8 Ekim 2009 Perşembe

Kutsallara Saygı - II

(Taraf gazetesi 9 Ekim 2009)

Önce size bir dalgın hoca hikâyesi anlatayım da gülün.

Yaklaşık birbuçuk ay var ki Kelimebaz’a gelen mailler iyice azaldı. Önce yazdır, tatildir deyip önemsemedim. Sonra eyvah dedim, millet bu yazılardan bıktı, artık okumuyorlar. Ya da okusalar da gıcık kapıyorlar, muhatap olmuyorlar. Moralim bozuldu tabii, içim içimi yemeye başladı. Daha mı keskin yazsam, tarz mı değiştirsem, toptan vaz mı geçsem? Gittim Ahmet Altan’a da dert yandım bu minval üzerine. Sağolsun teselli etti, teşvik etti, ama ne fayda?

Dün farkettim ki neymiş? 27 Ağustosta sitemin server ayarlarını değiştirdim, o günden beri kelimebaz mailleri gelmiyormuş! Bir baktık, valla inanmayacaksınız, çeri çöpü ayıkladıktan sonra tam 1042 (binkırkiki) tane mail birikmiş. Günde 20-25 tane eder, öven, seven, öpen, soru soran, itiraz eden, lanet okuyan, cesedimi kuduz itlere yediren...

Dünden beri onları okuyorum. Ne kadar özlemişim yahu! Ne kadar içten, ne kadar güzel mektuplar var bilemezsiniz. Benim gibi kart bir adamın bile gözüne birkaç damla yaş geldiyse düşünün artık.

*

Gelelim din ve ahlak işlerine.

Bir, normal herhangi bir ülkedeki gibi bu ülkede de ahalinin yüzde yirmi kadarı açık veya gizli dinsizdir. Yani Allaha mallaha inanmazlar. (Ahlak düzeyleri de ORTALAMA dindarınkinden üstündür, merak etmeyin.) Bu insanların düşünce ve inançlarını hiç kimseden korkmadan, savunmaya mecbur edilmeden, ezilip büzülmeden, dilediklerince ifade etme hakkına sahip olduklarına inanıyorum. On milyon tane küfür kâfir maili gelse de bu inancımı değiştirmeyeceğim.

İki, bazı şeyler kutsaldır, aman dikkat kırılır, adlarını anacaksan salavatla anmalısın tezine katılmıyorum. Kutsal olduğunu söyleyen SENSİN. Sana saygı duyarız çünkü insana saygı duyarız. İnsanların kendilerince haklı veya güçlü gerekçelerle dine bağlanmış olabileceğini anlarız, bu işe akıl, zekâ, duygu ve sevgi yatırdıklarını biliriz. Bazılarını severiz de. Ama onların putlarına, diğer putlara gösterdiğimizden daha fazla neden saygı göstermemiz gerektiğini anlamakta zorluk çekeriz.

Üç, bir şey doğru olabilir ama kim ne zaman nasıl söylese doğru olur, o tartışılır tabii. 21 Eylül’de çıkan Sansür yazım ani bir öfkeyle yazılmış bir yazıydı. Öfkeyle yapılan her iş hatadır, onu kabul ederim. Ayrıca şunu söyleyeyim, ertesi gün çıkan Feriştah konulu yazımın bununla bir alakası yoktu. Yayından on gün önce Baskın Hocamla bir telefon görüşmesi sonunda yazıp gönderdiğim, sonra aklımdan çıkmış bir yazıydı. Üstüste gelmesi talihsiz oldu. Komik bulduğum bir küfrü analiz ederken, sanki ima yollu küfrediyormuşum gibi algılandı. Buna gücenenler oldu. Yanlış anlaşılmıştır, evet, ama gene de onlara bir özür borçluyum sanırım. O da kabul.

Dört, bunları geçiniz, en mühimi şu: Kalp kırmak kötü bir şey. Haklı da olsan, haksız da olsan kötü şey. “Oğlum saçmalama, bunda kalp kıracak bir şey yok” diye konuşmanın bir faydası yok. Kırıldıysa kırılmıştır, o da beni üzer.

Dindar kesimde yazılarımı okuyan, seven, beğenen insanlar var. Bir süredir karşılıklı bir tür utangaç aşk yaşıyoruz. Birçoklarıyla yazışıyorum, yüz yüze sohbet ediyorum. Onlar hayrette, “Kimdir bu Ermeni?” diye. Ben hayretteyim, ne kadar aklı başında, kafası çalışan, edepli insanlar varmış o kesimde diye. Bu güzel bir şey. Karşılıklı tarafları zenginleştiren, ufuk açan bir şey. Bunun zedelenmesi beni üzmüştür.

Eşek değiliz nihayet.

5 yorum:

  1. Sevan bey yazılarınızı severek ve beğenerek okuyoruz. Kalpler yapılır, kalpler kırılır. Önemli olan bunların müşahhas olarak kalmasıdır. Nihayetinde, okuyucunuz ile aranızdaki bağ pamuk ipliğine bağlı değil. ve zaten de insanlar artık yazarların kendi düşünceleri dışında fikirlerini beğenmeseler de okumaya alışmaya ve saygı duymaya başladılar ve bu eğilim gitgide daha da güçleniyor. Sizi okumaya devam edeceğiz.

    YanıtlaSil
  2. TARAFTAKİ BUGÜNKÜ GENÇLİĞE HİTABE YAZINIZ NEDENİYLE SİZİ KUTLARIM. BU KADAR AŞAĞILIK BİR YAZI DAHA GÖRMEMİŞTİM.

    GENÇLERE TESLİM OLMAYI VE VATANLARINI SATMAYI ÖĞÜTLEMİŞSİNİZ. NE DİYİM GÖREVİNİZİ YAPMIŞSINIZ. PİSLİK HERİFLER.

    YanıtlaSil
  3. Murat rumuzuyla yazan sahis, fasist bir ideolojinin urunu, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi dusunmeyen, inanmayan, herkesi dusman olarak görurler.Yaziklar olsun!

    YanıtlaSil
  4. Sayın Nişanyan, yazınızı okuduğumda hem cumhuriyeti ve onun liderini hem de İslamyet'i ve onun liderini sorguladığınızda gösterilen tepkilerde bir benzeşme olduğunu, zihniyetin çok da farklı olmadığını söylemek istediğinizi düşündüm, doğru anladıysam bu görüşlerinize sonun kadar katıldığımı söylmeke isterim.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde öğrenci olduğum zamanlar türban eylemleri yeni başlamıştı.Daha 17-18 yaşlarında gencecik insanların iğrenç bir kamplaşmanın kurbanı olduğunu bizzat gördüm.Sırf başını örttüğü için eğitim hakkı elinden alınan gençlerin hakkını savunduğumuz zaman, şeritaçı olduk, liboş olduk.İşin komik yanı hiçbir dine inanmam, tanrının varlığı bile meçhuldur benim için.Öteki yandan bu genç kızlarımızı politik manevralarının erleri gibi sunan, kullanan ve hiçte samimi olduklarına inanmadığım, hatta bir ksımının ciddi ciddi zorba ve yobaz olduğuna inandığım bir kesimin, bu haksızlığa karşı olduğunu bildiğim insanları sırf kendileri gibi olmadığı için tartakladığını hatta bir bayan hocanın ne olduğu belli olmayan tiplerce saçının çekildiğine de şahit oldum.Sanırım hoşgörüsüzlük neye inanırsa inansın bu topraklarda yaşayanların içine fazlaca işlemeye başladı gibi.Yazınızda önce Yüce Manitu ardından Arap Mitolojisi gibi küçümseyici sözleri gördüğüm zaman yok yok hoşgörüsüzlük kim olursa olsun bitmeyecek diye düşünmüş ve şaşırmıştım.Ardından gelen birtür gönül alma yazısının sizin naif olduğunu düşündüğüm kişiliğinize yakıştığını düşünüyorum ve teşekkür etmek istiyorum.Ama bir sıkıntım var paylaşmak istediğim.İslami motifleri bünyesinde barındıran bir hükümet var iktidarda.Kendilerinden beklemediğim açılımlar yapılıyor, işte diyorum sonunda aklı başında insanlar meseleyi gördüler diyorum ve seviniyorum.Ardından aynı insanlar Darfur'da yaşananların baş aktörleri müslüman olduğu için yaşananları görmezden gelir demeçler veriyorlar ve bu da beni beni bir hayli korkutuyor açıkcası.Patronları bu hükümete destek veren, oy veren insanlar olan bir iş yerinde çalışıyor eşim ve kendisi yabancı.Artık onada banada gına geldi adını değiştirecekmisin, sevaptır müslüman yapacakmısın sorularından.Üstelik soru direk bana ona da değil, çünkü ben türk ve otomatikman müslümanım ya ve erkeğim ya, eşimin ne haddine, ben yapacam o olacak.Bunu sizinle niye paylaştım çünkü bunun münferit bir olay olduğunu düşünmüyorum.Sizinle duygusal flört yaşayan muhafazar kesimin içinde de bugün faşist ulusalcılar denen insanlar tipinde, yobaz veya faşist kişilerin olduğunu düşünüyorum.Demokrat, liberal veya kendine herhangi bir tanım koymayan aydın insanların bazılıarının sanırım hükümetin attığı bence cesur, kararlı ve olumlu olan adımlarının heyecanı ve mutluluğuyla toplumun belli bir kesiminde varolan endişeyi biraz fazla hafife aldıklarını düşünüyorum.Bunlardan biriside sizsiniz.Bugüne kadar evet zorba ve hatta faşistçe yaklaşımla cumhuriyetin sahipleri olduklarını iddia eden yönetici, bürokratlar ve hatta halk kesiminin söz hakkı tanımadığı, hep ikinici sınıf vatandaş olarak görülmüş muhafazakar veya doğulu vatandaşların yaşadığı haksızlıklara karşı çıkmak öncelikle bir insanlık borcudur.Ama aynı şekilde onlarda bize sahip çıkacak mı?Yoksa bazı kamuoyu araştırmalarındaki gibi başka bir dine mensup veya inançsız olduğum için komşu olarak bile kabul edilmeyecek miyim? Yoksa benim endişelerim endişe değil mi? Ya ondan ya bundan mı olacağım?Yoksa "Yüce Manitu"ya mı sığınacam? Yazınızın konusunun epeyce dışına çıktım özür dilerim fakat sizin gibi değerli bir fikir ve yazın insanıyla bu yazı vesilesiyle görüşlerimi paylaşmak istedim.Saygılar.

    YanıtlaSil
  5. sevan abijim seni zamanında esayan ve mahçupyan ile bir tutuyordum. bunun için özür diliyorum. bambaşka bir insanmışsın. zımmi olmayacağız. saygılar.

    YanıtlaSil