3 Aralık 2012 Pazartesi

Swami Saraswati'nin İslam Eleştirisi (kısım 5)

[[Madde numaraları (85. ve devamı) Saraswati'nin Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı kitabındaki konu başlıklarıdır. İtalik dizili olanlar Kuran ayetleridir. Parantez içinde sure ve ayet numarası (9.88 ve devamı) gösterilmiştir. www.kuranmeali.org adresinde her ayetin Türkçede yayımlanmış otuz ayrı çevirisi karşılaştırılabilir. Cevap başlığı altında, 19. yüzyılda yaşamış bir Hindu derviş ve alimi olan Swami Dayananda Saraswati'nin itirazları verilmiştir. Cevapları Hintçe aslının İngilizce tercümesinden Türkçeye çevirdim. Gerekli gördüğüm yerlerde SN notu başlığı altında kendi yorumlarımı ekledim.]]

85. “Fakat Resul ve müminler, ki mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler, hayırlar onlarındır; kurtuluş onlarındır.” (9.88) “Sana mazeret bildirip savaştan kaçanlara gelince, Allah onların kalbini mühürlediğinden onlar bilmezler.”(9.93)

Cevap: Muhammed’e inanıp onunla beraber savaşanlar iyi, diğerleri kötü. Diğerlerinin kalbini Allah mühürlemişse, işledikleri günahtan sorumlu tutulabilirler mi? Kalplerini mühürleyerek iyi olmalarını engelleyen Allah ise, sorumlu olan da Allah değil midir? Böyle adaletsizlik olmaz.

86. “(Savaşa katılmayanların) mallarından sadaka al, onları arındır ve temize çıkar. Onlara dua et, senin duan onlar için güvendir.” (9.103) “Allah, kendisi yolunda öldürmeleri ve öldürülmeleri halinde onlara vaadettiği cennetin karşılığında, müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. (…) Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim var? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; kârı (ödülü) pek çoktur.” (9.111)

Cevap: Maşallah bu Muhammed’in Gokul dervişlerinden bir farkı yok! Onlar da saf halkın varını yoğunu alıp günahlarından arındırma işini iyi bilirler!

Günahsız insanların canını almayı kâr hanesine yazan bu ticari işletme de güzelmiş doğrusu! Müslümanların tanrısı adaletten de merhametten de elini çekmiş, günahsız insanları Müslümanlara öldürtüp karşılığında cennet vaat ediyor! Tanrının adına bundan büyük leke sürülebilir mi? Bilge ve erdemli insanlar nezdinde bundan daha aşağılık bir şey düşünülemez.

SN notu: Gokul dervişleri (Gosains of Gokul) hakkında bilgi bulamadım. Uttar Pradeş eyaletindeki Gokul kasabasında, tanrı Krşna’nın en kutsal sayılan tapınaklarından biri vardır.


87. “Ey müminler, kâfirlerin size yakın olanlarıyla savaşın (onları öldürün); sizdeki kararlılığı (şiddeti) görsünler.” (9.123) “Her yıl bir veya iki kez sınandıklarını görmüyorlar mı ki, tövbe etmezler ve hatırlamazlar?” (9.126)

Cevap: Allah burada Müslümanlara hainliği emrediyor; kendi dinlerinden olmayıp komşu ve yakın oldukları veya hizmetinde bulundukları insanları fırsat bulduklarında öldürmeyi veya onlarla savaşmayı öğütlüyor. Nitekim Müslümanlar çoğu zaman Kuran’ın bildirdiği şekilde davranmışlardır. Müslümanlar Kuran’ın övdüğü kötülükleri anlayıp ondan yüz çevirseler iyi olur.

SN notu:  قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ ibaresi “kâfirlerden size yakın olan (yakınınızda olan)ları öldürün” veya “onlarla savaş edin” anlamına gelir. “Biz eskiden Ermenilerle çok iyi komşuyduk” ifadesi, ister istemez, akla gelecektir.

88. “Şüphe yok ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra tahtına oturan Allah’tır.” (10.3)

Cevap: Allah dünyayı altı günde mi yarattı? Bu doğru olamaz, çünkü daha önce Allah “ol!” dediğinde dünyanın olduğu söylenmişti.

Tanrı eğer sonsuz ise neden göklerin üstündeki tahtında oturuyor? Her yerde olan, belli bir yerde olabilir mi? Eğer kastedilen şey dünyayı yönetmesi ise, o zaman Allah tıpkı bir insan gibi davranmaktadır. Her şeyi bilen tanrı, tahtında oturup hangi kararları verecek? Kuran adı verilen kitabın, tanrı kavramını idrak etmekten aciz birtakım cahiller tarafından yazıldığı yeterince açıktır.

SN notu: Alim-i mutlak olanın öğreneceği bir şey olmadığı gibi, vereceği bir karar da olamaz. Dolayısıyla tanrı, tahtında oturmakla, boşa vakit geçirmektedir. Ya da müdahale edemeyeceği bir süreci izleyerek kendi kendini öfkelendirmektedir.


90. “Sizi imtihan etmek ve hanginizin en güzel amel edeceğini görmek için altı günde gökleri ve yeri yarattı (…) Ölümden sonra şüphesiz dirileceksiniz.” (11.7)

Cevap: Tanrı sınav yapıyor ve işlerin sonucunu bekliyorsa mutlak-bilen olamaz. Ancak bilgisi noksan olan biri karar için imtihan sonucunu bekler. Hüküm için kıyameti bekliyorsa, adaleti geciktirmekte ve haksızlığın egemenliğine göz yummaktadır.

91. “Ey kavmim, Allah’ın bu (dişi) devesi sizin için bir ayettir (mucizedir). Bırakın Allah’ın arazisinde otlasın. Ona kötü niyetle yaklaşmayın, yoksa size azap olur.” (11.64)

Cevap: Allah’ın dişi devesi varsa mantıken erkek devesi de vardır. Dolayısıyla filleri, atları, eşekleri ve diğer hayvanları da olmaması için bir sebep bulunmaz. Allah’ın devesini çayırda otlatması ne hoş bir şey! Acaba bazen ona biniyor mudur? Her davar sahibi gibi, hayvanlarına göz kulak olan hizmetkârları da vardır mutlaka.

SN notu: Kuran’daki anlatıma göre Allah Samud kavmine Salih peygamberi göndermiş ve Salih’in peygamberliğine kanıt olarak mucizevi bir dişi deve bağışlamıştı. İslam-öncesi Arap mitolojisine ait olan bu hikâye, Kuran’ın yararlandığı diğer tarihi kaynaklarda mevcut değildir.


92. “Bedbahtlar cehennem ateşindedir, orada sızlayıp inlerler. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar (…) Mutlulara gelince, gökler ve yerler durdukça onlar da cennette kalıcıdır.” (11.106-108)

Cevap: Herkes kıyamet gününden sonra cennete veya cehenneme gideceğine göre, gökler ve yeryüzü neden varolmaya devam etsin? Cennette ve cehennemde kalış süresinin limiti göklerin ve yeryüzünün varoluş süresi ise, o zaman cennette ve cehennemde ikametin sonsuz olacağını söylemek çelişkidir. Sadece cahiller sözün önünü ardını düşünmeden böyle dikkatsizce konuşur.

93. “Yusuf babasına: 'Babacığım! 'Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm' demişti.” Ve devamı (12.4-59)
 
Cevap: Yûsuf suresinin tamamı Yusuf ve kardeşleri hikâyesini içeren baba oğul diyaloğundan ibarettir. Bu zaten halk arasında yaygın olan bir hikâye olduğuna göre, Kuran’ın tanrıdan gelen bir vahiy eseri olduğu söylenemez. Birisi, insanlara ait bir rivayeti aktarmıştır.


94. “Allah, görünmez direkler üzerine gökleri yükseltti, sonra arş’a kurularak (oturarak) güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Hepsi belirlenmiş vadeye dek dönmeyi sürdürür, ve O onları idare eder. (…) Yeryüzünü seren, orada dağları ve nehirleri ve tüm mahsulleri ve dişi ve erkek (mahlukları) yaratan O’dur.” (13.2-3) “O gökten suyu indirdi, ve böylece dereler (kendileri için takdir edilen ölçüde) aktı.” (13.17) “Aynı şekilde, Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğini ise kısar.” (13.26)

Cevap: Müslümanların tanrısının bilimsel gerçeklerden haberi olmasa gerek, yoksa göklerin görünmez direkler üstünde durduğunu yazmazdı. Allah eğer arş adı verilen bir yerde oturuyorsa aynı zamanda her yerde olamaz.

Allah’ın bulutlar hakkında biraz bilgisi olsaydı, suyu yukarıdan aşağı indirdiği gibi aşağıdan yukarı çıkardığını da yazması gerekirdi. Kuran yazarının bulutların oluşumu hakkında bilgisi olmadığı anlaşılıyor.

Allah rızkı ve kederi insanların iyi ve kötü eylemlerine göre değil keyfine göre dağıtıyorsa, adaletten yoksun bir zorbadır.

95. “Allah dilediğini yoldan saptırır ve kendisine yöneleni hidayete erdirir (doğru yolu gösterir).” (3.27)

Cevap: Allah insanları yoldan saptırıyorsa Allahın şeytandan farkı nedir? Şeytan şayet insanları yoldan çıkarmakla suçlanıyorsa, Allah aynı şeyi yaptığında neden kendisinden hesap sorulmaz? İnsanları kötü yola düşürenlerin cezası cehennem ise, Allah’ın da cehenneme gitmesi gerekmez mi?


96. “Bu yüzden biz Kuran’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu bilgiden sonra onların heveslerine uysan, Allah da seni gözetmez.” (13.37) “Tebliğ senin, hesap sormak bizimdir.” (13.40)

Cevap: Kuran hangi istikametten indirildi? Eğer yukarıdan indirildiyse Allah belli bir yöndedir ve evrenin rabbi olamaz. Mutlak ve sonsuz olan tanrı, her yerde eşit olarak mevcuttur.

Mesaj iletmek ulağın ya da postacının işidir. Haber iletmek için ulağa ihtiyacı olan kimse mutlak değil sınırlıdır, belli (sınırlı) bir yerdedir.

Hesap sormak ve muhasebe defterini kontrol etmek mutlak-bilen olan tanrının değil, gücü ve bilgisi kısıtlı olan insanın işidir. Kuran adlı kitabı, kısıtlı bilgisi olan bir insanın yazdığı anlaşılıyor.

97. “Devamlı dönen güneşi ve ayı sizin hizmetinize sundu, ve geceyi ve gündüzü sizin için yarattı. Ondan istediğiniz her şeyi size verdi. Nimetlerini saymaya kalkarsanız sayamazsınız. Bu yüzden insanoğlu nankör ve günahkârdır.” (14.33-34)

Cevap: Dönen güneş ve ay değil dünyadır. Kuran’ı yazan kimse bu basit gerçekten habersiz görünüyor.

İnsanoğlu günahkâr ve nankörse ona Kuran vasıtasıyla yol göstermenin boşuna olduğu söylenmiş. Zira kötü yolda olan insan zaten Kuran ne dese yolundan dönmeyecektir. Oysa gerçek dünyada insanların her zaman erdemli ve günahkâr (hem iyi hem kötü) olduğunu görüyoruz. Bu yüzden, iyiliği öğreten bir kitap bu yanlış öğretiyi savunamaz.

SN notu: Filozoflar ve erdemli insanlar, insanoğlunun hem iyi hem kötü olduğunu bilenlerdir. Cahiller ve mücahitler, insanı sadece dost veya düşman olarak görür. Muhammed ve kitabı, ikinci yolu seçmekle hata etmiştir.


98. “Rabbin meleklere ‘Ben kuru çamurdan bir insan yaratacağım, onun içine ruhumdan üflediğimde ona secde edin’ dedi.” (15.29) “İblis ise, ‘Rabbim, madem sen beni yoldan çıkardın, ben de onların hepsini yoldan çıkaracağım’ dedi.” (15.39)

Cevap: Tanrı ruhunu Adem’e üflediyse Adem’in de tanrı olması gerekir. Adem tanrı değilse Allah neden ona secde edilmesini emrederek kendi kendine şirk koştu? Allah şeytanı yoldan çıkardıysa neden şeytanın şeytanı, ya da onun yol göstericisi sayılmasın? Müslümanlar şeytanı “yoldan çıkarıcı” olmakla suçluyorlar. Eğer Allah Şeytanın yoldan çıkmasına izin verdiyse ve onun insanları yoldan çıkaracağını bildi ise neden onu engellemedi? Neden onu cezalandırmadı veya hapse atmadı? Neden yok etmedi?

99. “Her ümmete (kavme) ‘Allaha ibadet edin ve tağuttan sakının’ diyen bir peygamber gönderdik.” (16.36)

Cevap: Allah her ulusa kendi peygamberini gönderdiyse, onlardan birine (Muhammed’e) itaat etmeyenler neden kâfir oluyor? Kendi kavminin peygamberinden başkasına saygı göstermemek doğru mudur? Her ülkeye peygamber gönderildi ise Hindistan’ın peygamberi kimdir? Şüphesiz bu öğretide inanmaya değer bir taraf yoktur.

SN notu: Allah her ulusa peygamber gönderdiyse, hidayetin (cennetin) şartları arasında neden bunlardan sadece birine inanmayı saymıştır?

Her ulusa peygamber gönderilmiş ise, Muhammed’den sonra ortaya çıkan uluslara (mesela Kanadalılara, İsviçrelilere, Boşnaklara) da gönderilmiş midir? Gönderilmişse Muhammed son peygamber değil midir?

Arap kavmine gönderilen peygamber Türkler ve Fransızlar için bağlayıcı mıdır?


100. “Allah’a andolsun ki senden önce (diğer) kavimlere de peygamber gönderdik.” (16.63)

Cevap: Yemin etmek yalancılara has bir davranıştır, tanrıya değil. Dünyadaki tecrübelerimiz bize bunu gösterir. Doğruyu söylemeyi alışkanlık edinmiş biri neden yemin etsin?

Allah’ın Allah adına yemin etmesini anlamak mümkün değildir. Bu ayette “Biz” diyen kişi ile Allah’ın ayrı kişiler olduğu anlaşılıyor.

102a. “Cehennemi kâfirler için zindan kıldık.” (17.8) “Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet günü onu bir kitap gibi açıp göstereceğiz.” (17.13)

Cevap: Eğer göğün yedinci katında oturan Kuran tanrısına, onun kitabına, peygamberine, yargısına ve ibadetine inanmayanlar kâfir ise ve cehennem sadece onlar için yaratılmışsa, bu adaletsizliktir. Zira Kuran’a inanan herkes erdemli olamaz ve ona inanmayanların hepsi kötü olamaz.

İnsanlarına boynuna amel defterinin asmanın amacı amelleri ödüllendirmek ise, Allah’ın bazı kişilerin yüreğini ve gözünü mühürlemesi ve diğerlerinin günahlarını affetmesi, zalimane bir oyun gibidir.

Kıyamet gününde ortaya çıkarılacak olan defterler şimdi nerededir? Allah yevmiye defteri tutan bir muhasebeci gibi bu defterde kayıt mı tutar? Kişilerin önceki hayatları yoksa Allah onların kaderini neye göre belirleyebilir? Eğer onların (geçmiş hayatlardaki) amellerine göre kader biçmiyorsa, yaptığı şey adaletsizliktir. Zira insanlara, yaptıkları iyiliğe ve kötülüğe bakmadan elem veya mutluluk vermek adil değildir. “Allahın takdiri” demek bu durumu değiştirmez, çünkü hak gözetmeyen bir tanrı haksızlık suçlamasından kurtulamaz.

102b. “Nuh’tan sonra nice nesilleri helak ettik.” (17.16)

Cevap: Allah eski çağlarda yaşamış nesilleri, kabahatleri olmadığı halde helak ediyorsa Allah adil değildir ve adil olmayan biri tanrı olamaz.


103a. “Semud kavmine kanıt olarak (gözle görülen bir işaret olarak) bir dişi deve vermiştik, (fakat) ona zulmettiler. Oysa Biz ayetleri (işaretleri, mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz.” (17.59)

Cevap: Dişi devenin amacı eğer tanrının varlığını kanıtlamak ise ancak cahil insanlar böyle bir kanıta inanır. Yok eğer amaç insanların imanını sınamak ise, ancak bencil bir zorba böyle sınavlardan medet umar.

103b. “(İblis Allah’a isyan ettiğinde Allah ona) “Git” dedi, “Artık onlardan kim sana uyarsa, cehennem sizin hak ettiğiniz cezadır. Gücün yettiğince onları kandır, atlılarınla ve yayalarınla onlara saldır, mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Ancak Şeytanın onlara vaat ettikleri ancak aldatmacadır.” (17.63-64)

Cevap: Allah eğer Şeytana insanları suça teşvik etme emri verdiyse, o halde Allah şeytanın amiridir. İnsanların işleyeceği suçların nihai sorumlusu odur. Ancak kavrayıştan yoksun insanlar böyle bir varlığı tanrı olarak kabul ederler.

103c. “O gün bütün insanları önderleriyle (imamlarıyla) beraber çağıracağız. O gün kitabı sağ eline verilenler o kitabı okuyacak, ve onlara zerre kadar zarar gelmeyecek.” (17.71)

Cevap: Herkes ancak kıyamet gününde hesaba çağrılacaksa bu nasıl adalettir? Bir yargıcın ilk görevi, adaleti mümkün olan en hızlı şekilde tecelli ettirmektir. Farzedin ki bir yargıç, hırsızlık yapan birine ilişkin tüm şikâyetleri elli yıl sonra dinleyeceğini ve o kişinin beraatine veya mahkûmiyetine o zaman karar vereceğini söylesin. Kıyamet gününün yargısı işte böyle bir yargıya benziyor. Hem düşünün ki geçmişte suç işlemiş biri ancak uzun bir zaman süresi sonunda ceza görüyor, oysa kıyamet günü yakalanan biri aynı gün cezalandırılıyor. Buna adalet diyebilir miyiz?

Suçluların yargı gününe peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkması da Allah’ın bilgisinden veya tarafsızlığından kuşkuya düşmemize sebep olacak niteliktedir. Gerçek bir tanrının böyle bir aracıya ihtiyacı olabilir mi? Asla.

SN notu: İnsanların kıyamete peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkacak olması, son yargıda bunların şefaatçilik ve/veya suçlayıcılık görevi üstleneceklerine, dolayısıyla bu dünyada onlarla iyi geçinmek gerektiğine işaret eder. Bu da Kuran dininin hakikati değil, aidiyeti (itaati) ön plana koyduğuna bir diğer delildir.


104. “Onlar için, içinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyer, taht (yüksek yastık?) üzerinde otururlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel yaslanma yeri!” (18.31)

Cevap: Bahçeleri, süsleri, kıyafetleri, yastıkları ve yatakları olan bu cennet ne kadar bayağı bir yerdir. Bilge insan bu cennetin adaletsizliğine isyan eder, çünkü insanın amelleri sonlu olduğu halde bu cennet sonsuzdur.

Her gün tatlı yesen sonunda zehir olur. Sürekli zevk içinde yaşamak da Cennet sakinlerine sonunda eziyet olacaktır. Hakiki kurtuluş öğretisi, bir Büyük Devir (mahakalpa) boyunca mutluluğu tattıktan sonra yeniden dünyaya dönmeyi gerektirir.

SN notu: Hindu öğretisinde bir mahakalpa, 311 trilyon 40 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Yazar bu sürenin, mutluluğu eziyete çevirmek için yeterli olup olmadığı konusunda bilgi vermemektedir.

105. Haksızlıklarından ötürü işte helâk ettiğimiz şehirler! Onları helâk etmeden önce vade biçtik. (18.59)

Cevap: Bir kentin halkının tümüyle günahkâr olması mümkün müdür?(…) Vade biçtiğine göre demek ki suç işleyip işlemeyeceklerini önceden bilmiyordu. O halde bu tanrı mutlak-bilen değildir.


106a. Çocuğun anne ve babası mümindi; onları inkâra ve azgınlığa sürüklemesinden korktuk. İstedik ki Rab onlara daha hayırlı ve daha merhametli bir başka (çocuk) versin.” (18.80-81)

Cevap: Vay o tanrıya ki korku ve vehimleri yüzünden suçsuz insanların canını alır! Suçsuz bir genci öldürmek için gösterdiği sebep de, anne babasının kendisinden (Allahtan) yüz çevirebilecek olması imiş. Adaleti değil tarafgirliği öğütleyen böyle bir tanrı olmaz olsun.

SN notu: Kehf suresindeki Hızır mesellerinin ikincisinde, Hızır suçsuz bir genci öldürür. Musa ısrarla açıklama isteyince, sabırsızlığından dolayı onu azarlar. Daha sonra bu açıklamayı verir.

Meselin mecazi/sembolik bir anlam taşıdığı savunulabilir. Ancak böyle olsa da mecazi anlamın ne olduğu açık değildir. Eğer kastedilen şey Allah’ın (veya peygamberlerin veya evliyanın) söz ve eylemlerine sorgusuz sualsiz itaat ise, bunun kötü bir öğüt olduğu şüphesizdir.

Diğer yandan, Kuran’daki Hızır mesellerinin 3. yüzyıla ait Rabbi Yoşua ben Levi ile İlyas Peygamber hikâyelerinden aktarılmış olduğu, dolayısıyla belki herhangi bir metafizik anlam gözetmeksizin popüler mitoloji çerçevesinde nakledilmiş olduğu da düşünülebilir. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Elijah#Rabbi_Joshua_ben_Levi

106b. “Güneşin battığı yere varınca onu bulanık (çamurlu) bir gözede batarken gördü ve orada bir kavim buldu. ‘Ey Zülkarneyn, onları ya cezalandırırsın, ya da onlara iyi davranırsın’ dedik.” (18.86) “Ey Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc yeryüzünde fesad etmektedir; o yüzden sana bir harc verelim, onlarla aramızda bir sedd inşa et.” (18.94)

Cevap: Kuran yazarı güneşin balçıklı bir gözede battığını zannetmektedir. Battığı yer göze değil havuz veya deniz de olsa fark etmez; yazarın coğrafya ve astronomiden habersiz biri olduğu muhakkaktır. Bilgisi olsa, olgulara bu kadar aykırı olan bir ifadeyi niçin kullansın? Bu tür bilgisizlikler, (günümüzde) Müslümanların da cahil kalmasına neden olmaktadır. Öyle olmasalar, bu kadar yanlış bilgilerle dolu bir kitaba nasıl inansınlar?

Sonra Allah’ın zulmüne bakın! Kendisi dünyanın yaratıcısı, hükümdarı ve yargıcı ise Yecüc ve Mecüc’ün dünyayı talan etmesine neden izin vermiştir? O talanı önlemek için kendisi tedbir alacağı yerde neden Zülkarneyn adı verilen kişiye duvar örmesi için malzeme vermiştir? Şüphesiz bunlar cahil insanların inanacağı masallardan ibarettir.

SN notu: عَيْنٍ حَمِئَةٍ  ‘ayn hami’a ifadesi “bulanık (çamurlu) kaynak (pınar)” anlamındadır. İslami literatürde bazen “deniz” veya “okyanus” olarak tevil edilmesi inandırıcı sayılamaz. Ancak bu yorum kabul edilse bile, dünyanın küresel yapısının Milat öncesinden beri Ortadoğu’nun bellibaşlı kültürel merkezlerinde bilinen bir husus olduğu göz önüne alınmalıdır. Yani “Muhammed zamanında insanlık cahildi” mazereti kabul edilemez.

Zülkarneyn ve Ye’cüc Me’cüc (Gôg ve Magôg) hikâyeleri, İran geleneğinden yaygın olan ve Tevrat’ın (sonradan eklenmiş) Danyal kitabında aktarılan İskender menkıbelerine dayanır. İskender’in “iki boynuzlu” olduğu efsanesi, belki Makedonyalının (tüm heykel ve portrelerinde özenle vurgulanan) saç yapısından ötürü, veya belki İran mitolojisinde adı geçen iki boynuzlu bir yaratıktan ötürü, öteden beri popüler olmuştur.

Yecüc ve Mecüc seddi muhtemelen Kafkasya’daki Darius seddini (MÖ 6. yy), veya daha kuvvetli olasılıkla Çin Seddini ifade eder. İskender Kafkasya sınırına seyahat etmemiştir, ancak Sogdiana seferinde iken o yörede göçebe (Türkî?) kavimlere karşı Çinlilerin inşa ettirmekte olduğu sedden haberdar edilmiş olması gerekir.

20 yorum:

  1. Hepsini okudum klasik safsatalardan ibaret.Tek bir akıllı soru bulamadim.Herhangi bir alime gidip hepsinin mealını inme sebebini nasunu mensuhunu müteşabihini muhkemini öğrenebilirsiniz?Bunları bende acılayabilirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. muhkem müteşabih :)) puhahahah arkadaşım önce düşün, sonra kuranı oku, sonra yine düşün. hayatının merkezine koyduğun şeyin (dinin) bir yalan olduğunu göreceksin. olamaz diyeceksin reddedeceksin. inkar edeceksin, depresyona gireceksin ve sonunda kabulleneceksin ve erdemin ne olduğunu bulmaya başlayacaksın. kolay gelsin ;)

      Sil
    2. Erdemi dinsizlik olarak görmek :) ne büyük erdem ...

      Sil
    3. Müteşabih ve muhkem ayetler ayrımı, Muhammed'in kendisini kurtarmak için Kuran'a koyduğu bir ayrımdır. Kuran'daki çarpıklıkları biz nasıl ki bugün görüyor ve ortaya döküyor isek o zaman da pek çok insan belli ki aynı çarpıklıkları farkediyor ve bunları Muhammed'e soruyordu. Muhammed, bunlara yanıt veremediği için zor durumda kalıyordu. Bu nedenle müteşabih ayetler diye bir başka çarpıklık ortaya attı. Böylece ayetlerdeki çarpıklıkları yanıtlamaktan kurtarmış oldu kendisini.
      Kuran kendisinin apaçık olduğunu iddia eder. Eğer apaçık ise sadece Allah'ın ya da Allah ve bilgide derinleşenlerin bilebileceği müteşabih ayetler niye?
      Nasih-mensuh ayrımı da öyledir. Ayrıca hangi ayetlerin nasih hangilerinin mensuh (aynı şekilde hangilerinin muhkem ve müteşabih) olduğu, hangi ayetin hangisini neshettiği konusunda (ve bazı ayetlerde isim verilmeden bahsedilen kişilerin kim olduğu, olayların ne olduğu, inme sebepleri gibi daha pek çok konuda) tefsirciler arasında ittifak yoktur.

      Sil
  2. قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ ibaresi “kâfirlerden size yakın olan (yakınınızda olan)ları öldürün” veya “onlarla savaş edin” anlamına gelir. “Biz eskiden Ermenilerle çok iyi komşuyduk” ifadesi, ister istemez, akla gelecektir.

    Anadolu ve Balkanlar'da İslam idaresi altında Müslümanlarla gayri-Müslimlerin umumiyetle iyi komşuluk münasebeti içinde yaşadığı yakın zamanda ortaya çıkmış bir mittir. Pek çok kez gayri-Müslimlere cizye/haraç ödemelerine veya - toprakları yeni feth olunduysa - ödeyecek halde olmalarına rağmen dinlerini koruma imkanı tanınmamış ve Müslüman olmaları için yer yer şiddete de varan muhtelif şekillerde baskılar yapılmıştır. Baskılar devletten geldiği gibi, müstakil ya da kısmen müstakil silahlı Türkmen zümrelerden de gelebiliyordu. Yeni feth olunan bölgelerdeki yerli gayri-Müslim ahali üzerinde yapılan toplu köleleştirmeler de ekseriyetle kölelerin azat olmak için İslama geçişiyle neticeleniyordu.

    İskender Kafkasya sınırına seyahat etmemiştir, ancak Sogdiana seferinde iken o yörede göçebe (Türkî?) kavimlere karşı Çinlilerin inşa ettirmekte olduğu sedden haberdar edilmiş olması gerekir.

    İskender'in yaşadığı devirde Çin Seddi dediğimiz Çin'in kuzeyindeki büyük sed henüz inşa edilmeye başlamamıştı. Çin Seddi'nin ilk inşası MÖ 3. asrın sonlarında ilk Çin imperatoru Çin Şi Huang devrinde başladı (Şiung-nu akınlarına karşı olarak). İlaveten, Sogdiana Türkî göçebelerin o devir itibariyle yaşadığı topraklardan (=bugünkü Moğolistan ve güneydoğu Sibirya civarları) epey uzak.

    YanıtlaSil
  3. Sevan Bey;
    İster inanın ister inanmayın, isterse poponuzla en çetin cevizi kırın:) Bu dünyada en az 1.5 milyar insan müslüman.anladın?

    Bunların hepsi keriz olamaz, bir sürü hatta sizden bin kat zeki bilim adamı islamiyete inanıyor:))

    Tamam Muhammed şöyle böyleydi;salladı vs. ama öyle değil ki inanç sistemleri çocuk!

    Sevan Bey; İsa çok daha öğretisizdi.) sonradan onarıldı, bir kitabı bile yoktu, hikayelerle mutlu kılındı:)

    Bu 1400 yıllık bir kültür, bir enerji birikimi, farklı bir varoluş biçimidir, taş taş üstüne konarak..

    Dinler böyle oluşuyor.
    Muhammed bir başlangıçtı, yalanı yanlışı doğrusuyla, ama bir kıvılcımdı..

    Siz şimdi 1400 yıllık müsümanlığın onca birikimini,kültürünü, içtihadını, onarımını tevhidini nasıl küçümsüyorsunuz?

    Peygamber bir anlamda hiç bir şeydir( ki kendi döneminde öyle olmak zorundaydı)

    Din dediğiniz; biriken süzülen gelen, olan süren bir süreç ve ortak enerji biçimidir.

    Anladın?

    Bu dünyada 1.5 milyar insan bir şeye inanıyorsa, (ha isa ha muhammed) ya da çul çaput olsun, orada korkunç bir enerji doğar çocuk! anladın?

    Hiç bir şey anlamadın tabii.)
    Dinler tarihini bir daha oku lütfen..

    Sen ne anladın ki bu hayattan:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dünyada yaklaşık 1,3 milyar müslüman, 2 milyar hristiyan, 1 milyar Budist, yaklaşık 1 milyar da Hinduist olduğunu söyleyen insan var.

      Neden inandıklarını sorun, aklıselim tek bir yanıt dahi veremezler. "Böyle gördük, böyle bildik, sürüye eklendik, needek!"

      Sayısı kaçtır bilinmez ama Sevan Usta gibi, naçizane benim gibi
      (Yekta Akçaburgazlı) epey de ateist var. Neden inanmadığımızı soran varsa istedikleri kadar anlatırız.

      Sil
    2. birader 1400 değil 14000 sene olsun farketmez dinler yalandır. bir yalana isterse tüm dünya sarılsın yalan yine yalandır. nişanyan gibi bir insana da çocuk demek senin kültür seviyeni gösteriyor.

      Sil
  4. Abi merhaba,
    2 yıldır, haftada bir bloglarına girip n'aptın ne ettin takip ediyor ve bundan son derece keyif alıyorum. Çalışmaların için teşekkürler. Fakat son zamanlarda yayınlayıp yorumladığın bu islam eleştirisi serisini okurken içimi bir suçluluk duygusu kaplıyor. Sana duyduğum sempatiden olsa gerek, saraswati'ninkilerden çok senin yorumların aklımı bulandırıyor. Yıllardır öğrendiğim, dinin sorgulanamayacağı ve itaatten ibaret olduğu. Senin "inanmayan kitleye hitap ediyorum sorgulamayacak olan ilgilenmesin" gibi bir kendim çalar kendim oynarım mantığında olmadığını düşünerek soruyorum.Bu yazılarınla beraber, itaat kültürünü doğrusuyla yanlışıyla derinlemesine inceleyen bir çalışma yapmayı düşünmez misin?

    YanıtlaSil
  5. dünyada 1.5 milyar müslüman var onlar keriz olamaz diyen yorumcu . dünyada müslüman olmayan 5 milyardan fazla insan var o zaman onlar daha haklı :) mantığa bak :)

    YanıtlaSil
  6. alime sorarsan cevabını verir? evet kıvırır durur kılıfına uydurur bir cevap ayarlar. bugun bütün dinlerde yok mu bu? herkes kendi inancını bir şekilde haklı çıkartmıyor mu? sorun aslında şu değil mi sizce? bir adam eline "tüm zamanlara hitap eden" "apaçık" "anlaşılır" "evrensel" olduğu iddia edilen bir kitabı alıyor okuyor ve inkar ediyor. tanrı sözü olamaz diyor. siz hala alime danışalım diyorsunuz. bence tanrı sözü bir kitap araya alimler hocalar dinciler gibi "aracılar" girmeden en sıradan insanın bile rahatlıkla anlayacağı ve iman edeceği bir kitap olmalıydı.

    YanıtlaSil
  7. Selam

    Zekadan nasibini faslasiyla almis nisanyan in , en cahil insanin bile anlayacagi sekilde yazilmis ve katmnlari olan bir kitabi anlamayacagina tabi ki inanmam.
    Her sey niyet meseliidir.
    ana fikri birakip detaylara, ters acidan bakmak bir secimdir.
    Seytan en buyuk alim, lakin ilim arif olmaya yetmiyor.
    gavur hoca dedigim nisanyanin yasar nuri ile 10 saattlik bir program yapmasini cok isterim.
    nisanyan sayesinde milletin eli gozu kitap goruyor, sevabina sevap katiyor kerata :)

    YanıtlaSil
  8. Sayın Nişanyan, bu hindu arkadaşın buraya aldığınız tüm eleştirilerini okudum. Dipnotlara ve yorumlara da baktım. Burada yer alan şüpheye düştüğüm bazı ayetlerin sıhhatini de değişik meallerden kontrol ettim.

    Kütüphanesinde kitaplarınız bulunan, yıllardır gazetelerde, internette, televizyonda sizi takip ve naçizane takdir eden, vaktiyle soru soran cevap alan müteşekkir kalan, insanlara sizi okumalarını salık veren ... özetle sizi seven biri olarak geldiğiniz şu durumu anlatmak için hayal kırıklığı ifadesi yetersiz kalıyor. Varacağınız nokta bu olmamalıydı.

    Yanlış anlamayın, hayal kırıklığım insanların inancı ve sizin tavrınız konusunda değil. Tasvip etmemekle birlikte alıştığımız tarzınız bu. Beni hayal kırıklığına uğratan dayanak olarak sunduğunuz kişinin yetersizliği. Ayrıca yer alan ayetlerin çoğunda kritik müdahaleler bulunduğunu ve eleştirilerin çok fazla 20.yy koktuğunu da belirtmem lazım.

    Çok ama çok üzgünüm sizin için. Kendim için de. Aklım almıyor, benim tanıdığım Nişanyan nasıl bu derece pespaye eleştirilere değer atfeder? Yazık sizi gözümde çok büyütmüşüm.

    YanıtlaSil
  9. Abi, siz çaliskan adamsiniz. Risale-i Nurlar'a da bi el atsaniz diyorum.

    Vallahi cok ilginc bulacaksin. Hatta agzin acik kalacak desem abarti olmaz.


    YanıtlaSil
  10. Eleştirilerin çok fazla 20. yüzyıl koktuğunu söyleyen arkadaş sanıyorum yine bu blogda bulunan ve Saraswati'nin hayatının anlatıldığı yazıyı da okumuştur. Saraswati'nin 1883'te öldüğünü de biliyordur haliyle. Tam olarak neyi kast etmiş anlayamadım.

    Hintli hocaya ben de pek bayılmıyorum ama yine de yazılarını ilginç buluyorum. Daha önce hiç çok tanrılı dinlerin bakış açısından tek tanrılı dinlerin nasıl göründüğünü düşünmemiştim. Eğlenceli oluyor yani okuması.

    YanıtlaSil
  11. İslam çok sorunlu bir dindir, çünkü Kuran son derece yetersiz bir kitaptır. (Örneğin en önemli konu olan namazla ilgili hiçbir bilgi yoktur.) İslam'ın Kuran dışında bütün Müslümanların ittifak ettiği bağlayıcı bir metni yoktur. İslam'ın Kuran dışındaki kaynakları (hadis,mezhep vs) İslam'ın iki ucu boklu sopasıdır.

    YanıtlaSil
  12. Bir musevinin, bir isevinin vb. İslam'ı Muhammed'i ve Kur'an'ı) doğrudan eleştirmesini makul buluyorum. Ama kendilerini 'ateist' olarak niteleyenlerin bu eleştirisi ciddi ciddi sırıtıyor. Sizin her şeyden önce "Tanrı" kavramıyla hesaplaşmanız gerekir. Hele bir Tanrı'yı diskalifiye edin, bu işleri de sonra 'ateist' mantığınız ile eleyip süzersiniz. Bunu yapmadan yaptığınız iş -kimi dincilerin yaptığı gibi- kendi aranızda "nasıl da çürüttük" türünden bir eğlence oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tebrik ediyorum. Özellikle Türkiye'deki ateistlerin büyük yarası var bu konuda.

      Sil
  13. Nick 'düşünce' ama düşünme kırıntısı olmayan bir beyin daha :) sizleri görünce bu dünyanın ateistlerin cehennemi olduğunu düşünüyorum. insanların neyi sorgulayacağına senin gibi tipitiplerden onay alması gerekiyor heralde. hadi sen düşünmekten uzaksın da bari bırak bu yazılanları bir iki inanan okur da yanlış yolda olduğunu görüp dünyasını aydınlatıp karanlıklardan kurtulur. düşünce puhahahah :)

    YanıtlaSil
  14. Tanrı kavramıyla hesaplaşmak; daha doğrusu Ibrahimi dinlerin inandığı tanrı kavramıyla hesaplaşamak (zira farkındaysanız Ibrahimi dinler bir sürü diğer inancın ve hatta biribirlerinin tanrı kavramıyla "hesaplaşmışlar; üstelik kendi içlerindeki mezhepler biribirinin tanrı kavramını tarümar etmiş tarih boyu).

    Bu zaten asırlardan beri yapılmış ve yapılıyor. Belki gözünüzden kaçmıştır, kim bilir?

    Örnegın şu konuyu araştırın: Hüccet-ül Islam olarak bilinen Imam Gazali'nin öne sürdüğü tanrı kavramını araştırın ("iyilik" ve "kötülük" sıfatlarının atfedilemiyeceği bir varlık). Ve kaç İslam düşünürünün "bu zındıklıktır" diye karşı çıktığını Imam Gazali'ye...

    Peki böyle bir alimi "zındıklık" denebilen bir düşünceye götüren nedir? Kisacası, mantık tarafından köşeye sıkıştırılmak. Sapıklık değildir sebebi, mantıklı ve düşünen bir insan olarak çaresi kalmamıştır. Tanri'ya atfedilen bir çok diğer sıfat ve amel ile "iyilik" sifatının bir araya gelemiyeceğini görmüştür. Dolayısıyla "mutlak kudret" özelliğini muhafaza edip, "iyilik ve kötülük" özelliğini bir kenara itmiştir.

    Sonra'da vaktiniz varsa "Tek başına kudretten adalet çıkmaz" önermesini şöyle bir tefekkür edin.

    Lütfen tefekkür ederken de, şunu aklınızda tutun:

    "Zihnin tatmîn olup olmaması, bir bakıma insanlarin hangi noktada soru sormayı bıraktığına, yahut bırakabildiğine bakar. Dolayısıyla hakîkâti aksettiren bir kıstas değildir."

    Saygılar

    YanıtlaSil