24 Nisan 2013 Çarşamba

Ebussuud Efendi fetvaları: İrtidat


İslamdan dönme – irtidat – fiilinin cezası, Sünni hukuk okullarından Şafii, Hanbeli ve Maliki mezheplerine göre ölümdür. “Hoşgörüsü” ile meşhur olan Hanefi mezhebine gelince, fail erkek ise idam edilir, ancak kadın ise hapisle yetinilir. Her durumda cezaya hükmetmeden önce faile, İslam’a dönmesi için şans tanınır.

Şer’i öğretinin dayanağı peygambere atfedilen bir dizi hadistir. En ünlüsü Buhari no. 2171 ve Muslim no. 4152’de hemen hemen aynı sözcüklerle aktarılan hadis. Abdullah b. Mes’uddan nakledildiğine göre Rasulallah, “la ilahe” vs. diyen bir Müslümanı katletmenin ancak üç koşulda helal olduğunu belirtmiş: kısas, zina ve irtidat. Kuran’da Nisa suresi 89 “hicret ettikten sonra Allahın yolundan dönenlerin” “yakalanıp öldürülmesini” emretmiş. Ancak Kuran’daki hemen her ayet gibi bunun da anlamı tartışmaya müsait. Ve nitekim tartışılmış.

Sonuçta Sünni içtihat ve Sünni uygulama yeterince net. Hadislerin sıhhati meselesine girmeye burada gerek yok: Hadisleri reddedip Müslüman olmak belki mümkün, ama Sünni Müslüman olmak mantıken mümkün görünmüyor.

*
Şeyhülislam Ebussuud Efendi, Osmanlının parlak çağının en önemli hukukçusu sayılır. Kanuni devrinin baş müftüsüdür. Genelde esnek ve akılcı yorumları övülür. Bugün ve önümüzdeki günlerde onun fetvalarından bazı örnekler vermek istiyorum. Ertuğrul Düzdağ’ın yayımladığı Ebussuud Efendi Fetvaları kitabından yararlandım. (Yeni basım Kapı Yayınları 2012; sayfa numaraları bu basıma aittir.) Akademik açıdan sağlıklı bir kaynak sayılmaz gerçi, ama birincil kaynaklara başvuracak imkânım ve vaktim yok maalesef.

Bilmeyenler için hatırlatayım. Birincisi fetva kaza değildir, re’ydir, yani görüş. Fetva makamı işin teorik doğrusunu bildirir, pratik dünyada yargıcın ne karar verdiğini fetvadan çıkartamayız. İkincisi, fetva sahibi kişisel görüş ifade etmez, varolan literatürden ilmî bir çıkarım yapar. En azından teoride böyledir. Yani burada söylenenler Ebussuud Efendinin şahsi görüşleri değildir; zamanın akademik kabulüne göre, Hanefî fıkhının değişmez hükümleridir.

Tüm olaylar soyut düzeyde ele alınmıştır. Erkek kişi daima Zeyd, Amr ve Bekr, kadın ise Hind ve Zeyneb adıyla anılır. Bugün olsa X, Y ve Z kullanılırdı sanırım.

Hoşgörü Dinine Giriş

Mes’ele: Müslüman olduktan sonra yine kâfir olan Zeyd-i zimmîye şer’an ne lazım olur?
Elcevap: İslam’a cebr olunur, gelmezse katl olunur. (sf. 109)

Genel ilke, ama Osmanlı’nın can alıcı yerine uygulanmış. Dönme dönmelikten dönerse ne yapacaksın? Basit bir tümdengelim gibi görünüyor, ama değil. Herkesin Müslüman olduğu bir toplumda irtidadın cezası ancak aleme meydan okumayı göze alan üç-beş cüretkârı ilgilendirir. Ama sonradan Müslüman olmuş kişi için, hayat boyu idam tehdidi var burada. Az sonra daha somutlaşacak.

Unutma ki o tarihte şehirli Osmanlı İslam nüfusunun belki yarıdan fazlası son bir veya iki kuşak içinde Müslüman olmuş insanlardı. Marjinal bir konu değil yani.

 “İslamda zorlama yoktur” efsanesini de analım bu arada.

Mes’ele: Hind-i zimmiye İslam’a geldikten sonra mürted olup, irtidadı üzere musırr olsa katl lazım olur mu?
Elcevap: Olmaz, ama zindandan asla çıkarılmaz, dünya yüzü gösterilmez, ölüp gidinceye değin. (sf. 109)

Hanefi fıkhının ilkesi. Gayrımüslim kadın Müslüman olduktan sonra vaz geçer ve ısrarcı olursa katline lüzum yoktur, ama ağırlaştırılmış müebbede mahkûm edilir diyor.

Peki ya kadın kaçırılmış ve zorla Müslüman edilmişse? Yahut aşk uğruna gözünü karartıp dinden çıkmış ve sonradan pişman olmuşsa?  Yahut eltisine gıcık kapıp, sırf inadına “lailahe” vs. demişse? Yahut kafası karışıkken iki Müslüman tanık huzurunda sonradan hatırlamadığı veya hatırlamak istemediği bir şeyler söylemişse? (Bu Müslüman tanık meselesine tekrar döneceğiz, sabır buyurun.)

Mes’ele: Zeyd-i zimmî şurbi hamr edip lâ ya’kıl iken “Lâilahe illallah Muhammedun rasulallah” deyu “Müslüman oldum” dese, şer’an İslamına hükm olunur mu?
Elcevap: Re’yi hakimle olunur. “Küfrden döndüm” dedi ise bilâ şüphe hükm olunur. (sf. 107)

Mes’ele: Bir kâfir tağyir-i libas edip, “Müslüman mısın kâfir misin” deyu sual olundukta, havfından “müslümanım” dese ol kâfire ne lazım olur?
Elcevap: Müslüman olur. (sf. 108)

Mes'ele: Zeyd-i zimmî beşer altışar yaşında olan evladını Amr'ı müslimin evinde emanet koyup, Amr mezburlara İslam telkin ile İslamlarına hükm olunur mu?
Elcevap: Olunur, din ta'akkul ederler idi ise. (sf. 108)

Birinci soru: Gayrımüslim kişi şarap içip aklı başında değilken kelimei şehadet getirse müslüman olmuş sayılır mı? Cevap: Hakim karar verir, ama “küfrden döndüm” dediyse şüphe kalmaz.

İkinci soru: Gayrımüslim kişi Müslüman giysisi giyse, yakalandığında korkusundan “müslümanım” dese Müslüman olmuş olur mu? Cevap: olur.  Dolayısıyla: Vaz geçerse katli vaciptir.

Üçüncü soru: Gayrımüslim kişinin beş altı yaşındaki çocukları emaneten bir Müslümanın evinde kalırken telkin üzerine Müslümanlığı kabul ederlerse bu geçerli midir? Cevap: akılları dine eriyorsa geçerlidir. Dolayısıyla: yandı gülüm keten helva, anne baba avucunu yalar.

*
Bir gayrımüslimi müslümana yeğ tutmak, yeri geldiğinde idamlık suç olabilir.

Mes’ele: Zeyd-i yeniçeri Amr-ı müslime “Bekr-i zimmî senden yeğdir” dese şer’an ne lazım olur?
Elcevap: Eğer “anın kâfirliği senin müslimliğinden yeğdir” der ise kâfir olur. Eğer “anın konşulığı senin konşulığından yeğdir” der ise, gerçek ise nesne lazım gelmez. (sf. 111)

İkinci şıktaki “gerçek ise” kaydında saklı olan tehdit gözümüzden kaçmıyor. Tut ki hakim “Amr aslında fena adam değil, sen yalan söylüyorsun” dedi, o zaman ne olacak?

Düşün ki Zeyd-i yeniçeri ihtiyarlığında nostalji yaptı, "benim adım Kirkor, dedem iyi adamdı, her pazar kiliseye giderdi, Müslimlerde görmedim öyle biri" diye içlendi. Yahut Mimar Sinan Kayseri'nin Ağırnas köyündeki Hıristiyan akrabalarının bulaştığı pis bir kavgada onların tarafını tutmak zorunda kaldı. Ebussuud Efendinin hakim olduğu bir mahkemede başına neler gelebileceğini bir düşün bakalım. 


Bu bölümün sonucu
Sünni İslam öğretisinin bu noktada İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 18. maddesiyle çeliştiği açıktır:

Madde 18: Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, dinini ya da inancını değiştirme özgürlüğünü … de içerir. 

Açık çelişki karşısında, ne yardan ne serden vaz geçmek istemeyenin seçebileceği tek yol, “gerçek İslam bu değil” stratejisidir. Sünni fıkıhçılar bizi bağlamaz, çünkü “gerçek İslam bu değil”. Peki hadis? Hadis bizi bağlamaz, uydurmadır, “gerçek İslam bu değil”. Ya Kuran? Medine’de söyledikleri bizi bağlamaz, günün koşulları öyleydi, “gerçek İslam bu değil”. Yahut: Onu kastetmemişti, bir sonraki ayet başka şey söylüyor. Yahut: Arap dilcileri o cümleyi yanlış okuyor, onu kastetmiş olamaz. Çünkü “gerçek İslam bu değil.”

Bunun, mantıken tutarlı bir yol olabileceğini kabul edelim. Sonuçta hakikat, kalabalığın kanaatinden bağımsız bir veridir. Ebu Hanife ve ebu bilmemkim ve tüm cemaat başka türlü düşünse de hakikat böyle olabilir. Tarihte milyarlarca insanın topluca yanılmasının bir sürü örneği vardır. Tarihî metinleri illa iyiye yorma gayreti dilbilimcinin sabrını zorlar gerçi, ama maksat eğer vicdana ve hakkaniyete uygun bir sonuç çıkarmak ise neden olmasın?

Velakin bana öyle geliyor ki bu yolu seçenler, seçimlerinin mantıki sonuçlarıyla gerçekten yüzleşmeye henüz zannettikleri kadar hazır değildir.

Eğer “gerçek İslam bu değil” ise, Müslümanlığı, tarihî gelenekten bağımsız bir soyut ilke sayıyoruz demektir. Bu da demektir ki, Müslüman geleneğine ait olmayan lalettayin bir toplum, mesela Eskimolar veya İsveçliler, tarihî süreçte Müslümanlık iddia eden bir toplumdan, mesela Suudi Arabistan ahalisinden veya Filistinlilerden daha “gerçek Müslüman” olabilir.

Bu görüşü tutarlı olarak savunan kimse var mıdır? Cemaat ve aidiyet duygusundan bu denli soyutlanan bir din gerçek dünyada kaç kişiyi tatmin eder? Doğrusu emin değilim.


15 yorum:

  1. hocam iyi güzel de aynı tarihlerde katolik dünyada mesela hristiyanlıktan dönmenin cezası güllerle karşılanıp yanaklardan öpülmek miydi?... herhangi bir dinin ortaçağ içtiatlarını günümüz insan hakları değerleriyle nasıl yargılarız ki.. islamın hoşgörü dini olduğu elbette bir kandırmaca ama herhangi bir din zaten hoşgörü ile varolamaz.. din denilen şeyin yapısına aykırı...

    YanıtlaSil
  2. Hocam "Dinde zorlama yoktur.." (Bakara;256) âyetine getirdiğiniz yorum hakîkât değil. "Lâ ikrâha fi'd- dîn" hükmü akîdevîdir. Bundan ötürü ki getirilebilecek yorumlar da kelâm nazariyyâtınca olmalı.

    Kelâm ilmi asılda "Zeyd ne yaparsa/derse/hissederse İslâm olur/İslâm olmaz?" sorusuna cevap arar. Bu minvâlde, "Dinde zorlama yoktur" hükmünü "Dinde müslüman olma/müslüman olarak kalma, ibâdât ve toplumsal yaşantının fiilleri olan mu'âmelâta dâir zorlama yoktur" şeklinde algılamak, ilm-i kelâm ve ilm-i mantıkla zıt düşer.

    Bu hükümle alâkalı yapılabilecek en yerinde yorum, "Dinde(İslâm'da), dine girme husûsunda bir zorlama, yaptırım yoktur" olacaktır. Zeyd-i zımmî eğer Zeyd-i zımmillezi'l- Muslim olarak anılmaya, bilinmeye ve ona göre mu'âmele edilmeye başlanmışsa, artık Zeyd için bir zorlama ve yaptırım vardır muhakkak. Din de zâten budur. Bir sistemdir ve her sistem gibi bir işleyişi, müeyyideleri; hattâ zorlamaları vardır.

    Gerçek İslâm budur. İslâm nettir. İslâm olmayanların yaptığı gibi, İslâm olanların da yanlış yorumlamalar yaptığı doğru. Fakat bu yanlış yorumlamalar ben-misâl İslâm'ı doğru algılamaya/yaşamaya çalışanları en fazla, bu yanlış yorumlamaların yanlışlığını beyân etmeye itecek kadar rahatsız etmektedir.

    Bu noktadan sonra, aslında önce de; "Lekum dînukum ve liyedîn". Zira fark ettiğiniz gibi, eleştirim inancınıza değil, vâr olan bir hükme getirdiğiniz yorumun kelâm ve mantık ilimleri bağlamındaki tutarsızlığına.

    Esen kalın..

    YanıtlaSil
  3. Ateist olmanıza rağmen, Hristiyan damarınız tutmuş ve yiğidi öldürmekle kalmamış, hakkını da yemişsiniz.
    O halde benim de müslüman damarım tutsun..
    İslamda zorlama yoktur efsanesi, diğerleriyle hele hele sizinkiyle(!) kıyaslandığında efsane mefsane değil, apaçık bi gerçektir. Olaya mutlakçı bi gözle bakmak yanlış sonuçlar doğurur bence.. En sağlıklısı kıyasen değerlendirmek..
    Aksi fikirdeyim diyorsanız ben de neden (mesela) Macaristan müslüman değil, hatta hiç müslüman yok sorusuna cevap isterim.
    Modern çağların öncesi, Avrupa ülkelerinde hiçbir müslüman unsur yaşama hakkı(şansı) bulamazken, islam coğrafyasında yoğun Hristiyan unsurların varlığını sürdürmesinin hakkını teslim edin lütfen... (hayır diyorsanız, ispanyadaki müslümanlar nerede derim)
    Kılıç zoruyla tüm Balkanları müslüman etmek çocuk oyuncağıydı. Hatta Yavuz yapmaya da yeltenmiş, Ama zembilli;
    onlar emanetullahtır..
    deyip engel olmuş..
    Eh... Hepten de müslüman olmayın. İslama girmeyin diyecek halleri de yok herhalde.. Müslüman olmayı sağlamaya çalışmaları gayet normal.. Bunda da yadırganacak birşey yok.. Sizinkilerle kıyaslanırsa kullandıkları yöntemler (o çağın şartlarına göre) gayet insani sanırım..

    YanıtlaSil
  4. Bir kimse lafla kelime_i şehadet getirmekle müslüman olmaz, hem kalben hem de söz olarak yapması gerekir bunu, dolayısıyla bunu da ancak Allah bilir. Bu çok çok basit bir ilke. Nasıl oluyor da çarpıtıyorsunuz anlamıyorum. Ha evet burada fıkıhta çarpıtmışlar zaten, zira Allah'tan başka kimse kişinin inancıyla ilgili hüküm veremez bu da Kur'an'da böyle ama tutup da bana bu savunmayı yaptığımda bahane buluyormuş muamelesi yapacak sözler yazamazsınız. Yakaladığınız güzel noktalar var ama resmen bile bile çarpıtıyorsunuz. Halbuki ne kıymetli şeyler söyleyebilirsiniz bize. Ama yazdıklarınızın yarısı propaganda, kafamız basıyor herhalde. Kaldıki Müslüman da değilim ama sağduyuya yapılmış bir hakarete de göz yumamam. Adam gibi eleştiri yapsanız da biz de zeki bilgili birinden bunları okusak sayenizde. Ama yok varsa yoksa oyun sizinkisi, nefret kokusu alıyorum yazılarınızdan. Hintli alimin eleştirisi mesela, ne güzeldi. Ama aralarda sizin söyledikleriniz de pek çiğ kalıyordu açıkçası. Tam olarak ezemem ama bir kokuşmuşluğu var, şunu neden düzeltmiyorsunuz... Ha milletin fikrini değiştirmek umrunuzda değilse de öyleymiş gibi yazmayın o zaman. Canınız çok sıkılıyor ve bu da çok normal ama kendinizi yüceltebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  5. 10 sene önce bu görüşü tutarlı olarak savunan kendimden başka kimseyi tanımıyordum. Şimdi ise birkaç (müslüman) yazar ve onların çevresinde toplanan irili ufaklı birkaç (devrimci/antikapitalist) grubun benim gibi düşündüğünü biliyorum.

    Cemaat ve aidiyet duygusundan bu denli soyutlanan bir dinin gerçek dünyada giderek daha fazla kişiyi tatmin edeceğine inanıyor(d)um.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorumlar için Fetullah Hocanın görüşleri ne ola ki?

    YanıtlaSil
  7. http://www.suleymaniyevakfi.org/kutsanan-gelenek-ve-kuran/kur%E2%80%99an%E2%80%99a-ve-gelenege-gore-dinden-donmenin-cezasi.html

    YanıtlaSil
  8. Sevan abi, bana göre cemaat ve aidiyet duygusundan soyutlanmis bir din dünyada hemen herkesi mutlu eder, ediyor da, tabi bir yere kadar.
    Sen sanki mutlak bir tutarlilik varmis aslinda ama bu dinde yokmus gibi konusuyorsun. Oysa insanoglu dedigin yavsagin, pustun önde gideni. Kendisinin ve onun bunun kurdu. Nerede tutarli olmusuz ki de din de tutarli olalim.
    Evet, hakikaten de allahin Isveclisi daha 'gercek müslüman' olabilir. Öyle müslümana da can kurban olur, o ayri mesele. Adam müslümanim der ama nikahi kiymadan billur kasenin tadina bakayim da der. Hatta bir de kendince icatlar da cikarir, sarabi icer de domuzu yemez vs.
    Ama bence bunlar dini ne degerli ne de degersiz yapar. Din dedigin bu iste, ne bekliyordun da bulamadin? Birazcik olsun tutarli olalim, ortamlar bizi bozuyor diye millet dag basina manastir yapmis. Önlemler almis. Sen o kadar manastir gezdin, kesis filan gördün. Onlar hakikaten tutarli bir sekilde davranip cemaat ve aidiyet duygusu gelistiriyorlar mi? Yoksa birbirlerini mi parmakliyorlar? Nedir?

    YanıtlaSil
  9. Sevan bey, "Gerçek İslam bu değil" düşüncesi ve tarihî gelenekten bağımsız bir soyut İslam fikri, İslam'ın başlangıcından beri var. Kendileri dışındaki tüm Müslümanları, hatta birbirlerini kafir sayan Hariciler, yakın dönemde Vehhabiler, birbirlerine kafir demeseler de sapkın mezhep sayan Sünni-Şii çatışmaları, hatta ilk halifeler dönemindeki Sünni-Sünni çatışmaları bunu göstermiyor mu?

    YanıtlaSil
  10. anlaşılan sevan hoca'nın yazılarına beğeni ya da mahçup itirazlar dışında yorum kabul edilmiyor.
    ya da ben akredite değilim...

    ne yapalım, şansımıza küselim o halde :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saygıdan ve edepten yoksun, aşağılayıcı, hakaretamiz yorumları, çok komik olmadıkları sürece yayınlamıyorum, doğrudur. Yayınlamamaya devam edeceğim.

      Sil
  11. yazının son bölümünde müslümanların bu fetvaları kabul etmeyip bahaneler üreteceklerine dair ön kabul ile açıklamalar yapmışsınız. ebu suud efendinin fetvaları islama uygun ve islam fıkhının gerekleridir. islam toplumu düzenlemek için gelmiş içerisinde kendine has bir hukuku olan dünya düzenidir. medyada endam eden bazılarının anlattığı gibi hoşgörüden ibaret bir ütopya değildir. katilin,zina edenin, mürtedin cezalarını belirlemiş bir hukuk sistemi vardır. gayrimüslimlerle olan ilişkilerini de yukarıda bir kısmı geçen fetvalarla düzenlemiştir. klasik medrese eğitimi alan bir müslüman bunları garipsemeyi bırakın islamın esasları olduğundan şüphe etmez. fetvaları karşılaştırdığınız insan hakları beyannamesi müslüman için bir şey ifade etmez. müslümanın beyannamesi medine vesikasıdır. islam budur. şirin gözükmek için eğip bükmeye gerek yoktur. dileyen iman eder dilemeyeni kimse zorlayamaz. saygılarımla...

    YanıtlaSil
  12. Ebussuud, Ebu Hanife, Şafii veya bir başkasının görüşlerinin İslam olduğu ne belli?
    Buhari ve Müslim yazdığı hadisleri Muhammed'den mi duymuşlar ki bu hadislere güvenelim?
    İslam'ın Kuran dışındaki hükümleri Allah'tan gelen emirler mi, Muhammed'in görüşleri mi?
    Allah'ın emriyse, niye Kuran'da yok?
    Muhammed'in görüşüyse niye uymak gereksin?
    Kuran'da geçmeyen, yani Allah'ın anlatmadığı namazın vakitleri, rekatları, farzları, sünnetleri, vacipleri ve mekruhlarını kim belirlemiş?
    Namaz kılmak İslam’ın Kuran'da yazan bir ibadeti değildir. Kuran'ın hiçbir yerinde namaz kılınmasına dair bir açıklama ya da ayet yoktur. Kimse gösteremez çünkü yoktur. Namazın nasıl kılınacağı, ne kadar kılınacağı, ne zaman kılınacağına dair de ayet yoktur. Hiç kimse namazı açıklayıcı bir sözü Kuran’da bulamaz ve gösteremez. Göstereceğim diyen olursa mutlaka Kuran meallerinden kontrol ediniz. Kuran'da yazanları hadis kitaplarıyla ya da başka bir şeyle anlatanlar Allah'a ve Kuran'a karşı gelmiş olmaktadırlar. Genel olarak böyle şeylerle çok karşılaşmaktayız. Günümüzde insanları siyasete uygun hareket ettirmek ve onları rahatça kullanabilmek için Kuran dışında uygulamalar yapılmakta.
    Kuran'da olmayanları hadislerle yapın diye açıklamak Kuran'ı ve peygamberini reddetmektir. Allah anlatıp açıklayamamış ben onun yerine açıklayayım diyenler Müslüman olabilir mi siz karar verin.
    Dikkat çeken bir konu da, Türkçede kullanılan dini terimlerin çoğunun Arapça olmaması. Namaz, abdest, oruç, peygamber, uçmak, tamu.
    Açıkça görünüyor ki Türkler İslamı Araplardan almamışlar. Farslarla bir rekabete girmişler. Dini önce Araplar kullanmış. Sonra kullanma sırası Farslara ve Türklere gelmiş. Dinin aslında ne olduğu, ne olmadığı kimsenin umrunda değil. Amaç onu çıkara ve iktidara alet etmek. Dinin tek işlevi budur.

    YanıtlaSil
  13. Kuran`da namaz olarak da tercüme edilen `salat` kelimesi `bağlantı kurmak, dua etmek` gibi anlamlara gelip kulun Allah ile bağlantı kurması anlamında da kullanılır. `Salat` kelimesi `ikame` fiiliyle beraber `namaz kılmak` anlamında kullanılır. Çünkü Kuran`da Allah`ın bize emrettiği namaz ibadeti bütün detayları ile ayetlerde ifade edilir. Kuran`a göre namaz Allah`ı zikretmek için yapılan bir ibadettir (20 – Taha Suresi – 14). Kuran’da bununlar beraber (2-Bakara Suresi – 45) sabırla, namazla Allah’tan yardım dilemek geçer. Kuran’da ayrıca hareketli ibadet manasında üç kelime geçer. Bunlar;
    1. “kıyam (ayakta durma)” (2 – Bakara Suresi – 238, 26 – Şuara Suresi – 218)
    2. “rüku (eğilme)” (2 – Bakara Suresi – 43, 5 – Maide Suresi – 55, 48 – Fetih Suresi – 29)
    3. “secde (yüz üstü yere kapanma)” (22 – Hac Suresi – 77, 48 – Fetih Suresi – 29, 39 – Zümer Suresi – 9) dir.
    Kuran’da namazın, vakitleri belirlenmiş bir farz olduğu geçer (4-Nisa Suresi – 103). Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır. Kuran`ı Kerim inananlara günlük olarak Sabah Namazı (11 – Hud Suresi – 114, 24 – Nur Suresi – 58), Akşam Namazı (11 – Hud Suresi – 114, 24 – Nur Suresi – 58, 17 – İsra Suresi – 78) ve Orta Namazını (2 – Bakara Suresi – 238) farz kılmıştır. Ayrıca tüm inananlara, erkek – kadın ayrımı yapmaksızın, Cuma Namazını (62 – Cuma Suresi – 9-11) farz kılmıştır.
    Kuran`da namaz öncesi abdest (5 – Maide Suresi -6) ve boy abdesti (4 – Nisa Suresi – 43) konuları da detaylı olarak aktarılmıştır. Tüm bunlara ek olarak Kuran`da kıbleye dönmek, savaşta namaz, korku anında namazı ve cenaze namazı gibi konularda da Allah inananları aydınlatmıştır.
    Tüm bu ayetlerden hareketle ne Kuran`da namaz ibadetinin olmadığı ne de dini sadece Kuran`dan öğrenmemiz durumunda namaz kılamayacağımız iddiası doğrudur. Kuran`da, öncesinde abdest almamız gereken, vakitleriyle farz kılınmış ve ayakta durarak, eğilerek ve secde ederek Allah`ı anmamız şeklinde bir ibadet olmadığı düşüncesi Kuran`a uygun değildir. Bu olsa olsa Kuran`dan Allah`ın emirlerinden beğenmediklerini, uygulayamadıklarını ya da uygulamak istemediklerini yok saymaya çalışmaktır.

    YanıtlaSil
  14. Kuran`da namaz olarak da tercüme edilen `salat` kelimesi `bağlantı kurmak, dua etmek` gibi anlamlara gelip kulun Allah ile bağlantı kurması anlamında da kullanılır. `Salat` kelimesi `ikame` fiiliyle beraber `namaz kılmak` anlamında kullanılır. Çünkü Kuran`da Allah`ın bize emrettiği namaz ibadeti bütün detayları ile ayetlerde ifade edilir. Kuran`a göre namaz Allah`ı zikretmek için yapılan bir ibadettir (20 – Taha Suresi – 14). Kuran’da bununlar beraber (2-Bakara Suresi – 45) sabırla, namazla Allah’tan yardım dilemek geçer. Kuran’da ayrıca hareketli ibadet manasında üç kelime geçer. Bunlar;
    1. “kıyam (ayakta durma)” (2 – Bakara Suresi – 238, 26 – Şuara Suresi – 218)
    2. “rüku (eğilme)” (2 – Bakara Suresi – 43, 5 – Maide Suresi – 55, 48 – Fetih Suresi – 29)
    3. “secde (yüz üstü yere kapanma)” (22 – Hac Suresi – 77, 48 – Fetih Suresi – 29, 39 – Zümer Suresi – 9) dir.
    Kuran’da namazın, vakitleri belirlenmiş bir farz olduğu geçer (4-Nisa Suresi – 103). Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır. Kuran`ı Kerim inananlara günlük olarak Sabah Namazı (11 – Hud Suresi – 114, 24 – Nur Suresi – 58), Akşam Namazı (11 – Hud Suresi – 114, 24 – Nur Suresi – 58, 17 – İsra Suresi – 78) ve Orta Namazını (2 – Bakara Suresi – 238) farz kılmıştır. Ayrıca tüm inananlara, erkek – kadın ayrımı yapmaksızın, Cuma Namazını (62 – Cuma Suresi – 9-11) farz kılmıştır.
    Kuran`da namaz öncesi abdest (5 – Maide Suresi -6) ve boy abdesti (4 – Nisa Suresi – 43) konuları da detaylı olarak aktarılmıştır. Tüm bunlara ek olarak Kuran`da kıbleye dönmek, savaşta namaz, korku anında namazı ve cenaze namazı gibi konularda da Allah inananları aydınlatmıştır.
    Tüm bu ayetlerden hareketle ne Kuran`da namaz ibadetinin olmadığı ne de dini sadece Kuran`dan öğrenmemiz durumunda namaz kılamayacağımız iddiası doğrudur. Kuran`da, öncesinde abdest almamız gereken, vakitleriyle farz kılınmış ve ayakta durarak, eğilerek ve secde ederek Allah`ı anmamız şeklinde bir ibadet olmadığı düşüncesi Kuran`a uygun değildir. Bu olsa olsa Kuran`dan Allah`ın emirlerinden beğenmediklerini, uygulayamadıklarını ya da uygulamak istemediklerini yok saymaya çalışmaktır.

    YanıtlaSil