4 Temmuz 2013 Perşembe

Demokrasilerde çare tükenmez

“Demokrasilerde darbenin yegâne alternatifi seçimdir” demiş dostlar, beni gülümsettiler. Hafızanızı tazeleyin: Türkiye’de 1983’ten beri (Ali Bozer’i sayma) 11 defa başbakan değişti. Sadece üçü seçim sonucu değişti. Mesela 14 Mart 2003’ü hatırlayın. Tayyip Erdoğan hangi seçimi kazandı da başbakan oldu?

Demokrasilerde YEGÂNE meşruiyet kaynağının seçim olduğunu zannediyorsanız PoliSci 101’den okumaya başlayın derim. Nixon seçim kazanmıştı, neden gitti? De Gaulle seçim kazanmıştı neden gitti? Thatcher seçim kazanmıştı neden gitti? Hitler seçim kazanmıştı, neden tepelediler? Demokrasiye saygısızlıklarından mı acep?

Demokrasilerde devlet yönetmek için seçim kazanmak şarttır, evet, ama yetmez. Toplumun seni desteklemeyen kesimleri nezdinde asgari bir meşruiyeti, asgari bir uzlaşma duygusunu koruman gerekir. Aksi takdirde ancak kanla ve zorbalıkla yönetebilirsin. O yöntem tek parti diktatörlüklerinde, askeri darbe rejimlerinde, çete devletlerinde bir yere kadar yürür belki. Ama periyodik seçimlerin yapıldığı bir düzende olmaz. Yürümez. Elinde patlar.

Hem Kürdistan’da “üç beş bin çapulcuyu” kan ve zorbalıkla otuz sene bastırmaya çalıştılar da ne oldu, hatırlayın bir.

*
Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, kendisine bilfiil oy verenler dışındaki toplum kesimleri nezdinde kredisini tüketmiştir.  İtaate, rızaya ve (kuşkulu dahi olsa) güvene dayalı yönetimin altyapısı çökmüştür. Bu saatten sonra ağzıyla kuş tutsa o rızayı ve güveni yeniden tesis edemez. İstemese de gaza, silaha, çatışmaya, basın yasaklarına, toplu tutuklamalara yönelmek zorundadır. Bu işin sonu sıkıyönetimdir, Takriri Sükûn kanunudur, Tahkikat Komisyonudur. Maalesef öyledir. Kendimizi kandırmayalım.

Bu hükümet geçmişte topluma umut veren işler yaptı.  Yarım ve eksik yaptı gerçi, ama otuz seneden beri umudu unutmuş bir ülkede o bile ilaç gibi geldi. O yüzden Erdoğan’a, cumhuriyet tarihinde daha önce – belki cumhuriyetin kurucusu ile Adnan Menderes hariç – kimseye nasip olmamış bir kredi açıldı. “Yapacak ama engelliyorlar” söyleminden medet umuldu. Köylüleri uçaklarla bombalatırken bile hüsnüniyetine toz kondurulmadı, kondurulmamaya gayret edildi.

O kredi bugün ziyan edilmiştir. Son devir fiyaskolar geçididir. Avrupa Birliği projesi ilk dönem reformlarının esas dayanağıydı; çıkmazdadır. Anayasa değişikliği 12 yıllık iktidarın temel vaadiydi; çökmüştür. “Kürt barışı” dörtnala çıkmaza doğru yol almaktadır; hatta baştan beri içinin boş olduğuna dair kuşkular belirmiştir. Suriye politikası kepazelikle sonuçlanmıştır.

Alkol yasağı ve onunla ilişkili olarak başbakanın ağzından çıkan sözler, üçüncü köprünün temel atma töreninde söylenenler, Fazıl Say ve Sevan Nişanyan hakkında doğrudan doğruya başbakanın talimatıyla açılan davalar, bugün ülkenin, sağduyusunu tehlikeli ölçüde yitirmiş bir insan tarafından yönetildiği izlenimini pekiştirmektedir.

*
Dün Berlin’de Patti Smith konserine gittik. Coşkunun zirve yaptığı noktada şarkısını “Kahire ve İstanbul’da özgürlük için mücadele eden kardeşlerine” adadı. Sıkı alkış aldı. (Gördüğüm kadarıyla bizden başka pek Türk de yoktu.)

Şöyle söyleyeyim. Solda Patti Smith ile sağda Daniel Pipes’ın, New York Times ile Wall Street Journal’ın, Guardian ile Daily Telegraph’ın, Libération ile Le Figaro’nun, Süddeutscher Zeitung ile TAZ’ın oybirliği içinde olduğu bir dünyada Tayyip Erdoğan’ın uzun vadede tutunabilme şansı yoktur. Hayal kurmayalım. Türkiye uzayda değil. Dünya da 1930’ların dünyası değil.

Yöntemi nedir bilemem. Cumhurbaşkanı mı devreye girer? Geçiş hükümetiyle erken seçime mi gidilir? Yunanistan ve İtalya’da yaptıkları gibi renksiz, kokusuz bir adam bulup bir müddet ortamın soğumasını mı beklerler?  Elbet bir yolu bulunur. Tek şunu bilirim: Süre uzadıkça sertlik artacaktır, kutuplaşma şiddetlenecektir. İşi tatlıya bağlama ihtimali azalacaktır.

“Umalım ki Türkiye’de askersiz olur” derken kastettiğim budur. Darbe olsun diyen yok. Darbeyi önlemekten söz ediyorum. 

Bir adamın tatmin edilebilirlik sınırlarını aşmış hırsı yüzünden, bunca sene iyi kötü yürüyen bir demokrasi deneyini heba etmeye değer mi?  

40 yorum:

  1. İstanbul Emniyeti 25 yeni TOMA alıyormuş :)

    YanıtlaSil
  2. Anketlerde hale halkın büyük oranda destegini almış bir hükümet nasıl gider anlamadım.Gitse yerine gelecek bir parti var mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Yerine gelecek her zaman bulunur. Şubat 2001 krizi patladığında AKP henüz kuruluş dilekçesini bile vermemişti. Birine, bir sonraki iktidarın AKP olacağını söyleseniz 'O da ne?' sorusunun muhatabı olacaktınız.
      2. Yazıda yazar çok haklı olarak "Bir adamın tatmin edilebilirlik sınırlarını aşmış hırsı yüzünden, bunca sene iyi kötü yürüyen bir demokrasi deneyini heba etmeye değer mi?" diye soruyor... Sorun AKP değil aslında. Sorun RTE'nın kendisi. Eğer ona oy verenler RTE'siz AKP'ye oy vermem diyorlarsa o zaman bizim işimiz zor çünkü buralarda önemli bir kısım padişahlık rejimi arzuluyor demektir. O da bu yazının zaten konusu değil.

      Sil
  3. baştan aşağı sorunlu bir yazı yazmışsınız üstad. seçimle gelip kurultay+dünya savaşıyla devrilen isimleri saymışsınız ama Avrupa'da son 100 yılda adam gibi seçimle gelip seçimle giden isimleri listelesek sayı bine yaklaşır herhalde. yazınızdaki gözardı ettiğiniz ülke gerçeklerini biraz sıralayayım istersen: mavi kanlı - beyaz türk faşizmi (1915'te ermenileri sürüp katledenler de bunlardır), devlet içine 1908'den itibaren çöreklenmiş oligarşiyi ve bürokrasiyi kullanan vampirler, devlete götünü dayamış, askere kafasına estiğinde darbe yaptırmış sermaye ve çalıştırdıkları medya baronları, yabancı sermayenin beslemesi acenta kafalı para babaları, arkalarındaki uluslararası lobiler, bankalar, silah satıcıları v.s. gibi bin türlü köpeklik bu ülkeden hiç eksik olmadı. kürtler demişsin, birileri 1993'te çözmeye çalıştığında 33 asker öldürüldü. çok sevmediğiniz özal da hem kendi canından oldu hem olayı çözmek isteyen jandarma orgenarali. akp sorunlu olabilir ama akp'nin devrilmesini isteyen o kadar çok şeytan var ki köpeksiz köyde değneksiz gezmek için gün sayıyor ve her köpekliği yapıyorlar. bunlarla yanyana görünmeniz hoş olmuyor, yoksa kimse çok ta salak değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. A) Seçimle gelip terbiye dairesinde yönetenleri saysak elbette binleri bulur. Ben seçimle gelip sonradan cıvıtanları saydım.

      B ) 1915'te Ermenileri sürüp katledenleri de, 1895'te Ermenileri sürüp katledenleri de biliyorum. Allahtan siyasi analizdeki tek kriterim bizim aşiretin kan davaları değil.

      C) şeytanlar galerisini sayıp onlara lanet okumak, TE'ın delirmiş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ben de nitekim iktidardaki siyasi bloku değiştirmekten söz etmedim, zembereği çıkmış bir lideri en az zararla değiştirmenin yöntemlerinden söz ettim.

      D) Özal, 33 asker ve Eşref Bitlis hadiselerinde hakikatin ne olduğunu bildiğinizden emin misiniz? İsterseniz cehaletime verin, ben değilim.

      E) Kimsenin "yanında görünmek" veya görünmemek gibi bir derdim yok çok şükür. Sadece hakikatin yanında olmaya çalışıyorum (görünmeye değil). Ve RTE mevzuunda hakikat bana şu anda acayip berrak görünüyor. Başbakan olarak kaldığı her gün, memlekete zarardır.

      Sil
  4. kemalistler basa gelsin de görün babayi!
    bu yaziniz da tam (yeni)Taraf'lik olmus, belki geri cagirirlar.

    faik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akıl yürüterek rahatsız edici bir yere varan kişilere çıkar hesabı atfetmek bir Türk ulusal geleneği olmalı. Ya da Ortadoğu pespayeliği.

      Sil
  5. Demokrasi HAYAL.
    Ibrani dinlere inanan toplumlarda demokrasi kagit uzerinde kalmaya mahkumdur.

    RTE nin hayatı yalan olsa bile "Hem laik hem müslüman olunmaz" tespiti son derece yerinde.
    Okuyan bilir, Tevrat, İncil ve Kuran yatak odamızdan devlet yönetimine kadar her konuyu içeren bütünüyle siyasi kitaplardır. Dolayısıyla bu dinlerin toplumlarında din ile siyasetin birbirinden ayrılması kesinlikle İMKANSIZDIR. Laikliğin imkansız olduğu toplumlarda demokrasi ise imkansızın da ötesindedir.

    Güneş'e Ay'a vs sadece tapan, toplum yönetimi ile ilgili kuran koymayan dinlerin hakim olduğu toplumlar ise laik ve demokratik olabilir.

    Dolayısıyla ülkemizdeki laiklik ve demokrasi tartışmaları tamamen ve tamamen boş tartışmalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece Çin, Hindistan, eski Yunan ve Kamerun'da demokrasi olabilir diyorsunuz anladığım kadarıyla?

      Sil
    2. coğrafi bir çıkarımdan ziyade ibrani dinlerin öğretilerinden az-çok arınmış toplumlarda demokrasi olur demek istiyor kanımca.

      çok da haksız değil aslında. ibrani olmayan dinleri daha demokrat gördüğümden değil tabi. genel olarak dinler kuramsal olarak hoşgörüyü belli noktalara kadar içlerinde barındırsalar da uygulamada gerçek bir demokrasi örneği oluşturmuşlar diyemiyoruz. yani ben diyemiyorum.

      Sil
  6. hocam mahir kaynak'ın abd'nin finans kesimi(tabii ki mostly jews),ingiltere,avrupa birliği erdoğan'ın ipini çekti ama amerika'nın diğer kanadı(ulusalcılar?) erdoğan'ın arkasında teorisine katılıyor musunuz? or is it bullshit?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Horseshit, like most of MK's pronouncements.

      Sil
  7. "Sevan sen fena girmişin havaya. Üretim içinde olmadigindan toplum gerçeklerini de anlamamışsin. Ekonomik istikrarı bozacak tertibe toplum izin vermez. Üstelik burasi Misır da değil. %95 katilimli secimde %50 oyu olan bir kitlesi de var AKP' nin... Ve de 30 yilik savaşı bitirebilecek vizyonu da...Barışın ve Yeni AnaYasa ının da mimari olacak bir parti zaten idealize edilen değişimi yapiyor. İster devrim, İster darbe arzulayanların; idealize edebileceği bundan öte bişe6 mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi Anayasa? Hangi barış? "Yapıyor, yapacak"la 12 sene geçti. Yapsın, ondan sonra konuşuruz.

      Sil
    2. yüzde kaç katılımlı?

      Sil
    3. %86 kusur olmali, ki bu da cok yuksek bir orandir.

      Sil
    4. sevan'ın milliyeti joker. türk'le türk, kürt'le kürt, ermeniyle ermeni, azeriyle azeri (yok lan orada ben türküm diye yırtmıştı)

      Sil
    5. Bu seçimlere katılma oranı fazla abartılıyor hem genel seçimlerde hemde referandumda görev aldım özellikle kadınların ve yaşlıların önemli bir oranı neye oy verdiğinin farkında bile değil

      Sil
  8. Turgay Oğur kızacak şimdi size, ama bişey de diyemeyecek, öyle çatlayacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Turgay'ın kalbi doğru yerdedir. Şimdilik yanlış mahallede geziyor. Zamanla aklı ve ayakları da onu kalbinin doğrultusuna götürecek.

      Sil
  9. "'Umalım ki Türkiye’de askersiz olur' derken kastettiğim budur. Darbe olsun diyen yok. Darbeyi önlemekten söz ediyorum."
    Bu bir tespit mi, yoksa sizin arzu ettiğiniz bir sonuç mu emin olamadım.Alternatifi Kemalizm oldukça Erdoğan'ın devrilmesi çok zor.

    YanıtlaSil
  10. Konu dışı olacak ama "Gördüğüm kadarıyla bizden başka pek Türk de yoktu" cümlesi dikkatimi çekti. Kendinizi Türk olarak mı addettiniz, yoksa ben mi yanlış anladım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kızdınız galiba kendisine türk demesine. adam dese bi türlü demese bi türlü.

      Sil
    2. O kısımda bende bir güldüm :)) İNSANlarin kenderine ille bir etiket yapistirma modası geçtiğinde(100 yıl sonra mesela) oturup bu konuyu etraflica konuşmak lazım, belki herkesin üzerinde uzlaşacağı ANADOLU Halkları sözü kabul edilirde bizde bu güzel toprakları ötesinden berisinden cekistirmekten vazgeçeriz. Hoş o arada 2071 yılında Türkler buraya gelişlerinin 1000ci yıldönümünü de kutlamış olurlar... Havalarından geçilmez artık, neticede anlaşamaz uzlasamaz gider İtalyanlara sorarız :))

      Noyan

      Sil
  11. Cidden doğru noktalara parmak basmışsınız;Sayın Nişanyan ama hükümetin en büyük şansı alternatifsizliğidir ve bu durum nasıl aşılacak bende cidden çok merak ediyorum.Yoksa hala inanan kaldı mı bilmiyorum ama yeni alevi açılımının hikaye olduğu,barış sürecinin gerçekten ciddi ciddi planlanıp programlanmış olduğunu düşünmüyorum,hükümetin seçimlere kadar oyalayıp sonrası allah kerim diye düşündüğünü sanıyorum.Birde şu var ne kadar iyi niyetlerle yola çıkılırsa çıkılsın senelerin devlet geleneği var ve devlet erkini ele geçirende dönüşüme,değişime uğruyor. Abd'ninde Tayyip Erdoğan'a verdiği desteği çektiği ve alternatiflerini aradığını düşünüyorum ama onlarda bulamadı galiba:)

    YanıtlaSil
  12. Degnegin obur ucundaki Bok biraz olsun temizlenmeden dediginiz degisikligin olmasi zor gorunuyor. Mesela Ben bu dogan gorunumlu sahin gezi ekibinin biraz daha cozuttugunu gorursem hemen padisaha kacarim. Benim gibi dusunen milyonlar olduguna eminim.

    YanıtlaSil
  13. Sevgili Nişanyan, siyasi geçmişini benden daha iyi bildiğiniz şüphe götürmeyecek bir ülkede Başbakanın sihirli değneğe sahip olmadığını görmemek imkansız.
    Bu nasıl bir tek adam ki ne demokratikleşmeyi becerebiliyor ne de kendi gizli ajandasını uygulamaya koyabiliyor.
    Belki de iş dışardan göründüğü gibi değil. Bunun duruma da siyaset ve belki de hayatın ta kendisi deniyor sanırım.
    Öte yandan sadece Başbakanın gitmesiyle sorunun çözülebileceğini, olmasa bile rahatlayabileceğini düşünmeniz heyecan ve duygusallıktan besleniyor gibi geldi bana.
    Tek adam kültürünün keskin etkilerinin hissedildiği bir ülkede "Başbakan gider yerine gelecekle istikrar devam eder" diyebilmek cesaret işi doğrusu.
    Bana göre hava hoş, kırar soğanımı yerim de bugün "Tayyip istifa" diyenlerin pek çoğu da bu endişeye sahip aslında. Kaybedecekleri çok şey var ve eni konu sağlanmış istikrarı da sevdiler. Üstelik zaten Başbakanın da kolay kolay devrilmeyeceğini bildiklerinden böyle esip gürlüyorlar.
    Evet Başbakan gelmiş geçmiş en demokratik lider ve parlak bir dahi - önder olmayabilir(gerek de yok zaten). Ama doğal akış şeması içinde de şu aşamada "giderse her şey rahatlayacak" diye kesin yargıya varmak en sağlıklı analiz gibi gelmedi bana.
    "Buna şükür" gibi tevekkül anlayışına teslim olmayalım elbette Ama çok değişkenli ve çok boyutlu bir alan olan siyaseti tek açıdan değerlendirmek ani karar - kabul edilemez zarar zincirini getirebilir.
    Kazanmak bazen sadece kabul edilebilir zarara razı gelmek anlamına da gelebilir.
    Bence tabii.

    YanıtlaSil
  14. Sevan abi, Hitler'in kazandığı seçimin adil ve serbest seçimler olmadığı yönünde görüşler var. Alman ordusunun kendi militarist ideolojisine aykırı gördüğü liberaller veya sosyal demokratların kazanmasındansa kontrol edebileceklerini düşündükleri Hitler'in kazanmasını tercih ettikleri, bu yüzden de Hitler'in rakiplerini, yaptıkları yoğun baskılarla siyaset yapamaz hale getirdiklerini, yani Hitler'i bir bakıma Alman ordusunun iktidara getirdiği (29 ekonomik buhranını ve o dönemin dünyasına hakim olan milliyetçiliği de kullanarak) söyleniyor. Dolayısıyla 33 Almanya seçimlerini günümüzün seçimleriyle kıyaslamak isabetli bir tutum olmayabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. %10 barajli secim adil mi? 2002 secimlerinde % 34 oy alip, %10 baraji sayesinde meclisin %67 sini almak mi adalet? Toplumu 11 senedir darbeyle korkutup, darbecilerin koydugu baraji kendisine siyasi ikbal kapisi yapanlara hic inanmadim.

      Sil
    2. Evet, yüzde on barajı adil değil. Ama yüzde on barajını da AKP getirmedi. Yanlış, değiştirilmesi gerekiyor ve evet, AKP bu kuralı pek bi sevmiş görünüyor ama kağıt üzerindeki kural bu, her şey meşruiyete uygun. Hitler kağıt üzerindeki kurallar çiğnenerek ben yaptım oldu mantığıyla iktidara getirildi.

      Sil
  15. Hükümetin sanıyorum hala yüzde 40-50 bandında bir toplumsal desteği vardır. Bence seçimlere katılım oranları ya da barajın etkisi gibi faktörler üzerinden meşruiyetlerini sorgulamak çok anlamlı değil. Diyelim ki "baraj yüzde sıfır, seçimlere katılım yüzde yüz ve yüzde 60 oy aldılar." Demokrasilerde, böyle bir temsil gücü, kendisine oy vermeyen kitlenin yaşamlarını düzenlemek anlamında ne kadar yetki verebilir? Ya da nereye kadar? Hitler Almanya'sında Hitler'in yüzde 90 oyu olsaydı, yahudi politikası için (soykırıma gelmeden sadece nurnberg yasaları sonrası mülksüzleştirilip gettolara tıkılmaları) demokratik kriterler itibariyle meşru mu diyecektik. İttihatçılar, ermeni "tehcirini" bir plebisitle oylatsalardı, çıkan sonuca göre, bu meşru bir karar mı olacaktı? Bence bu sorular daha önemli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırladığım kadarıyla Hitler %40-45 aralığında oy aldı. Sanıyorum Alman toplumu ona hiçbir zaman daha fazla oyu vermezdi. O oyu da rakiplerinin söz söyleyemez hale getirildiği, seçim sürecinde meydandaki tek sözün kendi sözü olduğu, yani sözünün alternatif sözle sınanamaz bir halde topluma ulaştığı (milliyetçiliğin altın çağında - her toplumun kendi milliyetçileri karşısında yalnız ve savunmasız olduğu) bir ortamda aldı. Adil olmayan derken özellikle bu metazori alternatifsizliği kastettim.

      Sil
  16. Üstadım, RTE'nin son iki yıldaki hali ile AKP'yi ayrı kefelerde değerlendirmek gerektiğini düşünenlerdenim (eğer varsa böyle birileri; muhtemelen Roboski katliamında RTE'nin tuzağa düşürüldüğünü ve o günden beri de ayarlarının bozuk olduğunu da düşünmektedirler).
    'Umudu unutmuş' memlekete 'ilaç gibi' gelen RTE'den ziyade AKP'ydi bence ki, en zalim dönemi sayılabilecek Gezi boyunca 3 defa toplanan MKYK'dan dışarı sızan tartışmalar parti içinde RTE'nin 'saçmalıklarına' bir direncin olduğunu da gösterdi.
    Türk Sağı'nın tarih boyunca oluşturduğu, bence, en nitelikli partidir AKP. Üstelik, Erbakan gibi bir kült'e başkaldırarak kurmuşlardır bu hareketi (Gül-Arınç ikilisinin liderliğinde başlayan o başkaldırının ilk bölümünde RTE'nin fazla önde olmamasının bugünlere bağlanabilecek bir anlamı da vardır belki, fakat ben yorumlayamam).
    Umuyoruz ki, Oğur kardeşler vb. liberaller 'Kemalizmin Gezi'deki hayaletleri'ni aramanın yanı sıra güçlü bir RTE eleştirisi yaparak, AKP'nin biraz olsun bu deli gömleğinden sıyrılmasını sağlarlar.
    Yoksa, işimiz zor; sağda solda yayılan dedikoduların kötücül kehanetlerinden medet bekler durumda kalacağız.

    YanıtlaSil
  17. Sevan Bey acaba politikayi dusunur musunuz? Dogru bolgeyi tutturursak sizi Istanbul'dan sectirebiliriz diye tahmin ediyorum.

    Bir de parti hayalim var, esbaskanlari siz, Besim Tibuk ve Sirri Sureyya Onder. Ne dersiniz, hos olmaz mi?

    YanıtlaSil
  18. Sevan abi seçimlerde, toplumun geneline nazaran azınlıkta kalan partizanlar hariç, eti senin kemiği benim mantığıyla oy verilmez. Sıradan insanlar her seçimde o anki konjonktüre göre ve belirli birtakım beklentilerle oy verirler. Bu sizin için de geçerli benim için de. Çevremde pek çok insanın da böyle davrandığına şahidim. Dolayısıyla - bugüne kadarki bütün seçimlerde AKP'ye oy vermiş bir insan olarak - hatırlatmam gerekir ki, AKP'nin son seçimde aldığı % 50 oy Tayyip Erdoğan'a kafasına göre davranması için verilmiş bir açık çek değildir. Eğer kendisine oy verenlerin beklentilerine aykırı sonuçlar üretecek şekilde davranacak/davranmaya devam edecek olursa siyasetin acımasız hükmünden paçasını zaten kurtaramayacaktır (ki, şu an itibariyle kendimi ara alanda hissediyor olsam da neticede geldiğim yer itibariyle muhafazakar-dindar mahalleye mensup olan benim için bu beklentiler sözgelimi bu ülkede uzun yıllar hüküm süren seküler mahalle tahakkümüne son vermesiydi, seküler mahalle sultasını bizim mahallenin sultası ile değiştirmesi/değiştirmeye kalkışarak bir çuval inciri berbat etmesi değildi. 28 Şubat tecrübesinden öğrendiğim bir şey vardıysa o da ötekinin özgürlüğü ve mutluluğunun bizim özgürlük ve huzurumuzun garantisi olduğuydu). Ben yalnızca kendi adıma konuşabilirim ama AKP'ye oy verenler arasında, dindar ya da değil, böyle düşünen başka birçok insanın olduğu kanaatindeyim. Kanaatim o ki, AKP Tayyip Erdoğan'ın şu anda izlemekte olduğu siyasetle devam edecekse, AKP'ye oy vermiş olup da bu siyasetten ekonomik çıkarları zarar görecek olanları da hesaba katarsak, özellikle de karşısına dinlenilmeye değer bir siyasi hareketin çıkması halinde, 2011'de aldığı oyun en az yarısını kaybeder/kaybedeceğine ben eminim

    (bence bunu akılda tutmak, Tayyip Erdoğan'a o kendisine oy vermemiş, muhtemelen hiçbir zaman da oy vermeyecek, hatta çokluk solcusuyla/kemalistiyle Alper Görmüş'ün o üzerinde epeyce kalem oynattığı "Kartaca yıkılmalıdır" tutumunu benimsemiş kesimlerin de Başbakanı olması gerektiğini hatırlatmaktan çok daha anlamlı -- bu kesimlerin Gezi Parkında da ezici çoğunluğu oluşturduklarını [tarihini tam olarak hatırlamıyorum] 9 veya 10 Haziran Pazar günü Gezi Parkına başörtülü kızkardeşimle birlikte bizzat giderek kendi gözlerimle gördüm

    [gezdiğimiz onca çadır içinde Mustafa Kemal resmi ya da O'na atfedilen herhangi bir sözün olmadığı çadır sayısı en fazla iki
    üçtü, en baskın slogan "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganıydı, ilaveten internette izlediğim videolardan birinde polisle konuşan eylemci gençlerden biri, sanki Tayyip'ten önce bu ülke bir özgürlük cennetiymiş gibi "11 yıldır bu adam iktidarda, memleketi mahvetti, yeter artık, gitsin ya" gibisinden birşeyler diyordu vs...],

    YanıtlaSil
  19. 2007 Cumhuriyet mitinglerinden farkı bu kez talepleri itibariyle tümüyle haklı olmamakla birlikte ["tacizsiz ve Tayyipsiz bir gelecek için..." şeklinde adamı şeytanlaştıran bir slogan bile vardı çadırlardan birinde neredeyse dünyadaki tüm kötülüklerden Tayyip'i sorumlu tutan, sanki Tayyip'den evvel kadın hakları hiç ihlal edilmezmiş gibi] haklı yanları olan,

    gri renkli [ayaklanma niteliğini almasında da, evet, Tayyip'in polisleri üstlerine sürmesinin

    - bu arada bir not daha; acımasız polis müdahaleleri bu arkadaşların sandığının aksine bu ülkede AKP'yle başlamadı, 98-99'de ben de az gaz yemedim, ben değil ama az arkadaşım polis/jandarma dayağından suratları tanınmaz hale gelmedi, o günlerde bu gençlerin çoğunun büyükleri başörtüsü yasağından ve ikna odaları teröründen yılıp da başlarını açmak zorunda kalan kızlara kampüs içinde zafer işareti yapıyorlardı, şimdi bakıyorum da neredeyse o mahalledeki herkes başörtüsü yasağına karşı başörtülü kızlarla omuz omuza mücadele ediyormuş ve şimdi hayal kırıklığına uğramışlarmış, peki o günleri yaşamış olan ben NEDEN ne denli yalnız olduğumuzu {sırf bu yüzden hergün küfür yiyen çok az sayıdaki liberal entellektüel ve gazeteci hariç} ve kaç kuşak gencecik insanın, hayatlarının ve kişiliklerinin üzerinde alkol yasağı vs. ile asla kıyaslanamayacak kadar büyük bir tahribat yapmış o rezil yasak yüzünden hayalleri ve gelecek planlarından vazgeçmekle hayalleri uğruna kişiliklerinden taviz vermek anlamına gelen bir fedakarlığa, o aşağılayıcı zafer işaretlerine katlanmak arasında tercih yapmak zorunda kaldıklarını, Baskın Oran gibi aklı başında bir insanın bile başörtülü eğitim hakkını daha 2007 seçim kampanyasında, onu da sanki mesela TC yargısı başörtülü yargıçlar olmaksızın çok adil ve yargıçlık mesleğinin kariyer planları mesleki kriterlere çok bağlıymış, sanki bu ülkede öteden beri bütün mesleki kurumlarda nitelikten ziyade ideolojik, grupsal veya ekonomik çıkarlar belirleyici değilmiş de başörtülü yargıçların olması TC yargısının adaletini ve mesleki kriterlerin yargıçlık mesleğinin kariyer planlarındaki ağırlığını ortadan kaldıracakmışçasına kamu kurumlarına cemaatler hakim olur vs. gibi haklı olmayan gerekçelerle hizmet alan/hizmet veren ayrımı yapmak suretiyle o hakkı da anlamsızlaştırarak (altı yıl korkunç bir çile çekerek tıp eğitimi alabilirsin ama mesleğini icra edemezsin denilince kim tıp okur?), üstelik bu yasağın hizmet alan/hizmet veren ayrımı olmaksızın kalkmasını bu ülkedeki iş görme usulleri üzerine baştan itibaren yeniden düşünme fırsatı olarak görmek dururken, ancak kabul ettiğini hatırlıyorum? -

    belirleyici olduğu], spontane [tamam ilaveten, sandığı tümüyle geçersiz kılmamak kaydıyla, meşruiyetin bir ayağının seçilmekse, diğer ayağının da iktidarın sınırlı ve halkın aktif katılımına imkan veren kullanımı olduğunu hatırlatması dolayısıyla elbette saygıdeğer ve Tayyip'in burnunun biraz sürtülmesi ortak ihtiyacımızı karşılaması dolayısıyla da faydalı bulduğum:)] bir ayaklanma olmasıydı).

    YanıtlaSil
  20. O yüzden özellikle de senin gibi veya Cengiz Çandar, Murat Belge vs. toplumun bütün kompartımanlarıyla iletişim kurabilen insanların öfke ve hayal kırıklığına teslim olup toptancı hükümler vererek

    (inan bana abi en azından ben kendi çevremde hükümetin Gezi parkı ayaklanmasına ve bu ayaklanmada ifadesini bulan, benim de haklı bulup desteklediğim taleplere bilgelikten nasibini almamış yaklaşımını tartışmaktan kaçmıyorum, elimden geldiğince olup bitenlerin bizim mahalle içinde komploculuk tuzağına düşülmeksizin hakkaniyetle değerlendirilmesine, böylelikle toplumun farklı kesimlerinin arasındaki iletişim kanallarının açık tutulmasına kendi çapımda katkıda bulunmaya çalışıyorum, eminimki başkaları da yapıyordur),

    istemeden de olsa siyasetdışı arayışlara meşruiyet kazandırma ihtimali olan bir istikamete yönelmek yerine, şimdi içinde bulunulan şartlarda daha demokratik ve toplumun tüm kesimlerinde karşılık bulabilecek bir siyasetin üretilmesi üzerinde yoğunlaşmaları gerektiği kanaatindeyim.

    Düşüncelerimi haklı ya da haksız bulabileceğin ama en azından gerçek (ve tabii senin değerlendirmeni cevaben yazacağını "desperately" umarak) bütün hissiyatımla birlikte paylaşmak isterken yazıyı biraz çorbaya çevirdim, kusura bakma abi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "AKP Tayyip Erdoğan'ın şu anda izlemekte olduğu siyasetle devam edecekse, özellikle de karşısına dinlenilmeye değer bir siyasi hareketin çıkması halinde, 2011'de aldığı oyun en az yarısını kaybeder" --- Bu cümlede "özellikle" kelimesi fazla. O kelimeyi çıkarınca nasıl kökten değişiyor cümlenin kapsamı, farkettin mi?

      Doğru dürüst bir siyasi liderliğin ortaya çıkması lazım. İnsanların hala neden 70 sene önce ölmüş bir politikacıdan medet umduğunu düşündün mü? Çaresizlikten. BUGÜN inanabilecekleri biri olmadığından. Adamakıllı, açık fikirli, global dünyaya açık, özgürlükçü bir adam (veya kadın) çıkarsa siler süpürür piyasayı diye düşünüyorum.

      Sil
  21. Sevan Nisanyan, sizi yurtdisinda muhendislik egitimi almakta olan bir TC vatandasi olarak tatile geldigim gecen yaz geldigimde tanidim. Ilgimi cekti, yazdiklariniza ve buldugum butun youtube videolariniza eriserek dunya gorusunuzu anlamaya calistim.
    Bircogundan etkilendim ve ne olursa olsun acik fikirlilikle ve elestirel akilcilikla yaklasmaya calistim.
    Ancak Tuncay Ozkan ile katildiginiz Teke Tek programinda (Tuncay Ozkan ve simgeledigi kurumlara karsi oldugumu bildirmek isterim) bilgi sahibi olmadan fikir yuruttugunuz, sirf simgesel olarak karsi ciktiginiz, asker olmasin da kim olursa olsun bakis acisini gordukten sonra sizin de karsisinda oldugunuz DOGMATIK tavrin baska bir turevi oldugunuzu gordum..
    Su anki yaziniz ise o dönem o programda sirf muhalefet olmak icin savundugunz partinin aslinda o donem icerisinde de insan haklarini zedeleyen sosyal hayatimiza burnunu sokan zihniyetin karsisinda durmaktasiniz.
    Celiskili ve Dogmatik bir Durusunuz oldugunu dusunsem de olaylara farkli pencerelerden baktiginiz icin tesekkür ederim. (evet dogmatik kelimesinin anlamini bilerek kullaniyorum)

    YanıtlaSil
  22. 2 sene sonra okuyunca ne kadar başarılı tespitlerin olduğu anlaşılıyor.

    YanıtlaSil