27 Nisan 2013 Cumartesi

Zapata konusuna devam: Bizden hayalet kaçmaz

http://2.bp.blogspot.com/-ey-lOc7e81g/UXv6vQcJNdI/AAAAAAAAANM/Mfz8iOGmu6c/s1600/chabata2.jpg
Allah internetten razı olsun. Geçen günkü zapato/çabata mevzuu üzerine on düzine mektup geldi, çoğu hiç tanımadığım insanlardan. Beş-altı tanesi ciddi bilgilendirici idi. Öğrendim, aydınlandım; meseleyi çözdüm sanırım.

1. Çabata “hasır örgü ayakkabı” Kıpçak Türkçesine mahsus bir sözcük. Halen Kazan Tatarcasında kullanılıyor, yerel kültürün tanınmış bir unsuru. Buyur makale, “Çabataya medhiye ve mersiye”, uğraşırsan az çok anlaşılıyor. http://luiza-m.narod.ru/smi/tarih/12-chabata.htm [Kıpçakça: bugünkü Kazan ve Kırım Tatarcasının, Karaçay ve Balkarcanın atası olan Türk dili.]
2. Muhtemelen Eski Türkçe çapmak fiilinden türev. Bu fiil, çeşitli diğer anlamlarının yanısıra “kabaca dikmek, yamamak” anlamını taşıyor.

3. Türkiye Türkçesinde çapıt veya çaput, esasen “kabaca dikilmiş herhangi şey, yamalı bohça”. Halk ağızlarında “bezden veya hasırdan yapma ayakkabı” anlamı halen mevcut.

4. Tatarca sözcük Rusçaya чёбот veya чобот (çobot) şeklinde geçmiş. En eski yazılı kayıt 1486'ya ait.

5. Arapça sabata veya sabbata, doğru yazımı muhtemelen صباطة, “bezden yapma çarık, arkası açık pabuç”. Klasik devir sözlüklerinde (Kamus, Lane, Ahteri) yok. Ama Dozy’nin Supplement’ında var. Demek ki sonradan çıkma bir kelime. Arapçada /ç/ sesi yoktur; yabancı dilden alıntılarda daima sad (kalın s, ص ) yazılır. Arapçada /p/ sesi de yoktur; alıntılarda genellikle b veya şeddeli bb yazılır. Direkt Kıpçakçadan alıntı olmalı. Kıpçak Türkleri Memluk Saltanatı zamanında, yani 13. yy’dan itibaren Mısır ve Suriye’ye hakim olmuşlardı. Memluklar zamanında Mısır'da Araplara Kıpçakça öğretmek için yazılmış dört beş tane kitap var elimizde. O devirde Arapçaya geçmiş olmalı.

6. İspanyolca zapato ve İtalyanca ciabatta “önü kapalı arkası açık pabuç,” her iki dilde 1200’lerde zuhur etmiş. Arapçadan alıntı oldukları kesin. 1300’ler geçtir, ama 1200’lerin başı Avrupa kültüründe Arap modalarının en etkili olduğu dönem. [Eski İspanyolcada z harfi Arapça sad karşılığıdır, fıslamalı bir /s/ gibi söylenir. Modern İspanya İspanyolcasında /th/ halini alır, ama Latin Amerika lehçelerinde /s/ okunur.]

7. Fransızca savate “arkasız pabuç, çarık” keza 1220’lerde belirmiş. Arapçadan direkt veya İspanyolca vasıtasıyla alınmış olmalı.

8. Fransızca sabot “arkası açık tahta pabuç”, güneybatı Fransa lehçelerine özgü bir sözcük. İspanyolcadan alınmış olması kuvvetle muhtemel. Şehirli Fransızcasında “hırbo, köylü, taşralı” konseptinin bir tür simgesi sayılmış. “Je suis venu à Paris en sabots, et je ne l'ai pas oublié.”

9. Fransızca sabotage “sanayide kasıtlı olarak işi aksatma” tabiri ilk kez 1910’da Fransız demiryolu işçilerinin işi aksatma eylemi sırasında duyulmuş. Birçok kaynakta “demiryolu makaslarına sabo atıp bozdukları için” diyor, ama bu muhtemelen sonradan uydurulmuş bir açıklama. Daha güçlü olasılıkla “salağa yatma, köylülük yapma” gibi bir argo anlamdan türemişe benziyor. Bizde sabotaj en erken Mehmed Bahaeddin Bey’in 1924 tarihli Yeni Türkçe Lugat’inde geçiyor. 

3 yorum:

  1. Başka bir kelime sorsam: Olé ?

    Arapça 'allah'a bağlayanlar da var, germenic kökenli olduğunu söyleyen de (fransızca voilà gibi).

    Sizin fikriniz?
    Yanıtla
  2. Brezilya Portekizcesi'nde "sapato", Peru'da konuşulan Asháninka dilinde "sapato", Bolivya ve Şili'de konuşulan Aymara dilinde "sapatu", Paraguay'ın resmi dili Guarani dilinde "sapatú", İndonezyaca'da "sepatu", Venezuela'nın kuzeyindeki Aruba ve Curaçao adalarında konuşulan Papiamento dilinde "sapatu", Afrika'da konuşulan Bantu dillerinde "sapato"... Liste böyle uzar gider.

    Özellikle Portekizler kelimeyi çok geniş bir coğrafyaya taşımış, İndonezya ve civarında konuşulan dillerde kelimenin seyrine ayrıca bakmak lazım.
    Yanıtla
  3. Karadeniz ağızlarındaki 'çapula' da bu kökten sanırım..'Ayağımda çapula- Yola giderim yola'...
    Yanıtla

24 Nisan 2013 Çarşamba

Hayalet kelimelerin peşinde

Arasıra yazıştığım Fransız bir dilci arkadaşım mail atmış, “çaresiz kaldım, zapato hakkında sen ne düşünüyorsun” diye. İspanyolca zapato “ayakkabı”. Bir önceki İspanya başbakanının adı Zapatero idi, yani “ayakkabıcı”. İspanyol Kraliyet Dil Akademisinin haşmetli sözlüğüne bakıyoruz, ne görelim? Sözcük Türkçe zabata’dan geliyormuş. Meğer.
Dur, diyoruz, bunun İtalyancası da vardı, ciabatta “terlik, önü kapalı arkası açık pabuç” manasında. Devoto’nun İtalyanca etimoloji sözlüğünü açıyoruz, al sana bir şok daha. O da “Türkçe ‘Acem pabucu’ anlamına gelen çabata’dan” demiş.
Sizi bilmem ama ben böyle bir kelime hiç duymamışım. “Acaba” deyip bakıyorum. TDK sözlüğünde yok. Eski basımlarında da yok. Meydan Larus’ta yok. Anadolu ağızlarında duyulmuş, gerçek ve hayali bütün kelimeleri derleyen 12  ciltlik Derleme Sözlüğü’nde yok. Eski metinlerde geçen bilumum unutulmuş Türkçe sözcükleri gösteren 7 ciltlik Tarama Sözlüğü’nde yok. Meninski’nin 1680 basımı sözlüğü manyak bir eserdir, gün yüzü görmemiş kaç çeşit kelime varsa mutlaka bulunur: yok. Çağatay Türkçesi için Senglah’a ve Pavet de Courteille sözlüğüne bakıyoruz: yok. Divan-ı Lugat-it Türk’te yok. Azericede yok. Kırgızcada yok. Yokoğlu yok. İçinizde kuşku kalmasın, çabata, çebata, çapata, cabata, zabata, sabata,  چاباته, چباتا, چڀاطه, جباته, akla gelecek her türlü yazışı kontrol ettim. Yok.
Acem pabucu (calzatura persiana) dediğine göre Farsî olabilir mi? Orada da yok. Ne Steingass, ne Burhan-ı Katı böyle bir kelime vermemiş. Çâpâtî var gerçi, bizim lavaş dediğimiz yassı ekmek. Hint mutfağında Farsçadan alıntı olarak vardır. Türkçede de tek tük geçer. Ama lavaş nerede, pabuç nerede? [Peki, İtalyanca ciabatta aynı zamanda bir ekmek çeşidinin adıdır, “pabuç ekmeği” anlamında. Ama öbür yönde anlam gelişmesi zor, ekmeğin adı pabuca verilmez.]
“Mümkün değil, saçmalamış İspanyollar” diye cevap yazdım, tam send’e basacakken, hoppala: Dr. Saadet Çağatay, Karaçay’ca Birkaç Metin, sf 294: “Kazan lehçesinde köylünün giydiği ve bir nevi ıhlamur ağacı kabuğundan yapılmış olan ayakkabına çabata denir.”  Kazan lehçesi dediği şey Kazan Tatarcası.
Buyur bu da Tatarca bir mezar yazıtı imiş: “Gusman hafiz kızı idim, / Haneke sultan atlı idim, / Sehtiyan kiymes naz idim, / Çabata tapmay baramın” Tercümesi: “Hafız Osman kızı idim, adım Haneke? Sultan idi, sahtiyan giymez nazlı idim, çabata bulamadan gittim (öldüm).” Sahtiyan “pahalı ayakkabı” demek oluyor, çabata da bunun tersi belli ki.
Kontrol edelim, Tatarcanın atası olan Ortaçağ Kıpçak Türkçesinde böyle bir şey var mı? Yok. Codex Cumanicus’ta yok. Kitabül İdrak’ta yok. Kazan dilinde acaba Rusça alıntı olabilir mi? Hayır Rusçada da yok görünüyor.
Şimdi. İspanyolca ve İtalyancaya, hele bu iki dilin ana vokabüler kütüğüne, Kazan Tatarcasından direkt bir alıntı mümkün değildir, hiç hayal kurmayalım. Elbette birtakım İtalyan tüccarlar oralara gitmiştir, elbette Kefe’de Cenevizliler vardı, elbette Dominiken rahipleri 13. yy’da oralarda cirit attılar vs. vs. Ama bu derece damardan bir etkileşim olması için ya Tatar kültürünün İtalyanlar ve İspanyollar nezdinde ciddi bir çekim gücü olması lazım, ya Tataristandan birtakım ticari ürünlerin yoğun olarak Batı Akdeniz’e sevkediliyor olması lazım. Sanki “ıhlamur ağacı kabuğundan yapılmış köylü çarığı” ciddi bir ticaret kalemi olamazmış gibi geliyor bana.
Pes ettim. Vallahi çözemedim. Siz şimdiye dek benim bir kelime hakkında böyle çaresiz kaldığımı gördünüz mü hiç? İşte oluyor.
*
Dünden beri kafam bununla meşgul. Köylü çarığı deyince aklıma sabo da geldi. Fransızca sabot “tek parça ağaçtan oyma köylü ayakkabısı”. Bütün kaynaklar Güney Fransa’nın Poitou bölgesi köylü ağzından alındığı konusunda hemfikir, ama etimolojisi hakkında yorumdan kaçınmışlar. Bence zapato ile alakalı olduğu kesin. Ama gidip gideceğin mesafe o kadar, bu da ekstra bir bilgi sağlamıyor bize.
Aynı sözcüğün yüksek-Fransızca karşılığı savate imiş. "Arkalıksız veya arkası basık ayakkabı, çarık, eskimiş pabuç" anlamında. Bir heyecanla ona baktım. 1225 yılından beri kaydedilmiş. Heyhat, atilf de, Larousse étymologique de "kökeni belirsiz" deyip bırakmışlar.
  1. 'ekmeğin adı pabuca verilmez' doğru tespit.
    ciabatta şekil vermesi zor bir hamurdur. bildiğimiz somun gibi yapsanız, hamur yayılıp, terlikimsi bir form alır.
    yani hamur yayılıp terlik formu aldığı için, ekmeğin adı terlikten gelir.
    gerisi beni aşar.
    Yanıtla
  2. hocam 'çaput' ihtimali hiç mi yok? ayaklarına sardıkları bezlere de çaput derler köylüler.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Fonetik olarak çaput bana da çok yakın geliyor.
  3. Bir ihtimal, çaput'la çabata'nın ilgisi olabilir mi?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. mantıksız değil. Çabata - ıhlamur ağacının kabuğu lif haline getirilerek örülerek yapılan ayakkabıdır. bir nevi ayağınızı sarmış gibi oluyorsunuz. bu bağlamda çabata / çaput mantıklı görünüyor. Bkz: http://www.google.com.tr/imgres?um=1&hl=en&biw=1295&bih=674&tbm=isch&tbnid=lvQOJf6RxXeiNM:&imgrefurl=http://luiza-m.narod.ru/smi/tarih/12-chabata.htm&docid=6r33FLwbOImYOM&imgurl=http://luiza-m.narod.ru/smi/tarih/resem/chabata4.jpg&w=160&h=400&ei=8IJ5UfTRFMneOfGxgKAB&zoom=1&ved=1t:3588,r:1,s:0,i:80&iact=rc&dur=345&page=1&tbnh=193&tbnw=82&start=0&ndsp=20&tx=39&ty=105
  4. TDK sozluk "çapıt" icin koylulerin ise giderken ayaklarina sardiklari aba parcasi diyor. (bkz. http://www.tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&kelime=%E7ap%FDt)
    Yanıtla
  5. Italyanlar fis e takilan coklu elektrik prizlerine de "ciabatta" diyolar..terlik ve ekmek disinda =)
    Yanıtla
  6. 1-)Şıpıdık-şıpıdık terlik.Türkçe bir betimlemedir.
    2-) Şapoşnikov ;Bir Sovyet komutanıdır.İsminin anlamı, pabuçcuoglu.Şapoş kelimesi ,Rusca'ya ;Türki lisan'dan geçmiş.
    Yanıtla
  7. bunlar çözülür, allah başka dert vermesin sevan abi.
    Yanıtla
  8. Abdülkayyum Nasiri'nin Lehçe-i Tatari ve Radloff'un Opıt Slovarya Tyurkskih Nareçiy sözlüklerinde çabata kelimesi geçer.
    Yanıtla
  9. Arapça kökenlidir
    Arapça sabat'tan (ayakkabı , bir tür ağaç)
    Yanıtla
  10. '' Ama bu derece damardan bir etkileşim olması için ya Tatar kültürünün İtalyanlar ve İspanyollar nezdinde ciddi bir çekim gücü olması lazım, ya Tataristandan birtakım ticari ürünlerin yoğun olarak Batı Akdeniz’e sevkediliyor olması lazım. Sanki “ıhlamur ağacı kabuğundan yapılmış köylü çarığı” ciddi bir ticaret kalemi olamazmış gibi geliyor bana.''
    Tırnak içindeki paragraf ;Makale'den alıntılandı.
    Google çeviri programında ;İngilizce ayakkabı yani shoe ile Çince ayakkabı'nın telaffuzları birbirine çok benziyor.
    bu derece damardan etkileşiminin izahı ne ?.Hatta Çinliler ve İngilizler bir-birleri ile hiç etkileşime geçmedikleri dönemler de bile kendi lisanlarınca ayakkabıya;ayakkabı demiyorlar mıydı ?.
    Ayriyeten ve İlaveten ,bu konuyla ilgili zayıf ihtimaller
    1-)Yahudilerin şabat günü yani cumartesi günü yasak ve kuralları ile bir ilgisi olabilir mi ?.Faraza; Cumartesi günü ayakkabı giymek günahdır ;O'nun yerine hile-i şer'iye mukabilinden ;ayakkabı ve ya terlik benzeri bir şey icat edilip;giyilmesi.
    2-)Bizim kültürümüzde,ekmeği, ayakkabıya benzetmezler;fakat ,dil'i ,ayakkabıya benzetirler.Dilin pabuç gibi oldu.Cümlesindeki gibi.Belki de,bazı lisanlar arasında dil ve ayakkabı kelimelerinin yolları keşiyor.
    3-)Ayakkabı ,Yunanca telaffuzda .Paputsi.Baştaki P harfi ,İspanyolcada z harfine dönüşmüş olabilir.
    Yanıtla
  11. Çaput, çapıt... mantıklı geldi bana da...
    Yanıtla
  12. bizim köyde de (kırıkkale'nin bir köyü) ayağa giyilen bazı şaylere "çapıt" denirdi hocam
    Yanıtla
  13. Bu kelime чёбот veya чобот (çobot) şeklinde Rusça'da. En eski yazılı kayıt 1486'ya ait.
    Yanıtla
  14. yüksek-Fransızca karşılığı savate aynı zamanda fransız kickboxunun adıdır.
    Yanıtla
  15. türkçede 'lümpen ' diye telafuz edilir, aslı almancada 'lumpen' dir. paçavradır.paçavraları eskiden bulaşık bezi olarak kullanırlardı. 'lumpen' bulaşık bezi demek,iktidarın bokunu püsürünü temizleyen idraksiz salak anlamında kullanmış zamanında alman sosyalistler tarafından..
    Yanıtla
  16. Yolum Düştü22 Mayıs 2013 18:28
    Çaput doğru yönde bir ipucuysa gayet başarılı bir imetav örneği olarak tarihe geçebilir bu yazı ve yorumları.

    imetav (Pavet de Courteille): crowdsourced etymology in Anatolian Internet Turkish. possibly derived from "imece etimolojik av". first recorded usage circa 2013.
    Yanıtla
  17. Benim gibilerin göremediği bir işareti sayısız google taranmış kitaplarda basitçe aratılan referanslardan birkaçı belki size verebilir keşif çalışmanızda. Belli ki zapatonun kökeni üzerine önceden derince kafa yorulmuş, belki siz mutlak bir yere varabilirsiniz, iyi şanslar dilerim.

    http://books.google.com.tr/books?id=-O4yw3oVRgUC&pg=PA233&dq=etymologie+zapato&hl=en&sa=X&ei=hH6zUbmOJMbBPMangIAP&ved=0CDIQ6AEwAQ#v=onepage&q=etymologie%20zapato&f=false

    http://books.google.com.tr/books?id=SRPVgBfSrdMC&pg=PA229&dq=zapato+magnum&hl=en&sa=X&ei=uYCzUeb2BcnlPLmsgLAG&ved=0CC4Q6AEwAA#v=onepage&q=zapato%20magnum&f=false

    http://books.google.com.tr/books?id=ZnoGAQAAIAAJ&q=etymologie+zapato&dq=etymologie+zapato&hl=en&sa=X&ei=hH6zUbmOJMbBPMangIAP&ved=0CEgQ6AEwBA
    Yanıtla

20 Nisan 2013 Cumartesi

Tomurmak, tomurcuklanmak


İngilizce bold, eski Anglosaksonca biçimi bald “cesur, gözüpek, yiğit”. Ama orijinal anlamı daha çok “gürbüz oğlan, tosuncuk” gibi bir şey. OED “well-filled and plump” demiş. Eski Yüksek Almanca bald, keza. Theobald, Willibald, Archibald, Leopold (Liutbald) gibi erkek adlarında da geçer. Ortaçağda İtalyancaya alınmış, baldo olmuş: “gürbüz, tosun, iri kıyım”. 1950’li yıllarda arborio ırkından geliştirdikleri tombul taneli pirinç tipine de bu adı vermişler. Türkiye’ye ilk kez 1970’te Toprak Mahsulleri Ofisi ithal etmiş.
Bold Türkçede sadece tipografi terimi olarak kullanılıyor. Cümle içinde kullanımına örnek: “italikleri boldlayın Tuğçe Hanım”.
*
Germencede aynı nihai kökten gelen ball var, İngilizce, Almanca, Norveççe ball, İsveççe boll, Danimarkaca bold “top”. Organize top oynunu Avrupa’ya Ortaçağ başlarında Almanlar yaymış olmalı: antik Roma’da böyle bir şey yok, hemen tüm Avrupa dillerinde “top” anlamına gelen sözcükler Almancadan alıntı. Misal: Fransızca balle “top” ve “bohça”, emballer “top haline getirmek, bohçalamak”, ambalaj’dan tanıdık. İtalyanca büyütme ekiyle ballone “koca top”, balon. İspanyolca bollo “top”, yine Almancadan alıntı. 15. yy’dan bu yana /boyo/okunur, çoğulu bollos /boyoz/ olur. İzmir ağzında boyoz bir tür top şeklinde hamurdur, Yahudi İspanyolcasından devşirme.
Almanca Boll “tomruk”, gene kalın ve şişkin bir durum. Bollwerk tomruklardan yapılan herhangi bir yapı, özellikle kale duvarı dışına inşa edilen dış savunma hattı, İngilizcesi bulwark, Fransızcası (eski imla ile) boulevert veya boulevart. 1765 yılı civarında Paris surlarının dışındaki savunma mevzilerini yıkıp yerine geniş ve ağaçlıklı bir cadde açmışlar. Ahali bunun adına da boulevard (bulvar) demeye devam etmiş. Bir bakıma modern Avrupa hakimiyeti çağının başlangıç noktasıdır. “Bu saatten sonra bize kim saldırmaya cüret eder?” diye düşünmüşler, cicilerini giyip tenezzühe çıkmayı vatan savunmasından daha mühim bir iş saymışlar. 
Dikkat buyurun: Türk modernleşmesinin ilk iki-üç kuşağı için Batı medeniyetinin en çok gıpta edilen simgelerinden biridir bulvar.  Paris’te olmayı, bulvarda tozmayı hayal ederler, bu memleketin tozundan bunaldıkça.
*
Geçen yazıda gördük. Germence /b/ olan yerde Yunanca /ph/, Latince /f/ olacak.
Buyur: Yunanca phallós “şişkin”, dolayısıyla “ereksiyon halinde penis”. Tomuruk diyelim isterseniz, tomurmak eyleminden. Eskiçağda phallophóroi “phallus taşıyanlar”, Dionysos ayinlerinde önlerine dev bir phallus takıp tören yapan tipler.
Din adına ne garip şeyler yapıyor insanlar, düşünseniz. Tanrı Zeus’u memnun etmek için erkek çocuklarının pipisinin ucunu kesenler bile var, bazı ilkel kültürlerde.
http://3.bp.blogspot.com/-6_JYDkBpUAE/UXMQkKntZ8I/AAAAAAAAAMs/d--_SUp36BE/s1600/phallophoros.GIF
 
Yine Yunanca phallaína “balina”. Tosun balığı desek?
Latince follis “şişkin şey, top, kese,” ayrıca “körük”. Küçültme ekiyle folliculus “kesecik”, Türkçede folikül diye geçer: 1. rahimde yumurtayı içeren sıvı dolu kesecik, 2. saç kökündeki kesecik.
*
Buraya kadarı nispeten basit, hep şişkin ve kalın nesnelerden söz ettik. Şimdi biraz daha zor bir kavramsal bağlantı yapalım.
Yunanca phúllon φύλλον öncelikle “tomurcuk”, ikincil olarak “yaprak”.  Latince folium “yaprak”. Latince aynı kökten kurallı olarak türeyen flor- “tomurcuk, çiçek”. Belli ki çiçeği de, yaprağı da, bitkinin üzerinde kabarıp pırtlayan bir şey olarak algılamışlar. Düşünürsen Türkçede tomrukla tomurcuk arasında da tastamam aynı ilişki var.
Hepsi tanıdık sözcükler. İlkini filiz’den biliyoruz, “yapraklanma”. [Not et: en eski Yunanca /u/ sesi klasik dönemde /ü/, Bizans döneminde /i/ halini alır. Latin alfabesine y ile aktarılır, /i/ okunur.] Phyllis İngilizcede kadın adıdır, filiz demektir. Klorofil (chlorophyll) “yaprak yeşili”. Bizim buralarda yonca yerine kullandıkları tirfil de triphyllion, “üçyaprakçık”.
Folium’un İtalyanca halinden foyası dökülmek'teki foya, Fransızca halinden dosya içine konan föy, İngilizce halinden ise biraz keyfî bir deformasyonla alüminyum folyo türemiş. Portföy = evrak çantası.  Foya burada “altın varak” anlamında, “varak döküldü, som altın olmadığı anlaşıldı” kastedilmiş.
Flor-’dan bir çırpıda hatırladıklarımız “çiçekler alemi” anlamına gelen flora, aslı “Tomurcuk Hanım” gibi bir şey, bitkileri çiçeklendiren tanrıçanın adı. Fransızca fleur, oradan aşırma İngilizce flower vs. Google'da "floral desen" diye aratınca 13.900 tane Türkçe metin çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz memlekette nasıl bir yazılı metin patlaması - ve ona paralel bir vokabüler patlaması - yaşanıyor?
*
Almanca Blume, İngilizce bloom da var, “tomurcuk” ve “çiçek” anlamında. Bunların öz-Germence türevler olduğunu baştaki /b/den anlıyoruz.
Sanskritçede “tomurcuk, çiçek” anlamında phulla फुल्ल ve phalya फल्य buldum. Burada problem var sanki, çünkü Sanskritçe biçimin ph değil bh भ्र olması lazım normal olarak, beni aşar. 

İrani dillerde de yansıması yok görünüyor. Ya da? Dur yarına kadar biraz daha düşünelim.

7 yorum:

  1. "Word Histories and Mysteries; from Abracadabra to Zeus" isimli bir kitap var, okuması inanılmaz zevkli, American Heritage Dictionaries editörlerinin marifeti. Tabii Sevan daha iyi bilir söz konusu kitaptaki bilgiler sahih midir değil midir ama ben keyifle okuyorum. Şu adresten (beleşe elbette) güzelce indirilip okunabilir: (9 mb'dır): http://bookos.org/book/1443329/1bffbc

    Oradan 'Ballot' maddesinden alıntı:

    "The earliest meaning of ballot in English is “a small ball used to register a vote.” The source of the English word was Italian ballotta, the diminutive form of balla “ball.” In order to prevent others from learning who had cast which votes, those voting would drop balls into a box or other container. When yea and nay votes were recorded with different colored balls, a black ball was often used to register a negative vote. This practice gave rise to the verb blackball, recorded in English from the eighteenth century, meaning “to exclude someone from membership by a negative vote.” The Italian word balla is ultimately of Germanic origin, and is thus kin to the English word ball. A word ancestral to English ball, “spherical object,” is not attested in Old English, however. Old English does attest a closely related word, beallucas, meaning “testicles,” source of the rather vulgar modern British slang bollocks. Some scholars suggest that Old English did have a word *beall, which would have developed into Modern English ball, but the Old English word has simply not shown up in any surviving texts. Although linguists usually do not like to postulate unattested forms for real languages such as Old English, nevertheless they sometimes must. Our knowledge of ancient and medieval languages usually depends upon written records, and since we possess only a fraction of the many manuscripts that must have been written in the past, we can expect that a few words have fallen through the cracks."
    Yanıtla
  2. Selam Sevan,

    Bu güzel ve detaylı araştırma için çok sağol. Okudukça eğleniyorum. Phallos şişkinlik, ereksiyon halindeki penis için phallocampsie demek daha doğru olabilir. Kamptô Yunanca'dan gelen eğrinti.

    Ne dersin ?

    Sevgiler,
    Yanıtla
  3. Yazının başlarında ball kökünün Almanca'dan geldiği Roma döneminde bulunmadığını yazmışsınız, son kısımda ise fallus'un Yunanca olduğunu... Burada bir zamanlama hatası yok mu?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Kök Hintavrupai, dolayısıyla en geç MÖ 4. binyılda mevcut olması gerekir. Bu kökten gelen bir sürü türevden biri olan Almanca Ball "takım oyununda kullanılan top" anlamında, muhtemelen kavimler göçü esnasında, diğer Avrupa kültürlerine yatay geçiş yapmış.

      Mesela Fransızcada direkman halk Latincesinden türeyen bir sürü /f/li türev var. YANISIRA Ortaçağda Almancadan alıntı olan /b/li balle, ballon vb. gibi sonradan çıkma biçimler var.
  4. Sevan Abi, sağol varol, her zaman olduğu gibi bizi yine şaşırttın, birbiriyle hiç alakasız görünen kelimelerin anlam olarak aslında birbirinin aynısı olduğunu ortaya koydun, Abi ben biraz italyanca ile alakadarım, ortensia nasıl olmuş da ortanca olmuş ya da tam tersi?
    Yanıtla
  5. farsça'da da türkçe "toplu"dan alıntıyla gürbüz çocuklara "topolu" deniyormuş.
    Yanıtla
  6. Sevan Bey polo denen oyun benim bildigim bir topla oynanan en eski takim sporu ve hintcedeki pulu kelimesinden geliyor. bu acidan bakinca ball kelimesi de pulu'dan gelmis ve almanca'ya da yine hintce'den gecmis olamaz mi?
    Yanıtla


10 Nisan 2013 Çarşamba

Kürtçe dersleri: kirve, tırsmak, şıh, isot, dürbün


Kirve’nin aslını dün Süryani arkadaşlar uyarınca fark ettim, daha önce nasıl uyanmamışım vallahi hayret. İngilizce godfather, Fransızca parrain dedikleri vaftiz babasının Süryanicesi karîvo imiş. İki temel kuralı bilince sözcüğü tık diye tanıyoruz. BİR, tüm Arami lehçelerinde (ki Süryanice bunlardan biridir) ikibin seneden beri sessizlerin sızıcılaşması kuralıdır. Yani b, p, k, d, t yazılır ama v, f, x, dh, th okunur. İKİ, modern Süryanicede uzun /a/ sesinin /o/ya dönüşmesidir. Yani elif yazılır /o/ okunur. Sözcüğün aslı karîbâ nitekim, kalın k ile k-r-y-b-a ܩܪܝܒܐ yazılıyor. Arapça karabet (yakınlık), akraba (yakınlar), takriben (yaklaşık olarak) vs’den gayet iyi tanıdığımız bir kelime. Arapça karîb قريب “yakın” demektir. Jastrow da klasik Aramice karîbâ קַרֵיבָא için “near, related, relative” demiş.

Türkçeye Kürtçe üzerinden girmiş olduğu muhakkak. 1960’lardan eski hiçbir Türkçe kaynakta rastlanmadığına göre, umumi dile girmesi oldukça yakın tarihli bir şey. Güneydoğuda Müslüman çocuğu sünnet töreninde bir Hıristiyan komşunun taşıması adettenmiş. Ya da bana öyle anlattılar, bildiğim bir konu değil. Sözcüğün de o şekilde aktarılmış olması gerek.

*
Tırsmak fiilini ben galiba 1990 civarında ilk kez duydum. Türk basınında bulabildiğim en erken örnek 1991’de Milliyet’te. Gırgır-Fırt ekolünden karikatürist Ergin Ergönültaş yeni çizgi dizisindeki hikâyeleri “kimileri acıklı, kimileri gülünç, kimileri tırsınç” diye tanıtmış. Eminim Gırgır’da bundan biraz öncesi de aranırsa bulunur. Kentli diline iyice yerleşmesi Metin Kaçan’ın 1995 tarihli Ağır Roman’ından sonra.

Farsça tarsîden korkmak, Kürtçe tirsîn korkmak. Hangisi? Şüphesiz Kürtçe. Çünkü 1980’lerde Farsçadan Türkçeye kültürel etkileşimin koşulları mevcut değil. Gırgır kuşağının karikatüristleri okulda Farsça mı öğreniyorlar? Tatile İran’a mı gidiyorlar? Tahran televizyonu mu izliyorlar? İstanbul sokaklarında Farsça argo patlatınca havalı mı oluyorlar? Yok.

*
Şayx tabiikine Arapça. Arap kültürünün en karakteristik kavramlarından biri. Şayx veya şeyx veya şeyh biçiminde Türkiye Türkçesinin bilinen en eski günlerinden beri bolca kullanılmış. Burada bir sorun yok. Ama bir de sözcüğün özellikle Alevi ve Türkmen çevrelerinde tercih edilen veya şıh biçimi var. Burada tanık olduğumuz hadiseye monophthongisation deniyor, valla öyle, yani /ey/ gibi bileşik bir seslinin /ı/ veya /î/ gibi basit bir sesliye dönüşmesi. Bana öyle geliyor ki bu şekil Türkçenin mutfağında pişmemiş, Kürtçe şêx biçiminden alınmıştır.

Sözcüğün orijinal coğrafi yayılımı buna işaret ediyor. Ama sonradan kafa karıştırıcı bir şey olmuş, 1946’lara doğru İçişleri Bakanlığı memleketin dört bucağında şeyh’li olan yer adlarının pek çoğunu şıh’la yazmaya karar vermiş. Ortalık karman çorman olmuş. Alevi ve Türkmenlerin semtine bile uğramadığı yerlerde şıhlarla karşılaşıyorsun.

Daha beterini söyleyeyim. Adında şeyh olan yirmiden fazla yer adını 1930’lu yıllarda memleketi laikleştirme kampanyası çerçevesinde Işıklar diye düzeltmişler. Bugün Türkiye’nin dört yanında adı Işıklar olan yerleri deş, aşağı yukarı hepsinin altından Şeyhler çıkar.

Türkçede eski Bektaşi geleneğinde (belki de Bayrami, emin değilim) “tarikat önde geleni” anlamında kullanılan ışık kelimesi vardır. Şimdi aklıma takıldı, acaba o da şeyx’ten bozma olabilir mi diye.

*
İsot meselesi iyice kabak tadı verdi. 2009’da Taraf’ta bu konuda bir yazı yazmıştım. Onyüzbin milyon Kürtten edep yoksunu kınama mesajları alınca anlaşıldı ki çağdaş Kürt ulusal kültürünün en hassas kutsallarından birine dokunmuşuz farkında olmadan.  Acep ben mi yanılıyorum diye tekrar tekrar araştırdım. Sorry, yapacak bir şey yok. İsot Kürtçe değil, Türkçe. Türkçeden Kürtçeye geçmiş olmalı. Ha, şehirli Türkçesinde unutulmuştu da, yakın tarihte Urfa çarşısında yeniden keşfedildi derseniz anlarım. Muhtemelen öyle olmuştur, evet. Ama nihai kökenin Türkçe olduğuna dair en ufak şüphem yok.

1501 tarihli Cami-ül Fürs’te karabiberin Türkçesi issi ot diye geçiyor.  Sinle yazılmış, yani ıssı değil issi; nitekim bugün ısıısıcakısınmak filan diye bildiğimiz sözcüğün Türkçe aslı isi veya issi’dir. Cami-ül Fürs Farsça-Türkçe sözlüktür, yüzlerce sene medreselerde ders kitabı diye okutulmuştur; özenli ve geniş dil hakimiyetine sahip (fakat isimsiz) bir müellifin eseridir. Sözüne güvenilir.

II Bayezid (1480-1512) devri kanunnamelerinde issi ot iki üç defa geçiyor. Yine karabiber anlamında tahminen; çünkü o devirde henüz kırmızı-yeşil biber Amerika’dan bu taraflara gelmemiş. Daha 19. yy’a dek gelmeyecek.

Türkçenin gelmiş geçmiş en muazzam sözlüğü olan Meninski sözlüğünde (sene 1680) yine sin ile issi ot, bu sefer “zencefil” anlamında. Galiba alelumum ağzı yakan her türlü baharata issi ot demişler.

1876 tarihli Ahmet Vefik Paşa sözlüğünde ‘biber’ maddesi altında ilk kez bildiğimiz yeşil ve kırmızı biberden söz edilmiş. Türkîde bu nesneye ıssı ot denir diye açıklamış paşa. Bu sefer sad ile ıssı.

*
Bir kalem savaşçısı da Kürtçe dürbün sözcüğünü bilemedim diye cehaletime tükürmüş, sonra hızını alamayıp soykırımdan girmiş, annemin ve diğer dişi akrabalarımın hatırını sormuş.

Benim bildiğim bu nesneyi 16. yüzyılda Avrupalılar icat etmiştir. Osmanlı ülkesine 1570’lerde filan gelmiş olmalı. Dûr-bîn tabiri bundan kısa bir süre sonra zuhur ediyor, Frenkçe télé-scope (uzak-gören) sözcüğünün birebir Farsça çevirisi. Öz-Farsçada o tarihte yok böyle şey (daha doğrusa var da anlamı bu değil, “uzak görüşlü kişi” demek). İstanbulun kültürel avangardı tarafından, zamanın modası gereği Farsçalaştırılarak uydurulmuş.  1930’lar olsa uzgörüt derlerdi belki. Yahut 1890’lar olsa nazirül baide.

Tahayyül edebiliyor musunuz komikliği: “Frenkler bir alet-i cedide icat eylemişler, dur bakalım bizim Hazro’daki nenelere soralım bunun Kürtçe adı neymiş.”  

*
Toparlayalım.

Kürtçe ve Farsça, tıpkı Kürtçe ve Zazaca gibi, akraba dillerdir. Pek çok ortak veya benzer sözcüğe sahiptirler. Ama ayrı dillerdir. Farsçadan alınan bir sözcük, “ha Farsça ha Kürtçe ne fark eder” kontenjanından fahri Kürtlüğe kavuşmaz.

Almanca, İngilizce ve Holandaca da akraba dillerdir. Pek çok ortak ve benzer sözcüğe sahiptirler. Ama bundan istimbotun Almanca olduğu veya Heil Hitler’in İngilizce sayılması gerektiği sonucu çıkmaz. Bu sonucu çıkaranların cahilliğine hükmedilir. [Heil Hitler’in İngilizcesi Holy Hutter olur, bu arada.]

Türkçede halen kullanılan 1100 civarında Farsçadan alıntı sözcük vardır. Eskiden daha da fazlaydı. Türkçedeki Kürtçe alıntıların sayısı, zorlasan 20-30’u geçmez. Bunların da üçte ikisi dile son 20 yılda girmiş sözcüklerdir.

Biz Kürtleri buna rağmen gene severiz. Son otuz yılda verdikleri mücadeleyle bu memlekete, kanları pahasına, büyük hizmet etmiş olduklarına inanırız. “Kürdistan” tabirini, otuz seneden beri her ortamda kullandığımız gibi halâ da çatır çatır kullanırız. Oralarda gezmekten ve onların misafiri olmaktan zevk alırız. Memleketteki Kürt tarihinin ve kültürünün izlerini ortaya çıkarmak için, hotzotla değil, bilgiyle, araştırmayla, emekle çaba gösteririz.

Velakin, Kürtler arasındaki mankafa cahil sayısının, Türklerinkinden az olmadığını görerek üzülürüz. 

16 yorum:

  1. Hocam elinize sağlık her zaman olduğu gibi çok iyi yazmışsınız. Bilmiyorum yazdınız mı ama zazaca ile ilgili fikirlerinizi merak ediyorum. Başka yazılmış dorğu bulduğunuz kaynak varsa seve seve okurum ama sizin kaleminizden de okumak isterdim.
    Yanıtla
  2. Kürdlerle ilgili böyle yazılar yaz sen, diline issi otu sürecekler :) Biraz da biz kürdleri övsen ne olur ya...
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Sevan biz kürdleri eleştirmeli hem de daha fazla eleştirmeli. Biz kürdlerin dostlarımızın eleştirilerine ihtiyacı var. Bizde giderek cahaleti erdemleştirme gibi tehlikeli bir eğilim ortaya çıktı ve bu eğilim giderek sistemleşmeye başladı.Özellikle kürd siyasetçilerinde ittihatçı-kemalist tipini taklit sözkonusu. Bu tip hotzotçu-bildiğim bildik çaldığım düdük tipidir. Resmi bir ideoloji oluşturma çabaları... Henüz ortada somut elle tutulabilir bir sonuç elde etmedikleri halde çok büyük başarılara imza atmış küstahlıkları...İnsanı çileden çıkartan şımarıklıklar...
      Veselam biz kürdlerin manzara-i umumiyesi böyle. Bu demektir ki,dostlarımızın sert eleştirilerine oldukça ihtiyacımız var.
  3. Sevan hocam gönül isterdi ki Kürtler'de bu mitolojik milliyetçilik az olsun ama pkk hareketi istemeden de olsa side effect olarak bunlara neden oldu. :-) Özür diliyoruz bazıları adına. Bu tür çalışmaların da devamını bekliyoruz. Tabi Kürdistan'a da.
    Yanıtla
  4. '' Son otuz yılda verdikleri mücadeleyle bu memlekete, kanları pahasına, büyük hizmet etmiş olduklarına inanırız. '' Halt etmissiniz Sayin Nisanyan!
    Yanıtla
  5. Dün KCK duruşması vardı Bursa Adliyesinde.. Toplaşanlara biraz bakıp kulak verince,ekserisinin, Türklerin 30'lardaki 40'lardaki hastalıklı ruh haline sahip oldukları gözlemlenebiliyordu..
    Eh.. Normaldir.. Geçecekler onlarda bizim geçtiğimiz yollardan ancak bu süreci çabuk atlatırlar umarım.. Zira bu halleri çekilecek gibi değil..
    En net yorumu da kapıda bekleyen bi polis yaptı... Türklerin cenabet gezdiği yerde Kürtler....) :)
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Polisin yorumu çok hoşmuş. Aktardığınız için teşekkürler.
    2. Irafan bey terakki eylemis turklerden bahsediyor, bir o bir de biladeri galiba. ben ortada yuksek dozda irkcliktan muzdarip turk tayfasindan bol baska bir sey goremiyorum. turklerin 30 laradaki hali de 2013 deki hali de budur. ustelik bu koca bir imparatorlugun verasetini uzerlerine alip 100 yillik bir cumhuriyete, devlete, okullara, kurumlara, enstutulere, takir takir kullandiklari dil, tatmin etmeledikleri milli hissiyat kalmayan bir zaman dilimine ragmen boyle. peki ya kurdler? kurdlerin cehalet icinde apo nun zirvalarinin pesine dusmus olmalari bile turklerin bunca imkan icinde yerlerinde saymasindan bin kat hosgorulebilir bir durum. insan bu kepaze halllerine bakip, buna ragmen bu kadar arogant olmalarina dair ne diyecegini sasiriyor, allah mustehaklarini versin , becerise ilsah etsin demekten baska bir lafim yok.
  6. "seyh / şıh" daki ilişki, "züleyha / zeliha" daki ile aynı mı acaba?
    Yanıtla
  7. Studies on the Turkic World, A Festschrift for Professor St. Stachowski on the Occasion of His 80th Birthday, edited by E. Mańczak-Wohlfeld and B. Podolak, Kraków 2010: 131–138'de Hatice Şirin User isot'un etimolojisi ile ilgili aşağıdaki görüşü ileri sürüyor:

    Ttü. ve ağızlarında “acı biber” karşılığında kullanılan isot, yaygın inanışın (< ıssı ot “sıcak ot”) aksine ıstı ot “kokulu ot” < ıssı ot < ısot < isot gelişmesiyle Eski Türkçenin “koku” anlamlı sözcüklerinden biri olan *ıys’tan gelişmesi daha olası görünmektedir (is “koku” için bkz. Sevortyan 1974: 380–381; Egorov 1964: 76, Tenişev 1997: 370–371).
    Yanıtla
  8. şu an azerbaycan'dayım ve burada halen günlük hayatta karabiber'e issi ot (isot) denilmekte. Sıcaklık yerine issilik veya istilik kelimesi kullanılıyor. Sizin savınızı doğrular nitelikte.
    Yanıtla
  9. isilik olmak olayı da burdan geliyor o vakit. o da sonuçta sıcakla ilgili birşey. etimoloji gerçekten kafa açıyor. teşekkürler.
    Yanıtla
  10. heil hitler'deki heil'in ingilizcesi holy degil, hail bu arada:
    http://dict.leo.org/forum/viewUnsolvedquery.php?idThread=275003&idForum=1&lang=de&lp=ende
    Yanıtla
  11. Anadilim Kürtçe ve biz bibere biber -i seslisini biraz uzatıyoruz- diyoruz. İsotu ilk defa okulda arkadaşlarımdan duydum . Batman'da isot kelimesi pek kullanılmaz. Biber kelimesi Kürtçe olduğunu da düşünmüyorum muhtemelen İngilizcedeki pepper dan geliyordur. Nitekim daha bir sürü meyve ve sebze adı batı dillerinden dilimize geçmiştir çünkü bizim normal ekosistemimizde onlar yok buralara sonradan getirilmiştir. Biz Kürtlere batı etkisi Türkiye üzerinden geldiği için haliyle bu etkiler Türk mutfağından harmanlanmış biçimiyle bize ulaşmıştır. Bütün bu etkiler, Kürt kültür ve medeniyetine paha biçilmez katkılar sunuyor ve millet olarak var olma dinamiklerimizi besliyor.
    Yanıtla
  12. sorun biber, isotun issi ot şeklindeki fonetikten formatlandığı da doğru olabilir, ancak bazı tereddütlerim var. Batıdan gelen sözcüklerin önce Rum, Selçuklu işgalinden sonra Türkler üzerinden Kürt topraklarına ulaştığı doğru, seyir içinde ağızlara göre şekil almaktadır, buraya kadar müttefikiz. 1500 lü yıllarda Türkiye'ye biber adı ile giren bu nebatat cinsine Yozgatın veya Niğde'nin hangi yaşlı Türk kadınına götürülüp ısıot adlandırmasıyla taltif adildi? Düşünelimki bununla ilk tanışan Dede Korkut torunu bir yaşlı Türk amcası veya ninesi ısınınca böyle bir adı yakıştırdı ve tuttu.
    Aynı mantık metodolijisinden hareketle biber olarak bu coğrafyada yer edinmeye çalışan bu belalı bitkinin Hazrolu Kürt kadının ağzını yakınca yakan anlamına gelen "sotin" fiilinden müştak böyle bir adlandırma olamaz mı? Varsın onlar, Türkler, issi ot (ısıot) desin, ama bizde de (Kürtlerde) ses benzerliği dışında bir müştereği olmayan isot (yakıcı, yakan) orijini bize ait dursun. Selam ile
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. "Tobacco"'ya tütün demek nasıl akıllarına geliyorsa aynı biçimde geliyor.
      Bu mantığa göre Amerika'da bulunma hiç bir şeyi adlandıramamamız gerekiyor.
      Şu saydıklarımın hepsi ve dünyada bilinen yeşillik ve yemişin 2/3 Amerika'dan gelme.
      Mısır(Darı) , Tütün , Domates , Biber(İsot) , Kabak yürür gider.