1 Ocak 2013 Salı

Fıtrat neymiş?


Kalın ta ile FTR فطر: yarmak ve yaratmak. Ne alaka?

Kuran’da “yarmak, yırtmak” anlamıyla beş yerde geçiyor. FuTûr “yarık, yırtık” (67.3), yatafaTTaru “yarılır, yırtılır” (19.90, 42.5), es-semâ infıTâret “gökyüzü yarıldı” (82.1). Kamus ve Mu’cem ana anlam olarak bunu vermişler. Lane sözlüğü de öyle yapmış. Masdarı faTr imiş.

İkinci ve daha yaygın anlamı elbette “yaratmak”, özellikle tanrıya atfedilen bir eylem. FıTrat فطرة “yaratılış”, yahut Türkçede yakın dönemde anlam ayrışmasına uğrayan yazım şekliyle, “yaradılış”. O t ile d arasında ciddi bir metafizik uçurumu vardır, bilmem farkında mısınız? Şöyle. Yaradılış derken bir şeyin (insanın, hayvanın, eşyanın, dünyanın), herhangi bir müdahaleye veya zamanın aşımına uğramadan önce mevcut olduğu varsayılan öz otantik halini, yahut “doğasını” kastediyoruz. Bunun belli değişmez davranış kalıplarına, yasalara, varoluş ilkelerine, Aristocu tabirle bir ousia’ya sahip olduğunu da varsayıyoruz. Sonradan “bozulabildiğini” varsayıyorsak, demek ki bu nesnenin “bozulmamış” bir hali de mevcut olmalı. Tanımlayabiliyoruz, “aslı budur” diyebiliyoruz.

Halbuki düşünürsen t ile yaratılış bunun tam zıddı bir kavram. Amcanın canı istedikten sonra istediği gibi yaratır, 99 bacaklı üçgen kedi de yapar, güneşi batıdan da doğurur, Filistinli gariban bir kızı bir sözüyle hamile de bırakabilir. Keyif onun değil mi? Mecbur mu illa fıtrat üzere fıtr etmeye?

Bizim Hintli swami bu mevzulara değinmişti birkaç kez de kimse çok ciddiye almadı. Eğer tanrı, eşyanın tabiatına – fıtratına – aykırı iş yapamıyorsa, demek ki eşyanın tabiatı tanrıdan önce gelir; tanrı yasakoyucu değildir, olsa olsa icra memurudur. Yok tanrı eşyanın tabiatıyla oynayabiliyorsa, o zaman dünyada herhangi bir şeyi anlamaya imkân yoktur. Manyak bir diktatörün gerçekdışı aleminde kayıpsın. Tevekkül eder susarsın. Tanrı var desen de fark etmez, yok desen de fark etmez, çünkü anlam kalmaz geriye.

Ya, işte böyle.

*
Fiilin diğer anlamlarına girdiğimizde işler hepten karışıyor. Üçüncü anlam: “hamursuz ekmek yapmak, hamurun kabarmasını beklemeden yoğurup pişirmek”. Dördüncü anlam: “devenin sütünü sağmak, meme ucunu iki parmak arasında sıkmak”. Türevlerde görülen beşinci anlam, “oruç açmak”, İngilizcesi to break fast. Dolayısıyla: “kahvaltı etmek”. Bildiğimiz ifTâr. Ramazan sonundaki bayramın Arapçası da îd el-fıTr’dır, oruç açma bayramı, bilirsiniz.

Türevlerden fuTr: ciltte veya bir bitki üzerinde patlak veren kabartı, siğil, sivilce, tomurcuk, her çeşit mantar, özellikle İngilizcede “kurbağa boku” (toadstool) adı verilen bir tür şekilsiz mantar. Bunun besbelli meme ucu hadisesiyle bir alakası var. “Tomurtmak” gibi bir şey düşün. FiTr yeni oluşan üzüm veya ağaçta biten taze yemiş imiş. Bu da bir çeşit tomurma yahut tomurcuklanma hali. Türkçesi pıtrak ve pırtlamak da olabilir sanki.

Şimdi bak hele! Yunanca physis φύσις neydi?  1. kabarma, şişme, siğil, tomurcuk, 2. hayvan boku, bizde fışkı diye geçer, 3. ele gelen ve üç boyutu olan ve şekil alan her şey, varoluş, varlık. Oradan da, “varolan şeyler bilimi” anlamında physiká tabirini türetmişti Aristo baba. Arapçası ilm-i fıtrat olur elbette.

*
Arapça türevlere devam. Sıradaki faTîr: “kabarmamış hamur”. Daha doğrusu, xamîr (hamur) sözcüğü Arapçada zaten “mayalanmış, kabarmış” demek olduğuna göre, “kabarmamış hamur” oksimoron olur, “kabarmamış un bulamacı” demek lazım. Îd el-faTîr Yahudilerin hamursuz bayramının adıymış; diğer adı İbranice pesax’tan פסח aktarmaca îd el-fıSh فصح, Yahudi takvimindeki Nisan ayının yedisinde başlar ve bir hafta sürer. İşlenmemiş, olgunlaşmamış, kıvamını henüz tutmamış olan her şeye de fatîr denebilirmiş, mesela kıvamını tutmamış çamur harcı, tabaklanmamış deri, ya da olgunlaşmamış bir fikir.

Son olarak tafâTîr تفاطير: genç kız ve erkeklerin yüzünde beliren kabartılar, ergenlik sivilcesi. İlk yağmurdan sonra bozkırda biten otlara da bu anlamda tefâtîr denirmiş. Hımm, “yarma” fikriyle “kabarma, tomurcuklanma” fikri arasındaki köprü bu olabilir mi? Türkçesine “pırtlama” mı desek?

*
Yarmakla yaratmak hadi bir yere kadar da, oruç açmakla ne alakası olabilir?

Jastrow yardım eder belki deyip açıyoruz Aramice sözlüğü, sf. 1157, PTR פטר maddesi, kalın ta ile. Birinci anlam: yarıp açmak. Yalnızca yarma değil, yararak açma işini vurgulamış, to break open yani. Mesela çocuk doğumunda rahmin açılması da pâTar oluyor. İkinci anlam: kapalı bir şeyi açmak, salmak, serbest bırakmak, izin vermek. Dolayısıyla: hukukta bir akit veya yükümlülükten azat etmek, beraat vermek, cezasını iptal etmek, vergiden muafiyet tanımak.

Arapça F İbranice ve Aramicede P olur malum. Şurada harikulade bir tablo var, İngilizcesi olanlara: http://en.wikipedia.org/wiki/Semitic_languages#Phonology

İki mesele netleşti burada, en azından benim kafamda. BİR, “yarmak” eylemiyle “oruç açmak” arasındaki bağ anlaşıldı. [Araplarda eskiden beri oruç var mıydı, yoksa “oruç açma” özel anlamı Yahudi veya Hıristiyan Aramicesinden alıntı mıdır?]. İKİ: Pesah bayramındaki hadise İbrahim’in oğlunu kurban etme yükümlülüğünden kurtulması, o anlamda bir “azatlık” ya da “beraat” olduğuna göre o mesele de aydınlandı sayılır. Acaba Arapçadaki “kabarmamış hamur” anlamı tamamen kültürel midir? Yani bir Yahudi töresinden alınıp bağlam genişlemesine mi uğratılmış? Öyle olmalı sanırım.

Jastrow’a devam. PoTor פֶטֶר neymiş? İlk doğan yavru; “rahim açan” gibi bir anlamdan geliyor belli ki. İnsan için de kullanılırmış, deve ve at için de. Buradan acep “kabartı, yumru, tomurcuk” anlamına bağlayabilir miyiz? Aha: paTrûzâ פַטְרוזא “prematüre yavru, cenin”, paTrayot פַטְרָיות bizde domalan dedikleri yeraltı mantarı, trüf yani. Şekilsiz bir yumrudur. Yunancası vallahi physiks imiş “ur, yumru” anlamında.

*
Karıştı mı kafanız? Normaldir, benimki de karıştı. Bir daha baştan okumalı.

14 yorum:

  1. Huckleberry Joe2 Ocak 2013 04:16

    Malum dalganın adı da FTR köklü birşey olsa imiş tam evlere şenlik olurmuş vallahi.

    YanıtlaSil
  2. Emre Coşkun2 Ocak 2013 11:29

    Birkaç yerde kafam karıştı. Mesela: Arapça "fuTr" ile Yunanca "φύσις"in alakalı olduğunu mu söylüyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok hayır. Physis'teki - nefes kesici - anlam evriminin Arapçadakine kısmen paralel olması ilgimi çekti, o kadar. Yoksa Yunanca sözcüğün etimolojisi bambaşka.

      Sil
    2. Emre Coşkun2 Ocak 2013 17:51

      Teşekkürler hocam. Bir de bu "physiks" kelimesinin modern mi yoksa eski Yunanca mı olduğunu sorayım. Sözlükte (Liddell-Scott-Jones) bulamadım.

      Sil
  3. "Bizim Hintli swami bu mevzulara değinmişti birkaç kez de kimse çok ciddiye almadı. Eğer tanrı, eşyanın tabiatına – fıtratına – aykırı iş yapamıyorsa, demek ki eşyanın tabiatı tanrıdan önce gelir; tanrı yasakoyucu değildir, olsa olsa icra memurudur"(Sevan Nisanyan)
    Onermeye "tanri esyanin tabiatina aykiri is yapamiyorsa" seklinde basladigimiz anda onermemiz gecersiz olacaktir. Cunku tanri herseyi yaratan, yoktan vareden varliga verdigimiz addir.Dolayisiyla bu onermedeki gibi kendinden once varolan ve ona aykiri veya uyumlu is yapabilecegi bir "esyanin tabiati" olan varlik baska birsey olabilir ama tanri olamaz.
    Bu su cok bilinen "tanri kaldiramayacagi tasi yaratabilir mi?" sorusundaki duruma benziyor.Ilk bakista yaratabilir dersek o zaman tanrinin kaldiramayacagi bir tas oldugunu, yaratamaz dersek tanrinin yaratamayacagi herhangi birsey oldugunu kabul etmek zorunda kalacagiz gibi gozukuyor.Halbuki durum ayni, sorumuza "tanrinin kaldiramayacagi yaratamayacagi tas" seklinde basladigimizda soru gecerliligini kaybediyor.
    Yaratilmis seyler Tanri tarafindan yaratildigi icin uyumludur.Esyanin Tabiati dedigimiz sey de o uyumdan ibaret olsa gerek.Swaminin iddasinin tersine herseyi yaratan Tanri elbetteki esyanin tabiatiyla da oynayabilir ve baska bir esyanin tabiatini tanimlayabilir.Swami'nin ve sizin yanlisliginiz tanridan once varolmus bir esyanin tabiati kabulunden ileri geliyor.
    Son olarak bir de Mulk Suresinden iki ayet alintilayayim,
    "O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?"(Mulk/3)
    "Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir." (Mulk/4)
    Nisanyan hocam seni takip ediyor ve baslattigin tartismalari gercekten zihin acici buluyorum. Ama su hintli Swami'yi cok buyuk filozof ve Islama cok ciddi elestiriler getiren adam olarak nitelendirmeni anlamiyorum.










    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Poruk, dört köşeli üçgenlere verdiğimiz addır. Dolayısıyla, "eğer poruk üç köşeliyse" diye kuracağımız bir cümle anlamlı olamaz. Çünkü poruk, tanım gereği dört köşelidir. Aynı şekilde, "eğer poruk dörtgense" de diyemeyiz çünkü poruk'un üçgen olduğunu baştan kabul ettik. O HALDE: poruk tüm üçgenleri ve dört köşelileri kapsar.

      Doğru anlamış mıyım?

      Sil
    2. Bu tartisma bana "The king of France is bald" pragmatik önermesini hatirlatti - Russel felsefesinden öte Austin ve Searle'in el almis oldugu sekliyle. Öncelikle, kralin kel olmasi icin var olmasi gerekir, 200 seneyi askin bir süredir var olmayan bir Fransiz kralinin kel olmasi mümkün degildir. Ancak bunu söyleyerek Fransiz kraliyet ailesinin "kanini" tasiyan son naibin kel oldugunu söylemeye calisan cümleyi yanlis kurmus birisini de düsünebiliriz, oysa tüm ailenin öldügünü/öldürüldügünü göz önüne alirsak denklemin tamamiyla yanlis oldugunu yeniden görürüz. Lakin bu cümleyi kuran Fransiz kralinin varligini teyit eder (ya da öyle görünür) ve üstüne kel oldugunu aciklar. Burada cümleyi kuran protagonistimiz eger mevzuyu soru cümlesi seklinde dizer ve bir dialog baslatmayi amaclarsa: "Is the king of France bald?" diyecektir. Bu sefer karsidakinin "Hayir" cevabi Fransiz kralinin varligini netlestirecektir. Oysa isin icine baglami kattigimiz vakit korrespond-interaksiyon sirasinda ki dialog hepten yanlistir, cünkü kelimelerle var edemeyecegimiz bir olgudan bahsetmekteyiz - illokution cökmüstür.
      Gelelim tanri tabirine: Nasil bir oyunun kurucusu ya da oyuncusundan bahsediyoruz "Tanri kaldiramayacagi tasi yaratabilir mi?" sorusuyla. Bu sorunun cevabi "yaratim" fiilinin etki alani/gücü/islevini de belirleyecektir. Misal Apollo, ne kadar günesi ve gün isigini yeryüzüne sunan tanri olsa da sadece bir oyuncudur, hikmeti yaratan degil eylemi gerceklestirendir. Eh tabi bir de günesin/tasin niteligi vardir. Denklem böyle kuruldugu zaman, "Tanri kaldiramayacagi tasi yaratabilir mi?" sorusunun aslen, tabiri caizse, bir presupposition tasidigi fark edilebilir. 1) Tanri vardir 2) bir tas vardir 3) yaratim eylemi vardir. Ancak burada söylenmek istenen ne tastir ne de herhangi bir seyin kaldirilabilmesinin tartismaya acilmasidir, aslen bir tanrinin varligi ve onun yaratma eylemine olan gücüdür. Böyle bakinca aklim biraz karisti.
      Eren Yetkin

      Sil
  4. 2 ocak saat 12.12 de yorum bırakan adsız adlı yorumcunun Swami hakkında söylediklerini size daha evvel ben de yazmıştım. Sizin zekanızda birinin düzeyinin çok altında Swami. Siz alıntı yapınca ben dumura uğruyorum.
    Tuğrul Kanat

    YanıtlaSil
  5. Başka bir Adsız5 Ocak 2013 16:14

    "...olsa olsa icra memurudur. Yok tanrı eşyanın tabiatıyla oynayabiliyorsa, o zaman dünyada herhangi bir şeyi anlamaya imkân yoktur. Manyak bir diktatörün gerçekdışı aleminde kayıpsın. Tevekkül eder susarsın. Tanrı var desen de fark etmez, yok desen de fark etmez, çünkü anlam kalmaz geriye."

    diye yazmış yazar. Katılmıyorsanız paragrafın ilk kısmının yanlış olduğunu ortaya koymak yetmez. Yukarıda alıntıladığım kısmın yanlış olduğunu da ortaya koymak lazım. Zira yazar, Adsız yorumcunun yanlışladığı ilk kısmı, bilhassa yanlışlansın diye yazmış. Yanlışlanacak ki okuyucu yukarıda alıntıladığım kısımla karşı karşıya kalsın.

    "Her şeye gücü yetmeyen tanrı" tanım itibariyle tanrı değildir, peki. O zaman buradan vardığımız sonuç ya tanrının var olmadığıdır, ya da "manyak bir diktatörün gerçekdışı aleminde kayıp" olduğumuzdur.

    Yani bir önermeyi reddedeceksek, sadece yanlışlayabildiğimiz yerleri cımbızlamayalım :) Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam ben yorumum da iki onermeyi de yanlisliyorum aslinda yani dediginiz gibi yanlislayacagimi yanlislayip gerisini birakmiyorum.
      Oncelikle yazarin onermenin birinci kismini sirf yanlislanmasi icin yazdigi ve amacinin bizi ikinci onermeyle basbasa birakmak olduguna katilmiyorum. Yazar bize iki ihtimal sunuyor ya esyanin tabiatina aykiri is yapamayan yani gucu herseye yetmeyen bir tanri ya da esyanin tabiatini istedigi gibi degistiren keyfi bir tanri. Yorumumda da soyledigim gibi bu iki onermede tanridan ayri ve tanridan once varolan bir esyanin tabiati kabulune dayaniyor ki bu durumda onermede bahsedilen varlik tanimi geregi Tanri degildir, olamaz diyorum.

      Fevzi Baris Cinar

      Sil
  6. gecmis ve modern kelamcilarin filozoflarin akaidle ilgili yorumlarini hic kale almayip ortaokul duzeyinde mantik bilgisiyle kurandaki celiskileri ortaya koymaya calisan hintli haci!yi referans almanizi ben de dogru bulmuyorum. fitrat ve yaradilis ile ilgili özgun bir yorum var linkte ilginizi cekerse
    http://www.taqrib.info/turkish/index.php?option=com_content&view=article&id=422:kuran-ve-ftrat&catid=28:mabahesse-ghorani&Itemid=28

    YanıtlaSil
  7. Merhaba;

    Fıtrat kelimesi, etimolojik olarak -Arapça olmasa dahi-, yapı bakımından Arapçalaşmış, tam bir Arapça karakteri gösteren bir kelimedir. Yar/at/ma olarak Türkçeye çevrilebilen bu kavram, Arap zihninde de aynı anlama tekabül etmektedir. Kök anlamı ‘yarma’ demek olan bu kavramın, ‘yaratma’ anlam alanı içerisinde kullanılan diğer kavramlardan farklı bir tarafının olması doğası gereği anlaşılır bir şeydir. Kavramların oluşum sürecinde ona yüklenen anlam ve onu var eden kültür evreni bunda önemli bir role sahiptir. Mesela “xa-la-qa”, “be-da-‘a”, “fe-ta-ra” gibi kelimelerin her biri, yaratmanın farklı alanlarına ve proseslerine işaret ederler. “Fe-ta-ra” kavramı, kendi konteksti içerisinde ‘yar/ıl/ma’ anlamı dolayısıyla yaratılmayı ifade eder: Bir şeyin ortadan yarılması, yani iki yarıyı da ifade eden sıfır noktasıdır. Bu yönüyle bir bütünlük oluşturan iki şeyin yarılması sonucu ortaya çıkan şeydir. Daha da açacak olursak; kabuğun yarılmasıyla ortaya çıkan öze bu anlamıyla bakılabilir. Bu da demektir ki bu kavramın kullanım alanı ‘ ilk doğa’ haline değgin yerlerdir ve bunu işaret eder. Böylece hem takvaya (iman eksenli bir sakınım) hem de fücura (günah eksenli bir fütursuzluk) müsait bir yapının ikisini de henüz yüklenmemiş ama ikisine de mütemayil olma halidir. Nötr olma, sıfır olma halidir. Pozitif ve negatif kutuplar arasında sıfır noktası, bu açıdan bize fikir verebilen bir durumdur. Yani hem artı hem de eksi kutuplar, yaklaşılmadıkça, fiili bir yüklenme olmadıkça aynı mesafededirler. Fıtrat, bir pozitif olma durumu değil, sıfır noktasında değer yüklenmemiş ve fiili bir tercih yapılmamış ilk temiz haldir. İslam Peygamberine atfedilen bir hadiste geçen ibarelerde; (Sayın Nişanyan bunu gayet iyi bilir) fıtrat üzere doğan çocuğun, daha sonra ailesi tarafından biçimlendirilmesi konusundaki ifadeleri de -bana göre tam da- bunu anlatmaktadır. Fıtrat üzere olmak müslüman olmak değil, müslüman olmaklığa en müsait hal üzere olmak demektir. Yani henüz günah ve cürüm yüklenmediği için tertemiz olmak demektir. (Bu mesele geleneksel anlamda son derece yanlış anlaşılmış ve anlatılmıştır.)

    Aynı şekilde, kavramın kök merkezli anlamını esas aldığımızda; “iFTaR”, süregelen oruç bütünlüğünü, kendini tutma eylemini yarma, yırtma olarak alındığında durum hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Sımsıkı kapatılan iki dudağın açılıp (yarılıp) bu yeme-içme engellemesinin kalkması olayına da böylece şaşırmış olmayız. Keza “FiTRe” kavramı da “iFTaRlık olarak doğal anlamını bulacaktır. FuTR ise; sivilce ya da yumrunun etin bütünlüğünü bozup açığa çıkması olarak okuduğumuzda kök anlamdan kopmamış oluruz. Hamurun kabarması da ekşime dolayısıyla bütünlüğün yarılıp, baloncuklar şeklinde ‘pırtlaması’ – ses ne kadar yansıtıyor, ‘pırt’ ‘fıtr’ hatta 'pıtrak' da dikenleri dolayısıyla bu biçim içinde düşünülebilir, v.s.- ve içteki özün belirginleşmesi olarak anlam kazanıyor. “İlk yağmurdan sonra bozkırda biten otlara da bu anlamda tefâtîr ”denmesi de toprağı yarıp açığa çıkan şeylerin durumu değil midir?

    Buradan hareketle fıtratın, yarat/ıl/ma hadisesini anlatırken onun diğer kavramlarla ifade edilen ve Türkçeye çevirirken sadece ‘yaratma’ (başka kelime yok bildiğim kadarıyla) kavramına mahkûm olmasından kaynaklı eksik ya da yanlış anlaşılma sorunu vardır diyebiliriz.

    Fıtrat, yarılma sonucu açığa çıkan, tebellür eden öz, işlenmemiş cevherdir. İnsanın düalistik boyutu hesaba katıldığında Arapça bu kavramın çok felsefi bir soruna yaklaşımda önemli bir kolaylık sağladığını teslim etmek gerekiyor.

    Selamlar
    Bahadır TOK

    YanıtlaSil
  8. Fikir ve düşüncelerin tartışılması güzeldir ama felsefede dönüp yine aynı noktaya getiriyor insanları. Bundan 4 bin yıl önce bir Yunan filozofu da aynı olguları ele alarak gerçeği bulmaya çalışmış ve yaşlandığında şöyle yazmış : Gönlüm bu soruların yanıtlarını bulmayı istiyor ama benden öncekiler gibi ben de çözemedim. Sonunda zaman harcamaktan başka getirisi (!) olmayacak konularda tartışırken başka birisi hazırladığı bilgisayar program yazılımı ile toplumu dinlerden daha fazla peşinden sürüklüyor. Somut her zaman soyutu bastırıyor. Doğru veya yanlış ama gerçek bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bundan dört bin yıl önceki Yunan filozofunun (!?) sadece ismini vererek de olsa bizi aydınlatırsanız çok seviniriz.

      Sil