7 Mart 2017 Salı

Adem ile Havva

Güzelden vazgeçebilirsiniz; bilgiyi inkâr edemezsiniz. Bilgiyi inkâr eden önünde veya sonunda ezilir, yalana ya da cinnete mahkûm olur, cezalandırılır.




Halim – Atalarımızın maymun olduğuna inanmakta çoğu insan gibi ben de zorluk çekiyorum. Hazreti Adem ile Havva’nın soyundan geldiğimiz düşüncesinde insanı yücelten ve onurlandıran bir yan var. İnsanın değerini artıran bir inanç, onu hayvanlarla aynı seviyeye düşüren bir tezden daha iyi değil midir?

Selim – Gerçek olsaydı belki, ama ne kadar yüceltici olursa olsun yalanı gerçeğe tercih edemeyiz, değil mi? Yalan onursuzluğun ta kendisidir, hele kendini yüceltmek maksadıyla söylenmişse.

Kaldı ki, evrim olgusunda insanı aşağılayan bir şey yok; tam tersine, gerçek anlamda yüceltici olan düşünce odur. Düşünün ki, Afrika’nın bir köşesindeki sıradan bir maymun türünün soyundan  gelenler, yüz küsur bin yılda muazzam bir çabayla kendilerini geliştirmiş, baltayı, dili, tanrıları, buğdayı, çanak çömleği, atla deveyi, yazıyı, devleti, kanunları, parayı, barutu, matbaayı, Newton yasalarını, buhar makinasını, uçağı, telefonu, koka kolayı, interneti, PokemonGo’yu keşfetmiş, dünyaya hakim olmuş, güneş sistemine hakim olmalarına ramak kalmış. Bütün bunları kendi emeğiyle ve  kendini gün be gün geliştirerek başarmak mı daha onurlu, evrenin hakimi olduğu iddia edilen bir kudretlinin hikmetinden sual olunmaz kararıyla hazıra konmak mı? Atalarınızla gurur duymak istiyorsanız buyurun duyun, bundan daha gurur verici bir öykü yok. Amcaoğlu şempanze milyon seneden beri Afrika ormanlarında miskin miskin oturup bit ayıklamaktan başka ne yapmış?

Ayrıca şunu da hatırlayalım, atamız sadece maymun değil. Onun atası faremsi memeliler, daha öncesi kertenkele, daha öncesi denizde yaşayan birtakım acayip mahlukat, onun da atası bildiğiniz mikrop. Düşünün kat ettiğimiz yolu. Muhteşem bir zafer yürüyüşü değil mi?

Sormaktan kaçınmayın, ilk yarattığı insanlara Toprak (‘Adam / אדם) ve Can (‘Ḥawwāh /חַוָּה) diye İbranice adlar vermek alemlerin yaratıcısının aklına nereden gelmiş? Bu adları neden sadece İbraniler, yani Yahudiler, ve onları taklit eden birtakım komşu Sami kavimlerinin fikir önderleri hatırlamış, neden mesela Japonlar, Vikingler, İnkalar atalarının adlarını unutmuşlar?

Madem tanrı yarattığı insana eşrefi mahlukat unvanı verip diğer canlılara amir olmasını buyurmuş, neden yeryüzünü canlılarla donattıktan üç veya dört milyar yıl sonra buna sıra gelmiş – yani toplam canlılar çağının toplam  yüz binde birinde? Milyarlarca yıl boyunca canlılar amirsizlikten şikayetçi miymiş? Amir olma vaadiyle dünyaya gelen insan neden iki yüz bin yıla yakın bir süre avcılık ve toplayıcılıkla yetinmiş, ancak son on bin yılda amirliğini hatırlayıp hayvan ve bitkileri emri altına almaya başlamış? Allah egemenlik buyurdu ise Adem oğulları neden binlerce nesil o buyruğa kulak asmamış?

Halim – Allah’ın Adem’e verdiği en önemli haslet, Kuran’a göre, ona nesnelerin adını öğretmesidir. Dil bir ilahi nimet değil midir?

Selim – Belli ki Allah’ın öğrettikleri arasında strüktüralizm, saksofon ve suşi yok, çünkü bunlar Adem oğullarının sonradan kendi başlarına icat ettiği kelimeler. Peki Adem oğlu bu kelimeleri kendi fikriyle üretebiliyorsa, ilk baştakiler neden ilahi yardıma ihtiyaç duysun? İlk homo sapiens’ten bugüne kabaca altı ila sekiz bin kuşak geçti. Gelişmiş bir yazı dilinde mesela altmış bin kelime olduğunu kabul edelim. Her kuşakta kelime haznesi binde beş artsa, yaklaşık iki bin kuşakta, yani elli-altmış bin yılda bir kelimeden başlayıp altmış bin kelimeye ulaşırız. Hesaplayın bakın, bir kelimeden iki kelimeye geçmek yüzkırk kuşak, dört kelime yüz kırk kuşak daha, sekiz kelime yüz kırk kuşak daha. Adem’in kendi dilini oluşturmak için bu kadar bol vakti varsa, Allah’ın öğretmesine ne gerek var?

Halim – Lucas Cranach’ın Adem ve Havva tablolarını düşünün. Milton’ın Paradise Lost’undaki yaratılış sahnesini anımsayın. Bir de bugün evrim teorisi yapanların atalarımıza dair bize sunduğu imgelere bakın. Hangisi daha güzel?

Selim – Tabi ki Cranach ve Milton. Ama bundan ne sonuç çıkar? Rönesans’ın parlak bir yaratıcılık çağı olduğu ve İngiliz şiirinin 17. yy’dan bugüne çok gerilediği sonucu çıkar. Buna karşılık bilginin akıllara ziyan bir ölçüde arttığını görüyoruz. Hayat bu, bir yerden kaybedersin, bir yerden kazanırsın.

Halim – Neden güzeli tercih etmeyelim?

Selim – Çünkü insan zihninin kurgusunda bilgi maça papazıdır, öbür kartlara basar. Bilgiden geri adım atamazsınız. Tüpten çıkmış macun gibidir, geri girmez. Güzelden vazgeçebilirsiniz; bilgiyi inkâr edemezsiniz. Bilgiyi inkâr eden önünde veya sonunda ezilir, yalana ya da cinnete mahkûm olur, cezalandırılır.

7 yorum:

  1. Mustafa İslamoğlu, " Maymunla ortak atadan geliyoruz, Adem'in babası vardı" dediği için old-school müslümanlar ona kuduz köpek gibi saldırıyorlar. Şimdilerde İhsan Eliaçık, Caner Taslaman, Edip Yüksel...vs gibi reformist müslümanların hepsi Evrim Teorisi'ni kabul ediyorlar fakat halkta tabanları yok maalesef.

    YanıtlaSil
  2. Evrime inanmayanlar evrimin yaşayan birer kanıtı değil midirler? Kafa yapılarının evrimleşememiş olması bakımından.
    Evrim aynı zamanda milliyetçi-ırkçı ideolojinin yalanlarını çürüten bir kanıttır. Hatta daha genel olarak her türlü ideoloji ve inancın. Başlangıçların sorgulanmaması bütün bu ideoloji ve inançların en büyük dayanağıdır çünkü.

    "Bugün artık azıcık antropoloji bilen, insan soyunun geçmişi konusunda bilgi sahibi olan bilir ki dünyada saf ırk yok. Sadece Türk değil, bütün uluslar bir sentezdir.

    En basiti, bugün Asya, Avrupa, Amerika’da yaşayanlar dahil, dünyamızdaki insanların 40-50 bin yıl önce Afrika’dan yayıldığı bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bir gerçek. Evet, insanlık 2 milyon yıl önce başlayan maymundan insana yolculuğunda Afrika’da türedi; sarısıyla, beyazıyla, esmeri ve siyahıyla…

    Hoşunuza gitsin gitmesin, bilimin ortaya koyduğu gerçek bu, baylar, bayanlar!

    Yok eğer böylesine bir evrim sonucu değil de kutsal kitapların dediğine uygun olarak hepimizin Adem ile Hava’dan geldiğimiz kanısında iseniz, o zaman da demek ki aynı kökenden geliyoruz, aynı atanın torunlarıyız. Kimse soy olarak ötekinden ayrı ve üstün değil."

    (Kemal Burkay, Yasin Aktay ne dedi?, 2013-12-04)
    http://www.dengekurdistan.nu/authors.aspx?an=2672

    YanıtlaSil
  3. editorler, yazinin jingili monoton olmus hic sevan tarzi degil. sunu gireydiniz daha iyiydi: "Bütün bunları kendi emeğiyle ve kendini gün be gün geliştirerek başarmak mı daha onurlu, evrenin hakimi olduğu iddia edilen bir kudretlinin hikmetinden sual olunmaz kararıyla hazıra konmak mı?". ayrica gecen gun "sus artik sus suuus!" diye ilgili yaziya uygun buldugum ironik bir yorum yapmistim, yayinlamamistiniz, bu yorum vesilesiyle sizleri de kiniyayim (yoksa susmasini istedigimden degildi, aksine sagolsun bol bol yaziyor su sira).

    YanıtlaSil
  4. Basite indirgersek bir tur dusunme sekli bilgi'den vazgecemiyor, biri guzelden. Bunlar kisi icin objektif gerceklermis gibi gelse de, kisinin norolojik yapisina ve hayat tecrubeleri isiginda somutlasmis, subektif yargilar olabilir mi?

    YanıtlaSil
  5. Ademe isimleri öğretme meselesi: 99 isim (hay,mümit,huhyi,mudil...)gibi isimler, konuştuğumuz dil değil; remizli bir ifade yani. Ademe cansız eşya parçacık atom'dan başlıyor ta insana kadar, 4 meleğin ademe secde etmesi : 4 temel kuvvetin denge sağlayıp atomun (parçacığın)oluşmasına zemin hazırlama olayıdır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasbelkader 4 değil de 5 melek demiş olsalardı bu sefer de "bilmemne molekülünü oluşturan 5 elementi temsildir" falan diyecektiniz.

      Apolojism bu, her şeyi bir yolunu bulur kendine yontar.

      Her nasılsa bu dinin mensupları, fizik bilimi atomun bilgisine ve detaylarına ulaşana kadar, "kutsal kitabımızda 4 melek diyor, bu acaba bizi meydana getiren bir yapıtaşındaki özelliğe işaret ediyor olabilir mi?" diye sormayı akıl edememişler.

      Ne varsa önce bilim buluyor, sonra apolojistler ellerinde tuzluk, koşa koşa geliyorlar "bunlar zaten kutsal kitabımızda yazıyor" diye.

      Madem kutsal kitabınızda yazıyor, niye önce siz bulamıyorsunuz? Kitabınızı mı okumuyorsunuz yoksa okuduğunuzdan birşey mi anlamıyorsunuz?

      Aslında gerçek ikisi de değil; kitabınızın hakikatle bir ilgisi olmaması. Çünkü güya "kutsal kitabımızda zaten yazıyor" dediğiniz şeylerin bilgisine hep sizin kutsal kitabınızla işi olmayan adamlar ulaşıyor.

      Mesele kutsal kitabınızda aslında birşey söylenmiyor olmasında...

      Sil