11 Kasım 2010 Perşembe

Anayasa Sohbetleri 5 - Küçük Neden Güzeldir

Yerel yönetimi güçlendirmek neden iyidir? Teorik sözleri bir yana bırakıp bu ülkenin tarihinden bir örnekle anlatmaya çalışayım. Olayı daha önce bu yönden düşündüğünüzü hiç sanmıyorum. (Ankara’nın Doğusundaki Türkiye kitabımda kısaca yazmıştım gerçi, kısmen tekrar.)
Hikâye şöyle.
Beylikler devri
Anadolu'nun Bizans tarafından yönetilen bölümünde medeniyet sanki 6. yüzyıl ortalarında sona erer. 550’leri izleyen 600 küsur yıl boyunca başkent İstanbul dışında dişe gelir tek bir eser görülmez. Sanki bu yüzyıllar hiç yoktur. Denizli’ye, Manisa’ya, Adana’ya, Tokat’a bakın: antik döneme ait bir dizi etkileyici kalıntı, sonra uzun bir sessizlik.
Türklerin gelişinden üç-dört kuşak sonra müthiş bir imar patlaması başlar. Anadolu'da bugün varolan kent ve kasabaların hemen hepsi o dönemde kurulmuş veya yeniden şekillenmiştir. 1100’lerin sonundan başlayıp 1500’lerin başına dek hepsi cami, han, hamam, medrese, kervansaray, tekke, saray, şifahane ve imaret ile donatılır. Bunlar gerek sayı, gerek kütle, gerek işçilik bakımından son derece şaşırtıcı eserlerdir. Konya’yı, Sivas’ı geçin, Divriği’ye, Bitlis’e, Niksar’a, Eski Malatya’ya, Kastamonu’nun Kasaba’sına, Harput’a, Ahlat’a, Tercan’a, Eğridir’e, Sivrihisar’a, Milas’a, Selçuk’a bakın. Hepsinde göz kamaştırıcı işler yapılmış.
Şişineceklerdir: “Türkler Anadolu'ya medeniyet getirdi.” Yok efendim, öyle değil. Madem getirecek medeniyetleri vardı, neden Orta Asya’da bunun izi görülmedi? Madem getirdiler, neden 1071’den sonra yüz yıl belli etmediler?
Doğrusunu söyleyelim: Türk beylikleri Anadolu'ya medeniyet getirdi.
Yüz tane başkent
Malazgirt’ten sonra Türkler buraya gelip o eşsiz devlet kurma yetenekleriyle bir Devlet kurmadılar, hayır. Bizans düzenini yıktılar. Yerine sabah akşam birbiriyle didişen, çeteden az hallice birkaç yüz tane beylik kurdular. Konya Selçukluları da bildiğiniz anlamda Devlet değildi, her şehirde ayrı kardeşin, her diyarda ayrı vezirin hüküm sürdüğü bir tuhaf yamalı bohçaydı. “Federasyon” demek fazla iyimser olur sanırım. Daha çok, bir tür organize anarşi durumu.
Merkezi devletin ölü sıkletinden kurtulan Anadolu, Türk beylikleri devrinde muazzam bir canlanmaya tanık oldu. Eskiden imparatorluk memurlarına ve kilisesine giden – ya da nasıl olsa onlara gidecek diye atıl bırakılan – kaynaklarla sayısız mini-devletin başkenti finanse edildi. Her başkentte mimarlar, sanatkârlar, şairler, fakihler, alimler, dervişler doyuruldu. Lüks tüketim malları ticareti patladı.
İnanır mısınız, 1200’lerde lüks parfüm, lüks ziynet eşyası, pahalı kumaş deyince Avrupalının aklına Anadolu limanları gelirdi.
Anadolu'nun o kadar çabuk Türkleşmesindeki asıl etkeni belki burada aramak lazım: kılıç değil, fırsat.
Osmanlı Devleti 16. yüzyılda egemenliğini pekiştirip Bizans'ın yoluna girince işler gene tersine döndü. Memleket Devlet gördü. 1550'leri izleyen 300 yıl boyunca Anadolu'nun İstanbul'dan yönetilen kısımlarında gene taş üstüne konmuş bir taş görünmüyor.
Tezi kanıtlayan istisna
Anadolu’nun Bizans tarafından yönetilen kısmında hayat yoktu dedik. Ya diğer kısmında?
Türklerden önceki yüzyıllarda bu memlekette büyük imar faaliyeti gösteren TEK bölge vardır, o da Van'dan Artvin’e uzanan kuzeydoğu sınır ülkesidir. Arap egemenliğinin doğuda çözülmeye başladığı devirde burada bir dizi Ermeni ve Gürcü devletçiği türemiştir. Bizans'ın askeri gücüne teslim oldukları 11. yüzyıl ortalarına dek, boylarından beklenmeyecek eserler ortaya koyarlar. Sırf Van gölü çevresinde kimine göre 100, kimine göre 300 tane heybetli manastır sayabiliyoruz, hepsi bu devirden. Artvin’in kervan geçmez köylerinde, her biri büyük metropollere yakışır heyula boyutlu kiliseler var, aynı devirden. Kars’ın hangi köyüne gitseniz yine aynı durum. Bunları yapanlar, en muktediri bugünkü Van vilayeti büyüklüğünde olan, her yirmi yılda bir amip gibi bölünen birtakım mikro-devletlerdir.
880 ile 1040 arası o bölgede onca anıtsal kilise, manastır, saray, kale yapılırken neden Bizans egemenliğindeki Anadolu'da bir tane yok? Soru bu.
“Ermenilerde var o haslet” deseniz, 880 yılı öncesinde neden yokmuş, 1040’tan sonra neden olmamış diye sorarlar.
*
Yerel yönetimi güçlendirelim derken kastettiğimiz budur işte. Mantığı sonuna kadar götürürsek merkezi devleti toptan lağvedelim dememiz gerekir. Ama ona cesaret edemeyiz; etsek de kimseyi inandıramayız. O yüzden yerel yönetim reformuyla yetineceğiz, mecbur.

4 yorum:

  1. Sevan ornekler cok guzel. Bunlari biraz daha detaylandirir misin? Ozellikle antik donemdeki yogun imar donemini merak ediyorum. Birkac sorum daha var:

    -Balkanlar merkezi devlete ragmen nasil imar oldu?
    -Turk beyliklerinde diger din ve dillere yaklasim nasildi?
    -Nasil oldu da gorece "daha az medeni" beyler Anadolu'ya hakim oldular?
    -Bugun Anadolu kaplanlarini cikartan sehirler mesela Kayseri vs. bunu nasil beceriyor da Izmir dokuluyor? Bu bir mentalite meselesi mi yoksa sadece isciligin ucuzlugu ile mi ilgili?

    En onemlisi su: Yerelligi guclendirmek otomatik olarak yerel ekonomiyi guclendirir mi yoksa beylikler doneminde yerel ekonomilere guc veren kritik bir kaynak mi vardi ve bu kaynak mi yerel guclerin olusmasina yol acti?

    Osmanli'nin hep ticaret yollarinin degismesinden battigi soylenir. Acaba beylikler ticaret yollarinin karliliginin zirvesinde mi hukum surduler? Bugun globallesme ile bir anlamda ticaret yollari Anadolu'ya geri dondu ve yerellige ekonomik bir kan damari bulundu diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
  2. Tamamen mantikli. Irksal ustunluk yok. Sonuclari yaratan tek sey kosullar. Hatta kulturel ustunluk de yok denilebilir. Sonucta kulturleri sekillendiren de kosullar degilmi?

    Nefis fikirleriniz icin cok tesekkurler.

    YanıtlaSil
  3. Anadolu'nun bu geriliğinin asıl nedeni merkeziyetçilikten çok bu dönemdeki savaşlar değil midir?
    İran'la yapılan savaşlar ve İslam'ın ortaya çıkışından sonraki Arap ve Türk istilaları bölgede yerleşimin ve ticaretin gerilemesinde bence en önemli etkendi.

    YanıtlaSil
  4. Bizans ve islâm devletleri örneğine uygun biçimde, Selçuklular, Anadolu'da kentlere dayalı bir devlet kurarlar. Kent, idarî, kültürel ve ekonomik merkezdir. Batı Avrupa'dan farklı olarak, gerek Bizans feodalleri ve gerekse Selçuklu arazi sâhipleri kentlerde otururlar. Ne var ki, Bizans feodalleri, pek az uğradıkları Anadolu'daki büyük çiftliklerinden sağladıkları rant gelirlerini, Istanbul'da harcarlarken, Selçuklu ileri gelenleri, gelirlerini Anadolu kentlerinde harcarlar*. Bu, Anadolu kentlerinde yöresel talebi genişletir. Talep artışı ve devletin avantajlı koşullarda hıristiyan çiftçi iskânı, tarımı canlandırır.
    -
    * Atatürk'ün Istanbul'u bırakıp Anadolu'nun ortasında bir başkent seçmesinin Anadolu'nun kalkınması açısından böyle bir anlamı vardır. Atatürk döneminin planlı kalkınma anlayışından vazgeçilmeseydi, Anadolu kalkınması bu seçimin doğruluğunu kanıtlayacaktı.

    Doğan Avcıoğlu - Türklerin Tarihi Beşinci Kitap s. 2044/2045

    YanıtlaSil