11 Mayıs 2013 Cumartesi

Sefer ne demek?



Arapça sefer سفر “yolculuk”, ama özellikle uzun yürüyüş ve galiba kasıt ve biraz meşakkat içeren bir yürüyüş. Akşamleyin belediye parkında yapacağın gezinti sefer sayılmaz. İngilizce doğru karşılığı march olur sanırım, journey veya trip veya travel değil. March’ta da sağlam ve kararlı adımlarla yürüme fikri var. Tıpkı sefer gibi, düşmana karşı yürüme eylemini de içeriyor.

Akraba dillerden Aramicede sphâr סְפָר “sınır” demekmiş. Daha doğrusu serhat, sınır diyarı, ta uzaktaki yer. Bunun umulmadık bir türevi var. Sphârad סְפָרַד, Tevrat’ta bir kere geçiyor, Batıdaki uzak bir ülkenin adı. Kimi yorumculara göre Anadolunun Ege sahilinde bir yermiş, ki Filistin’den bakarsan yeterince sınır sayılır. Ama aşağı yukarı Milat döneminden itibaren (tam doğrusu, Yonathan Targum’undan itibaren) İspanya ülkesinin Yahudice adı olarak benimsenmiş. Bu ülke kökenli Yahudilere halen sepharad (sefarad) deniyor.

İbranice sêpher סֵפֶו , Aramice siphrâ סִפְרָא “risale, kitap”. Bu sözcük Kuran Arapçasında sifr سِفر diye geçer, kitap demektir, ama özellikle ve sadece Musa’ya “indirilmiş” olduğu rivayet edilen kitabı kasteder.  Kamus “hakikatleri bildiren bir kitap” diye bilhassa tasrih etmiş; hakikat yoksa sifr yok yani. Oysa daha eski kaynaklara bakarsan sêpher “her türlü yazı, mektup, belge, name”. Babil ve Asur Akadcasında eşdeğer sözcük şipru “mektup, resmi belge, yazı”. Şapâru “yazı yazmak, kâtiplik yapmak, istinsah etmek”. Dolayısıyla “emir ve ferman yazmak”. Dolayısıyla “ülke veya vilayet yönetmek, hükümran olmak.” Chicago Assyrian Dictionary, cilt 17/I, sf 430’dan itibaren 18 sayfa boyu fiilin bütün nüanslarını belgelemiş.

*
Yok canım olamaz diyorsun, diller akraba diye her kelime kökteş olmak zorunda değil. Sefer etmek, sınır ve yazı yazmak, kel alaka?

Sonra İngilizceleri aklına geliyor. To march (fiil) ve march (isim): sert ve kararlı bir şekilde yürümek, sefer etmek. Germenceden Fransızcaya, oradan İngilizceye gelmiş. Fransızcada ise marcher alelade "yürümek" demektir. Marş motoru "yürüteç", marş "yürüyüş şarkısı", marş marş, "yürrü."

Diğer march, “sınır ülkesi, serhat”. Almancası Steiermark yahut Danmark’taki Mark. Sınır ili beyine marquis denir, Türkçe yazımı marki; bunun hanımı markiz, pastanesi de var.

To mark (fiil) ve mark (isim): iz ve işaret koymak, imlemek. Orijinal anlamı özellikle sınır belirlemek, sınır alameti koymak. Germence markjan fiilinden direkt evrilmiş. Alman markı, esasen “damgalı para” anlamında, kraliyet tuğrası basılmış yani. Almancadan İtalyancaya geçen marca, yine “mühür, damga” anlamında, dolayısıyla ticari alamet, marka.

Margin: bu sefer Latinceden, “sınır”. Marjinal demek, toplumsal değer yargılarının sınırlarında dolaşan. “Serhat eri” desek?

Bu kadar benzerlik tesadüf olamayacağına göre, Hintavrupa dilleri ya da en azından onların Germen kolu ile Sami dilleri arasında, hayır kök birliği yok, ama paralel bir mantık yürütülmüş olması lazım, değil mi?

Nedir o mantık? Emin değilim. Literatürde de bir şey bulamadım. Şöyle düşünsek? Bu kelimelerin oluştuğu devirde henüz organize yol diye bir şey yoktu, yol demek gide gele oluşmuş ayak izi yahut patika demekti. Eh sınır da aşağı yukarı böyle bir şey, yerde çizdiğin bir iz. Yazı yazmak deyince de kâğıt kalem yahut Microsoft Word düşünme, çekici çiviyi eline alıp taşın yahut kilin üstüne çizik atıyorsun. Bu mudur ortak fikir?

Yoksa uzak yere gitmek (sefer), uzak yer (sınır), uzak yere görevle adam göndermek (sefir), o adamla gönderdiğin yazı (sifr) gibi bir anlam zinciri mi var? Yok bu değil sanırım, ilki daha mantıklı.

Hem bak, Arapça sefr سَفر varmış, “iz” anlamında. Lane sözlüğü “a mark, an impression, a trace” demiş, özellikle de akan suyun arazide bıraktığı iz. Gördün mü, gene mark.

*
Arapça sefer’in iki türevi Türkçede neredeyse yerlileşmişler, onları da analım, eksik kalmasın.

İlki süfre سفرة, Türkçe modern yazımı sofra. Esasen “yolculuk yemeği, azık”. İkincil olarak, azık bohçası, “ki yemek vakti yere serilip üzerinde yemek yenir” diye belirtmiş eski sözlükler.

Diğeri müsâfir مسافر, “yolcu” demek. Halen bütün Arap dillerinde, Farsçada ve Swahili’de bu anlamda geçiyor, havaalanlarında filan görürsünüz. Türkçede ise, geleneksel Türk konukseverliğin tezahürü olmalı, “konuk” anlamı ağır basmış.

6 yorum:

  1. Ne güzel araştırma bu , benim adım Sefer :)

    YanıtlaSil
  2. Sevan bey,
    Karşılaştırmalı dilbilim analizi konusunda okuyucu istekleri kabul ediyor musunuz?
    Uzak akrabaları yakınlaştırmak adına سبعة وثلاثين ile siebenunddreißig ilişkisi herkesin hoşuna gider bence.
    Teşekkürler
    Mert

    YanıtlaSil
  3. okulumun uzanmasinin garantilendigi bugunlerde neredeyse blogdaki tum yazilari okudum. cok iyi geldi

    YanıtlaSil
  4. Neden mi ? İnsanoğlu her ne kadar farklıyım dese de özünde aynı düşünüyor aynı yaşıyor.

    Nasıl , Arapça ; Sahil , İngilizce ; Shore , Türkçe ; Kıyı.
    Kıy-mak kökünden geliyorsa.

    Açıkçası anlamsal olarak ben bu sözcükleri Türkçe "çiz-mek"'e benzettim.

    Çizmek bir çeşit yazmak.
    Çizgi bir çeşit sınır.
    Tatarca "marş" cırı diye bir sözcük var bu da "çizi" olabilir mi emin değilim , kaynak g*tüm.(Bizim memlekette çizmek zaten cızmak diye geçer bu da şimdi geldi usuma)
    Çizgici , çizen = Şapâru
    Çizgisiz , Çizmez = Sınırsız Marjinal.
    Çizik , çizig=> çizi = Marca dan pek farklı değil.(kestane üzerine attığımız artı geldi aklıma)

    İncelerseniz sevinirim açıkçası.

    YanıtlaSil
  5. Bu arada savımdan artık iyice eminleşmeye başladım :).
    Şarkı anlamını da bir yerden ediniverdim.
    Bu eski "yır" sözcüğünün eskiden ve günümüzde hala şarkı , şiir anlamında kullanıldığından eminim hatta yır-mak ta şarkı yazmak olduğundan eminim.
    Başkurt , Tatar ve Kırgızlarda hala duruyor :)

    "İlk Türkçe çağındakı *yır- “çentmek” eylemi, Macarca'ya geçerek ír- “yazmak” olmuştur. Bu eylem, Kıpçak Türkçesi'nden de Moğolca'ya çiru- “yazmak, çizmek” biçiminde alınmıştır. Oğuz ve Karluk Türkçelerinde /y-/ ile başlayan sözler, Kıpçakçada /ç-/ ile başlar; yol = çol, yok = çok, yıldız = çıldız gibi. Oğuzca/Karlukça yır- “çentmek” = Kıpçakça çır- “çentmek” birbiriniñ eşidir. Şunu da belirtelim, Oğuzca yır- eyleminiñ, pekiştirme ekli biçimi > yırt- 'tır.

    İlk Türkçe çağındakı, Kıpçakça çır- > Oğuzca'ya alınarak, Ana Türkçe çağında çız- “çizmek” olmuştur. Hâlen halk ağızlarında “çızmak” olarak aslî şekliyle yaşar. Öz Oğuzca eşi olan yır- ise yiñe /-r/ > /-z/ dönüşümüyle; *yız- olmuş ve belki > yaz- 'a evrilmiştir."

    Bence konunuzun Türkçedeki tam karşılığı.

    "Yır , Cız ya da Çiz" eylemlerinden biri.

    alıntı yaptığım yer.
    http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=2920.msg8428#msg8428

    YanıtlaSil