8 Haziran 2013 Cumartesi

Dalyarak Risalesi: AKP’li Macit Konuştu, Dilbilim Kazandı

Dalyarak ne kadar eskidir, kestirmek zor. Bula bula Engin Ardıç’ın 1987 tarihli bir makalesinde buldum, orada da yüzü tutmamış, “dalyaprak, daltarak” diye cilve yapmış. A. Fikri’nin Lugat-ı Garibe’sinde (1889), Mihailov’un İstanbul argosu sözlüğünde (1930), Osman Cemal Kaygılı’nın Argo Lugati’nde (1932) yok. Oysa benim çocukluğumun sokaklarında (1960’lar) yaygın bir deyimdi diye hatırlıyorum. Daltaşak versiyonu da ayrıca mevcuttur.

Dallama bunun az kibarize halidir. O biraz daha yaygın olarak matbuata yansımış. 1940’lardan örneğini buldum. 1990’lardan itibaren Cumhuriyet gibi ağırbaşlı gazetelere bile sızmış tek tük. 1940’larda dallama varsa, dalyarak daha eski olmalı diye akıl yürütebiliyorum.

Ahmet Vefik Paşa lugati (1876) daltaban’a yer vermiş, “pabuçsuz, ayak takımı” demiş. Sanırım burada dal+ birimini “yalın, çıplak” anlamında yorumlamış. Yaygın bir görüştür, ama bana pek inandırıcı gelmiyor. Bana sorarsanız daltaban da burada dalyarağın evcilleşmiş halidir. Yani Vefik Paşa zamanında daltaban varsa, dalyarak haydi haydi vardır bence.

Meninski sözlüğünde (1680) dalkılıç var, dal دال maddesi altında, “vibrato gladio” demiş, yani “kılıcını sallayarak veya çırparak”. Dalkavuk var, “kavuk sallayan, müdahin” diye Türkçe şerhetmiş. “Kavuk sallamak” Türkçede 20. yy’a dek yaygın deyimdir. “Evet efendim, haklı buyurdunuz efendim” diye kafa sallayarak amire yağ çekme anlamında kullanılır.

Yarak, malum, Türkçe: “1. her türlü gereç, donanım, armatür,” dolayısıyla “2. silah, kılıç,” dolayısıyla, 3. güncel anlamı. Dalyarak o halde aşağı yukarı dalkılıç ile aynı anlamda. Dalyatağan da var, misal Enderunlu Vasıf’tan: “Daye-i Cezair-i nazmım ki felekte/keşti-i beyanımda suhan dal yatağandır”. Eski zaman megalomanları bugünkülere fark atarmış, breh.

Peki dal ne demek? Ağaç dalındaki dalla alakalı olmadığı belli. Ama ne?

*
Türkiye Türkçesindeki dal Eski Asya Türkçesinde tal olur, oradan arayalım. Talmak, Divan-ı Lugat-i Türk’te (1070) yok. Clauson’a göre Eski Uygurcada “bayılmak, bilincini yitirmek” anlamındaymış. Çağataycada (15. yy) “hasta olmak, bitap düşmek.” Kitab-ül İdrak adlı Kıpçakça sözlükte (1312) yine “bitap düşmek”. Ama Rumîler (yani Anadolulular) “suya dalmak” anlamında da kullanır diye ayrıca belirtmiş yazar. Buradan bize ipucu çıkar mı? Çıkmaz, sanmam.

Ama Divan-ı Lugat-i Türk’te başka şeyler de var. Mesela. Talğan: tutarık adı da verilen sara hastalığı, ki titreme ve çırpınmayla gelir.  Talğurmak: içi bulanmak, midesi altüst olmak. Talbınmak veya talpınmak: kuşun veya suyun çırpınması. Talpışmak, kanat çırpışmak veya deniz dalgalanmak. Talkıtmak: hayvanın sırtındaki yükü dürterek yerleşmesini sağlamak demekmiş; ayrıca defetmek, savmak, bir işi önemsemeyip ertelemek. Hımm, bizim “sallamak” dediğimiz şey değil mi? Talka: koruk, veya koruk salkımı. Acaba bunun da esas anlamı salkım mıdır, Farsça âveng karşılığı, sarkan ve sallanan şey?

Bunların hepsinin ardında ben “sallamak, çırpmak” anlamına gelen bir *tal- fiili görüyorum, acep yanılıyor muyum? Orta Asya Türkçesinde 11. yy’dan önce kullanımdan düşmüş, ama belli ki türevleri kalmış.

Nitekim ahanda burada, Tarama Sözlüğü II.983, 15. yy’dan Anadolu Türkçesi örneği: “Bir nesneyi el ile yukarı kaldırıp dalmak? (dallamak? طالمق ) ve sallamak, ağır mı veya yeğni mi göreyin deyü”. Deyim dallamak ve sallamak, eline alıp tartmak demekmiş. Yeğni, “hafif”in Türkçesi.

O halde: dalkavuk = kavuk sallayan. Dalkılıç = kılıç sallayan. Dalyarak = yarak sallayan. Ki güzel Türkçemizde buna salak veya sallak da denir. Meninski, col. 2922, bu son sözcüğü “priapus” diye çevirmiş,ki tam manasıyla uyar.

*
“Denizde çalkantı” anlamında dalga sözcüğü Türkiye Türkçesine mahsus. En erken örneklerde dalaz/talaz görülüyor: “geldi ol gemilere bir katı yel ve geldi anlara talaz/dalaz her taraftan,” yaklaşık 1430’lardan. Dalazlanmak/talazlanmak “dalgalanmak” 19. yy’a kadar yaygındır; Anadolu ağızlarında hala tek tük kullanılır. Yine 15. yy’dan itibaren dalğa/talğa: “fetret ola dalğalıkdur rûzigâr / âdemî endîşe kılur hûr u zâr”. Kitabül İdrak’ın 15. yy’da yazılmış Kıpçakça haşiyesinde de talğa geçiyor. Bunlarla çağdaş Çağatay Türkçesinde tercih edilen biçim ise talğak: “talğak ve tûfan ve yağın ve çapkun bolur”.

Eski Ortaasya Türkçesinde bunlara yakın veya eşdeğer bir sözcük yok. Sonradan çıkmış bir tabir diyeceğiz, ama yok, o da değil. Çünkü Moğolca dolgiya = dalga. Dolgi- fiili “dalgalanmak, sıçramak, çırpınmak”. 

Türkçe sözcüğün Moğolcadan alıntı olması akla yakın değil, Moğolcanın Türkçeden alınmış olması daha bir mümkün. Eee, o zaman? Oğuzca ve Kıpçakçanın atası olan Eski Batı Türkçesi ile Moğolca arasında bir köprü mü var? Orta Asya Türkçesini nasıl baypas etmişler? Anlamak zor. Hem bu tek örnek değil, sekiz on tane daha sayabiliyorum böyle, Oğuzca ve Anadolu Türkçesi ile Moğolca arasında ortak olup, Eski Orta Asya Türkçesinde bulunmayan kelime.

49 yorum:

  1. "dövüşmek, saldırmak" anlamında "dalmak" kullanımı da var.

    YanıtlaSil
  2. Anadolu Türkçesi ile Moğolca arasındaki ortak kelimeler olmasının sebebi 13. yy'da vuku bulan Moğol istilası olabilir.
    Moğolların Anadolu Selçuklu Devletini yıkması neticesinde onbinlerce Moğol Anadolu'ya göçetti.
    Bu mevzuyu hiç araştırmış değilim, ama akla ilk gelen makul açıklama bu gibi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar "shared archaism", müşterek arkaiklik, olur. Demek ki Ön Türkçedeki varmış, Orta Asya Türkçesinde kaybolmuş Oğuzcada muhafaza edilmiş. Bir de Moğolca d-, Oğuzca d- Genel Türkçe t- örnekleri dikkati çeker. dolgiya, dalğa , talğa "dalga"; dörben, *dö:rt (dört), *tö:rt (tört) "4" (: uzatma). Ancak proto şekil *d- mi *t- mi tartışma muzvuudur. Şahsen, *d- taraftarıyım. Menges, Clauson *d-, Doerfer *t-.

      Sil
    2. Moğolcada /d/ sesi yok. Moğolcada d harfi (Kiril alfabesiyle д) /t/ sesinin nefessiz olanını temsil etmek için kullanılır, ki bu Türki dillerdeki /t/ sesiyle aynıdır. Moğolcada t harfi (Kiril alfabesiyle т) ise /t/ sesinin nefesli olanını temsil eder (nefesli /t/ sesi Türki dillerde yok). Bu da demek oluyor ki proto-şeklin *d- yerine *t- olması çok daha kuvvetle muhtemel (ki zaten Türki dillerin en eski yazılı örneklerinde de kelime başlarında /d/ sesi hiç yok, /t/ sesi var).

      Sil
    3. Bir kere *fonem* ile *fonetiği* karıştırma. Yanlış parantezler de kullanma. /.../ *fonem* ifade eder. [...] fonetik, telaffuz ifade eder. İmla için < ... >. Sizin mantığınıza göre her Türkçe t- için Moğolca d- (nasıl telaffuz edilirse edilsin) tekabül etmesi lazım. Halbuki vaziyet hiç de öyle değil. Mesela Moğolca to:s [t`o:s] < Türkçe *to:z < *to:r' (Türkmence to:z, T. Türkçesi toz) Eski Japonca tiri "toz, kir". Bu bir alıntıdır yoksa Moğolca *to:r bekleriz, lakin Klasik Moğolca toru "havadaki toz", Proto-Altayca *t`o:r'e. Moğolca tavag [t`avak] "tabak" < Türkçe yoluyla Arapça ṭabaq "tabak, tabak olarak kullanlanı tencere kapağı"; NB Kur'an'da ṭabaqa(t) "tabaka" örtme, düzlük, denk olma ifade eder.

      Bunalara ilaveten, Tuva Türkçesi Moğolcaya benzer bir fonetik ihtiva eder. O dilde de /d/ nefessiz, hafif ötümlü (unaspirated, weakly voiced), imlada ; /t/ nefesli ötümsüz(aspirated, unvoiced), imlada . Pekala proto-şekil bunu benzer olabilir. Ama ayrıca, kuvvetli nefesli, ötümlü *dh*- Türkçe y-, Moğolca d- o ayrı mesele.

      Tuvaca Oğuzca gibi d- : Tuva dag [tag] "dağ" Genel Oğuzca, Oğuzca dağ, fakat Tuva tus [tus] "tuz" Genel Oğuzca, T. Türkçesi tuz.

      Genel Türkçe toŋ- "donmak" Oğuzca, Tuvaca doŋ- "donmak" Tungus, Evenk doŋo- "donmak" (Menges)

      Moğolca için

      http://lup.lub.lu.se/luur/download?func=downloadFile&recordOId=2116945&fileOId=2116954

      <<

      Acoustic investigation shows that the stops contrast as aspirated – unaspirated, tʰ and t. Voicing is a facultative feature of the unaspirated stops. ...

      ... In phonemic transcriptions, the two series have often been rendered with symbols for voiceless and voiced consonants. The Cyrillic Mongolian script also treats them in this way. Most mongolists have used terms as fortis ~ lenis, strong ~ weak or tense ~ lax; see the review in our book The Phonology of Mongolian (Svantesson et al. 2005), p. 220–221. ...


      facultative için "taking place under some conditions but not under others"

      Tuvaca için:

      http://www.bib.convdocs.org/docs/25/24211/conv_1/file1.pdf

      Menges'ten:

      Genel Türkçe toŋ- "donmak"

      d-. g- Özbekçenin ve Yeni Uygurcanın lehçelerinde de görülür. Bir de Brahmi yazılı Eski Uygurca metinlerde.

      Meselenin halledildiğini iddia etmiyorum, zira kaidesizlikler de var, ama bu nazariye için kuvevtli deliller ve ciddi çal. Eski Türkçede d- olmaması bir şey ifade etmeyebilir. Mesela, deŋiz / teŋiz "deniz" 11ince asırdan evvel bulunmaz, yerine taluy bulunur. Ama deŋiz / teŋiz eski bir kelimedir, zira Bulgar Türkçesinden Macarca tenger "deniz" vardır (r/z < *r' değişmesiyle). Belki de Attila'nın oğlu Dengizix, Denzik, Dinzirixos (Yunancalaştırılmış) Pritsak'a göre Yunanca *Dingirzix yani *deŋirçik "denizcik, küçük deniz". Omlejan Pritsak "The Hunnic Language of the Attila Clan" Harvard Ukrainian Studies, Vol. 6, No. 4 (December 1982), pp. 428-476



      Eski Türkçe kapasamlı şekilde, bütün lehçeleriyle kayıtlı mı?! Hayır!

      d- / t- meselesinin tafsilatı için bkz. K. Menges, "Turkic Languages and Peoples" 2nd ed. s. 63, not 12

      Sil
    4. Doğrusu şu: Moğolcada [t] sesinin nefesli olanıyla nefessiz olanı ayrı birer fonem olduğu için fonem şeklinde yazılışları sırasıyla /tʰ/ (nefesli t) ve /t/ (nefessiz t) dir. [d] sesiyse Moğolcada mevcut değildir.

      Türki dillerde kelime başına [d] gelememesi kaidesi Çuvaşça ve Sahaca gibi birbirine en uzak Türki dillerde de var. Özbekçede ve Uygurcada Oğuz tesiri olduğu için bazı lehçelerinde kelime başına [d] gelebilmesi normal. Türki dillerde kelime başına [d] sesinin gelebilmesi sadece Oğuz lehçe/dillerinde ve onların tesirinde kalmış Türki lehçelerde görülür. Bütün bunlar gösteriyor ki Türki dillerde kelime başına [d] sesinin gelebilmesi bir inovasyon (=yenilik) ve çok da geriye gitmeyen bir inovasyon (muhtemelen Mahmud el-Kaşgari'den az bir zaman önce hasıl olmuş).

      Sil
    5. Bu arada, bilmeyenler için şunu ilave edeyim: [d] sesinin kelime başına gelememesi kaidesi derken Öz Türkçe kelimelerin başına gelememesini kastediyorum, diğer dillerden alınmış kelimelerde pekala kelime başına gelebilir.

      Sil
    6. Evet, konvasiyonel görüş bu, onun için yanlış demiyorum. Ama gittikçe rağbet gören görüş Oğuz d- / g- 'nin eskiden kalmlış olmasıdır. Yeni Uygurca ve Özbekçe lehçelerinde d- / g- belki Oğuz tesirine atfedilebilir, ama Tuvaca'da ve Brahmi yazılı Eski Uygurca'da olanı izah etmek daha güç. Yakutça ve Çuvaşça ile de birçok müşterek taraf vardır. Moğolca'ya gelince, bir kere fonemlerin telaffuzunun teferruatı o kadar mühim değil de asıl mühim olan iki ayrı fonem olmasıdır. Ayrıca, Moğolca /d/ foneminin hafif ötümlü (voiced) olduğunu, Arap harfli yazılı metinlerde dal ile temsil edildiğini, Evliya Çelebi'nin Kalmukça "4" kelimesini dal ile yazdığına işaret edeyim. Ama dediğim gibi, mesele tam halledilmiş değildir, burada da halledemeyiz.

      Sil
    7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    8. Dediğim gibi, Moğolcada /d/ fonemi yok, o yüzden sanırım /t/ fonemi demek istediniz ve onun Moğolcada hafif ötümlü (=voiced) olduğunu söylemek istediniz. Her neyse, ben ses vasıflarının sadece rekonstrüksiyon yoluyla bilinebildiği eski dillerin telaffuzu hususundaki bilgilerimize her zaman belli bir şüphe payı bırakarak bakıyorum. Brahmi yazılı Eski Uygurcaya da böyle bakıyorum. Ben telaffuzda daha çok modern dillere fokuslanılmasından ve eski dillerin telaffuz rekonstrüksiyonlarının ise varsa akraba modern dillerden hareketle yapılmasından yanayım. Neticede eski dillerin telaffuzunu hiç bir zaman tam olarak bilemeyebiliriz. Gelecekte Moğol dilleri tamamen ölü diller haline gelseler ve gelecek nesiller Moğol dillerinin telaffuzunu sadece alfabelerinden yola çıkarak rekonstrüksiyon yoluyla bilebilseler, Moğol alfabesindeki harfinin [d] diye okunduğu yanlışına düşerlerdi muhtemelen. Osmanlı Arap alfabesinde de imlanın başka telaffuzun başka olduğu çok benzer örnekler var biliyorsunuz. Tuvacaya gelince, Tuvacayla alakalı detaylı bilgim yok. Onun için Tuvacadan bildiğiniz örnekleri paylaşırsanız sevinirim.

      Sil
    9. / ... / parantezleri içine koyduğum sembol mühim değil. Mühim olan Moğolca bir dişsel fonemin daima Oğuzca dahil önseste Türkçe t- fonemine, diğeri ise önseste ya Oğuzca dahil Genel Türkçe y- ya da Genel Türkçe t- ama bazı istisnalar hariç Oğuzca d- (yoksa gene Oğuzca t-). Bu yeni nazariyeye göre Proto-Altaycada dişsellerden üç fonem vardı ve üçü de önseste bulunabiliyordu: */t/, */d/, */δ/ Oğuzcada bunlar /t/, /d/, /y/ olmuştur. [δ] Rumca (Eski Yunanca değil) delta, Arapça zel, yani ذ sesi, İnigilzce "the" kelimesindeki "th" sesini temsil eder. Keza dudaksıllarda */b/, */p/, */ph/. Bunlar Genel Türkçe önseste b-, b-, Ø-, Oğuzca b-, p-. Ø-, Halaç b-, b-, h- olmuştur. Boğazdan ise */k/, */g/. */x/ Oğuzca önseste k-, g-, k- . Durakların üç şekil alması ise Hint-Avrupa dahil diğer Avrasya dil gruplarıyla birleştirilip Nostratik / Avrasyatik (Eurasiatic) teorilerinde rol oynuyor. İsterseniz bu yeni teoriyi henüz kabul etme, ama birtakım dataya daha etfralıca cevap vermeniz lazım. Moğolca /d/ foneminin telaffuzuna gelince, onun hafif seslendirildiğini,ancak bunun istkrarlı olmayıp heceye göre değiştiğini birçok kaynak yazar. Gelelim eski yazmalara. Eğer Moğolcanın Tibet asıllı hPagspa yazısında /d/, /t/ fonemlerinin . harfleriyle ifade edildiğne ne diyeceksiniz? Arap harfleriyle yazmalara gelince, Moğolcanın Arap harfleriyle Moğollar tarafndan yazılma geleneği yok, Türkler ve Farslar kulaklarına nasıl geldiyse öyle yazılmış. Hele Evliya Çelebi niye Budist Kalmukların dilini imla kanvasiyonlarıyla yazsın? Kulağına nasıl geldiyse öyle yazmış. Osmanlı imlasına gelince, ıtbak harflerin, yani tı ve sad harflerinin kullanılmasının fonetik esası için, K. Menges, Qaraqalpaq Grammar s. 18 -20. Volga Bulgarcasında da tı kullanılır.

      Sil
  3. inanılmaz bir adamsın,tapıyorum sana...

    YanıtlaSil
  4. Bahsettiğiniz gibi *tal- "sallamak 2) çalkalanmak" şeklinde bir fiil öngörülebilir. Fakat dalkılıç vb.'de fiil değil "ad" kullanımı sözkonusudur. Ben *tal- > *dal- kökünden > *dalk "sallak" şeklinde, kayıtlara geçmemiş bir sözcük varsayıyorum. Zaman içinde > *dalkkavuk, *dalkkılıç biçimleri, dalkavuk, dalkılıç'a dönmüş olabilir. Aynı kökten bir de talay/dalay sözcüğü vardır "okyanus, deniz, engin" demek. Türkçeden Moğolcaya, oradan da Tibetçeye geçmiş, Dalay Lama "Engin Lama" derken kullanılan sözcük (Engin bilgiye ulaşan Lama'lara bu ünvan verilir).

    Ağaç dalı anlamındaki "dal" ayrı bir sözcük, muhtemelen < *ta- "dağılmak" kökünden geliyor olmalı (aynı kökten tagıl-, tagıt-, tarı- vb.) tal "ana gövdeden ayrılan/dağılan her bir kol".

    YanıtlaSil
  5. Sevan Kardeşim,rahmetli dedem,DALYARAK kelimesinin -tam teçhizatlı asker -olarak ifade ederdi...Ben onun yalancısıyım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkmenistan ve Azerbaycan'da halen Yaraklı Kuvvetler, Yaraklı Güçler olarak kullanılmaktaö Silahlı Kuvvetler anlamında.
      Bkz: Şu gün Türkmenistanyň Prezidenti, ýurdumyzyň Ýaragly Güýçleriniň...
      http://www.turkmenistan.gov.tm/_tmt/?id=4461

      Sil
    2. Doğru söylüyorsun. Yarak silah anlamına gelir. Yıllar önce Pariste konvansiyonel silahların sınırlandırılması konulu seminerde Azerbaycan delegesinin kürsüye çıkıp "konvansiyonel yaraklarin indirilmesi hususunu hökümatımaz.........." diye söze başlayınca gülmekten masanın altına girdiğimi hatırlıyorum.

      Sil
  6. dalöğlenin sıcağı derler bizim oralarda. çıplak filan gibi bir anlamı olduğunu düşünmüştüm hep

    YanıtlaSil
  7. Oğuzca ve Kıpçakçanın atası olan Eski Batı Türkçesi ile Moğolca arasında bir köprü mü var? Orta Asya Türkçesini nasıl baypas etmişler? Anlamak zor. Hem bu tek örnek değil, sekiz on tane daha sayabiliyorum böyle, Oğuzca ve Anadolu Türkçesi ile Moğolca arasında ortak olup, Eski Orta Asya Türkçesinde bulunmayan kelime.

    1000 yıl önce Orta Asya'da tek bir Türki dil konuşuluyordu: Çuvaşça hariç günümüzde mevcut olan tüm Türki dillerin atası olan dil. O zaman için bu Türki dilin en fazla lehçelerinden bahsedilebilirdi, ki bu lehçelerin nerede başlayıp nerede bittiği belli bile değildi, oldukça fluid yani akışkan bir dil havuzu mevzubahisti. Bir de 1000 yıl önce Oğuzların neredeyse tamamının bugünkü Kazakistan topraklarında yaşadığını unutmayalım. Moğollar üzerinde Türki halkların kültürel tesirinin Cengiz Han'dan asırlar önce başladığını da hatırlayalım. Bütün bu parçaları birleştirdiğimizde ortada şaşılacak bir şey olmadığı neticesi çıkıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peki, çok şaşılacak bir şey değil belki. Ama yeterince incelenmemiş enteresan bir konu. Belki de Batı Türkçesinde yaşayan birtakım arkaizmler Uygur-Karahanlı yüksek edebi dilinden düşmüş olabilir.

      13. yy'dan sonra Moğolcadan Türkçeye (ve Farsçaya) gelen sözcükler (yasa, oymak, şölen, noyan, narin...) ayrı bir sınıf. Doerfer vs. o konuyu yeterince inceledi.

      Sil
    2. Mevcut Orta Asya Türki dillerinde bizdeki ve Azerilerdeki dalga kelimesinin muadiline bakarsak tolkun/tolkın kelimesiyle karşılaşıyoruz:

      http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_lehceler&arama=lehceler&guid=TDK.LHC.51b57f6f4f7915.59837274

      Modern Uygurcada bu kelime dolkun diye geçiyor. Moğolcadaki dolgiya kelimesi pekala dolkundan da geliyor olabilir. Moğolların İslamlaşma öncesi Uygurlarından çok şey öğrendiğini de hesaba kattığımızda bu senaryo da bana oldukça makul gözüküyor.

      Sil
    3. Bu arada, Eski Uygurcada dolkun kelimesi tolkun ya da tolkın şeklinde olmalı (diğer Orta Asya Türki dillerinde hala olduğu gibi). Yani dolgiya için kaynak kelime tolkun/tolkın olabilir.

      Sil
    4. Onur bey, niye dolgiya denmiş bilmiyorum. Moğolcada söz dolgion imiş. Dolgix demek dalgalanmak fiilidir. Moğolcada bir kere bu sözün kökü var. Çok eski zamanlarda kanıtlanamayacak bir alışveriş sonucu dolgix ile dalmak-dalga sözleri arasında bir bağlantı olabilir belki, ama mesele bu değil. Türk dillerindeki dolkun, tolkun, tolkın sözleri kesinlikle Moğolca dolgiondan geliyor. Uygurcada bu sözün D ile başlaması ve bütün Türk dillerinde ortadaki sesin Ğ olması beklenirken Q olması da bu sözün Türkçelikten uzak olduğunu ispat ediyor.

      Sil
  8. "Kibarize" ne ola ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kibarizm, kibarizasyon, kibarifiye? Bilmiyor musunuz?

      Sil
    2. Çok türetkenmişsiniz araştırman kardeş.

      Sil
  9. Köyümüz Kayserinin kuzey batısında.
    Yeğni = hafif

    "Yiini yenge", diye bir tabir duyardım bizim köyde. Aceleyle işleri birbirine karıştıran, üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokan kızlara derlerdi kızarak. Şimdi anlamı biraz oturdu. Tabii ki hafif yenge anlamında değil, daha çok aptal sarışın şeklinde herhalde. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babamın köyü olan Niğde'nin güneyindeki köyde de hafif manasında yeğni kelimesi kullanılır.

      Sil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Arapça'da دال delil göstermesi bariz olan bir alamet.
    ( مفسر و مبین . (ناظم الاطباء
    دالة şöhret,ünvan
    (منتهی الارب )
    Farsça'da sizin anlattığınız gibi آونگ sarkan ve sallanan
    آونگ ve دَلَنگ ikisi de aynı anlama gelir.
    زلفکش راصد دل و جان شد دلنگ
    زیرک هر بندکی و تارکی
    Azerice'de Dal arka,sırt ve geri anlamına gelir.
    Tabi ki siz çok çok daha iyi bilirsiniz zaten size hayranlığım nedeni de bu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babamın Niğde'deki köyünde de dal kelimesi "ağaç dalı"nın yanı sıra "arka", "sırt", "geri" manasında da kullanılır.

      Sil
  12. Bu "dal" değişikliğe uğramış olabilir mi? "Düşmana kılıç çalmak" ibaresi veya "çalakalem" ibarelerinde sizin öne sürdüğünüz sallamak anlamı var sanki... "dal" zamanla "çal" haline gelmiş olabilir mi?

    YanıtlaSil
  13. kılıç, pala, gürz, mızrak gibi saldırma silahı anlamında olmasın dalyarak. dal=dalma, yarak=silah.

    YanıtlaSil
  14. yaa bırakın bunları yaa, buradaki "-dal", "bülük" ile yarrak (iki -r ile yazılır) arasındaki farkı vurgulamak için söylenen bir sözdür. bildiğimiz "dal" işte, ağaç dalı. "bir dal sigara versene la" gibi.. burdaki dal işte. dimdik, sapasağlam, sımsıkı :)

    YanıtlaSil
  15. Aybastı'da "yeğnik" kelimesi, hafif anlamında kullanılır. "çuval yeğnik", "o adam yeğnik" gibi.

    YanıtlaSil
  16. Daltaban kelimesi bahsettiğinizden çok daha eski. 17 yy. sonlarında doğmuş Daltaban Mustafa Paşa var mesela.

    YanıtlaSil
  17. "dalga"nın da "yarak" manasında kullanıldığı oluyor argoda.

    YanıtlaSil
  18. "Anlamak zor. Hem bu tek örnek değil, sekiz on tane daha sayabiliyorum böyle,"

    kim o 8-10 kelime?

    YanıtlaSil
  19. Amasya Merzifonluyum. Bizde de taş atmak anlaminda "nereye dalladin lan dasi, ayu(ayi yani)?" seklinde kullanilir.

    YanıtlaSil
  20. Çok uzakta aramışsınız Sevan Bey, kelimenin kökünü. Azerice bir kelime ve bugün de hala gündelik dilde canlı canlı kullanılan bir kavram. Anadolu’da da hala kullanılır ve anlamı: “Ard, arka, geri”. ‘Gabax:Ön’ olunca zıddı da ‘Dal:Arka’ oluyor. Bu türküyü de bilmeyen yoktur. “Yéri yéri men de gelem dalınca/ desmal éyle apar meni yanınca” Türkiye Türkçesine tercüme ettiğimizde: “Yürü yürü ben de geleyim ardında/ Mendil edip götür beni yanında”

    Ayrıca kök itibariyle emin olmamakla birlikte ‘dulda’ kelimesinin de aynı etimolojiye dayandığını düşünüyorum. Bunun tedkiki ve tashihi de size kalıyor bu arada.

    Kelimenin anlamı bu olunca, ilgili terkipler de bayağı bir küfür literatürü oluşturuyor haliyle.

    Bahadır TOK

    YanıtlaSil
  21. İlaveten dalkavuk; arkası kavuklu, yani kavukluları (devletluları)gücü arkasına alan, dalkılıç; arkası kılıçlı, silahlı olan, sırtını kılıçlılara dayamış olan oluyor. Dalyarak da eğer çağdaş değilse (çağdaş ise esaslı bir küfür oluyor) ve Osmanlı da kullanılmışsa arkası silahlı, yani sırtını silahlılara dayamış kimse demek oluyor.
    Bahadır TOK

    YanıtlaSil
  22. Yukaridaki merzifonluyum
    Dulda bizde ruzgar almayan, kuytu yer anlaminda kullanilir.

    Kolay gelsin herkese

    YanıtlaSil
  23. Bak burası önemli!
    "Talmak, Divan-ı Lugat-i Türk’te (1070) yok. Clauson’a göre Eski Uygurcada “bayılmak, bilincini yitirmek” anlamındaymış. Çağataycada (15. yy)"
    Bir beneğe kitlenip kaltığımız da "dalmışım" , bu duruma da "dalgınlık" olan kişiye "dalgın" deriz hiç buradan geldiğini düşünmemiştim!

    Bayrağın dalgalanması kalıbı buradan gelme sanırım.
    “Denizde çalkantı” anlamında dalga sözcüğü Türkiye Türkçesine mahsus. En erken örneklerde dalaz/talaz görülüyor: “geldi ol gemilere bir katı yel ve geldi anlara talaz/dalaz her taraftan,” yaklaşık 1430’lardan. Dalazlanmak/talazlanmak “dalgalanmak”.

    salak veya sallak arası benzerlik bizim oradaki
    sarsık ile sarsuk arasındaki benzerlik gibi geldi.
    Sarsık biraz afallamış dağınık için kullanılırken
    Sarsuk direk sersem , salak , dengesiz anlamında.

    YanıtlaSil
  24. bu kadar sözlüğe bakmanıza gerek yoktu..:) dal: eğri demektir. sevan bey Türkçede sıfat-fiil yapıları isimden önce gelmez sonra gelir.....sizin verdiğiniz anlam tutmuyor. dal kılıç bildiğiniz gibi Türk kılıçları eğridir. dalyarak kelimesini de anlamış olmalısınız.

    YanıtlaSil
  25. Şemseddin Sami'nin sözlüğünde var: "sell-i seyf etmiş" der.

    YanıtlaSil
  26. Şemseddin Sami'yi gözden kaçırmış olmanız beni şaşırttı doğrusu. kelimenin ilk anlamı zaten yazılmış. ikinci anlamı olarak da 'hemen her şeye bila mülahaza atlayan' denmiş. mecazi anlam olduğu belli. günümüzdeki mecazi anlamına da çok yakın.

    dil bilimci değilim ama dal kelimesine farklı bir açıklama getirmek istiyorum. buradaki dal muhtemelen eylem köklü değil isim köklü. ağaç dalıyla ortak yönü var mı bilmiyorum ama, dal yalın veya tek gibi bir anlamda sıfat olarak da kullanılıyor. o kadar uzaklara gitmeyip; dalyarak: yalınkılıç çıkarımını yapabiliriz bence.

    YanıtlaSil
  27. Eski Türkçe'deki 'Talu', Moğolca'daki 'Dalay'(okyanus) kelimelerinin bunlarla bir alakası var mı peki? 'Dalay Lama' da Moğolca'daki Dalay'dan geliyormuş.

    YanıtlaSil
  28. Ayrıca, 'Daltaban' ile 'Kaltaban' arasında bir bağlantı var mıdır?

    YanıtlaSil