28 Eylül 2013 Cumartesi

Allahu's-samed

Eski zaman tanrıları çeşitli kutsal isimlerle zikredilirdi, bilirsiniz. Mesela Apollon’un isimleri Phoibos, Aiglêtês, Lykios ve Lykoktónos, Smintheus, Pythios, Parnópios, Kynthogenês ve Didymaios’tur. Bir kısmının anlamı bellidir, bir kısmınınki meçhuldür. (Misal: Lykoktónos: kurt-öldüren, Parnópios: afet-salan. Tanrıyı doğru zamanda doğru ismiyle anmak mühimdir. Yoksa çarpar marpar, en azından duana cevap vermez.

Şark tanrıları keza öyle. Mesela, Gaziantep’in Zincirli Höyüğünde bulunan Kral Kilamuwa yazıtındaki şu ibare, MÖ 9. yy’dan, Fenike dilinde:

“Her kim bu yazıta zarar verirse, Gabar’ın tanrısı Ba’al Samad onun kafasını kırsın, Bmh’ın tanrısı Ba’al Haman onun kafasını kırsın...”

Ba’al yahut Be’el Fenikelilerin tanrısı. Diğer Suriye kavimleri arasında da popülermiş. Hatta Tevrat’a inanacak olursak, Yahudi tanrısının zaferinden önce Kenan ülkesinin insanları Ba’ale taparmış.

Samad sad harfiyle yazılıyor, alttan ikinci satırda soldan 9-8-7 pozisyonda net olarak okunuyor. Aynı alfabenin başka versiyonu olan Arami/İbrani alfabesinde צמד , Arap alfabesinde  صَمَد olur.

*
Kuran’ı bilmeseniz bile İhlas suresini herhalde bilirsiniz, ikinci ayetinde Allahu’s-samad اللٰهُ الصَّمَد  diye bir ifade geçer. Samed Allahın 99 isminden biri sayılır, hatta Abdüssamed’den kısaltma Samed diye erkek adı bile var. Lakin Samed’in anlamı belli değildir, çünkü Arapçada – Kuran’ın bu ayeti dışında – böyle bir kelime yoktur.

Tabiatiyle Arapçada böyle bir kelime olmayışı, tefsir ve meal erbabını asla yıldırmamış. Mesela Taberi, sözcüğün yorumunu 29 farklı kaynaktan aktarmış ve toplam altı anlam grubu ayırt etmiş. Kaynaklara göre as-samad, 1) som olan, içinde boşluk olmayan, yemeyen ve içmeyen, 2) kendisinden bir şey açığa çıkmayan, 3) doğmayan ve doğurmayan, 4) egemenliğin zirvesinde olan, 5) baki ve daim olan, 6) nihai hüküm sahibi anlamlarından birine veya birkaçına gelebilir. Taberi bunlardan sonuncusunun en doğrusu olabileceği kanısındadır. (Ayrıntı için bkz. http://www.answering-islam.org/Shamoun/samad.htm)

Türkçe meallerde Diyanet İşleri, Elmalılıdan iktibasla “herşey O'na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir” yorumunu tercih etmiş. Ahmet Tekin, tek başına samed sözcüğünü “Artmayan, eksilmeyen, ayrıştırılmayan, bileşik olmayan, ezeli ve ebedi kavrayan; varlığın hayatını ve mevcudiyetini borçlu olduğu, muhtac olunan, ihtiyacı olmayan, boşluk bırakmayan, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında ortağı bulunmayan, varlık âlemini ayakta tutan, kâinatın aslî düzenini elinde bulunduran, yenilmez, yüce, gerçek ve asıl yaratıcı, koruyucu, hesap soran, âdil, sığınılan, güvenilen bâki kudret” şeklinde çevirmiş. Tanrının kusursuz sözünün, sanırım, zenginleştirilmeye muhtaç olduğunu düşünmüş. (Ahmet Tekin, Kur'an'ı Doğru Anlamanın Altyapısı ve Usulü, Kelam Y.)

“Doğru yorum elbette şudur, ya da budur” diye celallenmenin anlamı yok. Peygamberin sahabesi ve ilk devir takipçileri bir kelimenin anlamı üzerine ihtilafa düşmüşlerse, o kelimenin anlamının muğlak olduğunu, en azından arabiyyül mübîn (Şuara 195) olmadığını kabul etmek zorundayız.

*
İbranice ve Aramicede samad צָמַד  “çift koşma, iki şeyi birbirine eşleme” ve smad צְמַד “iki öküzü bağlayan aygıt, boyunduruk” ve dolayısıyla “koşum” anlamındaymış. (Jastrow 1286). Maamafih bu anlam ne Ba’al hazretlerinin lakabına, ne Kuran’daki kullanıma uymuyor gibi.

Tevratta sözcük üç yerde geçiyor, üçünde de fiilin edilgen halinde (yisâmod) kullanılmış, ve üçünde de – tesadüfe bak – hak yolundan sapan İsrailoğullarının lanetli Baal’e “samad olması” sözkonusu. Bkz. Sayım (Numbers) 25:3 “Böylece Ba’al-Peor’a samad-olundular, Rabb bu yüzden onlara öfkelendi.” Sayım 25:5 “Musa İsrail yargıçlarına ‘Her biriniz kendi adamlarınız arasında Baal-Peor’a samad-olunanları öldürünüz’ dedi.” Mezmur 106:28 keza aynı. Standart çevirilerin çoğu her üç yerde “bağlanmak”, “join themselves” ifadesini kullanmış. Luther Und Israel hängte sich an den Baal-Peor diye çevirmiş. Ama mesela Latince Vulgate “initiatus” deyip ayrı bir yola gitmiş, yani “Baal-Peor ibadetine inisiye edildiler”.

Acep Baal kültüne ilişkin teknik bir tabirdi de Tevrat tefsircileri zorla anlam yüklemeye mi çalıştılar diye insan merak etmiyor değil.  

*
Baal’in diğer adının da El olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Hazret kudretli bir tanrıymış. Yağmur yağdırması ve gökleri gürletmesi bir yana, tanrıça Aştart’ı cinsel kudretiyle de kendine hayran etmeyi bilmiş. Ugarit’te (Suriye’nin Akdeniz sahilinde Ras eş-Şamra) bulunan arşivlerde Baal/El’e nasıl ibadet edileceğine dair hayli ayrıntılı bilgi var. Şöyle bir ilahi de geçiyor, misal:

El’in penisi deniz kadar büyüktür
Andolsun ki El’in penisi tufan gibidir.
(Mark Smith, The Origins of Biblical Monotheism, sf. 84 - http://books.google.com.tr/books?id=n0v0NB5-n3sC)

Sonraki Yahudi geleneğinde El/Eli/Eloh peyderpey organik özelliklerini kaybetmiş, “o da değil, bu da değil” hesabıyla gitgide soyutlaşan bir konsept kazanmış. Ama sanırım kişilik özelliklerini korumuş. Bazı adlarını da korumuş olması makul görünüyor.


42 yorum:

  1. arapçada bu kelime hiç yok demişsiniz de Lane'nin Lexicon'unda bu kelime kullanım örnekleryle beraber geçiyor; v:4 p:1726; "samede ileyhi", "samede ileyhi fil havâic", "samede samdel emr", "tesammede lehu fil asa"..vb arapça örnek cümleler ile veriyor.

    Doğru, El-samedaltmaddesinde dinî kaygılarla verilen anlamlara da yer verilmiş, ve bunların bayağı bir kısmı mesnedsiz. Yani müfessirlerin bazılarının anlam uydurduğu doğru; fakat kelime arapça.

    Arapçadaki manası : "Q-S-d"fiiline benzer verilmiş; to aim, to take care of, to face, to turn face to.. gibi manaları var.

    ibranice ve arapçada verdiğiniz mana da buna uyuyor; boyunduruk diye öküzlerin boyunlarına geçirilen şeye denilir; iki öküzün beraber kalmasını sağlayan aradaki düz şey "ok" tabir edilir; sizin aktardığınız manalarda s-m-d ile boyunduruktan ziyade bu "ok"tan bahsedildiğini düşünürsek;
    - "bir yöne yönelme, kasdetme" ve bundan yola çıkarak -"birbirine bağlama, dayanma" manası semitic dillerde topluca oluşmuş olur.

    Samed ismi de "kendisine dayanılan, başvurulan şey-kişi" olur ki; buradan tefsirlerdeki en yaygın verilen mana olan "herkesin muhtaç olduğu AMA kendisinin kimseye muhtaç olmadığı" ibaresine ulaşılır.

    ama'dan sonrası uydurma, ama dini literatür için makul bir uydurma. Yani manayı bozmaktan ziyade avam için bir tefsir mahiyeti taşıyor.

    bu anlam, yisamod kelimesinin kullanımına da uyuyor. "Baal'e dayanıldığı için, Baal'e başvurdukları-yöneldikleri için Rab gazab etti".. gibi..
    ---

    Nişanyan Bey, size bazen hayret ediyorum; ibranice ve hatt aramiceye bakıyorsunuz da hiç lexicon'a bakmadan olur mu? Ayrıca kuranmeali.com a bi bakılsa karşılaştırmalı meallerde; Ahmet Tekin'in lafı hemen her zaman komik ve saçma olacak derecede uzattığı görülür.. Mealcileri genel olarak tenkid edecekseniz, öyle bir uç örnek üzerinden değil de, ortalama ve genel kabul edilen üzerinden tenkid etmenizi öneriririm.. Elmalılı veya diyanetin meal-tefsirleri genel bir ortalama sayılabilir..

    YanıtlaSil
  2. sonuç nedir? ne olarak alabiliriz ihlas'taki anlamı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevan'ın yazdıkları esas olarak Rosenthal'dandır.


      F. RosENTHAL, "Some minor problems in the Quran", The Joshua Starr memorial volume, New York 1953, 67-84.

      Sonraki basım:

      What the Koran Really Says: Language, Text, & Commentary, "Some Minor Problems in the Qur'an", edited with translation by Ibn Warraq [Prometheus Books, October, 2002, Hardcover; ISBN: 157392945X]

      Evvelce işaret edilen:

      Christos Simelidis "The Byzantine Understanding of the Qur'anic Term al-Samad and the Greek Translation of the Qur'an" Speculum 86 2011 s. 887-913

      http://www.academia.edu/1135766/The_Byzantine_Understanding_of_the_Qur_anic_Term_al-_amad_and_the_Greek_Translation_of_the_Qur_an_Speculum_86_2011_887-913

      MS 9uncu yy. "som" anlayışı üzerinedir.

      En teferruatlı çalışma:

      RUBIN, URI, "Al-Samad" and the high God. An interpretation of sura CXII , Der Islam, 61 (1984)
      p. 197-217

      Kütüphane abonmanı ile Internet'ten bulunabilir.


      <<

      ... In view of this evidence, there is only one interpretation which appears as plausible, namely, the one which takes the Quranic al-ṣamad in the sense of al-maṣmūd. 26) Al-Zamakhsharī
      explains that ṣamad is fa`alun bi-ma`nā maf`ūl.in, denoting a sayyid towards whom one turns (maṣmūd) in exigencies ḥawā'ij) In similar interpretations. "al-ṣamad" is explained as alladhī yuṣmadu ilayhi fi l-ḥājāt, 28) or as al-maqṣūd. 29)

      These interpretations are based upon the assumption that the Quranic al-ṣamad has its origin in a pre-Islamic terminology referring to the position of the Arab sayyid among his fellow tribesmen. The fact that the sayyid was called al-ṣamad" is well-attested by several early verses adduced by
      Muslim commentators, and it seems that there is no cause for doubting the explanation that "ṣamad", when referring to the sayyid, has the sense of maṣmūd 30

      ...

      The original meaning of "al-ṣamad", being the High God towards whom the worshippers turn in devotion in cases of emergency, could not survive for long. After all, this term was a pre-Islamic, polytheistic attribute reflecting the relatively elevated position of the sayyid among his fellow
      tribesmen. Since the 2nd century A. H., Muslim theologians could no longer tolerate such an interpretaiton of a Quranic attribute of Allāh.

      >>



      Rosenthal'ın tenkidi ve Rubin'e destek için Walid Saleh:

      Walid Saleh "The Etymological Fallacy and Quranic Studies: Muhammad, Paradise, and Late Antiquity" in "The Quran in Context - Historical and Literary Investigations into the Quranic Milieu" Angelika Neuwirth Nicolai Sinai, Michael Marx eds. BRILL LEIDEN. BOSTON 2010 p. 649 - 698

      http://www.safarmer.com/Indo-Eurasian/Walid_Saleh.pdf

      Sil
    2. ah yusuf bey,

      birazda benim seviyeme inseniz. dilerim çok alçak inemem demezsiniz:)

      arapça bilmem, ingilizce bilmem, türkçeyi bildiğim ise tartışılır:)

      kuran apaçık anlaşılır bir arapça mı? ben bu soru etrafında düşünmeye çalışıyorum. samed kelimesi dönemin arapçası açısından apaçık anlaşılır bir kelime mi?

      kuranda bu ayetin dışında arapçada böyle bir kelime var mı yok mu? dönemin arapları açısından kullanılan bilinen bir kelime mi?

      bunun haricinde el-ba'al tartışmasını sizler uzun uzadıya yapın. anlamasam bile anlamış gibi kafa sallayarak dinlerim:)

      ama şuara 195 ve birçok ayette kuran ve arapça üzerinden bir argüman geliştirmiştir islam. kendisini doğrulatmak ve kaynağının ilahi olduğuna dair.

      tartışmanın ana noktası bu.

      bu noktada varsa bir hatam ve yanlışım lütfen düzeltiniz.

      Sil
    3. > ah yusuf bey,

      > birazda benim seviyeme inseniz. dilerim çok alçak inemem demezsiniz:)

      > arapça bilmem, ingilizce bilmem, türkçeyi bildiğim ise tartışılır:)


      Amerika'da bunun için böyle derler:

      "Houston, we have a problem!" Yani (bu halde uzayda) "Hapı yuttuk!"

      Hiç Arapça bilmezseniz, Batıdaki (ama her zaman Batılılar tarafından değil) objektif kaynaklardan istifade edemezseniz, nasıl kendinize göre müstakil bir değerlendirme yapacaksınız? Fasih (Klasik ve Modern Standart) Arapça son derecede kaideli bir dil, biraz asgari Arapça öğrenmek zor değil, İngilizce ise her şey için lazım. Bu mevzuda Türkçe kaynaklar ekseriya laiklik - İslamcılık polemiği üzerine yazılmış. Yanlış demiyorum ama veriler ve argümanlar seçmeli oluyor. Gene en iyi Türkçe kaynak bence MEB İslam Ansiklopedisi (Enc. of Islam I Türkler için genişleştirilmiş tercümesi).

      > kuran apaçık anlaşılır bir arapça mı? ben bu soru etrafında düşünmeye çalışıyorum. samed kelimesi

      Zamanında muhtmelen anlaşılmıştı zira 200 sene tefsirsiz bir imparatorluğun ideolojik kaynağı olup yüzbinlerce kişiyi heyecanlaştırmıştı. Ama zaman ve mekan değiştikçe güçlükler çıkmış.

      > dönemin arapçası açısından apaçık anlaşılır bir kelime mi?

      > kuranda bu ayetin dışında arapçada böyle bir kelime var mı yok mu? dönemin arapları açısından

      Var. Referans verdiğim makalelerde misaller var. Elimizde orijinal metinler yok, zira İslam'dan evvel elimize geçen Arapça kayda değer metin yok, ama ağızdan ağıza muhafaza edilmiş edebiyat var.

      > kullanılan bilinen bir kelime mi?

      Walid Saleh'in dediği gibi:

      <<

      A remarkable example of the lack of historical perspective in the literature that had analyzed aṣ-ṣamad is that none of the scholars who had worked on this verse mentions that it is the earliest attested Quranic chapter we have. Surah 112, which includes the word aṣ-ṣamad, was stamped on the first Arabized gold and silver coins of `Abd al-Malik (minted ca. 696 CE onwards).18 Thus it would stand to reason that such a prominently figured surah would have been intelligible to the early Arab population who were the targeted audience of the propaganda on imperial coins.

      >>

      Yani aṣ-ṣamad anlaşılmaz olsaydı, Halife `Abdülmelik darp ettiği sikkelerde kullanırmıydı?

      > bunun haricinde el-ba'al tartışmasını sizler uzun uzadıya yapın. anlamasam bile anlamış gibi kafa

      O tartışma bitti.

      > sallayarak dinlerim:)

      > ama şuara 195 ve birçok ayette kuran ve arapça üzerinden bir argüman geliştirmiştir islam.

      Orada söylenilen, "Bu Tevrat ve İncil gibi anlamadığınız dilde değil, itaat etmemeğe mazaret yok." Diğer yerlerde ise "Muhammed Arapçadan başka bir dil bilmiyor, Tevrat'ı ve İncil'i nasıl bilebilir." Tabii bu sonuncusu saçma.

      > kendisini doğrulatmak ve kaynağının ilahi olduğuna dair.

      > tartışmanın ana noktası bu.

      > bu noktada varsa bir hatam ve yanlışım lütfen düzeltiniz.


      Bu nokta üzerindeki tartışmaları kısır buluyorum. Allah zaten insan beyninin yarattığı irrasyonel bir mefhum. O irrasyonel mefhuma bağlı insanlar isterlerse bir kulp bulurlar, istemzlerse bulmazlar. Yani sanki Kur'an "anlaşılır" olsa dahi onu ilahî mi yapacak? Ben deliller nereye götürecekse dilbilimine ve tarihe meraklıyım. Gerisi polemik.

      Sil
    4. ben bu cevaba allah! derim:)

      özellikle hapı yuttuk kısmı güzeldi. yedim sindirmeye çalışıyorum:)

      halife abdülmelik'in sikkeleri örneği aslında tartışmayı bitirir. ama buralarda bir yerlerde okumuştum ya da dinlemiştim (tabi ki araştırmadım çünkü normal aklı başında bir anadolu evladıyım. araştırdıkça her yandan sorun çıkıyor...) ilk dönem sikkelerde haç işareti vardır şeklinde bir beyan vardı.

      işte buralarda kafam karışıyor. ilk dönem islam paralarında haç var mı? paradalarda samed kelimesinin çıkması belki bağlantısız. iki durum arasında bir illiyet kuramayız ama bana ilginç geldi.

      bir de benim bildiğim bir paradaki bir kelime bunca anlamı açısından tartışılmaz. para bu... inanmayanını anında çarpan bişey:) 200 sene sonra zaman ve mekan değiştiği için güçlükler çıkması mantıklı ama işin içine para girdiği için tatminkar bir açıklama değil.

      200 sene bahsine gelince; yanlış hatırlamıyorsam sevan islamın ilk 200 senesinde tam anlamı ile oluşturulduğunu iddia eder. bu iddiasında (belki de) kuran metnide var. siz ise zannedersem bu cevabınızla metnin hiç değişmediği kanaatindesiniz. dilerim yanlış anlamamış ve hissetmemişimdir.

      bir de her nedense dönüp dolaşıp 200 sene aralığına tosluyoruz bu tartışmalarda. çok sık olmaya başladı (?)

      şuara 195 üzerine olan cevabınız beni tatmin etti. allah sizden razı olsun. ama allah aşkına, allah neden grameri tam oturmamış, yazı dili kuralları net olmayan bir dilde vahiy gönderir ki... insanın hafızasına, imanına, sadakatine niye güvenmiş ki... ki bu kullar daha 30 40 sene olmadan iç savaşa kalkışmışlar!

      bu aciz kul rabbinin işlerine şaşırıp kalıyor:)

      Sil
    5. Hiç olmazsa mahlas kullanılsa, kime hitap ediyorum belli değil.


      > araştırdıkça her yandan sorun çıkıyor...) ilk dönem sikkelerde haç işareti vardır şeklinde bir

      Olabilir.

      Araplar Eski Bizans (Rum) topraklarında Bizans sikkelerini, Eski Sasani topraklarında Sasani sikkelerini ufak bir Arapça veya İslami ibare ilave ederek devam ettirmişlerdir.

      Enc. of Islam II "Sikka"

      <<

      Because the Arabs had no coinage of their own, and the populations of the lands they conquered belonged to two empires with very different monetary systems, they took the pragmatic step of adopting both systems to avoid disrupting the local economy and antagonising their new subjects.

      >>

      Bu Arap - Sasani dirhemlerinde ateş mabedi var:

      http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Coins/drachm30.html

      http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Coins/drachm2.html

      Belki de eski Bizans topraklarında haç işareti vardı. Bakarım.


      > beyan



      bir de benim bildiğim bir paradaki bir kelime bunca anlamı açısından tartışılmaz. para bu... inanmayanını anında çarpan bişey:) 200 sene sonra zaman ve mekan değiştiği için güçlükler çıkması mantıklı ama işin içine para girdiği için tatminkar bir açıklama değil.

      > 200 sene bahsine gelince; yanlış hatırlamıyorsam sevan islamın ilk 200 senesinde tam anlamı ile
      > oluşturulduğunu iddia eder. bu iddiasında (belki de) kuran metnide var. siz ise zannedersem bu
      > cevabınızla metnin hiç değişmediği kanaatindesiniz. dilerim yanlış anlamamış ve hissetmemişimdir.


      "Hiç değişmedi" hiçbir zaman demem. Ama ilk devir İslam için Robert Hoyland "Seeing Islam as Others Saw It" ve François de Blois "Islam in its Arabian Context"

      http://orientalistics.com/news.php?item.26.1

      (sonra bir kitapta neşredilmiştir).

      Metne gelince gelişmeler malum: Noktalama, harekeler, elifler, hemze, kıraatler vs. . Buna Sahabe mushafların zannedildiğinden danha uzun süre tedavülde olması ilave edileblir. Ama onlar bile radikal bir fark ihtiva etmiyor. İslam'ın esası basit: Tevhid ve Muhammed'in peygamberliği, o sıfır noktasından beri değişmiyor. Radikal revizyonist İslam tarihçileri Hıristiyanlık tarihine benzeteyim derken bir zorlama yapıyorlar.

      Ben bu bloga yeniyim. Sevan'ı Yale'den tanırım ama yazılarının teferruatıyla aşina değilim. Onun İslam hakkında yaptığını duyduğum sosyo-ekonomik tahlileriyle herhalde mutabıkımdır. Ama benim için eski tarih bir siyasi polemik vasıtası değildir. Burası merak ve eğlence içindir. Laiklik için mücadelemi siyasi alanda yaparım. Bir de laiklik ile anti-Arap şovenizmin karıştırılmaması için yazarım.


      bir de her nedense dönüp dolaşıp 200 sene aralığına tosluyoruz bu tartışmalarda. çok sık olmaya başladı (?)

      > hafızasına, imanına, sadakatine niye güvenmiş ki... ki bu kullar daha 30 40 sene olmadan iç savaşa > kalkışmışlar!

      Ama Hz. Osman mushafında birleşmşişlerdir. Hz. Osman gibi o kadar da fazla sevilmeyen bir halife olsa dahi. İç savaş siyasi, sosyo-ekonomik sebeplerdendir.

      Allah ne yapar ne yapmaz sizin bileciğiniz iş, benim değil.

      bu aciz kul rabbinin işlerine şaşırıp kalıyor:)

      Sil
    6. yusuf bey kızmayın,

      bilgili değerli bir insan olduğunuz besbelli. inanın ben bu tartışmada aslında bir ümmi konumundayım. zaten farkındasınızdır.

      yalnız benim için bu tartışmalar merak ve eğlence konusu değil maalesef. maalesef diyorum çünkü yaşadığım coğrafya ve zaman bu hususlarda fena halde politik. inanın bunu ben tercih etmedim. bu yüzden ayrıca adsız olmamıza kızmayın. birgün elbet adımızda olur... olacakta!

      sizinle bu kanaldan mesajlaşırken ben çok istifade ettim.

      şimdi bu blog üzerinden arada mustafa islamoğlu'nun mealinden örnekler/cevaplar verilir. bu insan için türkiyede bir cemaatin kanaat önderi diyebiliriz sanırım. kendilerini nasıl tanımlarlar bilemiyorum. dilerim yanlışım olmamıştır. bu tartışmada da m.islamoğlu'ndan örnek verildi. kaaria nickli arkadaş verdi.

      m.islamoğlu'nun beyanına göre samed kelimesi, değeri sabit olduğu için altın ve anlamına gelen samit kelimesi ile akraba olduğu belirtiliyor.

      siz yanlış anlamadıysam velid salih'e atfen kelimenin sikkeler üzerinde basılı olduğunu belirttiniz.

      benim bu konuda dil bilmez olduğum için kafam karıştı. samit (samid mi demek istediler?) ile samed ve sikkeler bağlantılı geldi bana. m. islamoğlu'nun samed kelimesi etrafındaki yorumu hakkında ne diyebilirsiniz?

      konu dışı olarak;

      sikkeler üzerindeki simgelerden bahsederken bir anda ilk islam devletinin ekonomik sistemi hakkında araştırma yapmam gerekti. inanın insanın gözü açılıyor:)

      konuya dönersek;

      osman mushafının aslı yok. peygamberin hırkası var, sakalının teli var ama ilk dönem mslümanları kuranın ilk orjinallerini yakmayı tercih etmiş. ebubekir mushafının yakılması için hafsanın ölümü beklenir, osman mushafları harekeleri noktalamaları belirler ama orjinaller yakılır kaybolur yiter. insanı rahatsız ediyor. ve maalesef bu rahatsızlığı ifade etmek dahi bizi politik bir tartışmanın en ucuna atıveriyor.

      Sil
    7. > Mustafa İslamoğlu gerekçeli mealinden alıntı yapıyorum bu konuyla alakalı:


      "her şey kendisine muhtaç olup kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan"; hem

      Uri Ruben'in tesbiti bu.

      <<

      Kelimenin türetildiği samd'ın kök anlamı "güç(el-kuvve) ve cazibe kaynağı/merkezi(el-cem)"dir. Tabiatın çetin şartlarına direnen yekpare ve som kayaya samed denir. Yani zamana direnen,daim ve baki olandır. İştikak-ı ekber açısından kelimenin asli harflerinin sad ve mim olduğu,"boğaz deliği kapali olup yememek" anlamındaki savm, "ağzı kapalı olup susmak" anlamındaki summ ve "kulak deliği kapalı olmak" anlamındaki samt ve çenesiyle değil değeriyle konuştuğu ve değeri sabit olduğu için "altın ve gümüş" anlamına grlen sâmit ile akrabadır."

      >>

      "Tabiatın çetin şartlarına direnen yekpare ve som kayaya samed denir"

      Bir Bizans kaynağında akatarılan mana bu.

      <<

      m.islamoğlu'nun beyanına göre samed kelimesi, değeri sabit olduğu için altın ve anlamına gelen samit kelimesi ile akraba olduğu belirtiliyor.

      siz yanlış anlamadıysam velid salih'e atfen kelimenin sikkeler üzerinde basılı olduğunu belirttiniz.

      benim bu konuda dil bilmez olduğum için kafam karıştı. samit (samid mi demek istediler?) ile samed ve sikkeler bağlantılı geldi bana. m. islamoğlu'nun samed kelimesi etrafındaki yorumu hakkında ne diyebilirsiniz?

      >>

      samid denmek istenmiyor, oradaki ̣ ̣̣̣Sāmit (S sad harfi). "İştikak-ı ekber" dediği kök transformasyonu, ibdâl, sanıldığı aslında Proto-Sami'nin diğer Afrika-Asya dil gruplarıyla birleştiği devre aittir, bazılarının "Pre-Proto-Semitic" dediğidir. İki konsonlu kelimelerin (köklerlerin) eklerle üç konsonlu kelimelere (köklere) dönüştüğü mechul devre aittir. Ayrıca kök mefhumuna dair bir not: esas kelimedir. Kök br abstraksyondur, bir soyutlamadır. Mesela bir Arap çocuğu evvela k-l-b "köpeklilik" öğrenmez, herkes gibi evvela kalb (kelb, köpek) öğrenir, sonra iştikak kaidelerini farkeder, mesela kilāb "köpekler". Ancak ta sonra k-l-b "köpeklik" bir dilbilgisi abstraksiyonu olarak gelir.

      Buradaki problem eklerin nasıl işlediğinin bilinmemesidir. Christopher Ehret Arapça, Eski Mısırca ve Çad dilleri son ikisi Sami değil, ama akraba, Sami diller gibi Afrika-Asya ailesinin diğer kollarından) için çalışmalar yapmıştır:

      “The Origins of Third Consonants in Semitic Roots: An Internal Reconstruction (Applied to Arabic),” Journal of Afroasiatic Languages 3 (1989).

      Pre-Proto-Semitic Roots (Additional to those presented in Ehret 1989) in "Reconstructing Proto-Afroasiatic: Vowels, Tone, Consonants, and Vocabulary" (U.C. Press, 1995)",

      “Third Consonants in Chadic Verbal Roots.” In M. Lionel Bender, Gabor Takacz, and David Appleyard (ed.), Selected Comparative-Historical Afrasian Linguistic Studies: In Memory of Igor Diakonoff, pp, 61-69. LINCOM Studies in Afro-Asiatic Linguistics 14. München, LINCOM Europa, 2003.

      “The Third Consonants in Ancient Egyptian.” In Gabor Takacz (ed.), Egyptian and Semito-Hamitic (Afro-Asiatic) Studies in Memoriam W. Vycichl, pp. 33-54. Studies in Semitic Languages and Linguistics, Vol. XXXIX. Leiden, Boston: Brill, 2003.

      Maalesef şu anda elimde Ehret 1989 yok.

      Neticede bu metot MS 1. binyil ortası bir kelimenin manasını tesbit etmek için elverişli bir metot değil, zaten manayı etimoloji değil, kullanılış tayin eder. Yoksa Çocuk Esirgeme Kurumu = domuz yavrularını korumak için çiftlik! İyi metot, Sevan'ın Seminer'de hafif alayla bahsettiği falanca böyle söyledi, filanca şöyle yazdı. Arap filologları da, Oxford English Dictionary de, Tarama Sözlüğü de, Uri Ruben'in Samed üzerine makalesi de bu metodu tatbik ediyor.

      ̣̣̣Sāmit ̣̣̣ kelimesinin Samad ile ancak çok uzaktan, son dereceden dolaylı ilgisi var. Sikkelerde Samad olmasıyla en ufak ilgisi yok.

      Sil
  3. Bu tip calismalarinizi ilgiyle takip ediyorum. Aslanli yol kitabinizi okumadim, ama sanirim o bir otobiyografi. Daha yazmadiysaniz dilin evrimi ve toplumlarin sekillenmesi ile ilgili bu ve benzeri yazilarinizi derlediginiz bir kitabinizi okumayi cok isterdim. Korkunc vizyon katiyor. Bir de tanrica "Kibele" ile Kaabe arasinda bir iliski oldugunu duydum. Boyle bir sey varsa ona da bir yazinizda deginirseniz bizleri aydinlatmis olursunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kibele ile Kabe arasında bir ilişki olduğunu ben de Halikarnas Balıkçısı'nın kitaplarında okumuştum. Buna göre, Kibele ile Kıble arasında ilişki var. Bir de Kibele ana tanrıça kültü, bu külte girip rahip olmak isteyen erkeklerin kendi kendilerini hadım etmeleri gerekiyormuş, sünnet ritüelinin kökeninin bu olduğu düşünülüyormuş. Ayrıca Kabe'deki kutsal kabul edilen taş da rahim biçimindeymiş, bu da ana tanrıça kültünün bir başka kanıtıymış. Halikarnas Balıkçısı Heba'nın Adamos'la evlendirilerek Adem Havva mitinin ortaya çıkışını da çok güzel anlatıyor. Tavsiye ederim.

      Sil
    2. Cybele (Kübele) Frigya dilnde "dağ" demekmiş. Kıble ise insanın önünde bulunduğu, Ka`be ise geomotrik küp, Hacer-i Esved'in bulunduğu yapıyı tasvir eder. Bir Anadolu ilahesinin Arabistan'da işi ne? Yahu, Halikarnas Balıkçısı iyi bir yazar olabilir, ama bunları daha emin yerlerde arasanız daha iyi değil mi? Gene de ne yazmış merak ettim.

      Sil
    3. Adem 'AdAm İbranice "(erkek) insan", bk. Türkçe "adam". Zaten Tevrat'ta özel isim olup olmadığı bile muğlak. "Kırmızı, toprak rengi" kökünden. Havva İbranice ḥawwA İbranice (ve Arapça) "hayat" kökünden. Tekvin 6:30 "The man called his wife's name Eve, because she was the mother of all living."

      Sil
  4. Ama, yazınızdan net bir şekilde anlaşılmıyor mu? Samad, çift koşmak, yani bir öküz gibi kendini Ba'al'e bağlamak, anlamına geliyor olmalı, yani o ne diyorsa onu yapmak, o nereye gidiyorsa oraya gitmek... Birine inanmanın, bağlanmanın, bir şeyhe ya da tarikate girmenin daha güzel tarifi olabilir mi?

    YanıtlaSil
  5. sevan,

    kurandaki arapça dışındaki kelimelerden yola çıkıyorsun ve yorumlarda bulunuyorsun. ama asıl tartışmanın sanki etrafından yol alıp çok önemli bir konuda çembere alma şeklinde bir taktiğin var gibi... muhtemelen ortalama dini bütünler anlamadı.

    kurandaki arapça dışındaki kelimelerin tespiti ve bu kelimelerin kökenleri manaları üzerine bir eser çıkartırsan bence müthiş olur. malum kuran kendisi için apaçık bir arapça diyor ve hatta kuranda başka birisinden öğrenilmediğinin ispatı açısından arapça yine delil olarak gösteriliyor.

    sense arapça dışı kelimeler ve bunların anlam kargaşası üzerine yorum yapıyorsun... kurandaki iddianın (ki bu kuran mücizesi diye takdim edilen durumlardan birisi) aksini basbaya gösteriyorsun.

    samed kelimesine gelince; sen neredeyse kuranda (ve yorumlarda) bu kelimeye verilen anlamın tam aksi manaya gelecek bir kökene işaret ediyorsun (iki şeyi birbirine eşleme açısından diyorum. eşleme bana şirk çağrıştırması yaptı ama cümle içinde kullanım göstermemişsin, yanılmış olabilirim).

    bir vahiyde bir kelime kökenleri itibariyle tam aksi manada ya da eski bir putun/tanrının (ki tevratın tanrısının karşıtı bir tanrı) isminden gelen bir kelimeyse eğer normalde ortalığın karışması lazım gelir.

    iyi çalışmalar sana, yeni kelimeleri bekliyoruz:)

    YanıtlaSil
  6. Kuran'da sık sık geçen Ad ve Semud kavimlerinden Semud ile Samed arasında bir bağlantı var mıdır acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, bizde semud diye geçen şey üç noktalı ث harfiyle thamûd'dur. Sad ص ile yazılan samad ile alakası yok.

      Sil
  7. Mustafa İslamoğlu gerekçeli mealinden alıntı yapıyorum bu konuyla alakalı:

    "Samed,Allah'ın mutlak mükemmelliğini ifade eden bir sıfattır. Hiçbir dile birkaç kelimeyle çevrilemez.Hem "her şey kendisine muhtaç olup kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan"; hem "ilk sebep ve son gaye" veya "öncesiz ilk sonrasız son"; hem "eksilmeyen ve artmayan"; hem "evrenin eşsiz sahibi" manalarına gelir.

    Kelimenin türetildiği samd'ın kök anlamı "güç(el-kuvve) ve cazibe kaynağı/merkezi(el-cem)"dir. Tabiatın çetin şartlarına direnen yekpare ve som kayaya samed denir. Yani zamana direnen,daim ve baki olandır. İştikak-ı ekber açısından kelimenin asli harflerinin sad ve mim olduğu,"boğaz deliği kapali olup yememek" anlamındaki savm, "ağzı kapalı olup susmak" anlamındaki summ ve "kulak deliği kapalı olmak" anlamındaki samt ve çenesiyle değil değeriyle konuştuğu ve değeri sabit olduğu için "altın ve gümüş" anlamına grlen sâmit ile akrabadır."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vardır şairliği m. islamoğlu'nun, ne güzel anlatmış:)

      ama işte sevanın dediği sakatlık burada da ortaya çıkıyor. sevanın amacı ne? şuara 195 diye işaret etmiş amacını. burada sevanın altta yatan amacına yönelik olarak cevap vermeniz gerekir.

      ve bu cevap şu içerikte olmalıdır: samed kelimesinin vahiy döneminde arapçada cümle içinde kullanıldığı diğer örnekleri sunmalısınız.

      anlamı çok derin tek kelime ile açıklanamaz diyorsunuz ya, adam gülüyordur. akraba kelimeler şunlar şunlar demek yerine o kelimenin cümle içinde kullanımını bulup söyleseniz ya.

      Sil
  8. Sevan hocam bu özel bir mesaj haberin olsun okudum hoşuma gitti,bilmem haberin varmı.Ahmet hakan gibi pıro içen şehirli elitis özentisi yozgat köylüsüne iyi bir kapak vermiş .Sevan Nişanyan ve ifade özgürlüğü
    http://www.haberx.com/sevan_nisanyan_ve_ifade_ozgurlugu(19,w,13541,988).aspx

    YanıtlaSil
  9. Yukarıda Samed'in herhangi bir anlamı olmadığını iddia etmişsiniz. Peki Peygamberlerin sıfatlarından biri olan "İsmed" ile "Samed" arasında da mı herhangi bir kontak yok?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 'ismed'in 'koruma, sakınma, esirgeme' anlamında bir kökten türediğini düşünürsek, ihlas suresinde 'korunmuş' veya uç bir yorumla 'koruyucu' bir allah'tan bahsedilmesi, yine de anlamsız oluyor: allah'ın birliği ve doğmayıp doğurmaması gibi konuların arasında, onun niçin böyle bir özelliğine değinilsin? bağlama uygun olmalı 'samed'in anlamı.

      Sil
  10. ilahi alıntısındaki 'andolsun' kısmı aklıma getirdi: kuran'daki yeminlerin olayı nedir? kökleri süryanice'ye uzanıyor mu? (zira incir ve zeytine de yemin edildiğine göre, arabistan'da değil suriye'de üretilmiş olmalı yeminli sureler) yemin etmekten maksat nedir? yemin edenin allah olduğu ne malum? (fatiha suresinin allah'tan insanlara yönelik bir söylem değil, allah'a yönelik bir dua olduğunu hatırlayalım.) dahası, ortada 'yemin' var mı? yani o vav'ların ne olduğundan nasıl eminiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte onu ben de çok merak ediyorum. Yemin kipi falan vardır belki de Arapça'da.

      Sil
    2. Kur'an'daki "yeminli sureler" wa- + üzerine yemin edilecek + iyelik (jenitif) hali (yani -i) ile başlar. Bu bağlaç wa- (ve) değil (bağlaç wa ismin halini etkilemez), Arapça bi- (enstrümantatif "ile"ye tekabül eder, İngilizce "by"), zarf wa-. Mesela wa-llāhi, bi-llāhi "Vallahi, billahi", "Allah adına yemine ederim." (bkz. Wright cilt i s. 279). Süryanice (veya Yahudi Aramicesi) kelimeli Tur suresi (52inci). Buradaki mevzu-ı bahis Ṭūr "dağ" Tur-ı Sina, yani Tevrat'tan alınmış, onun için Şark Hıristiyanların ve Yahudilerin dili olan bir Arami lehçeden bir kelime bulmak sürpriz değil. Kur'an'da bir de Hıristiyanlıkla alakadar Habeş dilinden (Ge'ez) de kelimeler var, bu da sürpriz değil. İlginç olan Ahd-i Atik'in ilk 5 kitabından ("Torah", Tevrat) sonraki peybagamber isimlerde Yunancanın tesirinin bulunması: İlyas, Yunus (bkz.Fançois de Blois "Islam in its Arabian Context", http://orientalistics.com/news.php?item.26.1 dipnot 18 veya aynı makale bu kitapta: "The Quran in Context" s. 612-624 dipnot 16). İncir ve zeytine gelince, Bilad-ı Şam'dan ("Greater Syria, The Levant") Hicaz'a ve Yemen'e bunlar ihrac ediliyordu (Enc. of Islam II "Zaytun"), Hz. Muhammad'in kendisinin de böyle kervanlara iştirak ettiği iddia edilir. Artık sarkaç Wansbrough'dan tekrar uzaklaşıyor, Christoph Luxenberg ise bir "crackpot", öyle onun dediği Arapça - Süryanice çoban salatası ilmi değil. Ben bildim bileli ateistim, bunlar benim için akademik meseleler. "ilahi alıntısındaki 'andolsun' kısmı aklıma getirdi"dan ne kastediliyor anlamadım, 'ilāhi/ī "Benim ilahım, yani Allahım" demek, zira *allāhi/ī gramere aykırı zira allāh etimolojik olarak al-'ilāh ve kelime iyelik eki alınca harf-i tarifin düşmesi lazım. yallāh! da gramere aykırı, zira yā nida edatından sonra da harf-i tarifin düşmesi lazım, ama o artık bir galat-ı meşhur ve en eski yazılarda bulunmaz, yerine allāhumma vardır.

      Sil
    3. cevap için teşekkürler.

      "ilahi alıntısındaki 'andolsun' kısmı aklıma getirdi" derken, nişanyan'ın yazısında alıntıladığı, el'e ilişkin ugaritçe ilahideki 'andolsun'u kastetmiştim. kaynak gösterilen metinde de 'andolsun' anlamını "w"nin verdiği görülüyor:

      'ark yd 'il kym (el’in penisi deniz kadar büyüktür)
      wyd 'il kmdb (andolsun ki el’in penisi tufan gibidir)

      köklerinin süryanice'ye uzanıp uzanmadığını merak ettiğim şey, bu 'yemin' olgusuydu. süryanice'de "w" ile yemin etme var mı? görülüyor ki, ugaritçe'de varmış. arapça'ya ve kuran metnine bu yeminler nereden, hangi dilden geldi? yeminli surelerin/ilahilerin orijinal dili neydi?

      "incir ve zeytin mekke'ye uğruyordu" türünden açıklamaları hep yetersiz bulmuşumdur. kutsal bir metinde bahsi ediliyorsa bunların, muhakkak bir anlamı olması gerekir. incirden (incir yaprağıyla örtünme hadisesi dolayısıyla) adem'in, zeytinden (zeytindağı dolayısıyla) isa'nın kastedildiğini düşünenler var, örneğin.

      bu durumda, inciri ve zeytini yetiştirmeyen, ihraç eden bir bölgede yaşayıp, sıfırdan yazdığı bir metinde adem ve isa'yı simgeleştirerek anmak isteyen bir kimse niçin bu bitkilerden bahsetsin? bu metnin mekke'de üretilmiş olmasındansa, levant'tan gelme bir ilahi veya öyle bir ilahiden esinlenilerek/bozularak meydana getirilmiş olması daha muhtemel gibi geliyor bana.

      eğer hem simgeler (incir ve zeytin) hem anlatım tarzı (yemin vav'ları) kuran'dan eski ve levant'ta üretilmiş metinlerde görülebiliyorsa, bu inanç ögelerinin ve üslubun güneye inip muhammed tarafından birleştirildiğini düşünmek yerine zaten levant'ta birleşmiş, metinleşmiş halde bulunduğunu ve kuran derlemesine öyle eklendiğini düşünmek daha mantıklı değil mi?

      tüm bunlar bir yana, bir şeylere 'yemin' etmek niye? ugaritçe metindeki yemin gayet mantıklıydı, zira bir önermeye ilişkindi. ama incir, zeytin gibi şeyler birer iddia, önerme değil ki. yoksa bu 'yemin'ler aslında yemin dışında bir şeyler de, yanlışlıkla arapça'daki yemin vav'ı ile karıştırılarak yemin mi zannedilmiş?

      kuran'daki bu vav'ları nasıl çevirmek/anlamak doğru olur? başka dillerden bu noktayı aydınlatacak neler bulabiliriz?

      Sil
    4. > "ilahi alıntısındaki 'andolsun' kısmı aklıma getirdi" derken, nişanyan'ın yazısında alıntıladığı, > el'e ilişkin ugaritçe ilahideki 'andolsun'u kastetmiştim. kaynak gösterilen metinde de 'andolsun' > anlamını "w"nin verdiği görülüyor:



      Kitabın kendisine baktım:




      El's penis extends like the sea 'ark yd 'il kym
      Indeed, El's penis, like the flood. wyd 'il kmdb

      Burada yemin yok, sadece Sevan öyle tercüme etmiş.

      w- iki cümleyi birleştirip ikincisi birincisini te'yid ediyor, pekiştiriyor. bu halde wa- bağlacının kullanılması Batı sami dillerinde pek normal. Arapçada, Ku'ran'da, Ahd-i Atik İbranicesinde (Biblical Hebrew) çok var. Brown, Driver & Briggs s. 253 sutun 2.

      Arapça yemin waw'ı zarf vazifesinde O yüzden isim jenitif halinde, bi- ile aynı manada, fiil 'aymunu - Yemin ederim (bi- üzerine) ihmal ediliyor. bi

      ilave: yd aynı zamanda el (hand) demek (Arapça yad) kitabın yazarı Ugaritçede Umumi Sami *wdd (sevgi, şehvet Arapça widd, Kuzey Batı Sami dillerinde w- > y- böylece zeker / penis) ile karışıyor ve kelime oyunu yapılıyor.

      > köklerinin süryanice'ye uzanıp uzanmadığını merak ettiğim şey, bu 'yemin' olgusuydu. süryanice'de > "w" ile yemin etme var mı? görülüyor ki, ugaritçe'de varmış. arapça'ya ve kuran metnine bu

      Bildiğim kadarıyla Süryanice'de yok. Ugaritçe'de ise hiç olmazsa yukardaki numunede yok.

      > yeminler nereden, hangi dilden geldi? yeminli surelerin/ilahilerin orijinal dili neydi?

      Arapça


      > "incir ve zeytin mekke'ye uğruyordu" türünden açıklamaları hep yetersiz bulmuşumdur. kutsal bir


      > bu durumda, inciri ve zeytini yetiştirmeyen, ihraç eden bir bölgede yaşayıp, sıfırdan yazdığı bir


      idhal eden

      > metinde adem ve isa'yı simgeleştirerek anmak isteyen bir kimse niçin bu bitkilerden bahsetsin? bu > metnin mekke'de üretilmiş olmasındansa, levant'tan gelme bir ilahi veya öyle bir ilahide
      > esinlenilerek/bozularak meydana getirilmiş olması daha muhtemel gibi geliyor bana.

      Evet, Tevrat'tan mülhem: Tur-ı Sina, Adem'in yaradılışı

      1) Andolsun incire, zeytine,
      2) Sina dagına,
      3) Ve su emin beldeye ki;
      4) Dogrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık.
      5) Sonra onu, asagıların en asagısına çevirdik.

      İncir Kur'an'da sadece burada geçer.

      Zeytin 5 yerde daha geçer.


      > eğer hem simgeler (incir ve zeytin) hem anlatım tarzı (yemin vav'ları) kuran'dan eski ve levant'ta


      Yemin vavları Arabistan'ın.


      > bulunduğunu ve kuran derlemesine öyle eklendiğini düşünmek daha mantıklı değil mi?

      Değil. O kadar radikal revizyonist bir teori için son derecede zayıf delil. Niye sadece zeytin ve incirden bahsediliyor da hala Hz. Meryem'in seceresinde problem var, Teslis (Trinity) tarifi hiçbir mevcut kiliseninkine uymuyor?

      Türkler "Aslanım!" der. RTE sayesinde şimdi dilimizden pengüenler düşmüyor :), bunlar yabancı menşeli değil.

      > tüm bunlar bir yana, bir şeylere 'yemin' etmek niye? ugaritçe metindeki yemin gayet mantıklıydı,


      Arapların zengin bir yemin edebiyatı var. Halen her bölgenin, her lehçenin kendisine has yeminleri var.

      Bunlar Irak için:

      Masliyah, Sadok "Oaths in Spoken Iraqi Arabic" Journal of Semitic Studies XLIV/1 Spring 1999 p. 83-103

      http://jss.oxfordjournals.org/content/XLIV/1/83.full.pdf


      Görülüyor ki w-'lı yeminler hala canlı.

      Kur'an'daki yeminlere benzer Cahiliye devri kahinlerin yeminleri var. Güneş, ay, fecr, yıldız / Ülker (Pleiades) kitabelerden bildiğimiz Arabistan dinlerinde var.


      > kuran'daki bu vav'ları nasıl çevirmek/anlamak doğru olur? başka dillerden bu noktayı aydınlatacak

      İngilizce "by", Türkçe vasıta ifade eden "ile".

      > neler bulabiliriz?

      Sil
    5. günter lüling'in çalışmaları hakkında ne düşünürsünüz?

      Sil
    6. Lüling'in eseri keyfi noktalamarı ve harakeleri değiştirip bazı yerlerde yanlış anlamalarla dolu, "döngüsel muhakeme" (circular reasoning) ihtiva eden bir eser. Müşriklerin aslında Ortodoks Hıristiyan oldukları destekelenemez bir iddia. İslam öncesi Arabistan dinleri ve adetleri Kur'an'da ve geleneksel Arap tarihinde iyi tarif ediliyor. Bunu kitabelerden ve başka kaynaklardan destekleniyor. Bu ara:

      - Put isimleri
      - Yüksek İlah Allah (Sebe - Kadim Yemen - dilinde 'il)
      - Allah'ın kızları
      - Kız çocukların öldürülmesi (wa'du~l-banāt). Mafray-Qutra1 kitabesinde bir kıral Sebe' dilinin bir lehcesinde "kızlarınızı öldürmeyin" der).
      - Nesi. Bir mukaddes ayın tehir edilip edilmemesi.

      François de Blois, "Qur'ân 9:37 and CIH 547", Proceedings of the Seminar for Arabian Studies 34, 2004, pp. 101-4.

      http://www.jstor.org/stable/41223809


      - Hac
      - Savaşın yasak olduğu aylar.
      - Mukaddes kayalar.

      vs.

      Lüling'in tenkidi için:

      Uri Ruben, Review, Jerusalem Studies in Arabic and Islam 6 (1985) p. 485 - 492.

      http://www.urirubin.com/downloads/articles/Luling-review.pdf

      Ama Arabistan'da Yahudi - Hıristiyanların mevcudiyeti ve onların İslam'da muhtemel rolleri alakadar olduğum bir mevzudur. Evvelce söylediğim gibi bu makaleyi ikna edici bulmuşumdur:

      Naṣrānī (Ναζωραȋος) and ḥanīf (ἐθνικός): Studies on the Religious Vocabulary of Christianity and of Islam
      Author(s): François de Blois
      Source: Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London, Vol. 65, No. 1 (2002), pp. 1-30

      Stable URL: http://www.jstor.org/stable/4145899

      Bu arada ben gerçek ismim ve email adresimle yazarım.

      Ben USENET'te bu forumlarda İngilizce yazarım:

      sci.lang
      soc.history.medieval
      soc.history.ancient
      soc.religion.islam

      Bu anda soc.history.medieval ve soc.history.ancient 'ta İslam tarihi münakaşası var.

      Bayramınız Mübarek Olsun

      Bu arada Mümtaz Soysal'ın Evren'li Özal'lı senelerde aktardığı Farsça atasözü:

      Kurban Bayramında geçenleri koyunlara sor.

      بپرس از گوسفندان
      ما جرای عيد اضحا را

      bipurs az gūs(i)fandān
      mā jarā -yi `īd-i aẕḥā rā





      Sil
  11. " İsmed " değil o, doğrusu " İsmet ". Biri de çıkıp düzeltmez mi yahu? http://m.nisanyansozluk.com/?k=ismet

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstelik de `ayın ile başlar. عصمة . -t te'nis ( dişil) harfi, kökten değil.

      Sil
  12. sevan bey,

    Kelimenin ibrancasını vermişsiniz, süryanca'da bu kelimenin "sertâ-ewengelayê"si yokmu acaba(?) "sâde-dalet-mim" köklü,
    "dukhrana"dan baksaydınız. Belki bizde öğrenirdik (!) Bâl'in Kur'an'da geçtiğinden haberinizde vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ba`l, Bâl değil. Sâffât 37:125'de Ahd-Atik'deki İlyas peygamberden bahsederken geçer. Yani gayet yerinde. Diğer yerlerde "zevc, koca" manasında bir Arapça kelime olarak geçer. Ben Hanna Kassis'in "A Concordance of the Qur'an"ını kullanırım. Internet'ten indirmiştim, ama adresini tekrar bulamıyorum.

      Sil
    2. Ba'l evet

      Yusuf bey, bende saffat: 125 kastetmiştim, katkınız için teşekkür

      Sil
  13. 'El ile Ba`al aynı değildir. Kelime olarak 'el "ilah" demektir. Eski Ken`an (şimdiki Filistin) dininde 'El baş ilahtı. Ya`ni isimsiz (Allah < el-'ilâh gibi) baş ilah, Onun altında Ba`al vardı. Kelime olarak "rab, âmir, zevc". O dünya işleriyle daha çok ilgilenirdi, tıpkı Cahiliye Devri Arabistan'daki gibi. Ama bazı boylar başka ilahlara taparlardı. İsrailoğulları Yahweh'e taparlardı, ama hepsinin üstünde soyut 'El vardı. Proto-Yahudilik sadece Yahweh'e tapmak, onu 'El ile birleştirmek oldu. Sonra diğer ilahlar inkâr edildi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yusuf bey,

      haklısınız, sevan bey onuda karıştırmış

      Sil
  14. Konuyla ilgili daha etrafli bir calisma var: ‘The Byzantine Understanding of the Qurʾanic Term al-ṣamad and the Greek Translation of the Qurʾan’, Speculum 86, 2011, 887-913

    http://www.academia.edu/1135766/The_Byzantine_Understanding_of_the_Qur_anic_Term_al-_amad_and_the_Greek_Translation_of_the_Qur_an_Speculum_86_2011_887-913

    YanıtlaSil
  15. Ba’al-Peor ifadesindeki Peor ne anlama geliyor?

    Samed kelimesiyle ilgili "hammered together, closely united" "beaten solid into a ball" “solid - forged with a hammer” "massive, compact" gibi anlamlar da önerilmis. Yazittaki "Her kim bu yazıta zarar verirse, Gabar’ın tanrısı Ba’al Samad onun kafasını kırsın" ifadede Samad örnegin cekic ile kompak edilerek, tuzla buz edercesine kirsin anlami verebilir mi?

    Ba’al-Peor'a samed olanlar da: ona öyle simsiki yapisanlar, arasinda bosluk kalmayacak sekilde ona tutunanlar, adeta cekic ile cakilmis gibi ona baglananlar seklinde anlasilabilir mi?

    YanıtlaSil
  16. Ba`al Peor, Tiber harekelendirilmesinde Ba3al Pə3ôr Peor'un (tepesinin) Ba`li, Peor'un Rabbi, Ma`budu demek. Pə3ôr Ahd-i Atik'in Yunanca versiyonunda, LXX'te, Φογωρ Phogōr olarak geçer, ya`ni etimolojik gayın var. Baal Peor kültü seks ve ölülere tapma ihtiva edermiş. Ahd-i Atik'te İsrailoğullarının kadınları kendilerini bu seks merasimlerine kaptırırlar. Binaenalyhi hahmlar pə3ôr için pā3ar "yarma, ağzını geniş açma" fiilinden "bekâretini kaybetme" anlamışlardır, bir müstaşrık ise "ölüler aleminin ağzı" anlamıştır. Ancak bu fiil Arapçada fa3ara ve gayınla değil.

    YanıtlaSil
  17. ilk dönem emevi paralarının üzerindeki "samed" kelimesi haccac tarafından basıldığına dair kaynak:

    http://sbe.cbu.edu.tr/dergi1/EmeviDevletOtoritesi.pdf

    aynı kaynakta haccac öncesi paralarda haç işaretinin olduğu belirtilmektedir.

    haccac aynı zamanda kuranın noktalama işaretleri ve harekeleri noktasında heyet oluşturmuş kişidir. bu durumda osman mushafındaki noktalama işaretleri henüz şimdiki mushaflardaki aynı noktalama işaretlerini içermemesi gerekir.

    emevi devlet otoritesinin sağlanması yolunda "zalimliği" ile meşhur olan kişi, hem ilk islam doktrinin kelimeleri ile para bastıran kişi, hem kuranın noktalama işaretlerini sağlayan kişi oluyor.

    ilk dönem islam tarihi çok ilginç...

    YanıtlaSil
  18. ibn-i kesir'in tefsirinde "samet"in kaya anlamına geldiği söyleniyor. araştırmak gerekir elbette ama düşünüldüğünde arapların dünyasında çok güçlü bir poetik karşılığı olmalı bu kelimenin. çölde bir fırtına olur her şeyin görünümü değişir belki, ama kayalar sabit kalır. yol tayininde bu sabit, değişmez göstergelerden faydalanılır. kelimenin kökeni muhabbetine girmeden önce o dönem arap muhayyilesinde bu kelimenin nasıl bir anlam taşıdığına bakmak gerekir. allah kaya'dır demek, ihlas suresinin bütününde vurgulanan tanrısal özellikleri bütünleyen bir anlam taşır bu noktada. allah kaya'dır, yani yol göstericidir, hidayet kaynağıdır; kaya'dır, yani konumu sabit olan ve kimseye muhtaç olmayandır.

    YanıtlaSil