14 Ocak 2013 Pazartesi

Bakan bile olmuş bu nankörler


Osmanlı devletinde 1850’lere dek her türlü sivil ve askeri devlet görevi Müslümanların tekelinde idi. İslam hukukunun Osmanlı'da cari olan yorumuna göre, bir gayrımüslimin müslime emir verebileceği bir mevkide bulunması mümkün değildi. 1850ler öncesinde bir Ermeninin, bey, vezir, nazır, hakim, bostancıbaşı, sipahi, subay gibi EMİR VERMEYİ ve SİLAH TAŞIMAYI gerektiren herhangi bir makama geldiği duyulmamıştır.
  
Şüphesiz din değiştirip Müslüman olan Ermeniler – mesela Kayserili bir devşirme olan Mimar Sinan gibi – çeşitli yüksek mevkilere gelmiştir. Ancak Müslüman olan Ermenilere Ermeni demezler, Türk derler.
18. yüzyıl ortalarından itibaren bazı Ermeniler, müşavir, tercüman, encümen üyesi, başmimar, darphane emini gibi yarı-resmi sıfatlarla gitgide artan sorumluluk mevkilerine getirilmiştir. Ancak Ermenilerin resmen devlet hizmetinde görevlendirilmesi, Avrupalıların zoruyla ilan edilen 1856 Islahat Fermanından sonradır.
 
Osmanlı devletinin ilk Ermeni bakanı, 1867-68’de Âli Paşa hükümetinde Nafıa (Bayındırlık) Nazırı olan Krikor Agaton Efendidir. Ohannes Efendi Çamiçyan 1877-1878’de toplam iki yıl Nafıa ve Ticaret Nazırı, Bedros Efendi Kuyumciyan 1878-1880’de iki yıla yakın Orman ve Maadin Nazırı ve sonra üç ay Ticaret Nazırı olmuştur. Padişahın şahsi servetini yöneten Hazine-i Hassa Nezareti, 1880 ile 1908 arası 28 yıl boyunca sırasıyla Hagop Paşa Kazazyan, Mikael Efendi Portakalyan ve Ohannes Sakız Efendilerin uhdesinde kalmıştır. İkinci Meşrutiyet döneminde Krikor Sinapyan, Oskan Mardikyan, İstanbulyan ve Hallaçyan Efendiler kısa sürelerle Nafıa, Orman ve Maadin, Posta ve Telgraf ve Ticaret Nezaretlerinde bulunmuşlardır.
  .
Gayrımüslim sadrazam olmadığı gibi, dahiliye, harbiye, zaptiye gibi devletin asıl iktidarı aygıtını temsil eden bakanlıklara getirilen kimse de yoktur.[1] Hariciye (Dışişleri) Nezaretine gelen tek Ermeni, 1912’de İttihat ve Terakki rejiminin geçici bir süre devrilmesi üzerine kurulan “partilerüstü” Ahmet Muhtar Paşa hükümetinde görev alan Kapriel Noradungyan Efendi’dir. Altı ay bakanlık yapmıştır. Osmanlı tarihinde Hariciye Nazırı olduğu halde vezir (paşa) unvanı ile taltif edilmeyen ilk kişidir. 
  
Osmanlı tarihinde bakanlık yapan Ermeniler adını saydığım bu onbir kişiden ibarettir. 1856-1922 arasında bakanlık ve başbakanlık görevlerinde bulunan yaklaşık 500 kişinin yüzde ikisini temsil ederler.[2]
  
Aynı dönemde Osmanlı ordusuna Tıbbiye, Eczacılık ve Veterinerlik sınıflarında hizmet veren bazı Ermenilere Paşa unvanı verilmiştir. 1864’te Harbiye mektebine ilk ve son kez beş Ermeni öğrenci alınmış, fakat yüzbaşılıktan yukarı terfi etmelerine izin verilmemiştir. Ermeniler teorik olarak 1856’dan itibaren orduya kabul edilmişlerse de fiiliyatta ancak 1910’dan itibaren askere alınmışlar ve ilk kez 1912 Balkan Harbinde Osmanlı saflarında muharebeye katılmışlardır. 

1912-1915 döneminde askerde alaylı olarak rütbe alıp subay statüsüne geçen bazı Ermeniler var mıdır? Bilmiyorum. Belki Taner Akçam'a veya Hakan Erdem'e sormak lazım.
*
Siyasi anlamda modernleşme denilen şey, bir ülke vatandaşlarının ayırım gözetmeksizin eşit medeni ve siyasi haklara kavuşmasıdır.

Bu anlamda 1856-1915 süreci, Osmanlı devletinin yarım gönülle modernleşmeyi denemesinin ve başaramamasının hikâyesidir.

Ayırım gözetmeksizin eşit muamele edeceğin adamları yokettikten sonra sözde Cumhuriyet ilan etmişsin kim kanar, neye yarar?

Üstelik asıl eşitlik mücadelesinin verildiği saha çöktükten sonra geriye kalan boşlukta öylesine feci eşitsizlikler türemiş, “hak” kavramı öylesine sakatlanıp kuşa dönmüş ki, aradan yüz sene geçtikten sonra bugün halâ biri bir Islahat Fermanı yayımlasa da modernleşmeye başlasak demekten başka çaremiz görünmüyor.



[1] 1856 itibariyle Osmanlı imparatorluğu nüfusunun %38 ila 40 kadarı gayrımüslim idi. Anılan dönemde sadrazam veya dahiliye, harbiye ve zaptiye nazırı olan gayrımüslim olmadığı gibi, bu mevkilere getirilen Kürt ve Arap da yoktur. Dolayısıyla "Osmanlı Devletinde Türklerin ikinci sınıf vatandaş olduğu" yahut "ezildiği" şeklindeki yaygın görüşün objektif bir dayanağı gösterilemez.
  
[2] Sinan Kuneralp, Son Dönem Osmanlı Erkân ve Ricali: Prosopografik Rehber, İSİS 1999.

15 yorum:

  1. bugun acaba kurt general, buyukelci, mustesar, anayasa mahkemesi uyesi var mi t.c. de. bence yoktur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MEHMET ŞİMŞEK batman doğumludur, CEVDET YILMAZ bingöl, MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN muş,MEHMET MEHDİ EKER diyarbakır, EGEMEN BAĞIŞ bingöl doğumludur. bunlar kürttür değildir orasını bilmiyorum. ama memleketlerine bakılırsa kürt olma olasılıkları yüksek. Belki de diğerlerinin için de de kürt olan vardır ama o kadar araştırmadım. araştırmaya da gerek duymadım. belki sen bi bakarsın.
      http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/bakanlar.listesi

      Sil
    2. sn. nişanyan daha iyi bilir; ama egemen bağış'ın soyadındaki "bağış" veya baghesh" aslında bitlis şehrinin hayren adı değil midir?

      Sil
  2. Sabri Kötçün15 Ocak 2013 01:40

    Sevan hocam, benim bildiğim kadarıyla daha eskiden " Nafıa " nazırlığı, " Turuk ve Kanatır " nezareti olarak tesmiye ediliyor. Bir de " Memleketeyn (Eflak, Boğdan) denen eyaletlere 18. asrın sonunda gayri-müslim olan Rumlar bey olarak tayın edilmiyorlar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Turuk ve Meabir Müdirliğidir, Nafıa Nezaretine bağlı bir birimdir.

      Memleketeyn Beyleri evet, ayrı bir mesele. Osmanlı idari-hukuki sisteminin ruhuna aykırı, çelişik bir durum. Memleketeyn'in o tarihte İslam nüfusu var mıydı, ne kadardı, onlar üzerinde Beylerin tasarrufu neydi, bilmiyorum maalesef.

      Sil
  3. Sabri Kötçün15 Ocak 2013 05:01

    Sevan hocam, Moltke mektuplarında, Rumlar gibi Ermeniler de muğber edildiler, o yüzden sermayeleri olduğu halde üretim için yatırım yapmıyorlar, ancak bazıları yüksek faizle borç veriyor diye yazıyor. Galiba sebebi de 1829 Rus harbinde Bayburt'a kadar ilerleyen Rus ordusuna Ermenilerin kucak açmış olması. Hatta 10bin kadar Ermeni ailesi yerini yurdunu terk edip Rus ordusuyla beraber Kafkasya hicret etmiş.

    YanıtlaSil
  4. Dipnot 1 için: X görev için Türk olmak zorunda.... Burada bir çelişki doğuyor; Türklük (oğuzlar diyelim) değil aranan aslında, Türkiyelilik/Merkeziyetçilik. Irkın önemli değil, yetki ve para istiyorsan merkeze, otoriteye boyun eğmişliğini göster bana.
    haluk sever

    YanıtlaSil
  5. Divan-ı Muhasebat’ın Bürokratik Yapısı Çerçevesinde Başkanın Seçimi ve Yetkileri isimli Sayder yayınından (http://www.sayder.org.tr/e-dergi-divan-i-muhasebatin-burokratik-yapisi-cercevesinde-baskanin-secimi-ve-yetkileri-11-21.pdf) alıntıdır.

    “Islahat Fermanı’nın ilanından sonra Osmanlı Devleti’nde bürokratik anlamda birçok yenilik hayata geçmiştir. Bu yeniliklerden biri Osmanlı devlet yönetimine gayrimüslimlerin memur olarak kabul edilmeye başlanmasıdır. Değişim hareketine katılan kurumlardan bir diğeri ise Divan-ı Muhasebat Riyaseti olmuştur. Kurumun gayrimüslim olan ilk reisi Çamiç Ohannes
    Efendi’dir (Çamiç Ohannes Efendi, Divan-ı Muhasebat Riyaseti’ne iki kez atanmıştır. İlk olarak 6 Şubat 1877-21 Kasım 1878 tarihleri arasında görev yapmıştır. İkinci kez riyaset makamında bulunması ise 8 Kasım 1879-4 Kasım 1884 tarihlerinde olmuştur. Kendisi vefat edinceye kadar divan başkanlığında bulunmuştur). Ayrıca Ohannes Efendi, divanın ikinci kuruluşunun ilk başkanı olma ayrıcalığına da sahiptir.”

    YanıtlaSil
  6. 1890'larda Abdülhamid'in Balyanlar'dan vazgeçip, İtalyan D'Aronco'yu tercih etmesinde politik bir sebep var mı sizce, yoksa sadece estetik bir tercih mi?

    YanıtlaSil
  7. Yorumum konu dışı sayılır amme Sevan bey eğer o dönemde dominant kesim Ermeniler olsa idi Türklere nefes dahi aldırmazlardı. Eğri oturup doğru konuşalım, baskıcı olmayan millet yoktur. Bunu az yapan ya da çok yapan vardır. Ermeniler, Museviler den sonra ulusçuluğu en yoğun yaşan millettir. Türklerde böyle bir durum Ermeniler kadar değildi. Ayrıca, bence iki milletin toprak paylaşma çatışmasında haklı-haksız yoktur. Güçlü olan kazanır. Kaybeden taraf, sonra ki aşamada başına gelebilecek herşeyden sorumludur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı Hristiyanlarında milliyetçiliğin yayılmaya başlaması 19. asırda, Müslümanlarında ise 20. asırda olmuş. Aradaki fark bundan ibaret. Yoksa Osmanlı'da Müslümanlarla Hristiyanlar arasında 18. asırda milliyetçiliğe bakışta bir fark yoktu; iki cemaat de aynı derecede milliyetçilikten bihaberdi. Yahudilerde vaziyet farklıdır; onların dini milliyetçiliğe benzer hususlara sahiptir.

      Sil
  8. Osmanlıda bürokrat kesim enderundan yetişmiyor muydu? Enderun'da yetiştirilen insanlarda devşirme oluyordu bildiğim kadarıyla 19.yy sonlarına kadar varlığını korumuş bi kurumdan söz ediyoruz. Fakat burada yetişen insanlar kimliklerinin farkında mıydı bilmiyorum. Yavuz'un kestiği aleviler türkmen değil miydi? Türk kimliği osmanlıda kırsal kesimde yaşayan ve ekseriyetle okuma yazma bilmeyen kimseler olarak ifade edilirmiş. 20.yy'a kadar halk kendini İslam, müslüman olarak görüyordu. Onun için Türk'lüğün, milliyetçilik düşüncesinden sonra müslümanlar arasındaki şeklini alması ittihadçılarladır.Türklük osmanlının son döneme kadar hatta cumhuriyetin ilk yıllarında onca uğraşa rağmen etnik ortak bir aidiyet duygusu yaratmamıştır. Osmanlı Devletinde Türklerin ikinci sınıf vatandaş olduğu" yahut "ezildiği" şeklindeki yaygın görüşün objektif bir dayanak gösterilemez demişsiniz fakat Türklere pozitif ayrımcılık yapıldığı da söylenemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı'da önemli olan Türklük değil, (Sünni) Müslümanlık olduğu için Türklerin ezen veya ezilen olduğu söylenemez. Alevi Türklerin (ve Alevi Kurmanc ve Zazaların) ezilmesinin nedeni etnik değil dinseldir. Aleviler İslam'a göre mürted sayıldığı için zimmi statüsünde bile değildiler. Osmanlı'da zimmi olan Hıristiyan ve Yahudilerin durumu, Alevi Türklere göre daha iyiydi.

      Sil
  9. "Ancak Müslüman olan Ermenilere Ermeni demezler, Türk derler."

    "Anılan dönemde sadrazam veya dahiliye, harbiye ve zaptiye nazırı olan gayrımüslim olmadığı gibi, bu mevkilere getirilen Kürt ve Arap da yoktur. Dolayısıyla "Osmanlı Devletinde Türklerin ikinci sınıf vatandaş olduğu" yahut "ezildiği" şeklindeki yaygın görüşün objektif bir dayanağı gösterilemez."

    idrisi bitlisi ve ebussuud efendileri de "türk" sayarak "osmanlıda yalnızca türkler bu mevkilere getirilirdi" deyip oradan "türkler ezilmedi" sonucuna varmanız biraz garip olmuş.

    müslüman olan kişiye "türk" demek bir ideolojidir. türkleri bağlamaz. türkler açısından; müslüman olmuş bir ermeni, müslüman olmuş ermenidir. türk değildir.

    osmanlının türkler uyguladığı zulüm, "türk"lere uygulanmıştır. türk olmayan ancak müslüman olduğu için "türk sayılan" insanlara değil.

    kavram kargaşası yaşamışsınız.

    ismet özel'in islamlı kılıçlı "türk" tanımı ile türkleri anlayamazsınız. osmanlıları türklere itelemeye çalışmak bir müslüman adeti. siz bundan ayrı durmalıydınız.

    YanıtlaSil
  10. idrisi bitlisi ve ebussuud efendileri de "türk" sayarak "osmanlıda yalnızca türkler bu mevkilere getirilirdi" deyip oradan "türkler ezilmedi" sonucuna varmanız biraz garip olmuş.

    İdris-i Bitlisi ne zaman sadrazam ya da nazır olmuş? Komik olma. Adam yerel idarecilikten öteye geçememiş. Ebussuud Efendi ise Türkçe konuşulan bir çevrede yetiştiğinden iyi bir örnek değil (üstüne üstlük, adam anne tarafından bir Orta Asya Türkünün torunu, yani adam köken olarak Osmanlı ve Türkiye Türklerinden daha Türk).

    müslüman olan kişiye "türk" demek bir ideolojidir. türkleri bağlamaz. türkler açısından; müslüman olmuş bir ermeni, müslüman olmuş ermenidir. türk değildir.

    osmanlının türkler uyguladığı zulüm, "türk"lere uygulanmıştır. türk olmayan ancak müslüman olduğu için "türk sayılan" insanlara değil.

    kavram kargaşası yaşamışsınız.

    ismet özel'in islamlı kılıçlı "türk" tanımı ile türkleri anlayamazsınız. osmanlıları türklere itelemeye çalışmak bir müslüman adeti. siz bundan ayrı durmalıydınız.


    Osmanlı'da Türk etnik kimlik değildi, belli bir yaşam biçimi için kullanılan bir kategoriydi sadece; Osmanlı topraklarındaki Türkçe konuşan taşralı Müslümanlar için kullanılıyordu (dolayısıyla Türkçe konuşan şehirli Müslümanları içermiyordu) ve kökenlerden bağımsızdı (yani İslamı ve Türkçeyi benimsemiş taşralı bir Rum ya da Ermeni Türk kabul ediliyordu). Osmanlı devrinde insanlar esas olarak dinlere ve mezheplere göre kendilerini tanımlıyordu. Benzer şekilde, Türkmen de belli bir yaşam biçimini belirten bir kategoriydi; Türkçe konuşan göçebe Müslümanlar için kullanılıyordu (yani yerleşikleri içermiyordu).

    YanıtlaSil