29 Ekim 2012 Pazartesi

Kurban sözcüğünün etimolojisine dair


Kalın k (qof) ile korbân קֹרְבָּן veya kurbân קֻרְבָּן, İbranice.  Az bilenlerin “Tevrat” adını verdiği Yahudi Kutsal Kitabında toplam 81 defa geçiyor. Bunların 77’si Musa’ya atfedilen Levi’ler ve Sayılar kitaplarında. İkisi Nehemya, ikisi Ezekiel peygamberde.
Yaklaşık aynı anlama gelen diğer kelimeler zebaḥ זֶבַח , ˁola עֹלָה ve minḥa מִנְחָה. Bu üçü, kurban’dan çok daha sık kullanılmış. İlk ikisi arasında teknik bir ayrım olduğu anlaşılıyor, ancak ayrımın niteliği konusunda farklı kaynaklar arasında görüş birliği yok. Sonuçta hepsi, “kusursuz” bir koç veya boğayı ibadet amacıyla ve belli duaları söyleyerek öldürme ve daha sonra açık ateşte kebap ederek dumanını tanrıya adama fiilini (veya bu fiilin çeşitli vechelerini) ifade ediyor.  [Strong’un konkordansı elimin altında değil; ama http://lexiconcordance.com/ adresinde harikulade bir arama makinası var.] 
Kurban sözcüğünün hafifçe farklı bir nüansı olabileceği, Leviler 1.3 (ve Yoşua 22.26)’da hissediliyor. Sanki zebah ve ola spesifik birer işlem, kurban ise tanrıyı memnun etmek amacıyla armağan edilen her şey, alelumum "adak" veya “sunu”. Latinceye çoğu yerde oblatio diye çevirilmiş; İngilizcesioblation, sözcük anlamı “yakına-getirme (bring by)” demek. Genellikle, “sunak masasına (altar) getirilen şey” olarak yorumlanıyor. Latince offerre ve İngilizce offer aynı kelimedir. [Latince ferre “getirmek, taşımak” fiilinin perfekt kökü latus, latio gelir. Düzensiz fiillerdendir. Ob-ferre = ob-latioOb edatı “yakın, beri, yüzyüze” demek.] 
“Allaha yakın olmak” düşüncesiyle görünür bir alakası yok. Pek mecazi bir anlamda, belki. Ama daha ziyade kına gecesi gibi bir ortamda “hediyesi olan çıksın beri gelsin” gibi bir şey çağrıştırıyor. 
*
Aramice ve Süryanice kaynaklarda kurbanâ M 1. yüzyıldan itibaren son derece yaygın. Anlamı 1. Tanrıya sunulan adak, özellikle hayvan kesmek suretiyle yapılan ibadet, 2. genel olarak hediye, armağan. Bir detay dikkatimizi çekiyor. Tekvin 4.1’de Habil ile Kabil’in Allah’a sundukları adak/kurban İbranice metinde minha iken, bu sözcük Onkelos Targum’unda kurbanâ קֻרְבָנָא sözcüğüyle tevil edilmiş. Bkz. http://www.mechon-mamre.org/i/t/u/u0104.htm . Onkelos’un yazım tarihi yaklaşık M 115. Targum bildiğimiz tercüme’nin Aramcası.  
Merak ediyoruz, İlyas/Elijah peygamberin Baal rahibiyle yaptığı kurban yarışmasında hangi sözcük kullanılmış? İbranice Krallar I 18.36’da minha, 18.38’de ˁola geçiyor. Aramice targum internette mevcut değil maalesef, ya da ben bulamadım. 
Merakımızın sebebi şu. Kuran’da kurban قربان sözcüğü iki kere geçiyor.
Ali İmran 183: الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلاَّ نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىَ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ “Allah bize ‘ateşin yakıp tükettiği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmayınız’ diye ahd etti.”  Bu ifadenin Krallar I 18.37-38’e atıfta bulunduğu apaçık.
Diğeri Maide 27: وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ “Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını anlat. İkisinden birinin kurbanı kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti.” Buradaki hikâyenin de Tekvin 4.3 ve devamına gönderme olduğu şüphesiz. Soru: Acaba hikâyeler Tevrat’tan alıntı olduğu gibi kurban sözcüğü de Tevrat’tan, daha doğrusu Aramice popüler versiyonundan aktarılmış olabilir mi?
Klasik devir Arap filologlarına (Suyuti, Sibaweyhi, Cawaliki) göre fuˁlân vezninde olan hiçbir sözcük öz-Arapça olmayıp Aramice/Süryaniceden alıntıymış. Kur’an, subhan, furkan, tufan, burhan… bunlardanmış. Kurban sözcüğünün de öyle olduğu anlaşılıyor.
Maamafih alıntının Muhammed’den önceki döneme ait olması daha kuvvetli ihtimal. Habeşçe kurbân ቁርባን tam aynı anlamda mevcutmuş. Habeşçe ile Güney Arapça arasında İslamöncesi dönemde mevcut olan yakın ilişki göz önüne alındığında, aynı sözcüğün Arapçada da kullanılıyor olması mantıklı görünüyor.

27 yorum:

  1. yok efendim, sizin dediğiniz mantıklı değil, hz. muhammed peygamber olmadan önce okuma-yazma bilmiyordu. öyle sizin gibi her bi şeyi araştırıp öğrenecek kadar vakti de yoktu, bildiğim kadarıyla. bu kadar şeyi öğrenip uydurması mümkün değil. kur'an'da borçlarla ilgili, mirasla ilgili, aileyle ilgili bir sürü ayrıntılı açık hükümler var. onları nasıl öğrendi? hukuk mu okudu onları da öğrenmek için?

    bir de, siz bir ateistseniz şöyle demeyin: "muhammed bunları tevrat'tan kopya çekerek uydurdu" böyle derseniz, tevratın ilahi kaynaklı olduğunu kabul etmiş olursunuz ve kendinizle çelişirsiniz. tevrata da uydurma demeniz lazım. o zaman da şu sorun çıkıyor: bu uydurmaların ilkini kim uydurdu? bunu bulmamız lazım, neticede bir sonu olmalı değil mi? yani uydurma uydurma nereye kadar? kalbimiz kanaat etmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. madem yazmışsın bende cevaplıyayım,

      * hukuk kuralları iyi kötü tarihte tüm toplumlarda vardır yazıyla ne alaka?
      * kuranda miras paylaşmımı ile ilgili matematik hatasını aşağıdaki linkten incele , muhammed nereden öğrendiyse hatalı öğrenmiş

      http://sargon.blogcu.com/kuran-da-matematik-hatasi/2843699

      * tevrattan çaldı dememiz ile tevratın ilahi kitap olduğu arasında nasıl bir bağlatı kurbildiniz şaşırıyorum. tevratta bir uydurmadır fakat kuranla kıyaslanınca özgün bir uydurmadır o nedenle benim için kurandan daha değerlidir.

      * uydurmaların bir başlangıcının olması doğru anlamına nasıl gelebilir? bende şu an hiç bilinmeyen birşey uydurabilirim, her yılın şubat ayının başında fare kanı içmenizi tanrı emrediyor diyebilirim ilahi bir emir almadığımı nereden bilebilirsin?

      Sil
    2. * hukuk kuralları bütün toplumlarda illa ki olmuştur. buna bi itirazımız yok. itirazımız hz. muhammed'in bunu uyduramayacak durumda olması noktasında. çünkü kur'anda getirilen birçok ayrıntılı ve orjinal norm var. bunları okuma yazma bilmeyen, araştırmayan, öğrenmemiş birinin uydurması imkansız. miras paylaşımı ile ilgili de sizin "uydurmanıza" cevaplar var:

      http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/avliyye-meselesi-nedir.html

      http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/avliyye-meselesi.html

      sizin iddia ettiğiniz kadar "bilgili" bi insan bu ufak matematik hesabını da yapabilirdi heralde.

      *tevrat'tan çaldı demeniz ateistliğinizle uyuşmuyor. bu aynı müslümanın kendi dinine incil'den deliller bulması gibi bir şey. madem ki ateistsiniz, başka kutsal kitaplardan çaldı gibi ucuz bahanelere sarılmayın. sarılıyorsanız da bunu kanıtlayın.

      *madem ki peygamber tevrattan kopya çekti, ilahi dinlerin de bir devamlılığı olduğuna göre burada bir baş olmak zorunda. yazının ortaya koyduğu koşullar için en azından.

      ilahi emir alıp almadığını bilemem. sen de hz. muhammed'in ilahi emir alıp almadığını bilemiyorsun. bunu bilmek mümkün değildir.

      buna inanırsın veya inanmazsın. nitekim ben inanıyorum ve sen inanmıyorsun. kur'an'ın (kur'an'daki sıralamayla) ilk ayetlerinde de söylenir: "gayba inanırlar" diye. "gayb" bilinmeyen demektir. geçmiş ve gelecek, gözle göremediğimiz, dokunamadığımız her şey bizim için bilinmeyendir. bunlar bize ayetlerle bildirilir, biz de bunlara inanırız. önceki peygamberlerle ilgili anlatılanlar da, gelecekten verilen haberlere de cennet-cehennem de ahiret günü de bizim için gerçeğin ta kendisidir. biz bunlara "inanırız" bunları "bilmek" için bunları görmek lazım.

      neticede konu, "yaratıcı var mıdır, yok mudur?" noktasında düğümleniyor. yaratıcının olmadığını bana "ispat" edebildiğiniz gün, ben de ateist olacağım. yoksa ileri sürdüğünüz bütün iddialar, bizim: "allah her şeyi bilir, allah bizim bilemediklerimizi bilir" cevabımıza takılacak.

      Sil
    3. tevrat, kurana kıyasla daha özgün bir uydurma değildir.sadece daha eski ve az bilinen hatta bilinmeyen kaynaklardan (ç)alıntıdır. Sümer destanları ve mısırdaki aton dini tevrata kaynaklık etmiştir mesela... dolayısıyla daha değerli falan değildir.aynı seviyededir.

      Sil
    4. Sayin Abdulkadir Peker, muhammed peygamber olmadan once tuccarlik yapiyordu. Okuma yazmasi olmiyan matematikten anlamayan birisi tuccarlik yapamaz. Bir onemli nokta daha benim ilgimi cekiyor muhammedin babasinin ismi '' Abdullah'' allahin kulu anlamina geliyor. Allah terimi islamdan sonra cikmis ise nasil oluyor da muhammed dogmadan , peygamberligini yaymadan oncesi allahin kulu anlamina gelen bir sahisin evladi olarak doguyor ?

      Sil
    5. Allah terimi İslam'la birlikte ortaya çıkmadı. Allah İslam öncesinde Mekke ve çevresindeki putperest Arapların taptığı yaratıcı tanrının ismiydi. Daha başka birçok tanrıya tapıyorlardı, ama Allah da taptıkları tanrılardan bir tanesiydi. Muhammed Allah'ı çok tanrılı dinin yaratıcı tanrısı olmaktan çıkarıp Yahudilik ve Hristiyanlık'tan esinlenerek uydurduğu tek tanrıcı dinin (yani İslam'ın) biricik ve herşeye gücü yeten tanrısı haline getirdi.

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Böyle çirkin bir sözü yazmaya, verecek bir cevabınızın olmaması mı neden oldu ?

      Sil
  3. İşin etimolojisini bir tarafa(yani Sevan Nişanyana) bırakıp, bu geç kurban yazısına(bayramdan en az bir hafta önce yazılmalıydı) biraz katkıda bulunayım istedim.
    Etimolojisi bir yana, ne kadar irrite eden(rahatsiz edici-sinir bozucu) bir sözcük değil mi Kurban? Küçükken anneannem bana "Sana kurban olsun anneannen" derdi de o küçük aklımla kızardım içten içe. "Neden benim için ölsün ki?" diye. Gerçekten insanın inanası gelmiyor bu çağda ve Kurban? Bir canlıyı sırf dini nedenle canlı canlı doğramak. Büyük acılar içinde bırakmak. Ölümünü baştan sona izlemek. (Mutlu Tönbekici gibi!!!)
    Nedir arkasındaki mantık anlamak mümkün değil. Bu arada meşhur bir pirzola hikayesi var ona sonra, son kısımda geleceğiz.
    Deniliyor ki... Yoksullar et yesin. Geçiniz. 365 günde bir gün yese ne olur, yemese ne olur. Beslenmeye olumlu bir katkısı hemen hiç olmaz. İnandırıcı değil. Başka?
    Yıllık et ihtiyacının bir kısmın deep-freezeleme. Olabilir. Mantıklı. Ama Muhammed zamanında deep-freeze yoktu. Bu olsa olsa bugün için geçerli olabilir. Yani çıkış noktasında bir gerekçe olamaz. Ayrıca farklı bir mevsimde(her yıl sonbaharda) kavurma yaparak et stoklama geleneği ayrıca var.
    Bir de Sırat Köprüsü hikayesi var. "Ben günahkarım. Bu köprüden geçerken aşağı, cehennem ateşine düşerim. En iyisi bu köprüden beni sağ salim geçirebilecek bir hayvanı önceden öldürüp, buraya (öbür dünyaya) yollayayım." İyi de bunun için kesilecek hayvanın at, eşek veya katır v.b. olması lazım. (Ben burada bir ineğin, koyunun veya keçinin sırtına binen birini görmedim.) Öylese mesela at,eşek veya katır kessene... (Demek deve kesenlerin bir bildiği varmış.!!!) Ha onlarin etini yiyemediğin için olabilir. Demek ki bu işte et yemek, sırat köprüsünden de öncelikli. Gelelim kurban bayramı ile hep gündeme gelen pirzola hikayesine.
    Efendim neymiş? Hergün yediğimiz pirzolalar ağaçta mı yetişiyormuş? (Ahmet Hakan'ın kulakları çınlasın) Peki... Kabul... Ağaçtan toplanmıyorlar. Ama...
    1. Vegeterian denilen insanlar var. Büyük çoğunluğu sırf bu nedenden canlı canlı doğranan hayvanları yemeyi reddedenler. Bunlara söyleyecek sözünüz varmı? Yok.
    2. Açın youtube'u bir bakın bakalım. Müslüman deği ama bir batı ülkesinde hayvanlar mezbahalarda nasıl kesiliyor? Hemen tümünde önce ya elektrikle yada darbe ile bayıltılıp hiç acı çekmeden kesiliyorlar. Bir tür hasat yani. Önce bitkisel hayata sokulup sonra kesiliyorlar.
    Baygınken ameliyat olanlar karınlarının yarıldığı anı hatırlıyor ve acısını duyuyorlar mı? Acı varsa bile ayıldıktan sonra başlıyor.
    Demek ki neymiş. Pirzolalar ağaçtan toplanmasa bile yemek isteyenin önüne müthiş acılar çeken bir hayvanın etinin getirilmesi, o hayvanlara acı çektirilmesi kaçınılmaz değilmiş.
    Bir ara konuşuluyordu bizde de... Kurbanları önce bayıltın sonra kesin diye. Ne oldu? Kocaman bir hiç.
    Neden mi? Şundan. Kandan, öldürmekten, can almaktan korkmayan, acı çektirmekten çekinmeyen, acımasız, savaşmaya yatkın birey ve toplumlar yetiştirmek esas amaçta ondan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediklerinize genel olarak katılsam da, Avrupa'daki mezbahalar örneği de pek örnek değil. Bir sefer o türde bir "fabrika"yı görmüş, kısa süreliğine olsa da vejeteryan olmuştum. O hayvanlar belki daha acısız ölüyor ama tüm yaşamları dar kafeslerde geçen bir eziyetler silsilesi. Yani belki de dağda bayırda, doğal ortamda yaşayıp sonra boğazımın kesilmesini tercih ederdim - koyun olsaydım... İş sonunda et yemeyi vicdanınıza sığdırıp sığdırmadığınıza geliyor, ki itiraf ediyorum: o kadar seviyorum ki, köfteleri götürürken vicdan micdan duymuyorum.

      Sil
    2. İlk olarak kurban insanlar et yesin diye gerçekleştirilen bir ibadet değildir.Yazınız boyunca en çok buna değinmişsiniz ki o sadece bir sonucudur.Daha sonra hayvanların uyuşturulup kesilmesinden bahsetmişsiniz ki bende bunu gerçekçi bulmuyorum.Ne yani balıkları nasıl tutucaz o zaman onlara da şok verip uyuşturduktan sonra mı tutacaksınız?Ayrıca açın bakın dediğin o youtube'da, hayvanlar çeşit çeşit eziyetlere maruz bırakılarak "modern" olarak kesiliyorlar.Tıpkı tavukları canlı canlı parçalayan o büyük firmanın yaptığı gibi.Velhasılı eğer insan et yiyecekse bunun en pratik ve insancıl çözümü hayvanları ani bir şekilde öldürmektir.Zaten uygulanabilir olanda budur.Öbür türlü mantık yürütmeye kalkarsan onun sonu yok, yani o zaman bende hayvanların yaşam hakkını ellerinden almayalım derim, sonuçta onlarında bir yaşam hakkı var ve kendi kendilerine ölme hakkı vardır desem işin içinden hiç çıkamayız.

      Sil
    3. son paragraftaki çıkırsamaya katılmak mümkün değil... sorarlar adama; o yüzden mi (vahşi usullerle insan doğrayan) seri katiller müslüman aleminden -pek- çıkmıyor da batı dünyasında gani gani var diye...

      Sil
  4. Kurban kavramı birçok dinde vardır, hatta espri konusu olmuştur tanrılar kurban istiyor diye . insanlar tanrılardan birşey isterken ikram olarak veya karşılık olarak genelde kurban verirlerdi. aynı şekilde hala islamda devam eden adak kuran mantığı da budur, tanrıdan birşey isteme ve hediye olarak kurban kesme hatta halk arasında kan akıtma olarak geçer . tanrının hoşnutluğunu kazanma ihtiyacı. tanrı kana mı susadı veya etinden mi yiyecek ki kurban bekliyor ? insanların yapısında olan minnettarlık duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum , herşeyi tanrının verdiğini düşündükleri için kurbanı da tanrıya vermişlerdir. fedakarlık yapmışlardır o zaman için belki çok değerli gözüken hayvanlarını feda etmişlerdir. rüşvet verme konusu var birde "tanrım arabam olursa kurban keseceğim gibi veya başına bir kaza gelirse kazayı atlattığının teşekkürü olarak "

    kurban tüm dinlerde tanrıya teklif edilen bir rüşvet veya hediye olmuştur her zaman. o kadar ileri gitmiştir ki kimi toplumlarda insanlar kurban edilmiştir


    şöyle bir örnek daha vereyim yakın zamanlara kadar en basitinden bir kaymakam köye ziyarete gitse ayak basar basmaz kurbanlar keserlerdi, o insana olan belki saygılarından, belki sevgilerinden, belki beklentilerinden, belki korkularından... bunu tanrı mı emretti hayır, insanlar kendisi çıkarttı ve uyguladı , tanrıya adanan kurbanda ise bu örnekteki tek değişen şey tanrının yerinde insanın olması mantık aynı.

    müslümanlığın kurbanına gelecek olursak putperestlerde sık sık kurban keserlerdi tanrılarına , islamdan sonra çıkan bir ibadet değil muhammet için. ismail ve ibrahim olayı ise yahudilikten araklanıp senaryo biraz değiştirilmiş bir efsaneden öteye gitmiyor.



    YanıtlaSil
  5. Gene erudisyonla mizahi birleştiren sıkı bir yazı. Elinize saglık. İki şey söyleyeceğim:
    1. Kurbanlık hayvanlar arasında deveyi de saymissiniz. Oysa Yahudi yasasina göre devenin ne eti ne de sütü "kaser"dir. Dolayısıyla Tapınak'ta ya da tapınak oncesi kurbanlık sunular için deve kesildiğini sanmıyorum. Bkz. Levililer 11:4. (Bu arada muhakkak biliyorsunuzdur, herkese hatirlatmak istedim, Tapınak'in yıkılışından beri yürürlükte olan Rabinik Yahudilik'te kurban ritüeli yer almaz. Maimonides bastan beri halkı monoteizme kazanmak için kullanılan bir adet, bir nevi ödün olduğunu ima etmiştir.)
    2. Bildigim kadarıyla Yahudilikte geleneksel olarak korban sözcüğünün yakınlaşma anlamı one çıkarılıyor. Ama elbette Yahudiliğin her seyden önce sonsuz bir metin yorumlama faaliyeti olduğunu unutmamak gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Deveye ilişkin cümleyi düzelttim izninizle.

      Sil
    2. wikipedia'dan alıntılıyorum:

      "Muhafazakâr Musevilik, tapınağın anılmasını muhafaza etmiştir ancak kurban etmenin yeniden yürürlüğe konulmasıyla ilgili referansları kaldırmıştır. Tapınak ibadetleriyle ilgili çalışma toplantıları kaldırılmış ya da yer değiştirilmiş, Amidah duasındaki pasajlar, haftaiçi Tora ibadetleri ve tapınağın yeniden inşaasına yapılan göndermeler kalmış ancak kurbana yapılan referanslar kaldırılmıştır. Bayramlardaki kurban ibadetlerine yapılan referanslar korunmuş ancak geçmiş zamanlardaki gibi yapılarak yeniden yürürlüğe koyma temennileri kaldırılmıştır. Yom kippur ve Sukot'ta yapılan özel dualar gibi özel bayram ibadetleri muhafazakâr dua kitaplarından korunmuş ancak muhafazakâr cemaat tarafından ya kısaltılmış ya da atlanmıştır. Bazı cemaatlar kurban kesmeye yönelik tüm referansları çıkartmıştır ve muhafazakâr Sim Shalom dua kitabı, kurbandan geçmişte olduğu gibi bahseden ve hepsinin arasından kurbana referans göstermeyen tek kitap olarak, Amidah duasının bir alternatif versiyonuna sahiptir.
      Muhafazakâr Musevilik, çoğunlukla sadece Tişa Beav'da yerine getirildiği halde tapınağın tahrip edilmesiyle ilgili dört orucu muhafaza etmiştir."

      Sil
    3. Bu ornekte aslinda muhammedin siyasetini goruyoruz, araplarin en onemli besin kaynaklarindan olan deve etini sutunu yasaklayamazdi fakat yine yahudilikten alinan ve o cografyada cok az veya olmayan bir hayvani domuzu yasaklamak kolaydi.

      Sil
    4. Etiki bu çeviride sorunlu noktalar var. Ben sadece en önemlisine işaret etmekle yetineyim:
      Burada Conservative Judaism birebir bicimde Muhafazakar Musevilik olarak çevrilmiş. Bundan, soz konusu akımın Yahudiliğin en katı ve tutucu kolu olduğu anlamı çıkabilir. Oysa durum hiç öyle değil. Conservative, ya da Avrupa'da bilinen adıyla Masorti Yahudilik, Ortodoks Yahudiliğe göre liberal-yenilikçi bir anlayışı savunan bir akım. Basitce söylersek, geleneği modenlikle birleştirme iddasında. Ama ondan da liberal olan bir akım daha var, o da Reform Yahudilik.
      Liturjideki Tapınak referanslarına gelince: bu konu biraz karışık. ABD'deki bazı Masorti cemaatlerinin ufak tefek degisiklikler yaptıgı dogu olsa da, dualarin ana gövdesi genellikle oldugu gibi muhafaza ediliyor. Bu noktada asıl radikal degisikligi getiren Reform Yahudilik.
      Her halukarda, kendini otantik Yahudilik olarak konumlandiran Ortodoks Yahudilik için, Tapınak'in ve ayinlerinin yeniden tesisi vazgeçilmez ve merkezi bir oge.
      Öte yandan, Sevan bey ne der bilmiyorum ama, ben Musevi sözcüğüne gicik oluyorum. Bu sözcükte bir aldatmaca gibi geliyor bana. Hani "aslında hepimiz Türküz" ifadesinde olana benzer bir aldatma. Duyduğumda da, gözümün önünde de hemen bir "modern yurttaşımız canlanıyor; Yahudi demeyi ayıp sayan, onu küfür zanneden biri. Sahi, Ermeniler için böyle, dediğinin tersini söyleyen bir niteleme yok mü?
      Bu arada, Sevan bey "deve" için rica ederim' hatta estagfurullah. Bir iki kur Arapça dersi verirsiniz, odesiriz (Maimonides'in metniyle bogusuyorum da).
      Sevgiler

      Sil
  6. Çok güzel, düşünmeye sevk eden bir yazı olmuş ama okunup da düşünülmeyeceği, dolayısıyla anlaşılamayacağı gerçeği de ortada.

    Muhammed'in başka konularda da 'Yahudi Açılımı' yaptığı da gerçektir ki, bu fikir de hiç hoşa gitmez. Halbuki vahiy olarak da Bakara suresinde ilahi izin kendisine gelmiştir. "Sen onların milletine (dinine) uyuncaya kadar ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar senden razı olurlar" şeklinde.

    Ramazan orucu da bu Yahudi açılımına bir örnektir.

    Tevrat'da görünen şeylerin damıtılarak Kuran'da islamiyet için modifiye edildiği bir yana, Tevrat'da görünen bir çok şeyin de Sümer yazıtlarında görülebileceği de gerçektir. Kaburgadan yaratılan kadından, ibadet ederken vücut temizliği gerekliliğine kadar bir çok konuda…

    Ama araştırıp öğrenelim mi? Zinhar!

    YanıtlaSil
  7. Öfke, cehalet, okuduğunu anlayamama ve terbiyesizlikle dolu uzun mesajlar yazan Neyzen Semazen mahlaslı kişinin yorumlarını, okurlarıma saygım icabı siliyorum. Bilginiz olsun.

    YanıtlaSil
  8. ikinci meşhur hikaye:

    Cahiliye döneminde insan kurbanıyla ilgili olarak Wellhausen, oğlan ve kızlarla esirlerin, Uzzâ putuna kurban olarak takdim edildiklerini ileri sürmektedir.554 Rivayete göre, Hz. Peygamberin dedesi Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunun kazılması sırasında Kureyş’le karşılaştığı zorluklar sebebiyle, eğer on tane oğlu olur ve kendisini koruyacak yaşa gelirlerse, onlardan bir tanesini Kâbe’nin yanında Allah için kurban etmeyi adamıştı. Abdülmuttalib oğulların sayısı ona ulaşınca, adağını yerine getirmek istemiş, çekilen kurada, kurban olmaya dair ok, peygamberimizin babası Abdullah’a isabet etmişti. Bunun üzerine Abdülmuttalib, Abdullah’ı kurban etmek üzere İsâf ve Nâile adlı putların bulunduğu yere götürmüş, Kureyşliler ise, böyle bir adetin yerleşmesinden çekinerek, Abdülmuttalib’e engel olmuşlar ve Hicaz’daki bir kâhineye danışmasını tavsiye etmişlerdi. Bunun neticesinde kâhinenin tavsiyesine uyularak, Abdullah’la develer arasında kura çekilmiş, Abdullah’ın yerine Yüz deve kurban edilerek adak yerine getirilmiştir.

    (alıntı: http://www.belgeler.com/blg/1ak5/kur-an-da-ritellerin-arka-plani-the-background-of-rituals-in-koran)

    YanıtlaSil
  9. Kurban olayını dallandırıp budaklandırmaya gerek yok.Mantığı gayet basit.İnsan değer verdiği bir şeyden inandığı bir Tanrı uğruna vazgeçebiliyor mu vazgeçemiyor mu?Olay budur.Zaten Habil ile Kabil'in hikayesinde de,İbrahim'in hikayesinde de mevzu aynıdır.,
    Neyin kurban edileceği ve nasıl edileceği de diğer tüm ibadetlerde olduğu gibi bir takım ritüellere dayandırılmıştır.Kurbanın nasıl değerlendirileceği ise zaten işin son halkasıdır ki burada da bir takım makul kurallara göre taksim vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana mı soracağız neyi dallandırıp budaklandıracağımızı bay dalbudak?

      Sil
  10. Temel Kabul : "Allah ile 'kontak' kurulmaz". Bu bana dayanaksız görünüyor. Bir insan ile 'kontak' kuruyorsak Allah ile niye kuramayalım? Muhammed ya da başka birisinin bu 'kontak' iddiası neden "peşinen" batıl olsun? Bunun yerine "ispatlayıcı bir durum yok" şeklindeki agnostik tavır daha makul değil mi? Üstelik hem ister istemez inanmak zorunda bırakmayan hem de inanmak için güçlü gerekçe oluşturan bir şey nasıl bir şey olabilir? (Bunlar samimi sorulardır)

    YanıtlaSil
  11. Insana sebepsiz zarar vermek gunahtir. Oldurmek cok buyuk gunahtir. Les ancak aclikla karsi karsiya kalindiginda asiriya gitmeden yenebilir. Bu iki noktayi birlestirirseniz insan eti yalniz ac kaldiginizda ve ortada insan lesleri varsa yenir.

    Bu kadar basit bir mantigi kuramayan adam meshur oluyor, filozof oluyor. Bir de cibildak poz veriyor. Benim adami komsum bile bilmez. Adaletin bu mu dunya?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saçma! İslam düşmanlarını öldürün demiş, münafıkları vs. öldürmeyi emretmiş. İdam cezası (Kuran'da sarih temeli var mı bilmiyorum ama) İslam geleneğinde mevcut. Zina yapanlara 100 kırbaç vuruluyor, ki sağ kalması fiilen imkânsız. Bunları yemek serbest mi?

      Domuz yemek yasak ama şempanze yemek serbest mi ve serbestse niye serbest?

      Leş kargası ve akbaba yemek serbest mi?

      Sil
  12. Madem eti yenilecek hayvan saglik acisindan tesbit edilmis genelde domuz yasagina oyle der muslumnalar hani guya kendi pisligini yiyormus ya , birde domuz esini kiskanmazmis hurafesi : ) ozaman koyun ve tavuk eti de yasak olmaliydi. Ben cocukken babam tavuk yetistirirdi kac kere gordum tavugun kendi pisligini yedigini, ikincisi suan meslegim saglikla baglantili oldugu icin; koyun etinde de '' Lanolin '' denilen bir yag ihtiva etmekte, kalp ve damar hastaliklarinin 1 numarali nedeni ve ulkemizin Guney, Guney Dogu illerinde cok tuketilen bir et oradaki insnlarin cogunda kalp ve damar hastaliklari ile bogustugunuda biliyoruz. Muhammed deve tuccari idi zaten deve etini tavsiye etmeside kendi zenginligini kurmakla alakali olduguna inaniyorum. Sayin Nisanyan sanirim oyle oluyor bir tek domuz etine odaklanmis bir gorus domuz eti yasak ama sanki tum diger etler serbest gibisine aksi takdirde yeryuzunde yasiyan tum canlilarin listesi olurdu ki hangisi yenilir , hangisi yenilemez diye. Ve yazikki bu sacmaliklara inananlar hala olmasi.

    YanıtlaSil