13 Şubat 2013 Çarşamba

İslami mevzular: Ümmî peygamber


Akkadca ummatu, Aramice/Süryanice ummâ אומּא ve ummtâ = “kavim, aşiret”. İbranice umma אֻמּה, çoğulu ummayyâ, aynı anlamda, muhtemelen Aramiceden alıntı yabancı bir terim. Tevratta sekiz defa geçiyor.[1] Sekiz yerin sekizinde de sözkonusu edilen “diğer – yani, Yahudi olmayan – kavimler.” Bildiğimiz goyim yani, kâfirler yahut barbarlar anlamında. İngilizceye nations veya gentiles diye çevirmişler. Gentile tabiri de esasen “kavim/aşiret mensubu, kavim-li” demektir,[2] ama normalde sadece “Yahudi olmayan” anlamında kullanılır.
Talmud Aramicesinde bu anlam daha belirgin. Sözcük çoğu yerde ummôt ha- ˁôlâm אומּות העולם kalıp deyimi içinde geçiyor, “yabancı milletler, Yahudi olmayanlar” anlamında (Arapçası ummâtul ˁâlem olur, “yetmişiki millet” gibi). Misal, Aboda Zara risalesi sure 3b: “ummôt gelecek ve imana (Yahudi dinine) dönecek.” Aynı risalede dînayy ummôt “yabancıların (Yahudi olmayanların) yasaları/şeriati.”  Roma İmparatorluğu devletine de “gâvur, yabancı” anlamında umma adını vermişler.[3]
Kuran’da kullanılan ummî أُّمّى sözcüğünün anlamı sanırım Al-i İmran 20 ve 75’ten yeterince anlaşılıyor. Ehl-i kitâb ile ummiyyûn, yani Yahudilerle Yahudi-olmayanlar arasında bir karşıtlık kurulmuş. “Ehl-i kitaba ve ummilere de ki, Allah’a teslim oldunuz mu?” “Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki … ummilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur derler.” Burada okumuşlarla okumamışlar değil, Yahudilerle Yahudi olmayanlar arasındaki zıtlıktan söz ediliyor; bağlamdan belli.
Aynı şekilde Araf 157-158’de geçen nabiyyun ummiyyun ve Cum’a 2’de geçen fî l-ummiyyîna rasûla m-minhum deyimlerini de “okuması yazması olmayan peygamber” değil, “Yahudi olmayan peygamber” diye çevirmek herhalde en doğrusudur. Unutmayalım ki nabî נבי (peygamber) Arapça değil İbranice bir sözcük. Nebî’lik Muhammed’e dek sadece Yahudi geleneğinde bulunan bir makam veya meslek idi. Kuran’da anılan nebi’lerin tümü (belki Salih hariç) Tevrat’ta adı geçen Yahudi peygamberleri idi, ya da Kuran’ın nebî saydığı İsa gibi Yahudi idi.
Peygamberlik davasına girişen Muhammed’in “Yahudi olmayan peygamber mi olurmuş?” sorusuyla yüzleşmiş ve “ben gayrı-Yahudilerin (yani Yahudi olmayan Arapların) peygamberiyim” gibi bir cevap vermiş olması mantıklı görünüyor.[4]
*
Peki Muhammed okuryazar mıydı değil miydi?
Buna cevap vermeden önce çoğu zaman gözden kaçırılan bir noktaya parmak basalım. Muhammed zamanında henüz Arapça bir yazı dili mevcut değildi. Güney Arapça (Yemen) yazı dili Muhammed’den 100 küsur yıl önce sönmüştü. Arami alfabesinin bir versiyonu olan Nabati (Kuzeybatı Arap) yazısı ancak çok kısa kayıtlar düşmek için kullanılmıştı. Bildiğimiz kadarıyla, Kuran’dan önce Arapça edebî veya dinî bir metin yazıya geçirilmiş değildi.[5]
Yazı dili deyince, ancak “ehl-i kitab” adı verilen Yahudi ve Hıristiyan Arap cemaatlerinin liturji dili olarak kullandığı Aramice bilinmekteydi. Kutsal Kitap’ın her iki dine ait versiyonu bu dilde cariydi. (Tevrat ve İncil’in İslam öncesinde Arapçaya çevrildiğine dair bir belirti yoktur.) Her iki cemaatin ilahi kitapları (qeryânâ) ve muhtemelen bazı hukuk metinleri bu dilde (iki ayrı alfabe ile)[6] yazılı idi.
Dolayısıyla “Muhammed okuryazar mıydı” sorusu, “Muhammed Aramice yazı dili biliyor muydu” sorusuyla eşdeğerdir.
Cevap büyük olasılıkla olumsuzdur. Muhammed’in yakın çevresindeki birkaç kişinin bu dili bildiğini hadis ve siyerden öğreniyoruz. Mesela Buhari’nin Aişe’den aktardığına göre Rasulallah’ın ilk eşi Hadice’nin amcaoğlu olan Waraqa b. Nawfal “Hıristiyan olmuş ve İbrani yazısıyla İncil’i yazmayı öğrenmişti.”[7]  Medine’de peygamberin kâtipliğini üstlenen genç Zeyd b. Sabit’in Süryani (veya Yahudi) yazısını bildiği çeşitli kaynaklarda vurgulanıyor.[8] Taberi ve Vahidî’ye göre Mekke’de Yesar ve Cebr adlı Iraklı iki Hıristiyan köle “kendi dillerinde” İncil’i (veya Tevrat’ı) okuyabiliyorlardı ve Muhammed “onların yanında oturup okuduklarını dinlemişti.”
Bu kişilerin Aramice/Süryanice okuryazarlığının özellikle belirtilmiş olmasından, Muhammed’in kendisinin okuryazar olmadığı, ya da en azından Arami/Süryani yazısını daha iyi bilenlere ihtiyaç duyduğu sonucunu çıkarabiliyoruz.
İslamöncesi Nabati Arap yazısından örnekler




[1] Bir kez Ezra, yedi kez Danyal kitabında. Her iki kitap Babil-sonrası döneme ait olup çok sayıda Aramaizm içerir.
[2] Latince gens/gent- “kavim, soy”; gentilis “bir soya veya kavme mensup olan”.
[3] Jastrow, Dict. Talmud etc. Sf. 26-27.
[4] Buraya kadar bkz. Horovitz, Koranische Untersuchungen, Leipzig 1925, s. 51-53; A. J. Wensinck, The Muslim Creed, Cambridge 1932, s. 6; T. Kronholm, “Dependence and Prophetic Originality in the Koran”, 1983, s. 49-50.


[5] Peygamber devrinde Kâbe'nin duvarına çakılan Muallakat-ı seb'a şiirlerine, peygamberin Hudeybiye barışından sonra çeşitli hükümdarlara yazdığı mektuplara ve ölümünden önce yazmayı düşündüğü vasiyetine ilişkin rivayetler, en erken H 2. yy sonlarında belirmiş efsanelerden ibarettir. 
[6] Yahudi Aramicesi halen “İbrani yazısı” diye bildiğimiz Yahudi (veya Babil) alfabesiyle, Hıristiyan Aramicesinin Urfa/Suriye lehçesi Estrangelo yazısıyla, Ninive/Irak lehçesi ise Serto yazısıyla yazılmaktaydı. Estrangelo ile yazılan dile “Süryanice”, Serto ile yazılana “Asurice” veya “Doğu Süryanice” adını vermek adettendir.
[7] Buhari 1.3. Burada kastedilenin Arami yazısı olduğu açıktır. Bunu izleyen cümledeki “Allah’ın izin verdiği ölçüde İncil’den yazı yazardı; yaşlı biriydi ve görme yetisini kaybetmişti” ifadesi, Waraqa’nın (yaygın inanışın aksine) alim biri olduğunu değil, yarım yamalak yazı bildiğini ima eder.
[8] İbn Mes’uda göre Zeyd Medineli bir Yahudi iken sonradan Müslümanlara katılmıştı. Buna karşılık Siyerü’l-Alem’e göre peygamber Zeyd’e “Süryani yazısını” öğrenmesini tavsiye etmiş, o da bunu 17 günde öğrenmişti. Sonradan Kuran metnini derlemekle görevlendirilen Zeyd’in kökeni ve bilgisinin kaynakları hakkında bir polemik olduğu anlaşılıyor.

29 yorum:

  1. sevan bey hep dediklerini bilen bir entellektuel olarak seni düşünmek istedim, ama gerçekten arap dil tarihi konusunda bu kadar yanlış şeyler, bu kadar güvence ile yazmanı beni şaşırttı. Bil ki Arap şiirini Arap okullarında öğretilen en muteber şiir dönemlerden peygamberden önceki dönemdir. Bu dönemin en meşhur şiirleri Mekkede asılan Al muallakat المعلقات الجاهلية. Arapça biliyorsan aşağıdaki linke bakabilirsin
    http://ejabat.google.com/ejabat/thread?tid=221f2260aa768efd
    Arap şiiri peygamberden önce ve sonra kesintisiz devam etmiştir. Kuran Peygamber tarafından açıklanırken yakınları tarafından Arapça olarak yazılıyordu ve ölümünden 30 yıl geçmeden Halife Osman Bin Affan tarafından toplatıldı!!! Gerçekten inanırciliğini yitiriyorsun!

    YanıtlaSil
  2. Muallakat'ın klasik tefsirini yazan Ahmed b. Muhammed el-Nahhas'a (ö. 949) göre Muallakat-ı Seb'a ilk kez Abbasi devrinde (y. 850) Hammad al-Rawiya tarafından derlenmiştir. Gerek Arap gerek Batı kaynaklarında kabul gören görüş budur. Kâbe'nin duvarına asıldıklarına dair rivayet halk masalından ibarettir.

    Kuran ayetlerinin peygamberin yakınları tarafından hurma yaprakları vs. üzerine not alındığı "bilgisi" de yine olaydan yaklaşık 200 yıl sonra hadis müellifleri tarafından ortaya atılmış rivayetlerden ibarettir. Kuran metninin güvenilirliğine dair şüpheleri gidermekten başka bir amaca hizmet ettikleri düşünülemez.

    YanıtlaSil
  3. Gercekten o kemige agaca yazilan ayetlere nooldu acep

    YanıtlaSil
  4. Sayın Nişanyan,
    İnanın kafam karıştı.
    "..Bildiğimiz kadarıyla, Kuran’dan önce Arapça edebî veya dinî bir metin yazıya geçirilmiş değildi..." diyorsunuz. Bir yandan da yazılı Kuran dili var. Bu dil aniden mi ortaya çıkıp tekamül etti?
    Çalışmalarınıza büyük ilgi duyan bir kardeşiniz olarak, aydınlatırsanız sevinirim.
    Sevgi ve saygıyla...

    YanıtlaSil
  5. Ducane Cundioglundan alinti;

    Peygamber Efendimizin okuma yazma bilmediği, genel kabul görmüş bir kanaattir ve zâten sıfatlarından biri de ümmî'dir. Bu kelimenin çoğulu (ümmiyyûn), Kur’an'da bazen “Ehl-i Kitab olmayanlar/Araplar” (msl. 3: 20), bazen “Kitab'ı bilmeyenler/Kitab'ın içindekilerden cahil olanlar” (msl. 2: 78), bazen de “Yahudi olmayan” (İbranice goyim, İngilizce centile) mânâsında (msl. 3: 75, 62: 2) geçer ki bu sonuncusu, Yunanca'daki barbar, Arapça'daki acem kelimesinin eşanlamlısıdır.
    Bu kelime Hz. Peygamber'e nisbet edildiğinde (en-nebiyy'ul-ümmî) hangi anlama gelir?
    Elmalılı Hamdi Yazır şöyle cevap veriyor:

    a) Anasından doğduğu hâl üzere kalmış, fıtratı bozulmamış.
    b) Araplara mensup olan kişi, ki Araplar hesap-kitap bilmezlerdi.
    c) Umm'ul-Kurâ'ya mensup/Mekkeli.
    Bu üç nisbetin üçünde de ümmî kelimesi, “okuyup-yazmakla uğraşmamış” mânâsında bir vasıftır. (Hak Dini Kur’an Dili, IV/2297)

    F.B.Cinar

    YanıtlaSil
  6. Muallakat'in Kabe duvarina asildigina dair rivayetler pek kabul gormuyormus. Asagidaki linkten, The Hanging of Poems kismindan okunabilir.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Mu%27allaqat

    F.B.Cinar

    YanıtlaSil
  7. İslam üzerine bu incelemelerinizi kitap haline getirecek misiniz. Şahsen ben dört gözle bekliyorum bunu sizden. Özellikle "Yanlış Cumhuriyet" tarzında bir kitap olsa ne güzel olur... Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  8. Yazınızı okuduktan sonra aklıma gelen-takılan 2 soru var.

    Öncelikle acaba sizi doğru yorumlamış mıyım: Kuran, Muhammed devrinde yazıya geçirildiyse bu arap harfli olamaz, ya gerek diliyle gerek alfabesiyle Aramice yazılmış olmalıydı, zira o dönemin yazı-kültür dili buydu (örneğin Selçuklu Anadolusu'ndaki çoğu vakayınamenin Farsça olması gibi) veya Arapça dilinde olsa da o zaman arap alfabesi gelişmediği/olmadğı için başka bir alfabede yazılmış olmalıydı (Osmanlı döneminde Türk dili arap harfleriyle yazılması gibi - tam doğru örnek olmadı gerçi, neyse). Bugün elimizde de böyle bir metin olmadığı için, bugünkü kuran Muhammed'in ölümünden çok sonra yazıya geçirilmiştir ve bu zamanda süreç içerisinde de değişikliğe uğramış olması zaten kaçınılmazdır. Sizi acaba doğru anlamış mıyım?

    İkinci olarak, aklıma gelen bir diğer husus da şu: Malum, Sina Dağı'nda çok meşhur bir manasatır vardır, Batılıların St. Cathrine dediği. Vatikan'dan sonraki en önemli yazma eser kolleksiyonlarını barındırdığını okumuştum. Burada Muhammed tarafından verildiği söylenen Arapça bir ahidname mevcut, ancak bunun tarih olarak, Muhammed'den sonraki bir tarihe ait olduğu kesin diye biliyorum. Acaba, sizin bu konuda bir bilginiz var mı? Şimdiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. "nebilik muhammede gelene kadar yahudiliğe has bir kavramdır" cümlesi doğru değil(ayrıca salih peygamber hariç derken neye dayandığı da mechul). nebilik yahudilerin dışında da bir çok kavimden insanın senin ifadenle mesleği olmuştur.yakuba gelinceye kadarki nebilerin hiç biri hakkında yahudidir veya değildir diye bir kayıt yok.bunlar tevratta geçmesine rağmen milliyetleri akkında bir ifade yoktur.tevratta isimleri geçiyor diye hepsi yahudi olmaz.ikinci olarak varaka bin nevel adlı şahısla ilgili söylenenler(onun ilmi hakkında) sadece yorum.senin dediğin gibi "şöyle büyük alim böyle büyük bi uzman" diye de islam kaynaklarında geçmiyor sanırım.sadece eski ve yeni ahde vakıf biri olarak anılıyor.bu kaydın düşülmesi onun alim olduğunun söylenmesi midir?
    ayrıca çok önemli bir yanlış daha yapmışsın.bir mantık hatası, o da şudur ki: araplar kendilerine en yakın milletlerin nebilerini tabi ki bileceklerdi, üstelik kendi ataları da (ibrahim) bir peygamberdi.yani sibiryaya gönderilmiş bir peygamberi herhalde o şartlarda bilmeyeceklerdi.kuranda amerika kıtasındaki veya avusturalyadaki bir nebinin adının anılması herhalde komik olurdu.senin gibi sığ araştırmacıların diline dolamak için malzeme olurdu.gerçi sen gerçeği de ters yüz edip gene diline doluyorsun ama sonunda çoğu şey açığa çıkıyor

    YanıtlaSil
  10. (Yukarıdaki Adsız'a cevap)
    1. Başka hangi kavimlerde nebilik görülmüştür, öğrenelim.

    2. SADECE Yahudi kutsal kitabında adı geçen ve bu kitapta "Yahudi kavminin ataları" olarak zikredilen kişilere Yahudi peygamberi adı verilir.

    3. Kuran'da adı geçen peygamberler arasında sadece Salih'in kaynağı anlaşılamamıştır. Diğerlerinin TAMAMI Tevrat ve İncil'de anılan isimlerdir.

    4. Waraqa b. Nawfal halen Türkiyede popüler olan ucuz islami edebiyatta derin bir alim olarak anlatılmaktadır. Oysa bu zat hakkındaki hadis ve siyer kaynaklarında bu yönde bir bilgi yoktur.

    5. Mekkeli peygamberin sadece (ve kulaktan dolma bir şekilde) Yahudi ve Hıristiyan geleneğinde zikredilen peygamberlerden haberdar olması, buna karşılık mesela İranlı veya Habeş dini şahsiyetlerinden söz etmemesi, anlamak isteyen için yeterince anlamlıdır. Sibirya'ya varıncaya kadar arada bir sürü ülke var.

    Sanırım imanla muhakeme yeteneği arasında ters bir orantı var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Akademik alanda çok daha kuvvetli tartışmalar döndüğü için.
      Konuya verilen cevaplar sanırım pek okunmuyor.
      Genel olarak edilen iddalara verilen cevaplar ve yaknaklar gayet yeterli.
      örneğin Christoph Luxenberg'un kitabında ki iddalar aşağıdaki linkte verilen cevaplar gibi.
      http://www.islamic-awareness.org/Quran/Text/Mss/vowel.html

      Sil
  11. Araplar ticaretle uğraşıyorlardı. Her harf bir rakama tekabül ediyordu. Yazı bilmeden ticaret olur mu? Excel dosyasında tutuyorlardı hesapları herhalde.

    İdris bugünkü zerdüştlerin asıl peygamberiydi .Dini sonradan tahrif olundu. Nerede geçiyor tevratta ya da incilde? Al sana iran adamı, çok arzu ediyorsan.

    Eve ya da Havva, azrail ve birçok başka isim kuranda geçmez. Muhammed almayı unutmuş.

    Vah garibim.

    YanıtlaSil
  12. Sevan Bey, İslam'ın Arap pagan dini ile Museviliğin sentezinden meydana geldiğini biliyoruz. Bilmeyenler de sayenizde öğrendi. Bu konunun ayrıntılarından sayısız makale yazılabilir. Ama artık şu sorularla kaçınılmaz olarak karşı karşıya geldik: Peki Musevilik nereden çıktı? Semavi dinlerin babası sayılan İbrahim kimdi? Yahudiler nereden geldi, hangi aşamada tek tanrılı dine geçti?

    İnternette bulduğum komplo teorileriyle karışık birbirileriyle ve kendi içlerinde çelişen makalelerden bir yargıya varamadım. Freud'un Musa ve Tek Tanrılı Din kitabında da çoğunlukla spekülasyonlar vardı. Acaba bu sorulara cevap veren kapsamlı bir araştırma, güvenilir bir kaynak var mı? Veya siz bu konuyu incelemeyi düşünüyor musunuz?

    YanıtlaSil
  13. Din ve İnanç kavramları üzerine pek çok felsefi tartışma sürdürülebilir (ve bu çok da sağlıklıdır) ama şu anki materyalist dünyamızda bile niye hala bu kadar güçlü oldukları üzerine naçizane düşüncelerimi iki neden üzerine oturtuyorum:
    1. İnsan psikolojisi:
    İnsan ya da daha bilimsel bir şekilde ele almak için homo sapiens, genlerinde kendinden önceki milyonlarca yıllık evrimin yadigârı bir paketle varoluşunu sürdürüyor. İnsan hayatındaki evrelerde psikolojinin (ve bunun üstüne yüklediği kara deliklerin, dehlizlerin, kapalı kapıların, travmaların kısaca tüm psikosomatik yapının) etkisiyle fikir ve davranışlarının şekillenmesi, bilimsel düşünce yapısının ve diyalektik sorgulama pratiğinin çok ötesinde. Hatta materyalizmin etkisiyle insan psikolojisinde bu yük (şaka gibi ama, tam da evrimsel sürecin bir sonucu ve yan etkisi olarak) bir savunma içgüdüsü oluşturuyor. İşte din ve inanç olgusu bu bağlamda bir "panik odası", bir "güvenli liman", bir "kaçış butonu" olarak işlevinin görüyor ve bilimsel ilerleme ve teknolojik gelişim ne kadar hızlansa da, hatta tam da bu dinamiklerin etkisiyle, (modern hayatın gerektirdiği postmodern müslümanlık, akılcı hristiyan öğretisi, Adnan ve koca memeli melekleri vs. gibi farklı formlara evrilerek) varoluşunu ve gücü uzun süre daha sürdüreceğini düşünüyorum.

    Özet geç piç diyen internet gençliği için çevirisi:
    Her insana dayanan fikir akımında olduğu gibi, en "hardcore ateist" Dawkins, Nişanyan gibi insanlar da psikolojik olarak pek çok travma yaşıyor, onlar da "Don Kişot"luğun yükü altında eziliyor, onlar da eve gidince gizli gizli ağlıyor. Din, bu yaralara merhem, bu kafalara afyon. (kapa parantez daha klişeleşmeden :P)

    2. Piyasa yaratma kabiliyeti (marketing gücü)
    Modern hayatın içindeki tüm etkenler piyasa ekonomisinin içinde şekillendiği ve tüm üretim süreçleri kitlelerin tüketiminin ve piyasa yapısının daimi olarak ve yükselen bir ivmeyle büyümesine dayandığı için dini olgu ve imajların kapitalizm içinde pazarlanma, piyasayı yaratma ve genişletme kabiliyeti çok yüksek. Kısacası piyasanın canlanıp dallanması budaklanması için din gibi iyi kurgulanmış, güzel pazarlama kanalları yaratabilecek hikayelere ihtiyacı var.

    Yine isteyene örneklemeli çevirisi:
    Yani kısaca, çölün ortasında babasız doğup mucizeler gerçekleştiren bir İsa hikayeniz varsa bunu "christmas tradition"larıyla çeşitlendirerek dönemsel tüketim çılgınlığına çevirip her sektörün nemalanmasını sağlayabilir; çölde doğduğu şehri kutsal saydığı için şehir erkanı olan kanlılarıyla oturup pazarlık yapan bir Muhammed hikayeniz varsa, beş yıldızlı turlarla paketleyerek kitleleri hareketlendirerek turizm patlamaları yaratabilir, ormanın ortasında şekilden şekle giren bir Buda hikayeniz varsa, normalde kıçını silmeye üşenen milyonlarca insanı Ganj nehrine aynı anda sokup market fest yapabilirsiniz.


    Not: Bir üçüncü ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin ;)

    YanıtlaSil
  14. Abi,

    Ayrıca Muhammed'in İsa hakkındaki görüşlerini Dosetizm ve Ebonitler bağlamında da incelemek gerekir diye düşündüm şimdi.

    YanıtlaSil
  15. idris'in book of enoch olduğu bilmeyen cahile hitaben yazılmıştır.

    YanıtlaSil
  16. İbranice "UMA" sözcüğünün Tevrat'ta sekiz defa geçtiğini söylemişsiniz.

    (Bu arada, "Tevrat" adlandırması da bana biraz sorunlu görünüyor. Ezra ve Daniel'i dahil ettiğinize göre, bununla Yahudi Kutsal Kitabının tamamını kastediyorsunuz. Oysa Tevrat bana daha çok Tora'nın Arapça söylenişi gibi geliyor, dolayısıyla sadece ilk beş kitaba işaret eden bir adlandırma sanki. Bunun yerine, diğer Batı dillerinin yaptığı gibi, Yahudi literatüründeki "Tanah" kısaltmasını Türkçeye alsak daha iyi olmaz mı? - Alın size bir tartışma konusu daha: Kur'an Tevrat derken neyi kastediyor?)

    Geleyim yazıya ilişkin soruma: "Uma" sözcüğünün yalnızca Babil sürgünü sonrası döneme ait kitaplarda geçtiğini yazmışsınız. Bu doğru değil sanırım. Zira, sizin zikretmediğiniz çoğul "Umim" ve "Umot" formuyla daha önceki kitaplarda da geçiyor.

    En ilginci Yaratılış 25:16, çünkü İsmailoğulları'yla ilgili:
    * "İsmail'in oğulları olan bu on iki bey oymakların atalarıydı (AŞER NESİİM LEUMOTAM)"

    * Çölde Sayım 25:15 "Öldürülen kadın ise Midyanlı bir aile başı (ROŞ UMOT) olan Sur'un kızı Kozbi'ydi."

    Ayrıca, "Uma"nın İbranice "millet" anlamına gelen "Am, Amim" sözcüğüyle akraba olabileceğini düşünürsek, Tanah'ta binlerce kere geçtiğini öne sürebiliriz.

    Başka bir ilginç nokta da, modern İbranicede "Leumi" sözcüğünün "ulusal" anlamına gelmesi. Örn. Bank Leumi: Ulusal Banka.

    Alber

    YanıtlaSil
  17. Belirtmeyi unutmuşum. Yukarıdaki yorum için
    Brown-Driver-Briggs Leksikonu'nu kullandım.
    Kutsal Kitap okurları için bir hazine.

    YanıtlaSil
  18. Bir yandan domuz eti yiyip bir yandan yaziyorum, tuṣlar hep domuz yagina bulaṣti valla.
    Meseleye gelelim.
    Kurani okdugumda karṣima sanki bir kasaba mafyasi çikip konuṣuyor: "bax keserim haa! bax boxarim seni haaa!" "eeee aslanim, öyle kolay mi sandin koskoca evreni yaratmak!" "ulan ne mal insanlarsiniz, cogunuzu katliamdan geçirecem valla, cehnemde yakicam lan sizi, anca adam olursunuz"
    Okuyunca hep böyle tipler aklima geliyor. Hadi sakatlik bende diyip geçelim.

    Ama bu kanser hastasi Steve Jobs ve ekibi Iphone, bilgisayar içaat ediyor da, bu evreni yaratan tanri kuru bir kitab gönderiyor, bu nasil iṣ? Kendini de göstermek istemiyor, konuṣmak istemiyor, sürekli gizli yaṣiyor, nasil yani? Komṣunun utangaç cocugumu bu.

    YanıtlaSil
  19. Biblical Enoch de bari. Book of Enoch olur mu? Sahis kitap midir? Sapsal gavur.

    YanıtlaSil
  20. Bazı arkadaşlar Kuran-ı Kerim'in ezberlenmek üzere not alındığı nesneleri merak ediyorlar. Onlar ezberlenene kadar kullanılan vasıtalardı.

    Kuran-ı Kerim'in tevatüren gelmesi, satırlara değil, sadırlardakilere, yani ezbere dayanmaktadır.

    Kabede, teravih namazını kıldıran imam Kuran-ı Kerim'i, Ramazan ayı müddetince binlerce insanın önünde baştan sona ezbere okur. En basit bir kıraat hatasında imamın kim olduğuna bakılmaksızın, cemaat hatayı düzeltir. Bu gelenek, İslamiyetin ilk zamanlarından itibaren devam etmektedir.

    Aslında burada, ciddi bir sosyal ağ (social network) vardır. Ağdaki nodelar (insanlar) arasında kontrol mekanizması her daim işliyor.

    Neyse mesele uzun...

    Çapraz okuma açısından, Mustafa el-Azami'nin "The History of the Quranic Text from Revelation to Compilation" kitabı okunabilir. Kitabın "Vahyediliğinden Derlenişine Kuran Tarihi" adlı Türkçe tercümesi de mevcuttur. Ahmed Cevdet Paşa'nın da Kuran Tarihine dair bir kitabı var. Ancak baskısı mevcut değil galiba.

    Bir de, semavi dinlerin (İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlık) hukuki açıdan tahlili için güzel bir kaynak, Ekrem Buğra Ekinci, "İslam Hukuku ve Önceki Şeriatler"



    YanıtlaSil
  21. Muallakat şiirlerinin bir bölümü sonradan uydurulmuş olabilir mi?
    " (Taha Hüseyin'in) Fi'ş-Şiri'l-Cahili (1926; İslam Öncesi Şiir) adlı yapıtında modern eleştirel yöntemleri uygulaması, onu sert tartışmalara sürükledi. Bu kitabında, İslamiyetten önce yazıldığı sanılan şiirlerin birçoğunun Kuran'ı doğrulamak amacıyla sonradan Müslümanlar tarafından uydurulduğunu öne sürüyordu. Bu görüşleri nedeniyle dinsizlikle suçlandı. "

    YanıtlaSil
  22. Iraklı ilim adamı Ganim Kadduri'nin Resmu'l-Mushaf adlı eseri. (Müessesetü'l-Matbuatü'l-Arabiyye, Lübnan, 1982)
    Arapça biliyorsanız Olayı çok iyi kavrayacaksınız(dikkat google translate gerçekten iyi çevirmiyor arapça-arapça sözlük gerekiyor)

    YanıtlaSil
  23. Biraz daha yakın zamandaki bulguları takip etmek lazım
    Bunları daha iyi incelemek gerekiyor.

    M. Kawatoko, "Archaeological Survey Of Najran And Madinah 2002", Atlal: Journal Of Saudi Arabian Archaeology, 2005, Volume 18, p. 51 and p. 52, Plate 8.13(A).

    R. Hoyland, "New Documentary Texts And The Early Islamic State", Bulletin Of The School Of Oriental And African Studies, 2006, Volume 69, No. 3, p. 411, footnote 76.

    F. Imbert, "L’Islam Des Pierres : L’Expression De La Foi Dans Les Graffiti Arabes Des Premiers Siècles", Revue Des Mondes Musulmans Et De La Méditerranée, 2011, Volume 129, pp. 55-77.

    YanıtlaSil
  24. Sevan Bey,
    Arıza bir adam olarak size duyduğum saygı gitgide azalıyor, yerini ilminize-metodlarınıza yönelik bir güvensizlik alıyor.
    En basitinden Türkçe literatürde yeri olan Varaka bin Nevfel gibi isimleri bile gavurca :) kaynaklardan öğrendiğiniz şekilleriyle yazmanız bence bir acziyet göstergesi.
    Murat Bardakçı ve şürekasından da sağlam ayar yediniz o programlarda, söylemedi demeyin.

    YanıtlaSil
  25. @Anonymous: takip ettiğiniz yazara yaptığınız yorumlar/eleştiriler arasına serpiştirdiğiniz samimi laubali leblebileri zevkle takip ediyor/yiyiyorum. Tebrikler.

    @Sn. Nişanyan: Takipçinizin samimi/terbiyesiz ifadelerine gösterdiğiniz tepkisizlik, ardından sorularına verdiğiniz yanıtların yarısı, size verilmiş hapis cezasını savunanların suratına fırlatılmalı, diğer yarısı da ateist/agnostiklerin eleştiriye açıklığının/genişliğinin simgesi olarak istiklal caddesinde sergilenmelidir.

    @allah: ateist/agnostikler bomba gibi geliyor bilader, hergün sayımız artıyor, motorları maviliklere süreceğimiz günler geliyor, senin o saçma sapan kurallarını kıyamet günü elinde patlatacağız.

    YanıtlaSil
  26. siz neyi tartışıyorsunuz arkadaşım alayınız çok şey bellemişsiniz de çok şey bilmiyenlere hiç bişey anlatamıyorsunuz 1400 yıl önce sizin kabullenemediğiniz kitap kaç asır tarihe yön vermiş insanlığı bellibir konuma getirmiştir o okadar güzel bir kitapki kim nasıl yaklaşır nasıl anlamaya çalışırsa hiç kimseyi boş çevirmemiş herkesin istediğini vermiştir o kitabın sahibi rabbimden dileğim sizlere hidayet nasip ederde insanlığa sunulan bu mükafatı engelleme yerine samimiyetle anlamaya çalışırsınız

    YanıtlaSil
  27. bugün bilimadamları bile nesnelerin yaşını hesaplamaları esnasında kullanılan yöntemleri kendi aralarında tekrar tekrar sorgulayıp doğruluğunu göreceli olduğunu öne sürmektelerse,1400-2000 sene öncesinden günümüze kalan hadislerin,yazıların orijinalliği çok tabi sorgulanabilir fakat;bu demek olmuyor ki insanlık tarihi boyunca aynı kavram üzerinden inançlar oluşturulsun ve bu inançlar da süregelen tarih boyunca (sorgulansa dahi) olmadığına ilişkin kanıtlansın veya ispatlanabilsin.ortada mistik bir olgu var ki ''bu inkar edilemez'' bilinen tarihimiz boyunca aynı kalemden çıkmış diye yorumlayabileceğimiz semavi dinler birbirini tamamlamaktadır.Sizce bu inançlar birbirlerini kopya mı etmiştir?veyahut gerçekten birbirini tamamlamak üzere mi gelmiştir?kitaplarda yer alan hangi kurallar sosyolojik yapımızı bozarak bizleri ahlaksızlaştırmaya veyahut ileri giderek söyleyebilirim ki kendi kendini yok etmeye yönelik yaptırımlar içermektedir?(ahlaktan kastım;hayvanları insanlardan ayırt eden davranışlardır [çok tabi beynimizi kullandığımız ölçülerdedir zira aksi düşünülemez])bu kitaplar olmasaydı insanlar devlet kurup kurallar oluşturup pek tabi bir düzen oluşturulabilirdi.Ancak semavi dinler de işte tam bu noktada bu tezleri desteklemektedir yanisi şudur ki;kimisi firavunun düzenini bozmak üzere gelmiştir, kimisi ensest ilişkilerin çoğalması üzere düzenin sağlanması üzere gelmiştir, kimisi de cehaletin arttığı dönemde kölelik sisteminin kaldırılması üzere gelmiştir.Tam bu noktada sorumuz bence Hz. Muhammed'in ümmi ise (okuma yazma bilmediği anlamı ile) neden okuma-yazmayı öğrenmemiş olduğu nu sorgulamak olmalıydı.(Bence bu soru sorulmadan önce ümmiliğin konuşulması; Hz. Muhammed zaten okuma yazma bilmezdi denilerek algı-zemin yaratılmak istenmektedir o ayrı.)Sonuç olarak herkes istediği yorumu yapabilir lakin; olmadığını ispatlayamadığımız kavramlar var ise hala ümmiliğin anlamı üzerine yazılar yazmak yersizdir.Çünkü zaten ümmiliğin birçok anlamı vardır ve kesin ''şu ifade'' üzerine kullanılmıştır denmesi çok gülünçtür.Yahu yüzyıllar boyunca tartışılan bir kavramı bugün biz mi belirlemiş olacağız?Bundan 1000 yıl sonra da bu ümmilik kavramı insan hayal edebilir olduğu sürece çeşitli anlamlarla ilişkilendirilebilir.Kişiden kişiye göre değişebilir yani.Mesela iki farklı eylem içerisinde bulunan iki kişiyi ele alalım.Birincisi (zeki olan) bilgisayar üzerine şifre koyar ki bu şifre ile kötü maksatlı kişilerin bilgisayara girişini önlemek ister.Diğer bir kişi ise şifre koymanın gereksiz olduğunu düşünür ve koymaz.Buyurun iki farklı yorum ama; ikisi de art niyetli değildir.Ümmiliğin kelime anlamını da sorgulamak böyle olmalıdır bence.Eğer bir art niyetiniz varsa açık konuşalım İslamın getirmiş olduğu yanlışlıkları çünkü açtığınız bu konunun bir bilemediniz 2-3 adım sonrası bunlar olacaktır.Peygamberimizin ümmiliği yukarıda ne kadar konuşulmuşsa;peygamberimizin bir ümmi olarak tebliğine elçi olmuş olduğu kitabımızda yer alan ifadelerden anlayabileceğimiz '' O, zamandan ve mekandan münezzehtir'' kavramının da bir o kadar üzerine konuşulmasını isterim.Daha 1900 lerin başında ortaya atılan zamanın göreliliği kavramı 1 yüzyılı aşkın süredir konuşulurken zamanın olmadığı bir kavramın Kuranın indirilmesinden itibaren fıkıhçılar tarafından tartışılmaktaysa bence bu bir mucizedir.Herkese çalışmalarında kolaylıklar diler,doğru yolu da bu çalışmaları sonucunda bulabilmelerini dilerim.Syg

    YanıtlaSil
  28. http://www.hurriyet.com.tr/kiz-cocuklarinin-egitimi-sorun-olmaktan-cikmali-40294282

    Emine Erdoğan'ın yukarıdaki sözlerini alıntılayan Özdemir İnce şöyle demiş bir yazısında:

    “İlk emri ‘oku’ olan bir kitabın rehberliğinde, kız çocuklarının eğitimi, bir sorun olmaktan çıkmalıdır.”

    Kuran’ın “oku” buyruğu, tarih, coğrafya, sosyoloji, felsefe, matematik, tıp, kimya “oku” anlamında değil, “beni” yani Kuran’ı oku anlamında. Okuma bilmeyenler nasıl okuyacaklar? Tevatüre göre: Hz.Muhammed’in bile ümmi olduğu bir dönemde.

    Demek ki “Oku!” talimatı işe yaramamış, yaramıyormuş. Ama Cumhuriyet devrimleri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve karma okullar, AKP saltanatına kadar, sadece kız çocukların eğitim sorunlarını değil genel eğitim sorunlarını da büyük ölçüde çözümlemişlerdi. Üstelik 1950’den sonra iktidara gelen sağcı hükümetlerin engellemelerine rağmen.

    Emine Hanım ve “Müslüman Kadınlar” Kuran’ın “Oku” emrine uyup benim kitap ve yazılarımı okusalar ve anlasalar hiçbir sorunları kalmaz ama onlar kocalarını, molla ve tarikat şeylerini dinliyorlar. Doktorun dediği gibi bundan böyle canlarının çektiğini yiyebilirler.

    http://ozdemirince.com/zurnanin-zirt-dedigi-yer/

    YanıtlaSil