23 Ekim 2012 Salı

Swami Saraswati'nin İslam Eleştirisi (kısım 1)


Swami Saraswati ile bundan 30-31 yıl önce, Hint felsefesiyle ilgilendiğim dönemde yüzeysel olarak tanışmıştım. "Akıllı bir adam" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Geçenlerde Zındıklar yazısı nedeniyle tekrar okudum. Bilgeliğinin genişliğinden ve aklının sükûnetinden etkilendim. Dinibütün bir Hindudur elbette, ama o kadar kusur hepimizde olur diyeceğiz.

Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı eserinin 14. bölümünde yaptığı Kur'an eleştirisi bu konuda bugüne dek okuduğum en derli toplu yazılardan biridir sanırım. Türkçeye çevirmenin faydalı olacağına hükmettim. Facebook sayfamda her gün iki ayet hesabıyla tartışıyoruz. Buraya daha uzunca bölümleri topluca koyacağım. Hepsi 152 madde ve kısa bir sonuç yazısından ibarettir. 

Buyurun, İslam dinine "dışarıdan" bir eleştiri. Hem de adam küstah Batılılardan değil, Doğulunun hası. İslam'ın "ilkel" ve "putperest" saydığı bir dinin önde gelen düşünürlerinden biri. Hazretin yaşamına dair bilgi İngilizce Wikipedia'da var. http://en.wikipedia.org/wiki/Dayananda_Saraswati  Kitabın tamamını görmek isteyenler için İngilizcesi http://archive.org/details/satyarthprakashl00dayauoft


1.     “Rahim ve rahman olan Allah’ın adıyla.” Sure 1, ayet 1.

Cevap: Müslümanlar Kuran’ın Allahın sözü olduğunu söyler. Oysa bu ayet yazarın başka biri olduğunu gösteriyor. Zira Allah’ın sözü olsaydı Allah’a değil halka hitap etmesi gerekirdi.

Eğer Allah [her işe] bu sözlerle başlanmasını bildiriyorsa uygun değildir, zira kötü işlere bu sözlerle başlamak Allah’ın adına leke sürer. “İyi işlere Allah’ın adıyla başla, kötü işlere değil” denilmesi gerekirdi. Bu haliyle ifade, kuşkuya yer bırakacak niteliktedir. Hırsızlık, zina, yalancılık ve diğer günahları işlemeye Allah’ın adıyla başlanacak mıdır? Müslüman kasaplar bu emre uygun olarak ineklerin ve başka hayvanlarının boğazını keserken “Bismillah” ifadesini kullanırlar. Eğer Allah’ın kastettiği buysa, demek ki Müslümanlar kötülük yapmaya Allah’ın adıyla başlıyorlar. Dolayısıyla Allah rahim olamaz, çünkü rahmeti dilsiz yaratıkları kapsamamaktadır. Yok eğer Müslümanlar ayetin anlamını yanlış yorumluyorsa, o zaman vahiy beyhudedir. Müslümanların yorumu yanlışsa doğru yorumu nedir?

Allah merhametli ve esirgeyici ise hayvanların korkunç acılarla öldürülmesine ve insanların keyfi için etlerinin yenmesine neden izin vermiştir? Bu hayvanlar günahsız değil midir ve Allah’ın yarattıkları değil midir?

SN notu: İlk bakışta basit bir mantık oyunu gibi görünen argümanı yazar ileride adım adım kahredici bir eleştiriye dönüştürecektir. Sabırla okuyalım.


2.     “Hamd olsun alemlerin rabbi olan Allah’a. O rahim ve rahmandır.” (1.2-3)

Cevap: Allah tüm yaratıkların rabbi ve hepsinin esirgeyici ve bağışlayıcısı olsaydı Müslümanlara diğer dinlerin mensuplarını ve aşağı seviyedeki hayvanları öldürmeyi emretmezdi.

Allah bağışlayıcı ise günahkârları bağışlayıcı mıdır? Eğer öyleyse (aşağıda göreceğimiz üzere) kâfirleri, yani Kuran’a ve Peygamberine inanmayanları öldürmeyi emretmiş? Bundan da anlaşılacağı üzere Kuran Allah tarafından yapılmış olamaz. 


3.     “Yargı gününün sahibi. Yalnız sana taparız, yalnız senden yardım dileriz.” (1.4-5)

Cevap: Allah her zaman yargılamaz mı? Sadece belli bir gün mü yargılar? Eğer öyleyse, hükümdarlığı adaletten yoksundur. (…)

SN notu: Güçlü bir argüman. Kur’an tanrısının elindeki tek etkili enstrümanın kıyamet günü olduğu, bugünkü dünyada Allah’ın çoğu zaman çaresiz ve etkisiz göründüğü, birçok yorumcunun dikkatini çekmiş olan bir husustur. İslam dünyasında tipik olan öfke patlamalarının ardında bu çaresizlik hissi yatıyor olabilir mi?


4.     “Nimet verdiklerinin yolunu bize göster, gazabına uğrayan ve yanlışa sapanların yolunu değil.” (1.6-7)

Cevap: Müslümanlar önceki yaşamlara ve o yaşamlarda işlenen iyilik ve kötülüklere inanmadığı için, Allah’ın bazı kimseleri nimetlendirmesi ve onlara merhamet göstermesi ve diğer bazı kişileri bundan mahrum bırakması adaletsizliktir. Zira hak ve hata gözetmeksizin ödül ve ceza dağıtmak adaletsizliktir. Bazılarına merhamet edip bazılarına hiçbir geçerli neden olmaksızın gazap göstermek doğanın düzenine aykırıdır. Önceki hayatlarda biriktirilmiş iyilik ve kötülüklerin yokluğunda, bazılarına nimet ve diğerlerine gazap göstermek adalet duygusuyla bağdaştırılamaz. (…)

SN notu: Hindu reenkarnasyon öğretisinin işlevi burada net olarak görülüyor. Eğer tanrı sebepsiz yere bazılarına nimet bazılarına gazap gösteriyorsa adaletsiz bir tanrıdır – meğer ki farklı muamelenin sebebi, kişinin önceki yaşamlarda işlediği günah ve sevaplar olsun! Reenkarnasyon çözümünü reddedersek, tanrının (eğer varsa ve tekse) adil olmadığını kabul etmekten başka çare kalmaz.


5.     “Bu kitapta şüphe yoktur; takva sahiplerine, gaybe iman edip namaz kılan ve kendilerine verdiğimiz nimetleri doğru kullananlara doğru yolu gösterir. Onlar sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere ve ahirete iman ederler. İşte onlar kurtuluşa erecektir. İnkâr edenlere gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde perde vardır. Büyük azap onlar içindir.” (2.1-6)

Cevap: Allah’ın kendi kitabını övmesi kibir belirtisidir.

Takva sahibi olan zaten kendiliğinden doğru yoldadır, yanlış yolda olanlara ise bu Kuran doğru yolu gösteremez. O halde bu kitabın faydası nedir? Allah nimetlerini bağışlarken hak ve emeğe riayet etmez mi? Etmez ise, niye nimetinden herkesi faydalandırmaz?

İncil’e ve diğer kitaplara inanmak uygunsa niye Müslümanlar onlara Kuran’a inandıkları gibi inanmazlar? Yok eğer onlara inanıyorlarsa o zaman Kuran’a ne gerek vardır? Kuran’da diğerlerinde olmayan şeyler varsa, o zaman Allah’ın önceki kitaplarda bu şeylerden söz etmeyi unutmuş olması gerekir. Yok unutmadıysa, Kuran’ı indirmesi gereksizdi.

Birkaç istisnayla Kuran ve İncil’in öğretilerinin birbirine benzediğini görüyoruz. O zaman Allah neden Veda gibi tek kitap yapmadı?

Dünyanın sonu öğretisine inanmak ve başka türlü inanmamak şart mıdır? Tanrı tarafından yol gösterilenler sadece Müslümanlar ve Hıristiyanlar mıdır? Onlar arasında günahkârlar yok mudur? Sadece takva sahibi Hıristiyan ve Müslümanlar kurtulacak fakat diğer iyi insanlar kurtulmayacaksa bu büyük bir adaletsizlik ve kanunsuzluk değil midir?

Eğer Allah inanmayanların kalplerini ve kulaklarını mühürlediği için bu insanlar günah işliyorsa, o zaman suç bu insanların değil Allah’ındır. İyiyi kötüden ayırt etme yetileri yoksa, bu özgürlüğe sahip değilseler, Allah onlara neden ödül veya ceza vermektedir?

SN notu: Ahlak felsefesinin temel paradokslarının kısa ve şık bir özeti.

Hindu dininin temel dayanağı olan Veda, bin yıllık bir sürede oluşturulmuş, toplam yaklaşık 1800 sayfayı bulan çok sayıda metinden oluşur. Dördüncü paragrafta yazar, Allah’ın vahiyleri madem birbirini tamamlayıcı niteliktedir neden Veda gibi bir koleksiyon yapmamış diye soruyor.


6.     “Kalplerinde hastalık vardır, ve Allah bu hastalığı artırmıştır.” (2.9)

Cevap: Kendilerinin bir kabahati olmadığı halde Allah kalplerindeki hastalığı artırmış! Onlara merhamet göstermemiş! Bu Şeytan’dan daha büyük şeytanlık değil midir? Kiminin yüreğini mühürlemek, kiminin hastalığını artırmak tanrının işi olamaz; çünkü hastalığı artıran şey günahtır.

SN notu: İnsanların kalbindeki kötülüğün müsebbibi Allah olabilir mi? Yoksa “Şeytan” öğretisi acaba buradaki bariz ahlakî çıkmazı aşmak için mi öne sürülmüştür?


8.     “Kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, siz de ona benzer bir sure meydana getirin; doğrulamak için, Allah'tan başka tanıklarınızı da çağırın. Fakat yapamazsanız (ki yapamıyacaksınız), o zaman inkârcılar için hazırlanan ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten korkun.” (2.22-23)

Cevap: Kur’an surelerine benzer bir sure yazmak zor mudur? Ekber zamanında Feyzî hiç noktalı harf kullanmadan bir Kur’an tefsiri yazmadı mı? […]

Kuran’da inanmayanlar için hazırlanan cehennem gibi Purana’lar da Sanskritçe bilmeyen malekşa’lar için hazırlanan korkunç cehennemden söz ederler. Şimdi bunlardan hangisine inanacağız? Kendi ifadelerine göre kendileri cennete gidecektir; oysa karşı tarafın ifadesine göre cehenneme gideceklerdir. Dolayısıyla söyledikleri kanıttan yoksundur. Hakikatte her dinde adil ve iyi olanlar nimet ve kötüler eziyet görür.

SN Notu: Feyzî (1547-1595) Muğal sultanlığı döneminin en büyük divan şairidir. Genceli Nizamî’nin eserlerine nazire yazdı. Kuran tefsiri ve tasavvufi eserleri vardır. Swami’nin sözünü ettiği noktasız tefsire dair bilgi bulamadım. (“Noktasız” aynı zamanda “kusursuz” anlamına gelir. Arapça veya Urducayı noktalı harf kullanmadan yazma cambazlığı, George Perec’in hiç e harfi kullanmadan yazdığı romanı anımsatıyor.)

Purana’lar Hindu geleneğinde efsanevî tarih anlatılarıdır. Malekşa veya mleccha म्लेच्छ (“barbar, kâfir”) erken devir Sanskrit kaynaklarında, Aryan olmayan Hindistan yerlilerine verilen addır.


9.     “İnananlara ve iyi işler yapanlara, içinden ırmaklar akan cennetleri müjdele. Oranın mahsullerinden yediklerinde “bunlar daha önce yediklerimizin aynısıdır” diyecekler. Ve orada onlar için hep kalıcı olan temiz eşler vardır.” (2.24)

Cevap: Eğer böyleyse Kuran’ın cenneti bu dünyadan hangi bakımdan daha iyidir? Bu dünyada olan mahsullerin orada da olduğu belirtilmiştir. Tek fark, Cennettekilerin buradakiler gibi doğup ölmemeleri ve oradaki temiz eşlerin, dünyadakilerin aksine, sonsuza dek yaşamalarıdır. Peki bu eşler, kıyamet gününe kadar vakitlerini nasıl geçirecektir? Diyelim ki Allah’ın hizmetinde iyi işler yaparak geçirecek olsunlar. (…)  O zaman Allah’ın bu kadınlara olan sevgisi erkeklere olan sevgisinden büyüktür, zira kadınların ebediyen cennette yaşamasına izin vermiş fakat erkeklere izin vermemiştir. Öbür türlü, bu kadınların Allah’ın rızasını kazanmadan sonsuza dek cennette yaşamasına nasıl izin verilmiştir?

SN notu: Cevabın ilk kısmı, Yunus Emre dahil olmak üzere, her Kuran eleştirisinin standart kalemlerinden biridir. İkinci bölüm daha ilginç. Cennet eşleri, yaptıkları iyi işler için mi cennetle ödüllendirildiler? Yoksa Allah sebepsiz yere bazılarını kayıran keyfî bir despot mudur?


10.  “Allah Adem’e tüm varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek ‘doğruyu biliyorsanız bunların adını bana söyleyin’ dedi. (Onlar bilemeyince) ‘Ey Adem onlara bildir,” dedi. Adem onlara (tüm nesnelerin) adını bildirdi. O zaman Allah ‘Ben size demedim mi ki göklerin ve arzın sırlarını ben bilirim, ve sizin açtığınızı ve gizlediğinizi de ben bilirim?’” (2.29-31)

Cevap: Allah’ın kendi büyüklüğünü kanıtlamak için melekleri kandırması uygun mudur? Böyle kibirli bir eylemi hiçbir bilge kişi onaylamaz ve kimse böyle bir davranıştan onur kazanmaz. Allah böyle bir gösteriyle her şeyi bildiğini kanıtlamak mı istemiştir? Bu türden bir büyüklük gösterisi ilkel ve vahşi toplumlarda etkili olabilir, fakat medeni toplumlarda asla.


11.  “Meleklere ‘Adem’e secde edin’ dediğimizde melekler secde ettiler. Fakat İblis direndi ve büyüklendi, ve böylece kâfirlerden oldu.” (2.32)

Cevap: Allah’ın her şeyi (yani geçmişi, şimdiyi ve geleceği) mutlak olarak bilmediği bu ayetten anlaşılıyor. Bilseydi İblis’i yaratır mıydı? Ayrıca Allah’ın her şeye mutlak olarak kadir olmadığı anlaşılıyor, zira Şeytan onun emrine karşı geldiği halde Allah ona bir şey yapamamıştır.

Şeytan tek başına Allah’a meydan okumuş ve başarmışsa, milyonlarca Müslüman-olmayanın bulunduğu bir dünyada Müslümanlar ve onların Allah’ı nasıl başarılı olacaktır?

Allah [Adem’e secde edilmesini emrettiği halde] bazı insanların hastalığını artırmakta ve bazılarını yanlış yola sevketmektedir. Allah bu şeyleri belki Şeytan’dan öğrenmiş olabilir. Şeytan ise kötülüğü Allah’tan öğrenmiş olmalıdır, zira Şeytan’ın bilgi kaynağı ancak Allah olabilir.

SN notu: Yeryüzünde kötülüğün varlığını tanrı fikriyle bağdaştırma çabasına Batı geleneğinde teodise (Yun théodikaia, İng theodicy, Fr theodicée) adı verilir. İslami teodisenın bu noktada vermiş olduğu ve verebileceği cevapların HEPSİ, özünde “biz bilemeyiz Allah bilir” önermesine indirgenebilir. Bu önerme ise, hakikati açıklamakta Allah hipotezinin faydasız olduğunu itiraf etmekle eş anlamlıdır. Bana sorarsanız QED. Ama daha geriye 141 maddemiz kaldı.


12.  “Ve dedik ki, ‘Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun, ve onun nimetlerinden bol bol yararlanın. Ancak bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. Fakat Şeytan onların ayağını kaydırıp oradan çıkmalarını sağladı. Dedik ki: ‘Kendi aranızda düşmanlıkla aşağı inin ve bir müddet geçiminizi dünya yüzünde temin edin. Adem bunun üzerine Rabbinden bazı kelimeler öğrendi ve yer yüzüne indi.” (2.33-35)

Cevap: Bu Allah uzak görüşlülükten yoksundur. Çünkü önce onlara cennetin nimetlerini ihsan etti, sonra onları cennetten kovdu. Olacakları bilseydi onlara öyle bir nimet ihsan eder miydi? Kandırıcı Şeytan’ı cezalandırmaktan aciz olduğu anlaşılıyor.

O ağacı kimin için yarattı? Kendisi için mi, başkaları için miydi? Başkaları için ise Adem’e niye o ağacı yasak etti? Böyle şeyler tanrıya yakışmaz, ve dolayısıyla bu kitap tanrının kitabı olamaz. (…)

Adem yeryüzüne nereden indi? Cennet bir dağ mıdır yoksa gökte midir? Aşağıya kuş gibi uçarak mı indi, taş gibi düştü mü? Bu sorular yerindedir zira Adem’in topraktan yaratıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.

Dünyevi bir vücuda sahip olan her yaratık ölümlüdür. Cennette oturanlar ölünce nereye giderler? Ölüm olmayan yerde maddi varlık olmaz. Maddi varlık olan yerde mutlaka ölüm de vardır. Dolayısıyla cennetteki temiz eşlerin sonsuza dek yaşadığına ilişkin Kuran öğretisi de doğru olamaz.

SN notu: Adem’in topraktan yaratılma hikâyesiyle cennetten kovulma hikâyesi birbiriyle tutarsızdır. Ölümlü bir varlığın cennette ne işi var?

Yazar, mecazi bir hikayeyi kavrayamayacaklardan değildir. EĞER Adem topraktan yaratıldıysa topraksız diyarlarda ne işi var diye soruyor.


13.  “Korkun o günden! O gün kimse kimsenin yerine bedel ödeyemeyecek, kimsenin şefaati kabul edilmeyecek, kimseden kurtulmalık alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecek.” (2.46 [48])

Cevap: Yalnız o günden mi korkacağız? Kötülük ederken her zaman korkmamız gerekir.

O gün şefaat kabul edilmeyecek ise, bu [diğer zamanlarda] tanrının tavsiye ve aracılık kabul ettiği anlamına mı gelir? Böyle bir şey olabilir mi?

Tanrı sadece cennettekilere yardım eder ve cehennemdekilere etmez mi? Eğer öyleyse tanrı adil değildir.

SN notu: Cevabın birinci bölümü Hinduların “karma” düşüncesine matuftur. Kötülüğün her an ve sürekli olarak cezalandırıldığı fikrini yazar apokaliptik bir mahkeme fikrinden daha insancıl ve felsefi anlamda daha tatmin edici buluyor.

Fakat yazarı asıl rahatsız eden konu “partizan” bir tanrı kavramıdır. Kendisinden yana olanları (ya da bilinmeyen bir nedenle seçtiklerini) sürekli olarak kayıran, karşı kampın mensuplarını (veya bilinmeyen bir nedenle dışladıklarını) acımasızca kahreden bir tanrı, Kuran dinine “ilkel” lezzetini veren en belirgin unsurdur.


14.  “Biz Musa’ya kitabı ve mucize gücünü [el-furkan] verdik.” (2.50 [52]) “Aranızdan sebt [şabat] gününe riayet etmeyenlere ‘hakir maymunlar olun’ dedik. Ve bu cezayı o gün yaşayanlara ve sonradan gelecek olanlara ibret ve müminlere öğüt olarak verdik.” (2.60-61 [63-64])

Cevap: Allah yasa kitabını Musa’ya verdi ise, Kuran’a ne gerek vardı? İyiyi kötüden ayırt etmenin öğretisi her zaman aynı ise, aynı şeyi iki kere yazmak vakit kaybı ve tekrardır. Allah Kuran’da yazdıklarını Tevrat’ta yazmayı unuttu mu?

Tevrat’ta ve Kuran’da tanrının Musa’ya mucize gücü verdiği yazılıdır. Ancak buna inanmak yerinde değildir, zira o zaman olan bir şeyin bugün de olabilmesi gerekir. Tıpkı bugün birtakım çıkarcı kişilerin cahil insanları kandırarak kendilerine ermiş görüntüsü vermeleri gibi o zaman yapılan şey de kandırmaca olmalıdır. Yoksa tanrının gerçek hizmetkârları bugün de var, onlara neden mucize gücü verilmiyor?

Eğer Allah sebt’e riayet etmeyenleri maymuna çevirdi ise bu da kandırmaca ve göz boyayıcılıktır. Böyle yöntemlere başvuran kimse tanrı olamaz ve böyle şeyleri içeren bir kitap tanrının işi olamaz.

SN notu: Yazar Bakara 50. (Türkiye’de kullanılan sisteme göre 52.) ayette geçen furkan فرقان sözcüğünü, yaygın bir geleneğe uyarak “mucize gösterme gücü” olarak yorumluyor. Diğer yaygın görüş, bu sözcüğün “ayırt etme yetisi” anlamına geldiğidir. Arapça sözcüğün eşdeğeri ve muhtemelen aslı olan Aramice purkan פרקן ise, Yahudi tefsir literatüründe “selamet, kurtuluş, halâs” anlamında kullanılır. Ancak bu noktadaki yorum farkları argümanın özünü etkilemez. Zira bunu izleyen on küsur ayette Musa’nın mucizeleri anlatılmıştır.


15.  “İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve anlamanız için size ayetlerini/simgelerini gösterir.” (2.67 [73])

Cevap: Allah o zaman ölüleri dirilttiyse bugün niye diriltmiyor? Kıyamet gününe dek neden beklemeleri gerekiyor?

Tanrının [bize gösterdiği] işaretler bu kadar sınırlı mıdır? Dünya, güneş, ay ve diğer şeyler de tanrının mucizeleri değil midir? Yeryüzündeki her şeyde gördüğümüz düzen ve tasarım tanrının bize gösterdiği bir işaret değil midir?

SN notu: “Müslümanlık da yerde ve gökte olan diğer şeyleri tanrının mucizesi sayar,” evet, tabii, kuşku yok. Yazar bunu inkâr etmiyor. Eğer bunlar mucizeyse, neden [Musa zamanında] doğa düzenine aykırı mucizeler gösterme gereği duymuş diye soruyor.


16.  “İman edip iyi işler yapanlar cennetlik olacak ve sonsuza dek orada kalacaktır.” (2.75 [82])

Cevap: Hiçbir yaratık sonsuz iyilik ve sonsuz kötülük gücüne sahip değildir. Dolayısıyla sonsuza dek cennette veya cehennemde olamaz. Tanrı buna izin verse adaletsiz ve cahil olurdu. Her şey dünyanın son gününde yargılansa, iyi eylemler ve kötü eylemler eşit çıkar. Eylemler sonsuz [mutlak] olmadığına göre, sonuçları nasıl sonsuz [mutlak] olabilir?

Dünyanın yedi veya sekiz bin yaşında olduğunu söylüyorlar ise, tanrı o tarihten önce boş mu duruyordu? Kıyametten sonra tanrı boş mu duracaktır? Bu tür ifadeler bir çocuğun saçmalıklarından fazla bir değer taşımaz. Zira tanrı, her zaman etkindir. Herkesi iyiliğine ve kötülüğüne göre her zaman yargılar. Bu nedenle Kuran’ın öğretisi doğru değildir.

SN notu: Gerçek dünyanın ahlaki karmaşıklığı karşısında, tek bir yargı günü ile sonsuz ceza veya sonsuz ödül öngören sistemi yazar adaletten ve mantıktan yoksun buluyor. Sanırım en temel doktrin eleştirisi budur.


17.  Birbirinizin [kardeşlerinizin] kanını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarından çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Bunu kabul etmiş ve tanık olmuştunuz. Oysa siz buna rağmen birbirinizi [kardeşlerinizi] öldürmeye, aralarınızdan bazılarını yurtlarından sürmeye ve kötülükte yardımlaşmaya devam ettiniz.” (2.77-78 [84-85])

Cevap: Yemin [sözleşme] alıp vermek tanrıya mı insana mı uyan davranıştır? Allah her şeyi bilen ise, neden cimri bir tüccar gibi davranmış?

Kardeşlerini öldürmemek ve dindaşlarını yurtlarından sürmemek iyi bir ilke değildir, zira dindaş olmayanların kanının dökülebileceği ve onların yurtlarından sürülebileceği anlamına gelir. Bu ise bir cehalet ve tarafgirlik ilkesidir.

Allah verdikleri sözden döneceklerini önceden bilmiyor muydu? Eğer biliyor idiyse, buna rağmen yemini [sözleşmeyi] kabul etmesi ahlaklı bir davranış değildir.

SN notuCevabın ikinci paragrafı etkileyicidir. Yahudilik aleyhine her zaman ileri sürülen bu argümanın, aynı ölçüde İslam aleyhine kullanılabileceği gerçeği çoğu zaman gözden kaçırılır. [İki ayrı düzlemde, 1. Kuran tanrısı Yahudilerle yaptığı sözleşmeyi aynen ikrar eder ve Yahudileri o sözleşmeye uymamakla suçlar, 2. Kuranda Müslümanların birbirine karşı gözetmekle mükellef oldukları ahlak ilkeleri ile gayrımüslim ve kâfirlere karşı uygulamaları emredilen ahlak ilkeleri farklıdır. Bu da Kuran dininin, evrensel nitelikte bir ahlak öğretisinden uzak, dolayısıyla (Kantçı anlamda) ahlaksız bir öğreti olduğunun kanıtıdır.]

Allah’ın bireyleri kale almadan bir kavimle sözleşmesi, ve hatalarından ötürü bütün bir kavmi cezalandırması, aşiret mantığının bir tezahürü olarak değerlendirilebilir.

32 yorum:

  1. Sevan bey ben sizin dini daha zekice argümanlarla reddettiğinizi düşünüyordum. Yukarıdaki yazının ortalarına kadar okudum ama daha fazla dayanamadım. Öyle bir bakış açısıyla yazılmış ki ne bulduysam geçireyim demiş adeta yazar. Ben bir müslümanım ve size şunu söyleyeyim ortalama bir islam aliminin, islamın tezlerini kabul ettirmeye çalışan bir kitabında daha akılcı şeyler görürsünüz. Bence, islamı reddetmekte çok aceleci davranmışsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herhangi birine bir tanecik yanıt vermek yerine topu ortalama islam alimine attığını belirten bu değerli yorumu bizimle paylaşmakla eşsiz bir katkıda bulunmuşsun, varol.

      Sil
  2. Öncelikle güzel çeviriniz için teşekkür ederim. Swami Saraswati'yi tanımıyordum, ilk kez burada gördüm. Ele aldığı ayetlerin bir kısmı, ilk okunduğunda "ne var bunda, gayet adil ve tutarlı" denecek ayetler. Ama cevaplar okunduğunda farklı kültürlerden gelen bakış açılarının insanın uyanmasına nasıl yardımcı olduğu görülüyor. Bir de bu yönden bakmak çok faydalı. Ayrıca Batı kaynaklı çoğu kritik a priori "oryantalist" olmakla yaftalanıp görmezden geliniyor. En azından bu peşin yargıyı aşarak okumayı sağlıyor. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Sevan Bey, çok merak ediyorum. Kuran meali ya da tefsiri okudunuz mu?
    Aslolan bir fikir, düşünce yada ideolojiyi önce kendi kaynaklarından okumaktır. Daha sonra olumlu ya da olumsuz konuyla ilgili herşeyden bahsedebilirsiniz. Örneğin Kant'ı okumadan, onunla ilgili yorumları okusanız ne kadar sağlıklı bir sonuç elde edebilirsiniz?
    Sizin gibi derin mevzularda ciddi kalem oynatabilen bir insanın böyle yüzeysel ve basit şeyleri ballandıra ballandıra anlatmasını başka türlü açıklayamıyorum kendime.
    Birde şunu merak ediyorum. Tanrı eğer yoksa ben kısa bir ömrü kaybedeceğim. Peki bizim inandığımız Tanrı varsa siz neyi kaybedeceğinizin farkında mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. inancı bu denli pragmatik bir biçimde ele almak ne tür bir ahlaki yoksunluğa işaret eder anlamak güç.huri ve meyve bahçeleri olmadan da bir insanın iyi olabileceğini tahayyül edebilirsiniz herhalde EY İMAN EDENER...

      Sil
    2. Hayir konu bu degil. Allah olsa da olmasa da siz bir omru filan kaybetmiyorsunuz. Zaten su an hayattasiniz ve yasiyorsunuz. Ama bir sekilde, bir yerde ve bir tarihte oleceksiniz. Yani bu dunyada bir kaybiniz soz konusu degil. Inkar ettiginiz an, Allah sizin caninizi almiyor. Inanmak yada ibadet etmekle bir omru degil ama, bu omrun icinde biraz zaman kaybediyorsunuz hepsi bu. Yani luzumsuz bir angajmana giriyorsunuz. Bu zamani daha olumlu ve faydali bir sekilde harcamak varken.
      Bizim icin degil ama sizin icin problem oteki dunya dediginiz yerde basliyor. Simdi soyle dusunebiliriz.
      Eger bir Allah varsa, belkide hepimizi yaratma sebebi sadece verdigim beyni kac kisi kullandi, kac kisi sorgulamadan, mantikli bir cevap aramaya kalkmadan benim onlara test amacli gonderdigim bu dine(veya dinlere) inandi diye, yarattigi insanligin zeka duzeyini ogrenmek istemesidir.
      Eger Allah varsa biz obur dunyaya gittigimizde karsisinda neden ateist oldugumuzu, neden Muhammed’e ve Islamiyete inanmadigimizi anlatip,
      inancsizligimizi savunabiliriz. "Sen hem bize akil ve beyin verdin sonrada, butun bu masallara inanmamizi bekledin, eger inanmamizi istediysen bizi de mesala akil ve bilincten yoksun yaratabilirdin" diyebiliriz.

      "Cunku biz aklimizla ve zekamizla senin yarattigin evreni kesfettik, gozumuzle goremedimiz atomlarin varligini farkettik, milyarlarca isik yili otedeki galaksileri gorduk. Bize vermedigin yetenekleri yine aklimizi kullanarak kazandik. Ornegin biz ucamiyorduk ama gozumuzun onunde senin yarattigin kuslar ucuyordu demek ki mumkun dedik ve nasil ucabilecegimizi beynimiz yardimi ile kavradik. Buraya, senin huzuruna gelmeden once yaptigimiz ve ucak adini verdigimiz mekanik aletlerle kuslardan bile hizli ucabiliyorduk" diyebiliriz.
      Ama siz, nasil savunacaksiniz kendinizi?
      Soyleyebileceginiz en fazla sudur. "Kuran adi verilen bir kitap vardi. Hatta biz Turkler onu okuyamiyor ve anlayamiyorduk bile. Ama senin tarafindan Muhammede verildigi soylendi. Biz gormedik ona verilirken ama oyle dendi. Bunun icinde ne yaziyorsa, senin sozunmus, oyle dediler. Biz de inandik. Biraz senden korktuk, birazda canim inanalim, zaten yoksa birsey kaybetmeyiz ama varsa cennete irmaklar sut ve baldan akiyormus, her inanana da istedigi kadar huri(yoksa 4 muydu?) veriliyormus filan dediler. Senin bize verdigin akil ve beyni biraz boyle tuccarvari kullandik. Maruzatimiz
      bundan ibarettir" diyeceksiniz. Baska?

      Sil
    3. hesap verme güdüsüne bağlılığımız yalnızca bir minnet duygusundan mı ibaret? sorgulamanın yaşamın algoritmasına yeni karar mekanizmalarını eklemesi bu kadar basite indirgenmemeli bence. sırf bu minnet duygusu için. çünkü minnetin ve sorgulamanın iyi/kötü sınıflandırmasını yaparken de bu ayırıma bir mantık oturtamıyoruz. ama her dinde, öğreti de kabullenmişliğin bir "yazık"lığı var.

      Sil
  4. Inanci elestirme hakkini müslümanlar kendinde bulabiliyorsa, bu hakka elbette baska inanclara ya da hicbir inanca mensup olmayanlarda sahiptir.

    Güzel bir calisma olmus. Bagimsiz gözden Islamiyete bir bakis acisi. Tesekkürler paylasim icin.

    YanıtlaSil
  5. Sevan abi,yazılarınızı sizi takdir ederek,cesaretinize hayran kalarak,takip ediyorum.Sayenizde "Rönesans"ımı yaşadım.Teşekkür ederim.Bugünkü yazınızda yanlış bulduğum yönleri aktarmak istiyorum:"Din zaten dogmatik bir disiplin.Zaten dogmatik olan,bilimsel temeli olmayan(bazı müslümanların tanrıya delil olarak 1.temizlik delili 2. düzen delili vb. delilleri söylemesini,tanrının varlığına bilimsel kanıtlar aramasını hariç tutuyorum.) bir disiplinin,eleştirisini yapmayı da,saçma buluyorum."

    YanıtlaSil
  6. Tekrar okuyunca bazı eleştirileri beğendim doğrusu. Kur'an'ın öteki canlıların varoluşunun tek amacını insana hizmet olarak tarif ediyor olması mesela. Yanlış anlaşılmak istemem, ben de et yiyen bir insanım ama bu noktadaki eleştirinin oldukça ilginç ve saygıdeğer olduğunu düşünüyorum. İslam'ın Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında ayrımcılık yaptığı eleştirisine katılıyorum ben de. Gerçi Hz. Muhammed bir hadisinde "Mazluma dini sorulmaz" der ama bu muhtemelen politik bir manevradan ibaret. Ayet mi hadis mi olduğunu hatırlayamadığım "kim bir kardeşini haksız yere öldürürse...", "kim ölü bir kardeşinin etini yemek ister...", "kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemedikçe..." vs. ifadeler Muhammed'in epey ayrımcı bir yaklaşıma sahip olduğunun göstergeleri bence. Tabii daha önce de buradaki bir yorumumda yazmıştım, bu ayrımcı tutumun iki temel nedeni var bence. Murat Belge'nin Halil Berktay ile girdiği sosyalizm tartışmasında "adalet, özgürlük, eşitlik vb. kimsenin umurunda değilken yalnızca sosyalistler bu idealleri savunuyordu" mealinde bir şeyler yazdığını hatırlıyorum. Ben ayrımcılığın bir nedeninin tam da bu türden bir psikoloji olduğunu düşünüyorum (Murat hocayı tenzih ederim, o bu türden bir tutumun kendisi için içerdiği tuzaklara düşmemiş değerli bir insan. Ancak solcuların genelinde bu psikolojinin izlerini görebilirsiniz, solculuğa başlıbaşına değer atfetmek, kendilerinin önderlik etmediği yahut kendi kalıplarına uymayan hiçbir harekete, girişime değer vermemek vs. sözgelimi solcuların Arap Baharı'na karşı gösterdikleri o çirkin tavrı hatırlayın - çok az sayıda solcu kendisini bu tuzaktan koruyabildi). Yani belirli bir tarihsel anda o anın birtakım problemlerine çözüm bulmak için bir mücadele verilmiş olmasından üretilen bir tür mutlak haklılık ve ahlaki üstünlük duygusu. Başkaları kendi dertlerinde, işlerinde güçlerindeyken, Muhammed ve arkadaşları dünyayı değiştirmeye kalkışmış, bu uğurda epeyce sıkıntılara göğüs germiş, bedel ödemiş vs. Eh, ister istemez bu işlerin içinde olan insanlar kendilerinin farklı olduklarını düşünürler. Muhammed'in "yanımda hiç kimse yokken..." anlayışını yansıtan bazı sözlerini hatırlıyorum. Bu duygu, başlangıçta ne kadar iyi niyetli olursanız olun, kötülüğün başladığı yerdir. Siz böyle düşünürsünüz, bunun ötesine geçmeseniz bile sizden sonra gelen birileri buradan hareketle o kendileri gibi olmayan insanların o hallerini onların kötülüklerine yorarlar. Onların da yerini alan birileri de kötülükleri tescilli olanlara her türlü muamelede bulunma hakkını kendilerinde görürler (Ne de olsa kimse kötülüğü tescillenmiş kimse için üzülmez, kılını kıpırdatmaz). Umarım kendimi ifade edebilmişimdir. Diğer bir nedeninse doğrudan doğruya peygamberlik iddiasının kendisi olduğunu düşünüyorum. Siz Tanrıdan haberler alıyorum derseniz, illa ki birileri "yok daha neler!" diyecektir. Böyle bir tavrı doğrudan doğruya düşmanlık olarak algılamaması Muhammed'in imkânsızdır. Eh, düşmanınızı da kardeşinizle bir tutmazsınız. Birbaşka neden daha pratik olabilir. Halil Berktay PKK eleştirisi bağlamında haklı savaş ideolojisinin nasıl ortaya çıktığını anlatırken yazmıştı İslam'ın Arap savaş lordlarını zaptedebilmek için başka diyarlar üzerine cihada yönlendirdiğini.

    YanıtlaSil
  7. Cennet bahce demek. Dunyada bir camurdan evrim yoluyla yaratilmislar. Bilahare imtihandan kalinca bahceden atilmislar.

    Oradaki agac soy kutugu. Cinsi munasebet. Elma falan yok.

    Allah test ediyor. Neticeyi biliyor,ama vuku bulmamis bir hadiseyi diger varliklar nasil kavrayacak? Mesela Ibrahim testi gecmeseydi rasul olamayacakti. Kuranda cok acik. Secim hakki var. Tiyatro oynanmiyor.

    Bunca sacmaligin hangisine cevap verirsin? Bir deli bir kuyuya tas atmis, kirk akilli cikaramamis. Irrasyonel inkarin adi ilericilik.

    YanıtlaSil
  8. inanlar için allah ve onun kitabı, tanım gereği kusursuzdur. dolayısıyla başka bir ölçü alıp islamiyeti eleştirmek müslümanları ikna etmez. ama müslüman olmayanlar veya şüpheleri olanlar ile böylelerini anlamaya çalışan müslümanların faydalanabileceği bir eser olmuş.

    YanıtlaSil
  9. Merhaba , görüşlerimi diğer insanlarla paylaştığım bir sayfam var . Başka şekilde sana ulaşamadığım için buradan yazıyorum .
    Sayfamın linki bu : https://www.facebook.com/pages/Pozitif-Ateizm/396130847113005

    Eğer müsaitsen birkaç saatliğinede olsa senden ders almak isterim .

    YanıtlaSil
  10. cımbızlama yöntemi ustaca kullanılmış. felsefi öğretilerle, ahlak felsefesiyle yahut hindu felsefesiyle bir din kitabına yaklaşmak hangi tarafsızlığı açıklar? madem bir kitabı eleştiriyorsunuz, evvela mensub olduğunuz öğretilerden soyunup, tarafsızca yaklaşmanız gerekmez mi? sevan bey, referans alınan tercüme kuranda bir sürü yanlışlık da var. yani ben bunu alayım da buradan bu öğretinin safsata olduğunu kanıtlayayım gibi bir düşünce nazarımda ve mantıklı düşünen insanlar nazarında muteber sayılmayacaktır. burada atlanılan imtihan bahsi var. Allah önceden biliyordu da neden böyle bir sözleşme imzaladı gibi bir soru var. bunların hepsini bir başına açıklayacak tek kavram: "imtihan" dır. Allah insanları bir imtihana tabi tutar. yahu tecellien insanlar dünya üzerinde bir sınava tabi tutulmuyorlar mı? herhangi bir uzmanlık alanında sınavsız yükselme imkanınız var mıdır? insanlar aralarında birbirlerini imtihana tabi tutmak haddini, cür'etini bulabiliyorlarsa, Rabb'leri, yani onları yoktan var eden yaratıcıları, onları imtihana tabi tutmakta özgür değil midir, yeterli değil midir? siz bir dünya yaratacaksınız, bir düzen kuracaksınız, insanlara akıl ve iradeyle seçim hakkı sunacaksınız, imtihan hakkına sahip olamayacaksınız: bu mümkün değildir. tabii, evvela bunlara kani olabilmek için, insan denen mahlukun aciz olduğuna iman etmek, inanmak iktiza eder. eğer insanın acziyetini kavrayanıyorsa, o öğreti ancak insan ölene kadar hayatiyetini sürdürecektir. sonrası mumyalanmaya kadar gider. müslüman olmayanlar ve iman etmeyenler elbette kuranın tamamına değil, nisa, 34. ayet gibi bazı bölümlerine bakıp, basit, adi bir cımbızlama, karalama yöntemiyle inananları tahkir, tezyif ve tezlil edecektir. bu dine ve bu kitaba bu denli aşağılayıcı bakanlara saygım yoktur. itibar etmeyeceğim görüşlerini okuyarak sadece onların içinde bulunmuş olduğu kuru inkarı, kibri ve ancak felsefi öğretilerle açıklayacağını sandıkları varoluş ve ahlak sisteminin tutarsızlığını müşahede etmeyi umdum.
    yine de hallacı mansur haklı. Allah ihtida etsin.

    YanıtlaSil
  11. müslümanım diyen insanlar acaba biliyorlar mı ki; müslümanım diyen insan laik olamaz, hümanist olamaz, demokratik olamaz, hoşgörülü olamaz, insanı insan olduğu için değil sadece müslüman olduğu için sevebilir, müslüman asla müzik dinleyemez, müslüman asla dinini eleştirmeyi dahi düşünemez sadece kabul etmek zorunda, müslüman asla dinden çıkamaz cezası ölümdür , fizik kurallarını ve doğa gerçeklerini inkar etmek zorunda, müslüman evlenmeden aşık olamaz sevemez aşk evliliği olamaz evleneceği eşini göremez, yahudiler ezeli düşmanlarıdır gün gelince hepsi katledilecek, müslüman dünyada hiçbir bilim teknoloji üretmediği insanlığı geliştirecek hiçbir faydalı iş yapmadığı halde kafir dediklerinin buluş ve nimetlerinden yararlanır. bunun gibi sayfalar dolusu yazı yazılabilir , aslında şu anda müslüman olduğunu söyleyen insanlar birer münafıktır yaratıcıya inanmakla veya adet olmuş ve toplum kurallarına mal olmuş ahlak kurallarını yerine getirmekle müslüman olunmaz modern , entellektüel müslüman hiç olunmaz .

    YanıtlaSil
  12. Allahım; Ya Rabbim!

    Ne zamandır, S. Saraswati'nin (kendisini bilmiyorum) bu blogta, Nişanyan'ın mâlum gündemine bağlı olarak görüşlerine yer verildiğini fark etmiş, ancak yazılanları incelemek için vakit bulamamıştım.

    Şimdi, ama yine dar zamanda kerâmeti Saraswati'den menkul görüşlere göz atayım dedim... Kayda değer, bir blogta paylaşılmaya değer, ilme/akla/irfana/ciddiye alınmaya değer bir şeyler okuyabileceğim ümidim az olmakla beraber yine de vardı...

    Yani, görüşleri sonuna kadar okuyabileceğimi sanıyordum. Ancak, daha "Besmele"de pes ettim. Hemen yoruma geçtim ve şu okuduklarınızı kaleme alıyorum.

    "Allahım; Ya Rabbim!" diyorum; başka bir şey demiyorum!!

    Herhangi bir meselede muhalif olmayı, muhalif kalmayı; meselenin nev'ine göre duyguların esiri olup düşmanlık beslemeyi bile anlayabilirim... Ammâ, muhalefet edilen, tenkit edilen ve hatta düşmanlık beslenen konuya hiç vâkıf olmadan ahkâm kesmeye kalkışanların cüretini, cesâretini önce cehâlete bağlarım! Fakat, mesele Kurân/İslâm/Peygamber ise bu konuda atıp tutmayı, buna cesaret etmeyi cehalet dışında özel tür bir cinnete bağlarım...

    Şifası yoktur sanırım!!

    N_S
    www.kuranizeka.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vicdan yoksunu, çıkarcı, tembel ve adalet yoksunusunuz. ilk 4'ü islam dinini seçtiğiniz için 3. ve 4. ise daha yazılanı okumadan okumaya gayret bile göstermeden hemen eleştirmeye kalkmışsınız. Bunları toplarsak bir müslüman'ın nasıl olması gerektiği konusunda mükemmel bir örneksiniz tebrik ederim. Ve sizi görünce şu söz geldi aklıma:''eğer dindarlar mantık ile ikna edilebilseydi, dünyada dindar insan kalmazdı.'' Sevan abi sen böyle embesil çok görmüşsündür bu mahlukat kırıntıları yüzünden moralini bozma ve şahsımı aydınlatan paylaşımların için teşekkürler.

      Sil
    2. Inege tapiyorsunuz bir de bize mantik mi ogretiyorsunuz dur bakalim daha neler gorucez

      Sil
    3. liquid ace, Neyzen SEMAZEN'i eleştirmiş olmakla mı ineğe tapmış sayılıyor? İleri gideyim, liquid ace ineğe tapan birinin İslam'la ilgili bazı eleştirilerini paylaşmış olmakla mı ineğe tapmış sayılıyor? Daha da ileri gideyim, ben sizinle İsa'nın Tanrı'nın oğlu olmadığı konusunda, üzülerek söylüyorum, anlaştığımda haşa Müslüman mı sayılıyorum?

      Sil
  13. Kısım ikiyi bekliyoruz hocam. Kitap olarak sizin yorumlarınızla çıksa alıp okurum. Farklı bir bakış açısı ve sizin yorumlarınız çok güzel olmuş.

    İşin aslı bütün bu tartışmalara girmeyi anlamsız buluyorum. Ben inansam da inanmasam da dünya ve hayatım değişmeyecek. Bir tanrıya (sadece bana işkence etmesin diye) diz çökmeyi onursuzluk sayıyorum. Eğer o kafada olsaydım işkenceci ve katil devlete de tapardım.

    Yazınızın güzel yanı kutsal metindeki tutarsızlığı ve yarattığı tartışmalarla inanan ahlakının ikiyüzlülüğünü ortaya koyması.

    Sevgi Saygı

    ÇT

    Bir de yorum yazan arkadaşlar paragraflara ayırmayınca yazdıklarınız çok zor okunuyor. Lütfen paragraflara bölelim zaten bilgisayardan okumak ayrı dert bir de böyle paragrafsız olunca göz yorucu ve sıkıcı oluyor.

    YanıtlaSil
  14. Selamlar,

    Pek bir huyum değildir yorum yazmak ama yine de iki kelime etme ihtiyacı duydum.

    Öncelikle besmelenin bu şekilde oluşunu vahiylerin Cebrail vasıtası ile inmesine bağlıyorum. Yani Allah'ın adına anlatıyorum bunları der gibi bir şey demek istiyor -galiba

    Ancak bu topraktan yaratılma meselesi aklıma takıldı. Daha önce bu konuda hiç düşünmemiştim ama toprak nedir?

    Toprak canlıların çürümüş hallerinin bir birikimi değil midir? İçinde halen daha canlıların değişik biyolojik (bakteriler örneğin) biçimlerde yaşadığı bir bileşke değil midir? >Öyledir. Öyle olmasaydı güneş, rüzgar ve su tarafından aşınmış kayalardan düşen kuru kum olurdu -ki bunun için bile milyonlarca yıl gerek-.

    Yani, Adem'in yaratıldığı toprak aslında Adem'den çok çok daha öncesinden yaşamlar olduğunun bir kanıtıdır ki bu da başlıbaşına bir çelişkidir. -ki burada ilkokulda öğrendiğimiz, vucudumuzun %80i sudur bilgisini es geçelim-

    YanıtlaSil
  15. Dedim ya, bu toprak meselesi aklıma takıldı. Dün gece yazdığım yoruma bir ekleme yapma ihtiyacı duydum;

    Allah her şeyi yoktan var eden değil midir?
    Öyledir.
    Öyleyse, neden sadece Ademin yaratılışında bir malzeme kullanma ihtiyacı duymuştur?

    Havva'da da yine bir malzeme ihtiyacı duymuş olduğunu görüyoruz. (Adem'in kaburga kemiği)

    Başka bir toprak sorusu;
    Tanrı eğer, her şeyi yoktan var ettiyse fakat bilmem hangi nedenle sadece Adem'in yaratılışında toprak kullanma ihtiyacı hissettiyse, nasıl oluyor da yoktan var ettiği orangutanla DNAlarımız neredeyse %100'e yakın (%98.3!) bir benzerlik göstermekte?

    Bir de link (ingilizce)
    http://skepticsannotatedbible.com/science/long.html

    YanıtlaSil
  16. Basit mantık oyunları, bildiğimiz ateist argümanlarının farklı söyleniş biçimleri sadece. Ayet bazında tahlil etmiş. Bütünden tahlil edemediği için çoğu yerde saçmalamış. Müslüman bir toplumda yaşayan bir ermeni bile bu argümanların bir çoğunun çürük olduğunu farkedebilir. Zahmet olmuş o kadar çeviriyle uğraşmışsınız.
    Ama yine de faydalı. En azından budistlerin de insan olduğunu, ve din fanatizmiyle nasıl sofist bir hale gelebildiğini görmek de önemli bir katkı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saraswati nin kim olduğunu bilmedem, ömürlerini ne işle harcadıklarını bilmeden bu yorumu yapman, ağır cehalet göstergesi ve gerçekten üzücü.
      Ömrünü bir olmayı adamış yogilere (ki yoga da bir olmak demektir) ateist demense ayrı bir üzücü. Bilmediğini bilmeyenden korunmak lazım. Senin diline doladığın Tanrı yı mistiklerin yaşadığını,bütün hayatlarını buna adadığını büyük ihtimal ruhun duymadan atıp tutmanda
      ayrı bir komedi.

      Sil
    2. Ortalık okudukları birtakım güçlü argümanları basit mantık oyunları olarak adlandıranlar ancak bunları hiçbir biçimde yanıtlama çabasına girişmeyen gerzekle dolu, bu çok ilginç bir fenomen. Sanırsın hepsi Gazali'nin rahle-i tedris'inden geçmiş, kendi İbn Rüşd'ünü bekliyor.

      Sil
  17. Arkadaşlar. Kuran'ın bütünü diye bir olay yoktur. 23 yılda inmedi mi bu Kuran, sizin inancınıza göre? Hz. Muhammed hüküm vermek için 23 sene mi bekledi? Yoksa ayetler indiği anda hüküm mü verdi? O zaman hangi kitap bütünlüğünden bahsediyoruz? Ya da bu kitabı sadece belirli kişiler anlayabilecekse, o halde neresi evrenseldir? Allah insanlara zulmetmiş olmaz mı? Ben nasıl güveneceğim bu alimlere? Bu soruların içinden çıkamazsınız. Birazcık düşünseniz, bunun bir ticaret haline getirildiğini görürsünüz zaten.

    Emeğiniz için teşekkürler üstad. Sevgiler... Eleştirilere kulak asmayınız... Bu dünyadaki en zor şey, inancı sorgulamaktır, onu da çoğu kişi yapamıyor zaten.

    YanıtlaSil
  18. O kadar ağır saçmalamış ki müslüman olasım geldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıt anlayışlılar için iyi bir sığınak sayılır, doğru.

      Sil
  19. saraswati bölümlerinin hepsini okudum, kabul ettiklerimi sorgulattırdığınız için teşekkürler

    YanıtlaSil
  20. İnanan İnsanlardan çekinmeseysim eğer ........

    YanıtlaSil
  21. Bu kadar basit ilkokul cocugunun dahi yapmayacagi elestiriler.tek bisey soylicem anlasilicak.yargi hesap gunu tek gun olur mu doyorsunuz.orada insanin butun bir omru yasami boyunca yaptiklari degerlendiriliyor.tek bir gunde yaptiklari degil.bu kadar calisiyor iste kafaniz.

    YanıtlaSil