını, yıkımın ve ölümün bizi vuracağını tahmin etmek için asker olmaya gerek yok. Lakin bu durum orduyu kaldırmamızın değil güçlendirmemize sebep olmalıdır. Onun da nasıl olacağı başka bir konudur.

    Nişanyan büyük devletlerden sonra sözü küçüklere getiriyor ve «Salt İstanbul’un nüfusu Yunanistan’ın toplamı kadar. Alsalar başlarına bela olur.» diyor. Ve ben de gülmeye başlıyorum. Burudan şu sonuca varıyorum o zaman: Çin'i kimse işgal edemez; 1 milyar küsür insan ne de olsa!!! Akabinde karnıma kramplar girmeye başlıyor. Japonya bir kaç yüz bin kişi ile yapmıştı diyorum bu işi çok değil 60 küsür sene önce. Hatta Nanking'de kafa kesme yarışmaları yapmıştı subaylar kendi aralarında!!!

    Konu Suriye'ye geldiğinde, Nişanyan'da film kopuyor. «Suriye fakir. Ordumuz olmadığı için biz zengin. Suriye saldırırsa satın alırız.» diyor. Bir doğruluk payı var gene. Evet, ordular mideleri üzerinde yürürler, evet savaş her şeyden önce para işidir. Suriye bu fakir haliyle nereye saldırıyor? Ama mesele Suriye değil. Parası olan bir ülke saldırsa ne olacak, nasıl olacak? Kimi satın alacağız?

    Gelelim daha büyük bir komediye. “Savaşanlara yarar, ahım şahım bir şeyimiz yok, neden şanslarını zorlasınlar?» Yani bu cümleye nasıl cevap verilir bilemiyorum. Tarih mi bilmiyor acaba Nişanyan, yoksa coğrafya mı? Emperyalizm diye bir şeyi hiç mi duymamış acaba!

    Şimdi derin nefes alarak sakin sakin inceleyelim düşünce aşamalarını:
    1: Ordu olmasın, zengin olalım!
    2: Fakiriz, kimse bize saldırmaya tenezzül etmez!

    Oluşturduğu Nişanyan Paradoksu'dan dolayı kutluyorum Nişanyan'ı. Ve (sözde soru cümlesiyle) soruyorum: Fakir olduğumuz için bize saldırmayanlar, biz orduyu lağvedip zengileşince bize saldırmayacaklar mı? Ya saldırınlar fakir de değil açgözlü büyük devletlerdense, kimi, nasıl satın alacağız!

    Sırada hileli iki soru var. «Amerika Irak'ı yönetibildi mi?» ve «Türkiye’nin 800 binlik ordusu 25 seneden beri bir avuç Kürt militanıyla başa çıkabiliyor mu?» Cevaben; Amerika'nın amacı yönetmek değildi, alacağını almış hesabını kapamıştır. Ikinci soruya istinaden ise 25 senedir sorunun sürmesinin sebebi askeri değil siyasidir. Kaldı ki, asker bu konuda öyle ya de böyle başarılıdır. Ufak bir ipucu da vereyim: Coğrafya atlası, siyasi harita.

    Geldik başka bir manüplasyon numarasına. «İsviçre her iki Paylaşım Savaşı'na da katılmamıştır.» Doğrudur. Ancak, gerçek şudur ki; İsviçre'nin bir ordusu vardır. Ve savaşa katılmama başarısının arkasında Nişanyan’ın iddia ettiği gibi «kimseye tehdit oluşturmaması» değil, her zaman olduğu gibi gene maddi çıkarlar vardır. Yazar bununla da kalmıyor ve ekliyor: «Almanlar girse iki günde İstanbul’a dayanır diye hesapladılar.» Burada argüman ordu zaten güçsüz olmasa da olur. Ancak Türk ordusundan hatta Alman ordusundan (piyade tümeni ve zırhlı tümen açısından sayıca) çok daha üstün olan Fransız ordusu ve hatta tüm Kara Avrupası’nın orduları Almanlar karşısında birkaç günde eriyip gitmiştir. Yani o koskoca güçlü Fransız ordusuyla gariban iki günde ezilecek Türk ordusunun bir farkı yokmuş demek ki! Bu durumda Nişanyan bakış açısından Fransız, Belçika, Yunanistan, Norveç gibi ülkelerin ordularını ivedilikle dağıtmaları gerektiği sonucuna varırız. Çünkü Almanlar iki günde hepsini dümdüz ettiler. (Hiç utanmadan bir de kendilerine ordu diyorlar!)

    Nişanyan manipülasyonu çok sevdiğinden olsa gerek hız kesmeden devam etmiş. Ruslar karşısında 7 kez yenilmiş olduğumuz için orduya gerek olmadığını savunuyor. Cevabı ben değil Rusya'yı Rusya yapan adam, bizim «deli» dediğimiz Büyük Petro veriyor: «Yenile yenile yenmeyi öğreneceğiz!» (Petro, bu sözü Rusya'nın Osmanlı karşısında peşi sıra aldığı yenilgiler üzerine söylemiştir, adam orduyu lağvetememiş bildiğimiz üzere!)

    Nişanyan ayrıca bu bölümde Türk ordusunun bir başarısını da atlamış. Türk ordusu Doğu'da Ermenilere karşı da oldukça başarılı olmuştur.

    Sonuç olarak, emperyalistlerin hakimiyet kurmaya çalıştıkları topluma karşı en büyük savlarından biri «Siz becermezsiniz!»dir. Nişanyan da aynı argümünla konuya yaklaşmaktadır. Yoksa hümanist bir yaklaşım içinde olmadığı, savlarından «Türkiye'ye bir ordu lazım mı» başlığından gayet iyi anlaşılmaktadır. Uzun ve akıcı yazısında Amerikan veya Fransız ordularının neden olması gerektiğine değinmemiş veya veya ordu kavramı üzerine bir tartışma içerisine de girmemiştir ne yazık ki!

    Hala ulusların var olduğu dünyada bağımsız olmak için iki şey gereklidir. Güçlü bir ekonomi ve güçlü bir ordu! Biri olmazsa diğeri de olmaz!

    YanıtlaSil
  11. Ordunun büyük,,üniforma korkusu yaratan ve ülke ekonomisine verimsiz yük olan mevcut konumundan çıkıp küçük ama efektif, personel ve mekanize olarak en alt kademesine kadar tam profesyonel, daha az ekonomik gider ile daha verimli savunma gücü ortaya koyabilen, mesleği askerlik olan personelden oluşan bir kurum olmasından yanayım. Bununla birlikte her ne kadar top yekün savaş devri çoktan kapanmış olsa da, kadın-erkek herkesin 3 veya 4 haftalık bir askeri eğitim alması, ama sadece askeri eğitim alması(mesleki yeterlikleri doğrultusunda orduya hizmet etmesi falan değil,sadece olası gereklilik seviyesinde silah ve savaş eğitimi alması), halen yapılması gereken bir uygulamadır. Umuyorum ki bu gereklilik kısa sürede ortadan kalkar. Ancak günümüz kapitalist düzeninin dünyayı 'çok zenginler' ve 'çok fakirler' olarak iki kutba topladığı, ve gelişmekte zorluk çeken 'çok fakirler' grubundan son dönemde çok büyük bir hızla bir devin uyandığı günümüzde, tehdidin gerçekleşme olasılığı ve verilen eğitimin tehdide karşı etkinliği göz önünde bulundurularak (ki bu etkinlik aslında pek yüksek sayılmaz) minimal seviyede de olsa mantıklı bir askeri eğitim kaçınılmaz görünüyor.

    Gönül isterdi ki yazıda söylenenler pratikte gerçek olsun, dünyada ordulara ihtiyaç kalmasın artık.. Ama maalesef işler bu şekilde yürümüyor, ve en azından bugün orduya ihtiyacımız olmadığı söylemi komik kalıyor. Zira böyle bir uygulamayı başlatabilecek seviyede bir ülke de değiliz. Ordusuz ülke kavramı dünyada oluşmaya başlarsa ancak zaten tek bir ülkenin şehirlerini andıran ve çevresel tehdidi olmayan kuzey avrupa ülkelerinde başlayabilir. Ya da ABD'ye zaten muhalefet etme şansı pek olmayan,başka da düşmanı olamayacak olan kanada'da. bunların dışında bir ülkenin böyle bir gaflete düşeceğini zannetmiyorum en azından mevcut koşullarda.

    Cagatay

    YanıtlaSil
  12. Aleyhte yorum yapanlar 1-laf ebesi/biliyorum zanneden cahiller, 2-standart cahiller, 3- artniyetli cahiller.. Bu ülkede ordudan büyük zarar var mı? Sen adam değilsen ve ordudan ama beni adam ettiler diye memnunsan, ordu nüfusu kadar işsiz insanını, paşaların ego masturbasyonunu, teröristle savaşıyoruz deyip iktidar rantını yiyen, uyuşturucu geçişine müsade eden siyah gözlüklü koca göbekli hayatta savaşmamış paşaları, bütçenin yüzde 12sini emen kara deliği düşün.. tabi beynindeki nöronlar artık düşünme eyleminde doğru adımlamaları yapabiliyorsa.. siz orduyu sevmiyorsunuz.. siz padişahlığı özlüyorsunuz.. siz sizi ezen domine eden sizin yerinize iktidarını sizin üzerinizde kullanılmasını seviyorsunuz.. psikolojide buna mazoşism deniyor sanırım.. lütfen kendi kendinize bişeyler sokarak yada keserek tatmin olun.. ülkemizin geleceğini ipotek etmeyin izan yoksunu görüşlerinizle.. ağır oldu biraz ama nöronlarınıza şok lazım.. düşünenler için.. orduymuş.. peh be..

    YanıtlaSil
  13. ben turkiye'ye $u haliyle bile olsa ordu lazimdir diyorum:

    ordu iktidarin ete kemige burunmus ve cok guclu bir formu olarak bireye hayatta fazla diklenmemesi gerektigini ogretir. boylece toplumun akil sagliginin sigortasi gibidir. hani bir nevi cekirdek ailede babanin ustlendigi rol gibi. bir cocugun akil ve beden sagligi yerinde bir birey olarak yetisebilmesi icin oyle ya da boyle bir baba figurune ihtiyaci vardir.

    bir de baba demisken. bay nisanyan, siz kendi babanizdan hic bahsetmemissiniz?

    YanıtlaSil
  14. Diklenmemek, törpülenmek... ne kadar güzel şeylermiş meğer. Zaten dünyadaki bütün yararlı gelişmeyi; bilimi, sanatı da bu kimseye diklenmeyen azınlık yapıyor! Koyun mu olmak istiyoruz ki insanların kişiliklerini törpüleyen kavramlardan hoşlanmıyoruz?

    Ya, klasik baba tipi de ne kadar yararlıdır; seni yapmamanı söylediği bir şeyi yaptığın için, misal doktor olmanı söylerken sanatçı falan olmak istediğin için, döverken falan!

    Tabi canım, babalar her şeyi bilir. Bunun için devlet babadır ya. Akıl sağlığımı da babama borçluyum çok şükür. Her ne kadar bugüne dek psikiyatriyle ilgili hiçbir şey okumamış, tam bir kara cahil, olarak akıl sağlığının ne olduğundan ve nasıl olması gerektiğinden habersiz olsam da ben bunu biliyorum. Çünkü BABAM öyle DEDİ!

    Askerlik çok gereklidir, gerçekten. Psikolojik anlamda inanılmaz sağlıklı bir baba figürü sunar çocuğa. Baba figürünün bir parçasının -misal çavuşunun- herhangi bir zihinsel yeterlilikte 10da birim kapasitesine sahip olsa kendini Einstein sanacağı, buna rağmen babam olarak beni yontma yetkisine sahip olduğu gerçeği de sadece ayrıntıdır. Baba her şeyi bilir... Gerçekte bir bok bilmese bile. Ve kesinlikle eminim ki sadist bir baba bile hiç olmamasından iyidir, değil mi?

    YanıtlaSil
  15. öldürülen iran başbakanı musaddık'ın dediği gibi;
    bütün üçüncü dünya ülkeleri kendi ordularının işgali altındadır.

    YanıtlaSil
  16. ÖNCE SENİN AKRABALARIN İŞGAL ETTİKLERİ TOPRAKLARDAN ÇEKİLSİN ORDUSUNU VE KÖPEK SÜRÜLERİNİ DAĞITSIN SONRA BİZDE DÜŞÜNÜRÜZ...

    YanıtlaSil
  17. basit ve çok kısa bir şekilde sonuca varsa da çoğunda haklısınız..türkiyenin problemlerinin ana kaynağının ordu olduğu da bir gerçek..zihniyetin,boyutun,işlevin toptan değişmesi lazım.ama bu sorunun cevabının hayır olduğunu da düşünmüyorum...

    YanıtlaSil
  18. Ordunun nasıl bi kurum olduğunu,sabahları gözlerini açarken askerlerin köylerinin etrafını saran ve bu askerlerin onun kendi ANA DİLİNDEKİ müzikleri, kitapları, dergileri vs. toplayan bir kişiye de sormak lazım... Türkiye gibi askeri kurumların kutsal görüldüğü bir ülkede orduyla ilgili bu yazdıklarınızdan dalayı kutluyorum sizi...

    YanıtlaSil
  19. Ah tabi bir ilginc sual daha var; niye bu web sitesi Amerika Birlesik Devletlerine kayitli?

    Isterseniz sizi ABD ziyaret edeyim? ABDlerini bir onerisne dayanarak mi yazdiniz bun yaziyi?

    Ah simdi aklima geldi; bu fikir 1920lerdeki Amerikan Mandaligini hatirlatti bir den bire

    Ne ilginc

    YanıtlaSil
  20. sevan bey aslında gerçekten takdir ettiğim bi düşünürsünüz.. yanlış cumhuriyet kitabı da çok hoş bi bilgi kaynağıydı benim için.. ama bu yazı ne kuzum? allahamın defettiği avrupasının kuzeyindeki ingilterenin niye ordusu var? medeniyet sarhoşu avrupanın ortasındaki almanyanın niye ordusu var? bu kadar basit mi yani herşey sizce? tamam ben de hiç hoşnut değilim paşaların her boka burunlarını sokmasından, darbelerinden, siyaseti dominize etmesinden falan ama bu orduyu feshederek değil zihniyet değişikliğiyle olur..

    YanıtlaSil
  21. Tamam, kaldirilmasin tamamen, ama azaltilsin, gücü, insan sayisi ve ona harcanan paralar ve en önemlisi de siyasi gücü yariya indirilsin, bu bile yetmez mi?

    Tabii burada önemli olan ordunun yok edilmesi gibi bir asiri örnegi düsünmek ve bununla birlikte daha mantikli adimlar atmak.

    Bu yazi bana en uc siniri gösterdi, ama iyiki de gösterdi. En ucta bile korkulacak, kaybedilecek bir sey yokken, orta capli bir ordu reformizmi ne kadar güzel olurdu diye düsünebiliyorum simdi.

    Sorun bir cok alanda profesyonel kisilerin yapabilecegi isleri (siyaset, yardim götürme, meslek edindirme..), esas meslegi sadece emir verilince savasmak olmasi gereken ordunun yapmasidir. Ve bunun sonucu da ne bu isleri, ne de kendi esas yapmasi gereken savunma isini tam ehliyle yapamamasidir.

    YanıtlaSil
  22. Sayfanın hiçbir yerinde neden PKK geçmiyor? Sanırım dalgınlığına gelmiş ya da Sevancım, PKK'yla çatışan sen misin acaba? Yatağında mışıl mışıl uyurken orada Mehmetçik can veriyor. Gerçi ona da söyleyeceğin şeyler vardır kesin, sana kalsa güneydoğuyu hepten verelim gitsin değil mi, Kıbrıs'ı verdiğimiz gibi aynen. Yazıklar olsun ki ülkemde senin gibi emperyalist borozanlarına inananlar da kendini vizyon sahibi sanıyor. Aslanlarım benim, Türkiye sizinle gurur duyuyor!

    YanıtlaSil
  23. yazi çok yanliş bir şavaş çiksa ananmi korucak bizi serefsiz.

    YanıtlaSil
  24. siz Bu yazıyı Yazarken Kimbilir Kaç Mehmetcik bu Vatan Uğruna Dağlarda Mucedale Vermektedir Sizlere Ne yAZIK ki ulkemızın Huzur ve bütünluğunu Sağlayan Türk Ordusuna Dil Uzatabilecek Duruma Gelmıssınız..sizi de biliyorz kı Ermenı asıllı Türk Vatandaşısınız Yazdıklarınız o yuzden Normal KArşılıyor Ve Ne mutlu Türk ' üm DİyeNE DİYORUM..

    YanıtlaSil
  25. Hayallerde yaşıyor bazı arkadaşlar.

    YanıtlaSil
  26. Sayın Nişanyan bu yazıyı espri olsun diye, ordu düşmanlarıyla kafa bulmak için mi yazdınız, yoksa bu yazdıklarınıza gerçekten inanıyor musunuz?
    Birincisiyse enteresan bir deneme olmuş.
    İkincisiyse kusura bakmayın ama siz toptan şaşırmışsınız! Bana dünyada ordusu olmayan bir tane ciddi devlet gösterir misiniz? İstanbul'un belki bir semti kadar ancak büyüklüğe sahip Monaco Prensliği'nin bile bir ordusu var. Hatta yanılmıyorsam, o örnek gösterdiğiniz İsviçre'nin de bir ordusu var. Orduyu bugün lağvetsek ortada ne siz kalırsınız ne de ben...

    YanıtlaSil
  27. 16. yüzyıldan hayali "vatandaş yorumu":

    Sayın Galileo, dünyanın döndüğüne GERÇEKTEN inanıyor musunuz, yoksa espri mi? Yani kusura bakmayın ama dünyanın döndüğünü düşünen BİR TANE aklı başında insan tanıyor musunuz? Papa hazretlerinden sokaktaki çocuğa kadar HERKES BİLİR dünyanın durduğunu, güneşin döndüğünü.

    Sarhoş musunuz? Başınız mı dönüyor? Dünya dönerse hepimiz düşeriz, ne siz kalırsınız ne ben, bunu düşünebilecek kadar aklınız yok mu?

    Yoksa toplum düzenimizi bozmak için sizi yabancı güçler mi gönderdi aramıza?

    YanıtlaSil
  28. Çok güldüm. Yazı için teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  29. Galileo olmadığınız çok açık :) Madem herşey parayla oluyor Amerika neden silaha ve orduya bu denli bütçe ayırıyor ve bunları önemsiyor ? Lütfen açıklayın, biz de bilgilenelim.

    YanıtlaSil
  30. her Türk asker doğar zaten ne gerek var orduya?
    Sayın Nişanyan bu yazısıyla reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesini başarılı bir şekilde yansıtmıştır.

    YanıtlaSil
  31. iyi güzel de, zaten mevcut ordular işgalden korumak için değil, hem işgalcinin gözünü korkutmaya, hem de siyasi alanlarda pazarlığa yarayan araçlardır. uluslararası ilişkilerdeki deterrence theorisi argümanımın ilk kısmını açıklar. ikinci kısmına gelince, eğer 90'ların sonuna doğru orduyu suriye kapısına dayamasaydık esad öcalanı kovar mıydı? evet ordusuz bir çok ülke vardır, ama bölgesel güç olmak isteyen bir türkiye ordusuz yapamaz. yumuşak güç malesef davutoğlunun büyüttüğü stratejik derinlikteki kadar etkili değildir.

    YanıtlaSil
  32. Amına kodumun ermenisi sanami kaldi ulkemizin ordusunu lagvetmek

    YanıtlaSil
  33. Koskoca bir ülkeyi Yunanistan saldırmaz deyip riske kimse sokamaz ki İsrail de Filistinden küçük ama hali ortada Filistinin daha hesap edilmemiş bir Ermeni tehditi var dağlık Karabağ için bile yıllardır Azerbaycanla savaşıyorlar Kars , Erzurum için neler yapmazlar kimse tahmin edemez.Rusyanın mega ideası olan boğazlar ve sıcak denizlere fikrinin değiştiğini sanmıyorum.

    YanıtlaSil
  34. Hala özgür düşünebilen insanların olduğunu görmek umut verici.

    YanıtlaSil
  35. vatan haini orospu çocuklarını sikmek için var ordu yoksa abd rusya karşı kazanamayacağımızı biz de biliyoruz. dünya üzerinde yaşadığı topraktan ülkeden devletten nefret eden orospu çocuğu vatan haini insan dünyanın hiç birinde türkiye kadar yoktur. atatürk az bile yapmış keşke hepsini assaydı merhamet iyi de sonunda böyle döl artıkları olacaksa eksik kalsın o merhamet. bu vatan sizi beslemedi mi sizi ayrı mı gördü. hep birlikte kardeşçe yaşamaya inananan bir insandım ama bu orospu çocukları ne yaparsan yap düzelmiyor. kardeşçe davransanda ekmeğini paylaşsanda.istisnalar olabilir tabi ama keşke daha çok f16 alsak keşke daha çok uludere olsa. faşist eğitimli kafası çalışmayan orospu çocuğuyum evet en azından sizin gibi vatan haini değilim.

    YanıtlaSil
  36. Aslında güzel bir bakış açısı. Ancak bu bakış açısı çok fazla iyimser. Bence bu konuda bir şeyler yapılabilir ancak bu hadi kaldıralım orduyu diyerek yapılabilecek şeyler değil. Bu zaman ve planlama isteyen ve halkın konuştuğu dildeki kavramların dahil değişmesini gerektiren bir konu.. Öncelikle bir ülke neden orduya ihtiyaç duyar sorusunu sormamız gerekli. Sürekli ve düzenli bir ordu pahalı bir güvenlik anlamına gelir aslında. Eğer tüm iki büyük kıtayı birbirine bağlayan dünyanın en özel iki yerini elinizde bulunduruyorsanız ve bazı devletlerin askeri ve ticari tüm yolları buraya dayanıyorsa büyük bir enerji koridorunun tam ortasındaysanız Asya Avrupa ve Arap yarımadasının kucaklaştığı bir yerdeyseniz cennet gibi bir vatanınız varsa size tarihi düşmanlıklar besleyen ve zaafa düşmenizi kollayan güçlerin ilgisi halindeyseniz güçlü ve caydırıcı bir ordunuz olması şart. O yüzden atalarımızın ve bugün bizim özellikle dış politikada bazı şeyleri değiştirmemiz gerek. NATO ülkelerinin içindeki tek müslüman ülke olarak onların arasına tam kabul edilmiş bir halde değiliz. Anlaşmalar böyle gösterse de NATO üyesi hiçbir ülkenin halkı ülkesinin askerlerini Türkiye'yi korumaları için görevlendirmek istemezler. Çünkü onların ataları ile bizim atalarımız çok üzün süre savaşmış birbirleriyle. Adamların tarih derslerinde bizim atalarımızın onların atalarını nasıl mağlup ettikleri anlatılıyor.. Bu yüzden onlar bize gerçek dost olmaktan çok uzaktalar. İşin kötü yanı NATO üyesi bir ülke olduğumuzdan müslüman halklar bize eskiden baktıkları gibi bakmıyorlar. Bizi ABD'nin kulu kölesi olmakla suçluyorlar. Onlara taşeronluk yaptığımızı düşünüyorlar. Ve bu yüzden bizi bir tehdit unsuru olarak görüyorlar. Tüm dünyanın cirit attığı Irak'a sadece küçük bir askeri birlik yolladık ortalık birbirine girdi.

    YanıtlaSil
  37. Ayrıca Rusya gibi bir ülkede NATO üyesi olmamızdan ötürü bize tehdit gözüyle bakıyor. Çin İran Ermenistan ve daha birçokları.. İsrail Mısır çok sayabilirsiniz. Bu ülkeler kesinlikle bize gerçek dost gözüyle bakmıyorlar. Bizim güçlenmemizden korkuyorlar. Onların haksız olduğunu düşünmemek gerek. Haklı oldukları konular var.. Ancak peki bu durum değiştirilebilir mi?
    Tabii ki değiştirilebilir. Ama bu zaman isteyen bir şey. Önce dış dinamiklerinizi değiştireceksiniz. Ermenistan sınırını açacaksınız. Suriye meselesinde ben yokum diyeceksiniz.Yunanistan ile gereksiz sataşmalardan kaçınacaksınız. Tahriklere kapılmayacaksınız. NATO'dan çıkacaksınız. Ülkenizde üretime destek vereceksiniz. Teknolojik yatırımlar yapacaksınız. Bilimsel çalışmalara destek vereceksiniz. Üniversitelerinizi dünya standartlarına taşıyacaksınız. Önce kendi halkınızın yüzü gülecek. Kimseyi tehdit etmeyeceğinize dair uygulamalar yapacaksınız. Güçlü ve kararlı diplomatlarınız olacak..

    Sonra askerlik ve güvenlik eğitimi için orta okullara ineceksiniz. Yaz tatillerinin 1,5 ayını hem sportif hemde belli başlı basit askerlik eğitimleriyle süsleyeceksiniz. Lise yaşına gelen çocukların yaz tatillerinde biraz daha üst düzey askeri eğitimler vereceksiniz. Ve son iki yılın yaz tatilinde silah kullanmayı öğreteceksiniz onlara. Ve son eğitimde aralarından en yeteneklilerini belirli bir sayıda olanlarını Türkiye bütçesine ek getirmeyecek şekilde orduya personel olarak yetiştireceksiniz. Hem gençleriniz spora yönelmiş olacak hem kendilerini korumayı öğrenip ayaklarını daha emin basacaklar hem düğmeye bastığınız anda bir araya gelecek bir ordu oluşturmuş olacaksınız hemde bu işi yapabilecek en iyi kişileri 7 yıllık bir seçime tabi tutacaksınız. Hemde insanlar askerlik yaparken en değerli yıllarından birini feda etmek zorunda kalmayacaklar

    YanıtlaSil
  38. Sadece orduya hükmedecek uzman kadronuz maaşlı çalışanı olacak devletin. Bu adamları da seçmiştik ya en zekilerden. 2,5 yıllık uzman bir askerlik eğitimi verdikten sonra bu adamların ilgilerine göre bir bilim dalında uzmanlaştıracaksınız. Ya da tıp alanında tarih alanında her neyse. Ülke için kışlada olmadığı zamanlarda üstlenmesi gereken AR-GE işlerini bu zeki ve çevik askere vereceksiniz. Tüketip yiyen değil üretim değer katan bir ordunuz olacak. Kurmay kişilerde sürekli saldırı ya da tehdit anında oluşturacak planları güncelleyecekler. Ordumuz daha fazla teknoloji kullanacak. DAHA UZMAN ama DAHA MALİYETSİZ bir ordu.
    Osmanlı'yı Osmanlı yapanda bu değil miydi.. Tımarlı sipahiler. Devlet onlara işlenmeyen topraklardan verirdi. Onlar orayı işler ve güzel gelirler elde ederlerdi. Hem boşta toprak kalmaz hem halkta işsiz kalmaz hemde verilen toprağa göre besledikleri askerler bir savaş anında toplandıklarında eğitimli ve kaydadeğer bir ordu gücü oluşturulmuş olurdu. Her ay maaş ödemek zorunda kalınmayan ve sürekli eğitim halinde toprakları işleyen ve gittiği yerde güvenliği sağlayan bir ordusu vardı Osmanlı'nın ilk dönemlerinde. Ordu kışlada yatmıyor savaşmasa da ekip biçiyordu. Savaş zamanı da 3 asker yetiştirmeyi taahhüt ettiyse savaş masraflarını kendi karşılamak şartıyla 3 askeri cep harçlıkları ve silahlarıyla kışlaya yolluyordu.

    İşte bize bu sistemin günümüze uyarlanmış hali gerekli. Başta 500 kişilik kurmay bir kadro.Her birinin ofisleri ve sürekli teyakkuz halindeler. Güçlü bir istihbarat örgütü ve emniyet teşkilatı. Modernleştirilmiş bir jandarma teşkilatı. Ve bilim ya da hizmet üreten bir ordu.. Savaşmadığı zaman üreten.. Aynı zamanda 12 yaşından 18 yaşına kadar her yıl 1,5 ay olmak üzere tam 11,5 ay askeri ve sportif eğitim görmüş koca bir ülke..

    Örnek olarak ben bu soruyu yıllardır düşünen biri olarak ürettiğim sistem budur. Yani lafın kısası orduyu kaldırmak yerine üreten bir ordumuz olsa daha iyi olmaz mı?

    YanıtlaSil
  39. 'ordu göreve' derken aslında etimolojik olarak iti,kopuğu, çapulcuyu göreve çağırıyormuşuz sanırım,ondan bahsedeyim.Nişanyan sözlükte, ordu eski türkçe 1.yuva, konut, 2.hakan bey konağı, saray diye geçiyor.ancak eski yunancada ορδή (ordi) diye bir kelime var.bizans döneminde düzensiz birliklere, bozgunculara verilen isimmiş.hatta fransızca ve ingilizcede bulunan 'horde' kelimesi de buradan gelmeymiş.şimdiki durumumuza da tam uyuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu yüzden normal sözlük yetmiyor, DuCange ve Liddell&Scott'a mutlaka bakmak lazım.ορδή ilk hangi tarihte görülmüş? Bahse girerim 1200 sonrasıdır ve Türkçeden alıntıdır.

      Sil