5 Ocak 2018 Cuma

Halim ve Selim 4 - Hani bunun ilk sahibi?

HALİM – Karmaşık bir nesne, mesela bir saat veya masa gördüğünüzde kendiliğinden var olduğunu düşünmezsiniz, mutlaka birinin yapmış olduğuna hükmedersiniz. Kenarı bir parça oyulmuş bir çakıl taşı bile olsa insan yapımı olduğunu derhal anlarsınız. Halbuki canlı bir organizma, mesela bir karınca, bir ağaç, bunlara oranla milyarlarca kat daha karmaşık bir varlık. Evrenin bütünü akıl almayacak kadar ince ayrıntılarla bezenmiş muazzam bir mekanizma. O halde onları da insandan kat be kat güçlü bir Yaratıcı’nın yapmış olması gerekmez mi?
SELİM – Neden bir?
HALİM – Nasıl yani?
SELİM – Neden “bir” yaratıcı? Neden iki ya da iki milyon değil? Karıncanın, ağacın ve Neptün gezegeninin aynı usta elinden çıktığını size düşündüren nedir? Bir süpermarket dolusu mal gördüğünüzde hepsini bir tek yüce Üretici’nin ürettiğini mi düşünürsünüz, yoksa mal sayısı kadar üretici mi var sayarsınız?
HALİM – Marka sayısı kadar diyelim.
SELİM – Hayır, üretimde rol alan insanları düşünürseniz muhtemelen süpermarket raflarındaki tekil ürün adedi kadar, hatta belki daha fazla sayıda üreticiye hükmetmeniz lazım. Buğdayı üreten ayrı, un öğüten ayrı, yağı şekeri getiren ayrı, pişiren ayrı, paketleyen ayrı, marka tasarlayan ayrı, ambalajı yapan matbaa ayrı, içine ödüllü zamazingo ekleyen ayrı, kolileyen ayrı, daha düşünemediğim yüzlerce hatta binlerce çalışan var o süreçte.
HALİM – Evet.
SELİM – Karıncalar konusunda haklısınız. Bir tek karınca, yeterince incelerseniz, bir süpermarket dolusu maldan daha karmaşık bir organizma. O halde sizin önerdiğiniz analojik mantıktan devam edecek olursak karıncaları Yaratan amilin tekil bir ustadan kat be kat daha karmaşık ve çoğul bir üretim kadrosu olduğuna hükmetmemiz gerekir.
HALİM – Mantıklı.
SELİM – Karıncanın bütünü bir yana, karıncayı oluşturan sistemlerin her biri – karıncanın fantastik karmaşıklıktaki gözü, sosyal davranış kalıpları, solunum sistemi, DNA’sı, DNA’yı oluşturan molekülleri, moleküllerin içindeki atomları – tek bir ustanın eseri olamayacak kadar zengin ve karmaşık yapılar. Bana sorarsanız genelde karınca türünü veya türlerini değil, her bir tekil karıncayı ve her bir tekil karıncanın her bir tekil alt sistemini Yaratan bir veya birden çok usta olmalı. Doğru mu? Benim bildiğim ustaların hiç biri bu kadar karmaşık işi tek başına yapamaz.
HALİM – Dinliyorum sizi.
SELİM – Daha kırkayaklara, arılara, uçuç böceklerine gelmedik. Neptün’ü ve diğer takım yıldızları saymıyorum bile.
Ayrıca karıncaların ustası her kim ise bu işi bir kerede yapmış olması için bir neden yok. Biliyorsunuz, bir karınca yapınca gerisi az çok kendiliğinden geliyor. Bisküvi yapar gibi her seferinde sil baştan imalata gerek yok, yeni üretim işini DNA hallediyor, var olan modeli sürekli replike ediyor. Belki yüz nesilde bir, usta veya ustalar, her kim ise, ufak tefek bir iki müdahale ile ürünü biraz ıslah edip değişen piyasa koşullarına uyarlasa yeter. Hatta bunların hep aynı ustalar olmasına da gerek yok. Affınıza sığınıp teknik tabir kullanayım, Yaratıcı’nın yalnız senkronik anlamda değil diyakronik anlamda da tek olması için mantıklı bir neden gösteremezsiniz. Türkçesi, karıncayı ve her bir alt sistemini Yaratan amillerin yalnız verili bir anda çoğul değil, zaman içinde de çoğul olması mümkün. Bugünün Yaratan’ları ile yarının Yaratan’larının bir ve aynı olması gerekmiyor.
HALİM – Nereye varıyorsunuz buradan? Çok tanrıcılığa mı?
SELİM – Hem o kadar çok ki, “tanrı” diye adlandırılmaları abes olur. Evrenimiz eğer 13 buçuk milyar yaşındaysa, 13 buçuk milyar çarpı evrendeki her bir tekil birey ve her bir tekil sistem kadar. Pardon, saniyeleri de hesaplamamız lazım, ama şimdi onu yapmakla vakit kaybetmeyelim. Allahtan bu çoğulluğun basit bir ismi var bizde. Kısaca Doğa diyoruz.
HALİM – Allah'ı kaldırıp yerine Doğa demekle ne kazanıyorsunuz? Demin Allah kavramının içeriksiz olduğunu iddia ettiniz. Sonuçta yerine koyduğunuz kavram da aynı şeyin başka adı değil mi?
SELİM – Haklısınız, anlamadığımız pek çok şeyi kapsayan bir etiket sadece. Ama “tanrı” kavramından bir önemli farkı var. Kısımlara ayrılabilir ve kenarından azar azar kemirilebilir. Doğa eğer sonsuz ise sonsuza ne kadar yaklaşabiliriz bilmiyorum, ama en azından o istikamette yol alabiliriz, yeterince gidersek menzile varacağımıza dair kendimizi kandırabiliriz, o umutla epey bir yol kat ederiz. Sonsuza gene yaklaşmayız belki, ama şu dünyada işimize yarayacak epey bilgi biriktirebiliriz. İnsanlığın düşünce önderleri “tanrı” teorisini terk edeli düşünün ne kadar yol aldık, aya adam gönderdik, kredi kartını ve hormonlu domatesi keşfettik, fena mı?
HALİM – Fena tabii, ama ne kast ettiğinizi anlıyorum, iyileri de var.
Evrende çok sayıda sistem olduğu konusunda size hak veriyorum. Ama aynı zamanda birleştirici bir Akıl da var. Evrenin tümünü kapsayan muhteşem uyumu nasıl açıklayacaksınız?
SELİM – Evrende ben uyum göremiyorum, sonsuz bir kör döğüşü görüyorum. Akıllı dediğiniz Yaratıcı’nın yarattığı canlı türlerine bakın: Yüzde doksan dokuzunun nesli tükenmiş. Yani koşullara uyum gösteremeyip iflas etmişler. Demek ki tasarımları başarılı değilmiş. Kalanlar da ancak sürekli evrilerek hayatta kalabiliyorlar, demek ki onların da ilk baştaki tasarımı yetersiz veya hatalıymış, koşullara ayak uydurabilmek için devamlı upgrade edilmesi gerekmiş. Üstelik bunca tasarıma rağmen canlı bireylerin büyük çoğunluğu yeterince güçlü, sağlıklı veya şanslı olmadıkları için başka canlılara yem oluyor. Onları da üretim hatası faslına ekleyebiliriz sanırım. Yıldızlara bakın: Durmadan çöküp kara deliğe düşüyorlar. Yaratan o kadar akıllıysa bu kadar hata niye?
Elbette onca kör döğüşü içinde bir miktar uyum olacak. Fizik yasaları bir ise her yerde benzer sonuçlar üretir. Biyolojide başarılı denemeler hayatta kalır ve ürer, hatta ekosistemi kendi ihtiyaçlarına göre şekilendirir. Bunun için ayrıca bir yönetici akla gerek yok, piyasa mantığı yeter. Filan ürün “tutar”, rakiplerini silip süpürür, sektörün normlarını belirler. Bunun arkasında yönetici bir akıl aramak komplo teorisi gibi geliyor bana.  Akla ziyandır. Uzak durmanızı öneririm.

41 yorum:

  1. hayret ediyorum biz homo sapiense evrildikten sonra muhtemeldirlki düşünmediğimiz bir tek gün yok ben burda ne yapıyorum benim amacım ne.. tamam iyi güzel yiyorum içiyorum arada bir seks de yapıyorum oh ne güzel ama ben bunları niye yapıyorum yahu bir ses bekle yok sonra gene kısır döngü tekrar yiyip içme sonra tekrar seks muhtemeldirki sakallı olan homa sapienimiz(dişilerin bu konuda pek bir derdi olduğunu sanmıyorum) aklı olması gereken yeri tekrar eldiği zaman tamamda şimdi ben bunları neden yapıyorum neyse bir sonuca varamıyacam gibi duruyor gidip biraz avcılık yapim yoksa içerdeki gene başlıyacak dırdıra ve geldik bilim çağını bir arpa yol kat ettikmi tamam dürüst olalım ettik ama cevap varmı yok uzakta gözüküyormu hiç sanmıyorum ..bence similasyon teorisinide baya bir düşünmek lazım yani kodlanmamızda zaten yoksa bu problemi çözmemiz nasıl olacakki evraka anımız ya bir hata olcak programda yada game overla sonuçlanacak ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her problem çözülecek diye bir kanun yok. "Neden geldik" sorusu basit bir tasarım arızası da olabilir.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Garip şekilde insan varlığına anlam vermeye çalışıyor. Kedi neden var abi, kuşlar niye var, bir köpek balığı ben neden burdayım diye soruyor mudur acaba yada gökteki Ay ben burda ne görevle bulunuyorum demiş midir? Hiç, Hiçlik için var olduk, hiçliğe gidiyoruz, bence bir raslantıyız Dünya'da.

      Sil
  2. Halim, Selim ve Sevan abiler,
    Haydi diyelim ki bu kaosun arkasında olupbitene aldıran veya kayıtsız aşkın bir bilinç olsun - bilmiyoruz, neden bu bilinç ya da varlık aradabir ortadoğulu peyvamber ve kitaplarla mesaj vermeyi denesin ki. Daha bu tarihsel algının ne menem bir görme kusuru, bir anomali olduğunu tartışacaktık.Ne yalan söyleyeyim maksat spekülasyon ise bana Brahidashwara daha ilginç geliyor.
    Neyse çok güzel bir külliyata doğru gidiyoruz. Bin felsefi eserden damıtılmış bilgeliği böyle herkese lazım diyaloglarla istifadeye sunan zamane Sokratına selam olsun.

    YanıtlaSil
  3. Biraz taoizmi andırdı bana okuduklarım. Oldukça kafa açıcı.

    YanıtlaSil
  4. hapishaneden yolladığınız halim-selim diyaloglarını hatırlıyorum da, çıta orada epey yükseldiği için bu son diyaloglar yavan geliyor bana.

    halim burada sadece soru sorup çekilen, arada yalandan karşı argüman dillendiren, kukla bir karakter. daha önceki diyaloglarda halim de uzun uzun konuşur, baş edilmesi daha zorlu argümanlar geliştirip temellendirir, en az selim kadar vicdanın ve sağduyunun sesi olurdu.

    belki de yanlış hatırlıyorumdur. sonuçta, öyle diyalogları okuması daha zevkli olacaktır bana kalırsa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk başta "tanrı var mı yok mu" ile başlayıp, ilerleyen aşamalarda "madem yoksa neden bunlar inanıyor" gibi daha ilginç sorulara ilerliyoruz. İlki gerçekten basit bir mesele, saçma sapan bir kavram, üç beş darbede nakavt. Ama devamı öyle değil.

      Halim'i salaktan başlatıp sonunda münazarayı ona kazandırmak hakikaten şık olurdu, ama o kadar usta değilim maalesef.

      Sil
    2. Tartışmayı biraz teatralize etmeyi düşünmez misiniz? Mesela Halim birden çıkışır, Selim tıksırır, Halim sinirlenir, bardağını sertçe vurur, ıslanır. Yürürler, güneş yakar, güneş batar, kaybolurlar. Yazarken belki biraz garip, ama yaşarken öyle olmaz mı? Mekan tartışmanın seyrine etki etmez mi?

      Sil
  5. çok değil, sadece bir kez aklımızı "tanrı varsa.." öncülü ile çalıştırırsak; sonrasında ister tanrıyı var edelim, isterse yok edelim... aynı yere varır...
    tanrı artık vardır.
    yazılarınızın başında Selim zaten söylemişti... aynen yazıyorum... gerisi bence nafiledir...
    "Hiç uğraşmam, vakit kaybı olarak görürüm. Bir şeyin yokluğunu mantıki kesinlikle ispatlamanın ne kadar zor bir problem olduğunu her mantıkçı ve her polis dedektifi bilir."

    YanıtlaSil
  6. Ben, "insan kadar karmaşık bir varlığı yapan bir yaratıcı kesin varsa, yaratıcı kadar ultra karmaşık bir varlık nasıl kendiliğinden var olur"dan gidersin sanıyordum. Hep aynı, hep aynı, sıkıcı. Ama o da ne? "Bir"likten başladın ya, ters köşeye yattım. Yazının lezzeti dimağımdan gitmiyor. İyi ki varsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Damağımdan/dimağımdan şık bir kelime oyunu olmuş. Retorikte antanaklasis deniyor buna yanılmıyorsam.

      Sil
  7. Yaratıcıyı maddi evrenin kurallarıyla (zaman/mekan üstü bir varlığı zaman/mekan kavramlarıyla) ele alma hatasına devam.

    Tıpkı canlıları fiziğin kavramlarıyla (atomlarla vb.) ya da toplumu biyolojinin kavramlarıyla ele alma gibi bir hata.

    Özetle; kavram kargaşası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadarına eriyor aklımız. İşin fenası, sizin aklınızın da bundan ötesine erdiğini sanmıyorum.

      Sil
    2. "Aklımız bu kadarına erer, daha ötesine değil" anlayışından kurtulamasaydık skolastisizmden, dolayısıyla Ortaçağ'dan çıkamazdık.

      Fakat tam olarak da çıkamamışız ki ona geri dönüş düşüncesi bitmemiş.

      Sil
  8. Neden hakaret ettiniz ki, ne demiş adamcağız? Değerlendirmenizin mevcut maddi evren kurallarına hapsolmosı gibi bir zaafiyet barındırdığını söylemiş.
    Sanırım yapılaması gereken şuydu:
    "Aman ne harika bir yazı, tüm kutsal kitapların çöpe atıması için milattır bu.
    Tanrı kavramının sonunu getirecek diyalektik bizatihi Sevan Nişanyan'dır ama Sevan Nişanyan'ın antitezi olamaz çünkü o ebedidir."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle de denebilir belki;

      "Her şeyden şüphe edilebilir, ama ateizmin/materyalizmin mutlak doğruluğundan asla!"

      Sil
    2. Sevan Nişanyan gibi, Ali Nesin gibi ağabeyler aslında "dinsiz" değiller, gâyet de "dinli" insanlar. Ancak kendileri dahi bir "din mensubu" olduklarının farkında değiller, tıpkı Kemalistlere "putçu" deyip kendi "putçu" dinlerinin farkında olmayan İslamcılar gibi. Günde beş kez "karataş"a dönüp eğilip kalkmak, karataş'ın etrafında dönmek "putçuluk"un daniskasıdır oysa, ancak İslamcılar "akıllarınca" Kemalistleri ya da ne bileyim Hristiyanları aşağılamak için "putperest" derler, yani kendileri asla "putperest" değilmiş gibi...

      Nişanyan ve benzeri kişilerde de bunun gibi bir durum var. Aslında kendileri de bir "dinin" üstelik de gâyet "dindar" inananları, ama diğer dinlere mensup olanları aşağı görüyorlar, "tek gerçek din bizimki" diye düşünüyorlar tıpkı kankiştoları İslamcılar gibi. Bu nedenle İslamcılarla araları oldukça iyi belki de.

      Peki Nişanyan ve Nesin'in mensup olduğu din ne? Benim, "Batı Tapıcılığı" ya da kısaca "Batıcılık" dediğim bir din. Ali Nesin, facebook'da açıkça yazmıştı, "Ben Batıcıyım" diye. Bir inanca/görüşe "din" denmesi için işin içinde ille de Tanrı fikri olmasına gerek yoktur, nitekim "Ateist Dinler" denen, Tanrı fikrinin olmadığı "dinler" de var, Budizm gibi Caynizm gibi. Batıcılık da bunlar gibi "Ateist" bir "din"dir.

      Oysa Ali Nesin'in "Batıcılık" olarak kast etmeye çalıştığı şeye "akılcılık" demesi gerekirdi. Meselâ Ali Nesin'in haşır neşir olduğu sayıları bulanlar Batılılar değil, Hintliler. Batılıların kullandığı Roma rakamlarıydı ki oldukça sefil bir sistemdir mâlumunuz. Batılılar sayıları Araplardan aldılar, Araplar da Hintlilerden, Hintlilerin ise kendi buluşları. Ancak Ali Nesin, dindar bir "Batı Tapıcısı" olduğu için "akılcılık" değil, "Batıcılık" diyor, her şeyi Batı'ya bağlıyor, tıpkı Müslümanların "aslında bütün dinler İslam'dı ama bozuldular" demeleri gibi.

      Yarın Batılılar çıkıp, söz gelimi, "Eşcinsellik ağır bir hastalıktır, yanılmışız, eşcinseller hastadır" deseler, hiç kuşkunuz olmasın Nişanyan gibi, Nesin gibi Batıperestler anında bu konudaki fikirlerini değiştirirler, Batılı peygamberleri ne dediyse onu kabul ederler. Bu örneği çarpıcı olsun diye verdim, başka örnekler de verilebilir.

      Bu arada, Nişanyan'a ve Nesin'e "Batıperest" oldukları için kızdığım falan yok, böyle yorumlanmasın, isteyen istediği dine inanabilir. Benim eleştirdiğim nokta, batıperestlerin diğer din mensuplarını aşağı görüp, kendi dinlerine toz kondurmamaları, tıpkı İslamcılar gibiler, aynı kibir, aynı cehalet. Eleştirdiğim bu, yoksa Cem Yılmaz'ın dediği gibi istersen krem peynire tap bana ne.

      Nişanyan ateist olabilir ancak "dinsiz" değil, gâyet dindar bir "batıperest". Ben Kemalist bir sülâleden geliyorum, ateist olan akrabalarım da var, ancak onlar da "dinsiz" değil meselâ, ateist olabilirler ancak "dinsiz" değiller, çünkü Kemalizm de bir tür dindir, ama bunu söylediğinizde onlar da Nişanyan gibi bunu kabul etmezler. Nişanyan da Batıperestlik "dininden" olduğunu red edecektir örneğin. Yani Yaratıcı bir Tanrı'ya inanmak ile, bir "dine mensup olmak" ayrı şeylerdir, karıştırılmasın. "İdeoloji" ile "din" arasında hiçbir fark yoktur, her din bir ideoloji, her ideoloji bir dindir. Sosyalizm, Marksizm vb. tümü "dindir".

      Sil
    3. Kemalizm de İslamın, Türk-İslam geleneğinin bir mezhebidir son tahlilde.

      Sil
    4. Ayrıca İslam'da oldukça güçlü ebedî ahiret inancı olunca iş bayağı değişiyor. Materyalist ideolojilerde ahiret inancı yok, dolayısıyla felsefeler dinle aynı değil her zaman.

      Sil
  9. kendini akıllı zanneden bir yığın ukala...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akıllıya ukala diyerek hakaret ettiğini sanan bir akılsız

      Sil
    2. Siz de bu yorumla "kendini akıllı zanneden bir ukala" olmuşsunuz yalnız :)

      Sil
  10. Hocam elinize saglik. Dünyanin bir kismi yapay zeka, gerisi yapay aptalliklarla ugrasiyor. Bu insanlardan umudunuzu kesmemenizi ve laf anlatma gayretlerinizi hayranlikla takip ediyoruz. Bu kalabaligin icinden cikmis biri olarak, benim sahsen ne enerjim ne de sabrim kaldi. Affiniza siginarak, ben insanlari bu sayfaya yönlendirecegim. Kötü Türkcem ve yabanci dil klavyem icin ayrica özür dilerim.

    YanıtlaSil
  11. Evreninin Enerjisinin toplamı 0' dır. 0' da bize Hiçliği işaret eder ve buda varlığın ve varoluşun Hiçlikten olduğunu gösterir, Zaten Hiçlik olmasaydı var oluş olamazdı, Hiçlik var oluşu seçti ve bir şeyler var olmaya başladı,Ha şimdi dersiniz ki Hiçlikte Potansiyel yok Ama Hiçlikte Potansiyelsizlikte yok.
    Bunca yapılan Tanrı tanımlarıın kendi içlerinde büyük ve karmaşık çelişkiler barındırdığı için, Tanrı imkansızdır.

    Fakat biz İnsanları ve bu gezegendeki diğer türleri ve yaşamı, Hiçlikten oluşan Bu Evrenin birer ürünü olan ve bizlerden üst bir medeniyete sahip birileri yaratmışta olabilir .Fakat bu medeniyet sahibi varlıklarda Tanrı tanımına uymaz vede değildirler sadece bizden güçlü varlıklardır, Onlarda var oluşun var ettiği
    varoluşlar'dır, tıpkı bizler gibi.

    Sevan Nişanyana Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Evreninin Enerjisinin toplamı 0' dır." Metafizik bir iddia, anlamı yok.
      "0' da bize Hiçliği işaret eder" Metafizik bir iddia, anlamı yok.
      "buda varlığın ve varoluşun Hiçlikten olduğunu gösterir" Metafizik bir iddia, anlamı yok.
      "Zaten Hiçlik olmasaydı var oluş olamazdı" Metafizik bir iddia, anlamı yok.
      "Hiçlik var oluşu seçti" Mitolojik bir iddia, şiir alemine girdik.

      "Hiçlikte Potansiyel yok Ama Hiçlikte Potansiyelsizlikte yok." Paralojik bir iddia, uçuşa geçtik. Ör: Amcam kurbağa değildir. Ama anti-kurbağa da değildir. Demek ki amcam kurbağa olabilir.

      Aleyküm selam.

      Sil
    2. Aslinda, "Evreninin Enerjisinin toplamı 0' dır." Kozmonolojinin konusudur. Ilk olarak Richard C. Tolman tarafindan ortaya atilmistir. Edward Tryon da 1973'te ortaya attigi bir oneride sifir enerjinin nasil bir evrene donusebilecegini anlatir. Yukarida "Hiçlik" olarak tanimlanmis (belki de bu tanim Sevan Bey'e metafiziktir bu onerme fikrini veren), aslinda "vacuum" olarak taniminlanir evrenin sifir enerji hali. Bu onerme "Big Bang" teoreminin nasil termodinamigin birinci kanuna aykiri olmadan gerceklesmis olmasini da aciklar.

      Saygilar,
      Cihan

      Sil
  12. insanların tanrı/elçi/dua/günah vs. hikaye(ler) uydurup hala buna göre hayatlarını şekillendirmeleri saçma geliyor.

    evreni/doğayı/varsa tanrıyı yaratanın olmaması yine saçma geliyor.

    bilmiyorum , bilmemem de (agnostisizm) demekse yetersiz.
    (sen istediğin kadar halim/salim yap, bilmiyoruz demek yetmiyor işte !)

    nolacak şimdi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. @bétici

      Size İslamı terk eden bir insanın söz gelimi ateizm yerine Tengriciliğe (ya da sizin deyiminizle Tañrıcılığa) geçmesinin pratik olarak ne gibi bir artısının olacağını sorabilir miyim? Böyle yapan biri bir tanrıdan başka bir tanrıya, bir metafizik boyutu olan inanç ve ibadet sisteminden başka bir metafizik boyutu olan inanç ve ibadet sistemine geçmiş olacak. Aynı soruyu İslamdan paganizme geçişle alakalı da sorabilirim tabii, ama siz Tengricilikten bahsettiğiniz için onun özelinde soruyorum. Bu geçişin Türkçülüğe ve Türklüğe faydası olacağını söylüyor iseniz, aynı faydayı salt Türkçülük siyasi ideolojisi de sağlayabilir, onun için Tengriciliğe gerek yok, hem Türkçülükte İslamı terk etme mecburiyeti de yok. Siyasi ideolojileri din olarak gördüğünüzü söylediniz bir yorumunuzda, o zaman Türkçülük de sadece pratikte değil, maneviyatta da pekala Tengriciliğin yerini tutabilir sizin mantığınızla.

      Sil
  13. Bir tasarlıyan varsa tasarlanan tasarlıyanı düşünemez çözemez yani tersine mühendisliğe izin yoktur. İnanmak dahi tersine mühendisliktir her zaman akim kalır diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şu an insanlığın yaptığı yapay zeka alenen sizi yok edecem dedi yani tehdit var ve demekki bizim farkımızda(yokk edilmemiz gerektiğini düşünüyor) )yanılmıyorsam dr.frankenstein kendi yarattığı hilkat garibesi tarafından öldürülmüştü,ve belkide en ilginci tanrıyı biz öldürdük kim bililr..

      Sil
  14. zaten o yüzden tasarlayanın tasarlanana vahiy yoluyla kendini bildirmiş olması gerekir diyorlar. böylece kutsal metinler de meşrulaştırılmış oluyor.

    YanıtlaSil
  15. Sevan abi merhabalar, blogunu takip eden sessiz cogunluktan biriyim galiba bu da ilk kez yorum yazisim.

    Abi ben 20li yaslarinin daha basinda biri olarak, lise yillarimdan itibaren internet sagolsun muslumanliktan sogumus ve terketmis idim.
    Şimdi ben kendimi dinsiz, herhangi bir ahiret inanci olmayan, ecnebilerin interventionist dedigi herhangi bir tanriya da inanmayan biri olarak tanimliyorum. Bununla birlikte baska bir tanri tanimiyla ise ilgilenmiyorum, hatta durustce umrumda bile degil. Sanirim buna apatheism deniyor literaturde.
    Bu kadar yazmamin amaci aslinda sizden bir rica/istekten bulunma ihtiyacinda hissetmemdi.
    Acaba wiki sayfasi bile kisacik olan bu apatheism ile ilgili bir seyler karalamayi dusunur muydun abi?
    Bi ikincisi de gecenki yazi ya da yorumlarinizin birinde "tutarli bir inanc/ahlak sisteminin imkansizligi" dan bahsetmistiniz sanirim bunun icin de ayri bir yazi/yazi dizisi aklinizda var mi, bence yazsaniz harika olur.

    İyi geceler diliyorum Sevan abi

    YanıtlaSil
  16. Sevan abi, söylediklerin çok ikna edici ancak Allah bireysel ve sosyal yaşamda oldukça işlevselleşmiş bir kavram; öyle sanıyorum ki sırf bu işlevselliği yüzünden ben kelime-i şehadet getirmeye devam ediyorum. Bu birilerinin iddia ettiği gibi benim ajite olmuş yığıtın bir neferi olmamla da alakalı değil sanki.

    Örneğin bir zamanlar aşırı çaresiz kalmış hissediyordum, acı çekiyordum ve Allah beni bu duruma düşürenlerin çocuklarına, en masum sevdiklerine beddua etmeme yaradı. Dedim ki; bana bu yaptıklarınızın karşılığında en masumlarınız gözlerinizin önünde yansın. Tabi sonradan Allah'tan özür diledim. Allah olmasa bu sorunu nasıl aşardım bilmiyorum. Canım burnuma geldiğinde hala bu bedduayı tekrarlamak aklıma gelir ama uzun süredir dillendirmem. Allah iyi ki var! Saygılar Yunanistan'daki adamımıza.

    YanıtlaSil
  17. Tanrının varlığına ilişin kanıtlar sunma, mantıksal çıkarımlar yaparak destekleme vb. teist için dahi boş bir uğraş bana kalırsa. Çünkü en nihayetinde, tanrı yoksa insanlar niye inanıyor sorusunun cevabıyla bu kanıtların hiçbir ilişkisi yoktur. Tarihte hiçkimsenin bu kanıtlara bakarak tanrıya iman ettiğine ihtimal vermiyorum. Dikkat ederseniz tanrıya inanan hemen herkes tanrıyla doğrudan veya dolaylı bir ilişki içerisinde olduğuna inanır. Yoksa düşüncenin düşüncesinden ibaret olan Aristo'nun ilk hareket ettiricisini sıradan mümin ne yapsın?

    YanıtlaSil
  18. Aslında hiç bir şey bilmiyoruz,var oluşumuz ve var oluşun bizatihi kendisi hakkında,sadece aptal kibrimiz ve doyumsuz yapımızın vermiş olduğu vede en nihayetinde ortalama 70 ve 80 olan (eski zamanlarda ortalama kırktı bu ömür) ömrü süremizin kısalığında, bu çok önemli sandığımız mutlak hakikatimizin gerçeğini bilmeden yok olup gitmek istemiyoruz sadece o kadar. Ve güya aklımızca Felsefeler yapıp bir şeyleri mutlak hakikat deyip beynimize kazımaya çalışıyoruz bu kısa ömrümüzde,Şimdilik. Acı ama gerçek" Belki ileri ki kuşaklar bilecekler, Kim bilir. Eğer bilecek iseler, bir yerde bizler şansız zamanın şansız insan türü olacağız onların yanında. Yok eğer keşke bilmeseydik diyebilecek zamanlar yaşayacaklarsa, bizler cahilce bildiğimizi sanıp ama mutlu çok yaşadılar'ı olan eski tür nesilden olacağız.

    Sevan Nişanyana Selamlar.

    YanıtlaSil
  19. "Gizli bilgi" bölümünde Krişna Tanrısal bir hakikati Arjuna'ya şöyle açıklar: "Ben tezahür etmemiş halimle içine giriştiğim kozmik evrendeki tüm yaratıkları ve canlıları kapsarım ama onlar beni kapsayamazlar. Ancak buna rağmen bütün yaratılış ve evren benim içimde bulunmaz. Benim akıl almaz mistik gücümü anlamaya çalış. Tüm canlılara hayat verdiğim halde her yerde olduğum halde kozmik evrenin ifade şekillerinin bir parçası değilim. Benim benliğim yaratılışın özüdür yaratılmış tüm varlıklar bendedirler, anlamaya gayret et"

    YanıtlaSil
  20. Sevan selam,
    Tanri fikrine eleştirinin, tanrisızligin(ateizm, agnostizm vs) tarihine dair karala bir seyler haci

    YanıtlaSil
  21. Eğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.Enbiya 22.Neden hiç Kuran-ı Kerim okumuyorsunuz Sevgili Sevan?Allah Teala buyuruyor ki,yer çekimi kanununu ben yarattım.O çekime emrettim ve sen sabit bir kütlenin dönüşüne göre bir çekim oluşturacaksın dedim ve o da çekime başladı diyor.Mesela dünyanın kütlesinin bugünkü dönüş hızına göre oluşan kütle çekim kuvveti bir G'dir.Eğer dünya aynı kütlede kalsa ve dönüş hızı artsa kütle çekim kuvveti artar ve kan damarda akamaz ve ölürüz.Ya da kütle sabit dönüş hızı azalsa çekim kuvveti azalır ve uçmaya başlarız.Ağaçlar kök salamaz vb.Yani hayat olmaz.İşte Rahman olan Allah buyuruyor ki,benden başka bir ilah olsa,kurduğum nizamı ifsad eder.Yani kanunları değiştirerek hayata imkan vermez.Lakin ifsad yok buyuruyor.Gerçekten de yok değil mi?Demek neden bir yaratıcı var sorusuna bir cevap veriyor bedevi kitabı iftirasına maruz kalmış Kuran!

    YanıtlaSil
  22. Zaman, mekan, Tanrı, alem, birlik, çokluk v.s

    Bu kavramları zihninizde felsefi anlamda "anlaşılır" kılmak için, İbn Rüşd'ün tehâfut el-tehâfutünü okumanızı tavsiye ederim.

    YanıtlaSil