25 Ocak 2017 Çarşamba

Rejim dersleri - 3

[Demokrasi neye yarar? Monarşi neden battı? Cumhuriyetimiz neden kuruldu? Niye yürümedi?]

Dünkü yazıda demokrasinin işlediği ülkelerden örnekler verdik. Sıra arızalılarda

… işlemeyen var
Peki bizde ne oldu? Bir iki istisnayı saymazsan, iktidar hiçbir zaman barışçı bir şekilde el değiştirmedi. Hiçbir siyasi lider iktidarın bir süre limiti olduğuna inanmak istemedi. Dolayısıyla hiç birinin meşruiyeti şüpheden ari olmadı. Bu anlamda Türk demokrasisi bir fiyaskodur. Fiyaskolar dizisidir.

Sırayla bakalım.

1938 devri konusunda bir yargıya varmak güç; iç yüzünü pek bilmiyoruz. Ama en azından Atatürk’ün, devir teslimin kansız olmayacağına dair kuşkular beslediği anlaşılıyor.

1950, cumhuriyet tarihinin ilk ve tek kurallı devridir. Yalnız Türkiye’de değil, bazı açılardan dünyada örnek sayılması gereken bir vakadır. Başka kusurları ne olursa olsun, İsmet İnönü’yü bu açıdan takdirle anmak, hatta cumhuriyet tarihinin 20. yüzyıldaki tek başarılı lideri saymak yanlış olmaz. Devamı gelebilse bugün nerede olurduk, düşünmeye değer.

Devamı gelmedi. Menderes’in iktidarı bırakmaya niyeti yoktu. En azından, rakiplerine o izlenimi verdi ve o izlenimin doğurduğu reaksiyonla karşılaştı. İnönü iktidarı kendi eliyle rakiplerine teslim ettikten sonra geri alma hırsına mağlup oldu; yaşamının son demine dek bunun mücadelesini verdi. 1972 CHP kurultayında, 88 yaşında, iktidar umudunu genç Ecevit’e kaptırmamak için nasıl canhıraş bir kavga verdiğini dün gibi hatırlarım. 1923’ten 1972’ye, kırk dokuz yıl eder.

Demirel’inki otuz altı yıl, Ecevit’inki otuz yıldır. İlkini iki defa döve döve iktidardan attılar; hapsettiler; ömür boyu yasakladılar. Yılmadı. 2000 yılında, 79 yaşındayken, yedi yıl daha cumhurbaşkanı olabilmek için hangi perendeleri attığını sen de hatırlarsın.

Öbürü 2002’de, çişini tutamayan bir ihtiyarken, kendisine komplo kurabilirler diye en yakınındaki adamları yok etmekle meşguldü.

Özal’ın ömrü vefa etmedi. Etseydi farklı olacağına dair bir belirti göremiyorum. Üst üste iki seçimde hezimete uğradıktan sonra kendini cumhurbaşkanı seçtiren, sonra yeni parti kurup yeniden siyasete atılma hayali kuran bir liderden söz ediyoruz sonuçta.

Ee?
Yeni anayasa tartışmalarını biraz da bu açıdan değerlendirmek faydalı olur kanımca.

Cumhurbaşkanına sınırsız yetki tanıyıp iktidar süresini de fakto 15 yıla, hatta hayat boyu uzatmaya imkân veren bir düzenlemeden ne hayır gelir, takdir etmek zor değil.

Ancak iktidarın kaynağını, limitini ve devir teslim koşullarını net ve berrak hale getiren ciddi bir anayasa reformuna ihtiyaç bulunduğunu da, bu işlere az çok kafa yormuş olan hiç kimse inkâr edemez sanırım.



Kaynağı: yani seçim, yahut plebisit, her neyse. Limiti: mesela on yıl, ama lastiksiz, eklemesiz, karısını ya da çocuğunu yerine seçmesiz. Devir teslim koşulları: pazarlıksız, kartelsiz, atamasız, onaylamasız.

22 yorum:

  1. Azerbaycan'a çevirmezler ülkeyi umarım. Aliyev gibi bıyıklı bir adam, yıllarca gitmicek ülkenin başından. Akp de "biz koltuk meraklısı değiliz, 2 dönem sonra bırakıcaz" şeklinde sözler ediyordu. Yahu insan başka şeylerle uğraşmak istemez mi? Bırakayım siyaseti, bir tekne alayım, golfe gideyim. Bunların belki başka hayatı yok diye, deri koltuk olmadan yaşayamıyorlar. Kanadalı Justin Trudeau boksör, Obama Golf meraklısı, Putin balık ve av meraklısı. Bizdekilerin başka hayatı yok ki; Ancak bıyık bırakıp, göbek yapmak. Yahu bırak git azcık da başka hayatlar yaşa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Bunların belki başka hayatı yok diye, deri koltuk olmadan yaşayamıyorlar."
      Harika tespit :)

      Sil
  2. Türk Siyasal Hayatı bu kadar güzel özetlenemezdi.Nişanyan, görüşlerine katılın veya katılmayın Türkiye'nin sayılı aydınlarından biridir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle. siysetten anlamadığım halde merakla okuyup anlayabiliyorum.

      Sil
    2. O yüzden görüşlerine katılmadığım halde takip ediyorum zaten.

      Sil
  3. Koltuğu bırakamama olgusu ülkemizin muhalefet liderlerinde de var. Veya daha doğrusu ülke siyasetinin tabiatında var.
    Bkz; Baykal, Bahçeli, ve galiba o yolda ilerlediği izlenimi veren Kılıçdaroğlu. Veya yazıda belirttiğiniz gibi "iktidarı kendi eliyle rakiplerine teslim ettikten sonra geri alma hırsına mağlup ol"an ve "iktidar umudunu genç Ecevit’e kaptırmamak için nasıl canhıraş bir kavga ver"en İnönü.
    Aşağıdaki yazınızda da dikkat çekmişsiniz;
    "Kırk yıllık İnönü saltanatı, 36 yıllık Demirel saltanatı, yirmi küsur yıllık Bahçeli saltanatı gibi vakalara başkanlık rejimlerinde rastlanmaz."
    İlm-i Siyaset Sohbetleri - 3
    Başkanlığın Faydaları

    YanıtlaSil
  4. Peki, Ahmet Necdet Sezer'in bir istisna olmasının nedeni ne olabilir?

    Onun döneminde ülkede etkin olan asker/sivil bürokrasi ve Kemalist/milliyetçi muhalefetin bir lidere ihtiyaç duymaması olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sezer'in bürokrasinin lideri değil temsilcisi olması olabilir belki.

      Sil
    2. Ahmet Nejdet Sezer siyasi bir figür değildi. Siyasetçi hiç değildi. Cumhurbaşkanı kim olacak diye merakla beklerken parti liderleri aralarında belirlemişler.
      Kendisi de ona biçilen kaftanı giymekte beis görmedi.

      Bir daha aday olabilmesi de mümkün değildi. Onu elinden tutup getiren Ecevit'in kalbini fena kırmıştı.

      Sil
    3. Yani bürokrasinin (atanmışların) bir liderliğe ihtiyaçları yokken siyasetçilerin (seçilmişlerin) var, bu koltuk sevdası da bundan kaynaklanıyor diyebilir miyiz? Koltuğu bırakmak onlar için kaybetmekle eş anlamlı, ama sistemin bir parçası olan maaşlı bürokratların böyle bir kaygısı yok.

      Sil
  5. Burası ortadoğu bunu unutmamak gerek. Bu tür demokrasi hiç olmamasından iyidir. İnsanlar demokratik bir ülkede yaşıyorum diye düşünür ve halkın gazı alınır. Bu yazıda anlatılmak istenen "yav durun daha Bu adam 13 yıldır iktidarda bir 30 yılı görsün "demek istemiş. Ancak Türk siyasi tarihinin en başarılı ismi açık ara Erdoğan bunu kabul edin. Hayatta kaldığı sürece her seçimi kazanır çünkü muhalefet edecek kimae yok. Sağı sol yıkamaz hele ılımlı İslam a dönmüş bir sistem de ancak sosyalist Müslümanlar diye bir parti solu yukseltir. Yani CHP nin günleri sayılidır. Nisan ayinda evet çıkarsa CHP tarihe karışır. Bunu not edin.

    YanıtlaSil
  6. Bu yazıların ne tarih ne dil ne din ve ne de biraz siyasetle uzaktan yakından alakası yok.Aydın karanlığı aydınlatandır.Bu yazılarda karanlığın dip köşelerine bir yolculuk söz konusu.İktidar da olma süresi neden kısıtlanmalıdır sorusu var lakin cevap yok.Ki cevap verilse dahi bu cevabın mutlak doğru denilebilir bir dayanağı yok.İbtilahi rasihinin saçmalıkları bir dairedir ve hakikat bu dairenin dışındadır.Bu daireden çıkma ihtimalin yok Sevgili Nişanyan.Maalesef acı gerçek budur.

    YanıtlaSil
  7. TR o ceylan derisi koltuklarda saplanmali bir mekanizma var zaar...
    koltuga oturanin gotune saplaniyor ve ayrilmiyor daha o "got"ten....
    Yani sorun siyasi gotlerde degil, koltuklar arizali bizde, bir de payandalar...

    YanıtlaSil
  8. Sevgili üstad,Konya'da sığır çobanıyım,şunu merak ettim:Bürokratik rejim neden 2007-2010 arasında göçtü,militarist cumhuriyet yıkıldı? Yani neden 1970 veya 2040 değil.Neden islamcılar kazandı, TSK duman oldu asıl konu bu değil mi üstad?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ragıb Cüneyd27 Ocak 2017 17:55

      Nişanyan'ın 15 ekim 2014'teki makalesini oku, orada tam senin sorduğunu anlatmış.

      Sil
  9. Atatürk ile olan tespitlere genelde katılmasam da diğerlerine amenna! Çok doğru ve zihin açıcı...

    YanıtlaSil
  10. Erdoğan'ın da bir keresinde söylediği gibi "ayaklar baş olamaz". Hoşumuza gitse de gitmese de halkı yönetecek bir "baş" lazımdır.
    "Halkın hakimiyeti" diye bir şey olamaz. Halkın sistem içindeki yeri belli; okumak, sonra mezun olup çalışmak, sonra çalıştığından kazandığını alışverişte, tatilde vb. harcamak, arada da sandığa gidip çoğunluğun belirleyeceği liderin seçilmesi için oyunu kullanmak.
    Bu sistemden memnun değil misin? O zaman bırak şu anki işini gücünü, gir siyasete, çoğunluğun desteğini almaya çalış. Çoğunluk senden yana değilse darbe veya devrim yap. Bu da olmuyorsa çoğunluk olduğun bölgende kendini yönetmek için özerklik veya yerel yönetim talep et. Hakikaten, bu CHP seçmeni HDP'yi "bölücülük"le suçlayacağına neden aynısını kendisi için istemiyor? Sonra da seçmen çoğunluğundan şikayet ediyor?

    YanıtlaSil
  11. Ragıb Cüneyd27 Ocak 2017 17:08

    Sayın Nişanyan'ın, Ekim 2014'te gene bu blogda, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu üzerine yazdığı birkaç makale var, onları da okuyun. Burada yazdıklarının biraz daha detaylısı. O zaman ne demek istediğini daha iyi idrak edersiniz.

    YanıtlaSil
  12. Sevgili Nişanyana sonsuz Merhabalar olsun, Tespitler gayet yerinde, tarihsel olarak anlam bulmuş,genel olarak bakarsak, (dacik) toplumunun Demokrasi kültürü maalesef hiç olmadı vede hiç bir dönemde gelişim bile gösteremedi, bunca emeğe zorlamalara rağmen, Sonuçta karşımızda Aydınlanma çağını yaşamamış
    Doğu şarkiyatçılığının en dipsel noktasında doğumunu ve varoluşunu gerçekleştirmiş, Tarih sahnesine ilk ortaya çıktıkları 600 yıl boyunca Dinsel ve rejimsel olarak bir bütün Mutlak monarşi ile yönetilmiş bir toplum dan bahsediyoruz, ayrıca Osmanlının yıkılması sonrası ikinci safha'da ise Cumhuriyet dönemi tek adamlar Monarşisine geçişi görüyoruz.ve geldik 1950 yıllar! Tarihlerinin ilk Demokratik halka dayalı seçimi ve seçilen turk lider Menderesin idam edilip askeri vesayet döneminin başlaması ardından 1980 darbesi ve yine bir askeri vesayet yönetimi ve sonrası çalkantılı yıllar ve ardı ardına sonrası 28 şubat 1997 Post-modern bir askeri vesayet darbesi ve takip eden 5 yıl sonunda toplam 15 yıl ve daha fazlası muhtemel sürecek olan tek lider rejimi Recep Tayyip Erdoğan dönemi. "Çürük tahta çivi tutmaz" Saygılar

    YanıtlaSil
  13. Referandumdan evet çıksın da şu statükocu Kemalist kafalar bir darbe daha alsın.

    Ötekiler yeni bir statüko kurmaya çalışan daha da eski kafalar olduğundan 21. yüzyılın giderek bütünleşen dünyasında zaten fazla bir güçleri olamaz. Uluslararası toplum bir yana ülke içinde bile devamlı tepkiyle karşılaşmaları kaçınılmaz. Gezi'den bu yana iktidarlarını sarsan girişimleri bir düşünün. Kendi içlerindeki çatlaklar da cabası.

    Gün Zileli'nin bir yazısındaki (AKP’nin İki Kurtarıcısı: PKK ve MHP) şu tespit önemli bence:

    "AKP diktatörlüğü, iktidarını konsolide edebilmek için, Gezi’den bu yana adeta bir kültürel savaş başlatarak, tamamen İslamcı-muhafazakâr kalelere çekilip kendini oralara hapsetmiş, dolayısıyla toplumun canlı kültürel dokusuyla arasına kalın duvarlar örmüştür. Muhafazakâr alt katmanlar kalabalık olabilir ama kültürel gerilikleri nedeniyle toplumun esas canlı dokusundan kopukturlar ve canlı dokudan kopan siyasi güçler önünde sonunda toplumun yönlendirici gücü olma şanslarını kaybederler.

    Dolayısıyla AKP diktatörlüğüne çok uzun bir ömür biçmediğimi belirtmeliyim."

    YanıtlaSil
  14. İnönü koltuğu bırakmış görünse de 80 sene kemalizm bırakmamıştır.

    Akp 15 senedir iktidar gözükse de halen ekol oluşturamamıştır.

    YanıtlaSil
  15. Recep Tayyip Erdoğan iktidarının gayrı meşrulaşması neredeyse AKP’nin iktidara geldiği tarihte başlamıştır. Deyim yerindeyse, “sarı öküz” başlangıçta feda edilmiştir.
    “Sarı öküz”, 2002 seçimlerinden sonra AKP ve CHP’den oluşan meclisin “iki lideri”, Recep Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal’ın Boğaz’daki “balıkçı lokantası”nda vardıkları “mutabakat”la verilmiştir. Ve bu “mutabakat”, mevcut anayasanın fiilen çiğnenmesini ve “hülle” yoluyla aşılmasını sağladı. Böylece seçim yasası hükümleri nedeniyle milletvekili olamayan ve milletvekili olamadığı için başbakan olması olanaksız olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt’ten milletvekili seçilmesinin yolu açıldı. “Anayasayı bir kez çiğnemekten bir şey olmaz” olduğu böylece görüldü.
    İkinci büyük gayrı-meşrulaşma adımı, 2007 yılında yapılan ve cumhurbaşkanının “halk tarafından” seçilmesi hükmünü getiren anayasa değişikliğiyle atıldı. Anayasa değişikliği meclis tarafından kabul edilmiş ve 21 Ekim 2007’de referanduma gidilmesi kararı alınmış olmasına rağmen, Abdullah Gül, “eski anayasa hükmü” uyarınca, 28 Ağustos 2007’de meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmiştir.
    Buna rağmen, tümüyle “kadük” olması gereken değişiklik için referanduma gidilmiş ve “halkın” %68,95’inin “evet” oyuyla kabul edilmiştir.
    Bu iki büyük gayrı-meşrulaşma adımı karşısında Deniz Baykal’lı CHP ve onun yörüngesinde hareket eden toplumsal muhalefet ve sol tam bir aymazlık içinde atılan adımları “demokratik gelişme” olarak değerlendirme gafletine düşmüştür.
    Böylece mevcut anayasanın ve yasaların fiili davranışlarla aşılabileceğini gören Recep Tayyip Erdoğan (ve elbette onunla birlikte mehteran takımı), fiili durumu Mart 2008’deki “Ergenekon operasyonu”yla bir adım öteye taşımıştır. Çok açıktı ki, “Ergenekon operasyonu”, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan AKP’nin kapatılması davasına karşı fiili bir tutumdu. Ama “medya”daki neo-liberallerin yaygarası ve “Ergenekon operasyonu”nun gözdağı içinde bu fiili durum da toplumsal muhalefet tarafından “algı”lanmadı.
    Üçüncü büyük gayrı-meşrulaşma adımı 2010 anayasa değişikliğiyle atıldı. Özellikle HSYK’ya ilişkin yapılan değişikliklerle Recep Tayyip Erdoğan iktidarı fiili durumlara ilişkin “kanuni” bir temel oluşturmuştur.
    Yazımızın başlangıcında belirttiğimiz gibi, dördüncü büyük gayrı-meşrulaşma adımı 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkmıştır. “Paralel devlet yapılanması”nın, bugünkü namıyla FETÖ’nün 2010 anayasa değişikliğiyle sağlanan “kanunilik” içinde yürüttüğü “yolsuzluk operasyonu”, İçişleri Bakanı Efkan Ala üzerinden yapılan ve polise mahkeme kararlarına uyulmaması direktifi veren fiili müdahale ile yok hükmünde sayılmıştır.
    Buraya kadar Recep Tayyip Erdoğan’ın “icranın başı” olarak başbakanlık düzeyinde fiili ve gayrı-meşru durum ortaya çıkmıştır. Ama en önemli gelişme, Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Ağustos 2014 tarihinde cumhurbaşkanı seçilmesiyle olmuştur.
    Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, seçilir seçilmez yetkilerini fiilen oluşturmaya başlamıştır. Hemen herkesin kabul ettiği gibi, cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan anayasada varolmayan yetkileri fiilen kullanmaya başlamıştır. Ve Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiçbir güç bu fiili yetki gaspına karşı çıkmamış ve çıkamamıştır.
    15 Temmuz sonrasında OHAL’le birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ın gayrı-meşru fiili iktidarı tam anlamıyla pervasızlaşmıştır. Sulh ceza hakimleri aracılığıyla her türlü muhalefet unsuru gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. İşkence, alenileştirilmiş ve yalın bir “ceza biçimi” haline dönüştürülmüştür.
    Gayrı-Meşru Bir İktidarı “Meşrulaştırmak” - KURTULUŞ CEPHESİ – Ocak-Şubat 2017
    http://kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc154_1.html

    YanıtlaSil