31 Mayıs 2013 Cuma

“Ama örtmenim Musa da yapıyoo”

Bu da yeni itiraz hattı. Diyorlar ki neden sırf Muhammed’le kavga ediyorsun? Adalet bu mu? Beni Kureyza’dan söz ederken hani Eski Ahit peygamberlerinin kestiği kavimler? Hani Amalekîler, Yebusîler, Midyenliler? İsa’nın yedi bin kişiye balık ekmek yedirdiğine inandın da Muhammed’e bir vahyi mi çok gördün?

Hem bunu söyleyenler cühela tayfası değil, bayağı aklı başında insanlar. İnanın bazen ümitsizliğe düşüyorum. Şelaleye doğru hızlanan bir derede akıntıya kürek çeker gibi hissediyorum.

*
Tam elli yıldır tarih okuyorum.[1] Tarihteki sıradışı adamlarla boğuşan yazarları da – Sophokles’inden Carlyle’ına, Mario Vargas'ına kadar – hatmetmişliğim var. Muhammed'in yaptığına anlayışla, ironiyle, hatta şefkatle bakabilecek kadar perspektifim oluşmuştur sanırım. Musa'dan daha mı gaddardı? Sezar'dan daha mı oportünistti? 8. Henry'den daha mı şehvet düşkünüydü? Gandhi'den daha mı çok masumun kanına girdi? Herhangi bir devlet kurucusundan daha mı zorbaydı? Hiç zannetmem.

Peki, Tanrıyla konuşmuş ya da konuşmamış olması çok mu ilgilendiriyor beni? Zerdüşt, Akhilleus, Assisi'li Francesco ve Mormonluğun kurucusu Joseph Smith de Tanrı(lar) ile muhatap olduklarını iddia etmişler. Siena’lı Azize Katerina İsa ile gerdeğe bile girmiş. Onlar aleyhine atıp tuttuğumu duydunuz mu hiç?

İtiraf edeyim, tanrı(lar) ile muhatap olan insanlar, diğerlerinin çoğundan daha fazla ilgilendiriyor beni. “Geçen gün televizyonda ne diyordun, şimdi ne diyorsun” diye heyecan yapmayın hemen, ne dediğimi biliyorum. Allahla kontak kuranları, hayat boyu hamburger yemekten öte bir iş yapmamış olanlara tercih ederim.

Tarihteki kötülüklerin veya absürdlüklerin çetelesini mi tutmak maksadım? El insaf, bunca zamandır izliyorsunuz yazdıklarımı. Üç tane iç savaşın içinde bulundum, profesyonel katillerle arkadaşlığım var diye anlattım kitabımda. Aklınız alıyor mu, “ıyy, ama Muhammed adam öldürmüş” diye ahlak krizi yapacağımı? Barış kumrusu filan mıyım ben, barbie bebekle mi büyüdüm?

O kadar basit bir şey ki söylediğim, hayret ediyorum nasıl anlaşılmaz.

BUGÜN ve BURADA, benim muhataplarım arasında, epey bir kesim,
BİR: Muhammed'i hakikatin ve ahlakın mutlak referansı sayıyor;
İKİ:  daha vahimi, insanları "bizler" ve "ötekiler" olarak ayırmak için Muhammed'e itaati baz alıyor; en ötekisever ve en empatici olanlar dahi bunu yapıyor;
ÜÇ:  en vahimi, o referansı reddeden veya aleyhinde argüman serdedenleri, kâh şiddet diliyle, kâh alınganlık ve duygusallık diliyle susturmaya çalışıyor.

Mesele bu. Davam 1400 sene önce ölmüş gitmiş bir adamla değil, bu arkadaşlarla.

Bir gün Musa'yı veya İsa'yı kullanarak beni susturmaya veya gözümü korkutmaya çalışanlar olursa, peki, o zatı muhteremlerin de zannedildiği kadar matah şeyler olmadığını anlatmaya çalışayım. Ama öyle bir şey yapan yok ki? Bir kişi bile çıkmadı bugüne dek beni Zerdüşt'le korkutmaya çalışan, ya da Joseph Smith’e laf edersen senle ebediyen küsüz diye atarlanan. O zaman ne uğraşayım? Çeşit çeşit inanç var dünyada. Öğrenir, istifade ederim. Mizah duygumu söndüremem belki, ama acı bir söz söylememeye gayret gösteririm.

*
Muhataplarımdan üç beş kişi yarın çıkıp, "hımm, haklısın ya Sevan, bu Muhammed pek fenaymış, şimdi anladım" dese ne olur biliyor musunuz? Külahları değişiriz. "Tarihte hiç kimse siyah beyaz değildir, bak o dönemin koşulları, şu sebeple öyle davranmış olması makul" filan diye öyle bir savunurum adamı ki aklınız şaşar.

Altı yaşında kızla nikâh kıydı, dokuz yaşında yatağa aldı, yuh, diye baygınlık geçirenler var. Ben mesela onlardan değilim. İnkâr ve tevil edilen olguları saydım, o kadar. O kademe önemlidir, onsuz olmaz. Ama o kademeyi bir geçelim, başka açılar da var gözden geçirecek. Misal: Neden hem Ebubekir’in hem Ömer’in kızlarıyla evlendi? Neden Hafsa’yı alınca Aişe ile, yaşına rağmen, yatması gerekti? Neden Ömer’in diğer kızını da alması istenince reddetti? Kıtıpiyos bir ahlakçılıktan daha ilginç değil mi bu sorular?

Eleştirdiğim şey, ahlak felsefesini bir kişi ve bir aidiyet üzerinden kurmaya çalışanlardır. Onların ahlaksızlığını, onların kaçınılmaz olarak içine düştüğü riya tuzağını teşhir etmeye çalışıyorum. Hepsi o kadar.




[1]  Evet ilkokul ikiden beri. İlkokul üçteyken bir tarih ansiklopedisi yazmayı kafaya koymuştum. Üç dört sene onunla uğraştım, yüzlerce sayfa doldurdum. Beşteyken mesela son beşyüz yılın bütün papalarını (ve İngiltere başbakanlarını, Kanuni’nin sadrazamlarını vb.) ezbere sayabilirdim. Hâlâ da biraz zorlasam geri gelir.

12 yorum:

  1. http://www.uludagsozluk.com/k/iyi-adama-bir-iki-soru/ Bu topluma fazla böyle işler. Vasatın haricine çıkmayacaktın:(

    YanıtlaSil
  2. İroni tabi. Öyle olacağından değil.. Ama insanlığın kafası böyle çalışır...

    YanıtlaSil
  3. "Bir gün Musa'yı veya İsa'yı kullanarak beni susturmaya veya gözümü korkutmaya çalışanlar olursa, peki, o zatı muhteremlerin de zannedildiği kadar matah şeyler olmadığını anlatmaya çalışayım." demişsiniz... Ben çok merak ediyorum özellikle İsa ile ilgili yorumlarınızı... eğer vaktiniz olduğunda kısaca değinebilirseniz müteşekkir olurum.

    YanıtlaSil
  4. Eleştirdiğim şey, ahlak felsefesini bir kişi ve bir aidiyet üzerinden kurmaya çalışanlardır. Onların ahlaksızlığını, onların kaçınılmaz olarak içine düştüğü riya tuzağını teşhir etmeye çalışıyorum. Hepsi o kadar.

    Bu insanların (=Müslümanların) ahlakı Muhammed merkezli olduğu için kendi içinde tutarlı bir ahlak, yeter ki İslami ahlaklarını başka ahlaklarla (örneğin, modern Batı ahlakıyla) harmanlamaya çalışmasınlar. En koyu dindar Müslümanları tatlı su "Müslümanlarından" çok daha kendi içinde tutarlı buluyorum.

    YanıtlaSil
  5. Sorun olan siz degilsiniz, sorun olan reforme olmamakta direnen, hic bir soruna cözüm getiremeyen, yikilmakta olan bir dünya görüsüdür.

    YanıtlaSil
  6. "Sonuna kadar yanındayım," diye klişe bir şeyler yazacaktım ama, biliyorum, beyhude ... Onlarca yıldır bu güruha karşı direnmeye çalışıyoruz. Sorun bu "güruh"un sayısal üstünlüğü. Şimdilerde "aydın" bile üretiyorlar. Bunlardan bazıları yazar oluyor, bazıları sözüm-ona bilim insanı; bazıları (çoğu?) bürokrat oluyor, bazıları hakim. Su başlarını tutmuşlar yani ...

    İlginç bir rastlantıyla, daha iki hafta önce, Türkiye'deki söz söyleme özgürlüğü üzerine, Sezen Aksu'nun şarkısı yoluyla, şunları yazmıştım:
    nciblak.blogspot.com/2013/05/your-honor-hakim-bey-sezen-aksu.html.
    Senin durumuna "cuk" diye oturdu valla.

    Ama, bir şey söyleyeyim mi sana? Öyle makale yazmakla olmuyor bu şeyler. Bir kitap yazmalısın bu konu üzerine. Kitap kalır, makale uçar. İnanmıyorsun, öyle mi? O zaman, beğendiğin bir yazarı düşün. Ölmüş olsun. Hatırla bakalım bir makalesini. Ama, kitabı varsa ... Başköşesindedir kütüphanenin, olasılıkla.

    Ben de bir kitap yazdım. İki yıldır bitmiş durumda. Nasıl yayınlayayım diye düşünüyordum. Şimdi seni görünce ... Ebemi bellerler kesin! Zevk alarak yani.

    YanıtlaSil
  7. Namik, kitabını paylaş okuyalım. e-book olarak sat parasıylan alalım hatta.

    YanıtlaSil
  8. seni düşüncelerinden dolayı hapse atmaya, kılına zarar vermeye sana hakaret etmeye kimsenin hakkı yoktur. ama sen bizim peygamberimize laf atarsan biz de sana küseriz, duygusallık diliyle tepki gösteririz. kusura bakma. bu da bizim ifade özgürlüğümüz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyar. Bu tavrınız yeterince yaygınlaşsa zaten ben de peygamberinize laf atma isteğini ve ihtiyacını kaybederim yavaşça.

      Sil
  9. Adsız arkadaşım,

    Keşke sorunlar belirtmek istediğin gibi kolay çözülür olsaydı. Benim hiç bir tarihi kişilikle derdim olamaz ki. Örneğin, Atatürk'e küfür etmek. Ne olur, ne çıkar bundan? Napolyon hıyarın teki imiş ... Cengiz Han çiğ et yiyen bir barbarmış ... Efendim, onbin yıl önce, şimdiki Pakistan olan yerde yaşayan, bilmem ne kabilesinin şefi homoseksüelmiş (İskender miydi yoksa?) ... Tarihe böyle bakanlar genellikle en cahil olanlardır. Hani, "Bana ne yav!" diyeceğim ama, ucu gelip bana dayanıyor. İlle de bir şeyler dayatıyorlar. Bilmedikleri bir yana, "incinip" galeyana geliyorlar. Adam öldürebiliyorlar, susturuyorlar, kanun geçirip "Şunu, şunu, şunu" söyleyemezsin diyorlar. Haa, Adsız kardeşim, yeni de değil bu işler, sadece bize de özgü değil.

    İkinci nokta ise şu. Eğer senin taraftaki herkesi kendin gibi sanıyorsan ... Üüü, çok işimiz var. Şu anda bir arap ülkesindeyim. Bir anlatsam buraları aklın şaşar. Tabii ki şöyle savunmalar olacak: "Efendim, onlar zaten gerçek müslüman değil ki." Sanırım İskoçyalılara atfedilen bir şey bu. Adam, "Bütün İskoçlar cesurdur!", demiş. Birisi de, "Pekiyi, bilmem-kime ne demeli? Oldukça korkak.", demiş. Adam da bu sefer, "O zaten gerçek bir İskoç değildir ki.", diye yanıtlamış. Sonu yok bunun.

    Kısacası, savunanlarının ortalama bir davranışı olarak "ifade özgürlüğünü kısıtlamak" dincilerin bütün zamanlarda ve bütün ülkelerde başvurduğu bir sindirme yöntemidir.

    Bu arada, dokuz yıl önce Türkiye'ye döndüğümde, inananların inanç özgürlüklerini en sonuna kadar savunanlardandım. Hala da öyleyim. Bu sizi sevip sevmemekle ilgili bir şey değil. Bir ilkedir. Bunu sağlamanın en doğal yolu dinle işi olmayan bir devlet biçimidir.

    Sayın Nişanyan'ın hakkını savunuyorum sadece. düşüncelerine doğrudan katıldığım anlamına gelmez bu. Yüzlerce yıl önce yaşamış biriyle ne işim olur benim? Neden "laf" atayım? Ama, kabul et ki, senin de neyi "laf atmak" olarak anlayacağını hiç bir zaman bilemeyeceğim. Sorun da tam burada işte. Yazdıklarının tümünü okumadım ama, belki de Nişanyan laf atmıyordur da, bir şeyler söylemeye çalışıyordur. Bir de bu gözle okusak, ne dersin?

    YanıtlaSil
  10. ebook satılasada alsak

    YanıtlaSil