1 Şubat 2018 Perşembe

Halim ve Selim 12 - Nasıl kurtuluruz şu dertlerden? (1)


HALİM – Dünyamız acılarla ve haksızlıklarla dolu. Eğer bir ilahi hakem yoksa bu acılar nasıl telafi edilecek, haksızlıklar nasıl dengelenecek? Adaletin nihai güvencesi olarak adil ve alim bir Allah’ı kabul etmezseniz adalete inancınızı koruyabilir misiniz? Ve adalete inancınız yoksa yaşadığınız hayatı anlamlandırabilir misiniz?
SELİM – Hımm.
HALİM – Buyurun?
SELİM – Önemli bir soru sordunuz, cevabı basit değil.
Hayat haksızlıklarla ve acılarla dolu, evet. Bir kısmı insan yaşamını neredeyse imkansız kılan şeyler. Masum çocuğunuz kanser olup ölür. Zorbalar galip gelir, sonra karşınıza geçip gülerler. Taksi üstünüze çamur sıçratır ve buna karşı hiçbir şey yapamazsınız. Hayat boyu çaba sarf edersiniz, ödülü ne? Ölüp gitmek ve unutulmak.
Tanrısal adalet öğretiniz diyor ki: Tasalanma, bu haksızlıkların hepsi tamir edilecek. Yukarıda biri var. Her şey kontrol altında. Hayat saçma bir tesadüfler dizisi değil. Çocuğun iyi olacak. Zalimler son gülenin kim olduğunu görecek. O taksi şoförü cezasını bulacak. İçin rahat etsin.
En yalın biçimiyle kurgulandığında bu teori bir dizi mantıki sonucu beraberinde getirir. İsterseniz corollary diyeyim daha şık olsun. Bir, “yukarıdaki” alimdir. Her şeyi (ya da en azından, düşünemeyeceğin kadar çok şeyi) bilir. Benim gibi bir aciz kulun derdini görmezlikten gelmez. İki, muktedirdir. Görmekle kalmaz, en küstah zorbayı alt edecek gücü vardır. Üç, insani anlamda adil ve müşfiktir. Tanrısal muhasebe bizim aklımızı bir ölçüde aşabilir, ama çok da fazla aşamaz. Getirdiği tazminatın bizim mütevazı adalet duygumuzu tatmin etmesi, insan psikolojisinin küçük ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Dört, bu dünyada adalet olmadığına göre, tanrısal yargı bir başka ve paralel dünyada tecelli etmelidir. Çocuğum gitti gider. İyi olacaksa, başka alemde iyi olacak.
Dikkat ederseniz, bu öğretinin temelinde aklı terk ediş vardır. Reel dünyanın kısıtlayıcı çerçevesi içinde düşünen insan bu sonuçlara asla varamaz. Akıl ve gözlem bilir ki ölen çocuk geri gelmeyecek. Bazı zorbalar gülmeye devam edecek. O taksiciyi asla yakalayamayacağız. Sağduyu ve eleştirel akıl çerçevesinde ileri sürülecek hiçbir kanıt, makul bir insanı bu gerçeklerin aksine ikna edemez. Tanrısal adalet ihtimaline inanmak için aklı paranteze almak gerekir. Kendini irrasyonel inancın – imanın – karanlık uçurumuna fırlatma cesaretini göstermek gerekir. Bungee jumping gibi bir şey olmalı sanırım. Tüm içgüdülerine aykırı olarak, aklın “dur!” diye haykırdığı yerde kendinizi boşluğa salıyorsunuz; bilmediğiniz, tanımadığınız birilerinin aldığı önlem sayesinde çakılmaktan son anda kurtulacağınıza güveniyorsunuz.
Özgürleştirici bir duygu olmalı. Bir tür çakma Süpermen deneyimi. O taksici görecek gününü! Zalimler için yaşasın cehennem!
HALİM – Onaylıyor musunuz, alay mı ediyorsunuz anlamadım.
SELİM – Her ikisi. İroni desek? Mesafeli bir onaylama? Empatik bir eleştiri?
HALİM – İman iradesini gerek peygamberlerimiz, gerek filozoflar ve sıradan insanlar, bir özgürleşme olarak tarif etmişler. Baş döndürücü bir duygu, bir coşkunluk, aşk, sarhoşluk, ferahlama, kurtuluş, bir aydınlanma anı anlatmışlar. Sizce büsbütün yanılıyor olabilirler mi?
SELİM – Haklısınız, gerek İsa, gerekse Muhammed, gayb alemine imanla gelen kurtuluş hissini gayet kuvvetli bir şekilde ifade ederler. Buddha, bodhi ağacı altında üç yıl tefekkür ettikten sonra benzeri bir aydınlanma anına ulaştığını söyler. Daha çoğaltabiliriz örnekleri. Aziz Pavlos mesela Şam yolunda ilahi ışığı gördüğünde atından düşüp yere kapaklanır. İtiraflar’da Augustinus imanı bulduğu anı hayatının dönüm noktası olarak anlatır. İncil mütercimi Aziz Hieronymus yani Jerome, İsa ile tanışınca engin klasik kültürünü bir yana bırakıp çölde inzivaya çekilir ve cahil halkın dilini benimser. Aziz Franciscus yani Francis, mirasyedi yaşamını terk edip dilenci ve derviş olmaya karar verir. Tertullianus credo quia absurdum diye özetler o deneyimi: “inandım, çünkü akıl dışı”. Bir özgürleşme ve zafer ilanıdır bu. “Yer çekimini aştım” demektir, “uçuyorum.”
HALİM – Ne güzel anlattınız. Demek ki Cenabı Hak, İslam dini ile şereflenmemiş olan bazı kullarının da kalbinde iman ateşinin yanmasına izin vermiş.
SELİM – Haddizatında daha çok onlara vermiş, ama geçelim.
İnsan yaşamına anlam ve değer katmak için belli ölçüde akıl zeminini – yani ihtimal ve çıkar hesabını – terk etmek gerek diyorsanız sizinle aynı fikirdeyim. Bir çeşit manevi halastır, yani kurtuluştur diyorsanız ona da katılırım. “Burada ve şimdi” olanı yok sayma iradesi olmadan insan yerinden kıpırdayamaz. Delil ve kanıt görmeden yürümeyen insan yürüyemez; yeni kıtalara yelken açamaz. Var olanın boğucu anlamsızlığından, avamın sıradanlığından bir adım öteye geçemez.
Ama var olanı aşmanın tek yolu birtakım hayali Süpermenlere teslim olmak değil ki? Tarih boyunca insanların çoğunluğu öyle düşünmüş diyorsunuz. O dediğiniz cahil çağlar ve bilgisiz insanlardır, çocukça bir antropomorfizmin ötesine geçememişler ve hala geçemiyorlar. Bir mana alemi arayınca illa ki gözü, kulağı, aklı, fikri, hatta sakalı, bıyığı olsun istiyorlar. İnancı bir masal yaratığına sığınmak olarak algılıyorlar. Soyutlama yeteneğinin gelişmemiş olması dışında makul bir açıklaması var mı bunun?
HALİM – Allahsız yaşam nasıl anlamlandırılabilir? Adil ve alim bir yargıç yoksa ölüm gerçeği nasıl aşılır, zulüm ve zorbalık nasıl telafi edilir?
SELİM - En basitiyle başlayalım isterseniz, siyasi ve felsefi ütopyaların her çeşidi şu dünyanın acımasız realitesine karşı bir isyan çığlığıdır. Ne diyorlar? “Ölsem de gam yemem, hatta çocuğum ölsün fark etmez, çünkü Japon ulusu zaferi kazanacak.” “Varsın bugün adalet olmasın, çünkü Sosyalist Devrim yakın.” “Acılar beni korkutmaz, çünkü Atalarımızın Töresi bize yol gösteriyor.” Ve benzerleri. Hepsinde akıl dışı bir aksiyomatik inançtır, inanç sahibine dünyayı aydınlatan ve yaşanabilir kılan.
Siyasi ütopyaları geçin, her türlü felsefi ve kültürel idealizmde aynı akıl dışı inanma iradesini bulursunuz. Yaşama anlam verdiği söylenen her şey, “Töre”, “Edep”, “Erdem”, “Kardeşlik”, “Özgürlük”, “Sanat”, “Güzellik” – hepsi  maddi yaşamın acımasız gerçeğinden aklını ve ruhunu azat etme maceraları değil mi? Hatta size bir şey söyleyeyim, “Aydınlanmacı” adı verilen 18. yy rasyonalistlerinin yücelttiği Akıl da, tıpkı öbürleri gibi, akıl dışı bir inanç değil mi? Hepsinin amacı birdir: ölümün anlamsızlığını örtmek, zalimin gülüşünü dayanılır kılmak, üstümüze sıçrayan çamuru silmek. Hepsi maddi dünyanın herkesçe bilinen gerçeklerini ilga ve iptal etme iradesiyle çıkar yola. Hepsi bir şekilde ölümden sonra yaşam inancı içerir (“beni ileride anlayacaklar,” “yoldaşlar o günleri görecek,” “evlatlarım başı dik yürüsün”). Hepsinin kritik anlarında tıpkı deminki dini örneklerde değindiğimiz o aşk ve cezbe halini hissedersiniz. Çocuklar boşa ölmedi! Evrende adalet var! Çamur beni kirletmez! Yaşasın!
Evrende aklın ışımasına tanık olan Voltaire’in kapıldığı coşku, sizce Şam yolunda iman ışığını görüp attan düşen Pavlos’unkinden daha mı zayıftır?

11 yorum:

  1. Nitekim insanoğlu akıl yolu sayesinde tarihinde ilk defa açlık sorununu çözdü diyebiliriz.ölüm oranı doğum ve hayatta kalma oranının ilk defa bu kadar altında.Ortalama ömrü hiç bu kadar uzun olmamıştı.Artık hedefi daha da büyüttü ve ölümsüzlüğün peşinde ilk defa bu kadar rasyonel adımlarla ilerliyor.En azından bilincini buna taşıyabilmesi ütopya değil gibi görünüyor.Tarihte bir an tüm insanoğlu kurtuluşa erişmiş olduğuna inanıp o özgürleşmeye ve aşka teslim olsaydı bugün vebadan kırılan kardeşlerimize yaktığımız ağıtlarla ve ekmek kırıntısını paylaştığımız neslimizin son üyeleriyle nihai kurtuluşun arifesinde olmamızı ne engelleyebilirdi ki?

    YanıtlaSil
  2. İnanmayanların hiçbir şartta inanmayacaklarını bildiriyor Kuran. Yani her zaman bahaneleri hazırdır. Sebebi yok inanmıyorum diyemezler. Oysa inananlar gayba inanırlar. Ve bu nedensizlik barındırır. Hükmü koymuştur Rab. Denizden baban çıksa yiyebilirsindir lakin sebt günü yasak. Ya da alış veriş helaldir lakin cuma vakti yasak. Sebebini sorgulayan ya da ihtilafa düşenlere de nahl 124'ü indirmiştir. Ve siz sorgularken çoktan aşağılık maymunlar olun emri lanetine uğrayıp tek yaptığınızın birilerini taklit etmek olduğunun farkına dahi varamamışsınızdır. Hikmetinden sual olmaz ve fakat cevabı vardır. Siz anlamazsınız size anlatmakta istemem diyor ya şair. O siz siz olmamaya bakın. Maalesef ne imanı pavlosdan ne de aklın kudretini voltaire'in saçmalıklarından öğrenmeyiz.Kıyas dahi etmeyiz.Kuran Tevrat ve İncil tahrif edilmiş derken halen üç kitabı incelemenin ve kıyas etmenin zoru nedir? Kuran'ın kul dediğine İncil ilah diyor. Kuran'ın ilah dediğine Tevrat güreşte yenildi diyor. Temiz bir akıl gerçekten hakikat peşinde koşan akıl Kuran'ın hakkı bildirdiğini ve Tevrat ve İncilin tahrif edildiğini hemen anlar. İman görmek isteyen mümin 28'deki adama ve akıllı görmek isteyenler de firavunun sihirbazlarına baksınlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediklerinizin deli saçması olduğunu gerçekten fark edemiyor musunuz?

      Sil
    2. Doğrudur. Kuran inanılması ve anlaşılması zor bir kitaptır. Çok ince şeylerin çok büyük hadisatlara gebe olduğunu bildirir. Dizi senaryolarımız amerikan senaryolarının çakma versiyonları.Eğitim sistemi İngiliz eğitim sisteminin çakması. Türk askerinin selamını amerikan askeri alabiliyor ve biz nasıl oluyorsa 2226lık bir orduyuz? Medeni hukuk İsviçre taklidi ve Ceza Hukuku İtalyan Ceza Hukuku. Şapka kanunu giyimin dahi taklidine işaret eder. Yazımız latin alfabesini taklit. Oysa Osmanlıca'da arapcada bulunmayan harfler (p ve ç) mevcuttu. Bunca taklidin içerisinde Araf 166 ve Cuma 9 görülemiyorsa ne bu hayatın ne de kitabın ve ne de insanın anlamı vardır? İnanıyorum. Deli saçması göründüğünü bile bile inanıyorum. Ay hiçbir beşer kuvveti tarafından ikiye yarılamaz.Bizde zaten Rabbi beşer gormedigimizden inanıyoruz. Üst gücün varlığına inanmak deli saçması görünebilir ama değil. Öbür türlü hayal kuramazdık.Hatta ben şöyle bile diyorum. Ayın hiç yarılmamış olma ihtimali var. İnsanların gözlerine ikiye ayrılmış gibi gösterilmiş olabilir. Bu söylediğim de mucizedir. Bugün dahi insanın gözünün gördüğüne montaj imkan dahilinde değildir ve hatta hiçbir zaman imkanlı olmayacaktır çünkü bu ruh ilmidir. Rüya da böyledir. Deli saçması bir hadisedir. Göz ışıkla görür lakin rüya gözümüz kapalı iken gösterilir. Bilim saçmalasın dursun. Allah ruyayı ruh görür diyor.

      Sil
    3. sen, tevrat ve incili, ama tamamını okudun mu? hiç sanmıyorum. kime akıl veriyorsun? tahrifmiş.. ne tahrifi... sen daha neden bahsettiğinin bile farkında değilsin.

      Sil
  3. Merhaba abi, şu serinin ne zaman biteceğini merak ediyorum? Artık girip bu seriden bir şey okuyunca (okumadan geçmek istemiyorum) neden böyle bir şey yazıyor ki acaba Sevan abi canı ne kadar sıkılmış olabilir diye düşünüyorum. Herkesin bildiği şeyleri şu iki arkadaşın hiç de gerçek olmayan konuşmasında görmek şaşırtıcı, hem gerçek hayatta böyle de olmuyor konuşmalar gördüğüm kadarıyla. Huzurlu günler.

    YanıtlaSil
  4. Bu sayfaya tesadüfen yolum düştü. İlgili üç makaleyi okudum ve öncekilerde benim birazdan değineceğim konular işlenmiş mi bilmiyorum. Fakat konuların ele alınış tarzından işlenmediğini anlayabiliyorum. Her neyse... eğer yorumum yayınlanacaksa ve ciddiye alınacaksa birkaç şey söylemek isterim.
    1- Eğer bu yazıyı yazan kişi Halim'in fikrini savunuyor olsaydı elbette ki Halim'in yorumlarını daha uzun ve daha detaylı okuyor olacaktık. Bu yazıda Halim belli ki orta yapmak ve Selim'e gol attırmak üzere bir işleve sahip. Yani objektif bir yazı değil. Sevan bey belli ki meseleyi kendi zihninde çoktan halletmiş. Bu yazının bir mukayeseli tefekkür eylemi değil bir hüküm yazısı olduğu çok açık. Öyle olmamış olsaydı Halim'e daha fazla söz hakkı tanınır ve belki de aklın kapasitesi daha fazla zorlanarak Halim bir anda haklı çıkabilirdi. Zira akıl, sahibinin kontrolünde değildir. Her an sürprizler yapabilir. Eğer akılsa... akıl öyle bir muammadır ki nice fanatik fikir savunucularını bir zaman sonra aksi fikirleri savunur hale getirir.
    2- bilgi ve düşünce, zamanın sosyal yönelimi hangi tarafa ise o yönde bir işleve sahiptir. Nice parlak zekâlı insanlar yaşadıkları çağa hakim yöneliş hangisi ise o yönelişin genel gidişatı içinde, o istikamette parlaklıklarını sergileyebilmiştir. Sözgelimi ibni Sina müslümanlığı ile vasıflı biri olduysa bu, yaşadığı dönemin hakim düşünsel/dini yöneliminden dolayıdır. Bu zamanda yaşasaydı büyük bir ihtimalle atesit olacaktı. Yaşadığımız çağda pozitif bilim ve rasyonelite mutlak manada ateizmi sonuç verir. Hep derim; aklını kullanan biri bu çağda ateist olmak zorundadır ve bir ateisti bilgi ve zekâ ile yenmek neredeyse imkânsızdır. Ama bu hükme "bu çağ" parantezini kesinlikle vurgulayarak varıyorum. Yoksa yukarıda "akıl sürpriz yapabilir" tesbitimin boşa çıkacağı aşikâr. (Devamı var)

    YanıtlaSil
  5. 3- Konu Allah. Her dini ve düşünsel meselenin başı bu. Bu yazının da. Allah'ın varlığı/yokluğu tatminkâr bir kabul edişe dayandırılmadan diğer konular bir yere oturmuyor. Allah var mı yok mu? İsmini hatırlayamadığım bir yazarın dediği gibi; "yokluğu da varlığı kadar korkunç!" Korkunç çünkü Allah gerçekten var ise buna kesin olarak inanan birinin bu var'lığın azamet ve haşmetinden düşüp ölmesi gerekir. Yok ise bu yokluğun azamet ve haşmeti de aynı şekilde öldürücü. "Ben yok olduğuna inanıyorum ama ölmüyorum?" diyenler de tıpkı var olduğuna inananlar gibi inandıkları şeyin hakikatini kavramaktan acizler. Daha doğrusu o "korkunç"luk sınırına adım atmamak için suni bir fikirle avunuyorlar. Her neyse... inananların/inanmayanların ne halde olmaları gerektiğini belirlemek bana düşmez.
    Ben Allah'ın var olduğuna inanıyorum. Allah'ın varlığına getirebileceğim delil ise ne Kuran'dır ve tabiattaki düzen ne ahlaki sorumluluk ve ne de ölüm ve sonrasıdır. Dediğim gibi bilgi ve zekâ da bizi Allah'a değil inkâra götürür. E peki ne? Cevabım: Tecrübe'dir. Allah'ın varlığını test etmek. Nasıl yapacağız bunu? Kuran'da, Neml suresinde denir ki: "Size işaretlerimizi göstereceğiz ve siz de onları tanıyacaksınız" Hani işaret? Hiç gösterilmiyor ve bizim bir şeyi tanıdığımız falan da yok!
    Öyle mi? Değil... önerim şu: samimi olarak Allah'ın var olup olmadığını bilmek isteyen birine bir test yapmasını öneriyorum. Allah çamurcu taksiciye ne yaptı ne yapmadı onu çamurcu taksici ancak bilebilir, biz bilemeyiz. Bakın, çamurcu taksici o "işaret"e muhatap olan kişinin ta kendisidir, biz değil. Taksiciyi bulup bu işaretin ne olduğunu soramayacağımıza göre taksicinin yaptığını yapmayı öneriyorum ben. Allah ancak böyle bilinir. (Devami var)

    YanıtlaSil
  6. (3)
    Allah'ın varlığına inanmıyorum diyen kişi hemen şunu yapsın: sokakta gördüğü bir çocuğa, bir ihtiyara veya bir hayvana, ama özellikle "karşılık veremeyecek" birine bir kötülük yapsın. Mesela Sevan bey, sokakta gördüğünüz bir kediye acımasızca tekme atın. Veya bir ihtiyarı itip yere düşürün veyahut bir çocuğun elinden oyuncağını alıp tokat atın. Evet, bunun bir "kötülük" teklifi olduğunu ve hiç de güzel bir şey olmadığının farkındayım. Ama maalesef bu testi bundan başka bir şekilde yapamayız. Allah iyilik ve kötülüğün karşılığını mutlak manada bu dünyada da verir. Hiç öyle ahirete falan gerek yok. İyiliğin karşılığını da verir ama bu çoğunlukla bizim fark edemeyeceğimiz bir şey olduğu için, sözgelimi bir ihtiyarı karşıdan karşıya geçirdiğiniz için bir başka yolda size araba çarpmasından bu vesileyle korunmuş oldunuz. Ama o arabanın çarpmamasını fark edemediniz. Karşılık verilebilen kötülük de öyle. Bir kötülük yaptınız ve kötülüğü yaptığınız kişi veya onun adina diyelim hukuk size bir ceza verdi. Bu da olmaz. Yani bunun da Allah tarafından bir karşılığı mutlak manada var ama bu karşılık yine insaın fark edemeyeceği şekilde. Ama önerdiğim gibi olursa, yani savunmasız ve karşılık verecek gücü olmayan biri olursa bunun Allah tarafından verilecek karşılığı çok suratli ve hemen müşahade edilebilir olduğundan önerim bu. Dürüst ve saygılı bir insanın böyle bir teste girmeyeceği muhakkak. Ama sözkonusu Allah ise bu testi göze almaya değer diyorum ben. Size karşılık veremeyecek, savunmasız ve özellikle mazlum birine bir kötülük yapın. Bakalım Allah bunun cezasını anında veriyor mu vermiyor mu? Eğer bir cezaya uğrarsanız demek ki işleri idare eden "yüce bir mekanizma" var. Uğramazsanız sonra gider kendi yaptığınız kötülüğü telafi edebilir, özür dileyebilirsiniz. Şimdi bu öneriye  karşı "dünyada şu kadar savunmasız insan ölüyor, bu kadar kötülük oluyor hani karşılığı bıdı bıdı bıdı...?" denilecek elbet. Bu cevap kuru mugalatadır. Burada sözkonusu olan bireysel manada bir şeyi test etmek ve bir fikre ulaşmaktır, dünyayı kurtarmak değil. Zira her zulüm yapanı ince ince tetkik ve tahkik edebilecek ve büyük olayların sonucunun nereye vardığını araştırabilecek dikkat ve basirete sahip değiliz. Kendi köhen fikrimize dunya sahnesinden işe yarar şeyleri alıp malzeme yapma alışkanlığımız olduğu için bu yolla objektif bir veri elde edemeyiz. Çünkü insan, ne kadar da akıllı olduğunu vurgulasa da aslinda mutlak manada duygusaldır ve bütün akli yorumlar bir duygusal şartlanmanın ürünüdür. Onun için bu türden bir mugalata konu dışıdır ve önerdiğim testin kapsamına girmez. Evet, hodri meydan!
    Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kediye tekme attım geldim, çarpılmadım eee? şimdi?

      Sil
  7. Hocam yazınızın son iki paragrafı bana Ernest Becker - The Denial of Death kitabını anımsattı

    YanıtlaSil