8 Ekim 2010 Cuma

Anayasa Sohbetleri 2 - Din

Ne anlam ifade ettiği artık belli olmayan “laiklik” kelimesine bence Anayasada yer verilmemelidir. “Ay şekerim bu Müslümanlar da çok oluyor artık” dışında bir anlamı kalmış mıdır bu terimin? Sanmıyorum. Öyleyse at. Taze bir şey söyle. Mesela:

MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve ibadeti kısıtlanamaz. Bu din ve mezheplerin mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz.

İşin özü birinci cümlededir. Devlet, bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz, o kadar. Müslümanlığa da tanıyamaz. Devlet görevlisi kalkıp “elhamdülillah hepimiz Müslümanız” diyemez; diyememesi gerekir. Çünkü “hepimiz” Müslüman değiliz. Ben değilim mesela. Benim bu memleketteki hakkım Müslümanınkinden az veya fazla değildir.

Devlet ceketini üstünde taşımadıktan sonra git istediğin dini savun, istediğini tebliğ istediğini irşad et, kendi bileceğin iş. Bana söz düşmez. Devlete de düşmez.

Din ve mezheplerin yalnız ibadetini değil, ifadesini de kısıtlayamazsın. “İbadetini serbestçe yapmana izin veriyoruz daha ne, sus otur,” ikiyüzlülüğünü aşmanın zamanı gelmiştir. Dinine inanıyorsan bunu – edep dairesinde – anlatıp savunma hakkın olması gerekir. Protestan da olsan. Hatta Müslüman bile olsan.

İnsanları dinî inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlayamazsın. Misal, papazın sakalını kestiremezsin. Müslümanların geleneği eğer başını örtmeyi gerektiriyorsa yasak edemezsin. Yahudi de isterse şabat günü bölük eğitimine çıkmasın, kime ne zararı var?

“İnanç ve geleneğin” ne olduğuna zor durumlarda mahkeme karar verir, mesele biter. Bunda da içtihadı mümkün olduğunca geniş tutmak gerekir. Vatandaş muska taşımayı veya kadın eli sıkmamayı dinin gereği sayıyor olabilir. Aynı görüşü paylaşan yeterli sayıda insan varsa veya muteber birkaç hoca bunu savunmuşsa “Peki” deyip geçeceksin. Onların inanıyor olması başkalarını bağlamaz. “Aykırı davranmaya zorlanamaz” demek “herkes buna uymak zorundadır” demek değildir. Alakası yok.

Dinsizlik hakkından da burada söz etmeli mi? Sanmıyorum, hayır. Gereksiz yere ortamı kaşır, başka şeye yaramaz. Zaten yazıldığı haliyle madde yeterli özgürlük alanı bırakıyor.
*
İkinci cümlede ince bir ayrım var, dikkat edin. “Toplumca tanınan din veya mezhepler” demiş. Osmanlı hukukunda “maruf edyan ve mezahib” diye geçer, Cumhuriyet döneminde terkedilen bir kavramdır. Alman hukukunda da öffentlich-rechtlich anerkannten Religionen var, “kamu hukukunca tanınan dinler” anlamında, o da bunun gibi, tam olmasa da.

Bu ayrımı yapmak lazım, yoksa iş çığrından çıkar. Satanizm de sonuçta dindir. Kaliforniya’da The Church of Monday Night Football diye bir din var, gayet ciddi. Ayrıca peygamberlik ve tanrılık ilan etmek ruhsata tabi değil; Kuran’ın “son peygamber” iddiası da sadece Müslümanları bağlar.

Bence yeni dinler olsun; sakıncası yok. Ama toplumda derin tarihi kökleri olan dinlerle aynı statüde değerlendirilmeleri uygun olmaz. “Maruf” dinlerin inanç ve geleneklerinin, binlerce senelik süreçte toplum tarafından iyi kötü test edilip onaylanmış olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla hürmet göstermek gerekir. Yeni çıkanlar hele genel hukuk çerçevesinde meramlarını anlatmayı denesinler, yeter.

MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz.

Hayır, devlet, dinî kurum ve hizmetlerden elini büsbütün çekemez, unutun onu. Burası Fransa değil, devletin karşısında devlet kadar örgütlü ve güçlü bir Katolik Kilisesi yok ki işi ona devredip piyasadan çekilesin. Fransız laiklerini Türkçeye tercüme etmekle iş bitmiyor.

Dini toplum hayatından silme işini koca Stalin becerememiş, bırak senin yarım gönüllü Tek Partini. O maceraya bir daha girmeyeceksen eğer, özellikle İslam dinine ait hizmetleri kim nasıl örgütleyecek, bir çare bulmak zorundasın.

Bugünkü yapısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı “Devlet bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz” ilkesine aykırıdır, nokta. Ama lağv da edemezsin, onca cami var, imam var, onlar ne olacak? İster istemez devletin BİRAZ dışına itip, devletin değil “Müslümanların” diyanet işleri kurumudur demek zorundasın. Vurgu değişsin, şimdilik yeter. Yok biz bunu istemeyiz, tanımayız diyen Aleviler varsa, ister istemez onların da eşdeğer bir kurum oluşturmasına izin verip onu da tanımak zorundasın.

Nazar boncuğu niyetine Ermenilere, Süryanilere, Yahudilere nüfuslarıyla orantılı birer bahşiş dağıtsan o garipler de sevinir. Devletin kendi devletleri DE olduğuna inanırlar. Doksan senelik sahte laikliğin gerçek laikliğe doğru bir ufak adım atar.

MADDE: Kamu okullarında yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine seçmeli din dersi verilir. Din dersi öğretmenleri, mensup oldukları din veya mezhebin kurum veya cemaatlerinin onayıyla seçilir.

Gerçek anlamda dinlerüstü bir “din kültürü” dersi verebilecek hoca sayısı bu memlekette bir elin parmaklarını geçmez, onun için hayal kurmaya gerek yok. Din dersi deyince ibadet ve itikat anlatılacak.

Bana sorarsanız din dersi hepten ilga edilmeli derim. Ama toplumun büyük kesimi için bu eğitimin en az öbür eğitim kadar önemli olduğunu kabul etmek lazım. Öyle olunca da devlet illa bu işe sırtını dönmeli, yokmuş gibi davranmalı demenin mantığını göremiyorum. Bırakın öğrensinler, bırakın öğretsinler.

Dinî öğretinin içeriğini devletin belirlemesi uygun olmaz, o yüzden bırakın her din ve mezhep kendi hocalarını seçsin veya en azından onaylasın, kendi dininin nasıl öğretileceğine karar versin. Dersi evde yahut dergâhta değil okul binasında verirsen en azından ne olup bittiğini izleme şansın olur, bir denetim payın kalır.

Din dersi istemeyen çocuklar o saatte top oynar, mutlu olur. Cemaatler de büsbütün akılsız değillerse müşteri çekmek için hoca kalitesini artırmak zorunda kalırlar.

*
“Kurum veya cemaat onaylar” demiş. Bakın bunun sonucu ne olur.

Müslümanlarda böyle bir kurum yok. İster istemez hocaları seçmek için cemaat bir şekilde istişare etmek, kendi içinde pazarlığa girmek zorunda kalacaktır. Bundan kurumlaşma doğar, iyi bir şeydir.

Bizde kilise var. Çocukların eğitimi gibi yakıcı bir konuda ister istemez kilise, cemaatle daha yakın diyaloğa girmek, toplumsal taleplere duyarlı olmak zorunda kalacaktır. Bundan demokratikleşme doğar, iyi bir şeydir.

Diyelim ki cemaat içindeki Falancılarla Filancılar hoca meselesinde anlaşamadı, inatlaştı, o zaman ne olacak? Mevzii bir anlaşmazlıksa bir şey olmaz, bir türlü çözülür. Ama sistematik bir anlaşmazlıksa ne olacağı bellidir. Bir süre sonra taraflar ayrı birer cemaat olarak resmen tanınıp ayrı hoca seçmek isteyeceklerdir. Bundan çoğulculuk doğar, ÇOK iyi bir şeydir.

Amerikan Yahudilerinde öyle oldu, 20. yüzyıl başında Reform, Konservatif ve Ortodoks diye üçe bölündüler. Hiç fena olmadı bana sorarsanız. Yahudilik fakirleşmedi, zenginleşti.

18 yorum:

  1. Cemevleri ve Aleviler konusunda devletin ve Anayasanin durusu nedir?
    Hic.
    Dogrusuda budur.
    ***
    Taniyormu? Hayir.
    Yasakliyormu? Hayir.
    Mali yardimda bulunuyormu? Hayir.
    Bagis yapilmasini yasakliyormu? Hayir.
    Onlarin inanci memuriyetine engelmi? Hayir.
    Memuriyete giriste ozel bir muameleye tabilermi? Hayir.
    Hazineden din adami temin ediyormu? Hayir.
    Butceden Hac, Umre, Kerbela vs propagandasina para ayiriyormu? Hayir.
    Okullarda ogretiliyormu? Hayir.
    vs... vs.

    Laik yada sekuler devlet dedigin boyle durur.
    Inancina sahip cikan Aleviler yuzlerce senedir bu sartlar altinda varligini surduruyorsa, diger din ve mezhepten olanlarda surdurebilir.

    YanıtlaSil
  2. YÖK meselesi gibi bir durum var burada. YÖK şöyle anti demokratiktir, böyle kaldırılmalıdır derken YÖKün kontrol altına alınması her şeye yetti.

    "Bir din ve mezhebin mensubu olarak inançlarına aykırı davranmaya zorlanamaz" maddesini düşünelim. Başörtüsü yasağını imkansızlaştırır. Güzel.. Peki benim yaşam tarzıma yönelik bir müdahalede bu madde benim işime yarar mı? Başımı örtmediğim için uğrayabileceğim bir ayrımcılıkta bu maddeden faydalanabilir miyim? Aleviliğin dahi bir mezhep yahut din olarak "tanınmaması" için müthiş bir dirençle karşılaşıyoruz. Kaldı ki inançsızlık. Yahut seküler yaşam tarzının özgürlüğünü garanti altına alabilmek. Olanaklı mı?

    tersinden düşünelim. Kadın eli sıkmak benim "inançlarıma aykırı". Ama sadece bu değil. Alkollü mekanlarda bulunmak, namahremle aynı ortamı paylaşmak.. Kamusal alanda içki içtin, oruç yedin, dekolte giyindin kavgalarında adam "benim abdestimi bozmaya hakkın yok" diyor. "Göz zinası" diye birşey duymuş olmalısınız. Birçok ayrımcı-baskıcı talep, dini inanç ve mezhep özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Ve sizin özgürlük talebinizi bir "inanç-din" ekseninde ifade edebilmeniz de böyle bir madde kapsamında olanaklı değil.

    YanıtlaSil
  3. Bulent Murtezaoglu8 Ekim 2010 20:27

    Cemaatlerin bolunup cogalmalari baglaminda sizin ima ettiginizi anladigim faydaya isaret eden bir lafi vardir Jefferson'un. "Divided we stand united we fall" diye (yanlis yazmadim surada mektubun orjinali var.) O bunu buyuk ihtimalle samimi olarak diyor ama durdugu yer zaten sekuler bir zemin. Sekuler zeminde durmayana bunu nasil dedirtecegiz? Var ve hur olmak uzerine degil hakim olmak uzerine kurulu fikir yapilarini kirmak kolay gozukmuyor bana. Ustelik tam da bu noktada zeminin sekulerlesmesine itiraz var.

    YanıtlaSil
  4. RSS okuyucumda uzun bir süreden sonra yazınızı bulduğum için çok sevindim, sırf onu söylemek için yazıyorum. Lütfen devam!

    YanıtlaSil
  5. Tamam da memlekette sekuler olan kimse yok. Aleviler'in Yezid muhabbetlerini o kadar cok duydum ki onlar da bana korkutucu geliyor. Biraz gavur ithalati lazim Turkiye'ye ancak o zaman sekulerlesme olur.

    YanıtlaSil
  6. Sayın Nişanyan

    Herhalde biz müslümanları beceriksiz, akılsız ve tarih bilincinden yoksun zannediyorsunuz diyanet lağvedilirse 2,5 milyar tl yi nerden bulacakmışız gibi aptalca teorilerle güya bizi korkutup sindirme taraftarısınız.

    nasıl bulacağız sayın nişeanyan söyliyeyim sizin papazlar gibi cemaatine yük olmayız korkmayın, ilk yapacağımız iş arşivlerden çıkardığımız vakıflarımızı geri isteyeceğiz; onları satanlardan, çünkü bize ödedikleri ödenekler daha yarısı etmez vakıf kiralarının yıllarca kiliselerin elektrik paraları da o vakıflardan elde edilen gelirle kamu bütçesinden ödendi.Sadece beim bulunduğum Şebinkarahisarda 40 ın üzerinde dini vakfiye var zaviye köy vakfiyeleri de hariç ayrıca her dini müesseseye tahsisli tarım arazisi var bunlar geri verildiğinde biz devletten bağimsız yaşarız. Asıl yıllardır gizli ödeneklerden beslenip cüsselerinden çok sesi çıkan Aleviler düşünsün, özelliklede islam dışı alevilik tasavvurunda bulunanlar düşünsün ve gittikçede azalan gayrı müslimler düşünsün yakında kiliselerine değil papaz müstahdem maaşı ödeyecekleri para bile bulamazlar tabii dış yardımlar olmazsa.Saygılarımla

    şebinkarahisar tarihi ile ilgili sayfama sizleri bekliyorum:
    http://www.facebook.com/?ref=home#!/pages/Sebinkarahisar-Turkey/sebinkarahisar-tarihi/376655552315

    yücel Başaran
    Karacaören köyü camii imam hatibi
    Şebinkarahisar/giresun

    https://yclb.wordpress.com/

    YanıtlaSil
  7. Yücel bey neden bu kadar sert bir dil kullanmak istemiş, çözemedim.

    Devlet zorunu arkasına almadan bugüne dek Müslümanlık nerede yaşayabilmiş, onu da pek bir merak ettim.

    Bir tek Sovyetler Birliği geliyor aklıma...

    Sevan

    YanıtlaSil
  8. Dini egitim konusunda bir fikir beyan etmek isterim eger gereginden fazla hayalci demezseniz...

    Bence Din Kulturu ve Ahlak bilgisi diye bir ders olmasin hep nefret etmistim o dersten: cunku bir Din kulturu adina hicbirsey ogretilmiyor, ve iki kim hangi vasifla baska bir bireye yetiskin olmasa bile ahlak ogretme hakkini kendisinde gorebiliyor ozellikle sadece bir dinin mezhebinin propogandasini yapmaya gelmisse. Kaldiki ahlak adi altinda bile bir konu islemedim Turkiye'deki egitim hayatim boyunca.

    Din dersi denilince zoraki anlamini bile bilmedigim ama ezberledgim dualar, ahlak bilgisi denilince ayni sirada bir kiz bir erkek oturdu diye tokatlanan kiz arkadasim...

    Yani bu ders adinin hakkini vermiyor, yanlis anlamayin aleviligi, hristiyanligida ogretse sonuc aynidir: YETERSIZ. Bu yuzden belki uzun bir surec ama bence bu ders Teoloji olarak degistirilsin, ilk etapta bu dersi verebilecek vasifli elemanlar yetistirilsin veya en azindan ogretebilecek gecici elemanlar yetistirilsin. Zamanla sistem yerine oturup gercekten yeterli seviyeye sahip insan sayisi cogaldikca da teoloji denilince akla ilk inanc, tanri, peganism, cok tanrili ve tek tanrili dinler vs nedir sorularina cevap arayan ogrenciler gelsin. En azindan gelecek biraz "creative" ve orjinal olsun.

    Boyle bir sistem inanc uzerine daha saglikli bilgilere sahip insanlar yetistirecegi gibi, farkli kultur ve inanclara da daha hosgorulu bir toplum yaratir. Problem solved! only in theory...

    Yada, Din dersi mufredattan tamamen kalksin, benim icin daha makul olur.

    Saygilar

    YanıtlaSil
  9. Bulent Murtezaoglu3 Kasım 2010 13:24

    Elif hanim, hayal degil cunku dediginiz seyin 'teoloji dersi' kismi haric seklini ben yasadim. Ben okula basladigim zaman bu memleket oyle bir memleketti. 12 Eylul oncesi din dersi denen sey evden 'istiyoruz' diye kagit getirilerek alinan secmeli bir dersti. Mecburi yapmak herhalde darbe olmasa mumkun olmayacakti. Ahlak dersi de 1974 Ecevit-Erbakan koalisyonun marifetidir. O din dersinden alakasiz bir sey olarak mecburi konmustu. Ondan evvel yoktu. O iste hesap neydi bilmiyorum, belki MSPli insanlar MEB'e girsin diyedir? Neyse, ek bilgi de vereyim: sabah okunan 'andimiz'a da 'ey Ataturk'lu kisim 12 Mart'tan sonra eklendi. Okula bir turlu bir memlekette basladik, bir muhtira bir darbe bir suru hukumet gorduk ve baska turlu bir memlekette bitirdik diyeyim.

    Tamam, burasi harika bir yer degildi o zaman da, ama en azindan bu kadar garip degildi. Bu eklenenlerin hicbirini kolay kolay geri ceviremiyoruz simdi. Hepsi bir sekilde 'kutsal' oldu gecen zaman zarfinda.

    YanıtlaSil
  10. Sayın Nişanyan

    Ortalıkta dolaşan tantanalara bakarsanız İslam dini ve Onun temsilcileri devletin sırtında bir yük, ama bu çabalar beyhude,sizde iyi bilirsinizki geçmişte zaferler kazandıran, devletler kurduran insanların islam kültürüyle beslenmiş olmasıdır. Bugün geride kalmamızın (Tanzimattan beri)sebebi millet olarak İslamdan yeteri kadar gıdalanmayışımızdır.Sertliğimin sebebinin birisi budur.

    Sizin Teorinize gelince İslam devleti arkasına almamış bizzat omuzlamıştır. yine sizde iyi bilirsinizki anadolu kadim uluslardan müslümanlarca teslim alındığında yorgun ve ıssız bir kara parçasından ibaretti yorgundu savaşlardan bıkmıştı ,ıssızdı Çünkü Felaketler,savaşlar ve hastalıklar dolayısıyla Şehirlerin etrafındaki azbir nüfus hariç boş ve ıssızdı. Anadoluya yerleşen dervişler, erenler ve inanç önderleri sayesinde yeniden imar edilmiştir. kurulan zaviyeler sayesinde ıssızlıktan kurtulmuş ve yollar işler hale gelmiştir . Sizin anlayacağınız Müslümanlık bu millete Anadoluda bir devlet hediye etmiştir hatta üç tane ama ben hepsine bir diyorum, içimizdeki İslam dışı unsurlar sayesinde gaflete dalıp kaybettik imparatorluğumuzu.Ama cumhuriyetimizi ilelebet muhafaza edeceğiz bu böyle biline.

    Şimdi islam karşıtı sözler sarfedenlerin kökenleri ne yazıkki Bir şeyhe,bir mollaya, bir müderrise vb islami kimlikli insanlara dayanmaktadır.

    Etimolojik sözlüğünüzden oldukça faydalanıyorum,sizin inançta ne denir bilmiyorum ama bizim inancımıza göre hakkını helal et diyorum.

    NOt:Şebinkarahisar tarihi ile ilgili araştırmalar yapıyorum ve bunun içinde sizinde dahil olduğunuz ermeni cemamatıda var .Bilgi ve belgelerle araştırmamıza yardımcı olursanız sevinirim.


    Saygılarımla......

    YanıtlaSil
  11. Amerikada devletinde, kiliselerinde, politikacilarinda sevmedigi bir TV kanali vardir... PBS. Halktan gelen 20-30 dolar gibi bagislarla ayakta durur. Reklam almaz, devlet yardimi almaz.
    Sebinkarahisarli Imamin zihniyetini okuyunca aklima bir sure once seyrettigim bir program geldi.

    ABD universitelerinden birinin zenci profesoru kendi kokenlerini arastirir bir kac nesil gittikten sonra kole edilen bilmem kacinci dedesinin bugunki Tanzanyadan geldigini bulur. Orayi ziyaret etmeye karar verir.
    Bu haberi duyan PBS TV de "bizim kameramanlarimizi filanda seninle gonderelim bu arastirmandan bir program yapalim" der... anlasirlar.

    Malumunuz, Tanzanya yakin zamana kadar Tangankina ve Zanzibar denilen iki ulkenin birlesmesinden olusmustur. Prof bir milyonun uzerinde nufusu olan Zanzibara gider ve orada yerli halkla sohbetler yapar, durumunu anlatir.
    Fakat ne hikmetse Zanzibarli kimseler Profu kendinden gormez, sahiplenmez. Hepsi agiz birligi etmiscesine "biz Afrikali degiliz... biz FARS (iran) milletindeniz" der. Bir dukkana girer... ayni cevabi alir, yoldan gecen kadina sorar... ayni cevabi alir, bir polise sorar... yine ayni. Ama kimse "nasil olur yahu" sorusunun cevabini bilmez yada soylemez. Hatta bir ara prof hiddetlenerek "yav kardesim senin derin benimkinden kara ama hala Afrikali olmayip Fars oldugunu iddia ediyorsun" desede konunun cevabini bir turlu anlayamaz.

    Nihayet bir kac gun sonra oraya memur olarak gelmis olan bir ogretmen durumu gulumseyerek aciklar.

    Megerse bundan 400 sene kadar once bir Fars gemisi bu ada aciklarinda batar. Geminin 10 kisi kadar olan murettebati yuzerek adaya cikar. Geri gidemedikleri icin oraya yerlesirler, evlenirler. Bunlardan olan cocuklar Afrikali olmaktan utandiklari icin kendilerini Fars olarak addederler. O cocuklardan olanlarda kendilerine Fars derler. Boylelikle o damardan evlenen herkes kendine Fars der... ve bugune gelindiginde herkes "Fars" olmustur.
    ***
    Binlerce sene ismi Mavro Kastron olan Sebinkarahisarin tarini anlatan imam ile Fars olan Zanzibarlilar arasinda fark goremiyorum. Ne kadar bukersen buk, yorenin ismini ne kadar degistirirsen degistir o tepelerdeki "gavur mezarlari" o halkin dedelerinin mezaridir.

    Cumhuriyet kulturu insanlarimiza dedelerimizden utanmamiz gerektigini bize telkin ettigi icin gercekleri yutmamiz zor oluyor ve insanlarimiz sehrin isminin arapcasi buydu, farscasi suydu, dort kelimeden meydana gelirdi, yok bilmem neydi hikayeleri uydurarak teselli ariyorlar ne yazikki.

    Anadolulusun kardesim Anadolulu!

    YanıtlaSil
  12. haydar bey'e

    bizler sadece anadolulu değiliz,anadolu müslüman türküyüz bizi biz yapan asıl şey Anadolu bize değer katmammıştır, fakat biz anadoluya onu imar ederek değer katmışız.

    Şebinkarahisarla ilgili tezinize gelince şunu söyleyebilirim biz gelmeden önce adıda bahtıda mavro kastron(karakale)idi fakat bu necip millet anadoluya yerleştikten sonra adıda değişti bahtıda, karahisar kelimesi 1000 yıldır bu topraklarda kullanılıyor ve kullanılmaya devam edecek. Eğer eski adını alacaksa mavro kastrondan önce kolonia da vardı sanırım mö 300 lü yıllara kadar bu ad kullanılmıştır. Sizin bahsettiğiniz Mavro Kastron ondan sonra kullanılmıştır. Ayrıca bilmenizde fayda var bikaç köy hariç tüm köy isimleri türkçedir(buna rum köyleride dahil) bu Şebinkarahisar'ın Müslüman Türkler tarafından imar edildiğinin açık göstergesidir hakeza Şehir kale içinde kalan ların dışındaki tüm yapılar Müslüman türklerin döneminde yapılmıştır.

    saygılarımla

    YanıtlaSil
  13. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  14. yine sizde iyi bilirsinizki anadolu kadim uluslardan müslümanlarca teslim alındığında yorgun ve ıssız bir kara parçasından ibaretti yorgundu savaşlardan bıkmıştı ,ıssızdı Çünkü Felaketler,savaşlar ve hastalıklar dolayısıyla Şehirlerin etrafındaki azbir nüfus hariç boş ve ıssızdı. Anadoluya yerleşen dervişler, erenler ve inanç önderleri sayesinde yeniden imar edilmiştir. kurulan zaviyeler sayesinde ıssızlıktan kurtulmuş ve yollar işler hale gelmiştir .

    Malazgirt öncesi Anadolu hiç de yorgun ve ıssız bir yer değildi. Aksine, Justinianos döneminden o yana en parlak dönemini yaşıyordu. Müslüman akınları kesileli yüzyıllar oluyordu ve Bizans arada geçen dönemde doğuda önemli topraklar ele geçirmiş, Müslümanları tehdit eder hale gelmişti (Selçuklu saldırısını da bu tetikledi zaten). Nüfus da hiç de az değildi, aksine, fazlaydı. O zaman için 10 milyonun üzerinde (muhtemelen 15 milyon civarı) nüfusu olan bir yere her halde ıssız denemez. Ayrıca, tıpkı Osmanlı Anadolusu'nda olduğu gibi, nüfus geniş bir alana dağılmıştı. Malazgirt öncesi Anadolu mamur, müreffeh ve yoğun nüfuslu bir yerdi. Dünyanın en çok gıbta edilen bölgelerinden biriydi.

    Sizin anlayacağınız Müslümanlık bu millete Anadoluda bir devlet hediye etmiştir hatta üç tane ama ben hepsine bir diyorum

    Tarihçilik böyle idealizasyonlarla değil, reel olanı inceleyerek yapılır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onur bey
      10 milyon nüfus sizin bahsettiğiniz tarihte anadolunun ormanları dışında kalan az bir alana bile yerleşmeye yetmezdi, tıpkı Cumhuriyet öncesi gerek osmanlı rus harpleri gerek iç isyanlarla ve de birinci dünya savaşı gibi savaşlarla harap hale geldiği gibi anadoluda 10 milyondan fazla nüfus yüzyılın başındada vardı ama anadolunun köyleri boşalmıştı çalışamaz hale gelmişti. çünkü savaşların kırıp geçirdiği erkeklerden yani kol gücünden mahrum kalmıştır.
      iyi tarih biliyorsanız zaviye ve derbentlerin niçin kurulduklarını araştırın. ozaman anadolunun ıssız mı değilmi olduğunu anlarsınız.

      Tarihi idealize etmedim ama hala tarihteki hayatı günümüz için ideal görmem sizleri rahatsız etti. en azından sizin gibi hayali tarih yazmıyorum deliller, dayanaklar sunuyorum.

      Sil
    2. Yücel Bey,

      Farkında mısınız bilmiyorum, ama endüstri devriminden yüzyıllarca öncesinden, Orta Çağ'dan bahsediyoruz. O devirde Anadolu büyüklüğünde bir coğrafya için bırakın 15 milyonu, 10 milyon bile az bir nüfus değil, hele hele Orta Asya'dan gelen Türkmenler için hiç değil. Anadolu'ya Selçuklu işgalinden itibaren gelmeye başlayan Türkmenler tarihi verilerden biliyoruz ki o devirler için yoğun nüfuslu bir coğrafyaya geldiler ve yerlilerden izole olmaları söz konusu bile olamazdı. Girdikleri her bölgede yerlilerle iyi ya da kötü ilişkiye girdiler ve yüzyıllar süren bu ilişkiler süreci sonunda ortaya bugün Anadolu Türkleri dediğimiz ve genetik kökleri büyük çoğunlukla Anadolu'nun Türkmen göçü öncesi yerlilerine dayanan halk çıktı.

      Polemikçi ve gayet ideolojik üslubunuz bana sökmez, zira ben ilgili konulara hakim biriyim.

      Sil
  15. Laikliğin tanımı; hiçbir dine, ilahi inanışa ya da mezhebe bütçeden tek kuruş pay ayrılmamasıdır.

    Din denen oldu, kişinin kendi içsel yolculuğudur.Bundan diğer insanlara ne?
    Bunun maddi külfeti varsa dindarın kendini bağlar, bunun için bütçeden asla pay ayrılmaz.

    Örnekse;

    İlgili semtte yaşayan müminler,cami yapmak ve içinde imam, müezzin istihdam etmek istiyorlarsa,bu onların keselerinin sorunudur.

    Alırlar arsalarını, ya da içlerinden bir hayırsever mümin bağışlar..
    Yaparlar camilerini,ya da bir veya birden fazla hayırsever yaptırır..
    Tutarlar istedikleri imamı,verirler istedikleri kadar maaşı.
    Eskidikçe bakımını tamiratını, tadilatını yaptırılar..

    O caminin cemaati, cumaları namaza geldiklerinde ya da her ne zaman ve her ne şekilde olacaksa, ayarlarlar düzenler, aidatlarını yatırırlar.

    Hem böylece imamların vasat, hatta vasatın altındaki kalitesi de artar..

    Devletin cart curt propoganda metinlerini okuyan papağan gudubetler yerine, adam gibi dersini çalışan,din konusunda söyleyecek sözü olan, felsefe bilen, retoriği olan, hitabetiyle etkileyen, insan ruhundan anlayan, örnek insan hasletleri olan veya en azından ezan okurken sesi çatlamayan hocalar aranır olur..

    Memlekette imam yok bu devlet memurluğu kepazeliği yüzünden..Bu bile müminlere çığır açacak bir artı değer yaratır..

    Benim vergimle ve ben dindar olmadığım halde yapılan camilere, ödenen imam maaşlarına, diyanet işleri denilen hidrosefal kamu kurumuna lanet olsun dersem;

    Ne o camide kılınan namaz kabul olunur, ne o imamın yediği lokma helal olur, ne de o televizyonlarda caka sakan ilahiyat(!) Profesörünün onuru ve haysiyeti olur..

    (Bu arada Hellence ve ibranice bilmeden de nasıl ilahiyat profesörü olunuyor o da ayrı bir konu.Olsa olsa yüksek islam din bilgini olur.)

    Derhal o Diyanet İşleri Başkanlığı denilen "haram" kurum ve bağlı bulunan müftülük vb. gibi kuruluşlar ya lağv edilmelidir..

    Yahut kendilerine mümin diyen vatandaşların beyanı doğrultusunda, örneğin elektrik faturası gibi, aylık gider faturası direkt olarak bu kendini mümin olarak tanımlayan insanlara mahsup edilmelidir.

    Aksi taktirde o camilerde kılınan namazlar memlekete "hayır" yerine "şer" getirir..

    Çünkü gasp ile finanse edilen kurumlarda icra edilen dini vazife, asla hakkaniyet taşımaz..
    Edilen dualar, yapılan ibadetler Hakka ulaşmaz..

    Bir de şunu söyleyeyim..

    Her fırsatta Türkiye'nin %99 u müslümandır diye diline pelesenk etmiş olanları, bahsettiğim gerçek bir laiklik ve din işleri finansörlüğünün müminlere verildiği zamanlarda görmeyi çok isterim.

    Gömlek ceplerinde 10 liralık sigara sarkıtan düşük gelirli müminler,
    iphone 5 çıkınca 4s i hemen ellerinden çıkaran orta sınıf müminler
    ve evlerini Suud savurganlığıyla iç mimarlara dekore ettiren üst gelir sınıfı müminler, beleşe gitmeye alıştıkları camilerine beş kuruş aidat verirler mi onu da şu dünyadan göçüp gitmeden görmek isterim..

    YanıtlaSil
  16. ''MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz.''

    Bu madde işlemez. Çünkü kamu bütçesinden ayrılan payın o din veya mezhebin gnele nüfusa oranına göre belirlenmesi için tüm toplumda hangi din ya da mezhebin ne kadar mensubu olduğunu tespit etmek gerekir. Yani devletin her vatandaşının inanç durumunu kayıt altına alması gerekir. Bu durum;
    1- Suistimal edilmeye fevkalade açıktır.
    2- Kimse inancını açıklamaya zorlanamaz maddesiyle çelişkiye düşer.
    3- Bireylerin inançlarını sabit kabul etmeye dayanır (benim birkaç ayda bir din değiştiren tanıdıklarım var internet forumlarında).

    Geçiniz...

    ''MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve ibadeti kısıtlanamaz. Bu din ve mezheplerin mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz.''

    'Toplumca tanınan din' ifadesi sorun çıkarır. Hangi toplumca? Toplum yekpare bir bütün değildir. Sünniler 'kitap ehli' dinlerin dışında kalanları tanımaz. Koca Hinduizm, Budizm, Taoizmi tanımazlar. Hatta Sünniler Aleviliği bile ayrı bir din olarak tanımaz. Zaten bir topluluğun hak alması için başkaları tarafından tanınması kendi başına sakat bir mantığa dayanmaktadır. Öte yandan, satanizm güzel bir dindir. :) Son olarak, yeni din kurma hakkı her zaman vardır. Biri çıktı ve yeni bir din kurdu, kısa sürede milyonları ikna etti diyelim. Örneğin Alevilik ayrı ve özgün bir din olarak milyonlarca insan tarafından tanınmaya başladı diyelim. Bu milyonluk dini sırf yeni olduğu için daha az önemli mi tutacağız anayasada? Mantıksız.

    Din mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz demişsiniz. İslam mensuplarının bir kısmı çıkıp ''Biz inancımız gereği hırsızın elini kesmek istiyoruz'' derse ne yapacaksınız?

    Bu madde de olmadı. Geçiniz...

    ''MADDE: Kamu okullarında yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine seçmeli din dersi verilir. Din dersi öğretmenleri, mensup oldukları din veya mezhebin kurum veya cemaatlerinin onayıyla seçilir.''

    Bu madde gereksiz bence. Din eğitimi sivil topluma bırakılabilir. Sivil toplumda bu eğitimi veren yapıları denetleyecek bir mekanizma da düşünülebilir. İlla okulda olması gerekmez. Okulda olacaksa da beden eğitimi dersinin spor salonunda olması gibi okul dışı-bitişiği bir binada yapılabilir.

    Sevgilerimle.
    Fırat

    YanıtlaSil