15 Şubat 2012 Çarşamba

Ne yani herkes mi kayamezarı yapsın?


Aklı başında sayılacak insanlardan gelen bir eleştiri var. Diyorlar ki, şimdi herkes kalkıp canının istediği yere kayamezarı – yahut kayacamii, kayaapartmanı, kayamustafa tapınağı – yapmaya kalksa doğru olur mu? Ne demiş Kant, üçüncü değil ikinci kritikte? Yaptığın işi evrenselleştiremiyorsan etik bir temele oturtamazsın.

Şimdi iki ihtimal var. Ya “ay pardon yanlış olmuş” deyip vaz geçeceğim. Ya da dipsiz laf repertuarımdan uygun bir cevap bulmaya çalışacağım. İkincisini deneyeyim.

Soru bir: Kayacamii, kayaapartmanı vs. yapmak kötü müdür? Bence değildir. Özgündür. Bu memleketin bilmem kaç yüzyıldan beri en büyük derdi yeniye geçit vermemesidir. Özgün, yani orijinal olan, hazırın peşinden gitmeyen, yaratıcılık kıvılcımı taşıyan her eylem teşvik edilmelidir. Çokluğun tercihine aykırı da olsa teşvik edilmelidir. “Yüksek” kültürü temsil etme iddiasındaki senin ve benim hoşlanmadığımız işler de olsa teşvik edilmelidir. Çılgın olur kayaapartmanı. Üf!

Kayakemal maskında da itiraz edeceğimiz şey işin biçimi değil içeriğidir. Yoksa biri kalkıp dağın birine sevdiği şairin anıtını oysa ne güzel olur.

Soru iki: Her önüne gelen yapabilsin mi? Peki yapmasın diyelim. Kimin yapıp kimin yapmayacağına kim karar verecek? Feşmekân bakanlığının ödlek memurları mı? Belediye encümeni mi? Mimarlar ve mühendisler odası mı? Başbakan mı? Bu insanların, toplum vasatının üstünde bir bilgeliğe veya estetik duyarlığa sahip olduğundan emin misin? Rousseau’nun hayal ettiği o ortak kamusal aklı üretebileceklerini gözün kesiyor mu?

Mevzuat mı dedin? TC mevzuatının, devlet memurlarının ardını korumaktan öte bir ortak aklı temsil ettiğine inanıyor musun?

Derin sulara sürükler bu sorular bizi. Düşün, eğer bir ülkede kamu otoritesini elinde tutanlar o ülkedeki eğitim ve tecrübe sahibi insanların – onu bırak, para ve itibar sahibi olanların bile – akıl ve bilgelik açısından fersahlarca gerisine düşmüşse, o devlet ayakta kalmalı mıdır? Hatta o devlete devlet denebilir mi? Devlet postuna bürünmüş olan o şey’in, kaba güçten ve silahtan başka dayanağı kalmış mıdır?

Soru üç: Devlet karar vermeyecekse kim karar verecek o zaman? Bunun cevabını inan bilmiyorum. Bu memlekette her şeye rağmen varolan bir sağduyuya – iyiyi kötüden ayırma güdüsüne – güvenmekten başka çare yok elimizde. Teker teker, vakaya göre karar vereceksin. Aklına ve vicdanına güvendiğin insanların sesine kulak vereceksin. Temel birkaç işarete bakacaksın. Özgünse iyidir. Vasatın yoluna ters gidiyorsa iyidir. Devletin memurları karşı çıkıyorsa iyidir. Yapan adam kalbi temiz birine benziyorsa iyidir.

“Kalbi temiz”, “akıl ve vicdan”, “sağduyu”, “vasat” – bunlar bilimsel kavramlar değil deme bana sakın. Bürokrat gibi değil insan gibi düşün. Göreceksin, daha sağlam işaret direkleridir bunlar. Daha iyi yol gösterirler.

Doğruyu garantilemezler belki, ama en azından fahiş hatalar yapmanı engellerler.

5 yorum:

  1. Bana verilen 'aklı başında sayılabilecek insan' ödülü için teşekkür ederim.
    Bu ödülü almamda payı olan sevgili eşime de teşekkür ederim.

    Alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak, muhalefetime devam edeceğim Hakim Bey (muhalif burada blogun hakimine seslenmiş). (yorumlarda italik kullanabilseydik keşke)

    Neyse dağılmayalım sorulara odaklanalım.
    İşin güzel tarafı cevapların, soruların içinde olması.

    Cevap bir (bold da yapılamıyor yorumda) : 'Özgün, yani orijinal olan, hazırın peşinden gitmeyen, yaratıcılık kıvılcımı taşıyan her eylem teşvik edilmelidir. Çokluğun tercihine aykırı da olsa teşvik edilmelidir.'

    Yani 2000 yıl önce yapılmış olanı tekrar etmek orijinal değildir, hazırın peşinden gitmektir. Başka cevabım yok hakim bey.

    Sorunun ilginç kısmı 'çokluğun tercihi'. Çünkü insan alışık olduğunu daha kolay kabul eder. Kaya mezarı bu coğrafyada insanların alışık olduğu bir formdur ve insanlar bunun yeniden yapımını alkışlamaya hazırlar. Alkışlıyorlar. Kocatepe'yi alkışlayanlar gibi.

    Soru bir: Rodin'in Düşünen Adam'ı bilgisayar teknolojisi kullanarak CNS'de mermerden yapılabilir ve ortaya estetik bir ürün çıkar. Ortaya çıkan heykelin orijinaliğini/değerini/anlamını açıklayın/kıyaslayın.
    (Politik bağlam gözardı edilecek).

    Cevap iki:
    'Her önüne gelen yapabilsin mi? Peki yapmasın diyelim'

    Evet lütfen bunu diyelim. Her önüne gelen, her her istediği yere, her istediğini yapmasın. Buna itirazı olan var mı?

    Ne mevzuat dedim, ne kamusal akıl dedim. Mevcut kontrol mekanizmasının ortaya çıkardığı boktan sonucu da savunmadım.
    Ama eğer anarşist değilseniz bir karar/kontrol mekanizması gerektiğini kabul ettiğinizi varsayıyorum.
    Belki şuna benzer bir mekanizma: 'bina yapımı, tadilatı ve onarımı için Köy Konseyinin ön onayı şarttır'.

    Derdim mevcut sistem yerine yeni sistem önermek falan değil. Aklım o kadarına yetmez çünkü.
    Ama tarihi/felsefi/mantıklı (olmaya çalışan) bir eleştiriyi, bu zamanın sisteminin bozukluğu ile savunmak; 'o zamanın şartları öyle gerektiriyordu' diyen Kemalist tadı bırakıyor insanın damağında. Yakıştıramıyorum.

    Soru iki:
    Bu kaya mezarına, Yunanistan'da, İtalya'da, Amerika'da ya da nerede istiyorsanız orada, izin verirler miydi? İngiltere'de biri 'dur ben şu tarlaya stonehenge yapayım' dese, ne olrdu? Yapım öncesi nasıl mimari/tarihi/felsefi tartışmalar yaşanırdı?

    Cevap üç:
    'Özgünse iyidir.'
    Muhalefet ettiğim en temel dayanağı açıklayan cümle bu: Özgünse iyidir. Kaya mezarı özgünse iyidir.
    Bu kayamezarı son ikibin yıldır yapılan ilk olabilir ama özgün değil be yav. Ben daha 'ne diyem mahmut mu diyem'.

    Soru üç:
    Kaya mezarı, kiminle tartışıldı; yapımına başlanmadan önce tartışmaya açıldı mı; o kayayı gören yerel insanların fikri soruldu mu, onayları alındı mı; mezarın yapımı, mimarlık tarihi/tarih felsefesi üzerine dirsek çürütmüş (devlet mevzuatı yanlısı olmayan) 3-5 akademisyenle masaya yatırıldı mı? Yatırıldıysa bu tartışmalar blog yoluyla insanlarla paylaşıldı mı?
    Yoksa 'ben yaptım oldu' mu?

    Ek Soru:
    Yolunuz Brüksel'e düşüyor mu? Düşerse beklerim.

    YanıtlaSil
  2. İkibindörtyüz seneden beri bir Allahın kulunun yapmadığı bir şeyi yapmanın özgün olduğunu anlamamak için bayağı alkol almış olmak lazım sanırım. :))

    Apartman yapmak mı özgün? Ev mi, cami mi, yoksa bir milyon örneğinin bir milyonu da aynı yüzeysellikten muztarip bir "modern" sanat eseri mi?

    Bir toplumda herkesin birbirinden kopya çeke çeke yaptığı şeyler özgün değildir; öyle olmayanlar özgündür.

    Ayrıca İngiltere'de neden isteyen Stonehenge yapamıyormuş, pek merak ettim. Orayı da mı TC ele geçirdi?

    YanıtlaSil
  3. Bana kalsa; (ki bundan 15 yıl kadar önce düşünmüştüm. -evet ben zaman zaman düşünebilen bir hayvanım-). Antalya'nın o ulvi dağlarından birinin zirvesine (en güzel manzarası olanına ve şehirden görünenine, tamamen yontulmuş bir kutsal şehir inşaa ederdim, evet. tamamen en kayalık alana en, zirveye ilmik ilmik işlenmiş bir dünya harikası... tamamen yontma. yontma güzeldir, emek işidir, ve bir sanattır, betonun yapaylığı ve çirkinliği yoktur orda...

    Bizim kimi mal belediye yöneticileri doğada en bulunanı, taşı kayayı bile betondan imal ederek, tuhaf çocuksu, rezil parklar şelaleler yaratıyorlar kent meydanlarında... ne acı.. (kürt şehirlerinde çok rastladım özellikle, tipik bir baas, saddam estetiği..)

    Oysa batılı en uygar şehirlerinin kenarına köşesine ortasına bile, dağdan getirip masif güzel kayalar yerleştiriyor, tamamiyle doğal...

    YanıtlaSil
  4. Kendi üç metrelik yaşama alanları; şehirleri, kasabaları boka çevrilir, sesleri çıkmaz. Uçsuz bucaksız doğada yapılan bir iyi niyetli sanatsal faaliyet kötülenir. 'Yok ama efendim kayalara zarar veriyorursunuz'.. Hadi len! art niyetliler!
    Sevan Abi sen doğrusun.

    YanıtlaSil
  5. Murat, o kadar şahane boş konuşmuşsun ki, gözlerim doldu:))
    Sanki bu topraklarda herkes elinde çekiç, keski, tozluk vs. devletin emir vermesini bekliyo, dağlarda, bayırlarda sanat yapmak için:))

    Ya git ya!

    İşiniz gücünüz sahtekarlık.
    Yeteneksiz, pasifler sizi:))
    Neyse yine de gözlerinden öperim.

    YanıtlaSil