15 Kasım 2013 Cuma

Milli Mücadele neyin mücadelesi - 4

Diyorsunuz ki, hırsızın hiç mi suçu yok? Memleket işgal edilmiş, direnmeseler miydi? Ona da cevap verelim, bu konuyu kapatalım.

Birinci Dünya Savaşı sonrası bir tane değil, buçukları saymasan üç tane işgal var. Bir kere onları ayıralım.

1. İngiliz işgali.

Clausewitz doktrini denir, 18. yy’dan beri Avrupa savaşlarında usul olmuştur. Savaşta yenilen ülke, barış antlaşması imzalanıncaya dek askeri işgal altına alınır.[1] Maksat ülkeyi silahsızlandırmak, savaşı sürdürme yeteneğini ve iradesini yok etmektir. Birinci harpten sonra aynı şekilde ve aşağı yukarı aynı koşullarla Bulgaristan, Avusturya, Macaristan ve Almanya işgal edildi. Orduları terhis edildi, silahlarına, limanlarına, demiryollarına, stratejik sanayilerine el kondu. Barış antlaşmasından sonra çekildiler. Mudanya mütarekesinden sonra, tek el silah atmadan, Türkiye'den de çekildiler. İkinci harpten sonra Almanya dört sene, Japonya yedi sene, Avusturya on sene müttefik işgali altında kaldı. Kimsenin de aklına gelmedi, “vay hain emperyalistler, vatanımızı sömürüyorlar” diye heyheylenmek.

İngilizlerin bugünkü Türkiye’yi kalıcı bir şekilde ele geçirmek, kolonize etmek, ya da kontrol altına almak niyeti olduğuna dair zerrece belirti yok. Adamlar o tarihte Hindistan'dan çekilmeyi konuşmaya başlamış, Türkiye'yi ne yapsın? 1918’de İngiliz mandası fikri ortaya atılmış, "haşa huzurdan" deyip derhal reddetmişler. “Size Amerika baksın” diye yol göstermişler. O tarihte Amerika bugünkü gibi değil, Eski Dünya’da askeri varlığı ve stratejik çıkarları olmayan “nötr” bir ülke, ekonominizi ve idare sisteminizi hale yola koysun, reformları yapsın, daha sağlam bir devlet (“a secure sovereignty”) sahibi olursunuz, bağımsızlığınız bir anlam ifade eder, diye öğüt vermişler. [Gerçi manda fikrini Amerikan Kongresi de oy birliği ile reddetmiş, o ayrı.]

Aynı tarihte Irak’ı da işgal etmişler. Ne yapmışlar? Senesi dolmadan krallık kurmuş, antlaşma imzalayıp 20 sene içinde tam bağımsızlık vermeyi taahhüt etmişler. Sonra 20 seneyi de beklemeden, 1932’de bırakıp gitmişler. Düşün ki Irak dediğin, bin yıldan beri devlet olmamış bir yer. Ordusu, polisi, maliye teşkilatı, belediyesi, tapu idaresi yok. Üniversitesi yok, Bağdat idadisi dışında lisesi bile yok. Birbirini vurmadan bir masa etrafında oturabilecek on tane ele gelir adamı yok. “Yarın çekiliyoruz” desen kan gövdeyi götürür. Ya Türkiye? Bin yıldan beri bağımsız devlet. Ciddi bir devlet geleneğine, bürokrasiye, yetişmiş kadrolara, üniversiteye, canlı sayılabilecek bir basına, anayasaya, parlamentoya, siyasi parti(ler)e, hezimete uğramış olsa da ideolojik canlılığını koruyan bir orduya sahip. Irak’ı kolonileştirmekten imtina eden İngiltere, buraya neden bulaşsın? Ve ne uğruna bulaşsın? Irak’ta o tarihte dünyanın bilinen en büyük petrol yatakları var. Burada? Biraz kuru üzümle incir, bolca davar tezeği.

Nitekim 1918 Kasımındaki İngiliz işgaline, Kemal Paşa dahil hiç kimse karşı çıkmamış. Normal karşılamışlar. “Geldikleri gibi giderler” demişler, haklı olarak. Ne zaman direnişe geçmişler? İngilizler hayatlarının hatasını yapıp, a) İttihat ve Terakki’yi tasfiye etmeye, b) Ermeni ve Rum zararlarını tazmin ettirmeye kalkıştıkları zaman.

2. Yunan işgali.

Müttefikler açısından, a) bir polis operasyonudur, b) bir şantajdır.

Teorik olarak İzmir Osmanlı mülkü kalmış, 1920 yazına dek Türk vali ve belediye başkanı görevini sürdürmüştür.[2] Bir şantaj belgesi olan Sevr Antlaşmasında dahi İzmir Yunanlılara verilmez, beş yıl süreyle Yunan yönetiminde kalacağı ve beş yılın sonunda plebisit yapılacağı söylenir.[3] Maksat ne? Bir, Türklerin Ege bölgesinde giriştiği etnik temizliği kontrol altına almak. İki, Türkler kafa tutmaya [yani etnik temizliği sürdürmeye ve İttihatçı kadroları baş tacı etmeye] devam ederse elde tehdit unsuru bulundurmak. Üç, “savaşta size yardım ettik hani ödülümüz” diye tutturan Yunanistan’ı şimdilik oyalamak, gerekirse ileride bir kemik vermek.

Yunanlılar açısından, a) milliyetçi manyaklıktır, b) yurdundan sürülen Ege Rumları için tazminat ve sığınaktır.
Yunan tarafında iki politika kuvvetle ayrışmış, yurt derdinde olan yerli Rumlar ile fütuhat sevdasındaki Yunan ordusu 1922’de iç çatışmanın eşiğine gelmiştir.

Peki, kabul, 1912 Selanik faciası belleklerde tazeyken Türklerin Yunan işgaline tepki göstermesi doğaldı,[4] kim olsa direnir. Ama olayın başlangıç noktasını gözden kaybetmemekte fayda vardır. Başlangıç noktası, ikibuçuk milyon Anadolu Rumunun 1913’ten başlayarak tehcir edilmesi ve 1919 itibariyle Türkiye’de kontrolü elde tutan İttihatçı kadronun bu politikayı sürdürmeye kararlı görünmesidir. Sor kendine: İzmir’i neden 1918 Kasımında işgal etmediler de altıbuçuk ay beklediler?

Soygunculuğu devlet politikası haline getirirsen elbette düşman edinirsin. Sonra kalkıp, neden alem bize düşman diye hayret etmek saçma.

3. Fransız işgali.

Karışık bir konudur. Yeterince literatür yok, ya da belki ben Fransız kaynaklarına yeterince vakıf olmadığımdan bilmiyorum. Biri araştırsa da aydınlansak.

Bana öyle geliyor ki Fransızlar – daha doğrusu Fransızların bir zümresi – bir tür “Büyük Suriye” projesi üzerinde çalıştılar. Anti-İngiliz bir projeydi. Suriye’de hayatta kalan yarım milyon Ermeni sürgünü Türkiye’ye iade etmektense Adana, Antep, Maraş ve Urfa’ya iskân etmeyi planladılar. Belki İngiliz müttefiki olacağını bekledikleri yeni Türkiye’ye karşılık, kabaca eşit büyüklüğe ve ekonomik güce sahip Fransa yanlısı bir Suriye yaratmayı düşlediler. Haliyle maksadın eğer Suriye’yi güçlendirmekse, elindeki Ermeniler zarar değil kâr olur; Türkiye’ye iade etmeyi değil elde tutup işletmeyi tercih edersin.

Sonuçta Kasım 1919’da İngilizlerden Kilikya işgaline izin kopardılar. Tahmin ettiklerinden güçlü bir Türk direnişiyle karşılaştılar. Fransa’da en sağından en soluna kadar bütün basın ve bütün partiler “Kilikya macerasına” karşı çıktı.[5] Ocak 1920’de başbakan Clemenceau kısmen bu hadise nedeniyle istifaya zorlandı. Yeni hükümet daha Ocak sonunda Kilikya'dan çekilmeye niyetli olduğunu ilan etti. Mayıs 1920’de ateşkes ilan edildi. O tarihten itibaren de Fransa Ankara rejimini destekledi.

*
Hani burada emperyalizm? Hani halkların direnişi? Ben göremiyorum, ya siz?

İngilizin ve Fransızın tavrında insanı irite eden bir kibir var, doğru. Dünyaya nizam vermeyi düşlemişler; buna hem hakları hem güçleri olduğuna inanmışlar. Esmer halklar hemen boyun eğmeyince sinirlenip yanlışlar yapmışlar. İsterseniz bir gün İngiliz politikasının neden kötü olduğunu yazan bir yazı da yazarım. “Olaya bir de onların açısından bak” demek, onları kayıtsız şartsız seviyoruz demek değil. Milli Propagandanın yavelerinden kendini kurtarmaya çalış, at gözlüğünü çıkar, olaya geniş açıdan bak demek. O kadar.

Kaldı ki, kırk milyon kişinin öldüğü bir savaşta dünyayı dize getirmiş adamların birazıcık kibre kapılmasını da anlayışla karşılamak gerek.

Üç general tutukladı diye birilerinin kapıldığı kibire bak, az bile yapmış adamlar dersin.






[1] Bu manada “occupation = işgal” modern bir kavramdır. Osmanlıca “meşgul etme, uğraştırma, oyalama” anlamına gelen işgal tabirinin bu anlamda ilk kullanımına 1892 tarihli Tıngır & Sinapyan Fransızca-Türkçe Istılahat Lugati’nde rast geldim.

[2] Vali 1920’ye dek eski Van valisi ve Evkaf Nazırı Ahmet İzzet Bey, onun vefatından sonra Ağustos 1920’ye dek vekâleten Asım Bey’dir. Bu tarihten sonra valilik makamı boş kalmıştır. Belediye Başkanı Hasan Bey 1922’ye dek görevde kalmış görünüyor, ancak ayrıntılı bilgi bulamadım.
[3] Sevr Antlaşması Madde 69: The city of Smyrna and the territory defined in Article 66 remain under Turkish sovereignty. Turkey, however, transfers to the Greek Government the exercise of her rights of sovereignty over the city of Smyrna and the said territory. In witness of such sovereignty the Turkish flag shall remain permanently hoisted over an outer fort in the town of Smyrna.
Madde 72: A local parliament shall be set up with an electoral system calculated to ensure proportional representation of all sections of the population, including racial, linguistic and religious minorities. (…) The Greek Government shall be entitled to postpone the elections for so long as may be required for the return of the inhabitants who have been banished or deported by the Turkish authorities, but such postponement shall not exceed a period of one year from the coming into force of the present Treaty.
Madde 77: The Greek Government engages to take no measures which would have the effect of depreciating the existing Turkish currency, which shall retain its character as legal tender pending the determination, in accordance with the provisions of Article 83, of the final status of the territory.
Madde 83: When a period of five years shall have elapsed after the coming into force of the present Treaty the local parliament referred to in Article 72 may, by a majority of votes, ask the Council of the League of Nations for the definitive incorporation in the Kingdom of Greece of the city of Smyrna and the territory defined in Article 66. The Council may require, as a preliminary, a plebiscite under conditions which it will lay down.
[4] Kent nüfusunun %60 kadarı Müslüman olan Selanik 1912’de Yunan yönetimine girdikten sonra Türkler göçmeye zorlanmış, 1913’te Müslüman mahallesi “kazara” yanıp kül olmuştu.
[5] Basın dökümleri için bkz. Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, 1919-1922, TTK yayını, 1988.

36 yorum:

  1. Biraz tarih bilenler bu yazdıklarınıza zamanları olmadığı için mi, yoksa ciddiye almadıkları için mi cevap vermiyorlar bilmiyorum. Sevr antlaşmasının maddeleri bellidir. "Hani burada emperyalizm?" demişsiniz. Sevr'de mi emperyalizm göremiyorsunuz? Ülkenin adı bile British "Empire" iken. Kurtuluş savaşının İngiltere ve Fransayla aramızdaki kısmının özeti: Atatürk, emperyalist güçlerin gerek uluslararası, gerek kendi ülkeleri içinde yüklenecekleri masrafların ve risklerin, potansiyel kazançlarından daha büyük olmasını sağlamıştır. Hepimiz biliyoruz ki Batı, kendi ufacık çıkarı söz konusu olunca milyonları ateşe atarken kılı bile kıpırdamaz. Güçlüler asla durup dururken lütufta bulunmaz.

    20. yüzyılda emperyalizme karşı başarılı savaşın nasıl yapılması gerektiğini göstermeleri açısından, batının büyük güçlerine karşı top ve tüfekten ziyade ancak halkın iradesini yanlarına alarak savaşabileceklerini idrak ve tatbik etmeleri açısından Atatürk'le olsa olsa Gandhi gibi birkaç tarihi lider karşılaştırılabilir (nitekim batıda iki liderin karşılaştırmaları da yapılmıyor değil, internetteki basit bir arama bu konuda merak edenlere yardımcı olacaktır). Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  2. Okullarda da boyle anlatilsa belki millet kendi tarihini anlardi...

    YanıtlaSil
  3. Başlangıç noktası, ikibuçuk milyon Anadolu Rumunun 1913’ten başlayarak tehcir edilmesi

    Bilgilerinizi nereden alıyorsunuz bilmiyorum ama verdiğiniz rakam çok uçuk bir rakam. 1914 nüfus sayımına göre Anadolu'nun Rum nüfusu bir milyon ile bir milyon yüz bin arasıydı. Önceki nüfus sayımlarında bundan da azdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam şu rakamlarla ilgili meseleyi bir açıklığa kavuştursak artık. iddialara ne diyorsunuz? kaynaklarınız neler?

      Sil
    2. Soruyu kime sorduğunu anlamadım. Bana sorduysan belirteyim, Kemal Karpat ve Stanford Shaw'un Osmanlı nüfusu hakkındaki çalışmalarını okuyabilirsin. Ayrıca, Servet Mutlu'nun geç devir Osmanlı nüfusu hakkındaki çalışması da okumaya değer.

      Sil
  4. [4] Kent nüfusunun kimi kaynaklara göre %40'ı, kimilerine göre yarıya yakını yahudidir (yahudi artı sabetayist daha da çoktur belki). Müslümanlar yaklaşık %30'dur.

    YanıtlaSil
  5. İtilaf Devletleri onca yıl savaşmış milyonlarca kayıp vermiş, belli bir süre geçtikten sonra işgal ettikleri yerleri öylece bırakıp gitmişler öyle mi? İttifak devletlerine öyle ağır şartlar öne sürmüşlerdir ki , o ağır şartlar yıllar sonra Hitler gibi bir katili doğurmuştur. İstediğiniz kadar Kurtuluş Savaşı'nı küçümsemeye çalışın siz, eğer o savaş olmasaydı İzmir, Bursa ve İstanbul şu anda bu milletin olmazdı. Doğu ve Güneydoğu'dan bahsetmiyorum bile... Gerçi siz keşke alsalardı da Cumhuriyet kurulmamış olsaydı diyorsunuzdur ya... Yazık... Çok yazık...

    YanıtlaSil
  6. Size baba diyebilir miyim?

    YanıtlaSil
  7. Hayatımda okuduğum en saçma yazılardan biri... İngilizler Musul ve Kerkük'ü almak için uğraşmadılar yani. Akdeniz ve Orta Doğu'ya bakalım. Stratejik önemi olan bütün noktalarda İngiliz egemenliği ya da etkisi vardır. (Cebeli tarık, Kıbrıs, Süveys kanalı, Musul ve Kerkük, Çanakkale ve İstanbul Boğazları...) Bütün bu stratejik noktalar yüzünden kanlar döküldü. Çanakkale Savaşı başarısız oldu. Peşinden İstanbul'un işgali... İngilizler Anadolu'yu istemiyorlardı: onlar Musul, Kerkük, Boğazlar ve Süveyş Kanalı'nı istiyorlardı ve istediklerini elde ettiler... Boğazlar hariç. Emperyalistleri savunmanız çok komik ve boşuna. Yunanlılar ve Ermeniler emperyalist devletlerin oyuncağı oldular. Günümüzde Kürtler de aynı şekilde ABD'nin oyuncağı oluyorlar. Osmanlı topraklarının Avrupa dışındaki bölümleri bugün sefil peraşan durumda, Türkiye hariç. Onu da alaşağı etmek için yıllardır uğraşıyorlar. Avrupa'daki bölümünde de Türk ve Müslümanların bulunduğu yerlerin (Bulgaristan, Yunanistan ve Bosna-Hersek) durumu malum... Siz bunları yazmazsınız tabi. Batı Trakya'da Türk demek yasak. Diğer zulümleri biliyoürsunuz, anlatmaya gerek yok. Bulgaristan ve Bosna, malumunuz. Geçen yüzyılda Balkanlardan göç ettirilen, katledilen müslümanların durumunu yazmaszınız. Onlar adamdan sayılmaz çünkü... Ben kendim müslüman değilim, milliyetçi de değilim... Ama vicdan ve adalet duygum, gariban Türk ve müslümanların yüzlerce yıldır batı sultasında ezilmesini kabul etmiyor. Bunun dinle ya da milliyetçilikle alakası yok. Kişisel olarak benim için Ermeni, Rum, Türk, Müslüman, Arap farketmez. Yazılarında Balkanları da yaz... İngiliz tarihini de yaz... Ermeni-Rus işbirliğini ve onun bugünkü sonuçlarını da yaz. Hala bile Ermeniler Ruslar tarafından kullanılıyor (Azerbeycan ile Ermenistan'ın durumu...) Türkiye ile Azerbaycan arasında köprü olan toprak parçası neden işgal edildi? (Karabağ ve Hocalı bölgesinden bahsediyorum, anlamışsındır gerçi...) Bunları da yaz. Kendi gücüyle, bağımsız olarak ayakta durabilen tek Orta Doğu ülkesi Türkiye'dir. Bunu o beğenmediğimiz adama, yani M. Kemal'e borçluyuz. (Ve tabi onun gibi düşünen balkan komutanlarına, sen onlara İT demeyi tercih ediyorsu gerçi, ama ben onlara Balkan Subayları diyorum.) Her neyse, tabi sen kendi bakış açınla bakıyorsun olaylara, bu da normal. Sorun yok. Ama keşke biraz daha objektif olabilseydin, keşke içindeki bu düşmanlığı biraz yok edebilseydin. O zaman sorunların çözümünün insanları, tarihi karalamak olmadığını da anlardın. Bu şekilde düşünmeye devam ettiğin için, hiç bir zaman gerçek bir dost olarak göremeyeceksin Türkleri.

    YanıtlaSil
  8. Peki,sayın Sevan Bey,emperyalist gayeler yoksa bu savaşlar neden oluyor?İngiltere'nin Irak'a gidip orada devlet kurdurması sonra da 20 yılını tamamlamadan orayı terk etmesi ne demektir?Bu olayda emperyalist gayeler yoktur anlamına mı gelir? Yoksa ortadoğu petrollerini denetimi altına almak mı demektir? Yada İngiltere ile Fransa arasındaki çekişmenin temelinde ne yatmaktadır?Fransa ortadoğuda ne aramaktadır? Neyin peşindedir?Neden pay almak için buralardadır? İngiltere'nin,Fransa'nın Anadolu topraklarını işgal etmelerinde emperyalist gaye yoktur diye yazabilmek çok hafif bir yaklaşımı göstermiyor mu? Bence tarihsel olayları duygularınıza uydurmaya çalışacağınıza duygularınızı tarihsel olaylara göre gerçekçi bir biçimde oluşturmanız daha doğru düşünmenizi,daha doğru yorumlar yapmanlzı sağlar.Selam ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  9. Patlamaya hazır, muhteşem bir yazı daha, teşekkürler Sevan Nişanyan, pür dikkat okudum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum size.

    'İlker.

    ___________________________

    http://ilkercagatayasik.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  10. birinci o ege rumları balkan harbi esnasında olanlara büyük devletler gıkını bile çıkarmadığı için ittihatçılar cesaret alıp sürülmeye başlandı. ikincisi o ege rumların çoğu zaten 1800'lerde osmanlı idaresi tarafından tesalya civarlarından getirildi. üçüncüsü; harbiden izmir'i geri vereceklerini mi düşünüyorsunuz? herhalde ciddi değilsinizdir bu konuda. dördüncüsü; almanya, avusturya ve macaristan neden birlik olup ikinci harbi başlattı acaba? sakın birinci harbin saçma sapan sınırları yüzünden olmasın? eğer milli mücadele verilmeseydi kuvvetle muhtemel ikinci harp zamanı yine dünya savaşına girecektik ve ülkenin ebesine o zaman bir güzel atlanırdı. bu ülkede kalan türk sayısı kırımda kalan türk sayısını geçmezdi herhalde..

    YanıtlaSil
  11. Tebrik ederim Sevan Bey. Yakın tarihe farklı bir perspektiften bakarak ufkumuzu genişletiyorsunuz. İngiliz parlamenter Aubrey Herbert ise Yunan işgalinin Yunanlılara rağmen M. Kemal'i kahraman yapmak için başlatıldığını söylüyor; http://monarsist.tumblr.com/archive

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rusya ve Rus istihbarati bu lafi pek ciddiye almamis herhalde, savasta bize silah yardimi yaptiklarina gore... Ya da Rusya ve Ingiltere ikisi bir olup Ataturk'u kahraman yapmak icin Yunanlilar'a karsi ortak mucadele etmisler. Komplo teoilerinin neresinden tutsan elinde kaliyor.

      Sil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Sevan hocam güzel yazıyorsun, gerçekler senin yazdığın gibi,bunu tüm alem'i cihan biliyor.Fakat sorun şuki bu doğruları anlattığın kitle yanlış bir kitle, bu kitle Dacik kitlesinden meydana gelmiş olup ne laf anlar nede izanları basar anlamaya izanları bassada inkar ederler işte bu yüzden koyu fanatik xerxesin torunlarının oluşturduğu bu tacik kitleye bir şeyler anlatmaya lüzum yok ama, siz yine yazınki en azından benim gibi aydınlanmış Anatolia nın yerli ve demokrat insanları okusun ve bilgilensin.kolay gelsin "Hemşin Ermenisi"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen Dacik/Tacik kelimesini yanlış anlamışsın. Dacik/Tacik kelimesi eskiden İrani manasında değil menşe belirtmeksizin tüm Müslümanlar için kullanılırdı. Ermenilerin bugün kendisine Türk diyenlere Dacik/Tacik demesi de sadece onların Müslüman olmasından dolayı. Yoksa bugün kendisine Türk diyenler Xerxes'in torunları filan değil, öyle olsalardı genetik olarak şimdikinden kat be kat fazla "Güney Asya" komponenti ve haplogrubu taşımaları gerekirdi. Belki Anadolu'nun doğusuna doğru bir miktar İrani karışımı taşıyanları olabilir, ama o da fazla değil. Bugün kendisine Türk diyenlerin menşei büyük ekseriyetle yaşadıkları yerlerin yerli halklarından (Rumlar, Ermeniler, Slavofonlar, Arnavutlar vs.) geliyor, bu genetik testlerden kolayca belli oluyor.

      Sil
    2. Tâcik eski Farsça "akıncı" demektir ki bu kelimeyi ilk kez Farslar, Araplar için kullanmışlardır. Kelime, daha sonraki dönemlerde Onur'un da değindiği gibi genel olarak "Müslüman" anlamına bürünmüş.

      Sil
    3. Şimdi kişisel tartışmaya girmeden ben şunu söyleyeyim bende Müslümanlar için kullanıyorum zaten, sen ironiden anlamıyorsun sonuçta türklere iranlı ve tacik benzetmesi yapmam gayet normal sonuçta aynı kültürden ve ortak değerlerden geliyor hepsi bizde biliyoruz ,sonuçta türklerle iranlılar aynı kavim değil fakat neredeyse aynılar bak tavsiyem fazla genlere takılma video linki vereceğim bir tacik düğünü tacikistanda sanki çorumdaki, denizlideki bir düğün görüntüsü izle bak http://www.youtube.com/watch?v=h3xHeuGKB4w
      şimdide türklerin Avrupalı olduğunu söylersin birazdan

      Sil
    4. Hangi aynı kültürden bahsediyorsun? Bahsettiğin coğrafya çok geniş bir coğrafya ve bölgeden bölgeye çok fazla kültürel çeşitlilik ve farklılık barındırıyor. İddialarında delil diye linkini verdiğin video da saçma olmuş. Videodaki düğündeki bağırışlar da dans figürleri de Anadolu düğünlerinde gördüğümüz sahnelere hiç benzemiyor. Videodaki dans figürleri (el sallamalar filan) Orta Asya'da gördüğümüz cinsten, Anadolu'da değil. Daha uzun bir Orta Asya düğün videosu koysan Orta Asya düğünleriyle Anadolu düğünleri arasında ciddi farklar olduğu daha iyi anlaşılacaktı (daha uzun Orta Asya düğün videolarını ve tabii ki Anadolu düğünlerini görmüş biri olarak söylüyorum).

      Anadolu Türkleri için Avrupalı demem, tıpkı Anadolu Rumları ve Ermeniler için de demediğim gibi.

      Sil
    5. Videodaki Tacik düğününün Anadolu'daki düğünlerle uzaktan yakından alakası bile yok. Ne giysiler benziyor, ne dans şekilleri, ne müzik... Sen asıl şu düğünlere bir bakıver :)

      http://www.youtube.com/watch?v=uu3DRUAcphE

      http://www.youtube.com/watch?v=1z6IDL73CTg

      Belli ki Hay'dan gelmişiz aman huya gitmeyelim :)

      Sil
    6. Peki siz hangi Anadolu düğününden bahsediyorsunuz.Bu videodaki düğün bir Rum Ermeni laz Hemşinli Boşnak hatta çerkez düğünlerine elbetteki hiç benzemiyor daha çok Türkmen yörük Azeri hatta bazı kürt düğünlerine benziyor.Anadoluda etnik mozaiklik ve kültür açısından o kadar genişki elbette tüm Anadolu kültürü oraya benzemiyor.Şu Avrupalı meselesine gelince o kadarda uzak insanlar görmüyorum ve Anadolu coğrafyasına nedenmi çünkü daha 942 yıl önce bu topraklar Hristiyandı hatta karadeniz 350 sene öncesine kadar hristiyandı ve 1915 büyük soykırımına kadar da ve Avrupa coğrafyası ile öncelikle bir din bağı mevcuttu bu topraklarda yaşayan çoğunluk insanlarla hatta dil akrabalığı bile mevcuttu Hint Avrupa dilleri aynı meşrebin göstergesiydi.

      Sil
    7. Adsız,

      Anadolu ve civarı ve Balkanlar'da danslar ve müzik dil grubundan dil grubuna (Türkçe, Yunanca, Ermenice, Slav dilleri, Kürtçe, Arnavutça vs.) pek bir değişiklik göstermiyor, farklar esas olarak bölgeler arasında, dil grupları arasında değil. Bunu bir Hemşinli olarak en iyi senin bilmen gerekirdi. Hemşinliler Ermenice konuşur (ya da yakın zamana kadar konuşurdu) ama kültürleri (ki buna giyim-kuşam, müzik ve dansları da dahil) tipik Doğu Karadeniz kültürüdür. Orta Asya'nın dansları, düğün adetleri ve de umumi olarak kültürü Anadolu ve civarınınkinden (hangi dil grubundan olursa olsun ki buna Türkçe de dahil) çok farklı. Aradaki geniş mesafeyi düşündüğümüzde bunda şaşılacak bir şey yok.

      Hristiyanlık bir halkı Avrupalı yapmaz. Süryaniler de Hristiyan, Kıbtiler de (Etyopyalıları ve diğer Hristiyan Afrikalıları saymıyorum bile). Hatta İslam yayılmadan önce bugünkü İran topraklarının batısında ve orta Arabistan'ın kuzeyinde kalan Batı Asya topraklarının ve muhtemelen Kuzey Afrika'nın nüfusunun büyük ekseriyeti Hristiyandı.

      Dil de bir halkı Avrupalı yapmaz. İranlılar ve Hintliler ekseriyetle Hint-Avrupa dili konuşuyor. Tacikler de Hint-Avrupa dili konuşuyor.

      Ermeniler Batı Asyalıdır, Avrupalı değil, ki zaten fizik ve genetiklerinden de bu belli.

      Sil
    8. Avrupalı yız demedim tabiiki Hristiyanlık Avrupalı yapmaz,asıl sorun şu ,Neden bu kadar Avrupa fobisi var Avrupalıları uzaylı gibi görmenin anlamı yok sizlere öyle gelebilirler fakat bana öyle gelmiyorlar.evet ben Hemşin Ermenisiyim ve her ortamda kimliğimle gurur duyarım ,Biz Hemşinliler yaylacı milletiz ve yaylalarımız bile yerleşik ve düzenlidir.Geçen sene İskandinavya ülkesi olan Norveç te bir yaylaya gitik ,sandımki bizim pokuttayız ! yıllarca bize dacik televizyon kültürü ve daciklerin Avrupalıları ruhsuz sanki andoroit gibi yaşam süren cani ,kültürlerini yok etmiş aşırı yabancı insanlar gibi tanıtmalarından dolayı, yaylayı ve insanları görünce afalladım bir anda bir kürtten bir türkmenden ,azeriden, çerkezden daha yakın geldiler bana ,yaşam tarzları ve özellikle yayla kültürlerinin bizlerinki ile aynısı olması, yayla evleri aynı bizim yayla evlerinin tıpatıp aynısı, davranış şekilleri,mimikleri bile biz.Doğulu ruhlarınız sizlerde kalsın sizler kendinize yabancı görmeye devam edin.kolay gelsin Onur bey sağlıcakla.

      Sil
    9. Avrupa fobisi meselesini Avrupa fobisi olanlar düşünsün, kendi payıma ben Avrupa, Amerikan veya "Batı"-fobik değilim. Avrupalıları da kendime yabancı görmedim hiç. Benim Ermenilere Avrupalı yerine Batı Asyalı demem Ermenilerin genetiği, fiziği, coğrafyası ve kültürüyle alakalı (en çok da genetiğiyle); siyasi veya ideolojik bir sebebi yok. Avrupalılık ile Batı Asyalılığı belirgin bir sınırla ayırmıyorum, bunlar dereceli, izafi mefhumlar ve aradaki geçişler de dereceli.

      Sil
  14. Túy Cortrando20 Kasım 2013 05:08

    İngilizler Venizelos'a "Küçük Asya"nın işgali için ruhsat verdiler çünkü maksatları İtalya'nın Batı Anadolu'yu ele geçirmesine mani olmaktı. Zaten Balkan harbi sırasında Balkanlara nakledilecek kuvvetlerin bir kısmı, 12 Adalar'dan gelebilecek muhtemel İtalyan istilasına karşı İzmir-Muğla arasında bırakıldı, İzmir'de körfezin ağzında girişlere mani olmak için gemi batırıldı falan....

    Sonra, İstanbul işgal altındayken, Nisan 1919'da Pera Palas'ta, Mustafa Kemal bazı İngilizlerle görüşür, 11 Mayıs'ta İtalyanlar Kuşadası'nı işgal ederler, buna karşılık da, İngiltere'nin "acil" talimatıyla Yunanistan hemen 4 gün geçmeden İzmir'i işgal eder, ertesi gün, M. Kemal Bandırma'ya biner....

    Gel zaman git zaman, İtalya'da büyük siyasi kargaşa çıkar, İtalya kendiliğinden çekilir. Ardından Yunanistan'da da kral maymun ısırığının iltihap kapması neticesinde ahirete intikal eder, bundan sonra da İngilizler Yunanistan'ın fişini çeker. Orada da bir siyasi kriz çıkar, Yunanistan da Batı Anadolu ve Güney Arnavutluk'tan (aslında) kendiliğinden çekilir. Bunun üzerine "Terminatör" de vatanın kurtarıcısı, milletin banisi olur....

    YanıtlaSil
  15. Túy Cortrando20 Kasım 2013 05:31

    Elbette İngiltere'nin Sovyet periferinde ayakta durabilecek bir tampon devlet istediği muhakkak. Belki de o sebebten Türkiye'yi sağ bıraktı.

    Tabi bir de nüfus meselesi var. 10 milyonluk TC, 90 senede kendini 8e katladı. Halbuki Yunanistan ve Bulgaristan ancak 2 misli olabildiler. İngilizler bunu bilselerdi belki başka tedbirler alırlardı, mesela 5e, 7ye bölerlerdi, kimbilir....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cumhuriyetin ilk 10 yılında Türkiye nüfusu 15 milyon civarındaydı, ki bu o zamanın dünya standartlarında hiç fena bir nüfus değil.

      Sil
  16. İlk paragrafta hata var usta.Almanya,Avusturya ve Japonya'nın Amerikan/müttefik işgaline karşı çıkmamaları uslu çocuk olmaları sebebiyle değil, bunun daha beteri olan Sovyet işgalinden çekinmelerindendir.

    YanıtlaSil
  17. hocam Kürtler ayrı cephede veya tarafsız dursaydı nasıl bir durum olurdu şuan?

    YanıtlaSil
  18. Dunya savasinin galipleri 4 yil suren bir savastan sonra hayli yorgundular ve dertleri Turkiye yi isgal etmek degil bir an once bir antlasma yapip memleketlerine donmekti. Ne Ingilizi Istanbulda, Ne Fransizi Guney doguda ne Italyani Akdenizde kalmak istiyordu, gereginden fazla yipranmislardi zaten. Bir iki kucuk kargasa disinda ne mucadele oldu ne de baska birsey. Sadece buyuklerin yaninda saldiran kucuk kopekler gibi Yunanlilar rahat duramadi ve onlarla savasildi.
    Bunlarda hem fikiriz, fakat soygunculugun devlet politikasi haline getirilmesi nedir anlayamadim? Bunu soyleyen hangi sifatla soyluyor? Kim olarak soyluyor? Bu mevzu nasil oluyor da Ermeni ve Rumlarin surgunuyle bagdasiyor? Savas sirasinda evlerinde ciftliklerinde duran Ermeniler veya Rumlar ne yapiyorlardi, kazak mi oruyorlardi? Yoksa corap mi!? Kimse kimseyi durduk yere hadi gidin buradan biz sizin maliniza cokecegiz diye surgun etmez, bir oturup dusunmek lazim bu surgun neden yapildi?

    YanıtlaSil
  19. Bence, bu gibi konulara ara verin biraz... Hem zaten doğru bir noktadan hareket ediyor ancak olmadık sonuçlara varıyorsunuz. yazılarınızda itiraz edilecek çok nokta var... En azından hristiyanların bilinçaltındaki "İkinci Reconquista" özlemini gözardı ediyorsunuz. (Tarih yazısı için size öneri:şunun birincisini yazsanıza)

    Ama önce dil yazılarına geri dönün.. özledik. en azından ben özledim. hatta size konu siparişim bile var. Latincede (bildiğim kadarıyla) varolmamasına rağmen, Latincenin güncel versiyonları olan İtalyanca, Fransızca, İspanyolca ( ve hatta İngilizce) de var olan harf-i tarif nerden gelir nereye gider. ne zaman ve nasıl oluşmuştur.
    Nedir bu "il - le - el - the" nın sebeb-i hikmeti..

    YanıtlaSil
  20. odtubote.com da tartışmaya bekliyoruz!

    YanıtlaSil
  21. Okullarda anlatılan tarih nasıl beyaza odaklanıyorsa, siz de siyaha odaklanıyorsunuz.

    Türkiye'nin böyle bir sorunu var, her kesimde olan bir sorun, bu sorun herkesin renk körü olması, gri rengini kimsenin görememesi.

    Herkes Ghandi'yi melek gibi bir insan sanır, öyleydi de. Fakat Afrikalı insanlara karşı ne kadar ırkçı olduğunu ve Avrupalı liderlere ırkları saf tutma politikası izleme teklifleri gönderdiğini kimse bilmez.

    Ermenilere ve Rumlara haksızlık yapıldı, bunu herkes kabullenir, fakat onların yaptığı haksızlıkları kimse görmez.

    Ekonomik güçlerinin verdiği cesaretle azınlık oldukları toprakları almaya çalıştıkları ortada, ve bunun savunulacak bir tarafı yok.

    Peki ne olmuştur tam olarak? Doğudaki savaşta ettikleri zulümün iki katını görmüşlerdir, ve bu cidden acınası bir durum. Bu çatışmaların kazananı olmamış, olmayacak da.

    Şahsen ben dedelerimin doğduğu köydeki yıkık Ermeni kilisesine girince üzülüyorum, ve sürekli kafamda kuruyorum, bu toprakların ruhunun %33'ü yok. Onlara koşulsuz türk vatandaşlığı verip eskiden yaşadıkları yerlere davet etmedikçe de olmayacak.

    Ayrıca aralarında genetik fark neredeyse hiç olmayan bölgenin üç dominant etnokültürel grubu neden hala kendi ırkları adına tartışıyor? Diğerlerini hor görüyor? Ben garipsiyorum.

    Ve son olarak Sevan bey, sizi 6 yıldır takip ediyorum. Belli bir kesime karşı bir nefret demeyeyim de alerjiniz var, son zamanlarda yazılarınıza çok belirgin bir şekilde yansıyor. Bu gözümdeki profilinizde bir istikrarsızlık oluşturdu.

    Lütfen siz de griyi görmezden gelmeyin, renkler iki uçlardan ibaret değildir

    YanıtlaSil
  22. Yunanlar niye Ekim 1918'de değil de, Mayıs 1919'da İzmir'e girdi diye sormuşsunuz. Tam da bu durum, Ege'de rumlara karşı bir etnik temizlik yapılmadığının kanıtı değil mi? Öyle bişey olsa, bunu durdurmak için silahsız Türkiye'ye dalmak için 6 ay niye beklesinler? Yazılarınızdaki tüm tarihi olaylar gerçek, ama satır aralarını öyle bir söylem ve yorumla dolduruyorsunuz ki, o gerçek olayları da bambaşka hale sokup, işi Türk düşmanlığında bağlıyorsunuz her seferinde. Sizle bir nefret aşkı yaşıyorum sanki, her yazınızı okuyup, her seferinde ayrı hiddetleniyorum "yine dönmüş dolaşmış aynı şeye bağlamış" diyerek. Bir ülkücü ne kadar subjektifse, siz de öyle.

    YanıtlaSil
  23. "Bir şantaj belgesi olan Sevr Antlaşması" buyurmuşsunuz. Eğer milli mücadele olmasaydı o belge şantaj değil gerçeğin ta kendisi olacaktı. Bu ifadeyi çok zayıf buluyorum. Bu anlaşma Türk'lerin anadolu'daki ölüm fermanıydı. Ama parçalayıp attık. Biz başardık siz başaramadınız.

    YanıtlaSil