23 Ocak 2017 Pazartesi

Rejim dersleri - 1

[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]

Demokrasinin faydası ne? “Halk iradesi”, “halkın çıkarı” gibi fantezi fikirleri bir yana bırakırsan, çok basit, çok mütevazı, ama önemli birkaç şey. Bir, iktidarın kan dökülmeden el değiştirmesini sağlar. İki, iktidar süresini sınırlar. Üç, seçimler sayesinde iktidarı geniş kesimler nezdinde meşru kılar.

Monarşi
Eskiden bu işler için tercih edilen model ırsî monarşi idi. Şef ölür, yerine evladı geçer. Şansın varsa yüz yıl, üç yüz yıl rejimin istikrarını koruyabilirsin.

O modelin de handikapları vardı. Hükümdarın evladı olmayabilir. (8. Henry sendromu, 4. Murat sendromu) . Evladı küçük olabilir, gay olabilir, ebleh olabilir. Evlatlar birbiriyle kavga edebilir. (Cem Sultan sendromu). Bir başka enteresan ihtimal var üzerinde durulması gereken: hükümdarlık süresi çok uzayabilir. Gerek Kanuni Süleyman, gerek 2. Abdülhamit devrinin rejim krizlerine bir de bu açıdan bak, çok şey aydınlanacaktır. Eski kadrolar iktidara kazık kakıp kemikleştikçe, kapıda bekleyenlerin gözünü hırs büyümüş.

Avrupa monarşileri bu dertlere çareler aradılar. İktidarın büyük payını parlamentoya ve başbakana emanet edip, monarkı bir denge unsuru olarak korumayı denediler. Buna rağmen çoğu ülkede monarşi yürümedi. Çünkü monark, Avrupa ülkelerine has bir dizi tarihi tesadüf sonucu, ırsî aristokrat sınıfıyla fazlaca iç içe geçmişti. O sınıf çökünce monarşi de dayanağını yitirdi.

Osmanlı’nın sonu
Bizde neden yürümedi sorusunu ikiye bölmek lazım. Osmanlı hanedanı neden yürümedi, bu bir. Yerine neden başka hanedan değil cumhuriyet tercih edildi, iki.

İlk sorunun cevabı Avrupa’dan farklıdır. Osmanlı hanedanı hiçbir zaman ırsî bir aristokrasinin temsilcisi olmadı. Son devir Osmanlı sadrazamlarına bak: birinin babası Eminönü’nde aktar (Âli Paşa), biri Ispartalı eşekçi oğlu (Hüseyin Avni Paşa), ikisi kölelikten yetişme (İbrahim Edhem ve Tunuslu Hayreddin Paşalar), biri Vefa’da kaynanasının iki katlı evinde oturur maarif komisyonu üyesi (Sait Paşa), büyük çoğunluğu orta sınıf kökenli memurdur. Padişahlık kurumuna karşı biriken ve 1876’dan sonra gitgide artan bir şiddetle patlak veren tepkinin kaynağı sınıfsal değil, başka şey.

Peki nedir? Fransa’dan esen rüzgârların etkisi vardır şüphesiz. Fransa son devir Osmanlı elitinin gerçek kıblesi idi. Orada cumhuriyet 1871’de kuruldu, burada 1876’da Mithat Paşa vakasında mırıltısı duyulmaya başladı. Tesadüf olabilir mi?

Öbür faktör, aksini iddia etmeye kalkma lütfen, Abdülhamit rejiminin 33 yıllık (1876-1909) kara gölgesidir. Sovyetlerdeki Brejnev dönemini andıran bir skleroz çağıdır: atalet, çürüme, köhneme, kol gezer. Ardından gelen iki ihtiyar ve ürkek kardeşi – Reşat ve Vahidettin – Osmanlı’nın iflah etmeyeceğine ilişkin genel kanıyı pekiştirmiştir. Düşün ki 1918’de Vahidettin yerine mesela 2. Mahmut kalibresinde dinamik bir padişah, ya da son Abdülmecit’in oğlu Ömer Faruk Efendi gibi genç ve karizmatik bir modern şahsiyet başa geçse sonuç aynı olur muydu?
… .
Yarın devam. Daha lafın başındayız. 

6 yorum:

  1. Sevgili Nişanyan biraz da komplo teorilerine ilişkin yazılar yaz lütfen. Rotschild ailesi, evanjelizm, büyük ortadoğu projesi, mason locaları, tapınak şövalyeleri, arap baharı, illuminati gibi konular hakkında neler düşünüyorsunuz, fikirlerinizi merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. Sevan beyin hemen hemen tüm kitaplarını okudum. Kendisinin görüşlerine %50 katılıyorum. O da kafası karışık bir insan sonuçta. Çok bilen çok yanılıyor bu her daim böyle olmuştur. Kendisinin yazı stilini ve entelektüel bilgisini Cemil Meriç e benzetiyorum ama Sevan bey bu kadar okumaya kör olmamış Meriç gibi. Ayrıca hapis yatması sanırım Kendi isteğiyle olmuş bir olay. Devlet ve din ile bu kadar açık şekilde uğraşan bir insanın dışarda olması zor hele çok beğenip övdüğü AKP iktidarında. Bu kadar inat olmasa belki hapis olayı başına gelmez idi ama o zamanda kendisi olmazdı. Şimdi Türkiye gibi bir yerde hem Atatürk muhalifi hem din muhalifi olan fazlaca adam Yok. Ayrıca bu cesaretinden dolayı kendisini kutlarım gerçekten cesur (bana göre pek zekice değil) bir yazar. Nişanyan Kendi çapında bir insan sivri dilli. Umarım daha fazla yatmaz ancak kendisine çek düzen vermesi şart. Bu ülkeyi değiştirmek çok zor. Fazla kendini yorma genç değilsin.

    YanıtlaSil
  3. Karizmatik, yeni kafalı birisi olsaydı, Atatürk rakiplerinin arasından böyle kolay sıyrılamazdı sanıyorum. Fakat sıyrılsaydı, onu da gönderirdi heralde çünkü bu Sabiha Sultan'ı istemesinden de anlıyoruz ki; bir güç isteği var. (Yanılıyorum belki)

    Konuyu bitirdikten sonra biraz bakınıp, düşüneyim bakalım.

    Ayrıca;

    "Demokrasinin faydası ne? “Halk iradesi”, “halkın çıkarı” gibi fantezi fikirleri bir yana bırakırsan"

    Yukarıdaki cümlene çıkış yapcaktım. aklıma chomsky'nin demokrasi eleştirisi geldi. sonra "neden antik yunan demokrasisine dönmüyoruz" diyenlerin konuşmaları geldi ki; nasıl döncen bu çağın şartlarında?

    Dedim Sevan Abi doğru söylüyor heralde. İnsan fantezi olmasını istemiyor nedense... Demokrasi pırıl pırıl bir sistem diye, aklımıza kazıdıkları için mi bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  4. Ayrıca Sevan bey Atatürk cumhuriyeti ile olan bitmez eleştirisi nin karşısına bir şey inşaa etmiyor. Yani Cumhuriyet onun gözünde yanlış peki o şartlarda 1920 ve 1930 karda Mussolini kere , hitlerler çağında devrim yapmak ve bunu bir şekilde rayına oturtmak kolay mı? Devrimler kansız olmaz bu bilinen gerçektir ancak Cumhuriyet devrimi kansız denebilecek derecede az insanın öldüğü bir devrimdir. İstiklal mahkemelerinde idam edilen kaç insan var sayı 2000 üstünde değildir. Ve şunu da iddia ederim ki Cumhuriyet devrimi komünist devrinden ve Fransız devriminden daha başarılı olmuş elle tutulabilir bir devrim olmuştur. Devrimler tarihinde yeri bellidir. Bu yazdıklarımdan Kemalist olduğum çıkarılmasın ama sezarın hakkını sezara verelim. Atatürk bir diktatör idi ancak o zamanlarda diktatörlük bir yönetim biçimi olarak monarşi den sonra geliyordu. Yani bir geçiş dönemi diyebiliriz. Ben sayın nişanyan ile bu tür bir tartışmaya giremem tabii kendisi bizi kitaplar ile döver ancak Dünya'da gördüğüm gezdiğim ve okuduğum kadarı ile bu yorumu yapıyorum. Bir de kendisinden o zamanlarda alternatif bir yönetim biçimi tasvir etmesini istiyorum. Cumhuriyet yerine İstanbul hükümeti olsa daha mı sağlıklı bir ülke olurduk? Monarşi kalsa nasıl olurdu? Mustafa Kemal ve arkadaşları 1919 da tutuklansa ne olurdu? Ya da kurtuluş savaşı hiç verilmese idi. Böyle fantastik bir deneme yazısı olabilir. Kendisi ne der acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aristo devrimi iki şekilde tarif etmiş. Latince Revolutio, dönüşüm.

      1. Bir yapının tamamiyle diğer bir yapıya dönüşmesi.
      2. Mevcut yapının güncellenmesi.

      Atatürk devrimleri diye sunulan aksiyonların birçoğunda bir yapının diğer bir yapıya dönüşmesi durumu yok; İkincisi var. Mevcut yapıdaki modifikasyonlar.

      Atatürk devrimleri diye adlandırılan aksiyonlar içinde bana göre sadece saltanatın kaldırılıp, ulus devletin kurulması Aristo'nun 1. seçeneğine uyuyor.

      Fakat sanki bütün aksiyonlar birinci seçeneğe uyuyormuş gibi bir yanlış düşünce var.

      Ulus devlet yapısı da ülkemizde sorunlu. Katılsak da katılmasak da açık bir şekilde olan olaylardan ülkemizde ulus devlet modelinin diğer gelişmiş ulus devletler gibi halkın tamamı tarafından kabul görmediğini gözlemliyoruz.

      Ayrıca; Atatürk devrimlerinin devrimler tarihinde yeri bellidir şeklinde cümle kullanmışsınız. Şahsi olarak öyle bir şey gözlemlemedim. Genç Türkler, dünyada “devrim” anlamında daha çok öne çıkıyor.

      Çünkü devrimin günümüzde kullanılan anlamıyla mevcut yapıya baş kaldırılarak değiştirme isteği Atatürk’ten ziyade Genç Türkler’de var.

      Sil
    2. Yanlış Cumhuriyet'i okursanız bu soruları - milyonuncu kez - sormaya gerek kalmaz.

      Sil