15 Ekim 2014 Çarşamba

Cumhuriyetin Batılı olması değil mesele, olamaması Bölüm 3.

Ümit Kardaş'ın yazısına ilişkin kırık dökük notlarımıza devam. Kardaş'ın yazısı çok değişik ya da çok yanlış olduğundan değil, öyle denk geldi, ondan.

"Halkın geri, İslam ve Arap etkisine açık kabul edilmesi, oryantalist bir bakışla ötekiyi işaret eder. (...) Modernleşmeci milliyetçilikler, Batı oryantalizminin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar ama aynı zamanda kendi oryantalizmlerini de üretirler. Yerli seçkinler bunu kendi halklarını medenileştirmeye çalışmakla yaparlar. Türkiye buna örnektir ve halkın büyük çoğunluğu bu kolonyal- oryantalist zihniyet ve uygulamaların mağduru olmuştur." (Ümit Kardaş)

Elitizm bu ülkeye Cumhuriyetle ya da modernleşmecilerle gelmedi ki? Devlet seçkinlerinin burnundan kıl aldırmaz kibri, Osmanlı kültürünün en belirgin özelliğidir. Kendi halkını reaya yani "davar" diye adlandırılan bir rejimden başka ne beklersin? Devlet dışındaki aktörlerin manevi ve siyasi özerkliği fikrine yabancı olan bir kültürden ne beklersin?

Şimdiki İslamcı popülistlerin Osmanlıcılığına kulak asma, Osmanlı'ya dair cehaletleri diğer her konudaki cehaletlerinden az değildir. Osmanlı seçkinlerinin gözünde halk -- ister Müslim ister gayrimüslim olsun -- nâpâktır, yani "pis"; bîhissü idraktir, yani "duyarsız ve kavrayışsız". Osmanlı eliti devletin elitidir; halkı en iyi ihtimalle sadık kul, en kötü ihtimalle cahil ve zararlı bir mahluk olarak görür. Ebussuud Efendi ile Hoca Sadeddin Efendi'de de böyledir, Şinasi ile Ahmet Vefik Paşa'da da böyledir. En gâvurcu Tevfik Fikret'in elitizmiyle, en anti-gâvurcu Namık Kemal yahut Basiretçi Ali Bey'in elitizmi arasında fark göremezsin. Osmanlı kültürünün timsali Karagöz değil Hacivat'tır. Karagöz, bu ülke halkının Osmanlı'ya karşı küskün ve sonuçsuz öfkesinin dışa vurumudur sadece.

Cumhuriyet'in ilk kuşaklarının, bugünkü bakış açımızla sakil duran elitizmi Batı'dan öğrenilmiş bir "oryantalizmin" eseri değildir. Kadim geleneğin devamıdır. Tam tersine köylünün ve kasabalının da tanımaya değer bir "kültürü" olabileceği fikri, ilk sarsak adımlarını Cumhuriyet'le beraber atar. Daha doğrusu, ondan on-onbeş sene önce, Jön Türk "modernleşmecileriyle" atar. Türk(çe) basın tarihinde ilk kez bir İstanbul gazetesi, Tanin, 1909'da taşraya muhabir gönderir. 1913-1914'te Refik Halit ilk Anadolu Hikayeleri'ni yazar. 1920'lerde kara Afrika'yı keşfeden Livingstone edasıyla ilk Anadolu romanları yazılır. Küçümseyicidirler, evet, önyargılarla maluldürler, evet, ama gene de bu ülke tarihinde ilktir. Seçkinci söylemin görkemli bedeninde açılmış bir gediktir. Osmanlı-Türk elit kültürünün 1950-2010 arasında katastrofal bir şekilde çöküşüne giden yolun ilk adımlarıdır.

*
"Batı eşittir elit, İslam eşittir halk" söylemi, ucuz siyasi propagandadan öte bir değer taşımaz.

Birkaç yüzyıl boyunca İslam - İslam'ın bir türü - Osmanlı elit kültürünün kilit unsuruydu. "Cahil" halka dayatıldı.

19. yüzyılda o İslam'ın artık kıymeti harbiyesi kalmadığı, ayak bağı haline geldiği idrak edildi.
Elit zümrenin ittifakıyla Batımtırak bir yeni sentez inşa edildi. "Cahil" halka dayatıldı. Eski elitin rota değişimine direnen, ya da sosyolojik nedenlerle ayak uyduramayan unsurları - bazı medrese hocaları, bazı tarikat şeyhleri, kimi Kürt ve Arnavut feodalleri - önce marjinalize, sonra tasfiye edildi. Olay bundan ibarettir.

Önceki iki yazıda vurguladığımız gibi, getirdikleri şey "Batı" değildi. Batı soslu bir sentezdi. Her şeyden önce Batı'nın bir dini vardı: o dinin alınması söz konusu olmadı. Dolayısıyla yapılan sentez ismen ve ruhen İslami bir sentez olarak kaldı. Kurulan yapı Batı'ya karşı derin bir güvensizlik ve düşmanlık altyapısı üzerine kuruldu. Elitlere "merak etmeyin yakında Batılılaşıyoruz" diye göz kırpılırken, halk kitlelerine vatan-millet-sakarya söylemiyle gavur düşmanlığı ve İslami aidiyet aşılandı. Daha önemlisi, Batı medeniyetini özgül ve ilginç kılan esas unsura - bireysel özerklik, ya da seçkinlerin özerkliği fikrine - zerrece geçit verilmedi. O yönde atılan her adımın görüldüğü yerde başı ezildi. İfade ve inanç özgürlüklerini, hak ve kazanç güvencelerini önemseyen herkese, ister filozof ve bilim adamı, ister tüccar ve maceracı, ister şair ve derviş olsun, TC sınırları dar edildi.

Bu yüzden, Batımtırak sentezin sahibi olan elit zümre 1950-2010 sürecinde çöktüğünde, o sentezden geriye kala kala Hürriyet gazetesinin magazin eki kaldı. Miadı yüzlerce yıl önce dolmuş saçma sapan bir hurafeler yığını, memleketin Cumhuriyet-öncesi kimliğinin tek ifadesi, "yerel" kültürün biricik temsilcisi olarak önümüze konabildi.

Ha, peki, bir de ODTÜ ile Boğaziçi var. Bir de Alsancak'taki cafeler. "Yerel"in alternatifi.

*
Bu "oryantalizm" lafı da sinirime dokunuyor, belirtmiş olayım. Pop çağı akademiklerinden Edward Said'in meşhur ettiği bir kavramdır. Ucuz polemiğin şahikasıdır.

Oryantalist (ya da müsteşrik) dediğin adamlar, 400 küsur yıldan beri İslam medeniyeti hakkında bilmeye değer olan bilginin neredeyse tamamını üretmiş olan adamlardır. Binlerce el yazmasını inceleyip yayımlamış, şaheser sözlükler hazırlamış, unutulmuş medeniyetleri ve yıkılmış abideleri keşfetmiş, buraların şiirini ve lehçelerini incelemiş, coğrafyasını araştırmış bilim emekçileridir. Dünyanın hiçbir yerinde bir medeniyetin mensuplarının başka bir medeniyete böyle bir emek - ve sevgi - yatırımı yapmasının örneği yoktur. Elbette dünyaya bazen kendi medeniyetlerinin prizmasından bakmış, kendi kültürel önyargılarına az veya çok yenik düşmüşlerdir - kim düşmez ki? Elbette bilgi iktidardır, ve iktidar iyiye kullanılabileceği gibi kötüye de kullanılabilir - kim kullanmaz ki?

Oryantalistlere yönelik irrasyonel öfkenin esas sebebi, İslam aleminin kendine ilişkin engin cehaletini, sorgulamaktan korktuğu önyargılarını paylaşmamaları olabilir mi acaba?

Başkalarının kibrini ve önyargılarını eleştirenler, sanırsın Batı medeniyeti hakkında eşi bulunmaz bir hoşgörü ve bilgeliğin timsalidirler, sabah akşam Goethe ve Dante hakkında ciltler döktürüyorlar!

"Cumhuriyet ise geleneği tamamen reddediyordu. Bu kapsamda Kürtler de medenileştirilecekti. Nitekim Dersim'de bir kolonide yaşayan ilkellere medeniyet götürmek zihniyeti sonucu katliamlar yapıl[dı]." (Ümit Kardaş)

Benim bildiğim Osmanlı devletinin de, onun mirasçısı olan devletin de mantığı boyun eğme ve eğdirme üzerine kuruludur. "Medeniyet götürme" işin palavra faslıdır, ideolojik sosudur. 1920'lerde "medeniyet" modaydı, medeniyet dediler. Başka zaman "din elden gidiyor" moda olabilir, ya da "kahraman Türk milleti" moda olabilir, öyle derler. Yeter ki baş kaldıranın başı ezilsin.

Dersim katliamının, gerek mantık, gerek teşkilatlanma, gerek yöntem ve sonuç itibariyle, mesela 1915 ve 1895 Ermeni katliamlarından, 1875 Bulgar katliamlarından, 1825 Sakız ve Mora katliamlarından, 17. yüzyılda Evliye Çelebi'nin ballandırarak anlattığı Erdel ve Podolya katliamlarından farkını göremiyorum. Geleneksel usul daha ziyade gayrimüslim reaya kesmekti. Onlar tükenince mecbur kaldılar, Müslim Kürtleri ve yarı-Müslim Dersimlileri kestiler. Bu, Hıristiyan kesimine alışmış insanları biraz şaşırtmış olabilir. Farkı bence o kadar.

"Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

Yazan: Hamza Civelek

12 yorum:

  1. Çok götverensin abi bazen "1975 Bulgar katliamlarından" diyorsun Türk katliamı demiyorsun ama diğerlerinde olduğu gibi yazıyorsun. Tamam sen de kendi değerlerince çekebilrisin bir şeyleri hepimiz gibi ama böyle bariz ibnelik yapma seni seviyorum <3

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın, onlar Balkan dağlarında yok olduğu için, geri kalan her yerde başkalarını yok etmemiz mübahtır, haklıdır, ne güzeldir... Bu kafada aynen devam...

      Sil
  3. sahi mi ne işiniz vardı peki Balkanlar'da hem sonra Ermenilerin günahı ne Balkanlar'da olanlardan...

    YanıtlaSil
  4. "1975 Bulgar katliamlarından"
    ***
    bildiğim bir Batak Katliamı var ama onun tarihi de epeyi eski 1876 falan
    sanırım bir yazım hatası sözkonusu...
    zaten hemen ardından geriye dönülmüş "1825 Sakız ve Mora katliamları"ndan söz edilmiş
    Sn. Nişanyan'ın merhum Edward W. Said'le alakalı değerlendirmelerini özür dileyerek paylaşmıyorum
    kendileri Sevan Nişanyan'dırlar elbette saygım sonsuzdur ama Edward W. Said de Edward Wadie Said'tir...
    saygılar

    YanıtlaSil
  5. Emre Bozkurt17 Ekim 2014 04:30

    Adsız, adam ciddiyet sınırları içinde bir şey yazmış, böyle bilmişlik yapıp alay ederek mi ancak bir duruş sergileyebildin?

    YanıtlaSil
  6. çok teşekkürler ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  7. O Bilim "Emekçileri" ortadoğu'nun kültürel yapısını,topografya haritalarını neden çıkartıyorlar neden inceliyor acaba ? Çok ilgilerini çekmiş olmalı. Halbuki sonra gelen cümleniz de enteresan "elbette bilgi iktidardır" Fakat bu sevgiden de öte hocam. Central Intelligence Agency herhalde james bondgillerin organizasyonu değil bilgi güçse şayet istihbarat bilgisi bu gücün enerjisidir, temel dayanağıdır. İşte o istihbarat bilgisini en güzel sağlayabilecek insanlar o derin sevgileri ile bizi kucaklayan oryantalist bilim adamlardır. Çok seviyorlar hocam bizi. Biraz az sevsinler söyleyiverin. Belki sevilmek istemiyoruzdur belki bilinmek istemiyoruz.

    YanıtlaSil
  8. 1975 belli ki imla hatası. Balkanlarda 1913'e dek sürecek (sonrası ayrı hikaye) ve Ermenilerin kaderine de büyük etki eden büyük boğazlaşmanın başlangıç noktası olan 1875 Bulgar ayaklanması sırasındaki karşılıklı katliamları kasdediyor olmalı. Bulgarlar kendi ülkelerinde üç yüzyıldan beri ilk olarak çoğunluk haline geldiklerinde ve (daha sonraki bir tarih de olabilir, tam hatırlamıyorum) Osmanlı hukukuna göre ayrı bir millet olarak tanınmalarını sağlayan özerk kiliselerini kurduklarında; bağımsızlık için ayaklandılar. Ayaklanmada neredeyse tamamı yerel/bölgesel yetkililer olan 500-600 kadar Müslüman öldürüldü. Osmanlı da karşılık olarak daha çok Çerkez ve bir parça da Kürtlerden oluşan "başıbozuk" birliklerini onların üzerine sürdü. Daha 10 yıl önce anayurtlarından sürülürken feci bir kırıma uğramış olan Çerkezler Ortodoks olarak, kendilerini süren Ruslardan farklı addetmedikleri Bulgarlardan bir kaç bin sivili katlettiler. Ayaklanma bastırıldı ancak bunu takip eden ve bahanesi olduğu 1877-78 savaşında (93 harbi) Bulgar çeterleri aynen karşılık verince Balkanlardan (asıl Bulgaristan'dan) ilk büyük Müslüman göçü yaşandı.

    YanıtlaSil
  9. Her zamanki gibi okura cok sey kazandiran cok degerli gozlemler bunlar ama su Cumhuriyet konusu acildiginda bir yerde ip kopuyor ve rasyonel dusunce (nedenleri anlasilir) bir Cumhuriyet dusmanligina teslim oluyor. Eldeki butun gozlemler Cumhuriyet'in kesinlikle kotu oldugu, kesinlikle hicbir is basaramadigi tezini ispatlamak icin duruma gore yontuluyor.

    YanıtlaSil
  10. "Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

    Dersim katliamını, ermeni soykırımın son halkası olarak ele alabilir miyiz? 1915'te bir çok ermeni,soykırımdan kurtulmak için, Dersime sığınarak alevi kimliği edinmiş olabilirler mi?

    YanıtlaSil
  11. Merhaba Sevan Bey,

    Oryantalizm üzerine yazdığınız üç yazıyı, Ümit Karadaş'ın yazısından önce okuyan biri (itiraf etmeliyim ki ben de onlardan biriyim) çok farklı argümanların ortaya konulduğunu düşünebilir ancak sanki bunlar daha çok birbirini tamamlayan yazılar.

    Eğer yanlış anlamadıysam, siz Cumhuriyet'in aslında bir "kültürel batılılaşma" projesi olmadığını ancak 200 yıldır süren çöküşün sonunda çaresizce girişilen Prusya tipi bir "mıntıka temizliği" ile "şekilsel olarak batılı", steril kısaca "batılıymış gibi" görünen otoriter-milliyetçi bir devlet projesi olduğunu iddia ediyorsunuz.

    Aslında, Ümit Karadaş da (oryantalizmi bir tarafa bırakırsak) benzer bir şey söylüyor. O da "Ancak Batı, sadece 18. yüzyıl düşüncesi olan aydınlamadan ibaret değildir. Batı’nın zihin geçmişi kendi karşıtını üreten süreçlerin tarihidir" derken aslında sizin "Nazım Hikmet devlet başkanının soytarısı olmayı reddettiği için 28 yıl hapse mahkum edildiği gün Cumhuriyet'in batılılaşma davası bitmişti bana sorarsanız. Ya da peki, pardon, cüretinden dolayı idam edilen adam Batı'da da çok var. Memleketin aydın sınıfının tamamı devlet başkanının yalakası, onun "Yeni Türkiye" davasının propagandacısı olmayı kabul ettiği gün bitmişti." iddianızdan başka bir şey söylemiyor diye düşünüyorum.

    Tabii, oryantalizm ile ilgili yazdığınız şeyler yine çok ezber bozucu ve ufuk sıçratıcı. Oryantalizm üzerine yeniden düşüneceğime emin olabilirsiniz.

    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil