3 Kasım 2010 Çarşamba

Anayasa Sohbetleri 4 - Yerel Yönetim

Federal sistem Türkiye’de olmaz, onu bir kere geçiniz. Federasyon yapmak için federe birimlerin şöyle üçyüz beşyüz senelik bir geçmişi, bağımsız kimliği, geleneği vs. olması lazım. Federe birim varlığını ve meşruiyetini merkezi yönetimden almaz; kendi başına zaten varolan bir organizmadır. Ezelden gelen yetkilerinin bir kısmını kendi rızasıyla merkeze devreder. Var mı Türkiye’de böyle bir şey?

Birbuçuk porsiyon sistemi de iyi sonuç vermez kanımca. De ki Kürtlere özerk yönetim hakkı verdin, İskoçya parlamentosu gibi Diyarbakır’da meclis kurdun. Bir kere Türk kamuoyu böyle bir çözümü hazmetmez, kavga çıkar. İkincisi, öbür şehirler isyan eder neden bizim böyle bir hakkımız yok diye. Sonra ister istemez Diyarbakır’da zamanla başka havalar çalınmaya başlar, memleketin tadı kaçar.

İktidarı merkezden yerele yaymak istiyorsak başka bir formül bulmalı. Buyurun, bir deneme.

MADDE: Nüfusu onbinden büyük olan yerleşimlerde Yerel Yönetim kurulur. Coğrafi olarak bitişik olan yerleşimler, halk oylaması sonucu birleşerek Yerel Yönetim kurabilirler.

Memleketin yüzünü tanınmayacak şekilde – olumlu yönde – değiştirecek bir adımdır.

Özetle ne yapıyor? Yerleşim birimi (kasaba, şehir, köy) ile belediye (idari teşkilat) arasındaki organik bağı koparıyor. Vatandaşın dilediği boyda, serbestçe yerel yönetim birimi oluşturmasına imkân tanıyor. Asgari onbini mesela diye dedim. Yirmibin de olur, hatta ellibin belki daha iyidir.

Türkiye’nin güncel trendlerine uygun üstelik. On senedir memleketin her yanında böyle sentetik belediyeler kurulmakta, bilmem farkında mısınız. Antalya’da Evren ile Seki birleşti, Evrenseki oldu. Bodrum’da Gölköy’le Türkbükü birleşti, Göltürkbükü oldu. Adana’da, Samsun’da, Konya’da bir sürü Ataşehirler, Esenyurtlar, Birlikkentler bu yöntemle kuruldu.

Bence prensip olarak üst limit koymamak lazım: canları isterse on milyonluk metropoller yaratsınlar. Yahut bütün Kürdistan’ı tek belediye yapsınlar. Her ihtimale karşı siyasi anlamda sakıncalı birimlerin ortaya çıkmasını önlemek için belki şu kayıt konabilir:

MADDE: Yeni yerel yönetimler Meclis’in onayıyla kurulur.

Yani halkoyu yetmez, meclis’in de evet demesi lazım. Daha önemlisi şu:

MADDE: Bir yerel yönetim biriminde yaşayanlar, yeni yerel yönetim kurmak şartıyla ayrılabilirler.

Tercümesi: Bitişik sahada onbin kişi toplan, oylama yap, Meclisi ikna et, ayrıl. Bu silah elinde olduktan sonra sıkıysa yerel yönetim keyfî vergi salsın, zabıta terörü kursun. Yahut çöpleri toplamaktan aciz Hacı Ağa’yı hayat boyu belediye başkanı seçsin.

MADDE: Eğitim, ulaşım, sağlık ve imar hizmetlerinde birincil sorumluluk yerel yönetime aittir. Yerel yönetim ayrıca yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu hizmetlerini üstlenebilir.

Ulaşım, sağlık, imar kolay. Eğitime de geleceğiz. Okulları yerel yönetime bağlayıp, merkezi yönetime sadece standartları belirleme işini bırakacağız.

Esas hadise ikinci cümlede. Belediyenin üstlenebileceği devlet fonksiyonlarının sınırını iyice esnek tut diyor. Kendine güveniyorsa girişsin, güvenmiyorsa ya da canı istemiyorsa girişmesin. Vatandaşın da tercih hakkı olsun: az vergi az devlet, çok vergi çok devlet.

Belki daha radikal gidip, “yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu fonksiyonlarını ÜSTLENEBİLİR” yerine “... ÜSTLENİR” demek lazım, emin olamadım.

Ortaya çıkabilecek dengesizlikleri merkezi yönetim sosyal destek politikalarıyla bir ölçüde giderecektir mutlaka. Fakir belediyelere devletin bir miktar koltuk çıkmasına kimse itiraz etmez herhalde. Yeter ki işin ölçüsü kaçmasın, belediyeler devlet çiftliğine dönüşmesin.

Peki: yerel yönetim ordu kuramasın, para basamasın. Yabancı ülkelere elçi göndersin mi? Göndersin tabii. Devir değişti, Paris’in, New York’un birçok ülkede resmi temsilcisi var. İstanbul da şu Kültür Başkenti işi yüzünden yabancı ülkelere heyetler gönderdi, bürolar açtı.

Polis teşkilatı kursun mu? Olabilir, emin değilim. Alt düzey mahkeme kursun mu? Kesin şart. Güneydoğu’da herhangi bir savcıya veya hakime sorun bakalım, ahali kendi yerel duyarlıklarına yabancı olan mahkemeleri nasıl boykot ediyor.

Üniversite kursun mu? Mükemmel olur. Tapu idaresi kursun mu? Merkezin belli ölçüde denetimi yasayla sağlandıktan sonra, neden olmasın?

MADDE: Yerel Yönetimin yetkileri, halk oyuyla kabul edilen koşul ve kurallara bağlanabilir. Halk oyuna sunulacak kurallar yasaya aykırı olamaz.

ABD’de citizens’ initiative dedikleri şey bunun bir çeşididir. Kaliforniya’da 1978’de halk oyuna sunulup emlak vergilerine %1 sınırı koyan Proposition 13 ilk örneğiydi. Bir çeşit yerel anayasa hukuku oluşturmanın ön adımıdır. Misal, falan köyü, filan kasabasıyla birleşip belediye kurmadan önce belediye başkanlığının dönüşümlü olmasını şart koşabilir. Ya da belediye meclisinde en az şu kadar üyeyle temsil edileceğiz diye dayatabilir. Yahut ne bileyim, yeni liseyi X alanında kurarsak hastaneyi de Y alanında kurma şartı getirebilir.

Arada enteresan fikirler de doğabilir. Mesela federal yapıda belediyeler icat edilebilir. Evren ile Seki birleşip Evrenseki olurken diyebilirler ki biz aslında eski kimliklerimizi büsbütün kaybetmek istemiyoruz. Ayrı ayrı yerel meclisler kurup sadece bazı yetkileri ortak belediyeye devredeceğiz.

Yasayla sınırlamak gerekir ki işler zıvanadan çıkmasın, “Hacı Ağa ömür boyu belediye başkanı olacak” ya da “beş vakit namaz kılmayanlar belediye memuru olamaz” gibi öneriler gelmesin.

Müthiş bir reform olur kanımca. Yerel koşullara göre farklı nitelikte yerel yönetimlerin kurulmasına olanak tanır. Yönetimde yeni fikirlerin, değişik modellerin denenmesini sağlar. Rahmetli Mao’nun deyimiyle bin çiçek açar, bin fikir çatışır. Komşu belediyenin modeli güzel sonuç veriyorsa sen de benimsersin. Olmadı isyan bayrağını açıp o beldeye katılırsın.

*

İl ve ilçe yönetimini de unutmayalım. Sayın valimiz yeni sistemde ne iş yapacak?

MADDE: Valiler Başkan tarafından atanır ve il düzeyinde Başkanı temsil eder. Kaymakamlar Başkan’ın onayıyla Vali tarafından atanır ve ilçe düzeyinde valiyi temsil eder.

MADDE: Vali ve kaymakamlar, merkezi yönetime bağlı kamu kurum ve görevlileri arasında eşgüdümü sağlamakla görevlidir. Acil haller dışında doğrudan idari görev üstlenmezler; kamu kurum ve görevlilerine doğrudan emir veremezler.

Şaşırttım sizi, değil mi? Ama düşünürseniz en sağlıklı çözüm herhalde budur.

İstisnaları bilemem, ama bana öyle geliyor ki vali ve kaymakamlar halen Türk idari mekanizmasının en çürük halkasıdır. Kâğıt üzerinde yetkileri sonsuzdur, ama pratikte herhangi bir ciddi işe yaramazlar. Ekonomik alana müdahaleleri cehaletle karışık göz boyamadan ibarettir; genellikle fiyaskoyla sonuçlanır. Güvenlik alanına müdahaleleri polisi sinir eder. Hemen her ilde vali ile belediye başkanı kavgalıdır.

Öyleyse valileri halk seçsin? O da gerçekçi değil. Bürokratik yapının mantığına aykırıdır. Geleneğe aykırıdır. Üstelik paralel bir yetki alanı yaratıp yerel yönetimi çıkmaza sokmaktan başka sonuç vermez.

O halde gelin, Britanya’daki lords lieutenant gibi bir formül düşünelim. Direkt idari yetkileri olmasın. Dolayısıyla emir değil ikna ve uzlaşı yoluyla iş görmek zorunda olsunlar. Ama Başkan tarafından atanıp doğrudan Başkan’a karşı sorumlu olsunlar ki, gerekirse Ankara vasıtasıyla pazu gösterebilsinler. Kamuya uzun süre hizmeti dokunmuş, olgun, efendilikleriyle göz dolduran bürokratlar için ideal bir park yeri olur. Bayramlarda ve ulusal günlerde törenleri yine onlar yönetir.

Başkan ne diye sormayın şimdi, sırası gelecek.

Bölgesel yönetim?
Yazının buraya kadar olan kısmını bu işlerden anlayan bir arkadaşım okudu, “bölgesel” yönetimi gözardı etmemi eleştirdi. Avrupa Birliği’nin 1975’ten beri yürürlükte olan Bölgesel Politikasını hatırlattı, Türkiye’nin istese de istemese de buna ayak uydurmak zorunda kalacağını savundu. Meğer Devlet İstatistik Enstitüsü bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmış, “Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı” veto yemiş ama 2006 tarihli 'Kalkınma Ajansları Hakkında Kanun' da bu yönde ciddi bir adımmış.

“Kim sever ellibin nüfuslu yerel yönetimi?” diye kibarlaştırabileceğim bir soruyla mevzu özetlendi.

Vallahi çok iyi bildiğim konular değil, ama bana öyle gelir ki bölgesel yapılanma bizim burada bürokratik yapıyı bir nebze rasyonelleştirmek dışında çok büyük bir amaca hizmet etmez. Bir şekilde oluşturulacak “Kürdistan” bölgesel yönetimi de, isterse 17 veya 26 bölgeden biri olsun, memlekete baş ağrısından başka şey getirmez, üzgünüm.

Küçük başla. Küçüklere büyüme şansı ver. Bekle. Daha iyi bir formül sanki.


6 yorum:

  1. bu durumda doğu ve güneydoğuda her aşiret kendi yerel yönetimini kurar. batıda ise iş tamamen partilerin yerel yönetimine döner gibime geliyor. a bölgesi chp'nin, b bölgesi akp'nin, c bölgesi mhp'nin olur. polisinden okuluna kadar tam bir kamplaşma olmaz mı?

    YanıtlaSil
  2. Sayın Nişanyan, bence eyalet sistemi oluşturulabilir Türkiye'de. Bu şekilde tarihsel kökeni olmadığı halde yaratılanlar var. ABD, Avustralya, Kanada hepsi öyleler zaten. Ama yine de vardığınız noktaya katılmasam da yazılarınız gerçekten zihin açıcı. Böyle sürekli duyduğumuz ezberlerden çok farklı. Lütfen daha çok yazın, mümkünse her hafta, her gün yazın. Sizi okumak çok keyifli ve zihin açıcı oluyor.

    YanıtlaSil
  3. Türkiye'nin bir de şöyle bir gerçeği var :Kararlar ''muvakkaten''alınır ;
    Sonra ''kazık çakar''.
    Yani kanunlar geçici olarak ilan edilir,bir müddet sonra kalıcılaşır .
    Örnek :geçici deprem vergisi gibi ,ya da memurların yargınmasını düzenleyen ;memurin muhakematı MUVAKKAT kanunu gibi.
    Eeee ! ne de olsa göçebelik genlerimizde var.
    Bu yeni düzenlemelerde de buna dikkat edilmeli.
    Gene muvakkat kararnameler çıkarılır;Farz-ı misal ;10 sene Türkiye federal yapıda yöneltilir .
    Arıza çıkarsa ''Zinde güçler'' düdüğü çalar ,''oyun bitti '' der !.Gene merkezi yönetime dönülür.Arıza çıkmaz ,bilakis faydaları görülürse ,bir 10 sene daha federal uygulama uzatılır.

    YanıtlaSil
  4. Makalenin bas tarafi cok cok iyi gidiyordu. Okudukca "katilmiyorum" dedigim noktalar artti.

    Niye yeni anayasa yapmak ihtiyacimiz var?
    80 kusur sene once bir devlet yaratilip ona halk tasarimi yapilmaya calisildi... ama olmuyor.
    Simdi halka uyan, hizmet eden, hesap veren bir devlete ihtiyacimiz var. Devlet ile halkin sozlesmesinede anayasa diyoruz.
    Yani burada ozne halk. Dolayisi ile bu (oldukca ilerici olsada) makalede aranan -orta yol- yaklasimi 367 leri yaratan, cocuklara tas attigi icin 20 sene hapis veren, katilleri cocuk kanunundan faydalandiran bu ulkede daha sonra yine sorun olur.

    Bu nedenle kararli ve net davranarak insanin odakta oldugu anayasa yapmakta fayda var.
    Yerel yonetimlerde bunun onemli bir bolumu.
    ***

    Eyalet icin gerekli olan 300-500 senelik tarihden daha fazlasi var. 1000, 3000, 5000 senelik tarihler bunlar. Trabzonlunun ruhi sekillenmesi ile Hakkarilinin, Trakyalinin, Kilislinin ruhi sekillenmesi birbirine benzemez ve binlerce sene geriye gider. Bu toplumlar son 2-3 yuzyil oncesine kadar birbiri icin kaf daginin arkasindaki adamlardi. Bu bazda tarif edilen “eyalet olmamali” saviniza katilamiyorum.

    Ancak "Eyalete gerek yok" sozu dogru. Cunku belirlenecek eyaletlerin COGUNUN bugunku konjukturde ekonomik, sosyal ve kulturel karsiligi yok.
    Tunceli olasi bir Dersim eyaletinin ticari veya kulturel merkezi degil. Ona keza Trabzon Rize icin kulturel veya ticari merkez degil. Hatta eger Kirsehir-Nevsehir-Nigde-Aksaray-Kochisar bolgesinin yakin tarihine bakarsaniz surekli birbirine baglanmis ve daima sorunlar yasanmistir.
    Dolayisi ile eyalet yerine bahsettiginiz gibi ilce-sehir-grup bazindaki bir formul derde deva olur.
    10 bin ila 10 milyon buyuklukteki yerel birim tespitiniz de harika. Katilim yada ayrilma konusundaki formulunuzede katiliyorum.

    Fakat her ne kadar iyi niyetli olsanizda Vali/Kaymakam ihtiyaci ve tarifinize katilmiyorum. Bir rolu olmayacagini tarif ettiginiz bu tipler halk ve halkin sectikleri uzerinde sallanan tirpan olmaktan baska ne ise yarar? Gerek yok.
    Zaten yerel yonetimlerin hayata gectigi bir sistemde baskanlik sistemi belirttiginiz gibi en uygun sistemdir. Dolayisi ile secildikten sonra "guven oyu" diye kaygisi olmayan bir hukumetten bahsediyoruz. Ve bu hukumeti denetleyen mekanizma olarak meclis ve senato olmali. Bu meclislerden biri bu yerel yonetimlerden gelenlerden olmali, ornegin 1700 yerel yonetimmi var? 1700 milletvekili olur... dolayisi ile yerel yonetimlerin denetim ve koordinasyonu gorevi bu meclise verilmeli. Vali ve hukumetin bulasmasina gerek yok.
    ***
    "Eğitim, ulaşım, sağlık ve imar hizmetleri" ne ek olarak guvenlik ve savcilik hizmetleride yerel yonetime ait olmali.
    Ermenilere gicik olan bir savci bir siir icin birisi hakkinda dava actiginda kimseye hesap vermiyor. Oysa halkin oylari ile secilen birisi olsa boyle davranis biraz zor olur. Dolayisi ile bu savcinin sevk edecegi guvenlik gucude yore halka hesap verirse cocuklarin kolunu kiran, kafasini dipcikle ezen, katille fotograf ceken polislere rastlamayiz.
    Ankarada ise Anayasa Savcisi ve Polisi anlaminda merkezi bir polis orgutu olur gorevi ve yetkileri net olarak ayrilir.
    ABD de adamin biri gidip bir binaya işemişse bu bir suctur. Eger bu bina bir mesken ise yerel polis bakar, eger bir devlet dairesi ise Eyalet polisi bakar, eger bir Sinagog, Cami, Kilise, Gay Haklari Dernegi binasi vs ise Federal polis bakar.
    ***
    Hernekadar bu yonetimlerin gelir kaynaklarinin detaylari kanunla belitilir olsada bazi ana hatlari anayasada belirmekte fayda var. Ornegin her yerel yonetin kendi hudutlari dahilindeki dogal kaynaklarinin sahibi olmalidir. Firat uzerindeki Keban da uretilen elektrik Ankarayi aydinlatiyorsa bedeli Keban a gitmelidir. Boylelikle her yorenin reel kapasitesi anlasilir. Yoresine HES yaptirmak istemeyen yaptirmaz, Istanbulun emlak vergisi Mardine gitmez.
    Mardin yatirim isterse kendi kurumlar vergi oranlarini dusurerek sirketleri oraya ceker, istihdam yaratir. Yada Kocaeli den gelen malllara narh koyarak yerel uretimi ve istihdami tesvik eder.

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Nisanyan'in onerilerine yuzde yuz katiliyorum. Turkiye'nin cikisi budur. Bu cozum hem insanlarin yerel hassasiyetlerini, yasam kalitesi arayislarini goz onune alir hem de etnik kokenlerini ifade imkanlarini yaratir. Dahasi bu oneri ayni zamanda nufusun cogunun bolunme korkularini dindirir. Yerellik gercek olandir. Politika yereldir. Saglik hizmetleri yereldir. Iliskiler yereldir. Eyalet sistemi daha siddetli bir Kurt ayaklanmasi dogurur, yerellik ise Kurtlugu siddet olmadan yasama sansini yaratir. Kurt olmayanlarin gunluk hayata dair problemlerini cozecek olan sey yerelligin guclendirilmesidir, eyalet duzeyindeki hicbir cozum Izmir'de 15 yildir bitmeyen metro insaatini bitirmeyecek. Eyalet istegi dupeduz ayrilikciligin ara fazi ve ardindan daha buyuk acilarin geleceginden suphem yok.

    Sevan bu onerini devlet ciddiye almali. Yerellik yerellik yerellik. Ama butuncul bir ulke icinde.

    -Vatansever Adsiz

    YanıtlaSil