7 Aralık 2013 Cumartesi

Yumurtayı koydum oje kabına

Geçen gün bizim bahçıvan Mustafa viyollere fidan mı ne ekmiş, birden uyandım ki Nişanyan Sözlük’te viyol yok. Atlamışız. Oysa çok yeni bir kelime de değil. Bak Milliyet arşivine, 1964’ten itibaren bir sürü metin örneği var. “Tavuk çiftlikleri için Hollanda’dan ithal viyollerimiz gelmiştir” vs.

TDK sözlüğü 2009’da eklemiş. Fransızca vieille’den gelir demiş, ki alakası yok, “yaşlı kadın” demektir, ne iş? “Satış sırasında yumurtayı korumaya yarayan, atık malzemeden yapılmış özel kap” diye tanım vermişler. Bu da sakil: Bir kere yalnız yumurta değil, kivi viyolü var, şeftali viyolü var, fide ve çiçek viyolü var. Atık malzemeden yapıldığı da doğru değil, plastik olanı var, poliüretan köpük olanı var.

Kaynağını çıkartamadım. Mantıken İngilizce olması lazım, ama yok öyle bir şey. Viol? Bir eski zaman çalgısı. Vial? I-ıh, küçük cam şişe. Parfüm şişesi olur, yumurta kartonu olmaz. İşe bak sen, İngilizcede viyol anlamına gelen bir kelime bile yokmuş. Egg package, egg carton diyorlar, bin türlü çeşidini çıkarmışlar, ama özel bir ad bulamamışlar.

Fransızca? Viole eski zaman çalgısı, viol tecavüz, olmaz. Dün biraz uğraştım, bulamadım. “Bilmiyorum” diye sözlüğe not yazdım. Bugün twitter’dan paylaştım. On dakikada on tane palavradan sonra, onbirincisinde yakaladık. Fransızca alvéole, aha! Esasen “arı peteğinin her bir hücresi”, ikincil olarak “çene kemiğindeki diş yuvası”, üçüncü olarak, tıpta “kemik başının girdiği eklem yuvası”. Evet mantıklı. Fransızlar yumurta kartonuna alvéole der miymiş? Buyurun, öyle denirmiş, bilmezdim. http://www.farmline.fr/fr/alveole-plastique-30-oeufs,6,800.html

Türkçesinin alviyol olması lazım normal olarak. İlk hece nasıl düşmüş? Sanırım ithalatçı firmanın halt etmesidir. Marjinal bir kelime olduğundan öylece yerleşmiş. Yaygın kelime olsa mutlaka biri çıkar, ukalalık eder, Fransızcadan düzeltirdi.

Fransızca sözcük Latinceden gelme, alveolus “petek gözü”. Alveus (kapçık, hokka) kelimesinden +ul- küçültme ekiyle yapılmış türev, “minimini kapçık, hokkacık” manasına.

Orada da bir incelik var, onu da şey edeyim. Latince sözcüklerin bir kısmı bugünkü Fransızcaya halk ağzından gelmiştir, bir kısmı ise sonradan yüksek kültür dili vasıtasıyla. Alveolus > alvéole bunlardan ikincisine örnek, ukala bir kelime. Normal halk ağzında alveus’un le’si, tıpkı Mardin-Urfa ağzındaki gibi /w/ olur. Ona bitişen v önce /ğ/, sonra /g/, sonra /j/ sesine evrilmiş. Hokkanın Fransızcası auge, /ôj/ okunur. Hokkaya konan nesneye augée denir, Latince alveatus eşdeğeridir. Her türlü güzellik müstahzaratına böyle denmiş, daha sonra da kapsama alanı tırnak cilasına daralmış. Bildiğimiz oje.

8 Aralık ilave


“Alveus > oje dönüşümünü anlayamadık, yeme bizi” diyenler için ufak bir not.

Latince alveus, telaffuzu /alweus/. Daha erken imparatorluk devrinde, 1. yahut 2. yy’da, Latincenin zengin çekim takıları sisteminin halk ağzında haşat edildiği malum. Kâtipler alveus yazmış ama halk *alwe demiş. Bu pan-Roman, yani İtalya’da da aynı, Kartaca’da ve Ren boyunda da aynı.

Kuzey Galya ağzında, Mwardin ağzı gibi, le kalınlaşıp u’ya kaymış. Le tüm dillerde problemli bir sestir. Dilini yayarak söylesen efemine sayılır. Ortasını kalınlaştırıp söyleyince de /u/ veya /ı/ rengi alır. Mesela dilini kasıp “balta” de. /Bawta/ duydun mu? Aynı şekilde, *aw’we. Oldukça erken tarih, belki 4. yy’dan önce.

Çift w problem. İkisinin ayrı sesler olduğunu bir şekilde belirtmen lazım, yoksa ne dediğin anlaşılmaz. Aynı kelime içinde iki eşdeğer sesin ayrı renklendirilmesine dissimilasyon deniyor, yani ayrıklaştırma. Sonuç *awğe. Türkçe kovmak ve koğmak gibi, neredeyse aynı ses, ama tam değil.

Çeşitli kaynaklardan gelen /w/ sesinin önce /ğ/ ve hemen ardından /g/ye dönüşmesi Fransızcada 11. yy’dan önce gerçekleşmiş görünüyor. Mesela Germence wa(h)ren > Fr garer, Germence winjan > Fr gagner, Normanca warrant Fransızca garant. Sözcüğün yazımı 14. yüzyıldan itibaren auge diye oturmuş, o zamandan beri değişmemiş.

İnce sesliye bitişen /g/nin çatlayıp önce /c/ ve hemen ardından /j/ halini alması geç ortaçağ, belki 15. yy. /au/ çiftseslisi ise 18. yy’da /ô/ diye söylenmeye başlamış. Kelime hala auge yazılıyor, ama aşağı yukarı 15. Louis zamanından beri söylenişi ôj. Bu hokka. Hokkanın içindeki nesne augée, yani ôje.

15 yorum:

  1. Alveol ismi akciğerdeki hava keseciklerine de verilmiştir:
    Türkçe: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alveol
    Fransızca: Alvéole
    İngilizce sayfadaki açıklama: (plural: alveoli, from Latin alveolus, "little cavity")

    YanıtlaSil
  2. "Kapçık ağızlı" da bu durumda "hokka ağızlı" oluyor yani; hakaret görünümlü iltifat :)

    YanıtlaSil
  3. Çok büyük insansın, çok! Bu ülkede ikinci bir Nişanyan yok. Gurur duysun bu millet seninle. Bunu içtenlikle söylüyorum. Varolasın.

    YanıtlaSil
  4. Fol yok yumurta yok'taki fol bu olsa gerek...

    YanıtlaSil
  5. Dişlerin çenede oturduğu yere de tam olarak alveol soketi denir. Sevan hocam, ilgilenirmisiniz bilmem; benim de escort kelimesiyle ilgili bir teorim var. Acaba bu kelime, başta 'security cord' idi de, daha sonra s cord olarak kısaltılarak ( ki s harfi ingilizcede es diye okunur) okunmaya mı başlandı? Ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle teorileriniz geldiğinde, a) durup dinlenin, b) sözlüklere bakın. İyi gelir.

      Sil
  6. Túy Cortrando8 Aralık 2013 06:57

    Şimdi aklıma geldi. 1930larda Fransa'da meşhur Citroën 2CV arabalar, bozuk yolda arkasında yumurtaları kırmadan taşıyabilmek için tasarlanmış. Bu arabalar "döşövo"(Deux Chevaux) olarak tanınır. 1940 da bile Fransa nüfusunun yarısı kırsalda yaşıyormuş (ki İngiltere'de o zamanlarda dahi bu oran daha düşükmüş mesela) ve daha ziyade köylülerin de satın alabileceği, 100 km'de sadece 3 lt yakıt harcayan, ucuz bir halk arabası projesinin neticesinde ortaya çıkmış. Aynı devirde Almanya'da da benzer şekilde WV arabalar piyasaya sürülüyor gerçi, ama köylüler yumurtaları da kırmadan taşısın diye değil.

    YanıtlaSil
  7. Akciğer hava keseciği anlamında Türkçe'de kullanılıyor alveol.
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Alveol

    YanıtlaSil
  8. Eklemeyi unuttuğunuz bir kelimeden bahsedince benim de aklıma bulamadığım bir kelime geldi. Ben de Rasta'yı merak etmiştim fakat bildiğim sözlüklerde (sizinki dahil) bulamadım. Farsça 'Rast' ile bir bağlantı kurmak doğru mudur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dreadlock anlamında rasta, 'rastafaryan'dan kısaltılmış. bu dinin ismi de 'ras tafari'den geliyor: ras, amharcaya arapçadan geçmiş, baş demek; tafari de haile selassie'nin orijinal adı. yani 'tafari reisin dini'ne mensup olan 'rastafaryan'ların saç stiline 'rasta' deniyor böylece. farsça rast ile alakası yok.

      Sil
  9. Auge´a gelen ek nedir? Auge > augée? Hokka > hokkalik gibi midir? Bu arada viyol sözcügünü de ilk kez duydum :) Halk arasinda "yumurta kabi" ya da "yumurta kartonu" deniyor. Oje sözcügünün asil anlami biraz sacmaymis, ona da halk arasinda "tirnak boyasi" denir. Bazi kelimelere Türkce karsilik bulmak sacma olabiliyor ama bu örnekte Türkce karsilik daha mantikli gibi :) Ruj´a da "dudak boyasi" denir halk dilinde, onun da asil anlami sacma, "kirmizi" oysa her "dudak boyasi" kirmizi degil :)

    YanıtlaSil
  10. Alveus'dan oje, auge'ye donusum cok zorlama olmus!
    Auge (latince oculus'tan gelen) diye bir kelime var zaten.
    Ucunda bir delik olan yuvarlak yapi (ustu delikli top) demek.
    Auge hem fransizca'da hem almanca'da var. Almanca'da ustelik goz anlaminda kullanilir.
    :)
    Oje sisesini anlatmak icin auge, yani oculus cuk oturur kanisindayim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saçmalama, yok öyle bir kelime. Fransızca auge delikli top filan değil, hokka. Latince alveus'tan. Latince oculus Fransızca yeux olur.

      Almanca Auge bununla alakasız, Germence kökten gelir, İngilizce eye eşdeğeridir.

      Sil
    2. Hepsi de 'göz' demek. Sanki hiç mi bağ yok aralarında?

      Sil
  11. Yun. "katolikos"un Erm. "katoğikos"a dönüşmesi de sözünü ettiğiniz l > u (ğ, w ?) dönüşümüne örnek midir acaba? Gerçekten soruyorum, bilmediğim ve merak ettiğim için.

    YanıtlaSil