15 Ocak 2011 Cumartesi

Anayasa sohbetleri 9: Vatandaşlık

Yeni Anayasada Vatandaşlık Nasıl Olmalı?
Şimdiki anayasanın 66. maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür,” demiş.
Bu ne demektir sizce? “Vatandaşlık bağı ile bağlı” nasıl bir şeydir? “TC vatandaşı olan herkes Türktür” mü demek istemiş? Öyleyse neden dümdüz dememiş, lafı neden dolandırmış?
Ne demek istediğini ben size söyleyeyim. Nüfus kâğıdı yetmez diyor, ideolojik deli gömleğini de giyeceksin. "Bağıyla bağlı" mısın? Onuncu Yıl marşını ciğerlerini şişirerek söylüyor musun? Höt deyince susta durup vatan millet sakarya, atam sen kalk ben yatam şiiri okuyor musun? O zaman sen Türksün. Yoksa kanı bozuk soysuzsun, Lozan Antlaşması yüzünden mecburen seni de vatandaş sayar görünmek zorundayız, ama Türklüğün yüce payesini bahşeder miyiz hiç?
İtiraf edeyim, benim “Türk” olmak gibi bir derdim yok. TC vatandaşı olan hayli yüklü bir nüfusun da öyle bir arzusu ya da beklentisi  olduğunu sanmıyorum. Vatandaş olmak bize yetiyor. Ciddiye alınırsa kan bağından çok daha güçlü bir aidiyet zeminidir bence. Akrabasının yüzünü görmeye tahammül edemeyen çok insan tanıyorum, ama ortak hak ve sorumlulukları paylaştığın insanlarla en azından oturup konuşabilirisin.
Üstelik 66. maddedeki tanımın harbi Türklere de haksızlık ettiğini düşünüyorum. Ya adam doğma büyüme Türk olduğu halde o Devletin resmi değerlerine “bağlı” olmamayı seçerse? Onun kimliğini, Türklüğünü sen hangi hakla sorgularsın?
Sonra Kerkük’te, Batı Trakya’da, İsveç’te TC devletine hiçbir bağla “bağlı” olmayan Türkler var, onlar Türk değil mi? Bilge Han bile Orhun Yazıtında “ey Türk titre ve kendine dön” demiş. Titremezsen Türk değilsin soysuz herif diye alenen hakaret etmemiş.
Bırakın Türklük bir sosyolojik kategori olarak kalsın. Kendini Türk sayan herkes Türktür de geç. Arzu ederlerse gurur duysunlar, övünsünler, güvensinler, soydaş muhabbeti yapsınlar, kime ne? İnsanın bir topluluğa ait olması fena bir şey değil. Yeter ki bunu kullanıp kamu yönetiminde haksız üstünlük elde etmeye kalkışmasın.
MADDE: Türkiye vatandaşı ana veya babanın çocuğu Türkiye vatandaşıdır. Vatandaşlık statüsü, kişinin başvurusu üzerine derhal [en geç bir ay içinde] tescil edilir.
Sade, basit.
“Ana ve babadan” değil, ikisinden BİRİ vatandaş olsa yeter. “Ana veya babadan doğan” değil, evlatlık edinilenler dahil. Sonradan Türk vatandaşı olanların eskiden olma çocukları da dahil.
Birinci cümle aşağı yukarı bugünkü 66/b eşdeğeridir; 2001’de kısmen AB baskısıyla düzeltildi. İkinci cümleyi ben ekledim. Şimdiki durumda inisyatifi polise bırakmışlar. Anayasa güvencesi altında olan bir hakkı “tanımak” için aylar yıllar boyu insanın anasından emdiği sütü burnundan getiriyorlar. Onu önlemek için.
MADDE: Yasal olarak beş yıl Türkiye’de ikamet eden herkes, anayasaya bağlılık yemini etmek suretiyle Türkiye vatandaşlığı kazanır. Yasal ikamet süresi özel hallerde Bakanlar Kurulu kararıyla kısaltılabilir veya kaldırılabilir.
Türkiye dünya ülkelerine önder olsun, öncü olsun diyorsanız böyle bir şey lazımdır. Bırakın yaşlı Avrupa çağı geçmiş kokonalar gibi kendini yabancılardan korumaya çalışsın: Delikanlı adam yeni kandan korkmaz.
Ülkelerarası gidiş gelişin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Benim görebildiğim kadarıyla başka bir ülkede beş sene yaşayan insan o ülkede yaşama sanatının sırlarına çoğu yerliden daha fazla vakıf olur. İş aramayı, ev kiralamayı, su faturası ödemeyi, çocuğu okula yazdırmayı, kapıda ayakkabı çıkartmayı, birbuçuk Adana ısmarlamayı, pazar bulmacası çözmeyi öğrenir. Ayrıca o ülkeyi çoğu yerliden daha fazla sever, sorunları çoğu zaman daha iyi tanımlar, daha taze çözümler bulur. Neden ülkenin yönetiminde yerlilerden daha az hak sahibi olsun?
“Yasal olarak” tabirini eklerken tereddüt ettim. Bunu demekle kaçak göçmen sorununu bir yere kadar kontrol altına almış oluyorsun. Buna karşılık idarenin eline belki istismar edebileceği güçlü bir silah vermiş oluyorsun. Dilerse yasal olarak beş yıl ikamet etmeyi imkânsız derecede zorlaştıran kurallar koyar, anayasanın hükmünü fiilen işlemez hale getirebilir. Olsun o kadar esneklik payı deyip geçeceğiz. 
Anayasaya bağlılık yemini ettirmek veya buna benzer bir irade beyanı almak şart. Yoksa TC vatandaşı olmaktan doğan hak ve yükümlülükleri empoze edemezsin. Vatani hizmet yapması gerekiyorsa mesela neye dayanarak yaptıracaksın?
MADDE: Türkiye vatandaşları sınırdışı edilemez. Kimse kendi rızası olmadan vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Vatandaşlık hakkı – kendi vatanında yaşama ve o vatanın kaderinde söz sahibi olma hakkı – en temel insan haklarından biridir. Bu hakkı herhangi bir bahaneyle ihlal eden devlet insanlık düşmanı sayılmalı ve mümkünse bertaraf edilmelidir. Nokta.
MADDE: Geçmişte kendi rızası dışında vatandaşlıktan çıkarılan kişiler ile bu kişilerin üçüncü kuşağa kadar altsoyu, başvuruları üzerine Türkiye vatandaşlığına kabul edilir.
Haksızlık üzerine hak inşa edilemez. Yirminci yüzyıl boyunca yüzbinlerce insan bu ülkeden dini, etnik, siyasi, ideolojik nedenlerle, ya da sadece mallarına el koyma hırsıyla kovulmuştur. Bu namussuzluğun hak doğurmasına izin vermek, zımnen o namussuzluğa ortak olmak demektir. Türk halkının bu ayıptan kurtarılması gerekir.
Bunun en basit yöntemi, sembolik olarak dahi olsa, kovma eylemini hukuken yok saymak ve kovulan kişilerden hayatta olanların, çocuklarının ve torunlarının gaspedilmiş olan vatandaşlık haklarını teslim etmektir.
Önceki maddeden farklı olarak burada Anayasaya yemin etme şartı yoktur. Çünkü yeni bir hak yaratmıyorsun, gaspedilmiş bir hakkı iade ediyorsun. Bunun şartı olmaz. Olsa da söylenmez, çünkü ayıptır.
Dikkat edilirse bu, bazı çevrelerde dile getirilen tazminat hakkından çok farklı bir yaklaşımdır. Türkiye suçu üstlensin, cezasını ödesin denmiyor. Tam tersine o suçu reddetsin, sembolik bile olsa elini yıkasın deniyor, ki samimi bir barışa götürecek olan yol budur. Tazminat ödeyip de iyiniyet satınalan kimse görülmemiştir: ne ödeyen helal eder, ne alan memnun olur.  Ama kırık kalpleri tamir etmek için bazen böyle ufak bir jest yetebilir.
Ayrıca sizi bilmem ama ben, suçu tescil edilmiş, sırtına ceza bindirilmiş bir devletin vatandaşı olmaktansa, “o suçu işleyen ben değilim başkasıdır, o alçakların suçuna ortak olmayı reddediyorum” diyen bir devletin vatandaşı olmayı yeğlerim. Yeter ki samimi olsun, sonuçlarıyla yüzleşsin.
Hem böylesi daha masrafsızdır, akıllıca uygulansa memlekete getirisi bile olabilir.
15 Ocak 2011 tarihli Radikal'de yayımlandı

6 yorum:

  1. Sevan'in onerileri cagdas, uygulanabilir ve Turk milliyetciligi ile hicbir sekilde celismeyen fikirler. Irkcilikla milliyetciligin farki zaten bu. Ben destekliyorum. Turkiye hakkindaki kampanyalari bitirmek adina Ermeni diasporasina da vatandaslik yolunu acar bu degisiklikler benim buna da itirazim yok.

    YanıtlaSil
  2. Cumhuriyet kurulurken çok büyük bir hata yapıldı. İsim olarak Türkiye seçilmesi yanlıştı. Anadolu Cumhuriyeti, Anadolu Federasyonu veya Anadolu Birleşik Devletleri olmalıydı. Hatta belki Türkçe tarafsız bir dil olarak görülürdü ve daha çok benimsenirdi ortak olarak, ABD'de İngilizce'nin benimsenmesi gibi.

    YanıtlaSil
  3. Turkiye'nin adi Mert Bey istese de istemese de 1000 yildir Turkiye. 1919'daki Turk adi irkclikla beslenen bir kimlik adi degildi, Osmanli'ya dilini vermis ve Islam'la kitlesini buyutmus insanlarin (Turkmenlerin) bu ulkeye verdigi milli isimdi. Batililar bize 1200'lerden beri bosuna Turkiye dememisti. Hatta zamanin gezginleri de Ermenlier'i Hristiyan Turkler olarak adlandirmaktan cekinmemistir. Evet belki de boyle bir ust kimlik korunabilseydi hersey daha da iyi olurdu. Turk adini kirletenlerden dolayi ben niye Turk olmaktan utanayim ve vazgeceyim? Anadoluculuk Turklukten cok daha sonra ortaya cikmis bir fikir ve ideoloji.

    Turkiye adi ile bu kadar problemli olmak niye Mert Bey? Bu memlekette liberallesme bu ulkenin ezici cogunluguna ters duserek basarilabilir mi? Tabii ki basarilamaz. Sevan bunu anliyor ama bazi Turklerin kafasi basmiyor buna nedense.

    Onemli olan cogunlugu kasimadan ilerlemek ajitasyona gerek yok. Bu ulkenin adi degismez. Yuzde 80-90 da kendine Turk demekten vazgecmez, o zaman olmayacak duaya amin dememek bunun yerine pozitif ilerlemelerle insanlara kendini daha iyi ifade imkani sunmak gerekir. Turk olmayanlara da Turkiye'de hak ettikleri yeri acmak, isteyene de Turkluk kapisini sonuna kadar acmak gerekir. Amerika adini koymasa da Anglo Sakson bir ulkedir. Iki jenerasyonda benim diyen Meksikali dusuncesi ile konusmasi ile ve yerlesmis kultur ve kanun kodlari neticesinde tam bir Anglosakson olup cikabiliyor. Turkiye'nin kodlari da oyle ya da boyle Turk'tur. Turkmen degil, Kazak degil, ama Hatti, Sumer, Suryani ya da Ermeni de degil. Evet hepsinden birseyler almissa da bu ulkenin kultur kodlarinin adi Turk ve bu yuzyillardir boyle. Sevan da bu kodlarla yasiyor siz de. Bunu gommeye kalkmak cok ters teper.

    -Vatansever

    YanıtlaSil
  4. Turkiye'nin adi Mert Bey istese de istemese de 1000 yildir Turkiye.

    1000 yıldır bu topraklara Türkiye dendiği kesinlikle doğru değildir. Ayrıntıları aşağıda.

    1919'daki Turk adi irkclikla beslenen bir kimlik adi degildi, Osmanli'ya dilini vermis ve Islam'la kitlesini buyutmus insanlarin (Turkmenlerin) bu ulkeye verdigi milli isimdi.

    Türkmenler bu ülke veya topraklara herhangi bir milli isim vermemiştir. Aksine, Türkmenler Fırat'ın batısında kalan Anadolu topraklarına Bizans mirasına sadık kalarak Rum demiştir. Geleneklerini koruyan Anadolu köylerinde bu tabir bugün hala kullanılır.

    Batililar bize 1200'lerden beri bosuna Turkiye dememisti.

    Evet, zaten olay tam da bu. Yüzyıllar boyunca (1200'lerden beri) bir tek Batılılar bu topraklara Türkiye demiş; bu toprakların insanları ise Türkiye kelimesini ancak 20. yüzyılın başında yeni doğmuş olan Türk milliyetçiliğine bağlı olan grupların iktidara gelmesi ve Batıdaki Turchia'yı Türkiye (evet, Türkiye kelimesi Batıdaki Turchia'dan gelir) şekliyle benimsemesiyle kullanmaya başlamışlardır. Unutmayalım ki, milliyetçilik de bize Batıdan ithal ve yeni bir ideolojidir.

    Şunu da belirtmekte yarar var: Batılılar hep Türkiye (Turchia ve Batıdaki türevleri şekliyle) terimini Türkler tarafından yönetilen bölge ya da ülke anlamında kullanmışlar, yoksa Türklerin yaşadığı ya da çoğunlukta olduğu bölge ya da ülke anlamında değil. Zaten Osmanlı İmparatorluğu'nun Türkçenin hiç esamesinin okunmadığı bölgeleri de dahil tamamına Batılılar Türkiye diyorlardı.

    Hatta zamanin gezginleri de Ermenlier'i Hristiyan Turkler olarak adlandirmaktan cekinmemistir.

    Batılılar Türk kelimesini değişik zaman ve yerlerde değişik şekillerde kullanmışlar. Kimi zaman bu Türk yönetimi altında yaşayan dini ne olursa olsun tüm insanları içerdiği gibi, kimi zaman da sadece Müslümanları içeriyordu (kimi zaman Türk yönetimi altında yaşamayan Müslümanlar da dahil). Batıda bugünkü gibi anadili Türkçe olan Müslüman karşılığı şekliyle kullanımı ancak 19. yüzyılda Batının milliyetçi düşüncelerle dolup taştığı bir atmosferde yaygınlaştı.

    Bizdeyse 20. yüzyılın başında Türk milliyetçiliğinin yayılmasına kadar Türk kelimesi bugünkü etnik ya da milli şekliyle kullanılmamış. Bu konuda antropolog/tarihçi Timuçin Binder'in yazdığı ve yazmakta olduğu akademik incelemeleri takip edebilirsiniz.

    Anadoluculuk Turklukten cok daha sonra ortaya cikmis bir fikir ve ideoloji.

    Türklük bir ideoloji değildir. Kastettiğiniz Türkçülükse o bir ideoloji ve bizde ancak 20. yüzyıl başlarında gelişebilmiş ve 19. yüzyılın ikinci yarısından önce hiç izi olmayan yeni bir ideolojidir. Anadoluculuk da aşağı yukarı aynı dönemde gelişmiş, ama Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Anadoluculuk yerine Türkçülüğü (ama o da Türk Tarih Tezi'nde göreceğimiz gibi Anadoluculuğun etkisinde kalmış bir varyantıyla, Pan-Türkist bir varyantıyla değil) resmi ideoloji olarak benimseyince Anadoluculuk yerine Türkçülük yayılmış halk kitleleri arasında.

    İdeolojileri bir kenara bırakırsak, Anadoluluk söylemi Selçuklu'da da Osmanlı'da da var. Rumi ya da Rumlu (yani Romalı) kimliği hem Selçuklu'da hem Osmanlı'da çok yaygın kimlikler olarak geçmekte. O zamanlar Türk ve Türkmen kimliklerinden çok daha yagın ve popüler oldukları bile söylenebilir. Portekizceye bile Rume şekliyle girmiş bu kimlik adı.

    Turkiye'nin kodlari da oyle ya da boyle Turk'tur. Turkmen degil, Kazak degil, ama Hatti, Sumer, Suryani ya da Ermeni de degil. Evet hepsinden birseyler almissa da bu ulkenin kultur kodlarinin adi Turk ve bu yuzyillardir boyle. Sevan da bu kodlarla yasiyor siz de.

    Dilin Türkçe olması kültürün Türk olduğunu göstermiyor. Bugün adına Türk kültürü dediğimiz kültür, yerli Bizans kültürüyle din ve yönetici sınıf üzerinden yayılan Fars-İslam kültürünün bir karmasıdır temel olarak. Esas Türk kültürü, bugün Türk kültürü dediğimiz bileşimde küçük bir paya sahip, ana unsurlardan biri değil bir yan unsur sadece.

    YanıtlaSil
  5. Kürtler de "Türk"lere cumhuriyet dönemine kadar Rom'dan (Rum'un Kürtçedeki varyantı) başka birşey demiyordu. Azerilere de Ecem (Acem'in Kürtçedeki varyantı) diyorlardı. Kürtlerin bu kullanımları "Türk"lerin kendileri için kullandığı Rumlu veya Rumi'nin ve Azerilerin kendileri için kullandığı Əcəm'in (Acem'in Azeri varyantı) birebir karşılığıdır. Aynı şekilde Arap ve Farslar da geleneksel olarak "Türk"leri ve Azerileri Rum/Rumi ("Türk"ler için) ve Acem (Azeriler için) kelimelerinin kendi dillerindeki varyantlarıyla karşılamışlar. Öte yandan Ermeniler "Türk"ler ve Azeriler için Farslar ve diğer İran halkları için de kullandıkları Tacik kelimesini kullanmışlar. Bu da tabii ki Müslümanlığın İran'ı bir zamanlar yönetmiş bugünkü Kazakistan bozkırlarından gelen Selçuklu Türkmenleri tarafından Anadolu ve civarına yayılmasıyla bağlantılı. Müslümanlığı seçen Rumlar ve Ermeniler Hristiyan kalan Ermeniler tarafından İran işbirlikçisi/yanlısı olarak görüldüğünden otomatikman Tacik damgası yiyordu.

    YanıtlaSil
  6. Müslümanlığı seçen Rumlar ve Ermeniler

    ya da seçmek zorunda bırakılan

    YanıtlaSil