<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984</id><updated>2012-01-28T17:21:13.539+02:00</updated><category term='tehcir'/><category term='atatürk'/><category term='Dersim'/><category term='genelkurmay'/><category term='kürd'/><category term='dil'/><category term='batı'/><category term='soykırım'/><category term='istibdad'/><category term='cumhuriyet'/><category term='yalan'/><category term='PKK'/><category term='TESEV'/><category term='ergenekon'/><category term='kgb'/><category term='cahit koytak'/><category term='eğitim'/><category term='demokrasi'/><category term='paris nutku'/><category term='anayasa reformu'/><category term='ateizm'/><category term='Yakup'/><category term='bezmialem'/><category term='ermeni'/><category term='suriye'/><category term='kurtuluş savaşı'/><category term='milliyetçilik'/><category term='yer adları'/><category term='avşar'/><category term='ırkçılık'/><category term='sevr'/><category term='ifade özgürlüğü'/><category term='Gülen cemaati'/><category term='silahlı kuvvetler'/><category term='pazmaşen'/><category term='Türker Alkan'/><category term='istiklal'/><category term='asker'/><category term='birinci dünya savaşı'/><category term='jakuzzi'/><category term='TSK'/><category term='murat bardakçı'/><category term='Anadolu tarihi'/><category term='Erzurum'/><category term='Karındeşen Jak'/><category term='islam'/><category term='din'/><category term='İsmet İnönü'/><category term='ordu'/><category term='Karabekir'/><category term='ittihat ve terakki'/><category term='lozan'/><category term='Ortaasya'/><category term='İstiklal Mahkemeleri'/><category term='doğu'/><category term='TC'/><category term='şirince'/><category term='laiklik'/><category term='kürtçe'/><category term='kürt sorunu'/><category term='bürokrasi'/><category term='yaşar büyükanıt'/><category term='aptallık'/><category term='türk'/><category term='mustafa kemal'/><category term='din dersi'/><category term='etimoloji'/><category term='Tayyip Erdoğan'/><category term='hrant dink'/><category term='atatürkçülük'/><category term='nutuk'/><title type='text'>Sevan Nişanyan/Siyaset ve Tarih Yazıları</title><subtitle type='html'>İlk başlarda buraya sadece siyaset ve tarih yazılarımı koyuyordum. Bir ara anayasa tartışmalarına daldım. Son zamanlarda aklıma ne gelse yazıyorum.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-6268623204822711914</id><published>2012-01-16T18:27:00.004+02:00</published><updated>2012-01-16T18:28:32.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsmet İnönü'/><title type='text'>Ağan kudursa ne yaparsın?</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Başbakan İnönü’nün 18 Eylül 1937 tarihli Meclis konuşmasından:&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;“Arkadaşlar, (...) Şimdi size,Tuncelindeki vaziyetin bu günkü halini arz etmek isterim. Cumhuriyetin imar ve ıslahprogramına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugünbu altı aşiretten müşevvik ve sergerde ne kadar adamlar varsa bunlar reislerileberaber faaliyet imkânından tamamen mahrum bırakılmışlardır. Altı aşirettenbirinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış,adalete teslim edilmiştir... Cumhuriyet ordusu, ve zabıtası, bu hadiseesnasında yaptığı takiplerde, hurafa olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurumhalinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibibaştan başa geçmişlerdir.”&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yani rejime “muhalefet” edenler (“isyan” dememiş) altı aşirettir,onların da nüfusu azdır. Elebaşları etkisiz hale getirilmiş, liderleryakalanmıştır. Dersim dağlarının ulaşılmazlığına dair söylenenler hurafedir.Ordu ve zabıta, duruma tamamen hakimdir. Dolayısıyla:&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;“Arkadaşlar; mukavemet vaziyetinibertaraf ettikten sonra halkının refah ve serbestisi için takib edilen programadevam ediyoruz.”&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yani terör meselesi çözülmüştür, şimdi ekonomik ve siyasi birkaçreform yapsak iyi olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Oysa Reisicumhur aynı kanıda değildir. Süleyman Demirel’in CelalBayar’dan aktardığına göre, muhtemelen bu konuşmadan hemen önce, ya da aynı günöğleden sonra yaptığı uzun gezinti esnasında:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;“Atatürk ve Mareşal Çakmak oturmuş,konuşmuşlar. Tunceli’yi temizlemek lazım geldiğine karar vermişler. İnönü’nüntemizlik yapmaya fazla istekli olmadığını bildiklerinden, Celal Bayar’asormuşlar; ‘Yapar mısın?’ Celal bey bize anlattıydı. ‘Yaparım’ demiş.Girişmişler.”&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bayar 1913 ve 1919’da İttihatçılar adına Ege Bölgesinde Rum halkakarşı terör eylemlerini yürüten eski bir çetecidir. Yani görev için biçilmişkaftandır. Ayrıca – sık sık kendi iradesini ortaya koyan İnönü’nün aksine – Reisicumhurakarşı “dalkavukluk” ve “yaltaklanma” nitelemelerine uyan bir tavır içindedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yukarıdaki konuşmadan bir gün önce, 17 Eylül’de, Çankaya’da İnönüile Atatürk arasında konukların huzurunda sert bir tartışma geçmiş, BaşbakanReisicumhuru “sarhoş sofrasından memleket yönetmekle” suçlamıştır. 18’i akşamıAnkara’dan birlikte trenle İstanbul’a giderken İnönü’ye “sağlık gerekçesiyle”görevden ayrılmasını önerir. 20 Eylülde başbakanın birbuçuk ay izin aldığı ilanedilir, yerine vekâleten Bayar getirilir. 25 Ekimde görev değişikliği resmileşir.İnönü, totaliter rejimlere özgü bir süreçte “non-person” haline gelir.Gazetelerde bir daha adı anılmaz. Evine gidip gelenler polis gözetimine alınır.29 Ekimde stadyuma gittiğinde provokasyon niteliği ağır basan birtakımtezahüratla karşılanır. Sonra bir yıl boyunca halk arasında görünmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnönü’nün meclis konuşmasından bir hafta önce, 10 Eylül civarındaDersim direnişinin lideri Seyit Rıza tuzağa düşürülerek yakalanmıştır. Ekimortalarında Elazığ’da askeri mahkemeye sevkedilir. 15 Kasım’da altı yoldaşıylabirlikte Buğday Meydanında idam edilir. İnfaz günü Atatürk Elazığ’dadır. İnfazlarsona erinceye dek şehre girmeyerek garda bekler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kış boyu süren askeri hazırlıktan sonra 11-12 Haziran 1938’debüyük Dersim katliamı başlar. Tayyip Erdoğan’ın iki ay önce açıkladığı resmikayıtlara göre, kadın, çoluk, çocuk ayırt etmeksizin 13.806 TC vatandaşı(gerçekte muhtemelen 40.000 kişi) katledilir. 12.000 kişi Batıya sürgün edilir.Binlerce çocuk ve genç kız ailelerinden alınarak Türk ailelerine evlatlıkverilir. Yüzlerce köy imha edilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İlginç olan, İnönü’nün yıllar sonra Abdi İpekçi’yle yaptığımülakatta söyledikleridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;“Atatürk ile birlikte çalışmamız …şöyle olmuştur.&amp;nbsp;Akşamları bir araya gelir,toplanırız. O coşar, biz coşarız, meydan okuyucu birtakım konuşmalar olur. Şöyleyapalım böyle yapalım diye birtakım kararlar alınır ve gece geç vakit dağılırız. Ertesi sabah … kalkarAtatürk’e giderim, onu yatakta iken uyandırırım, oturup konuşuruz. Söylerim,“dün akşam biz yine coştuk, şunu yapalım bunu yapalım diye kararlar aldık. Amaolacak şeyler değil, nasıl yapacağız?” Canım sen bildiğin gibi yap, der bana..&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;Sonra bir devir oldu. Yine aynışekilde akşamları toplanıp alınmış kararları ertesi sabah görüşmeye gittiğimdeartık “sen bildiğini yap” demiyordu. Israr ediyordu bu defa asabileşiyordu. Esaslıbir değişiklik olmuştu Atatürk’te. Doktorlarına sordum. “Hastalığın birsafhasıdır bu..” dediler. Yani demek istediğim şudur ki Atatürk’ün sıhhaticiddi olarak bozulduktan sonra sinir hakimiyeti, sinir sükuneti zayıflamıştı.Bu birlikte çalışmalarımızı etkiliyor ve etrafında telkinler yapanlar içinümitli bir hal yaratıyordu.”&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Burada kastedilen “coşku içinde alınan” kararlardan biri, 30Aralık 1930’da Menemen kasabasını havadan bombalayarak yok etme kararıolmalıdır. Döneme tanıklık etmiş kişilerin hatıralarına göre İnönü’nünısrarıyla vazgeçilmiştir. Aynı şekilde 1925 veya 1926’da şapka aleyhtarıgösteriler nedeniyle Bursa kentine karşı askeri harekât kararı alınmış, fakat heyecanyatışınca uygulamaya konmamıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnönü’nün “sonra bir devir oldu… sinir hakimiyeti zayıflamıştı” diyeözetlediği durum acaba Dersim olayına gönderme olabilir mi?&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 13.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İktidar sarhoşluğuyla çığırından çıkan bir lideri bertaraf etmek,demokratik sistemlerde nispeten kolaydır. Aklı başında insanlar bir araya gelir,en geç bir dahaki seçimde iktidarın usulüne uygun bir şekilde değişmesinisağlayacak tedbirler alınır. Peki, diktatörlük şartlarında değişimi nasılsağlarsın?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnönü’nün “vatansever” (yani, prensip olarak memleketin iyiliğinidüşünen) biri olduğunu varsayabiliriz. O bir yana, 13 yıl başbakanlık etmişbiri olarak iktidara alışkın ve ülke yönetimine dair birtakım fikirlere sahipolduğunu düşünelim. Sevdiği ve saydığı liderinin akli dengesinin bozulduğuna, büyüksıkıntılara yol açacak bir katliam kararı verdiğine kanaat getirdiğinde nasılbir tepki göstermiş olabilir sizce? Ya da, nasıl bir tepki göstermeliydi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Diğer soru: Atatürk’ün ölümüne dek kendi evinde münzevi hayatıyaşayan İnönü, 10 Kasım’dan bir gün sonra nasıl oy birliğiyle cumhurbaşkanıseçildi? Kapalı bir rejimde bu kadar ani bir değişim nasıl olabilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hele Atatürk’ün 5 Eylül 1938’de vasiyetnamesini yazdırırken İnönü’nünölmüş olduğuna inandığı, bu yüzden İnönü’nün oğullarının eğitimi için talimatverdiği göz önüne alınırsa, gerçekten ilginç bir durum değil mi?&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-6268623204822711914?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/6268623204822711914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/agan-kudursa-ne-yaparsn.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6268623204822711914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6268623204822711914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/agan-kudursa-ne-yaparsn.html' title='Ağan kudursa ne yaparsın?'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1064992349701621997</id><published>2012-01-13T20:40:00.002+02:00</published><updated>2012-01-13T20:44:02.959+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karabekir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karındeşen Jak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsmet İnönü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstiklal Mahkemeleri'/><title type='text'>Terminatör</title><content type='html'>&lt;em style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Facebook profilimde gırgırına yazdığım bir cümle var. Gencin biri ona takmış, bana sitem etmiş:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;"Merhaba Sevan bey, ben sizin henüz kitaplarını okumadım ama bazı programlarda fikirlerinizi dinledim... Facebook sayfanızda Atatürk'ün insan öldürdüğünü ima etmişssiniz. Lütfen sizden rica ediyorum beni aydınlatırmısınız Atatürk nerede insan öldürmüştür?&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ha bizim namusumuzu,özgürlüğümüzü savunduğu savaşlarda insan öldürdüğünü söylüyorsanız o savaşta olmayı ben şeref kabul ediyorum onuda bilmenizi isterim . . . !"&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Dayanamadım, etraflıca cevap yazdım.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Dayı gazete mi okumuyorsun? Sırf Dersim’de 13.000 kişiyi köpek gibi itlaf ettirdi, hem silahlarını toplatıp liderlerini bertaraf ettirdikten sonra. İsyan misyan ettikleri yoktu, korkudan paniğe kapılmış taş devri aşiretleri idiler. Devlet başkanının alkol ve iktidar hastalığıyla zıvanadan çıkmış fantezisinin eseri, “Almanlar yapıyorsa bizim neyimiz eksik”ten öte bir mantığı olmayan bir manasız katliamdı. Başbakan İnönü’yü “olmaz artık bu kadar” dediği için görevden aldı, yerine emirlerine daha kolay boyun eğecek bir yalaka getirdi. Av operasyonunu baştan sona bizzat idare etti.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;1930’da Zilan vadisinde katledilen köylülerin sayısı belirsizdir. Devlet Başkanının şahsi emriyle kadın, yaşlı, çoluk çocuk belki 10.000 Kürt öldürüldü. Daha geri git: 1925’te bütün Kürdistan’da kaç bin kişi idam edildi, kaç on bin kişi dağda bayırda katledildi belli değildir. Koskoca Genç kasabası Gazi Hazretlerinin emriyle taş üstüne taş bırakmamacasına yokedildi. [Şimdi adı Genç olan kasaba değil, eski il merkezi; yerinde yeller eser.]&amp;nbsp;1930’da Menemen kasabasının da havadan bombalanarak yokedilmesini emretti; gene İsmet’in tavassutuyla vaz geçirdiler.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;1925’te Devlet Başkanının kaprisi doğrultusunda şapka giymeyi reddetti diye memlekette onlarca kişi çarşı meydanlarında asıldı. Şapkaya karşı gösteri oldu diye Rize şehrini denizden topa tuttular. Hasbelkader kendini Devlet Başkanı ilan ettirmiş generalin teki “herkes kafasına külah takacak” yahut “sakallar traş edilecek” diye emretse sen olsan ne yapardın? Seni bilmem ama ben inadına sakal uzatırdım gibi geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Milli Mücadele’nin ilk günlerinde yanında duran hemen herkesi 1925-26’da iktidarını pekiştirdikten sonra idam ettirdi, bilir misin? Milli Mücadelenin başlıca finansörü olan Cavit, Sivas Kongresine İttihat ve Terakki örgütünün desteğini&amp;nbsp;getiren Vasıf asıldı; Milli Mücadelenin İstanbul ayağını örgütleyen Kara Kemal saklandığı kümeste kendini öldürdü. Liseden beri en yakın arkadaşı ve Ankara’daki ilk günlerinde oda arkadaşı olan Albay Arif Beyin idam kararını imzaladığı gece parti verip sabaha kadar dansetti; herkesi de zorla dans ettirdi. Rauf’u, Halide Edip’i ve Adnan Adıvar’ı da astıracaktı; vaktinde haber alıp kaçtılar. Karabekir’in idamı için emir verdi; gene İsmet’in araya girmesiyle, ordu ayaklanır diyerek vaz geçirdiler. Karabekir kimdi? Vahdettin’in ve İngilizlerin adamı diye bilinen Mustafa Kemal’i Erzurum Kongresinde Milli Mücadele ekibine kabul ettiren ve liderliğe gelmesini sağlayan kişiydi. Onu da yoketmek istedi; beceremedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;1923’te Meclis’te kendisini diktatörlükle suçlayan Ali Şükrü Beyi Çankaya bahçesinde şahsi muhafız alayının başı olan Topal Osman’a öldürttü. Çok fazla tepki alınca bu sefer Topal Osman’ı öldürttü. Bundan iki ay önce aynı yerde, 3 yıllık sevgilisi ve muhtemelen gayrımeşru çocuğunun anası olan Fikriye’yi&amp;nbsp;kafasının arkasından&amp;nbsp;vurarak öldürdüler. Tetiği bizzat kendisinin çektiği rivayet edilir, ama kesin kanıtı yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Bundan birkaç ay sonra karısının kuzeni ve Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu olan Vedat, Çankaya Köşkünde intihar etti. Onun da hikâyesi çoktur, ama başka zaman anlatılması daha doğru olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Milli Mücadele sırasında bizzat Başkomutana bağlı ve onun emriyle iş yapan İstiklal Mahkemeleri 9000 civarında insanı sorgusuz sualsiz idam etti. Bunların ezici çoğunluğu 7 yıl süren savaşta sefil olmuş, ocağı batmış, İttihatçı manyaklığından takati tükenmiş zavallı Anadolu köylüleriydi. “Milli Mücadele” adı verilen Yunan Harbinde şehit olan asker sayısı, İstiklal Mahkemelerince idam edilenlerden azdır, farkında mısın? [Genelkurmay kayıtlarına göre Yunan ve Ermeni Harplerinde şehit asker sayısı 9177.]&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Dünya Harbinin son günlerinde Filistin’de iki adet orduyu [merak ediyorsan 7. ve 8. ordular] bütün mevcuduyla İngilizlere esir verdi; beceriksizlik mi yoksa danışıklı döğüş mü, henüz aydınlığa kavuşmuş konu değildir. Kalan bir avuç askeriyle ricat ederken Halep’te Araplar ayaklanıp gösteri yaptı diye kentin ana caddesinde mitralyöz kurup sivil halkın üstüne ateş açtırdı. Kaç kişinin öldüğü belli değildir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Çanakkale’de ve Bitlis Cephesinde hadi diyelim ki savaş vardı; aldığı emirleri yerine getirdi; onlar cinayet sayılmaz. Ya Libya’ya ne diyeceksin? Osmanlı hükümetinin müdahale etmeme kararına rağmen, İttihat ve Terakki’nin gizli teşkilatının emriyle tebdil-i kıyafet edip 1912’de Libya’ya çıktılar; sözde İtalyanlara karşı direniş örgütlediler. İtalyanlara karşı tek kurşun atamadılar gerçi, ama arada yüzlerce gariban Arabı direnişe karşı çıktı yahut İtalyanlarla yaşamaktan memnun oldu diye katlettiler.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;*&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Aklında bulunsun: cinayet işine gireceksen büyük gireceksin. On kişi öldürsen Karındeşen Jak diye namın çıkar. Yüzbin kişi öldürsen vatan kurtaran kahraman olursun, ilkokul sınıflarına fotoğrafını asarlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Misal: 33 sivil Kürdü öldürdü diye General Mustafa Muğlalı’yı katil ilan ettiler. Adamcağız hapislerde öldü; Van’da bir kıytırık kışlaya verdikleri adını zorla kaldırttılar. Ötekisi Zilan Vadisinde 44 tane köyü yakıp ahalisini topyekün kılıçtan geçirdi. Kışlayı bırak, memleketin her kasabasında caddesi, meydanı, heykeli, okulu, stadyumu var.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;*&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Tahmin ediyorum ki gençsin. Koyun güdücülerin propagandasından kendini kurtarmaya çalış; ilkokul kitaplarında okuduğun her şeye kanma. “O savaşlarda olmayı şeref kabul ediyorum” gibi afili cümlelere de boş ver, kendini gülünç duruma düşürmekten başka şeye yaramaz.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Selamlar,&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Sevan&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;*********&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;Birkaç gün sonra düzeltme gereği duydum:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;Geçen günkü "Terminatör" yazımda "Karabekir’in idamı için emir verdi; gene İsmet’in araya girmesiyle, ordu ayaklanır diyerek vaz geçirdiler," diye bir cümle kullandım. Bu konuları iyi bilen bir dostum uyardı, hikâyenin aslını anlattı. Meğer daha ilginçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Haziran 1926'da "İzmir Suikasti" adı verilen tuhaf komplo ortaya çıkarılır. 26 Haziran'da Ankara'da İstiklal Mahkemesi kurulur. Milli Mücadele'nin örgütleyicisi ve ilk yöneticileri olan kadronun neredeyse TÜMÜ tutuklanır. Bir hafta kadar süren duruşmalarda ondördü idama mahkûm edilir. Sıra Karabekir'e gelince Başbakan İsmet Paşa bir telgrafla Gazi'ye başvurur, Milli Mücadele'nin iki numaralı kahramanını idam etmenin birtakım sıkıntılar doğuracağını belirterek şefaat önerir. Bunun üzerine mahkeme başkanı Kel Ali [Çetinkaya] İnönü'nün de tutuklanmasını emreder. Gazi bu kararı uygulatmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruşma günü elli kadar subay siyah sivil takım elbiseyle (ve şüphesiz silahlı olarak) mahkeme salonunda yer alır. Mahkeme heyeti gelince ayağa kalkarlar. "Otur" emrine rağmen oturmazlar, mutlak sessizlik içinde ayakta durmaya devam ederler. Karabekir onlara dönüp "oturun çocuklarım" deyince otururlar. Mahkeme heyetinde bet beniz atar. Beraat kararı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi yapılacak sahne, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdam edilenler kimlerdir?&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Cavit Bey&lt;/strong&gt;: İttihat ve Terakki'nin kudretli maliye bakanı; Alman ittifakına ve Enver'e muhalefetiyle ünlü; Mustafa Kemal'i lider olarak ilk öneren kişi; 1918 Kasım'ında Mustafa Kemal'in Fethi [Okyar] ile birlikte kurduğu gazetenin finansörü; 1918-19'da memleketin her vilayetinde kurulan Müdafaa-yı Hukuk örgütlerinin, her kent ve kasabada aynı anda yayına geçen Millici yayın organlarının ve Kuvayı Milliye çetelerinin tediye veznesi.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Kara Kemal&lt;/strong&gt;: &amp;nbsp; Milli Mücadelenin İstanbul ayağını örgütleyen kişi; 1918-1920 döneminde İstanbul kadrolarının Anadolu'ya geçmesini örgütleyen teşkilatın lideri.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Doktor Nazım&lt;/strong&gt;: Ermeni tehcirinin başlıca iki mimarından biri ve tek hayatta kalanı. Sonradan "Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti" adını alan Teşkilat-ı Mahsusa'nın liderlerinden biri.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Albay Arif&lt;/strong&gt;: Mustafa Kemal'in ilk gençlikten beri en yakın arkadaşı; Ankara'ya gelişini örgütleyen ve İstasyon binasında bir süre onunla aynı odayı paylaşan kişi.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Halis Turgut&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;ve&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Rüştü Paşa:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;Milli Mücadele'nin Sivas ve Erzurum ayaklarını örgütleyen, iki kongrenin yapılabilmesini sağlayan kişiler.&lt;strong&gt;İsmail Canbulat&lt;/strong&gt;: Milli Mücadele'nin iç terör örgütünün liderlerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl idamı öngörülen örgüt başı&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Rauf Bey&lt;/strong&gt;'dir&amp;nbsp;[Orbay]; zamanında haber alıp yurt dışına kaçar. Rauf, Mustafa Kemal olmasa Milli Mücadele'nin lideri olması düşünülen "ikinci adam"dır. Gazi'den iki ay önce Anadolu'ya "ayak basıp" Milli Mücadelenin Ege ayağını örgütlemiştir. Misak-ı Milli'yi ilan eden meclis grubunun lideri ve Ankara rejiminin ilk başvekilidir. Milli Mücadelenin başlangıç manifestosu olan Amasya Bildirgesindeki yedi imzadan ikincisi onundur. [Atatürk meşhur Nutuk'unda bildirgenin taslağını kaleme alan memurla yaverin adlarını anar, ama imzalayanları "diğer bazı kişiler" diyerek geçiştirir. Internette Kemal şakşakçılarının kaleme aldığı doksan bin anlatıda da o isimler "diğer bazı kişiler" olarak kalır.] &amp;nbsp;1938'de İnönü'nün affıyla memlekete döner; ölünceye dek polis gözetimi altında yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amasya bildirgesinde imzası olan yedi askeri liderden beşi (Rauf, Karabekir, Refet, Cafer Tayyar ve Ali Fuat [Cebesoy]) idam istemiyle yargılanır, fakat bir şekilde paçayı kurtarırlar. Altıncısı (Mersinli Cemal) Nutuk'ta Gazi'nin alay ve hakaretlerine maruz kalır. Milli Mücadele'nin en tanınmış ideologu&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Adnan Adıvar&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ile "star" ismi&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Halide Edip&lt;/strong&gt;, yurt dışına kaçarak kurtulurlar. Her ikisi de, 1920'de Damat Ferit hükümetinin idam hükmü verdiği isimler arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Şöyle bağlayalım. Sovyetler Birliğinde 1920 ve 30'larda Stalin'in yaptığı "temizlikler" hakkında bugün tonla literatür var. Bizde ise Kemal Tahir'den bu yana kimse bu konulara girmeye cesaret edemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce vakti gelmemiş midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 16px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-1064992349701621997?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/1064992349701621997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/terminator.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1064992349701621997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1064992349701621997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/terminator.html' title='Terminatör'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7466119194223751739</id><published>2012-01-02T17:41:00.001+02:00</published><updated>2012-01-13T20:52:29.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ifade özgürlüğü'/><title type='text'>Hukukçunuz diyor ki</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;(Radikal, 2 Ocak 2012)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;SORU 1: Soykırımı kabul etse Türkiyeceza alır mı?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;BirleşmişMilletler’in 1948 tarihli Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesisoykırımı &lt;b&gt;bireysel bir suç&lt;/b&gt; olarak tanımlar.&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Sözleşme uyarınca soykırım işleyen, işlemeye teşebbüs eden, kamuoyunu soykırımateşvik eden ve soykırımda suç ortağı olan KİŞİLER suçun işlendiği ülkede veyauluslararası mahkemede yargılanır (madde VI). Taraf ülkeler, suçlu kişilerietkili bir şekilde cezalandırmayı (madde V), gerekirse adi suçlu statüsündesınırdışı etmeyi (madde VII) ve yargılama konusunda BM organları ile işbirliğiyapmayı (madde VIII) taahhüt ederler. “Ülkenin yargılanması” gibi hukukenanlamsız bir kavrama yer verilmemiştir. Tazminattan da söz edilmemiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Demek kiTürkiye Cumhuriyeti, soykırım suçunu inkâr etmekle “Türkiye” veya “Türkler” adıverilen soyut varlıkları değil, suç işlediği iddia edilen birtakım KİŞİLERİsavunmaktadır. Türkiye’nin soykırımı ikrar etmesi “Türkiye’yi” veya “Türkleri”zedelemez; Türklerin eskiden matah adamlar sandığı bazı kişilerin adi suçluolduğunu kabul etmesi anlamına gelir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sözleşme enson Sırp ve Hırvat savaş suçlularını yargılamada kullanılmıştır. Dikkat buyurun:yargılanan Hırvatistan veya Sırbistan değildir; bu ülkelerin vatandaşı olanbirtakım kişilerdir. Ancak iki ülke, mahkemece aranan sanıkları bulma ve teslimetme konusunda ayak diredikleri için, suçluları koruma faslından birtakımdiplomatik ve ekonomik baskılara maruz kalmışlardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir suçtanötürü suçlu kişinin çocukları, akraba ve taallukatı, yurttaşları veya yandaşlarıcezalandırılamaz; bu bir temel hukuk kuralıdır. 1915-22 katliamlarında rol alankimse bugün hayatta olmadığına göre, demek ki, Ermeni soykırımına ilişkin biryargılamadan herhangi bir gerçek hukuki sonuç çıkması mümkün değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;SORU 2: Soykırım suçu 1948’detanımlandı. Geriye işletilmesi hukuka aykırı değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Suçun 1948’dehukuken tanımlanmış olması, daha önce bu suçun işlenmiş olamayacağınıgöstermez. Misal: Türk hukukunda “suç işleme amaçlı örgüt kurma suçu” ilk1991’de tanımlandı. Türkiye’de 1991’den önce çeteler mafyalar yoktu mudiyeceğiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;1948’demüeyyideye bağlanan bir suçtan ötürü 1915’te suç işleyen kişilercezalandırılamaz deniyorsa bakın bu doğru olabilir. Ceza hukukunda geriyeteşmil olmaz. 1915 faillerinden hayatta olanlar 1948’den sonra yeni mevzuatagöre yargılansaydı muhtemelen hukuka aykırı olurdu. Ama bugün o kişilerdenhayatta kalan kimse olmadığına göre konu kadüktür. Tartışacak bir mevzu yoktur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;SORU 3: Soykırım kavramı 1948’de hukukianlam kazandığına göre, Fransa’nın bugün çıkardığı yasada hukuksuzluk yok mu?Anakronizm değil midir bu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Fransa'daki tasarınınsoykırım suçunu cezalandırmakla ilgisi yok. Fransa meclisi 2001’de çıkardığıbir yasayla 1915 olayının bir soykırım olduğuna karar verdi. Şimdi bunu inkâretmenin, bir toplumun kimliğine ve haysiyetine yönelik aşağılama olduğuna venefret suçları kapsamında cezalandırılması gerektiğine karar veriyor. Bunadüşünce özgürlüğü açısından karşı çıkmak mümkündür. Politik fayda ve ahlakaçılarından da belki karşı çıkılabilir. Ama ortada geçmişe işletilen bir durumyok. BUGÜN işlenmekte olan AYRI bir suçun kovuşturulmasını öngörüyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;SORU 4: Fransa’nın çıkardığı kanunAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından sakat değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (AİHS) ifade özgürlüğünü çok geniş hatlarla tanımlar vekorur, evet. Ama ifade özgürlüğü sınırsız değildir. BAŞKASININ hak veözgürlüklerine tecavüz ettiğin noktada dur derler. Kimsenin onur ve haysiyetinesaldıramazsın. Hakaret edemezsin. “Şu adamları çoluk çocuk ayırmadan öldürmeklazım, mallarını yağmalamak lazım, atalarımız öyle yapmış oh ne güzel yapmış”diyemezsin. Suçtur. Bu suçu övmek de suç mudur? Bu konuda içtihat muhtelifgerçi. Ama son yirmi yılda genel trend nefret suçlarının kapsamını genişletmeyönündedir, onu da bilmek lazım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Fransız tasarısıhukuk açısından önemli bir yenilik getirmiyor. Arkasında 1990 tarihli GayssotYasası var.&lt;/span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt; &lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt; Bu yasa “insanlığa karşı suçlar” olaraktanımlanan “suikast, imha (extermination), köleleştirme, tehcir (déportation)ve sivil topluluklara karşı savaş sırasında veya savaş öncesinde işlenen diğerinsanlık dışı eylemleri”&lt;/span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt; &lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt; toplu yerlerde ve kamuya yönelik yayınorganlarında inkâr etmeyi 5 yıla kadar hapis ve 45.000 euro para cezasıylacezalandırıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Öbür Avrupaülkelerinde de buna benzer yasalar var. Alman Ceza Yasasının 1985’te kabuledilen 130. Maddesine göre “soykırımı küçümsemek, inkâr etmek veya zararsızlığınıiddia etmek”&lt;/span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt; &lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt; suç. Nefret Suçlarına ilişkin 1994tarihli yasayla, Yahudi soykırımını inkâr etmenin cezası &amp;nbsp;beş yıla çıkarılmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;AvrupaKonseyi’nin 2006’da yürürlüğe giren ek protokolüyle “Yahudi soykırımını inkâretmek, kabaca önemsizleştirmek (&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR"&gt;minimisation grossière), övmek &lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;veya&lt;/span&gt; &lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;haklı&lt;/span&gt; &lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;göstermek”&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR"&gt;suç sayılıyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span lang="FR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title=""&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR"&gt; Buprotokolü Kanada dahil 30 ülke onaylamış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="FR"&gt;Almanya’daki yasaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)nezdinde itiraz edilmiş. Mahkeme 1995 tarihli Otto Ernst Remer davasında, &lt;/span&gt;AİHS’in hakların kötüye kullanılmasına ilişkin 17. maddesine dayanarak&lt;span lang="FR"&gt; itirazıreddetmiş. Tercümesi&amp;nbsp;: soykırım inkârını &lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;“hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yönelik bir eylem”olarak değerlendirmiş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Emekli büyükelçi Akın Özçer’in 24 Aralık 2011 tarihi Taraf’ta çıkannefis makalesinde belirttiği üzere, “&lt;/span&gt;AİHM’in, önünegeldiğinde bu yasa dolayısıyla Fransa’yı mutlaka mahkûm edeceğine ilişkindeğerlendirmeler iyi dilekten öteye bir anlam taşımıyor.&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;SORU 5: Türkiye soykırımı kabul edersetazminat hakkı doğar mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Tazminatmeselesinin soykırımla alakası yok. Ayrı bir konu. Farzet ki soykırım olmadı, burunlarıkanamadan gittiler. Sen, zamanın başbakanının ikrarına göre 972.000, hakikattebir buçuk milyon kadar sivil vatandaşını çoluk çocuk, genç ihtiyar demedenyurdundan sürmüşsün. Evine, barkına, eşyasına, malına, bankadaki hesabına, davarına,tarlasına, bahçesine, dükkânına, atölyesine, fabrikasına, okuluna, kilisesine,mezarlığına el koymuşsun, yağma Hasan’ın böreği gibi yandaşlarına üleştirmişsin.Adamların belge gösterip bedel istemesine ne hakla ve hangi yüzle itirazedebilirsin?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;SORU 6: Türkiye tazminat ödemeli mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Bana sorarsanız1915 için ödememeli. Ya da sembolik bir şey ödemeli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Gençliğimdesosyalisttim; belki onun kalıntısıdır, miras hakkını mutlak bir hak olarakolarak göremiyorum. Ayrıca soykırım ve inkârın trajedisinin para pazarlığınatahvil edilmesini ahlaken sakıncalı buluyorum. Ayrıca tazminat talebininpratikte içinden çıkılmaz sorunlara ve haksızlıklara yol açacağını düşünüyorum.Ölen ölmüş, giden gitmiş. Bu aşamada mal derdine düşmenin faydası yoktur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Ama alacağındanvaz geçme hakkı borçluya değil alacaklıya aittir. O hakka da saygı göstermekgerekir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial;"&gt;Daha yakıntarihte eski politikanın devamı olarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin giriştiğibazı yağmalama eylemleri belki ayrı bir kapsamda ele alınabilir. Devettarafından örgütlendiği açıkça ortaya çıkan 6-7 Eylül 1955 talanı var. 60.000İstanbullu ve adalı Rumun 1963-64’te malını mülkünü terke mecbur edilipsınırdışı edilmesi var. 1976’da Yargıtay kararıyla gayrımüslim vakıflarının1936’dan sonra edindikleri mülklere tazminatsız el konulması var. 1980-81 gizlikararnameleriyle Ermeni ve Rumların taşınmaz mallarını yok pahasına eldençıkarmaya zorlanması var. Bu olayların mağdurlarının bir kısmı halenhayattadır. Onlarla el sıkışıp helalleşmek için vakit çok geç sayılmaz sanırım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;&lt;div id="ftn1"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Soykırım Sözleşmesi, madde IV: “&lt;i&gt;Persons&lt;/i&gt; committinggenocide or any of the other acts enumerated in article III shall be punished,whether they are constitutionally responsible rulers, public officials orprivate individuals.”&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Yasanın tam metni için http://www.legifrance.gouv.fr/affichTexte.do?cidTexte=JORFTEXT000000532990&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn3"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Gayssot yasasıyla değiştirilen 1881 tarihli Basın Yasasının 24bis maddesidelaletiyle 8 Ağustos 1945 tarihli Londra Sözleşmesi şu eylemleri “insanlığakarşı suç” olarak tanımlar: “&lt;span class="citation"&gt;&lt;span lang="FR"&gt;l’assassinat, l’extermination, la réduction enesclavage, la déportation, et tout autre acte inhumain commis contre toutespopulations civiles, avant ou pendant la guerre, ou bien les persécutions pourdes motifs politiques, raciaux ou religieux, lorsque ces actes ou persécutions,qu’ils aient constitué ou non une violation du droit interne du pays où ils ontété perpétrés, ont été commis à la suite de tout crime rentrant dans lacompétence du Tribunal, ou en liaison avec ce crime.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;”&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn4"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Alman Ceza Yasası (Strafgesetsbuch) &lt;span lang="DE"&gt;§&lt;/span&gt;130/3: “&lt;span lang="DE"&gt;Mit Freiheitsstrafebis zu fünf Jahren oder mit Geldstrafe wird bestraft, wer eine unter der &lt;/span&gt;&lt;span class="citation"&gt;&lt;span lang="FR"&gt;Herrschaft&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt; des Nationalsozialismus begangeneHandlung der in § 6 Abs. 1 des Völkerstrafgesetzbuches bezeichneten Art ineiner Weise, die geeignet ist, den öffentlichen Frieden zu stören, öffentlichoder in einer Versammlung billigt, leugnet oder verharmlost.&lt;/span&gt;”&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn5"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/SONY/Documents/yaz%C4%B1-Ermeni%20meselesi/face%20yaz%C4%B1lar%C4%B1.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Avrupa Konseyi, Additional Protocol tothe Convention on Cybercrime, concerning the &lt;span lang="DE"&gt;criminalisation&lt;/span&gt; of acts of a racist and xenophobicnature committed through computer systems, madde 6/1:&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;“distributing or otherwise making available, through a computersystem to the public, material which denies, grossly minimises, approves orjustifies acts constituting genocide or crimes against humanity, as defined byinternational law and recognised as &lt;span lang="DE"&gt;such&lt;/span&gt; by final and binding decisions of the International MilitaryTribunal, established by the London Agreement of 8 August 1945, or of any otherinternational court established by relevant international instruments and whosejurisdiction is recognised by that Party.”&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div id="ftn5"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7466119194223751739?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7466119194223751739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/hukukcunuz-diyor-ki.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7466119194223751739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7466119194223751739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/hukukcunuz-diyor-ki.html' title='Hukukçunuz diyor ki'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7422329880504699947</id><published>2011-12-23T21:42:00.002+02:00</published><updated>2012-01-12T17:53:07.424+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Biraz da Türklerin açısından bakalım</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Tarihte hiçbir olay siyah beyaz değildir. Bunu bilecek kadar aklım ve yaşım var Allaha şükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlar izan ve vicdan sahibi birinin savunabileceği &amp;nbsp;karşı argümanları bile getirmekten acizler. &lt;em&gt;Haindiler o yüzden kestik! Yalandır kesmedik! Kestik ama az kestik! Zaten onlar da kesti! Emperyalistlerin oyunudur! Kahraman Türk milleti bu ibneleri susturmayı bilir!&lt;/em&gt; İğrenç bir terane… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzan ve vicdan sahibi Türklerin hepsi son yıllarda uykudan geç uyanmanın şoku içinde, inkârın ve ahlaksızlığın boyutlarını tartışmakla meşgul. Araya mesafe koyup “neden oldu?” sorusunu sorabilen yok. Sorsa, karşı tarafın ekmeğine yağ sürmekten – haklı olarak – korkuyor. “Yaptık ama sebepleri vardı” demeyi ahlaken – haklı olarak – sıkıntılı buluyor. Ya da kolayına kaçıp işi İttihatçılara yıkmakla yetiniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklere kopya vermek de, mecbur, bu acize düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MADDE BİR: Korku zulmü tetikler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915’te Türkler topyekün panik içindeydi. 1912’de, “kahraman Türk ordusu bu korkakları beş günde kahreder” laylaylomuyla girdikleri savaşta bütün Rumeli kaybedildi. Memleketin üçüncü büyük şehri olan, nüfusunun %60 küsüru Müslüman olan, memlekete hakim siyasi akımların doğum yeri olan Selanik birkaç haftada gitti. Bir milyona yakın sersefil muhacir İstanbul’a yığıldı. Camiler, kiliseler, hastaneler, sur dışındaki bostanlar tıklım tıkış mülteci kamplarıyla doldu. Millet aylarca kolera korkusuyla yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkleri Avrupa’dan çıkarma” fikri 1895 Ermeni olaylarından beri Avrupa’da yükselen ırkçı akımın sloganıydı. 1913 Londra Konferansı sırasında bu kez “Türkleri Küçük Asya’dan çıkarma” fikri duyulmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anadolu’da Türk yurdu” kurma düşüncesi İttihat ve Terakki çevrelerinde 1912’nin son günlerinde – ki Balkan Harbinin en felaketli günleridir – egemen olmaya başlamış görünür. Batı Anadolu Rumlarını toplu terör tehdidiyle yurt dışına sürme hamlesi bunun hemen ardından başlar, 1913 ilkbaharında çılgınlık boyutuna ulaşır. Mesela Çeşme ve Urla’nın hemen hepsi Rum olan nüfusu 1913 Mayısında iki hafta içinde tehcir edilir. [Selanik’in düşüşünden bir hafta sonra nüfusunun çoğu Rum olan Makri kasabasının adı Fethiye diye değiştirilir; bu da anlayana yeterince anlamlı bir mesajdır.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914’te gene savaş çıkar. Devleti yöneten zibidiler kahraman Türk ordusunun bu sefer İran’a, Turan’a dayanacağından emin görünür. Ama halkın – ve hatta yönetici sınıfın – bu hayallere kandığını hiç zannetmiyorum. 18 Mart 1915’te düşmanın Çanakkaleyi denizden geçme hamlesi sonuç vermez gerçi; ama 24 Nisan’daki kara çıkarmasından sonra İstanbul’un birkaç gün içinde düşeceği inancı hakimdir. Devlet arşivleri ile sarayı Bursa’ya taşıma planları yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Ermenilerini topyekün imha etme kararı da aynı 24 Nisan 1915 günü yürürlüğe konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl ve mantıkla düşünsen şunları söyleyebilmen gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Rumeli’de Türkler egemen bir azınlık konumundaydı. En kalabalık oldukları vilayette %40 ancak vardılar. Anadolu’da ise yüzyıllardan beri mutlak çoğunluğa sahiptiler; sosyal konumları da Rumeli’dekinden çok farklıydı. Kim sürecek? Nereye sürecek? Kolay mı koca memleketi boşaltmak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) Türkleri Rumeli’den süren Ermeniler değildi. Kafkasya’dan Çerkezleri süren de Ermeniler değildi. Aksine, 1913’te değil ama 1878 felaketinde Bulgaristan’dan Türklerle beraber Ermeniler de sürülmüştü. [Benim anneannemin ailesi 1878 Bulgaristan muhaciridir]. Elalemin günahının ceremesini neden gariban Ermeniler çeksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) Sen fetih azgınlığı ve millet-i hakime kibiriyle adamlara dünyayı dar etmesen Ermenilerin seninle ne alıp veremediği olurdu? Gül gibi geçinip gidebilirdiniz pekala. Kendine düşman ettiysen suçu kendinde ara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama panik anında aklı mantığı kim dinler, o ayrı mevzu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köşeye sıkıştılar. İngiliz’e, hatta Balkan ülkelerine güçleri yetmediği için acısını kendilerinden daha zayıf olandan çıkardılar. Bütün mesele bu. Ahlaksız bir çözümdü gerçi; ama anlaşılmaz değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MADDE İKİ: Ermeniler sarhoştu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenilerin siyasi sınıfı 1895’ten ve özellikle 1909’dan bu yana acayip bir ideolojik körlük içindeydi. Büyük ve müreffeh Ermenistan’ı kuracaklardı. Mutlak haklılığın sarhoşluğu içindeydiler. Mazlumuz, demek ki haklıyız! Peki Türkler ne olacak? Pöh, üzerinde düşünmeye değmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu kadar saçmaladılar? Tahmin yürüteyim. &lt;br /&gt;A) Yüzlerce yıl siyasi iktidardan, yönetim tecrübesinden uzak bırakılmış bir ulusun hamlığı, &lt;br /&gt;B) yenilgiye mahkûm olmayı içten içe bilmenin getirdiği, fanteziye sığınma ihtiyacı [Bugünkü Kemalistlerde de var o haleti ruhiye: akılla mantıkla başa çıkamazsın, çünkü akıl zeminine geldikleri anda maçı kaybedeceklerini bilirler.] &lt;br /&gt;C) kendini Avrupalılarla – ve özellikle Avrupalının 20. yy başlarında zirve yapan üstün ırk / üstün kültür / üstün din sarhoşluğuyla – özdeşleştimenin keyif verici rehaveti. Keza bunun devamı: Anadolu’da Batılıların açtığı okullarda okuyanların o tartışılmaz üstünlük duygusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülhamid’in, Talat’ın, Cemal’in, diğer İttihatçıların, İttihatçı bile olmayan öbür devlet ricalinin anılarını oku. Hepsinin hayatlarının bir aşamasında Ermenilerle iyi kötü yakınlığı olmuştur. Hemen hepsinin de bir noktada, samimi olduğundan şüphe duyamadığım bir çileden çıkma hissiyle “bu kadar inatçı, bu kadar bencil, bu kadar hayalperest adamlarla konuşulmaz” noktasına geldiğini görürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha Ermeni siyasileri hamdı da İkinci Meşrutiyet kadroları çok mu olgundu? Avrupa’dan yayılan ulusçu/modernleşmeci sarhoşluktan daha mı az nasiplenmişlerdi? Biraz daha tecrübeli ve esnek adamlar olsaydı üç tane yeni yetme Ermeni politikacıyla başa çıkamazlar mıydı? Onlar ayrı soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir avuç hayalperest siyasi liderin cezasını birbuçuk milyon günahsız, mütevazı, çalışkan halk mı çekmeliydi? O da ayrı soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MADDE ÜÇ:&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;Naziyle yatan İttihatçıkalkar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915’te Türkiye Alman askeri egemenliği altındaydı. Almanlar izin vermese zor soykırarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1880’lerden Dünya Harbi arefesine kadar Osmanlı ordusunu Almanlar neredeyse sıfırdan kurdular. Birçok birimin kumandasını üstlendiler. Savaş boyunca Osmanlı erkânı harbiye-i umumiye reisleri (yani genelkurmay başkanları) Almandı. Alman yardımı olmasa Osmanlı hazinesinin savaşı kaç hafta sürdürebileceği meçhuldür. Almanların bilgisi ve onayı olmadan, savaş halindeki bir ülkeden milyonlarca insanı sürmek gibi devasa bir projenin tasarlanabileceğini ve uygulanabileceğini düşünmek akla ziyan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanların Ermenilerle alıp veremediği neydi? Doğrusunu istersen bilmiyorum. Tahmin yürütebiliyorum ama emin değilim. Bana öyle geliyor ki cevabı rasyonel bir politikadan çok, Almanların 1930’larda zirveye ulaşacak olan o çılgınca özgüveninde, “ben o kadar üstünüm ki ne yapsam hakkımdır” diyen ulusal megalomanide, insan hayatını böcek seviyesinde gören ahlaki sapkınlıkta aramak daha doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş esnasında Türkiye’de görev yapan onbinlerce Alman personeli var. Birçoğunun anıları, mektupları vs. aranırsa bulunabilir herhalde. Hani nerede bunun çevirileri, analizleri, romanları, psikolojik tahlilleri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşta proto-Nazilerle müttefiktik demek ağır gelir herhalde. Ama en azından sorumluluğun yarısını onlara atar, biraz olsun vicdanını rahatlatırsın değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Buyur, üç tane kapı gibi argüman. Hiç biri yapılan işin fecaatini inkâr etmez. Hiç biri geçmişle yüzleşmenin ve özür dilemenin ahlaki mecburiyetini ortadan kaldırmaz. Ama en azından, olup biteni rasyonel bir çerçeveye oturtmaya yardımcı olurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Türklerin,bırak özür dilemeyi, insanlığa karşı bir cürmü algılayabilecek kapasitesiyoktur, o yüzden soykırım yaptılar” diyenlere verecek bir cevabın olur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7422329880504699947?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7422329880504699947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/12/biraz-da-turklerin-acsndan-bakalm.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7422329880504699947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7422329880504699947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/12/biraz-da-turklerin-acsndan-bakalm.html' title='Biraz da Türklerin açısından bakalım'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8203063405639527389</id><published>2011-12-23T21:41:00.001+02:00</published><updated>2012-01-12T17:53:54.459+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><title type='text'>Kestik ama Ermeniler de kesti</title><content type='html'>Saçma sapan propaganda formüllerini tekrarlamadan önce Allah aşkına beş dakika düşün. Akla mantığa sığan bir tarafı var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraf tam teşekküllü orduya ve bin yıllık muharebe geleneğine sahip. Polisiyle, jandarmasıyla, yasasıyla, mahkemesiyle koskoca devlet teşkilatı elinde. Ayrıca icabında yağma vaadiyle harekete geçirilecek mal-mülkten yoksun büyük bir başıbozuk kitlesi var. Her yerde bire beş, bire altı gibi bir oranla çoğunlukta. En kabadayısı Van vilayetinde Ermeni sayısı bilemedin yüzde otuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öbür taraf büyük çoğunluğu tarımla ve esnaflıkla uğraşan bir azınlık; misillemeye karşı en ufak bir savunmaları yok; silah taşımaları bin yıldan beri kanunen yasak. 1895’te memleketin her yanında köyleri ve işyerleri basılmış, onbinlercesi öldürülmüş, gıklarını çıkartamamışlar. Sınırdan eşek sırtında sokulan silahlarla, okulun müstahdem odasında gece vakti toplanan derneklerle direniş örgütlemeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manyak mı bu adamlar ki gidip sivil Türkleri kessinler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet silahlanmışlar. 1895’teki gibi koyun gibi boğazlanmamak için direniş teşkilatı kurmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet şiddet kullanmışlar. Devrimci örgütler dünyanın her yerinde ne yaparsa onu yapmışlar. Erzurum’da valiliğe bomba koymuşlarlar; birkaç yerde jandarma vurmuşlar; asker ve polisle işbirliği yaptığına inanılan (Türk ve Ermeni) kişileri öldürmüşler. Zeytun ve Sason’da devlet güçlerine karşı yıllarca gerilla mücadelesi vermişler. Devlet gözüyle bakarsan buna haydutluk denir. Öbür yandan bakarsan savunma denir, delikanlılık denir, onur mücadelesi denir. Ama mukatele denmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915’ten önce Ermenilerin Türklere toplu kıyım yaptığına dair elle tutulur bir tane iddia yoktur. Ümit Özdağ ve benzerlerinin ortaya saçtığı çarşaf çarşaf hezeyannameleri dikkatle oku. 1915 öncesine dair tek bir söyleyecekleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama dedemi Ermeniler öldürmüş” diyenlerin kastettiği nedir, anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir&lt;/strong&gt;: 1915 Nisan’ından itibaren Ermeniler sürü sürü boğazlanmaya başladığında üç-dört yerde direniş olmuş. En meşhuru Van’dır. Nisan ortasına doğru Van’daki Ermeni toplumunun tüm ileri gelenleri valilik emriyle tutuklanıp öldürülür; köylerdeki Ermenilerin silahları toplanır; Erciş’te bütün Ermeni erkekleri köy meydanınlarına toplanıp boğazlanır. Bunun üzerine Van Ermenileri direnişe geçerler. Bağlar semti ile Varak dağını ele geçirip eski şehri topa tutarlar. Bir ayın sonunda aç kalıp yenilmek üzerelerken Rus ordusu gelir kurtarır. Şebinkarahisar’da kaleyi ele geçirip bir süre savaşırlar; sonunda hepsi ölür. Musa Dağında çoluk çocuk dağa çıkıp kırk gün direnirler. Yarısı ölür; yarısını Fransızlar kurtarır. [Franz Werfel’in &lt;em&gt;Musa Dağ’da Kırk Gün&lt;/em&gt; romanı bunu anlatır. Muhteşem bir eserdir; ileri geri fikir beyan etmeden önce okumanda fayda vardır.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki&lt;/strong&gt;: 1916’da Ruslar Van’ı ikinci kez ele geçirdiğinde, Rus ordusuna bağlı Ermeni gönüllü alayının kumandanı Antranik Paşa Ozanyan Bitlis ve Hizan’a girer. Bir sene önceki Hizan katliamlarına misilleme olarak sivil Kürtlerden onbin küsur insanı öldürtür. Bunun üzerine Rus divan-ı harbinde yargılanıp rütbeleri sökülür. Ama bir süre sonra göreve iade edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üç&lt;/strong&gt;: Rusya’daki ihtilalden sonra Rus ordusu dağılır. Sap gibi ortada kalan Ermeniler işgal altındaki Erzurum’da Antranik Paşa liderliğinde Batı Ermenistan Geçici Hükümetini kurarlar. Mart 1918’da Türk ordusu harekete geçince panik içinde geriye çekilirler. O sırada yollarına çıkan bütün sivil Türkleri toplayıp katlederler. Erzurum, Kars ve Ağrı yöresinde yüzlerce köyü taş üstüne taş kalmamacasına tahrip ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilhassa bu üçüncüsünün mazur görülecek tarafı yoktur. Katliamdır; savaş suçudur. Daha sonra Taşnak Partisi içindeki hesaplaşmalarda şiddetle kınanmış, Antranik ve adamları kendi partidaşları tarafından boka batırılmıştır. [Şiddetle İttihatçı düşmanı olan Ahmet Refik Altınay, &lt;em&gt;İki Kıtal&lt;/em&gt;’de 1918 baharında Erzurum’un köylerinde gördüğü felaket manzarasını anlatır. Tüyler ürpertici bir tablodur.] [1923’te Romanya’da yapılan Taşnak Partisi Kongresindeki hesaplaşmaları Doğu Perinçek’in oğlu yayımladı. Konteksti bilince ilginç bir belgedir. Bilmeyince beyinsiz propagandadan başka şeye yaramaz.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunları bahane edip “n’apalım karşılıklı kesiştiler” demek için cidden insaf ve vicdan yoksunu olmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bosna’da Boşnaklar hiç mi Sırp öldürmedi sanıyorsun?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8203063405639527389?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8203063405639527389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/12/kestik-ama-ermeniler-de-kesti.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8203063405639527389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8203063405639527389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/12/kestik-ama-ermeniler-de-kesti.html' title='Kestik ama Ermeniler de kesti'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8724900609590100617</id><published>2011-11-28T21:35:00.001+02:00</published><updated>2011-12-24T21:38:15.585+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gülen cemaati'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PKK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tayyip Erdoğan'/><title type='text'>Doğu cephesinde son durum</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Kürt medyasından bir gazeteci arkadaşım güncel duruma ilişkin fikirlerimi merak etmiş. Sorularını şöyle cevapladım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1-2000'li yıllara kadar net çerçevesi olan bir "Kürt inkârı" varken, bugün Kürt Sorunu'nun ülke kamuoyunda rahatlıkla konuşulabildiğini görüyoruz. Bu durumu bir reform olarak mı, zorunluluğun gereği olarak mı değerlendirmeliyiz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorunluluktan doğan reform desek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorunluluk kısmen PKK’nın 28 yıldan beri inatla sürdürdüğü silahlı mücadeleden doğdu. Ama bence daha önemlisi dünyadaki genel gidişin Türkiye’ye yansımasıdır. Bağımlı ulus milliyetçiliği 30-40 yıldan beri bütün dünyada yükseliştedir. Britanya’dan, İspanya’dan, Belçika’dan, Kanada’dan, Romanya’dan tutun da Etiyopya ile Sudan’a kadar her yerde bunu görüyoruz. Nüfusu çoğalan, iletişim imkânları gelişen, sosyal çeşitliliği artan Türkiye’nin bu dünyadan kendini ayrı tutması düşünülemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın Almanya’da “asimilasyon insanlık suçudur” demek zorunda kaldığı bir çağda içeride 1930’lu yılların politikalarıyla işler yürütülemezdi. Yürütülemedi nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2-Kürt Sorunundan ne anlaşılmalıdır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtleri kim yönetecek? Sorunun özü budur. İktidar sorunudur. Gerisi – hak hukuk demokrasi vesaire – bana işin süsü gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik yapısıyla TC devleti Kürt illerini yönetme işinde çuvallamıştır. Aşağılamayla, hakaretle, yalanla, hot zotla bir yere kadar gidersin, sonra duvara çarparsın. İşte o duvara çarpılmıştır. Bu aşamada Türkiye’nin daha beş on sene daha Kürt illerini kontrol altında tutabilmesi bana pek zayıf ihtimal olarak görünüyor. Bölge fiilen yönetilemez haldedir. Merkezi yönetimle yerel elitler arasında duygu ve kader birliği kalmamıştır. Yerel halk nezdinde güvenlik ve yargı kurumlarının itibarı sıfırdır. Elektrik borçlarını bile tahsil edemiyorlar, var mı bundan ötesi? Toplumları biber gazı ve tazyikli su marifetiyle nereye kadar yönetebilirsin ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin boşalttığı alanda PKK ve sivil uzantıları gitgide güçlenen bir alternatif iktidar yapısına dönüşmüş görünüyor. Bu durumda üç ihtimal var. Ya TC güçleri, bu yeni iktidar yapısını kan ve ateşle ezecek; ki bu aşamada pek mümkün görünmüyor. Ya anlaşıp iktidarı paylaşacaklar. Ya da Türkiye bölgeyi yönetemediğini kabul edip çekilecek. Başka çözüm düşünemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- “İktidarı paylaşmak” dediğiniz şey mümkün mü sizce?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Federal çözüm dedikleri şey sonuçta budur, değil mi? Adı federasyon olur veya olmaz. ABD veya Almanya’yı tanıyorsanız bilirsiniz, oralarda yönetim sonsuz bir pazarlık sürecidir. Vergilerin ne kadarını merkez ne kadarını bölge toplayacak? Yatırımları nasıl paylaşacaklar? İhaleleri kim alacağına kim karar verecek? Bürokraside, güvenlik güçlerinde, yargıda kimin adamları yükselecek, kimin adamları harcanacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu pazarlık makul bir düzeyde sürdürülebiliyorsa iktidar paylaşılmış olur. Olmuyorsa, taraflardan biri öbürünü silinceye kadar dövüşürler. Bu kadar basit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- Kürt sorununun tarafları sizce kimlerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda, doğal olarak, Tayyip Erdoğan başkanlığındaki TC hükümeti. Diğer yanda silahlı ve silahsız unsurlarıyla Kürt siyasi hareketi. Kürt hareketinin iç dengelerini yeterince tanımıyorum, asıl karar vericilerin kimler olduğunu bilmiyorum. Ama eminim hükümet biliyordur. Berikiyle konuşurum ama ötekiyle konuşmam, BDP olur ama KCK olmaz gibi tavırlar cilvedir, pazarlık taktiğidir. Genel tabloyu etkilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Barzani bu pazarlığın neresindedir, ne derece işin içindedir, bakın onu hiç bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5- Devlet bürokrasisi iktidarı paylaşmaya hazır mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin egemen sınıflarını yüzyıllardan beri etkisi altına alan lanet olası “millet-i hakime” kibrinin işi zorlaştırdığı bir gerçektir. Türk tarafı on yılda epey yol aldı gerçi. Ama “üstün millet – üstün devlet” ideolojisinin aptallaştırıcı etkisinden kendini kurtardığı söylenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini dev aynasında görme, karşı tarafı küçümseme, konuşuyorum zannedip durmadan karşıdakine hakaret etme – bunlar her çeşit pazarlıkta büyük handikaptır. Türkiye vaktiyle Yunanistan’ı, Mısır’ı, Bulgaristan’ı, Rumeli’ni, Girit’i, Arabistan’ı bu sakat tavır yüzünden kaybetti. Halâ da ders aldıklarını sanmıyorum. Devletin dışındaki herhangi bir iktidar odağının da kendince bir meşruiyeti olabileceğini anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar. Ufuklarını aşıyor. Aştığı için de mücadelede esnek olamıyorlar. Güç dengelerindeki değişimi algılamakta zorluk çekiyorlar. Kırılma noktasına gelinceye dek geri adım atmayı beceremiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6- İktidarın Kürt Sorununa bakışını ve yaklaşımını yeterli buluyor musunuz? Başbakanın BDP'ye yönelik yaklaşım, tutum ve söylemleri sorunun çözümüne katkı sağlar mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın son aylardaki söylemlerinin ardındaki rasyonaliteyi – eğer varsa – anlamakta güçlük çektiğimi itiraf edeyim. Benim bildiğim, kendine güvenen insan bağırıp çağırmaz, yüksek sesle tehdit etmez, intikam tamtamları çalmaz. Bunlar acz belirtisidir. Askeri oligarşiyi bertaraf etmekte olağanüstü basiretli davranan hükümet, Kürt meselesinde sanki rotayı şaşırmış gibi duruyor. Yaklaşan yenilgiyi sezdikleri için midir bilmem, çırpınır bir halleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsanız Başbakan Ramazan bayramından sonra Irak’a kara harekâtı yapmayı vaad etmişti. Ne oldu? Hiç. KCK tutuklamaları da bana güç gösterisinden çok çaresizlik davranışı gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin bir yanı. Öbür yandan, acaba bu şaşkın görüntünün altında hesaplı bir tavır var mı diye de ara sıra düşünmek lazım. Arka planda yürütülen pazarlığı bilmeden emin olmak zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7-2000'li yılların ortasına kadar Kürt kelimesini telaffuz etmekten imtina eder bir duruşu olan Gülen Cemaatinin son dönemlerde Kurt Sorununa yönelmesindeki amaç ne olabilir? Kürt kelimesini telaffuz etmeyen Gülen Cemaatinin Dünya TV gibi bir televizyon kurarak Kürtçe yayına başlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cemaatin çeşitli vesilelerle yaptığı çıkışlar neticesinde sorunun ya da çözümün taraflarından biri olduğunu deklare etmeye çalıştığı söylenebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gülen Cemaati uzayda yaşayan bir varlık değil, Türkiye’nin ortalamasında olan biten onları da etkiliyor. Eskiden Türk milleti Kürt meselesinde (ve daha başka pek çok meselede) kör cahildi; şimdi az da olsa bir uyanış var. Cemaatin de buna paralel olarak akıllanmasını normal görmek lazım. Olumlu bir gelişmedir. Keşki daha cesur olabilseler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;8- Son dönemde Cemaate yakın medya kuruluşları, STK'lar ve cemaate paralellik gösteren siyasi partiler ile PKK'ye yakın siyasi oluşumlar arasında kavga sınırlarına varan bir gerginlik söz konusu. Bu tartışmayı nasıl görmeliyiz? Bu tartışmaların bir şifresi var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Klasik devlet politikalarıyla bölgeyi yönetme girişimi fiyaskoyla sonuçlanmıştır. AKP dışındaki Türk siyasi partileri bölgede etkisizdir. AKP de sanırım ancak devlet fonlarının dağıtıcısı kimliğiyle ayakta durabiliyor; gerçek bir sadakat duygusuna hitap edemiyor. Bu durumda Türk tarafının tek umudu, Gülen hareketi gibi İslami inancı pragmatik bir örgütçülük anlayışıyla birleştiren bir sivil teşkilatlanma olabilir. Başarılı olur olmaz, bilmiyorum, ama en azından denemeye değer bir alternatiftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tarafı için umut olan öbür tarafa tehdit olarak yansır tabii. PKK tarafı Kürt illerindeki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati gibi bir siyasi oluşumun, mesela ipliği pazara çıkmış bir TSK’dan veya sefilleri oynayan CHP’den veya MHP’den daha ciddi ve etkili bir rakip olabileceğini gördüğü için mücadeleyi tırmandırıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9- Kürt Sorununda Cemaat ve Kürt siyaseti arasında sorunun çözümü yönünde bir yakınlaşma olabilir mi? Böyle bir yakınlaşma olması halinde örgütlü ve disiplinli hiyerarşik bir yapıya sahip her iki oluşum, yakınlaşmanın gerekçelerini tabanlarına ve Türkiye kamuoyuna açıklayabilirler mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Yakınlaşma” değil “paylaşım” veya “paslaşma” diyelim isterseniz. Neden olmasın? Bence son derece akılcı bir yaklaşım olur. Her iki tarafı da tatmin edecek sonuçlar verebilir. Kendi tabanlarını ikna etmekte zorluk çekmezler. “Örgütlü ve disiplinli hiyerarşik yapı” zaten o demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye kamuoyu ise kıvraktır, istedikten sonra üç günde döner, merak etmeyin.&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10-Kürt Sorununun çözülmeleri halinde önümüzdeki dönemlerde halkların birbirlerine karşı toplu bir kalkışması olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sanmam. Öyle bir atmosfer yok, öyle bir gereklilik de yok. Batıda son yıllarda sivil Kürtlere karşı girişilen saldırıların bir merkezden yönetildiğini, ya da yönetilmese bile yerel vakaları medyada şişirerek bir panik ortamı yaratmaya çalışıldığını sanıyorum. Bu çabaların sonuç getireceğini tahmin etmem. Halk durduk yerde kalkışmaz. Birilerinin bunu örgütlemesi lazım. Bunun da kime ne getirisi olabilir, kestiremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusunu isterseniz ben batıdaki Kürtlere oranla doğudaki Türklerin uzun vadede daha riskli durumda olabileceğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11-Son dönemlerde liberal aydın kesimin Başbakanın çeşitli söylemleri nedeniyle Başbakana karşı sert eleştiriler yönelttiği görülüyor. Liberal aydınların Başbakana sundukları desteği çektiklerini söyleyebilir miyiz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Liberal aydın” dedikleriniz sen ben bizim oğlan. Bunların eti ne budu ne ki başbakana “destek” versinler, ya da desteklerini çekip memleketi titretsinler. Çekseler ne olur? Cihangir’le Etiler’de otuz bin oy, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12-Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu tutuklamalarını, tutuklamalar sonrası Başbakanın söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zulüm, aczin ikiz kardeşidir. Bence bu tutuklamalar gücün değil, panik ve çaresizliğin eseridir. Aklı başında bir hükümetin yapacağı iş değil; hükümet üyelerinin söylemleri de köşeye sıkışmış yalancı pehlivan dövünmesinden farksız. Dileyelim ki daha fazla köşeye sıkışmasınlar, hatadan dönecek güveni bulsunlar, daha beter hatalar yapmasınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büşra Hanımın da, Ragıp Ağabeyin de hapishane deneyimini bir yaşam zenginliğine dönüştüreceklerinden kuşkum yok. İkisi de son derece değerli insanlardır. Kokuşmuş bir yargı sisteminin boyun eğdirebileceği insanlar değil. Kendilerine buradan sevgilerimi iletiyorum.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8724900609590100617?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8724900609590100617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/11/dogu-cephesinde-son-durum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8724900609590100617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8724900609590100617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/11/dogu-cephesinde-son-durum.html' title='Doğu cephesinde son durum'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4964338003337300265</id><published>2011-09-28T00:45:00.001+03:00</published><updated>2012-01-12T17:54:53.033+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TESEV'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yer adları'/><title type='text'>Eski yeradlarının iadesi için ne yapılmalı</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;em&gt;Aşağıdaki yazı TESEV için geçen kış yazdığım &lt;a href="http://www.tesev.org.tr/default.asp?PG=DMKMMMDTR&amp;amp;MMM00_ITEM_CODE=DEM-AZN-YERAD-TR&amp;amp;MMH00_CODE=010203&amp;amp;MMG00_CODE=001"&gt;Türkiye Yeradları araştırmasının&lt;/a&gt; sonuç bölümüdür. Sevan Nişanyan'dan bu kadar mutedil, akil, adeta devletadamsal&amp;nbsp;bir yazı bekler miydiniz?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;em&gt;Demin biri bir not yazdı o yüzden bu yazıyı ekleme ihtiyacı duydum. Blogdan yorum yazanlara nasıl direkt cevap yazılır bilmiyorum.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;A. Kürtçe adlar sorunu&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Değiştirilmiş yeradlarının iadesi meselesi Türkiye gündemine son yıllarda Kürt kültürel hakları tartışması çerçevesinde taşınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Kürt realitesini tanımak” deyimiyle ifade edilen süreç sonuçta Kürt dilinin kamusal alanda tanınması ve kabul edilmesi olayıdır. &amp;nbsp;Bu ise, en azından, a) Kürt dilinin bir yazılı iletişim aracı olarak geliştirilmesini, b) Kürtçe eğitimin yaygınlaştırılmasını, c) resmi işlemlerde (Türkçenin yanısıra veya tek başına) Kürtçenin kullanılabilmesini, ve d) Kürt coğrafyasına ilişkin Kürtçe ad repertuvarının kamu söylemine dahil edilmesini içerir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türkçenin yanısıra ikinci bir ulusal – veya bölgesel – kamu dilinin kabulü, Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından bir devrim niteliğindedir. Şüphesiz her devrim gibi siyasi bir mücadelenin ve güç dengelerindeki bir değişimin sonucudur. Kanımızca, bugün varılan noktada kaçınılmaz bir gelişmedir. Detayları nasıl olursa olsun sonuçta Kürt dili kamusal alanda yerini alacaktır; onunla birlikte “Kürtçe” kabul edilen yeradları da Türkiye coğrafyasının doğal bir unsuru olarak haritalarda, yazışmalarda, resmi belgelerde, trafik levhalarında ve haberlerde boy gösterecektir.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Burada ilgi çekici bulduğumuz, fakat üzerinde henüz yeterince durulmamış olan husus şudur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kürtçe, ülkenin kamusal yaşamında İKİNCİ dil olarak kabul görecektir. Bunun adeta zorunlu bir yansıması olarak Kürtçe sayılan yeradlarının da İKİNCİ ad olarak benimsenmesi beklenir. Türkçe VE Kürtçenin kamu dilleri olarak tanındığı bir ortamda, kaçınılmaz görünen bir refleksle, mevcut (bürokratik) yeradları bu yerlerin “Türkçe” adları olarak kabul görecek ve onların YANISIRA Kürtçe sayılan adların kullanımı gündeme gelecektir.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Abdullah Gül’ün ziyaretiyle ünlenen kasabanın “Kürtçe” sayılan adı Norşên ise, “Türkçe” sayılan adı Norşin değil Güroymak’tır – Güroymak bir İçişleri Bakanlığı memurunun masabaşında ürettiği ad da olsa. Keza o ilin “Kürtçe” kabul edilen adı Dersîm ise, geniş kesimlerce “Türkçe” olarak değerlendirilen adı da Tunceli’dir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dolayısıyla kamuoyunun çok geniş bir kesimi için Türkçe ve Kürtçe adların – tıpkı İsviçre’de, Katalonya’da, Galler ülkesi ve İskoçya’da, Belçika’da, Lüksemburg’da, Alto Adige/Südtirol bölgesinde, eski Çekoslovakya’da ve İsrail’de olduğu gibi – YANYANA kullanılması en doğal çözüm olarak görülecektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bugünün koşullarında kanımca makul olan budur; bundan farklı bir çözüm siyasi açıdan gerçekçi değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Oysa dikkat edilirse, bundan elli veya yetmiş yıl önceki durum bu değildi. Bugün Kürtçe sayılan yeradlarının ezici çoğunluğu 1960 reformu öncesinde Türkçe kayıtlarda kullanılan ve yüzlerce yıldan beri kullanılmış olan adlardı. O kasabanın Türkçe adı Norşên olmasa bile Norşin idi. O ilin Türkçe adı da tartışılmaz bir şekilde Dersim idi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Elli veya yetmiş yıllık siyasi uygulama bölgede yeni bir realite yaratmıştır. Daha önce bölgede varolan Kürtçe (veya Ermenice, Arapça, Süryanice…) isimler ORTAK kamu söyleminin bir parçası olarak kabul görürken, Cumhuriyet dönemi uygulamalarının bir sonucu olarak bugün Türkçenin (ve Türklerin) isim hazinesi ile Kürtçeninki ayrışmıştır. İki ayrı ulusal vokabüler ortaya çıkmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dolayısıyla bugün bölgede Cumhuriyet döneminde verilmiş olan yeradlarının kaldırılarak eski adlara geri dönülmesi kamuoyunda “Türkçenin” yenilgiye uğraması ve “Türkçe adların” bölge coğrafyasından silinmesi olarak algılanacak ve buna uygun duygusal tepkilerle karşılaşacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunun tercih edilecek bir yol olmadığı kanısındayım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kürt coğrafyasında izlenmesi gereken yol bence son derece nettir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;a. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Her şeyden önce bölgedeki coğrafi birimlerin Kürtçede cari olan adlarının tesbiti ve yazımının standartlaştırılması gereklidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;b.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu amaçla bölgede kullanılan bellibaşlı eski dilleri (Kurmanci, Zazaki, Ermenice, Arapça, Süryanice) bilen ve tarihî araştırma metodlarına vakıf kişilerden oluşan bir uzmanlık heyeti kurulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;c. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kürtçe adlar varolan resmi (“Türkçe”) adların yanısıra genel dolaşıma sokulmalı; ikidilli haritalar yayımlanmalı; ikidilli trafik levhaları yapılmalı; okullarda Kürtçe adların öğretilmesi teşvik edilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;d. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Farklı dil ve lehçelerin konuşulduğu yerlerde yerel adın Kurmanci biçiminin yanısıra diğer dil ve lehçelerdeki (Zazaki, Arapça, Süryanice vb.) biçimleri de tesbit edilmeli ve yayımlanmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kısıtlı dolaşıma sahip olan mezra, mahalle, mevki, dere vb. birimlerde yerel adın muhtemelen çok kısa süre içinde tek ad olarak benimseneceğine kesin gözüyle bakılabilir. Tek yerel dilin egemen olduğu bölgelerde Türkçe köy adlarının da bir süre sonra kendiliğinden kullanımdan düşmesi beklenir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Buna karşılık belediye ve ilçe adları gibi daha geniş sirkülasyona sahip olan ve bir ölçüde kamuoyuna malolmuş olan Türkçe adların, görünür gelecekte yerel adlarla bir arada yaşamaya devam edeceği kabul edilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;B. Kültürel mirasın korunması&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türkçeden başka anadillerin konuşulmadığı bölgelerde yeradlarının iadesi meselesi daha karmaşıktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu yerlerin birçoğunda eski yeradları, toplumun en azından büyükçe bir bölümü tarafından unutulması tercih edilen “yabancı” bir kültüre aittir. 95 yıldan veya daha uzun süreden beri Ermenilerin yaşamadığı bir köyde “Ermenice” olarak algılanan eski ada dönüş, haklı veya haksız tepkilere yol açacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunun yanısıra, yukarıda belirttiğim gibi birçok yerin Türkçe olan adı dahi nahoş çağrışımlara sahip olduğu veya unutulması istenen gerçeklere işaret ettiği için yerel halkın isteği veya rızasıyla değiştirilmiştir. Bunların iadesini önermek şiddetli tepkilere yol açabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Referandum yapalım, çoğunluk karar versin” yaklaşımı çözüm değildir. Çünkü yerel düzeyde görüş birliğinin bulunduğu çok nadir örnekler dışında, önemli azınlıkların dışlanmasına ve belki duygusal tepkiler göstermesine neden olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türkçenin anadil olduğu bölgelerde, Cumhuriyetin yeradı değiştirme projesinin önemli oranda kalıcı olduğunu kabul etmek zorundayız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kaybedilmiş olan kültürel geçmişin bu bölgelerde bir ölçüde de olsa canlı tutulması belki Türkiye’nin 2006 yılından beri taraf olduğu UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirası Koruma Sözleşmesi çerçevesinde mümkün olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hemen belirtelim ki &lt;span style="color: #202020;"&gt;Sözleşmenin ismen sayarak koruma altına aldığı kültürel pratikler arasında geleneksel yeradları mevcut değildir. Ancak yeradlarının temsil ettiği kültür mirası, sözleşmenin genel amacına ve tanımlarına tam olarak uyar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;2003’te kabul edilen Sözleşmenin gerekçe bölümünde “&lt;span style="color: #202020;"&gt;küreselleşen dünyanın bir olgusu olarak ortaya çıkan kitle kültürü[nün], insanlığın binlerce yıllık sözel kültürel belleğinde korunan büyük bir kültürel birikimi yok etmesi” &lt;/span&gt;olgusu &lt;span style="color: #202020;"&gt;esas alınmıştır. Somut olmayan kültürel miras &lt;/span&gt;(intangible cultural heritage&lt;span style="color: #202020;"&gt;) “kültürel çeşitliliğin potası ve sürdürülebilir kalkınmanın güvencesi”dir. Sözleşme “İnsanlığın somut olmayan kültürel mirasının korunması konusunda evrensel bir irade ve ortak kaygının” varlığını vurgular.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sözleşmenin 2.3 maddesi “koruma” (safeguarding) başlığı altında, somut olmayan kültürel mirasın “tesbiti, belgelenmesi, araştırılması, muhafazası, olumsuz etkenlere karşı korunması, canlandırılması, formel ve informel eğitim yoluyla aktarılması, değişik yönleriyle yeniden hayata geçirilmesi”ni hedef olarak tesbit eder.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1302467060357060984#_ftn1" name="_ftnref1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: #202020; font-family: Calibri; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Taraf devletler 12. madde uyarınca kendi ülkelerindeki somut olmayan kültürel mirasın envanterlerini çıkarmakla mükelleftir. 14. maddeye göre devletler, “somut olmayan kültürel mirasın tanınması, saygı kazanması ve canlanması amacıyla, i) genel kamuoyuna ve özellikle gençlere yönelik eğitici, farkındalığı artırıcı ve bilgilendirici programlar düzenlemek … iii) idari düzenlemeler ve bilimsel araştırmalar yoluyla mirası korumaya yönelik becerileri geliştirmek, iv) informel bilgi aktarım yöntemlerini kullanmak; b) kamuoyunu mirasa yönelik tehditler konusunda aydınlatmak” görevini üstlenir.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1302467060357060984#_ftn2" name="_ftnref2" style="mso-footnote-id: ftn2;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color: #202020; font-family: Calibri; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;21. maddeye göre UNESCO’nun ilgili komitesi somut olmayan mirasın korunması amacıyla taraf devletlere “korumanın çeşitli yönleriyle ilgili araştırmalar yapmak, uzman ve uygulayıcı personel sağlamak, personel eğitimi vermek, standart belirlemek, altyapı oluşturmak ve işletmek, ekipman ve beceri sağlamak” gibi yardımları taahhüt etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Eski yeradlarının korunması ve canlandırılması konusunda bu aşamada yapılabilecek olan ve belki de yapılması gereken, resmi bir iade sürecinden ziyade, bu tür araştırma, belgeleme ve bilinçlendirme programıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Daha somut olarak,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;a. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Yerel adlarla &lt;/span&gt;birlikte&lt;span style="color: #202020;"&gt; yerel tarihin, akademik ve popüler çerçevelerde araştırılması, belgelenmesi ve yayımlanması teşvik edilebilir;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;b. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Popüler yayınlarda ve eğitim müfredatında eski adların yaşatılması sağlanabilir;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; tab-stops: 18.0pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;c. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Karayolu levhalarında – ya da en azından turistik bilgilendirme tabelalarında – eski adlar anımsatılabilir;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; tab-stops: 18.0pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;d. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Eski ve yeni adları birlikte gösteren haritaların yayımı kolaylaştırılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Cüzi bütçelerle ve siyasi açıdan risksiz kararlarla hayata geçirilebilecek olan bu uygulamaların, kendi geçmişiyle ve kimliğiyle daha barışık, daha çoğulcu, daha özgüven sahibi bir Türkiye hedefine – biraz da olsa – hizmet edeceği muhakkaktır.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="mso-element: footnote-list;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="ftn1" style="mso-element: footnote;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1302467060357060984#_ftnref1" name="_ftn1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt; &lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;“… &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN" style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;ensuring the viability of the intangible cultural heritage, including the identification, documentation, research, preservation, protection, promotion, enhancement, transmission, particularly through formal and non-formal education, as well as the revitalization of the various aspects of such heritage.” Sözleşmenin resmi Türkçe metni anlaşılmaz bir dille yazıldığı için yeniden Türkçeye çevirildi&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #202020;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2" style="mso-element: footnote;"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=1302467060357060984#_ftnref2" name="_ftn2" style="mso-footnote-id: ftn2;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt; &lt;span lang="EN"&gt;(a) ensure recognition of, respect for, and enhancement of the intangible cultural heritage in society, in particular through: (i) educational, awareness-raising and information programmes, aimed at the general public, in particular young people; (ii) specific educational and training programmes within the communities and groups concerned; (iii) capacity-building activities for the safeguarding of the intangible cultural heritage, in particular management and scientific research; and (iv)non-formal means of transmitting knowledge; (b) keep the public informed of the dangers threatening such heritage, and of the activities carried out in pursuance of this Convention; (c) promote education for the protection of natural spaces and places of memory whose existence is necessary for expressing the intangible cultural heritage.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4964338003337300265?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4964338003337300265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/eski-yeradlarnn-iadesi-icin-ne-yaplmal.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4964338003337300265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4964338003337300265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/eski-yeradlarnn-iadesi-icin-ne-yaplmal.html' title='Eski yeradlarının iadesi için ne yapılmalı'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8628759246024888344</id><published>2011-09-09T12:00:00.002+03:00</published><updated>2012-01-12T17:59:04.488+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tehcir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anadolu tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erzurum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Kırkbin köyün biri</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kızılkilise. &lt;/strong&gt;Eskiden meşhur bir Ermeni köyü imiş. 1828 Rus harbinden sonra halkı topluca Rusya’ya göçmüş. (Burada kastedilen “Rusya” Rusya’nın aynı yıl İran’dan zaptettiği Erivan vilayetidir.) O devirden geriye bir aile kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra Hemşin’in köylerinden göçen Ermeni ve Müslümanlar yerleşmiş. 1890 küsur itibariyle 30 hane Müslüman, 35 hane Ermeni nüfus varmış. Coğrafya ansiklopedisi yazarı Peder Eprigyan&lt;span lang="ZH-CN" style="font-family: 'Arial Unicode MS'; font-size: 12pt;"&gt;¹&lt;/span&gt; “buranın Ermenilerinin Müslümanlarla akrabalık ve hısımlık ilişkisi vardır; hatta aralarında öyleleri vardır ki teyze ya da hala ve dayı oğulları Müslümandır” diye hayretini belirtmiş. O devir için çok yaygın bir hal değil; şaraptan dönme sirke keskin olur misali, dönenin kalanla dost kalması enderdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün ortasındaki tepenin üzerine yakın tarihte (yani 1890’dan önce) kocaman bir cami yapmışlar. Köyün adına vesile olan kızıl kilisenin temel taşları camiin on adım ötesinde görülmekteymiş. Maamafih Ermeni cemaati de 1865’te Kâhya Sahak’ın himmetiyle (kim olduğuna dair bilgi yok) hayli büyük ve güzel bir kilise yaptırmış. Aşağı mahallede 1828 muhacirlerinden kalma eski bir toprak kilise de varmış ama kullanılmıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eprigyan’dan bu kadar. 1915 tehcirine ait listelerde bu köyden 200 nüfusun sürüldüğü yazılı. Akıbetlerine dair bir şey bulamadım. 1960’ta adını &lt;strong&gt;Güzelyayla&lt;/strong&gt; yapmışlar. Erzurum’un 38 km kuzeydoğusunda, Tortum yolu üzerinde, iddiasız bir yer. Son seçimde Ak Partiye 78, MHP’ye 23, BBP, Hepar ve Saadet’e birer oy çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;1828 muhaceretini pek bilmiyordum, son haftalarda okudukça gözümden perdeler indi. Öyle anlaşılıyor ki, Erzurum, Kars ve Ağrı’nın Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı, her halükârda yarıdan fazlası, 1828’de Paskieviç’in ordularıyla birlikte apar topar sınırın öbür yanına göçmüş. Hadiseden 60-70 yıl sonra bile o taraflar terkedilmiş, ya da bir zamanlar mamurken şimdi üç beş hane kalmış, ya da göçer Kürt ve Türkmen aşiretlerince işgal edilmiş ex-Ermeni köyleriyle dolu görünüyor. Bu dediğim, 1880-90’lar. Meşhur soykırımdan bir kuşak önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göçün sebebi nereye kadar katliam korkusudur, nereye kadar Ruslar yeni aldıkları Erivan vilayetini iskân etmek için teşvik ettiler, emin değilim. Ama 1915’e bu kadar odaklandıkça, buzdağının esas büyük kısmı sanki gözden kaçırılıyormuş gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;DİPNOT&lt;br /&gt;&lt;span lang="ZH-CN" style="font-family: 'Arial Unicode MS'; font-size: 12pt;"&gt;¹ &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;H. S. Eprigyan, &lt;em&gt;Badgerazart Pnaşxarhig Pararan&lt;/em&gt; [Resimli Coğrafya Sözlüğü], iki kalın cilt, Venedik 1902. Hazinedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8628759246024888344?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8628759246024888344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/krkbin-koyun-biri.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8628759246024888344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8628759246024888344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/krkbin-koyun-biri.html' title='Kırkbin köyün biri'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-3020087787447089307</id><published>2011-09-06T11:56:00.002+03:00</published><updated>2012-01-13T20:54:49.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anadolu tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ortaasya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yer adları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ırkçılık'/><title type='text'>Pseudo-Avşar problemi</title><content type='html'>Problem şu: Kadim adı Avşar Köyü olan köy nasıl Rum köyü olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtimalleri sayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birinci ihtimal&lt;/strong&gt;: Eskiden Türk köyü idi. Bilinmeyen bir tarihte Türkler gitti, Rumlar yerleşti. Bu bir kere olmaz. Eşyanın tabiatına aykırı. O köyü Rumlara yedirmezler. Uzun süreden beri (yani tapu ve miras iddiası güdecek kimse kalmamacasına) metruk ise olur belki. Ama o zaman da adı Avşar Köyü kalmaz, yeni isim verilir. Adı hatırlanıyorsa tapusunu da hatırlayan biri çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İkinci ihtimal:&lt;/strong&gt; Avşarlar köyü Rumlara kiraladılar. Bu olabilir, mümkün. Araştırmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üçüncü ihtimal&lt;/strong&gt;: Rumlar Rum değildi, Hıristiyan Türk idi. Hatta belki Avşar Türkü idi. Bence bu da olmaz, kulağa doğal gelmiyor. Avşar vs. sonuçta sırf biyolojik soy adı değil, kültürel bagajı olan bir isim. Hıristiyan Türkler kendilerine bu adı vermiş olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dördüncü ihtimal:&lt;/strong&gt; Rumlar kendilerini korumak maksadıyla kamuflaj yaptılar, köylerine Türkçe isim verdiler. I-ıh, bu da zayıf. Rumların korkacağı kişiler harita üzerinden araştırma yapan kütüphane fareleri değil ki, oranın komşusu olan haydutlar. Kimin Rum kimin Müslim olduğunu bilmezler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Beşinci ihtimal&lt;/strong&gt;: Aynen Güzel Cumhuriyetimizin yaptığı gibi Osmanlı döneminde de yer isimleri dalga dalga Türkçeleştirildi. Rumun köyüne birileri gelip piyango usulüyle Avşar, Kayı, Kınık, Köseveli, Satıağa, Çukurviran gibi isimler verdi. Resmi işlemlerde bu adların kullanılmasını mecbur kıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle geliyor ki doğru cevap beşincisidir. Bütün belirtiler onu gösteriyor, 1460 ile 1470 arası bir tarihte Osmanlı devletinin idaresinde olan topraklardaki bütün köy ve mezralara – Avşar, Gökçeviran, Göynücek, Kızılsaray, Elmacık, Pelitbükü, Doğanoğlu, Hamzalı… gibi – Türkçe standart isimler vermişler. Ta 1550’lere kadar da vergi tahrirleri yapıldıkça, saray haremine alınan cariyelere takma isim verilmesi gibi, bilumum müslim ve gayrımüslim köylerine böyle standartlaştırılmış “vergilendirme isimleri” takılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç tane mühim belirti var bu tezi doğrulayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, 1460 itibariyle Osmanlı devleti sınırları içinde olan yerlerde halen Türkçe köy adı oranı %90 civarında. Oysa çok daha eski tarihte Türkleştiği halde 1460’ta Osmanlı egemenliğinde olmayan Erzurum, Malatya, Karaman gibi yerlerde Türkçe yeradı oranı çok daha düşük, Erzurum’da %40 dolayı, Karaman’da da bilemedin %65-70. [Bu oranlar 1960'taki büyük Türkçeleştirme hamlesinden öncesi için geçerli.] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki, Ömer Lütfi Barkan’ın yayımladığı Hüdavendigâr Vilayeti tahrir defterlerinde şöyle bir gariplik göze çarpıyor. 1487 tarihli defterde hemen hemen bütün yer adları Türkçe. 1521 ve özellikle 1573 tarihli defterde ise “Balcılar namı diğer Molivos” cinsinden çift isimler ciddi bir artış gösteriyor. Türkçe adı olan yerlere sonradan Rumca isim verilmesi pek mantıklı görünmediğine göre, 1487’de “unutturulmuş” olan bazı isimlerin sonradan hortladığını düşünmek yanlış olmasa gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç, bundan tam emin değilim, ama tahrir defterlerindeki bütün yer adları 15.-16. yüzyıl Türkçesinin özelliklerini ve o dönemin ideolojik kaygılarının izlerini taşıyor gibi. Bunu daha araştırmak gerek, şimdilik sadece bir sezgi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ne sonuç çıkarıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir&lt;/strong&gt;: Anadolu’da bir yerde Kayı, Kınık, Eymir, Avşar, Çepni, Yüreğir, İğdir gibi buram buram Ortaasya kokan isimler görürsen hemen heyecanlanma. Dur, sakin ol, araştır. Defterdarlık kaleminde 9-5 çalışan bir memurun kafadan attığı isimler olabilir bunlar. Yirminci yüzyılda kesin öyledir, ama Fatih zamanında öyle olmaz diye bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki&lt;/strong&gt;: Anadoluda insan topluluklarının kökenine dair söylenen her, ama HER sözün yalan olma ihtimali, doğru olma ihtimalinden daha yüksektir. Bunu da asla aklından çıkarma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ataları Ortaasyadan gelmişmiş. Güleyim bari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-3020087787447089307?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/3020087787447089307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/problem-su-kadim-ad-avsar-koyu-olan-koy.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/3020087787447089307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/3020087787447089307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/problem-su-kadim-ad-avsar-koyu-olan-koy.html' title='Pseudo-Avşar problemi'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-6442883131822017075</id><published>2011-09-05T22:48:00.003+03:00</published><updated>2012-01-13T20:55:28.070+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anadolu tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avşar'/><title type='text'>Kalktı göç eyledi Avşar illeri</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Avşar&lt;/strong&gt; Köyü hali vakti yerinde, büyükçe bir Rum yerleşimi imiş. 1823 yapımı Ayios Yiorgios kilisesi varmış. Yanılmıyorsam Bakırdağı’ndaki madeni işletmekle iştigal ederlermiş. Elinofon imişler, yani Yunanca konuşurlarmış diyor 1905 tarihli Rum Hayırsever Cemiyeti yıllığı, ama bu tip iddiaları ihtiyatla karşılamak lazım. Turkofon olmak pek ayıp ve cahilce bir şey sayıldığından, nezaketen de öyle yazmış olabilirler. Belki de pazar günleri kilisede temiz giysilerini giydiklerinde Rumca konuşurlardı, kim bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1870 gibi bir tarihte köy dağılmış. Sebebini bilmiyorum. Ama 40 hane &lt;strong&gt;Kiske&lt;/strong&gt; köyüne (şimdi Yaylaköy), 23 hane &lt;strong&gt;Satı&lt;/strong&gt; köyüne, 50 hane &lt;strong&gt;Çukuryurt&lt;/strong&gt; köyüne yerleşmiş. Geriye sadece 20 hane kalmış. Onların da 1905’e doğru dağıldığı anlaşılıyor. Ayrıca o yakındaki &lt;strong&gt;Postukaraköy&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Karacaviran&lt;/strong&gt; nüfusu da Rummuş. &lt;strong&gt;Kaleköy&lt;/strong&gt;’de de birkaç Rum aile varmış. 1919 ile 1923 arası bir tarihte hepsi birden tepelenmiş. Ya da mübadele edilmişler, bilgi bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresi biliyor musunuz? Kayseri’nin Develi ilçesinin en güneyinde, Zamantı Irmağının sol tarafında kalan kısmı. O tarihte Kayseri’ye değil Adana’ya bağlı. En derin Anadolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avşar’ın yerini bulamadım. Şıhlı kasabasına bağlı bir Avşar mezrası var görünüyor; belki orasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi oraların yerel internet sitelerine bakıyorsunuz. Maşallah hepsi daha dün olmuş gibi Horasan’ı, Alpaslan’ı, Ahmet Yesevi’yi, Avşar Türklerini, Oğuzların 24 boyunu hatırlıyorlar. Hititlerle Frigleri de bir şekilde Ortaokulda öğrenmişler, onları da görev gereği anmazlık etmiyorlar. Rumlar? İstiklal harbinde saldırmışlar, ama püskürtülmüşler Allahtan. Nereden çıktıkları belirsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ne zamandır Anadolu yer adlarına çalışıyorum. Her gün buna benzer en az beş tane hikaye öğreniyorum. Cehaletime her geçen gün biraz daha şaşakalıyorum. Bakar mısınız? Avşar köyü: özbeöz Rum yerleşimi!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-6442883131822017075?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/6442883131822017075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/kalkt-goc-eyledi-avsar-illeri.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6442883131822017075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6442883131822017075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/kalkt-goc-eyledi-avsar-illeri.html' title='Kalktı göç eyledi Avşar illeri'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1104808847799580669</id><published>2011-09-02T22:49:00.001+03:00</published><updated>2012-01-13T20:55:51.649+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='etimoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istibdad'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istiklal'/><title type='text'>Ya İstibdat ya Ölüm!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Eski dilde &lt;strong&gt;istiklal&lt;/strong&gt; iyi bir şey değil: keyfi iktidarla, hukuksuzlukla, istibdadla birlikte anılan bir kavram. Kıymete binmesi 20. yüzyıl başları gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimenin esas anlamı yalnızlık. 16. yüzyılda Ahteri sözlüğü &lt;em&gt;infirad&lt;/em&gt; (“yalınma, yalnız kalma”) demiş. Ondan 150 yıl sonra Meninski eşanlamlısını &lt;em&gt;yalınğızlık&lt;/em&gt; diye vermiş, ama “absoluta authoritas, plenum dominium, plenipotentia” diye eklemiş. Yani mutlak ve koşulsuz iktidar, sınırsız güç. Bir sürü örnek saymış. &lt;em&gt;İstiklal-i külli&lt;/em&gt; = her türlü sınırdan azade mutlak otorite. &lt;em&gt;İstiklal bulmak&lt;/em&gt; = ipini koparmak. &lt;em&gt;Her biri tarik-ı istiklale salik oldı&lt;/em&gt;, yani başlarına buyruk oldular, ama övülecek anlamda değil, derebeylikten, isyandan söz ediliyor. Bir de iyice şaşırtıcı örnek: “&lt;em&gt;Min ba’ad [bundan böyle] âli Osman istiklal bulup istibdad davasına iktidar bulmayalar.&lt;/em&gt;” Bağlamı çözemedim, ama belli ki Osmanoğlunun iktidar azgınlığına karşı bir çare arayışı söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılda İbnülemin, istiklal sözcüğünü hala bu anlamda kullanır. Sultan Abdülaziz’i deviren cuntanın sadrazamı olan Rüşdi Paşa, yazara göre “&lt;em&gt;Sultan Muradın saltanatı hengâmında atabeki devlet, yahud diktatör mertebesine yükselerek istiklâl ve istibdade koyulmuş olan reviyet şiar, hud’akâr [kuşkucu ve hilebaz] bir adem&lt;/em&gt;”dir. Atabeki devlet, Moğollar çağında fiili iktidarı ele geçirerek derebeyliğe soyunan vezirlerden kinaye. İstiklal ve istibdad ikizliğine dikkat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir üst güce hesap vermeyen iktidarın tehlikelerini gayet iyi algılamışlar belli ki. Avrupa Birliği hakkında ne düşünürlerdi bilmem, ama İbnülemin’in yazdığı tarihte &lt;strong&gt;İstiklal Marşı&lt;/strong&gt; çoktan bestelenmişti, o sözcüğü masumane kullanmış olduğunu sanmam.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-1104808847799580669?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/1104808847799580669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/ya-istibdat-ya-olum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1104808847799580669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1104808847799580669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/09/ya-istibdat-ya-olum.html' title='Ya İstibdat ya Ölüm!'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-5555680740743359366</id><published>2011-08-27T22:52:00.002+03:00</published><updated>2012-01-13T20:56:38.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurtuluş savaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lozan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevr'/><title type='text'>De ki Bandırma vapuru yolda battı</title><content type='html'>&lt;em&gt;(Yanlış Cumhuriyet'ten bir bölüm aktarıyorum. 1994'te yazıldı, 2008'de yayımlandı.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fbUnderline"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Milli Mücadele olmasa, Türkiye bağımsızlığını kaybeder miydi?&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk devletinin bağımsız varlığına son verilmesini öngören bir talep veya tasarıya, ne İtilaf devletlerinin Dünya Savaşı yıllarındaki gizli paylaşım anlaşmalarında, ne Mondros mütarekenamesinde, ne Sèvres antlaşmasında, ne de Batılı devletlerin resmi deklarasyonlarında veya sonradan açıklanmış belgelerinde rastlanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Savaşı galipleri, 1914-1923 döneminde Türkiye'ye ilişkin bir dizi farklı senaryoyu gündeme getirmişler, çeşitli ihtimaller üzerinde durmuşlardır. Bu tasarıların ortak noktası, Türkiye'den bazı toprakların ayrılması ve geri kalan bağımsız Türk devletinin icra kabiliyetinin çeşitli askeri, ekonomik ve hukuki kayıtlarla kısıtlanmasıdır. Farklı senaryolar arasında Türkiye açısından &lt;em&gt;en kötüsünü&lt;/em&gt; temsil eden Sèvres antlaşması ile &lt;em&gt;en iyilerinden birini&lt;/em&gt; temsil eden Lausanne antlaşması, sadece kaybedilen arazinin miktarı ve uygulanacak kısıtlamaların niteliği açısından farklılık arzederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bu dönemde Türkiye'ye karşı kamuoyu önünde en katı tavrı sergileyen ülke İngiltere olmuştur; Türkiye'nin fiilen işgali veya paylaşılması kararlaştırıldığı takdirde bu kararı uygulayabilecek durumdaki tek devlet de budur. Dolayısıyla Türkiye'yi yoketme kararının İngiltere'nin onay ve desteği olmadan alınması mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)&amp;nbsp;&amp;nbsp; İngiltere'nin ne savaş esnasında ne de savaşı izleyen dönemde, bugünkü Türkiye sınırları içinde kalan topraklar üzerinde, resmen veya örtülü olarak ifade edilmiş bir toprak talebi olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)&amp;nbsp; Yarı-bağımsız bir Türkiye üzerinde kurulacak İngiliz manda veya himaye rejimi de, İngiliz hükümetince mütarekeden itibaren defalarca ve kesin bir dille reddedilmiştir. (Ancak İngiltere, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında müttefik devletler denetiminde bir uluslararası rejim kurulmasını savunmuştur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zayıflamış ve küçülmüş bir Türkiye'nin uzun vadede İngiltere'nin "kucağına düşeceğine" ilişkin bir beklenti eğer bazı İngiliz çevrelerinde varolmuşsa, bunun bugüne kadar herhangi bir belgesi keşfedilmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uluslararası durum ve emsaller&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist devletlerin 1918'de Türkiye'nin bağımsız varlığına son vermeyi tasarladıklarına ilişkin inanış, sanırım gerek Türkiye'nin konumuna, gerekse dönemin uluslararası dengelerine ilişkin bazı yanlış kanılardan kaynaklanmaktadır. Olaylara daha global bir bakış, Batı'nın tasarıları hakkında bize daha sağlıklı bir perspektif sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Birinci Dünya Savaşının sonu, 19.cu yüzyıl emperyal politikalarının tüm dünyada çözülmeye başladığı dönemdir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı ülkelerinin savaş nedeniyle içine düştükleri korkunç mali, askeri ve ideolojik/manevi zaaf, koloni halklarının fırsattan yararlanarak direnişe geçmelerine zemin hazırlamıştır: 1919'un ilk yarısında Mısır, Irak, Suriye, Hindistan, Afganistan ve Güney Afrika'da anti-kolonyal hareketler görülecektir. Kolonyalizme öteden beri karşı olan ABD'nin dünya politikasında ağırlık kazanması (ve bir ölçüde, Bolşevik devriminin etkisi), bu eğilimleri hızlandırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere ve Fransa'nın, koloni imparatorluklarını yönetme ve savunma maliyetlerini kaldıramayarak, köklü tasarruf tedbirlerine gitmeleri de bu döneme rastlar. Bütçelerdeki sıkışmayla beraber, koloni harcamalarının kısılmasını – hatta kolonilerin tümden tasfiyesini – talep eden sesler, İngiliz ve Fransız parlamentolarında ağırlık kazanır. Çekilme süreci hemen sonuca ulaşmayacaktır; ancak İkinci Dünya Savaşını izleyen günlerde kolonyal imparatorlukların yıldırım hızıyla tasfiyesinin ilk adımları bu yıllarda atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolonyal sistemin ıslahı, barış konferansının en önemli konularından birini oluşturmuştur. ABD'nin öncülüğü, İngiltere ve Fransa'nın yarı-gönüllü desteğiyle, "geri" ülkeler için Milletler Cemiyeti mandası, himaye, ortak-yönetim gibi yeni yönetim biçimleri aranmıştır. Sonuçta bu arayışlardan önemli bir sonuç çıkmamış olsa da yönelim açıktır: savaşın galibi olan devletlerin dahi, eskisi gibi keyfi bir yayılma siyaseti izlemeleri iradesi ve imkânı artık kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Osmanlı imparatorluğunun dağılmasıyla İngiltere ve Fransa’nın, Orta Doğu'da muazzam bir yeni imparatorluğa konduğu doğrudur. Ancak imparatorluklar çağının bu son büyük yayılma hamlesi, öncekilerden çok farklı bir karaktere sahiptir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere, ele geçirdiği ülkelerde – Irak petrolleri ve Süveyş kanalı üzerindeki denetimini güvenceye almak dışında – kalıcı bir yönetim kurmayı denememiştir. &lt;strong&gt;Irak&lt;/strong&gt;, 1922'de yapılan antlaşmayla bağımsız ve hükümran bir krallık olarak tanınmış, ancak 20 yıl süreyle askeri ve mali konularda İngiliz denetimini öngören himaye rejimi kurulmuştur. Anlaşma süresinin bitmesi beklenmeden, 1932'de Irak'a tam bağımsızlık verilecektir. &lt;strong&gt;Mısır&lt;/strong&gt;'ın bağımsız krallık statüsü 1922 Allenby deklarasyonuyla teyit edilmiş; ülkedeki İngiliz askeri varlığının 1936 yılına kadar peyderpey tasfiye edilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. &lt;strong&gt;Filistin&lt;/strong&gt;'de Musevi-Arap çatışması nedeniyle İngiliz yönetimi daha aktif bir idari rol oynamaya zorlanmıştır, fakat tatmin edici bir yönetim modeli oluşturmadan 1948'de ülkeyi terkedecektir. &lt;strong&gt;Hicaz&lt;/strong&gt;'da ise, birkaç askeri danışman ve kısıtlı para yardımı dışında İngiltere'nin kayda değer bir rolü olmamıştır. Hicaz krallığı 1926'da çöktüğünde, İngiliz yönetimi kılını bile kıpırdatmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece &lt;strong&gt;Suriye&lt;/strong&gt;'de Fransızlar daha kapsamlı bir kolonyal yönetim kurma yoluna gitmişlerdir; ancak bunun da görünen nedeni, 1918-20 yıllarında oluşan Suriye milli hükümetinin, İngilizlerce körüklendiği sanılan birtakım direniş denemelerine girmesidir. 1927'de Fransız yönetimi yerel temsilcilerden oluşan bir Kurucu Meclis toplanmasına izin vermiş, 1936'da ise Suriye'ye bağımsızlık tanımayı kabul etmiştir (Daha sonra İkinci Dünya Savaşının çıkması nedeniyle bu antlaşma ancak 1946'da uygulanabilmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı geçen yerler, unutmamalı ki, 400 ila 700 yıldan beri yabancı egemenliği altında ve devlet teşkilatından yoksun olarak yaşamış, devlet olmanın asgari altyapısına (örneğin orduya, donanmaya, ciddi bir polis teşkilatına, vergi toplama sistemine, tapu kayıtlarına, idareci yetiştiren yüksek okullara, bunları kuracak yetişmiş kadrolara) sahip olmayan ülkelerdir. Osmanlı'nın yoktan var edilmiş birkaç geri vilayeti üzerinde dahi doğrudan yönetim kurmaktan kaçınan İngiltere ve Fransa'nın, yüzlerce yıllık imparatorluk geleneğine, yönetim kurumlarına, az çok tecrübeli elit kadrolara, köklü bir orduya ve hükümran devlet ideolojisine sahip Türkiye gibi bir ülkeyi, halkının arzusu hilafına yönetebileceğini sanması için bir neden görünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Üstelik Suriye, Filistin, Hicaz ve Irak, Dünya Harbi sırasında savaşarak ele geçirilmiş, geleneksel tabiriyle "fethedilmiş" yerlerdir; savaş sonu itibarıyla fiilen İngiliz askeri işgali altındadır. Mısır ise 1880'lerden beri zaten İngiliz kontrolündedir. Bu ülkelerde tartışma mevzuu, yabancı yönetimin nasıl &lt;em&gt;kurulacağı&lt;/em&gt; değil, nasıl ve hangi koşullarda &lt;em&gt;çekileceğinden&lt;/em&gt; ibarettir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de durum farklıdır: 1918 mütarekesi Misak-ı Milli sınırlarında imzalanmıştır. Ateşkesten sonra Türkiye'yi kalıcı bir şekilde ele geçirmek için İngiltere ve müttefiklerinin yeniden ciddi bir savaşı göze almaları gerekir. Oysa dört yıl boyunca tarihin en anlamsız katliamlarından birine tanık olan Avrupa kamuoyunun (ve o savaşta tükenen Avrupa ekonomilerinin) böyle bir maceraya izin vereceği çok şüphelidir. 1919 yazında İngiliz orduları hemen bütünüyle terhis edilmiştir. Savunma bütçesi 1918'de 800 milyon sterlin düzeyinden 1922'de 111 milyon sterline indirilmiştir. Savaş sırasında son sınırına kadar zorlanan İngiliz maliyesi, 1920'de ülke tarihinin en büyük krizlerinden birine girmiştir. Bu koşullarda İngiltere'nin Türkiye için yeni bir savaşı göze alacağını düşünmek, hayalperestlik olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. Kaldı ki – ve işin püf noktası budur – Türkiye'nin böyle bir çabaya değecek bir stratejik mal varlığı yoktur. Emperyalist ülkelerin Türkiye'ye sahip olma hayaliyle kıvrandığını varsaymak, bu anlamda, objektif gerçeklerden ziyade milliyetçi duygu ve hayallere tekabül etmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak o tarihte yeryüzünün bilinen en büyük petrol rezervlerine sahiptir; üstelik İran ve Kuveyt petrollerinin denetimi için de Irak kilit konumdadır. Britanya imparatorluğu için can damarı değerindeki Süveyş Kanalı Mısır’dadır. Hicaz, Müslümanların kutsal mekânlarını barındırır. Fransızların Suriye ile ilgilenmesi de, Kerkük petrollerini ele geçirme planının bir parçası olarak gündeme gelmiştir; Kerkük'ü İngilizler "kaptıktan" sonra dahi, Suriye Kuzey Irak petrollerinin Akdeniz'e ulaşım yolu üzerindeki stratejik önemini korumuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ele geçirilip yönetilmesi birtakım yeni kurulmuş Arap ülkelerine oranla sonsuz ölçüde daha zahmetli ve pahalı olan Türkiye, bu zahmetin karşılığında istilacı güçlere nasıl bir fayda vaadedebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin petrolü yoktur. Kayda değer – uğruna savaşmaya değecek – başka yeraltı veya yerüstü zenginliği de yoktur. Türkiye'nin dünya dengeleri açısından en önemli stratejik avantajı Rusya'nın güneyinde aşılması güç bir tampon oluşturmasıdır. Ancak bu işlevi bağımsız ve dost bir Türkiye, parçalanmış, veya yabancı işgaline uğrayarak iç mücadelelere düşmüş, veya Batı'dan düşmanlık gördüğü için Rusya'ya sığınmak zorunda kalmış bir Türkiye'den daha iyi yerine getirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç ticari pazarlar açmaksa, Türkiye zaten 1838'den 1913'e kadar İngiltere ve Fransa'ya hemen hemen tamamiyle açık bir pazar olmuştur. Ve buna rağmen bu ülkelerin ticaretinde ciddi bir yer edinmeyi başaramamıştır. Toplam yıllık &lt;em&gt;cirosu&lt;/em&gt; en iyi ihtimalde 30-35 milyon sterlini aşmayacak bir pazarı ele geçirmek ve elde tutmak için emperyalist devletlerin katlanabileceği askeri masraf ne kadardır? Kaldı ki pazar açmak için ülkelerin fethedilmesi gerektiği fikri, Marksistlerin teorik evreni dışında pek taraftar bulabilmiş bir düşünce değildir. Örneğin siyasi bağımsızlığı bir hayli sağlam olan Fransa'nın, İngiliz mallarının dış pazarı olarak bu tarihte Türkiye'nin yaklaşık elli katı bir payı vardır. Bağımsız milletlerin seve seve satın aldıkları malları zorla satmak için Merzifon'a ve Maraş dağlarına ordular sevketmenin mantığını kavramak ise kolay değildir. Ayrıca Türkiye'de aklı başında bir bağımsız devlet olsa, Türk pazarını İngiliz mallarına kapatmak için ne gibi bir mantıklı nedeni olabileceği de meçhuldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç: Türkiye'yi neden zayıflatmak istediler?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletlerinin savaştan sonra Türkiye'ye karşı takındıkları düşmanca tavır, Türkiye'nin devlet olarak varlığına son vermekten çok, ülkeyi hırpalamaya, zayıflatmaya, yıpratmaya, cezalandırmaya, yıldırmaya yönelik bir politika olarak değerlendirilmelidir. Günümüzden örnek vermek gerekirse, Körfez savaşından sonra Irak'a, başka vesilelerle Libya'ya, İran'a, Sırbistan'a uygulanan müeyyideler akla gelecektir: uluslararası düzeni tehdit eden bir ülkenin "canının acıtılması" hedeflenmiştir. &lt;em&gt;[Bu makalenin 1994’te yazıldığını hatırlatayım – SN 2011]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tutumun gerekçesini anlayabilmek için, Türkiye'nin Jön Türk ihtilalinden beri içine girmiş olduğu tutumu hatırlamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, 230 yıllık bir fasıladan sonra, İttihat ve Terakki yönetimi altında tekrar fetih hayallerine kapılmıştır. Enver Paşa Azerbaycan'ı ve Turan'ı istila etmeye kalkışmış; Mısır'dan Afganistan'a, Bakû'dan Bingazi'ye uzanan bir alanda Türk ajanları Batı çıkarlarına karşı terör ve sabotaj eylemlerine girişmişlerdir. Dünyaya meydan okuyan bir milliyetçilik anlayışı Türk yönetici sınıflarını etkisi altına almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede Batılıların mal varlıklarına el konmuş, alacakları dondurulmuş, sözleşmelere dayalı hakları feshedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin Hıristiyan vatandaşlarına karşı uygarlık tarihinin az tanık olduğu bir tasfiye kampanyası açılmış, milyonlarca insan evlerinden ve yurtlarından sürülmüştür. Harp sırasında bu kampanyanın insanlık dışı boyutlar kazandığına inanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu niteliklere sahip, saldırgan ve fanatik bir rejim İngiltere ve Fransa'ya karşı açtığı savaşta hezimete uğrayıp çöktükten sonra dahi, Türkler, Batı ile bir uzlaşma ve işbirliği arayışı başlatacakları yerde, yeniden bir meydan okuma havasına girmişlerdir. 1919 başlarından itibaren eski rejimin kalıntılarının siyasi ortama hakim olmaya başladığı, orduyu terhis etmeyi reddettiği, Anadolu'da bir direniş hareketi örgütlediği haberleri gelmeye başlamıştır. Karadeniz'de "kılıç artığı" Rumların düzensiz çetelerin saldırısına uğradığı, Kilikya'da tehcirden dönen Ermenilerin silahlı direnişle karşılaştıkları rapor edilmektedir. Musul'da İngiliz yönetimine karşı, Teşkilat-ı Mahsusacıların önayak olduğu sanılan bir Kürt ayaklanması patlak vermiştir. Mısır ve Hindistan'da 1919'un ilk aylarında filizlenen anti-kolonyal hareketlere İttihatçı Türklerin destek olduğundan kuşkulanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletlerinin yardımıyla İstanbul'da örgütlenmeye çalışan muhalefet, ortama hakim olmakta tamamen başarısız kalmış, kısır siyasi çekişmelere gömülerek inisyatifi yeniden İttihatçılara terketmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumu İtilaf devletlerinin bakış açısından değerlendirebilmek için, Birinci Dünya Savaşı yerine İkincisini, Türkiye yerine Almanya'yı ve İttihat ve Terakki yerine Nazi Partisini koymayı deneyelim. Savaşın bitiminden altı ay sonra, acaba savaşı başlatan rejimin kalıntıları Almanya'da yeni bir liderlik altında toparlanarak işgal kuvvetlerine karşı bir direniş hareketi başlatsalardı sonuç ne olurdu? Almanya'nın taşrasında Nazi’lerce kışkırtılan kişilerin Yahudilere eziyet etmeyi sürdürdüğü duyulsa; Nazi eğilimli Alman basını Adenauer ve Brandt'ı "vatan haini" ilan eden kampanyalar açsa; eski rejime ait gizli silah depolarının ülke içlerine kaçırıldığı tesbit edilse; Alman yönetiminin gizlice Sovyetlerle anlaşıp müttefik işgaline karşı silahlı direnişe geçmeyi tasarladığı haber alınsa, acaba İkinci Dünya Savaşı galipleri nasıl bir tepki gösterirlerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanların savaştan sonraki teslimiyet tavrına oranla, Türk tepkisinde etkileyici, hatta trajik bir kahramanlık ögesi bulunduğunu inkâr edemeyiz. Ancak sonuçta Almanya'nın mi, Türkiye'nin mi seçtiği yoldan daha kârlı çıktığı ayrı bir konudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-5555680740743359366?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/5555680740743359366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/de-ki-bandrma-vapuru-yolda-batt.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5555680740743359366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5555680740743359366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/de-ki-bandrma-vapuru-yolda-batt.html' title='De ki Bandırma vapuru yolda battı'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-9089562985029203659</id><published>2011-08-25T22:53:00.001+03:00</published><updated>2011-09-17T12:17:33.099+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Ne demişim?</title><content type='html'>Milliyetçiliğin her çeşidinin boktan olduğunan inanan biriyim. Kürt milliyetçiliği dahil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar neden illa ki “benim dilimi konuşsun, isterse çapulcu olsun” sıfatında birilerinin yönettiği bir ülkede yaşamak ister, bundan ne zevk alır, bir gün bile anlamış değilim. Amerikan üniversitesine pekala gidiyorsun, Singapur şirketine çalışıyorsun, Japon hastanesine yatıyorsun, İngiliz kitabı okumayı seviyorsun, Arjantinli sevgili tutuyorsun. Neden yaşadığın ülkenin tarım orman ve hayvancılık bakanlığı seninle aynı dili konuşmaktan başka hayatta bir artısı olmayan öküzlerin elinde diye mutlu olasın, vallahi anlamaktan acizim. Avusturyalı daha iyi yapıyorsa ver o yapsın, sana ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Kürtlerin bağımsızlığı fikrine en ufak bir sempatim yok. Ona bakarsan Türklerin bağımsızlığı fikrine de sempatim yok. 1919’da burasını bir müddet İngilizler yönetseydi bugün bin kat daha iyi bir yerde yaşıyor olurduk, şüpheniz olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ha Kürtlere nerede sempatim var söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri eline sopayı almış yüz senedir memleketi sıra dayağından geçirmiş. Habire adamlara kimlik üzerinden hakaret ediyor, bizim atalarımız Ortaasyadan geldi size kodu, siz zaten adam sayılmazsınız, diliniz yok, kültürünüz yok, tarihiniz yok, ne mutlu yüce ırkımızdan olana, ya seversin ya terkedersin, sus hizaya gel eşek herif o dili konuşma diye girişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, asgari onur sahibi olan bir insan böyle şeye tahammül edemez. Normal olarak hayatta kimlikle mimlikle işi olmayacak biri de olsa hakaret karşısında o kimliğin onurunu sonuna kadar dik tutmak ister. O lafları da Allahın izniyle o heriflere yedirir. Doğrusu budur. Bunu yapıyorsa alkışlanır. Yapmıyorsa “demek ki haketmişin” derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdimiz Kürtlere bağımsızlık yahut özerklik yahut demokratik bilmemne değil, hayır. Maksat o hakaretleri sahibine yedirmek. Kürtlere – ve Ermenilere, Japonlara, Türklere vs. – hakaret edemeyecekleri bir ambiyansı yaratmak. Yani derdimiz Türkiye meselesi, Kürtiye değil. Yoksa bana ne Kürdistandan? İki yılda bir kere Diyarbakır’a gideceksem ha pasaportla gitmişim ha pasaportsuz, ne fark eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Önceki yazıda başka şey anlatmışım ama, Allah için bir kişi anladı mı bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırak Kürtler haklı mı haksız mı davasını, yazı onunla ilgili değil. Bir gözlem yapıyor. Diyor ki dünyada ufak ulus milliyetçiliği azmıştır. Bir milletin öbür milleti kafasına göre yönetebildiği devir kapanmıştır. Koca Sovyetler Birliği yapamadı, Yugoslavya yapamadı, Saddam Hüseyin yapamadı, Etiyopya bile yapamadı. Hani nüfusu bir-iki milyon olur, ya da Tibetliler gibi kendi yurtlarında azınlığa düşmüş olurlar, belki. Ama on küsur milyonluk, coğrafi bütünlüğe sahip dünya yüzünde başka örnek var mı? Yok. Hepsi bu kadar. Hayal kurmanın alemi yok. Ya Türkiye aklını başına toplayıp Kürtleri memnun edecek bir çözüm bulacak. Ya da bugün olmazsa yarın, acı hakikatle yüzyüze gelecek. Başka ihtimal bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 150 sene önce biri dese ki Bulgaristan, Arnavutluk yarın öbür gün kopar, herhalde saçmalıyor derlerdi. Sonuç ne oldu, sen ona bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem gaz ver, gaz ver, nereye kadar? Türkiya büyük ülkedir, çok çok çok büyük ülkedir, sıfır sorun padişahıdır, Somalinin hamisidir, peki, ama gazla bu iş bir yere kadar yürür. Sonra patlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Sonra yazı hiç tahmin etmediğiniz iki argümanla devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, zannettiğinizin aksine vakit Türklerden değil Kürtlerden yana. Cumhuriyetin ilk devrinde oraları bugünkü kadar Kürdistan değildi. Mardin’e Kürtleri sokmazlardı. Siirt’te, Urfa’da, Adıyaman’da kimse Kürtçe konuşmazdı. Şimdi git bak ne oldu. Van’ı saymazsan Türk kalmadı. Süryani kalmadı. Araplar sindi, kayboldu. Zazalar araziye intibak etti. Kürt nüfus deli gibi arttı. Ve Batıdan göründüğü gibi hiç değil, özgüvenleri geldi, Kürtlükleri keskinleşti. İyi mi oldu kötü mü oldu demiyorum. 35 yıldır memleketi bucak bucak gezen ve bölgenin tarihini iyi bilen biri olarak, gördüğümü söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki, sopa yöntemi ters tepti. Haklıydı, haksızdı, ama insancıklar yazık filan demiyorum bakın. Onlar ayrı mevzu, sırasıyla ona da geliriz. Buz gibi bir tespit: adamları vurdukça, dövdükçe, hapiste bilmem nerelerine cop soktukça tırsmadılar; daha bilendiler. İtiraf edeyim, direnmeleri hoşuma gidiyor. Bana da yapsalar inşallah ben de bilenirdim. Ama hoşuma gitse de gitmese de olgu bu. Fakt yani. 76’da, 80’de oralara giderdim, o zamanki haleti ruhiye ne, bugünkü haleti ruhiye ne. Arada uçurumlar var, ve korkma, sinme, tevekkül etme yönünde değil, zalimi hor görme yönünde. Galip geleceklerine inanmışlar. Daha bundan öte başa çıkamazsın. Yenildiğini kabul edeceksin. Bitti. Değiştir plağı. Hepsinin sorumlusu Ergenekon’du de, beş tane aptal paşayı içeri at, yeni sayfa aç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ha bundan ne sonuç çıkarmışım? Yaşasın halkların bilmemnesi mi demişim, zafer narası mı atmışım? Hayır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması lazım demişim. Hatta o yetmez, Kuzey Irak’la Suriye de Türkiye’nin yörüngesine girse ne iyi olur diye üstü kapalı niyet belirtmişim. (Evet, merak ettinizse söyleyeyim, Ermenistan da girse ben şahsen sevinirim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunun için ne lazım? Bir dar, bir de geniş açılı lens lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar olanı şu: Dünyada biri büyük biri küçük iki milletin başarıyla bir arada tutunabildiği örnekler nereler? Saymışız, Büyük Britanya var, İspanya var, iyi kötü Kanada var. Türkiye’nin önündeki örnekler budur. Aşağı yukarı bunlardan birine benzeyen, yahut o minval üzerine yeni bir şeyler kotaran bir model buldun buldun. Yoksa unut Hakkari’yi. Amerikayı baştan keşfedecek değiliz. Model budur, çözüm de şayet bulunacaksa orada bulunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş olanı da şu: Türklerin o allahın cezası millet-i hakime kibrini kırmadıkça çözüm mözüm olmaz. Kürt kardeşim yerine aynı rahatlıkla Kürt ağabeyim diyebildiğin gün, sünnetsiz Ermeni dölünün de bu milletin mukadderatında omzu ve ağzı kalabalık yeniçeri kadar hakkı olduğu fikrini içine sindirebildiğin gün bir önceki paragrafta sözü edilen çözümleri adam gibi masaya koyup tartışabilirsin. Yoksa konuşalım diye ağzını her açtığında karşındaki sadece hakaret duyar; açılımın da ayağına dolanır; vermeye tenezzül ettiğin haklar da, verdiğin gün solar, kurur, dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte buyurun, çözüm perspektifi. Bana sorarsanız gayet vatanperver, yapıcı, iyimserimsi bir perspektiftir. Ama yok öyle değil deseniz de üzülmem. Yeter ki adam ne demiş diye merak edin, kırk senelik bayat şablonlarla sayfamı doldurmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mersi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-9089562985029203659?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/9089562985029203659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/ne-demisim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/9089562985029203659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/9089562985029203659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/ne-demisim.html' title='Ne demişim?'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-696395974676869269</id><published>2011-08-19T22:54:00.001+03:00</published><updated>2011-09-17T12:16:01.756+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa reformu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürd'/><title type='text'>Kürt Sorunu Yoktur, Türk Sorunu Vardır</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;em&gt;Bu yazıyı&amp;nbsp;iki yıl önce "Kürt Sorunu" hakkındaki derleme bir kitap için yazmıştım. Basında çıkmadı. Aradan geçen sürede hiç eskimediğini sanıyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünyada halen başka bir ulusun siyasi egemenliği altında yaşamaya devam eden en büyük homojen ulusal topluluk Türkiye Kürtleridir sanırım.&lt;/strong&gt; Sovyetler Birliği ve Yugoslavya, egemenlikleri altındaki ulusal topluluklara hükmedemeyerek dağıldılar. Çin’de Uygurlar ve Tibetliler kendi ülkelerinde küçük bir azınlık durumundalar; hiçbir coğrafi alanda homojen bir çoğunluğa sahip değiller. Başka bir ilginç örnek olan Etiyopya’da egemen Amhari ulusunun üstünlüğü 1991 devriminden sonra sona erdi, gevşek bir federal yapı benimsendi. Sudan devleti, Arap olmayan bölgeler üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Nüfusu 10 milyonu aşan başka örnek düşünemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki başarılı görünen çokuluslu devletlerde iki ayrı model göze çarpıyor. İsviçre ve Hindistan’da devlet, bir ulusal toplulukla özdeşleşmiş değildir. İsviçre’de dört, Hindistan’da ise 18 kadar etnik topluluk, ayrı ayrı egemenliğe sahip birimler olarak yaklaşık eşit haklarla bir araya gelmiş ve ortak bir devlet kurmuşlardır. Bu devletler, egemenlikleri altındaki ulusal topluluklardan herhangi biri ile özel bir bağı olmayan birer siyasi üstyapıdır. Çekoslovakya’da bu model yürümedi. Belçika’da da, ayrı iki topluma dayanan devlet modelinin çözülmeye yüz tuttuğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu modelin Türkiye için geçerli olmadığı muhakkaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer model, İngiliz egemenliği altında geniş haklara, özgürlüklere ve yerel idari yapılara sahip olan ve güçlü bir ulusal kimliği koruyan İskoçya ve Galler Ülkesi modelidir. Buna benzer bir model İspanya’nın Katalan ve Bask ülkelerinde büyük mücadelelerden sonra kurulabildi. Kanada’daki yapı teorik olarak İsviçre’ye benzer bir federasyon ise de pratikte daha çok İngiltere ve İspanya modeline yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’de &lt;em&gt;eğer&lt;/em&gt; Kürt Sorununa barışçı bir çözüm bulunabilecekse, İngitere ve İspanya modelinden farklı bir seçenek mevcut veya mümkün görünmüyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Kürtlerden yana&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;Türkiye’de mevcut yapının daha fazla sürdürülemeyeceği apaçık ortadadır. Öngörü sahibi siyasi yorumcular bu gerçeği daha 1960 ve 70’lerde algılamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk devletinin, sayıca bu kadar büyük ve coğrafi anlamda homojen bir topluluğu askeri kontrol ve propaganda yoluyla ilelebet elde tutmaya yetecek maddi güce ve basirete sahip olduğu şüphelidir. Kaldı ki Sovyetler örneği, öyle bir güç ve basiret olsa bile, günümüz dünyasında bunun ulusal toplulukları yönetmeye yetmediğini kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Kürtlerden yana işlemiştir. &lt;strong&gt;Türkiye’nin Doğu bölgesinde Cumhuriyet’ten önce varolan sosyal ve etnik denge Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürtler lehine radikal bir şekilde değişti.&lt;/strong&gt; Türk yönetici, Ermeni köylü ve esnaf, Arap tüccar ve din adamı ile Kürt aşiretten oluşan eski çokuluslu yapı, Ermenilerin tasfiyesiyle dengesini kaybetti. Eskiden Diyarbakır, Van, Bitlis gibi kentlerde kent nüfusunun önemli bir unsurunu oluşturan Türk yönetici sınıfı 1925-60 yılları arasında bölgeyi terkederek yerel egemenliği Kürtlere bıraktı. Bölgede bugün devlet memurları ile aileleri dışında yerleşik Türk unsuru kalmamış gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960-70’lerde Kürt gençliğinin lise ve üniversite eğitimine katılmasıyla birlikte eski sosyal hiyerarşi altüst oldu. Eğitilmiş kuşağın, kendi ülkesinde aşağılanan bir “ikinci sınıf” vatandaşlığa razı olmayacağı ve yönetim pozisyonlarını talep edeceği aşikârdı. Nitekim 1970’lerdeki ilk Kürt milliyetçi hareketlerinin hemen tümüyle üniversite gençliği arasında ortaya çıkmış olması anlamlıdır.¹&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’larda boşaltılan köylerden kentlere akan nüfus, bölgede Kürt kültürel egemenliğinin pekişmesine zemin hazırladı. Bölgede önemli bir nüfus oluşturan Zazalar (Siverek gibi birkaç örnek hariç) ya Kürtlüğe asimile edildi, ya da siyasi bakımdan Kürt hareketi içinde yer aldılar. Yakın tarihe kadar Arap çoğunluğun bulunduğu Mardin ve Urfa kentleri ile kısmen Siirt’te bugün Kürtler egemen unsurdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca nüfus artış hızı bakımından Kürtler, Türklere karşı bariz bir üstünlüğe sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu koşullarda Türkiye’nin, “üniter ve milli devlet” retoriğine ve askeri üstünlüğe dayanarak Fırat’ın doğusunda egemenliği uzun süre elde tutabileceğini farzetmek hayaldir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baskı ters tepti&lt;br /&gt;-------------------&lt;br /&gt;Belirginleşen Kürt “tehlikesine” karşı Türk devleti, 1980 yılından bu yana sistemli bir askeri baskı ve yıldırma politikası izledi.&lt;strong&gt; Rasyonel görünmeyen bu politikanın ısrarla sürdürülmesi, a) ideolojik körlük, b) basiretsizlik, ve c) belki süregiden çatışmanın doğurduğu birtakım kurumsal ve ekonomik çıkarlarla izah edilebilir. &lt;/strong&gt;Öte yandan baskı politikasının ters teptiği ve Kürt ulusal bilinçliliğini körüklemekten başka sonuç doğurmadığı ortadadır. Günümüzde Kürtler arasında 1980’ler ile kıyaslanmayacak boyutta bir ulusal irade ve kararlılık görülüyor. &lt;strong&gt;“Zulme uğrama” duygusu, yalnız Kürtlerde değil tüm insanlarda ve her çağda, eyleme geçme kararlılığının en önemli itici gücünü teşkil eder.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk devletinin görünürdeki irrasyonel baskı politikasının yanısıra, Kürt hareketini bölmek veya birtakım marjinal örgütler yoluyla asli çizgisinden saptırmak veya kamuoyu nezdinde itibarını zedelemek yolunda birtakım çalışmaları da olmuş olabilir.² Ancak böyle çalışmalar eğer varsa bunlar da ters tepmiştir. PKK hareketi, kamuoyu nezdindeki tüm sorunlarına rağmen, Kürt ulusal iradesini güçlendirmek yönünde etkili olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hain emeller&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;Yabancı devletler Kürt mücadelesinin oluşumuna katkıda bulundular mı? Bunu bilemem. &lt;strong&gt;Ancak 29 yıldır süregelen propaganda çabasına rağmen Türk devletinin bu yönde inandırıcı bir delil ortaya koymamış olması, sanırım yeterince anlamlı bir olgudur.&lt;/strong&gt; Her halükârda Batılı devletlerin, önemli bir NATO müttefiki olan Türkiye’yi bölmek ya da zayıflatmak veya istikrarsızlığa düşürmekte ne gibi bir çıkarı olabileceğini anlamaktan acizim. Belki Kürt hareketini teşvik etmekten ziyade, önüne geçilmesi imkânsız görülen bir olguyu bir ölçüde denetim altında tutmaya yönelik müdahaleler olmuş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Rusya’nın olaylardaki muhtemel rolü üzerinde hiç durulmamış olması ilgi çekicidir. Acaba Rusya, Türkiye’nin Ortadoğuya yönelik (ABD güdümlü) askeri potansiyelini baltalamak veya Türk hükümetlerinin Kafkasya’da giriştiği birtakım maceralara misilleme yapmak amacıyla Kürt hareketine destek sağlamış olabilir mi? Bu konuda da ele gelir bir bilgiye sahip değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halde dış faktörlerin, eğer varsa, olaylarda marjinal bir rol oynadığı muhakkaktır. &lt;strong&gt;Kürt hareketinin sosyolojik nedenleri yeterince açık ve güçlüdür. Başka ülkeler hiçbir şey yapmasa da son 29 yılın olaylarının aşağı yukarı aynı şekilde gelişeceği öngörülebilirdi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülmez&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Türk siyasi hayatındaki esas çıkmazın Kürt Sorunu değil “Türk Sorunu” olduğunu anlamak gerekiyor. Çözüme yönelik düşünmek için bence ilk ve en önemli adım budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyetine kuruluşundan beri egemen olan ırkçı, hakaretamiz ve hayalperest bakış açısı, salim akılla kolayca çözülebilecek en basit sorunları bile çıkmaza sokmakta eşsiz bir rol oynamıştır. &lt;strong&gt;“Atalarımız” eğer Ortaasyadan geldiyse, Türkiye’de yaşayan herkes eğer “Türk” olmak zorundaysa, “Türk” olmayan hiç kimsenin ve hiçbir şeyin (binlerce yıllık köy adları dahil) bu vatanda hakkı yoksa, en temel vatandaşlık hakları ulusal ideolojiye biat koşuluna bağlanmışsa, rasyonel bir çözüm doğal olarak yoktur, olamaz, ve olmayacaktır&lt;/strong&gt;. “Türk Sorunu” çözülmediği müddetçe, Kürt Sorununun kanlı ve korkunç bir sona doğru ilerlemesi bana kaçınılmaz görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin iç barışını ve toprak bütünlüğünü koruması, hatta belki komşu bazı ülke ve bölgeleri kapsayacak şekilde etkinlik alanını genişletmesi, bu ülkede yaşayan herkesin ortak çıkarıdır. Bu hedefe varmanın ilk adımı Kürt Sorununu çözmek değildir. Bunun ilk adımı, Türk Sorununu çözmektir. &lt;strong&gt;Türk yönetici sınıfı ve Türk kamuoyu, bu devletin “Türklere” veya onlar adına ahkâm kesenlere değil bu ülkede yaşayan herkese ait olduğunu, herkesin insan ve vatandaş olmaktan ileri gelen doğal haklara sahip olduğunu, her vatandaşın etnik kökeninden, tercih ettiği yahut etmediği dinden ve savunduğu siyasi görüşten bağımsız olarak saygıya mazhar olduğunu kavradığı gün, Kürt sorunu dahil bu ülkeyi 80 küsur yıldan beri hasta eden pek çok sorun kendiliğinden çözülmüş olacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman oturup, Kürtler hangi yasal ve idari düzenlemelerle memnun olur, hangi haklar nasıl korunur, sağduyuyla tartışmak mümkün olur. Bask modeli mi, Kanada modeli mi, başka bir şey mi, salim akılla konuşulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dipnotlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;(1) Bedirhan kardeşleri, Hoybun Cemiyetini, Şeyh Ubeydullah vs. yi biliyorum, merak buyurmayınız. "Kürt Hareketi 60'larda başlamadı zındık herif" diye öfke dolu mailler atmayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2) Bu cümle ilk bakışta farzettiğinizden başka bir şey söylemektedir. İki cümle sonra anlaşılıyor. Beni Pekekecilikle suçlayan saçma yorumlar yazmayınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-696395974676869269?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/696395974676869269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/kurt-sorunu-yoktur-turk-sorunu-vardr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/696395974676869269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/696395974676869269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/kurt-sorunu-yoktur-turk-sorunu-vardr.html' title='Kürt Sorunu Yoktur, Türk Sorunu Vardır'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-5068420396134950135</id><published>2011-08-14T22:55:00.003+03:00</published><updated>2012-01-13T20:57:25.844+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='etimoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakup'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jakuzzi'/><title type='text'>Yakupoğlu hamamları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Jakuzzi&lt;/strong&gt; adı verilen pompalı hamam Türk basınında galiba ilk kez Şubat 1987’de Turgut Özal’ın damadı Asım Ekren’in evine takılan görgüsüzlük numuneleri vesilesiyle söz konusu edilmiş. Sanırım ondan bir-iki yıl önce ithalat rejiminin açılması sayesinde memlekete girmiştir. Aslında cins isim değil marka. 1948’de Amerikalı pompa imalatçısı Jacuzzi biraderlerin icadıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle şeyler beynimi kurcalıyor. Derhal baktım: Jacuzzi çoğul tabii, tekili &lt;strong&gt;Jacuzzo&lt;/strong&gt;, Sicilya kökenli bir aile, 18. yüzyıldan beri kayıtları var. Jacuzzo Sicilya lehçesinde Jacopo özel adının sevimli haliymiş. Yakup’çuk yani. Yakup Avrupa dillerinde biraz bizim Mehmet gibi jenerik bir ad olduğundan, Memooğlu veya Memişoğlu diye tercüme edilebilir belki. “Memişoğlulu private teraslı süperlüks daireler”? Yok, olmuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orijinal &lt;strong&gt;Yakup&lt;/strong&gt;, biliyorsunuz herhalde, Tevrat’ta İshak’ın oğlu ve İbrahim’in torunu olarak geçen zat, İbranicesi &lt;strong&gt;Yaˁkob&lt;/strong&gt; יעקב , geç dönem telaffuzda Yaˁkov. İkiz kardeşinden biraz sonra doğduğu için İbranicede “peşinden geldi” anlamına gelen bu adı vermişler. Buna rağmen babasının mirasına tek başına konması epey tartışma doğurduğundan olacak, Tevrat bu olayın üzerinde uzun uzun durur; tefsirciler Allahın hikmetinden sual olunamayacağının misali olarak yorumlarlar. Yunancaya doğal olarak &lt;strong&gt;Iakobos&lt;/strong&gt; (Ιάκοβος Iakovos) diye çevirmişler. Latincesi &lt;strong&gt;Iacobus&lt;/strong&gt; veya &lt;strong&gt;Iacomus&lt;/strong&gt; olmuş. Geç Antik çağda sözcük başındaki /y/ sesi /j/’ye, sonra bazı lehçelerde /c/ye evrilince bu sefer Fransızca &lt;strong&gt;Jacques&lt;/strong&gt; (/jak/), İtalyanca &lt;strong&gt;Iacopo&lt;/strong&gt; veya &lt;strong&gt;Giacomo&lt;/strong&gt; (/cakomo/), İngilizce &lt;strong&gt;James&lt;/strong&gt; (eski telaffuzda uzun a ile /câmıs/) gibi evrik şekiller türemiş. İspanyolcası &lt;strong&gt;Iago&lt;/strong&gt; (/yago/), &lt;strong&gt;Jaime&lt;/strong&gt; (/hayme/), hatta Sant-iago’dan türeyen &lt;strong&gt;Diego&lt;/strong&gt;. Ermenicesi Յակոբ yazılır, orijinalinde /yakob/ okunur, ama bizim Türkiye ağzında hafif /h/ ile &lt;strong&gt;Hagop&lt;/strong&gt; olmuştur. Türkler illa ki Agop der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayın harfiyle yazılan&lt;strong&gt; ˁakab&lt;/strong&gt; bütün Sami dillerinde (İbranice, Arapça, Süryanice, Asurca ve Habeşçe dahil) esasen topuk demek. Dolayısıyla bir şeyin ardı, peşi, izi. Bundan türetilen fiil de “bir şeyin ardından veya izinden gitmek”. Bir şeyin &lt;strong&gt;ˁakabinde&lt;/strong&gt; olmak demek o şeyin peşinden gelmek. &lt;strong&gt;Taˁkib &lt;/strong&gt;keza, peşinden veya izinden gitmek, &lt;strong&gt;müteˁakıb&lt;/strong&gt; bu işi yapan. Ürdün’ün &lt;strong&gt;ˁAkabe&lt;/strong&gt; limanı vardır, o da Kızıldeniz’in “topuğu” anlamında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-5068420396134950135?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/5068420396134950135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/yakupoglu-hamamlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5068420396134950135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5068420396134950135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/yakupoglu-hamamlar.html' title='Yakupoğlu hamamları'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-2428717482317443934</id><published>2011-08-08T22:57:00.004+03:00</published><updated>2012-01-13T20:53:31.280+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazmaşen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='etimoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bezmialem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yer adları'/><title type='text'>Kozmofaji = evrenyutum!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bezm&lt;/strong&gt; ne demek diye sormuş bir okurum. Hani var ya, &lt;strong&gt;Bezmialem&lt;/strong&gt; Valide Sultan, Abdülmecid’in annesi, Cağaloğlu’ndaki Valide Mektebini yaptıran şahıs. Sonra &lt;strong&gt;bezmidil&lt;/strong&gt;, alaturkada bir makam. Baktık sözlüklere, ziyafet imiş. Mütercim Asım Efendi “işret ve sohbet ve ziyafet meclisi” diye açmış. Bezmidil = gönül ziyafeti, güzel. Bezmialem o halde “umumi ziyafet” mi oluyor, nedir, anlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farsça kelime bulunca mutlaka Ermenicesine de bakmak lazım. Ermenice &lt;strong&gt;bazum&lt;/strong&gt; բազում, modern telaffuzu pazum, Orta Farsçadan alıntı imiş. Eski anlamı ziyafet imiş, oysa bugün “bolluk, çokluk” anlamında kullanılır. &lt;strong&gt;Pazmil&lt;/strong&gt;, esasen ziyafet vermek veya ziyafete katılmak, bugünkü kullanımı başka yöne kaymış, “baş köşeye oturmak, paşalar gibi kurulmak.” &lt;strong&gt;Pazmutyun&lt;/strong&gt;, orijinali ziyafet, modern anlamı kalabalık. Şimdi buyurun, on puanlık soru: Elazığ’ın &lt;strong&gt;Pazmaşen&lt;/strong&gt; (Bazmaşen) köyü vardır meşhur, şimdi iğdiş edip Sarıçubuk adını takmışlar, oranın adı acaba “kalabalıkköy” mü demek “ziyafetyeri” mi? En iyisi “Şenlikköy” diye çevirmek bence. Türkçe şenlik hem kalabalığı hem ziyafeti karşılıyor aşağı yukarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yetmez deyip eski Hintçeye, yani Sanskritçeye devam ediyoruz. Farsça ile Hintçe akraba diller; Farsça b Sanskritçede bh olur; sondaki z de Sanskritçe eşdeğerde jandarmanın j’si veya cumburlopun c’si olur, bunlar malum. O halde Sir Monier-Williams’a soralım &lt;strong&gt;bhacana&lt;/strong&gt; भजन neymiş? Bir, krallara layık demekmiş; iki, the act of sharing, paylaşım yani. Uzun a ile bhâcana भाजन da “sharing or participating in; partaker of, a recipient or receptacle.” İz üzerindeyiz, evet. [Monier-Williams &lt;em&gt;bhajana&lt;/em&gt; demiş tabii, cumburlopun c’sini kastederek. Ben Türkçeleştirdim.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcüğün Hintavrupaca aslı *&lt;strong&gt;bhag-mn&lt;/strong&gt; olmalı besbelli, *bhag- fiilinden basit fiil adı. Türevlere baktığımızda “paylaştırmak, cömert ve verici olmak, nimet ve ihsan eylemek, eli bol olmak, kısır ve cimri olmamak, ağalık etmek” anlamları gayet güzel oturuyor. Eski Hintavrupa kültürünün en belirgin törelerinden biridir: bey ziyafet verir, bin deve, onbin davar kestirir, komşu diyarın beylerini ağırlar, artanla karabudun doyurulur, kastedilen şey tastamam o. Eski Türklerdeki adı toy; Dede Korkut masallarında da geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldu olacak on dakika ayırıp Yunancasını da görelim. Hintavrupaca önses Yunancada kural olarak sertleştiğine (yani ötümsüzleştiğine) göre Yunanca phag- beklememiz lazım. Nitekim Yunanca &lt;strong&gt;phageîn&lt;/strong&gt; = yemek, eski örneklerde daha ziyade tıkınmak, oburcasına yemek. Baştaki ses en eski Yunancada aynen Türkçede yazıldığı gibi, ‘pıhtı’ vezninde söyleniyor. Klasik devir Atina ağzında Almanca pfund’daki /pf/ gibi söylenmiş; Roma imparatorluğu devrinde Latince f’ye eşitlenmiş. Bize Batıdan gelen tüm örneklerde /f/ ile söylenir. &lt;strong&gt;Antropofaji&lt;/strong&gt; (anthropophagie) insan eti yeme, &lt;strong&gt;otofaji&lt;/strong&gt; (autophagie) kendi kendini yeme, &lt;strong&gt;entomofaji&lt;/strong&gt; (entomophagie) böcek yeme, &lt;strong&gt;koprofaji&lt;/strong&gt; (coprophagie) bok yeme, &lt;strong&gt;bakteriyofaj&lt;/strong&gt; (bactériophage) bekteri yiyen vs. Hatta bir de İngilizceden yarım yamalak Türkçeleştirilen &lt;strong&gt;özofagus&lt;/strong&gt; var, oesophagus yani, yemek borusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak nereden nereye. Bezmialem = kosmophagma: vay canına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Şimdi baktım, Kürtçesi de varmış. &lt;strong&gt;Bezm&lt;/strong&gt; = eğlence, ziyafet, parti.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-2428717482317443934?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/2428717482317443934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/kozmofaji-evrenyutum.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2428717482317443934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2428717482317443934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/08/kozmofaji-evrenyutum.html' title='Kozmofaji = evrenyutum!'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-6082485643172326214</id><published>2011-07-10T22:58:00.002+03:00</published><updated>2012-01-13T20:57:58.958+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anadolu tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yer adları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Anadolu nasıl Türkleşti</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;em&gt;Anadolu’nun Ermeni tarihine dair bir kitap yazmamı istediler. Beni çok heyecanlandıran bir konu değil ama, ne yapalım, peki bari dedim. Çalakalem başladım. Başsız sonsuz yazarken arada şöyle bir parça da çıkıverdi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela İspir’in hemen hemen bütün köy ve mezra adları (ayrıca dağ, dere ve yayla adları) Ermenicedir. Ama 19. yüzyıl sonunda İspir’de üç-beş köy dışında pek Ermeni nüfus yok. Demek ki İspir’deki değişim daha eski bir tarihte, belki 16. veya 17. yüzyılda olmuş. Ama nasıl ve neden olduğuna dair bilgimiz yok. Çünkü döneme dair – Türkçe veya Ermenice – yayımlanmış malzeme yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teorik olarak akla gelen sadece üç ihtimal var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birinci olasılık:&lt;/strong&gt; Ermeniler bilemediğimiz nedenlerle buradan gitmişti. Türkler boş bulup yerleştiler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İkinci olasılık: &lt;/strong&gt;Türkler başka yerden gelip İspir’in Ermeni ahalisini topyekün kovdu veya yoketti.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üçüncü olasılık:&lt;/strong&gt; İspir ahalisi din değiştirip Türk oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisinin Anadolu’da tek tük de olsa örnekleri var. Ama İspir’de bu olmuş olamaz, çünkü öyle olsa yer adlarında süreklilik olmaz, Türkler boş buldukları yerlere kendi adlarını verirler. Adlar kaldığına göre demek ki YA yerli halk Türkleştikten sonra eski adları kullanmaya devam etti, YA DA dışarıdan gelen Türkler bir müddet – hem de buraların Ermeni yeri olduğu fikrini benimseyip alışacak kadar uzun bir müddet – yerlilerle beraber yaşadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi bilinen yerlerin çoğunda hakikat, ikinci ihtimalle üçüncüsü arası bir yerlerdedir. Aşağı yukarı her yerde karşımıza çıkan senaryoyu size şöyle özetleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacı Hüseyin Ağa bir tarihte bir miktar silahlı adamıyla birlikte bölgede zuhur eder. Terör estirir. Bölgenin ileri gelenlerinden birkaçını haraca bağlar. Direnmeye kalkan Agop Ağayı öldürtür. Kirkor Ağanın kızını kaçırıp nikâhına alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler bu duruma boyun eğer. Çünkü A) Hüseyin Ağanın arkasında devlet otoritesi vardır, başa çıkamazsın. Veya B) devlet otoritesi Hüseyin Ağayla başa çıkmaktan acizdir, ya da aciz olmasa bile isteksizdir. Direnmeye kalksan başına bela alırsın, kimseye güvenemezsin. Veya C) devlet otoritesini temsil eden Ali Paşaya karşı Hüseyin Ağa ehveni şerdir, en azından koruma sağlar. Veya D) Hüseyin Ağanın Agop’u öldürtmesi aslında bazılarının işine gelmiştir, iç dengeler dönmüştür. Veya E) Kirkor Ağa dünürüyle iyi geçinmeye karar vermiştir. F) Zaten Hüseyin gelmese Hasan, o gelmese Mustafa gelecektir, birinden birine razı olmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Ağa otuz sene ortalığı haraca kestikten sonra ölür. Yerine oğlu Hasan Ağa geçer. Hasan Ağa ana tarafından Ermenidir, Ermenice bilir, ama asla belli etmez. Çünkü silah taşıma ayrıcalığı Müslümanlara aittir, kuşku doğarsa iktidarı sarsılır, devletin adamlarıyla ilişkisi bozulur. Zaten babasının eski adamı olan Veli Ağa komşu nahiyede egemenlik kurmuş, bu tarafa sarkmak için fırsat kollamaktadır. Ona koz vermeye gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Ağanın eli silah tutan adama ihtiyacı vardır. Sağlam eleman için yapmayacağı fedakârlık yoktur. Bir kısmını diyelim ki komşu vilayetin Kürt aşiretinden temin etti; ama Kürtleri memnun etmek zordur, astarı yüzünden pahalıya gelir. İşte tam bu sırada, tesadüfe bak ki Hasan’ın ana tarafından akrabası olan Kirkor Ağanın sülalesi topluca Müslüman olup Hasan’ın maiyetine katılmaya karar verirler. Onları seven, veya sevmese de çıkar ve gelenek bağlarıyla onlara tabi olan komşu köyün ahalisi de Müslüman olur. Hüseyin Ağa hanedanına sadakat ve akrabalık bağıyla bağlı olan bu zümreye halk arasında Hüseyinağazadeler lakabı takılır. Yörenin en güçlü ve saygın sülalesi olurlar; buralara yerleşen ilk Müslüman aile oldukları kuşaktan kuşağa anlatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyinağazadelerin nereden geldiğini kimse hatırlamaz. Cumhuriyetten sonra Orta Asya masalı devlet mitolojisi olarak okullarda öğretilmeye başladığında birden birilerinde jeton düşer. Tabii ya! Hüseyinzadeler Horasan’dan gelmiştir, Alpaslan’la beraber Anadolu’nun fethine katılmışlardır. Bundan doğal ne olabilir? Alpaslan’ın sol kol kumandanının adı da Hüseyin değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyingiller Müslüman olup ağa safına katıldıktan sonra ilk iş eskiden beri nefret ettikleri Margos’la Mateos’un arazilerine bir punduna getirip el koyarlar. Sonra gözlerini Ohannes’in arazisine dikerler. Sıranın kendisine geldiğini gören Ohannes, çevik davranıp Müslüman olur. Vilayet merkezindeki paşa ile kadıyı birkaç hediyeyle memnun edip onların desteğini alır. Kapısına üç tane Kürt sipahi koyar. Ne olur ne olmaz diyerek bir de hoca tedarik edip medrese kurdurur. Bu yüzden Ohanzadeler günümüzde bölgedeki ilk medresenin vakfedicileri olarak büyük saygı görür. Kanıt olmasa da Kürt kökenli oldukları rivayet edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardı çorap söküğü gibi gelir. Müslüman nüfus artar, güçlenir, servet ve kudret sahibi olur. Bir süre sonra buraların kadim Müslüman ve Türk yurdu olduğunu iddia etmeye başlarlar. Gitgide fakirleşip marjinalleşen Ermenileri hor görürler. Kiliselerde çan çalınmasını yasaklarlar. Ermenilikte ısrar edenlerin bir kısmı “burada bize hayat kalmadı” diyerek Sivas’a göçer. Nüfus daha da azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan İkinci Mahmud hengâmında İstanbul’da Ermenilere fırsat kapıları açıldığı duyulur. Talihini denemek için payitahta göçen on Ermeniden beşi hedefi gözünden vurur. Biri sarayın peşkircibaşısı olarak servet ve ün kazanır; biri İngiliz konsoloshanesinde tercümanlık bulur; biri kuyumcular hanının idare heyetine seçilir. Elbirliğiyle memleketteki kiliseyi onarırlar; yanına da bir okul kurdururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken o okuldan mezun olan çocuklardan ikisini, İstanbul’da kendi aralarında topladıkları parayla Avrupa’ya okumaya göndermeye karar verirler. Gençler Cenevre’de üniversiteye gider. Sürgündeki Rus devrimcileriyle tanışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Türkiye tarihini bir sayfada anlat” diye biri bana sınav yazdırsa böyle anlatırdım herhalde.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-6082485643172326214?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/6082485643172326214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/07/anadolu-nasl-turklesti.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6082485643172326214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6082485643172326214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/07/anadolu-nasl-turklesti.html' title='Anadolu nasıl Türkleşti'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-2320668941973736865</id><published>2011-07-02T23:00:00.000+03:00</published><updated>2011-09-05T23:01:20.213+03:00</updated><title type='text'>Sözlük büyüdükçe büyüyor</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sözlerin Soyağacı'nı uzun süre ihmal etmiştim. Geçenlerde bir baktım, sitede aranıp da bulunamayan kelimeler 680.000'i bulmuş, veritabanını patlatma noktasına gelmiş. Çeri çöpü ayıkladıktan sonra 918&amp;nbsp;tanesi&amp;nbsp;sözlüğe eklendi. Şimdi harıl harıl onların etimolojisini çıkarmakla meşgulüm. İki ayımı alır aşağı yukarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLEM 1: Dil dipsiz bir kuyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLEM 2: İngilizce imlalı birkaç kelimeyi ilk 2009'da utana sıkıla sözlüğe katmıştım. Şimdi utangaçlığım geçti, 60 tane kadar ekledim. Kaçınılmaz bir gidiş: e-mail, update etmek, anchorman, business class, duty-free, factoring, cheesecake, sound, scooter, trendy... İmeyl mi yazacaksın? Yoksa telgraf Türkçe ama e-mail değil mi diyeceksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLEM 3: Globalizasyonun yanında Osmanlizasyon da dörtnala. On sene önce "ölmüş artık" dediğimiz bir ton Osmanlıca-Arapça kelime yeniden canlanma yolunda. Bir kısmı yeniden umumi sirkülasyona giren dini tabirat (tağut, mutezile, uluhiyet, tekevvün), bir kısmı "ben de mürekkep yaladım" diyen genç arkadaşların lugat paralama gayreti.&amp;nbsp;Mail&amp;nbsp;içinde keenlemyekûn diyen bile çıkıyor, inanmazsınız,&amp;nbsp;hem de&amp;nbsp;25 yaşında,&amp;nbsp;üstelik doğru imla ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLEM 4: Arapça-Farsça kökenli kelimeleri son ünsüz sertleşmesi kuralına uymadan yazma eğilimi gitgide güçleniyor. Tevhit değil tevhid, tereddüt değil tereddüd, esbap değil esbab&amp;nbsp;yazanlar artık çoğunlukta. Abdülhamit yerine Abdülhamid, Ahmet yerine Ahmed tercih edenler hızla artıyor. Radikal bir karar verip sözlükte ünsüz sertleşmesi kuralını toptan kaldırayım diye düşündüm. Ama kitab, sebeb, ihtiyac, kayıb yazmaya cesaret&amp;nbsp;edemedim henüz.&amp;nbsp;Yoksa hınzırca bir çözüm mü bulsam, TDK'nın kelime sıklığı sözlüğünde mesela 50 puanın üstüne çıkanları sertleştirsem, daha az kullanılanları sertleştirmesem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLEM 5: 1997'den bu yana yeni çıkan kelimelerde test aletim Hürriyet gazetesinin arşivi. Orada varsa (daha doğrusu 8-10 defadan fazla varsa) Türkçeye girmiştir diyoruz. O gazete böylece tarihinde ilk kez - manav ve bakkal sektörü dışında - olumlu bir işe hizmet etmiş oluyor. Ender hallerde Ekşi Sözlüğe de bakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZLERİN SOYAĞACI'NA YENİ EKLENEN KELİMELER&lt;br /&gt;aborijin, ahçik, ahrar, ajur, aklıselim, akronim, akvam, allasen, altruizm, alzheimer, amak, anchorman, anglofon, angus, anka, anşante, antite, anyon, apoje, apokalips, arak, araşit, arkad, arketip, armadillo, artikel, asbest, aseksüel, ashab, asist, asketik, asosiye, aspartam, asterisk, asteroid, ate, atebe, atu, aura, avarız, avarya, ayat, ayine, azimet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babet, bağban, bağıt, balkan, balyaj, banana, bankiz, başmak, batiskaf, bediüzzaman, bedizci, behişt, bera, bergüzar, best, beşaret, beyefendi, beyza, bezm, bibi, bikes, bilmukabele, bimarhane, bims, biyoritm, body, bonmarşe, bozlak, börü, brownie, buffer, burgaç, burka, business, bustrofedon, bülük, bürhan, büvet, büzürg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;calculus, caniko, canki, cankuş, carpaccio, catering, cebin, cehd, cek-pot, cemile, center, cheesecake, cıvır, ciguli, ciksi, client, cönk, crack, cüda, çaça, çador, çaynik, çeçe, çeng, çevgen, çevlik, çırılçıplak, çıtı pıtı, çiftçi, çintar, çintemani, çolpan, çotra, çükündür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dabbe, dahl, dareyn, dart, database, dealer, debbağ, dedikodu, degustasyon, dehr, delirium, demans, demo, dendroloji, derebeyi, dermeyan, dersaadet, deskriptif, detoks, didar, diftong, dikotomi, dilara, dilemma, disko, dispeçer, dissimilasyon, distopya, diva, diyafon, dokunmatik, dokurcun, dolun[ay, domain, dombay, donat, donör, dopamin, dorse, download, dresuar, drog, dual, dublör, duduk, dun, duty-free, dümbük, dündar, dvd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ebrar, edit, edvar, efal, efelek, eflak, ejakülasyon, ekidne, ekimoz, ekrad, ekstrüzyon, eleji, elest, elhan, e-mail, emeritus, enam, enaniyet, endis, endoskopi, enfüsi, enlem, enosis, entelijans, enter, enterpretasyon, entry, epidural, epikriz, epilasyon, epitet, epsem, erbiyum, erkeç, esbab, eshab, esham, eskal, espresso, esre, essah, esved, eşcinsel, eşelek, eşhas, etnosantrizm, etvar, euro, evrenkent, evye, ey, eytam, ezofagus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;factoring, fajita, falya, fantom, fariğ, fasile, fazıl, fehm, fehva, felafel, fellasyo, fenik, feromon, fetha, fevkani, feyk, fıkdan, fidayda, filbahri, fisto, flegmatik, foko, fordçu, fraktal, frame, frenk, frenoloji, fule, fundamental&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gabin, gacı, gak, gangliyon, garaib, garez, gato, gavs, gayakol, gaybubet, gayrimenkul, gayur, gecekondu, geda, genom, gensoru, gerontokrasi, giran, giriftar, giryan, girye, gonore, gödelek, göğer-, gökçe, götlek, göyün-, grunge, gudik, gureba, gülzar, güman, günü, gürcü, güver&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hababam, habgâh, hace, hacegân, hacip, hack, haile, halita, halükâr, hamr, hamuş, hanefi, hareke, hasenat, hasip, hastane, hattrick, hatve, havut, havva, hayy, hazakat, hazan, hazirun, hazuz, hemze, hepsi, heval, heyamola, heyhey, hicaz, hilm, hip-hop, hipoalerjenik, hipoglisemi, hirfet, hispanik, histogram, historisizm, hiş, homo, homofobi, horanta, höst, hulk, hun, husar, huşunet, hüccet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ılgıt ılgıt, ışkın, ıttıla, ice tea, idgam, idüğü, ifna, iğbirar, iğtişaş, ihtilât, ikonoklast, ikraz, ilçe, ilgeç, ilkah, illiyet, iltibas, imale, imgelem, immanent, imtizaç, infak, inhibe, inhilal, inhiraf, inisiyal, input, insert, inşirah, intifada, iskorbüt, istiare, istidlal, istiğrak, istihraç, istikşafi, istinabe, işbu, iterasyon, ittihaz, ivecen, izci, izdüşüm, jammer, jelibon, jonglör, joystick, jöntürk, jüpiter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaht, kain, kanin, kanola, karabatak, karık, karsinojen, kartela, karting, karum, karz, kastrasyon, katalepsi, katyon, kayra, keenlemyekûn, kehf, kemankeş, kenz, keton, kevser, kındıra, kibbutz, kiç, kiosk, kiş, kit, kitchenette, kitre, klemens, klinker, koala, koca-, kohezyon, kokoş, kolbasa, kolbastı, kolhoz, kolik, kompulsif, komut, kondom, konservatif, kontaminasyon, korkuluk, koşer, kotto, kölemen, kösemen, kraniyo+, krasis, kretenizm, kriyoloji, krüdite, kuku, kulun, kumkuat, kuple, kurun, kuskun, kuvve, kuz, külbastı, külhani, küşad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;labunya, lain, laktasyon, laparoskopi, latte, leasing, led, leff, lerze, lesitin, level, liberter, lied, literal, lobya, log, logos, logotip, lokasyon, lupus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mafevk, mafyöz, mağşuş, mahbes, mahbup, mahrut, maksem, management, mandarin, mandril, marakas, masala, masiva, matla, mazurka, meccanen, mecmu, medium, mehel, mekkâre, meksefe, meluf, memalik, menem, mentor, merbut, merih, meritokrasi, merkür, mestur, meşcere, meşhed, meşkûk, metretul, metrik, metroseksüel, mevali, mevaşi, mevce, mevt, meyal, meyyit, Mezopotamya, mırlan, mihaniki, mihr, milim, minnoş, miralay, mirliva, mitokondri, mitoman, miyorelaksan, mobbing, mobese, momentum, monolit, morbid, mozik, muahhar, muayede, muğber, muhtesip, muin, mukaddem, mukus, multimedya, murafaa, murg, mutantan, mutezile, muvazi, muvman, mücerrip, mücver, müennes, müeyyide, müeyyit, mülhid, mümasil, mümteni, münacat, müncer, münfail, münteha, müntehi, müntehip, müreccah, müseddes, müsellem, müsli, müstamel, müstensih, müstezat, müşarünileyh, müşevveş, mütearife, mütebahhir, müteferrika, mütehakkim, mütekebbir, mütemeddin, mütenahi, müteşair, müteveccih, müvelled, müzahir, müzekker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nabud, nadim, nahiv, nale, nalet, nano+, narkoz, narteks, nasara, nasaz, nasrani, naşi, natron, nazal, nebbaş, nebula, necat, necis, nefy, negroid, nematod, nemçe, nemesis, neo-con, neolojizm, nesih, neskafe, neşide, network, neva, nezafet, nihai, nihavent, nivo, nizamiye, nodul, nomad, nöker, nubuk, nugget, nuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oberj, obstetrik, odisyon, ofans, offshore, ofisboy, oksimoron, oley, onanizm, onomastik, ontik, ordinasyon, ortodontist, osmoz, oşinografi, otodidakt, otogar, otokton, otostop, öngör-, ötre, özen, özürlü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;palindrom, palpasyon, papak, papalina, paprika, paralaks, paranormal, parizyen, partenojenez, pasiflora, patern, paternalizm, patetik, patrimonyal, payan, pazvant, penah, pentatonik, penumbra, perfeksiyon, peripeti, petal, peyman, pışık, piar, piksel, pinhan, pitbull, play-off, polyester, port, potuk, pöhrenk, praseodim, prepozisyon, presbiteryen, profan, proforma, prognoz, promil, prompter, prompter, protagonist, pseudo+, pufla, pulsar, purpura, puzzle, rasterize, ravi, ravioli, realpolitik, rebetiko, reflü, reftar, regatta, reggae, reset, retrospektif, rezerve, ribat, riyazet, rock, router, ruberu, rüşeym&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabir, sağlıcak, sake, sakf, sallamasyon, salvia, samanyolu, sarpun, satrap, satüre, Satürn, satvet, savlet, sayha, scan [etm, scooter, script, sebt, seci, sedan, segâh, sekel, seküler, seniye, serazat, serif, sesteş, settar, shiatsu, shift, sıyanet, sıyga, simbiyoz, simulakra, simülasyon, sinaps, sinopsis, sitteisevir, situasyonist, siyanet, siyasa, skleroz, slalom, sort, sound, sökün, spektaküler, spoiler, stokastik, sulb, suş, suvat, sülfat, sümme, süperlatif, süreyya, sürklase, sütre, svastika, şabalak, şammas, şarih, şayka, şayze, şems, şetaret, şikemperver, şinik, şintoizm, şira, şorolo, şot, şömiz, şufa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taayyün, tabliye, taburcu, tadat, tağşiş, tağut, tahassüs, tahkiye, taksonomi, taliban, talmud, tamarisk, tartakla-, tatava, tatula, tayt, tebcil, tebşir, tecdit, teceddüt, tecerrüt, tecezzi, techno, tecvid, teehhür, teemmül, teessüs, tefhim, tehevvür, tekevvün, tekfir, tekvin, telezzüz, tell, telmih, temadi, temporal, tenfiz, terettüp, teritoryal, teriyaki, tersa, teshil, teshir, tesniye, tevafuk, tevfiz, tevriye, tezkiye, tezyit, tınaz, tıpatıp, tikel, tiramisu, tirkeş, titrasyon, tokuş, tokyo, topoloji, toptan, tork, torso, touchpad, tötonik, trankilizan, transfermen, trendy, turba, tuyuğ, tuzla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ubudiyet, ufo, ufunet, uğurla-, uluhiyet, ulum, upgrade, urban, utarit, uzo, üni, vakta ki, vala, vassal, vedut, vekayiname, veladet, venom, veryansın, vetire, veyl, vinyet, virtüel, vudu, vuvuzela, webmaster, yerleşke, yestehle-, yom kippur, yönetmelik, zaim, zait, zakir, zamkinos, zelot, zemm, ziggurat, zilhicce, zilkade, zir, zoomorf&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-2320668941973736865?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/2320668941973736865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/07/sozluk-buyudukce-buyuyor.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2320668941973736865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2320668941973736865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/07/sozluk-buyudukce-buyuyor.html' title='Sözlük büyüdükçe büyüyor'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7118424791180629687</id><published>2011-06-03T00:41:00.000+03:00</published><updated>2011-06-03T00:41:09.776+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>BASIN BİLDİRİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜLTÜR BAKANLARI HAKKINDA SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişanyan: “Bakanlar ‘nitelikli yağmacılık’ suçu işlemiştir. 10 ila 15 yıl hapis cezası verilmelidir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirince köyünde sit mevzuatına karşı verdiği mücadele ile gündeme gelen yazar Sevan Nişanyan, yıllardan beri imar planı çıkaramayan Kültür ve Turizm bakanlarını savcılığa şikâyet etti. Bakanlığın bu eylemiyle mülkiyet hakkını gaspettiğini ileri süren Nişanyan, “Devletin silahlı bir örgüt olduğu, mal gaspının hapis ve cebir tehdidiyle gerçekleştirildiği ve suçun birden fazla kişi tarafından örgütlü bir şekilde işlendiği” gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun nitelikli yağmacılık suçunu düzenleyen 149/1 maddesinin uygulanması gerektiğini ileri sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk Savcılığına dilekçe veren Nişanyan, eski bakanlardan İstemihan Talay, Suat Çağlayan, Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu ve Atilla Koç ile halen Kültür ve Turizm Bakanı olan Ertuğrul Günay hakkında suç duyurusunda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir 1. Bölge milletvekili adayı olan Ertuğrul Günay’ı şahsen beğendiğini ve takdir ettiğini belirten Nişanyan, “Ancak şahsi duygular başka hukuk başka. Hukukun gereği neyse o yapılmalı. Toplumsal sorumluluk önde gelir.” şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişanyan, Günay hapse girerse şahsen üzüleceğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUÇ DUYURUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Mayıs 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk Cumhuriyet Savcılığı’na&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;Bazı kişiler hakkında nitelikli yağmacılık suçu ihbarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OLGULAR&lt;br /&gt;İlçemize bağlı Şirince köyü yerleşim alanı 1997 yılında Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun ilke kararı doğrultusunda Kültür Bakanlığı tarafından KENTSEL SİT ilan edilmiştir. Bu olaydan kısa bir süre önce, 1996 Aralık ayında köy çevresindeki geniş bir arazi aynı bakanlık tarafından 3. DERECE DOĞAL SİT ilan edilmiş, ancak eksik işlem nedeniyle ikmal edilemeyen bu karar 2001 yılında yürürlüğe girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2863 sayılı yasanın 17. maddesi uyarınca bir yerin sit ilan edilmesi halinde idare, üç ay içinde geçiş dönemi yapılaşma esaslarını ilan etmek ve (suç tarihinde yürürlükte olan hüküm gereğince) bir yıl içinde imar planı hazırlamakla mükelleftir. Yasanın açık hükmüne rağmen adı geçen “bakanlık”,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. 13.08.2001-13.08.2003 arasındaki kısa bir dönem dışında geçiş dönemi yapılaşma esaslarını tesbit ve ilan etmemiş,&lt;br /&gt;b. Aralık 2009’a kadar geçen onbir yılda kentsel sit alanına ilişkin imar planını hazırlamamış, daha sonra uygulanma imkânı olmayan göstermelik bir planı yürürlüğe koymuş, ancak 27 Aralık 2010’da yasaya aykırı bir yazılı emirle planı yeniden yürürlükten kaldırmış,&lt;br /&gt;c. Doğal sit alanına ilişkin yapı esaslarını, imar planını ve yapı yönetmeliğini hazırlamaktan imtina etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUKİ SONUÇ 1&lt;br /&gt;Sit ilan edilen bir yere ilişkin yapılaşma kurallarının tesbit edilmemesi, sit sınırları içinde, mülkiyet hakkının asli unsuru olan FAYDALANMA HAKKININ haksız ve bedelsiz bir şekilde ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuştur. Sözkonusu alanda a) varolan yapıları onarma ve tadil etme, b) yeni yapı inşa etme, c) kazma, kazık çakma, kuyu açma, yol açma, çalıları temizleme vb. hakları 1997’den beri fiilen gasp edilmiştir. BEDELSİZ İSTİMLAK niteliğinde olan bu işleme karşı iç ve dış hukuk yollarına başvurulacağı tabiidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUKUKİ SONUÇ 2&lt;br /&gt;Ancak bu olayda “bakanlığın” yasal sorumluluğu mülkiyet hakkını gasp etmek ve bu suretle sit alanında mülk sahibi olan kişileri maddi ve manevi zarara uğratmakla sınırlı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bakanlık”, yasal mülkiyet hakkını kullanmaya çalışan kişilere karşı jandarma tacizi, silahlı baskın, savcılık soruşturması, müteaddit mahkeme celpleri ve hapis tehdidi gibi yöntemler uygulamak suretiyle, kanımızca, daha ağır bir suç işlemiş bulunmaktadır. Bu suç, eski ceza kanununda gasp, yeni ceza kanununda yağmacılık olarak adlandırılan fiildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin silahlı bir örgüt olduğu, mal gaspının hapis ve cebir tehdidiyle gerçekleştirildiği ve suçun birden fazla kişi tarafından örgütlü bir şekilde işlendiği hususları göz önüne alınarak, yapılan eylemin TCK 148/1 ve 149/1/a ve c maddeleri delaletiyle 10 ila 15 yıl hapis cezasını istilzam eden NİTELİKLİ YAĞMACILIK suçunu oluşturduğu kanısındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçun nihai faili durumunda olan “Kültür Bakanlarından” 1945 Tarsus doğumlu İstemihan Talay, 1948 Trabzon doğumlu Suat Çağlayan, 1959 Van doğumlu Hüseyin Çelik, 1963 Isparta doğumlu Erkan Mumcu, 1946 Aydın doğumlu Atilla Koç, 1947 Ordu doğumlu Ertuğrul Günay adlı şahıslar ile bunların yasadışı emirlerini icra edenler hakkında adı geçen suçtan soruşturma açılmasını yüksek takdirlerinize arz ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcılığınızın son yıllarda şahsıma yönelik olarak açtığı 20’ye yakın dava dosyasının münderecatı, suç delili olarak soruşturma dosyasına ibraz edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;Sevan B. Nişanyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7118424791180629687?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7118424791180629687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/06/basin-bildirisi-kultur-bakanlari.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7118424791180629687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7118424791180629687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/06/basin-bildirisi-kultur-bakanlari.html' title=''/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4157546695811255549</id><published>2011-03-01T15:33:00.001+02:00</published><updated>2011-09-17T12:20:06.993+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şirince'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bürokrasi'/><title type='text'>Sık Sık Sorulan Sorular</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de çözüm nedir?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bir, &lt;u&gt;Kültür Bakanlığı&lt;/u&gt; Şirince kentsel sit alanının imar planını ACİLEN yenileyecek. Varolan her şey plana işlenerek yasallaştırılacak. Kötü ve çirkin olanlar da buna dahil olacak. Onları daha sonra akılla, mantıkla, dostlukla çözeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;İki, &lt;u&gt;İzmir İl Özel İdaresi&lt;/u&gt; Şirince ÇEVRESİNİN imar planını 14 yıl gecikmeden sonra acilen hazırlayacak. Varolan her şey plana işlenerek yasallaştırılacak. Çevrede çirkin bir şey pek yok, o yüzden orada sorun olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Üç, her iki imar planında betonarme inşaat kökten yasaklanacak. Prefabrik ve hazır ahşap yapılar yasaklanacak. Köy içinde geleneksel düzene uygun bitişik nizam yapılaşma norm haline getirilecek. Bodrum katı yasaklanacak. Yapı yükseklikleri, çıkmalar, çatılar geleneksel düzene uygun olarak tanımlanacak. Çevrede %5 yapılaşma izni verilecek. Sadece Matematik Köyü gibi doğaya ve tarihi dokuya uygun eğitim ve sağlık kurumları için istisna yapılacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Dört, çıldırtıcı bürokratik süreci baypas etmek için hızlı karar almaya yetkili bir yerel karar organı oluşturulacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Beş, CHP kontrolündeki &lt;u&gt;İl Genel Meclisi&lt;/u&gt; bu planları mesele çıkarmadan kabul edecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Altı, Şirince çarşı içi mıntıkasındaki kaçak ve çirkin mezbelelikleri, kimseyi incitmeden nasıl düzelteceğimizi oturup konuşacağız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Mümkün mü?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Akıl ve sağduyunun egemen olduğu bir ülkede bir ayda biter. Türkiye’de zor!&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İmkânsız hatta. 27 yıl debelendik, bir 27 yıl daha devam eder bence.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Sevan’ın yapıları “korumacılık hatası” mı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yaptığımız TEK bir işin geleneksel Şirince mimarisinin tarzına, şekline, dokusuna, ruhuna, ölçüsüne aykırı olduğunu, köyün ahengini ya da görüntüsünü bozduğunu, doğaya zarar verdiğini, ağaç kesildiğini, suyu kirlettiğini, birinin manzarasını kestiğini, ne bileyim, köstebeklerin doğal ekosistemini zedelediğini söylesinler. Bir tane yahu, bir tanecik! Gözümü kırpmam yıkarım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Ben size söyleyeyim mi “korumacılık hatası” nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yeni imar planı çerçevesinde 2008-2010 arasında köyde dört veya beş tane betonarme konut yapıldı, hem de A’dan Z’ye yasal olarak. Gelin görün. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Kusarsınız!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Matematik Köyü orman alanına mı yapıldı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Ne münasebet? Ormanın bitişiğindeki – yani dışındaki – tapulu arsamıza yapıldı. BİR TANE ağaç kesilmedi. Toplam üç tane zeytin ağacı olduğu yerden kaldırılıp biraz öteye taşındı. 500’den fazla yeni ağaç dikildi. Bir yerde iki üç tane kelek pırnal çalısını kökledim diye de Ali Nesin’den fırça yedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yaz aylarında öğrenciler orman içine çadır kurduğu için bir ara orman idaresinden uyarı geldi. Konuşuldu, ona da çözüm bulundu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Orman arazisine bina yapmak şaka mı? Asarlar adamı alimallah.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Sevan’ın yapıları tapu dışına mı taşmış?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bu da bir başka sahtekârlıktır. Anlatayım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bir, bu köyün kadastrosu 1950’lerde yapılmış. Rumdan kalan eski evleri aynen tapuya işlemişler, ama onların etrafında Türklerin sonradan yaptığı avluları, ağılları, kümesleri, müştemilatları işlememişler. O yüzden haritada köy boşluğu veya sokak görünen yerlerin çoğu gerçekte 70-80 yıldan beri özel mülktür, köylünün yaşam alanıdır, müştemilat yapılmıştır, oda yapılmıştır, lokanta yapılmıştır. Teorik olarak tapu dışına taşmamış hane yok gibi bir şeydir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bizim Kerevetli Evi 1997’de aldığımızda da öyleydi. Evin üç yanı tahminen 1920’lerde örülmüş taş duvarlı avlu ile çevriliydi. Biz bunu aynen koruduk. Hatta sokağa çirkin bir çıkıntı yapan avlu duvarını indirip biraz geri çektik, güzel olsun diye. Bahçedeki müstakil helâyı da yıkıp evin kendisine ekledik, 80 santime 2,90 ebadında bir çıkıntı oluştu. Müzeciler derhal gelip tutanak tuttu. O çıkıntının mahkemesi beş sene sürdü. Hasbelkader beraat ettim. Şimdi yık diyorlar. Ben de memnuniyetle yıkarım, ama köydeki 400’e yakın emsaliyle beraber diyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;İkinci bir sorun var o daha büyük rezalet. 2002’de uydu bilmemnesiyle ölçünce ortaya çıktı ki köyün güneydoğu kesiminin kadastro paftası 7 derecelik bir açıyla kayıkmış. Bunun sonucunda, 200 senelik Rum evleri bir metreye varan pasta dilimi gibi bir açıyla tapu dışına taşık görünüyorlarmış. Vaktiyle bizden önceki sahipleri zamanında ruhsatlı projeli inşa edilen, kırk defa kadastro ölçümünden geçen bizim Köşk de aynen 7 derece taşıkmış!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Dediler, ya yıkacaksın, ya da o yedi derecelik dilimi hazineden satın alacaksın. Mimar tuttuk, çizimler yaptırdık, Anıtlar Kurulu’na başvurduk, Milli Emlak’e sevkedildik, Yüksek Kurula yazılar yazıldı, oradan Alçak Kurula havale edildi, 20-30 bin lira gibi bir para gitti. Sonunda o kıymetli dosyayı tuttuğum gibi ocağa attım, kurtuldum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Şimdi – dokuzuncu zafer senesinin sonunda – sayın Kültür Bakanlığı durumun vahametine uyanmış, köyün kadastrosunu yeniden yaptıracakmış!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Kendilerine bonjur diyoruz. İşte Etkin Devlet! Yıldırım Bayezid maşallah! diyerek tebrik ve teşci ediyoruz. Beş on senede çözerler inşallah.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de yıkılması gereken ucube yapılar var mı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Var. Hem de çok var. Çarşı içi bir felaket. Kaçak katlar, briketten müştemilatlar, görgüsüz eklentiler her yerde. Evet köy göz göre göre elden gidiyor. Hatta gitti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;27 yıl boyunca Devlet bunları “asarım keserim yıkarım” tehdidiyle önlemeye çalıştı. Yapamadı. Yapamadığı tekrar tekrar görüldü. Fos çıkan her tehditte itibarı, inandırıcılığı biraz daha zedelendi. Zedelendikçe daha beter köpürdü, “asarım keserim yıkarım” diye haykırmaya devam etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Tıpkı 29 sene boyunca “dağdaki son terörist temizleninceye kadar” cart curt edip fos çıkan başka birileri gibi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Oysa azıcık aklı olan insan durur düşünür, farklı bir yöntem dener değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;O ucubeleri yapanlar Sevan’ın kanuntanımazlığından mı cüret aldılar?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;El insaf!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Köyde çirkin yapılaşma furyası 1990’ların başında başladı. Ayda bir birileri dozeri dayayıp eski evini yıktı, yerine garabet bir gecekondu, kümesten bozma gözleme bahçesi, rant manyağı bir dükkân inşa etti. Güzelim ahşap tavanları söküp lambri yaptı. Şiir gibi bahçe duvarlarını indirip yerine ferforje çit çevirdi. O güzelim Rum okulunu sözde “restora” edip, Kültür Bakanlığına satış mağazası yaptılar, neon ışıkları taktılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Sevan bundan kahrolduğu için, daha önce hayatta inşaat yapmamışken 1998’de restorasyonculuğa soyundu. Devletmemuru genlerine sahip olmadığından “yasaklansın, yıkılsın” demenin çözüm olmadığını kolayca kavradı. Adabıyla ev onarmanın hem mümkün, hem kolay, hem ekonomik anlamda yapılabilir olduğunu, hem üstelik daha iyi gelir getirdiğini köylülere ispat etmeye çalıştı. Aylarca kafa patlatıp köyün eski mimarisini inceledi; yapı ustaları için restorasyon el kitapçığı yazdı. Sırf köye iyi örnek olsun diye dertsiz başına dert alıp turizmciliğe başladı. Boktan işler yapan komşularını azarlayıp kötü adam olmayı göze aldı. Doldur-boşalt turizmciliği yapan acentelere savaş açtı. “Yolu genişletelim daha çok otobüs gelsin” diyerek köye iyilik yaptığını zanneden cahil memur ve politikacılara karşı tek kişilik mücadele verdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yetmedi, Türkiye’nin dört bir yanında bu işi doğru yapan kimler vardır acaba diye merak edip Küçük Oteller Kitabı’nı çıkardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Daha yetmedi, dünyada bu işin iyi örnekleri nasıl oluyor öğrenmek için gitti Yunanistan’ı, Kıbrıs’ı, İtalya’yı dolaştı, belediye başkanlarıyla, turizm plancılarıyla konuştu. İnsana saygılı, girişimciyi teşvik eden bir koruma modeli bulmaya çalıştı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Türkiye’nin dört köşesinden insanlar yaptığı işi takdir ettiler, gel bize de anlat dediler. Üşenmeyip gitti, Karaburun’da, Çanakkale’de, Bolu’da, Trabzon’da, Mardin’de, Antalya’da, Çeşme’de, Bursa’da, Kars’ta konferanslar verdi. İnsani boyutlu turizmi, toprağın sesine kulak vermeyi, geleneğe saygı göstermeyi, eski evlerin ruhunu, alçakgönüllülüğün erdemini, ölmekte olan köylerin nasıl canlandırılacağını, Türk kültüründe neden konukseverliğin profesyonellikten daha başarılı sonuç verdiğini anlattı. Bu yönde en ufak bir istidadı görülen insanları buldu, teşvik etti, fikir verdi, ayaküstü plan çizdi, malzeme önerdi, usta buldu, yöntem öğretti, tanıttı, reklamını yaptı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Peki yüce Devletimiz ne yaptı buna karşı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Size anlatayım. Sözde Kültür Bakanlığının kokuşmuş birtakım memurları linç kampanyası açtılar, “bu adam Şirince’de Ermeni köyü kuruyor, misyonerlik yapıyor, arkasında Amerika var” diye. Alçakça dedikodular yaydılar “rant peşindedir, köyü ele geçirecek” diye. Üç ayda 9 tane ceza davası açtılar. 1999-2002 arasında onardığı beş tane evin yıkım kararını aldılar. (Anlattığım eski hikâye, son dönemdekiler ayrı.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Şu kadarını söyleyeyim yetsin. Bu köyde yıkım kararlarının İLK BEŞİ Sevan Nişanyan’ın evlerine aittir. “Çökertiriz Ermeniyi” diye hesap yaptılar. Hesap tutmadı. Ellerinde patladı. Şimdi köyün yarısını yıkmak zorundalar sırf Ermeniyi çökertmek için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bir de utanmadan taviz istiyorlar. Hadi birkaç şeyi yık da seni affedelim diyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Avuçlarını yalarlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4157546695811255549?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4157546695811255549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/03/sk-sk-sorulan-sorular.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4157546695811255549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4157546695811255549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/03/sk-sk-sorulan-sorular.html' title='Sık Sık Sorulan Sorular'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-2231679732000422538</id><published>2011-03-01T15:32:00.001+02:00</published><updated>2011-09-17T12:20:53.975+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TC'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aptallık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalan'/><title type='text'>Türkiye Cumhuriyeti Tarihi - I</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ankara'nın Doğusundaki Türkiye &lt;/strong&gt;adlı gezi kitabım 2005'te çıkmıştı. Bu yazı oradan. İskenderun Soğukoluk maddesi altında:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hotel Ayvazyan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1930'larda Fransız yönetimi zamanında Jozef Ayvazyan adlı vatandaş Soğukoluk'ta Ayvazyan Oteli yapmış. Suriye'nin ve Ortadoğu'nun en güzel otel ve restoranı olarak ün kazanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1938'de Ermeniler Hatay’dan gittiğinde Ayvazyan – beş-on aile ile beraber – vatanında kalmayı tercih etmiş. Yıldırmak için ellerinden geleni yapmışlar. Savaş sırasında "Alman casusu" suçlamasıyla hapis yatmış. Bir süre Hatay iline girmesi yasaklanmış. Yılmamış. Yollar yaptırmış, ağaçlar dikmiş. Halep ve İskenderun'un seçkinlerini köye getirmiş. Sekiz dil bilirmiş. 1969'da vefat etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada Ayvazyan'a rakip 10-15 otel, "motel," vb. açılmış. 1960'larda Soğukoluk Ortadoğu'nun önde gelen fuhuş merkezi olarak üne kavuşmuş. 70'lerde işin içine kumar ve mafya girmiş; silahlar patlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül'den sonra Uğur Dündar'la Kenan Evren elele verip bu gidişe dur demeye karar vermişler. Tesislerin hepsi kapatılmış; fuhşun kökü kurutulmuş. Boşaltılan binalara filanca bakanlığın dinlenme tesisleri, falanca kurumun miskinler yurdu yerleşmiş. Bahçeleri ot, sokakları çöp bürümüş. Ayvazyan Otel birkaç kez el değiştirdikten sonra kapatılıp mühürlenmiş. Kapısı penceresi kırık, duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün adını da değiştirip &lt;strong&gt;Güzelyayla&lt;/strong&gt; etmişler. Şimdi kahvede pinekleyen yaşlılara sorunca, "Ayvazyan çok kıymetli adamdı, Soğukoluk'u Soğukoluk yapan odur" diye anlatıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-2231679732000422538?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/2231679732000422538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/03/turkiye-cumhuriyeti-tarihi-i.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2231679732000422538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2231679732000422538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/03/turkiye-cumhuriyeti-tarihi-i.html' title='Türkiye Cumhuriyeti Tarihi - I'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1156852945558013102</id><published>2011-02-23T22:58:00.001+02:00</published><updated>2011-09-17T12:21:27.658+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şirince'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bürokrasi'/><title type='text'>Şirince’deki çıkmaz nasıl aşılır?</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;em&gt;Sevan Nişanyan &amp;amp; Ali Nesin'in İzmir Valiliğine sunduğu öneriler&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;1.&lt;span style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Kentsel sit alanının imar planı acilen yenilenmeli, onunla birlikte kentsel sit dışındaki köy alanlarının imar durumu açıklığa kavuşturulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Köy içini kapsayan &lt;i&gt;Kentsel Sit&lt;/i&gt;, köy çevresini ilgilendiren 3. Derece &lt;i&gt;Doğal Sit&lt;/i&gt; ve Nesin Matematik Köyünün de içinde bulunduğu &lt;i&gt;sit dışı köy alanı&lt;/i&gt; üç ayrı statüye tabidir. Her üçünün imar statüsü (ayrı ayrı veya beraberce) çok kısa zamanda düzenlenmelidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;İmarda gözetilecek hususlara ilişkin ekte bazı öneriler getirilmiştir. Bu ilkelere uygun bir plan, bürokratik engellere takılmadığı sürece kanımızca birkaç ayda hazırlanabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Kentsel sit alanı için Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan Koruma Amaçlı İmar Planı halen çıkmaza girmiş ve yürürlüğü durdurulmuştur. Bakanlık bu planı hızlı ve radikal bir şekilde yenilerken, İl Özel İdaresi’nin köy çevresi için 1/25.000’lik plan hazırlığına hız vermesi gereklidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;2.&lt;span style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yeni imar planları fiilî durumu koruma noktasından hareket etmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Köyde “ucube” niteliğinde birçok yapı ve eklenti vardır; bunların bir kısmının kaldırılması gereği aşikârdır. Ancak mevcut durumun ana nedeni idarenin 27 yıldan beri imar planı yapamamasıdır. İdarenin kusurundan doğan bir durumdan ötürü, birçoğu yoksul köylü olan mal sahiplerinin cezalandırılması adil değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Köyde kesinleşmiş veya kesinleşmeye yakın 100’e yakın yıkım kararı alınmıştır. Ayrıca henüz ihbar edilmediği ya da dikkat çekmediği ya da müsamaha gösterildiği için işlem konusu olmayan 100 civarında kaçak inşaat ve tadilat da zamanla gündeme gelebilir. Bunlardan herhangi birinin yıkılması, emsal yoluyla hepsinin yıkılması yönünde baskı doğuracaktır ve bunun Şirince halkı açısından olumlu bir sonuç doğurma ihtimali yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Bu nedenlerden dolayı imar planının fiilen imar affı niteliğinde olmasının pratik, ahlaki ve hukuki bir zorunluluk olduğu düşüncesindeyiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;3. İmar planının detay uygulamasında yerel bir heyet yetkilendirilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;İmar planı kusursuz dahi olsa uygulamada bürokratik zorluklar ve/veya kadro yetersizliği nedeniyle aşılması güç darboğazlar oluşmaktadır, en masum isteğin onaylanması yıllar almaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Proje gerektirmeyen tamirat ve tadilat, bahçe duvarı, ahır, çardak, dükkan düzenlemesi gibi basit konularda yerel bir heyete kısa yoldan karar alma yetkisi tanınmalıdır. Proje gerektiren işlerde dahi yerel heyetin ön onay yetkisi bulunmalıdır. İl Özel İdaresi ve Koruma Kurulu, denetim, teftiş ve ikinci kademe onay organları konumuna yükselmelidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Adı geçen yerel heyet köyde oluşturulacak “Köy Konseyi” gibi bir oluşum, ya da Köy Konseyi veya muhtarlık bünyesinde kurulacak bir teknik danışma heyeti olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;4. Varolan olumsuzlukların düzeltilmesinde zorlama yerine uzlaşma yoluna gidilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yeni imar düzeni kurulduktan sonra köyde geleneksel dokuya uygun olmayan eklentilerin giderilmesi için mal sahiplerine makul öneriler getirilmelidir. Bunun için kısmi veya tam maddi yardım ile birlikte, zarar gören işletme sahiplerine dükkan yeri gösterme vs. gibi teşvik edici yaklaşımlar daha etkili olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Mal sahipleriyle yapılan bu pazarlık sürecinde de Köy Konseyi’nin yararlı işlevi olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-1156852945558013102?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/1156852945558013102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/sirincedeki-ckmaz-nasl-aslr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1156852945558013102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1156852945558013102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/sirincedeki-ckmaz-nasl-aslr.html' title='Şirince’deki çıkmaz nasıl aşılır?'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8223076409432673157</id><published>2011-02-23T22:57:00.001+02:00</published><updated>2011-09-17T12:22:01.833+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şirince'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bürokrasi'/><title type='text'>Planını Sevdiğim Şehir Plancıları</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şehir Plancıları Odası Şirince ile ilgili zehir gibi bir bildirgeç çıkarmış. “Bilimsellikten,” “toplumsal sorumluluktan” dem vurmuş. Klasik yalanları ardarda sıralamışlar. Yüzleri kızarmamış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Önce bir okuyun. Sonra sıkılmazsanız beş dakika beni dinleyin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;a href="http://www.yurtsuz.net/News.aspx?tt=spo-dan-sirince%E2%80%99ye-saygi-cagrisi&amp;amp;newsid=592&amp;amp;fileid=0"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;http://www.yurtsuz.net/News.aspx?tt=spo-dan-sirince%E2%80%99ye-saygi-cagrisi&amp;amp;newsid=592&amp;amp;fileid=0&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Söylediklerinin hemen hemen her cümlesi kandırmacadır. Riyakârlıktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hepsine birden girsek laf uzar. Onun için seçmece gidelim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;YALAN RÜZGÂRI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“2007 yılından beri imar planı var” demişler. Dememişler de onu ima etmişler. Nah vardır! İmar planı 2007’de onaylandı, üç ay gibi yürürlükte kaldı, mahkeme kararıyla iptal edildi. Mahkemesi temyizi iki sene sürdü. Bir daha 2009 sonunda yürürlüğe girdi. Köyde doğru dürüst kadastro yokken imar planı yapmak gibi absürd ötesi bir işe girişildiği için her şey çorba oldu. İki üç ay önce doğru dürüst kadastro yapılıncaya kadar (tercümesi: çıkmaz ayın son çarşambasına kadar) uygulaması gene durduruldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“İmar planı süreci gerçekten gereğinden uzun sürmüş”müş. İtirafını yesinler! Sit ilan ediliyor sene 1983. İmar planı yüzsekseninci bürokrasi kapısından geçip onbir aylığına devreye girer gibi oluyor, sene 2010. 27 senecik sadece. Kadı kızında bile bulunur o kadarcık kusur değil mi? Beklesin evde 27 sene, güzelliği mi eskir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“2001’de geçiş dönemi yapılaşma koşulları ilan edilmiş”miş. Vatandaş cahil ya, salla gitsin! Bunlar bilmez mi ki geçiş dönemi yapılaşma koşulları 2863/17 uyarınca sadece iki sene için geçerlidir, 2001’de dostlar alışverişte görsün diye ilan ettikleri geçiş dönemi koşulları 26.9.2003’te kadük olmuştur? Yenisi çıkarılmamıştır. Üstelik şu an yıkılması öngörülen yapılar arasında 2001-2003 arasında yapılmış olan hiçbir şey yoktur?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;ŞİRİNCE’Yİ SİTELEŞTİRME PLANI&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Yaptıkları imar planı nasıl bir şey ben size söyleyeyim. O imar planı çerçevesinde 2007 ve 2010’da Şirince’de dört veya beş tane inşaat izni verildi. Hangileri olduğunu anlamak kolaydır. Gelin Şirince’ye, bakın etrafa, en çirkin, en görgüsüz, en kibirli, en “Kuşadası tipi villa” kılıklı betonarme binalar hangisi diye bakın. İşte onlardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de betonarmenin yasak olması lazım. Plan betonarmeye izin vermekle kalmıyor. Uygulamada betonarmeden başka herhangi bir şey yapılmasını imkânsızlaştırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de eski evler yerin eğimine göre iki veya üç katlıdır, çatı hattı o yüzden ahenklidir. Plan 6,5 metre kot verdiği için bütün evler asker gibi 6,5 metre yapılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince evleri bitişik nizamdadır. Plancı takımı toplu konut kooperatifinden başka yapılaşma modeli bilmediğinden, plan bütün köyü villa tipi konut misali tek örnek evlerle dolduruyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince evlerinin çatısı dört akarlıdır. Plan bitişik parsele saçak taşmasını yasakladığı için üç akarlı, yarım çatılı ucubeler yaratıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de evlerin alt katı taş, üst katı bağdadidir. Biraz yamuk olurlar. Güzelliği de oradadır. Plan betonarmeden başka şey görmemişler tarafından yapıldığı için 50 metrekarelik buz gibi sıvalı kör beton duvarlara bana mısın demiyor. Bilmiyorlar çünkü. Öyle bir duyarlıkları yok. Ruhları öleli yıllar olmuş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;En fecisi, Şirince’de doğru dürüst kadastro yapılmadığından kadastro haritasıyla fiili durum arasında uçurumlar var. O yüzden ne yapmak istersen iste, önce varolan yapıyı yıkman lazım ki projen kadastro haritasına uysun. “Aaa” diyorlar, “200 senelik Rum evi ama tapudan bir metre taşmış görünüyor.” E, kadastro kutsal çünkü altında Devletin mühürü var. Hakikat ise nedir ki? Yık gitsin, evin Devletin çizdiğine uygun olsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;EVET YIKILSIN, AMA SEN NE CÜRETLE KONUŞURSUN?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şirince’de çirkin yapılaşma yok mu? İbadullah var. Düzeltilmesi lazım mı? Kesinlikle lazım. Hatta birçoğunun, evet, yıkılması lazım. Şirince’nin çarşısından aklı başında olan herkes nefret ediyor. Ben de nefret ediyorum. Biz 20 sene önce bu köye geldiğimizde burası dünya güzeli sakin sessiz bir yerdi. Şimdi çarşıya hiç inmemeye çalışıyorum. Üstüme fenalık geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Peki kimdir bu durumun müsebbibi? Görmemek için hakikaten kör ve ahmak olmak lazım. Adamlar 27 senedir hiçbir iş yapmamış, “ben devletim, teknokratım, bürokratım, var mı bana yan bakan” diye hindi gibi şişinmekle yetinmiş. Sadece kâğıt üretip birbirine paslamış. Köyün sokaklarını sökmüş, altı ayda kapatıp döşemekten aciz kalmış. “Aydınlatacağım” diye getirip Allahın dağ köyüne otoban ışıkları takmış. Sonra da vatandaş niye çerden çöpten tezgâh yapıp tarihî köyde dantel satıyor diye efeleniyor. Var mı böyle kabadayılık yahu? Sen kimsin? Bir okulda dört sene toplu konut planı yapmayı öğrendin diye milletin evini dükkânını yıkma fetvası verme cüretini nereden buluyorsun?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Yoksa millet kendi köyünü kendi yapmaya başlarsa ne olur acep benim çorbam diye mi telaştasın? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;KAÇAK HELÂ, AHŞAP TEZGÂH&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Gelelim işin asıl ahlaksızlık kısmına.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Efendim neymiş, “&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Calibri; font-size: 11pt; mso-bidi-font-family: Arial;"&gt;Kaçak eklentiler, yapılaşma izni olmayan alanda yapılan ahşap dükkân, kapalı sundurma, wc, seyir terası, pergole, izinsiz duvarlar, müştemilat yapıları, havuz, dokuya uygun olmayan kaplama gibi izinsiz uygulamalar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;”mış yıkılacak olanlar. İkiyüzlülüğe bakar mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bunlar iki senedir Nişanyan’ın evlerini yıktıracağız da yıktıracağız diye isterik oldular. Peki Nişanyan’ın evleri kaçak eklenti miymiş? Ahşap dükkân mıymış? Kapalı sundurma mıymış? WC miymiş? Pegole miymiş? Yoksa izinsiz duvarlar mıymış? Hangisiymiş?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hayatta görmedikleri, beton apartmanlarında dört duvara karşı otururken tahayyül bile edemedikleri güzellikte bir mahalle ve iki tane köy yapılmış, evleriyle, konaklarıyla, kuleleriyle, hamamlarıyla, bağlarıyla, bostanlarıyla. Efendim dokuya aykırıymış mış. Dokusuna aykırıysa ittiğimin dokusunu buna uydur değil mi? Hayır, kudurdular ki bize danışmadan yaptı diye. Yıkılsın diye orgazmlara girdiler. Sonra da baktılar ayıp oluyor, Ahmet’in sundurmasını, Mehmet’in tahta tezgâhını, Hasan’ın briketten helâsını da yıkılacaklar listesine eklediler ki yaptıkları eşeklik “bilimsel” gözüksün. “Toplumsal sorumluluk” havaları atabilsinler. Ne kadar ahlaksız adamlar oldukları hemen belli olmasın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Bilimsel”miş. Bilimselini seveyim. Bildiğin çapulcu Timur ordusu bunlar. Kıskançlıktan, önyargıdan bir yerleri şişmiş. O kadar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8223076409432673157?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8223076409432673157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/plann-sevdigim-sehir-planclar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8223076409432673157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8223076409432673157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/plann-sevdigim-sehir-planclar.html' title='Planını Sevdiğim Şehir Plancıları'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7903646680043888004</id><published>2011-02-23T22:55:00.000+02:00</published><updated>2011-02-23T22:55:51.599+02:00</updated><title type='text'>Şirince Köyü İmar Esasları</title><content type='html'>"Siyasi" deyince illa "Büyük Siyaset" anlaşılmamalı. 600 nüfuslu bir köyün imar planı da siyasetin ta kendisidir. Buyurun bir deneme. Yirmi yıl kafa yorarak, deneyerek, yanılarak hazırlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;USUL&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;1.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Şirince köyü içinde ve çevresinde bina yapımı, tadilatı ve onarımı için Köy Konseyinin ön onayı şarttır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;2.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Her türlü onarım ve tadilat ile taban &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;alanı 50 metrekareyi aşmayan basit ek yapılarda Konsey, uygun gördüğü takdirde, mimari projeye gerek olmaksızın, sözlü anlatım veya basit çizim üzerinden onay verebilir. Onay yazılı olarak verilir ve yapılacak işin tam niteliğini belirtir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;3.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Mimari proje gerektiren işlerde Konsey, projeyi en geç 30 gün içinde değerlendirerek onay, red veya değişiklik önerilerini ilgili mercilere bildirir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;4.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Konsey bu belgede sayılan bağlayıcı kuralların yanısıra köyün mimari ahengine, geleneksel dokunun gereklerine ve turistik ihtiyaçlara ilişkin kendi değerlendirmelerini gözönüne almaya yetkilidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;5.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Onaya uygun olarak bitirilen işler için Konsey tasdik belgesi verir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;GENEL İLKELER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;6.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Köy içindeki konut ve konaklama tesislerinin geleneksel Şirince ev tarzına uyması esastır. Köy yerleşim sınırı dışında yapılacak yapılar geleneksel Şirince ev tarzına VEYA köy civarının ve Ege bölgesinin geleneksel bağ evi tarzına uymak zorundadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;7.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Köy içinde ve çevrede betonarme karkas yapı yasaktır. Tüm evler yığma kârgir usulüyle yapılır. Ancak kat arası tabliyeler ve istinat duvarları betonarme olabilir. İstisnai hallerde taş duvarla tamamen kamufle edilmek şartıyla betonarme kolon kullanılabilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;8.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ahşap “bungalow” tipi yapılar, hazır ahşap evler ve prefabrik yapılar yasaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;KÖY İÇİNDE KONUT VE KONAKLAMA TESİSİ YAPIMI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;9.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;2008 tarihli imar planının izin verdiği parsellerde VE mevcut yapı harabesinin bulunduğu yerlerde yeni konut yapılabilir. [İmar planının imar izinleri tartışmaya açılırsa işin içinden çıkılamaz.]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;10.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İmar Planının öngördüğü hacimler dikkate alınmayacaktır. Mümkün olan her yerde köyün geleneksel yapısına uygun olarak BİTİŞİK NİZAM yapılaşma tercih edilecektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;11.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ön cephe bitişik parsellerdeki evlerle aynı yönde olacaktır. Ancak zorunlu hallerde, çevre evlerle uyum göstermesi koşuluyla, yan cephe öne verilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;12.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dik yerlerde çatı kotu, arka sıradaki çatı kotundan bir kat (270 ila 300 cm) alçak VEYA ön sıradaki çatı kotundan bir kat yüksek olacaktır. Ön sıra ile arka sıra arasında kot farkının 270’ten kısa olduğu yerlerde ve çarşı içi havalisinde yeni yapıların çatı kotu, bitişik parsellerdeki en yüksek çatının kotunu aşamaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;13.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Önceki maddede belirtilen kot sınırlamalarını aşmamak şartıyla evler, zemin eğimine uygun olarak iki veya üç katlı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;14.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bodrum katı yasaktır. Zemin kat tabanı ön sokakla bir veya sokaktan en çok 1 metre yükseklikte olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;15.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Zemin katta yığma taş yapı zorunludur. Taş duvar yatay işlenecek, “yapıştırma” ve “kaplama” yöntemi kullanılmayacaktır. Toprak veya beton harç kullanılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;16.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Üst kat pencereleri 1/2 boyutlarında ahşap doğrama olacak, 150 cm’den alçak ve 200 cm’den yüksek olmayacak, bir cephedeki pencerelerin hepsi aynı hizada olacak, ara mesafeleri eşit olacak ve kasa eninin 1.25 katından daha geniş olmayacaktır. Dış cephede demir, alüminyum ve plastik doğrama yasaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;17.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Erdem Konağı tarzında gömme teraslar hariç taraça ve balkon yasaktır. Düz çatı yasaktır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;18.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Çatı eğimi %20 ila %30 olacaktır. Tüm çatılar evin cephesi adedince akıntılı olacaktır. Alaturka kiremit kullanmak zorunludur. Eski (çıkma) kiremit tercih edilecektir. Çatı üstü güneş enerjisi depoları yasaktır. Güneş enerjisi panoları çevreyi rahatsız etmemek şartıyla çatı üstünde veya yerde kullanılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;19.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;80 santimetreyi aşmamak ve özel mülk olan komşu parsele taşmamak şartıyla çıkma ve cumba yapılabilir. Cumba tek cephede, çıkma en çok iki cephede olabilir. Birbirine bitişik iki cephede çıkma varsa bunlar köşede birleşecek, ayrı ayrı çıkma yapılmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;20.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Üst katlar bağdadi (çit) veya yığma tuğla tekniğiyle yapılabilir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Çit ve tuğla duvarlar sıvanacak ve beyaz badana yapılacaktır. Pencere ve kapılar herhangi bir koyu renge boyanabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;21.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Konutların iç düzeni serbesttir. Ancak Konsey tavsiye niteliğinde kararlar alabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;22.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bahçe ve avlu dış duvarları yığma taştan yapılacaktır. Eski tip kiremitli kapı çatısı ve çardaklar tercih edilecektir. Ferforje parmaklık yasaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;23.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Burada sayılan standartlara aykırı olan mevcut yapılarda her türlü müdahale, yapıyı mümkün mertebe geleneksel tarza uygun hale getirme yönünde yapılacaktır. Konsey onarım onayı vermeden önce varolan aykırı unsurların bir bölümünün veya tümünün düzeltilmesini şart koşabilir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MÜCAVİR ALANDAKİ YAPILAR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;24.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Köy yerleşim alanı dışında a) 5 dönümden küçük parsellerde konut ve konaklama amaçlı olmayan (kümes, ahır, depo, havuz gibi) basit işlevsel yapılar, b) asgari 5 dönümde toplam %5 taban oturumunu aşmamak şartıyla köy ve çiftlik evi tarzında konutlar ve aynı nitelikte konaklama tesisleri, c)&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;toplam %20 taban oturumunu aşmamak ve geleneksel kırsal mimari tarzına aykırı olmamak şartıyla eğitim ve sağlık tesisleri kurulabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;25.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Toplu konut ve “site” projeleri yasaktır. Birbirine eş ikiden fazla müstakil konut yapımını içeren projeler onaylanmaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;26.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yapılar iki kattan yüksek olamaz. Geleneksel Şirince köy mimarisi tercih edilir. Ancak Ege bölgesinin eski bağ evleri tarzında, yığma taştan, bir veya iki katlı, geleneksel köy üslubuna aykırı olmayan binalar yapılabilir. Düz çatı kullanılabilir. Balkon ve teras yapılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;27.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kapalı yapılar ile sokak, otopark, avlu ve taraça gibi kaplama zeminler ve su havuzları dışında, her parselin en az %60 yüzeyinin yeşil alan (bahçe, tarla, orman veya makilik) olarak korunması şarttır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;SIRADIŞI YAPILAR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraph" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;28.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Gerek köy içinde gerek mücavir alanda, cami, hamam, müze, çeşme, kule, okul ve benzeri konut dışı önemli yapılar, Türkiye’nin herhangi bir köy veya kasabasının geleneksel ve tarihi mimarisinden emsal gösterilmek VE Şirince’nin mimari bütünlüğüne aykırı olmamak şartıyla inşa edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;ÇARŞI BÖLGESİ &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;29.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dükkan ve seyyar tezgâhların açılabileceği çarşı bölgesi haritada belirtilmiştir. Bu alan dışında dükkân ve seyyar tezgâh açılamaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;30.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Şirince’nin geleneksel mimarisinde çarşı ve dükkan emsali bulunmadığı için, dükkân düzenlemelerinde geleneksel mimariye uygunluk talep edilmez. Ancak çarşı bölgesinde yapılan her türlü uygulamanın çarşı geneliyle uyumlu olması, geleneksel yapı malzemesi kullanması, “köy” fikrine aykırı olmaması, diğer işletmeleri rahatsız etmemesi ve göze hoş gelmesi koşulları aranır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;31.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Işıklı reklamlar ve büyük tabelalar yasaktır. Plastik ve “ondülin” çardaklar yasaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 18pt; mso-add-space: auto;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;ORTAK ALANLAR VE KAMU YAPILARI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpFirst" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;32.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sokaklar eski usul taş kaplama VEYA granit paket taşıyla yapılacaktır. Ortada su akıntısı bırakılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpMiddle" style="margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;33.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Mevcut İmar Planında öngörülen park ve rekreasyon alanları a) gereksiz olduğu, b) özel mülke zarar verdiği ve c) spekülatif kazanca yol açacağı için terkedilmelidir. Köyün çevresi Türkiye’nin en güzel park ve rekreasyon alanlarından biridir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ListParagraphCxSpLast" style="margin: 0cm 0cm 10pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-list: Ignore;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;34.&lt;/span&gt;&lt;span style="font: 7pt 'Times New Roman';"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Mevcut okul binası yıkılarak Şirince’nin tarihi dokusuna yakışan güzel bir okul yapılmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7903646680043888004?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7903646680043888004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/sirince-koyu-imar-esaslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7903646680043888004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7903646680043888004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/02/sirince-koyu-imar-esaslar.html' title='Şirince Köyü İmar Esasları'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8620839462073306162</id><published>2011-01-23T19:16:00.002+02:00</published><updated>2011-09-17T12:23:48.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cahit koytak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hrant dink'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paris nutku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><title type='text'>Paris Nutku</title><content type='html'>&lt;div class="Section1"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;(Bu konuşmayı 20 Ocak’ta Paris’te kalabalık bir Ermeni topluluğu önünde yaptım. Ortamı ve dinleyici kitlesini bilirseniz ne dediğim belki daha iyi anlaşılır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Üçüncü paragraftan itibaren boy gösteren “biz” ne kadar ilginç bir kavram, düşündükçe ben bile hayrete düşüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Daha önce bir yerde anlatmıştım, tekrar edeyim. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Erivan’daki futbol maçı sırasında emniyette görevli dostlarımdan biri aradı. “Sevan abi kimi tutuyorsun” diye sordu. Sektirmeden “tabii bizimkileri” dedim. Gülmekten katıldıydı.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;HRANT’IN DÖRDÜNCÜ YILINDA TÜRKİYEDE NELER OLUYOR&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Büyük siyasi değişiklikleri tetikleyen bazen insani duygulardır. İsterseniz toplum psikolojisi diyelim, kulağa daha bilimsel gelir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bir toplumun duygu atmosferi değiştiğinde, eskiden imkânsız görünen siyasi değişiklikler birdenbire kolay, doğal, basit hale gelebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hrant’ın öldürülmesi bizim için olduğu kadar, hatta bizden daha fazla, Türkiye için bir dönüm noktasıydı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;23 Ocak 2007’de yüzbini aşkın insan cenaze törenine katıldı. Modern Türkiye tarihinde manipüle edilmemiş bu çapta bir siyasi gösteri hatırlamıyorum. Yüzbinlerce insan Hrant’ın acısını vicdanında hissetti. “Artık yeter” deme ihtiyacını duydu. “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” diyen pankartlar taşıdı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Aradan çıkan önemsiz parazitlere aldanmayın. Türk toplumunun geniş kısmı için Hrant bugün bir ikondur. Ortak bir pişmanlığın simgesidir. Buna bildiğimiz sol liberaller kadar, onlardan da fazla, İslamcılar, Kürtler, hatta nasyonalizmden henüz geri adım atamamış orta sınıf mensupları dahildir. Sürüden ayırıp başbaşa konuştuğunda, MHP sempatizanı faşistler bile dahildir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Dün Facebook’ta akılalmaz sayıda kişi profil resimlerine Hrant’ı koymuştu. Hepimiz Hrant’ız diye bir kere daha tekrarladılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Düşünün, belki tarihte ilk kez biz Ermenilerle Türklerin ortak bir martir’i var!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Cahit Koytak’ı belki tanırsınız. İslami kesimde popüler olan bir şairdir. Dindar bir Müslümandır. Etkili bir fikir önderidir. Ayrıca hükümet çevrelerinde çok seveni olduğunu biliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Onun bir şiirini okumak istiyorum. Biraz uzun olabilir, ama Hrant cinayetinin o cephede nasıl bir etki yarattığını anlamak için anahtar olacağını düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;CAHİT KOYTAK&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Hepimiz Hrant’ız’ bence ne demektir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: Tahoma;"&gt;Sevgili eşine yazdığı o, yürekleri dağlayan mektubuyla bu şiire esin veren Rakel Dink Hanımefendi’ye…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;br clear="all" style="mso-break-type: section-break; page-break-before: auto;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="Section2"&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;seni tanımıyordum, Hrant,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yeterince tanımıyordum, evet,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;fakat gördükten sonra o gün&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;küskün bir çocuk gibi orada,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;kaldırımda,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yüzükoyun uzanmış&lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;, öyle büyük,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;destansı,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;öylesine tıpatıp kendine, özgürlüğe,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;hak edilmiş onura benzeyen bir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;erinçle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;uyurken&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ki resmini,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;hani, yalnız kendine değil, hayır,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ölecekse, ölümü, iyi, güzel ve doğru&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bir şeyler uğruna olsun isteyecek&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;herkese,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yani her ölümlüye benzeyen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;güzellikte…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ve kuşkusuz, en çok da&lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;, mahallenin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;bıçkınlarıyla, efeleriyle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;baş edemediği için&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;hırsından gizli gizli ağlayan,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kendi yüreğini kemiren,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;gün günden budandığını,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;yontulduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;ve lokma lokma yutulduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;hisseden&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;mahallenin sessiz çocuklarına&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;güç veren dirilikte&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt; uyurkenki resmini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;gördükten sonra o gün,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;artık diyorum ki, kendime:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;vursalardı beni de, Hrant gibi,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ben şahsen, zaptiyenin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;örtbas muşambasıyla değil, hayır,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Agos gazetesiyle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;örtsünler isterdim cesedimi;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Agos gazetesiyle örtsünler, ne fark&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;eder,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yalnızca, senin gibi, perçemim,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;potinlerim,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bir de - biraz iş çıksın diye&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yoksul şairciklere,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;çömez muhabirlere -&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;benim de potinlerimdeki&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;iki romanesk delik&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;görünecek biçimde…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;ki, böylece, resmin geri kalan kısmını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;güvercinler doldursun!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;senin o, İsa Peygamber’inkini andıran&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;yakışıklı alnını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kanatıncaya kadar duvara vura vura&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;sonunda kalbimizde açmayı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;başardığın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;mucizevi gedikten&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;gökyüzüne saçılan güvercinler...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;hani şu, sen susunca, senin o&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;koskocaman,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;o, Tanrının eliyle okşanmışçasına&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;sıcak&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;olduğu anlaşılan yüreğinin sesini,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;‘sessizliğin sesi’ni, sonsuzluğun sesini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;açıkça işitilir kılan,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;daha gür, daha beyaz,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;daha cesur kanat vuruşlarıyla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;gökleri çatırdatan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;‘tedirgin güvercinler’...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;seni tanımıyordum, fazlaca&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;tanımıyordum, fakat&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;vursalardı beni de, Hrant Dink,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;senin gibi,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;her şeyi göze alıp, cenaze namazımı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Tanrı’nın ‘Meryem Ana’ evinde&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;o evin avlusunda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;kılsınlar isterdim, ‘bizimkiler’!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;kılsınlar, ne fark eder?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;kılsınlar ki, böylece, &lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;Tanrı’yı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;bir mülk gibi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;çitlerle çevirmeye kalkışan &lt;u&gt;ferisiler&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;bütün mülklerin, mabetlerin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;O’na ait olduğunu bilsinler!&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;seni tanımıyordum evet,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;tanımıyordum, fakat&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;seni, öyle haksız, öyle mızıkçılıkla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;oyundan çıkarılmış bir çocuk&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;gibi gördükten sonra, dostum,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;büyük &lt;u&gt;kalkış gününde&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;aynı oyuna çağırılan iki kafadar gibi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kalkıp da koşabilmek için&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;sana komşu mezardan,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;belki daha cesur, daha kanatlı şeyler,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;delice mizansenler hayal etmeli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ve diyebilmeliyim ki,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;vursalardı beni de, senin gibi,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bu yaşlı şakağımdan,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;benim de, o güvey uykusunun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;tadından,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;o gençlik, güzellik uykusunun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;tadından&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;adını, kimliğini unutan cesedimi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bir ‘karambol’ eseri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Balıklı Mezarlığı’na defnetsinler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;isterdim;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;üstümü de, meselâ, Lavtacı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Nazaret’in,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;Hamparsum’un, Nikolaki Ağa’nın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;iyi cins bir vatan toprağı gibi demli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ve bir rast semai gibi ağır, kederli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;‘ermeni’ toprağıyla örtsünler!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;evet, evet örtsünler, ne fark eder?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;örtsünler ki, böylece, &lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;efeliğin şanını,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kanın ve kanla karılmış gücün&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;verdiği sarhoşluğu burada&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kurtlara, çakallara, şahinlere bırakıp&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;büyük göç katarına katılmasını bilen,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;yani senin gibi, Hrant Dink,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;şakaklarında ve potinlerinde delik,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ama boyunlarında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ne haç, ne ay yıldız,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ne süleymanın mührü,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;simurgunu&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt; arayan bütün kanatlıların,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bütün ‘tedirgin’ sakaların,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;bülbüllerin, çayırkuşlarının&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ve güvercinlerin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;orada, ‘eskilerin’ sözüyle,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;‘sınıfsız ve devletsiz’,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;çitsiz ve çepersiz çayırlarında,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;ebediyetin,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;kendi soylarına soplarına boş verip,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;sabah akşam yalnızca&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;Tanrının adını yücelttiklerini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="background: yellow; color: #333333; font-family: Calibri; mso-highlight: yellow;"&gt;öğrensin &lt;u&gt;zeolotlar&lt;/u&gt;!&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ve simurgun gökçe diriliğini,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;gökçe doğurganlığını,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;ölülere yaşama, taşlara kanatlanma&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;tadını veren bir &lt;u&gt;neşide&lt;/u&gt; olarak&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;eklediklerini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri;"&gt;sabah akşam ötüşlerine…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;br clear="all" style="mso-break-type: section-break; page-break-before: always;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dikkat ediniz. Buradaki ses, bizim alışık olduğumuz bir ses değildir. Lavtacı Nazaret’le Hamparsum’dan söz ederken bir an için o tanıdık dolma-topik kardeşliğine düşecek gibi olsa da, söylediği şey o değildir, başka bir şeydir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ortak bir öfke ve ortak bir inancın sesidir. “Ben Türk sen Ermeni, gel kardeş olalım” demiyor bakın. Sen insan, ben insan, gel Farisilere yuh çekelim, gel “kanın ve kanla karılmış gücün verdiği sarhoşluğu burada kurtlara, çakallara, şahinlere bırakalım” diyor. Gel kıyamet gününe beraber koşalım diyor. Cesedime Agos gazetesi örtsünler, Meryemana kilisesinde cenazemi kılsın bizimkiler, Balıklı’ya gömüleyim, ne farkeder diyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background: white; margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunu söyleyen dindar bir Müslümandır, unutmayın. Ve sözü dinlenen bir fikir önderidir.&lt;span style="color: #333333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Hayal kurmuyorum, hayır. Önyargı ve düşmanlık hala canlıdır. İkiyüzlülük kolay ölmeyen bir alışkanlıktır. Türklerin çok büyük bir kısmı Ermeni meselesinin gerçek boyutlarından ve gerçek konularından habersizdir. Resmi yapı hala aynı yerdedir, çok basit adımları bile atmaya niyeti veya cesareti yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bir an için açılmış olan fırsat penceresi zamanla kapanabilir. Duygular küllenir, insanlar eski alışkanlıklarına geri dönerler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bunlar var. Ama bir pencerenin aralandığını kimse inkâr edemez. O aralığı büyütmek bizim görevimizdir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İsterseniz bardağın boş olan yarısını görürüz. Omuz silkeriz. “Soğanın reçeli olmaz” deriz, samimiyetlerini sorgularız. Önce adım atsınlar bakalım deriz. Bekleriz. Bu, kolay olan yoldur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İstersek bardağın dolu yarısını görürüz. El veririz. Onları – Türkleri yani – yüz yıldır içine düşmüş oldukları çukurdan çıkarmak için yardım ederiz. Şu atmosferi kalıcı hale getirmenin yollarını ararız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bu, zor olan yoldur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Belki imkânsızdır. Olmayacak duaya amin demektir, bilmem. Ama başarılı olursa ödülü büyüktür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Şüphesiz Hrant cinayeti tek başına havayı değiştirmedi. Koşullar hazırdı. Cinayet sadece insanların kalbine dokunarak, zaten çürümüş olan duvarda bir gedik açtı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Dört faktör sayacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;1. Türk toplumu çok değişti. Kalkındı. Özgüven kazandı. Devleti kendine destek değil köstek gören geniş bir girişimci sınıf ortaya çıktı. Köylülük kaybolmaya yüz tuttu. Yüzden fazla yeni üniversite açıldı. Yeni fikirlere ve yeni deneylere aç bir gençlik ortaya çıktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;En önemlisi özgüvendir. Özgüveni olan insan korkularını aşabilir, daha cömert, daha açık yürekli olur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;2. Yeni islami liberalizmin ortaya çıkması önemli bir etkendir. Bunu Batı basınında okuduğunuz İslami fondamentalizmle karıştırmayın lütfen, ayrı bir hadisedir. Bu yeni düşünce ikliminde Türklerin önemli bir kısmı kendini ilk kez milliyetçi fanatizmden (bir ölçüde) kurtarmayı başardı. İlk kez devletin kendilerine sürekli yalan konuştuğu gerçeğiyle yüzleşti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;3. Ordu ciddi ölçüde itibar kaybetti. Tartışılmaz otorite olmaktan çıktı. Akılalmaz kepazelikte suçlarla itham edilirken cevap bile vermekten aciz kaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;2007’de iktidarı elden kaçırmamak için son büyük hamleyi yaptılar. Hrant cinayeti tam o günlere denk geldiği için toplumda büyük bir tepki doğurdu. Türk ordusu kamuoyunda ilk kez korkuyla değil, öfke ve lanetle anıldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;4. Nihayet Türkiye’nin Batılı müttefikleri de bir süreden beri işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini anladılar. Türkiye’yi çeşitli şekillerde reform için teşvik ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bunların hepsi iyi göstergelerdir. Hrant cinayetinin doğurduğu vicdani tepkinin izole bir olay olmadığını, genel gidişin bir parçası olduğunu gösterirler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Akıntı iyi yöndedir. Bu akıntıdan istifade edebiliriz. Yön verebiliriz. Daha iyi yerlere akmasına yardımcı olabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ya da omuz silkip söylenebiliriz. Kime yarar, neye yarar bilemem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Ne yapılmalı? Somut önerilere isterseniz sorular kısmında gireyim. Şimdi iki temel ilkeye değineceğim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bir, muhatabının korkularını anlamadan bir yere varamazsın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İki, muhatabının onurunu kırarak bir yere varamazsın. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Birincisi korku. Evet korku. Türklerin ezici çoğunluğu Ermeniler ve Ermeni meselesi konusunda feci ölçüde bilgisizdir. Bilmedikleri için abartılı korkularla doludurlar. Ermenilerin çok zengin ve güçlü olduğuna, müthiş uluslararası bağlantıları olduğuna inanırlar. Ermenilerin “Avrupalı” olduğunu sanırlar, Avrupanın ezeli küstahlığını paylaştığına inanırlar. Türkleri hor gördüklerini, ikinci sınıf insan saydıklarını düşünürler. Soykırımı kabul edince büyük tazminatlar ödeneceğinden, Türkiye’nin bilinmez şekillerde ceza göreceğinden korkarlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Biliyor musunuz, Hrant’ı bir anda Türklerin gönlünde ikon haline getiren neydi? Ayakkabısındaki delikti. Bir de Malatya ağzına kaçan aksanı. Bir de sandalla balığa çıkması. Bir anda bütün bir önyargı duvarı yıkılıverdi. Demek ki zengin değilmiş. Demek ki bizden biriymiş. Demek ki bizi aşağılayan Batılılardan biri değilmiş! Bu kadar basit.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İkincisi onur. Bir insanın veya bir toplumun onurunu kırmakla zafer kazanmazsın, ancak düşman kazanırsın. Ola ki bir punduna getirip diz çöktürdün. Yarın bunun acısının nasıl çıkacağı, ektiğin kin tohumunun nerede yeşereceği belli olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Kaldı ki yüz yıldan sonra nihayet özgüvenini kazanmaya başlayan Türk toplumuna diz çöktürebileceğini sanmak pek de gerçekçi bir yaklaşım sayılmaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bence Türkiye’nin Ermeni meselesiyle yüzleşme saati gelmiştir. Bunun koşullarının artık hazır olduğuna inanıyorum. 2005’teki Ermeni Konferansından bu yana alınan mesafe nefes kesicidir. Bu tempoyla gidilirse bir-iki sene içinde çok şaşırtıcı noktalara varabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Resmi propaganda makinasının soluğu yaklaşık bir yıldan beri kesilmiştir. Daha dün “sözde ermeni soykırımı” sahtekârlığı bütün okullarda milli ritüel iken, bugün neredeyse her gün Türkiye’nin her yanındaki ortaokul ve liselerde “Türk-Ermeni kardeşliği” ya da “Ermenilerin kültürümüze katkıları” üstüne ödev hazırlayan çocuklardan imdat mailleri alıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Değişimin önündeki en büyük potansiyel engel nedir biliyor musunuz? Onurlarının kırılmasından korkuyorlar. Hakarete uğramaktan çekiniyorlar. “Geçmişte işlenmiş suçları lanetlemeye varım, yeter ki bana iyi bir insan olduğumu söyle” diyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Buna hakları var mı, tartışırabilirsiniz belki. Onlar bizim onurumuzu düşündüler mi? Bunca sene akılları neredeydi? Ama bu soruları sormanın faydası nedir, bilemem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Öbür türlüsünün de mümkün olduğuna inanıyorum. Bunun ipuçları az önce anlattıklarımda vardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Karşınızda Hrant’ın ölümüne içten gözyaşı döken bir kitle var. Devletin kendilerine yalan söylediğine uyanan bir toplum var. Irkçılığın ve nasyonalizmin kötü olduğuna inanan, bu yüzden Osmanlı atalarının asla ırkçılık yapmış olamayacağına kendini inandırmaya çalışan insanlar var. Kendi namlarına işlenmiş olan cinayetleri lanetlemek isterken samimidirler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Bizim yapabileceğimiz en doğru şey, cinayetlerle dolu bir geçmişle kendi aralarına koydukları mesafeyi büyütmelerine yardım etmektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Sen canisin, kabul et” yaklaşımından sonuç alma ihtimali sıfırdır. Ama “sen cani değilsin, canileri gel beraberce lanetleyelim” yaklaşımı sonuç verir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;“Ben mağdurum, sen suçlusun” değil, “ben ve sen mağduruz, suçlu olan ortak düşmanımızdır” mesajı, Türkiye’nin bugünkü ruh halinde ciddi yankı bulabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Sizi bilmem, ben Türkiye’de yaşıyorum. Orada yaşamaya devam edecek dört çocuğum var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;İtiraf edeyim ki ben, suçu tescil edilmiş, sırtına ceza bindirilmiş, bundan dolayı bana ve dünyaya diş bileyen bir devletin vatandaşı olmak istemem. “O suçu işleyen ben değilim başkasıdır, o alçakların suçuna ortak olmayı reddediyorum” diyen bir ülkede yaşamayı yeğlerim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;Yeter ki samimi olsun, sonuçlarıyla yüzleşsin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;(İlk soru soranlardan biri Ama başbakan Erdoğan ‘bana &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;atalarım soykırım yaptı dedirtemezsiniz’ diyor diye hatırlattı. “Ne güzel” dedim, “demek ki redd-i miras ediyor. Soykırımı yapanlar benim atam değildir diyor. Sevinmeniz lazım.”)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-size: 11pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8620839462073306162?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8620839462073306162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/01/paris-nutku.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8620839462073306162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8620839462073306162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/01/paris-nutku.html' title='Paris Nutku'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-103755784349635292</id><published>2011-01-15T12:50:00.003+02:00</published><updated>2012-01-16T02:09:23.533+02:00</updated><title type='text'>Anayasa sohbetleri 9: Vatandaşlık</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yeni Anayasada Vatandaşlık Nasıl Olmalı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Şimdiki anayasanın 66. maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür,” demiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu ne demektir sizce? “Vatandaşlık bağı ile bağlı” nasıl bir şeydir? “TC vatandaşı olan herkes Türktür” mü demek istemiş? Öyleyse neden dümdüz dememiş, lafı neden dolandırmış?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ne demek istediğini ben size söyleyeyim. Nüfus kâğıdı yetmez diyor, ideolojik deli gömleğini de giyeceksin. "Bağıyla bağlı" mısın? Onuncu Yıl marşını ciğerlerini şişirerek söylüyor musun? Höt deyince susta durup vatan millet sakarya, atam sen kalk ben yatam şiiri okuyor musun? O zaman sen Türksün. Yoksa kanı bozuk soysuzsun, Lozan Antlaşması yüzünden mecburen seni de vatandaş sayar görünmek zorundayız, ama Türklüğün yüce payesini bahşeder miyiz hiç?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İtiraf edeyim, benim “Türk” olmak gibi bir derdim yok. TC vatandaşı olan hayli yüklü bir nüfusun da öyle bir arzusu ya da beklentisi&amp;nbsp; olduğunu sanmıyorum. Vatandaş olmak bize yetiyor. Ciddiye alınırsa kan bağından çok daha güçlü bir aidiyet zeminidir bence. Akrabasının yüzünü görmeye tahammül edemeyen çok insan tanıyorum, ama ortak hak ve sorumlulukları paylaştığın insanlarla en azından oturup konuşabilirisin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Üstelik 66. maddedeki tanımın harbi Türklere de haksızlık ettiğini düşünüyorum. Ya adam doğma büyüme Türk olduğu halde o Devletin resmi değerlerine “bağlı” olmamayı seçerse? Onun kimliğini, Türklüğünü sen hangi hakla sorgularsın?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sonra Kerkük’te, Batı Trakya’da, İsveç’te TC devletine hiçbir bağla “bağlı” olmayan Türkler var, onlar Türk değil mi? Bilge Han bile Orhun Yazıtında “ey Türk titre ve kendine dön” demiş. Titremezsen Türk değilsin soysuz herif diye alenen hakaret etmemiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bırakın Türklük bir sosyolojik kategori olarak kalsın. Kendini Türk sayan herkes Türktür de geç. Arzu ederlerse gurur duysunlar, övünsünler, güvensinler, soydaş muhabbeti yapsınlar, kime ne? İnsanın bir topluluğa ait olması fena bir şey değil. &lt;i&gt;Yeter ki bunu kullanıp kamu yönetiminde haksız üstünlük elde etmeye kalkışmasın.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Türkiye vatandaşı ana veya babanın çocuğu Türkiye vatandaşıdır. Vatandaşlık statüsü, kişinin başvurusu üzerine derhal [en geç bir ay içinde] tescil edilir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sade, basit. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Ana ve babadan” değil, ikisinden BİRİ vatandaş olsa yeter. “Ana veya babadan doğan” değil, evlatlık edinilenler dahil. Sonradan Türk vatandaşı olanların eskiden olma çocukları da dahil.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Birinci cümle aşağı yukarı bugünkü 66/b eşdeğeridir; 2001’de kısmen AB baskısıyla düzeltildi. İkinci cümleyi ben ekledim. Şimdiki durumda inisyatifi polise bırakmışlar. Anayasa güvencesi altında olan bir hakkı “tanımak” için aylar yıllar boyu insanın anasından emdiği sütü burnundan getiriyorlar. Onu önlemek için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Yasal olarak beş yıl Türkiye’de ikamet eden herkes, anayasaya bağlılık yemini etmek suretiyle Türkiye vatandaşlığı kazanır. Yasal ikamet süresi özel hallerde Bakanlar Kurulu kararıyla kısaltılabilir veya kaldırılabilir. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türkiye dünya ülkelerine önder olsun, öncü olsun diyorsanız böyle bir şey lazımdır. Bırakın yaşlı Avrupa çağı geçmiş kokonalar gibi kendini yabancılardan korumaya çalışsın: Delikanlı adam yeni kandan korkmaz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ülkelerarası gidiş gelişin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Benim görebildiğim kadarıyla başka bir ülkede beş sene yaşayan insan o ülkede yaşama sanatının sırlarına çoğu yerliden daha fazla vakıf olur. İş aramayı, ev kiralamayı, su faturası ödemeyi, çocuğu okula yazdırmayı, kapıda ayakkabı çıkartmayı, birbuçuk Adana ısmarlamayı, pazar bulmacası çözmeyi öğrenir. Ayrıca o ülkeyi çoğu yerliden daha fazla sever, sorunları çoğu zaman daha iyi tanımlar, daha taze çözümler bulur. Neden ülkenin yönetiminde yerlilerden daha az hak sahibi olsun?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Yasal olarak” tabirini eklerken tereddüt ettim. Bunu demekle kaçak göçmen sorununu bir yere kadar kontrol altına almış oluyorsun. Buna karşılık idarenin eline belki istismar edebileceği güçlü bir silah vermiş oluyorsun. Dilerse yasal olarak beş yıl ikamet etmeyi imkânsız derecede zorlaştıran kurallar koyar, anayasanın hükmünü fiilen işlemez hale getirebilir. Olsun o kadar esneklik payı deyip geçeceğiz.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Anayasaya bağlılık yemini ettirmek veya buna benzer bir irade beyanı almak şart. Yoksa TC vatandaşı olmaktan doğan hak ve yükümlülükleri empoze edemezsin. Vatani hizmet yapması gerekiyorsa mesela neye dayanarak yaptıracaksın?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Türkiye vatandaşları sınırdışı edilemez. Kimse kendi rızası olmadan vatandaşlıktan çıkarılamaz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Vatandaşlık hakkı – kendi vatanında yaşama ve o vatanın kaderinde söz sahibi olma hakkı – en temel insan haklarından biridir. Bu hakkı herhangi bir bahaneyle ihlal eden devlet insanlık düşmanı sayılmalı ve mümkünse bertaraf edilmelidir. Nokta.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Geçmişte kendi rızası dışında vatandaşlıktan çıkarılan kişiler ile bu kişilerin üçüncü kuşağa kadar altsoyu, başvuruları üzerine Türkiye vatandaşlığına kabul edilir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Haksızlık üzerine hak inşa edilemez. Yirminci yüzyıl boyunca yüzbinlerce insan bu ülkeden dini, etnik, siyasi, ideolojik nedenlerle, ya da sadece mallarına el koyma hırsıyla kovulmuştur. Bu namussuzluğun hak doğurmasına izin vermek, zımnen o namussuzluğa ortak olmak demektir. Türk halkının bu ayıptan kurtarılması gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunun en basit yöntemi, sembolik olarak dahi olsa, kovma eylemini hukuken yok saymak ve kovulan kişilerden hayatta olanların, çocuklarının ve torunlarının gaspedilmiş olan vatandaşlık haklarını teslim etmektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Önceki maddeden farklı olarak burada Anayasaya yemin etme şartı yoktur. Çünkü yeni bir hak yaratmıyorsun, gaspedilmiş bir hakkı iade ediyorsun. Bunun şartı olmaz. Olsa da söylenmez, çünkü ayıptır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dikkat edilirse bu, bazı çevrelerde dile getirilen tazminat hakkından çok farklı bir yaklaşımdır. Türkiye suçu üstlensin, cezasını ödesin denmiyor. Tam tersine o suçu reddetsin, sembolik bile olsa elini yıkasın deniyor, ki samimi bir barışa götürecek olan yol budur. Tazminat ödeyip de iyiniyet satınalan kimse görülmemiştir: ne ödeyen helal eder, ne alan memnun olur.&amp;nbsp; Ama kırık kalpleri tamir etmek için bazen böyle ufak bir jest yetebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ayrıca sizi bilmem ama ben, suçu tescil edilmiş, sırtına ceza bindirilmiş bir devletin vatandaşı olmaktansa, “o suçu işleyen ben değilim başkasıdır, o alçakların suçuna ortak olmayı reddediyorum” diyen bir devletin vatandaşı olmayı yeğlerim. Yeter ki samimi olsun, sonuçlarıyla yüzleşsin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hem böylesi daha masrafsızdır, akıllıca uygulansa memlekete getirisi bile olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;15 Ocak 2011 tarihli Radikal'de yayımlandı&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-103755784349635292?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/103755784349635292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/01/anayasa-sohbetleri-9-vatandaslk.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/103755784349635292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/103755784349635292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2011/01/anayasa-sohbetleri-9-vatandaslk.html' title='Anayasa sohbetleri 9: Vatandaşlık'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-2332009630939269694</id><published>2010-12-30T19:47:00.001+02:00</published><updated>2010-12-30T19:50:10.968+02:00</updated><title type='text'>Hukuk</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Arapça kelime &lt;b&gt;hakk&lt;/b&gt;: doğru. Hem olgusal anlamda doğru, ki &lt;b&gt;hakîkat&lt;/b&gt; de hemen hemen aynı anlamdadır. Hem pratik ve etik anlamda doğru: aklı başında adamların “hımm, bu durumda doğru davranış şudur” deyip üzerinde mutabık kalacakları eylem ilkesi. İngilizce tam karşılığı &lt;b&gt;right&lt;/b&gt;’tır, Almancası &lt;b&gt;Recht&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İnsanı hayvandan ayıran temel içgüdü budur desek çok yanılmış olmayız herhalde. İnsanın yapabildiği aşağı yukarı her şeyi hayvanlar da yapar, ama HAK kavramına erişemez. Kendi çıkar ve ihtiyaçlarını aşıp mutlak bir bakış açısına yükselemez. Daha ileri gidelim: toplum halinde yaşayabilmenin temeli de bu duygudur. Hak üzerinde mutabık olmadıktan sonra insanlar birbiriyle konuşamaz bile, yamyam gibi birbirini yer.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hakkın çoğulu &lt;b&gt;hukuk&lt;/b&gt;. Karşılıklı haklardan oluşan sistemin adı, ya da hakları inceleyip ortaya koyan ilim dalı. Benim hakkımla senin hakkın çatışırsa hangisinin hak olduğuna kim karar verecek, neye göre karar verecek? Hukuk dedikleri budur, bundan ibarettir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hukukun ilkelerini eski devirde peygamberler ve bilgeler formüle etmişler. Hukuku yorumlayıp uygulama görevini de mümkün olduğunca siyasi güçten bağımsız bir bilgeler heyetine bırakmışlar.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sonra gitgide Devlet, kamu otoritesi sıfatıyla bu işlevi üzerine almış. Tevazuyla, bilgelikle, felsefeden çok kopmadan yapılması gereken bir işken gitgide kibir galip gelmiş, Devlet gücünü hasbelkader üstlenmiş birtakım adamlar “biz ne desek hukuk o” deme cinnetine kapılmışlar. Geldiğimiz nokta budur, kötü bir noktadır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bakın İzmir Valisi ne demiş, devlet adına işlenen cinayetleri sorgulama cüreti gösteren bir vatandaşa haddini bildirme babında: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;i&gt;“Biz hukuku uygularız. Uygulamalarımızı kimse engelleyemez. Şahıslar &lt;b&gt;devletin aldığı hukuk kurallarına &lt;/b&gt;uyarlar. Devletle şahıs aynı kefeye girer mi?”&lt;/i&gt; (Yeni Asır, 24 Ağustos 2010)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bilmem abartıyor muyum, ama ben bu laflarda bir toplumsal cinnet belirtisi görüyorum. Hakkı Devlet belirler diyor, sana söz düşmez. İnsanı hayvandan ayıran temel içgüdüyü senden esirgiyorum. Devlet ister asar ister keser, sen de bunun hak olduğunu kabul etmek zorundasın diyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ve bunun cinnet olduğunu anlamaktan aciz. Görev tanımı sayıyor. Bununla yetişmiş!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Var mıdır bundan öte felaket?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Deprem meprem olur, birtakım insanlar ölür, binalar yıkılır, bir şevkle girişip yenisini kurarsın. O basit. İnsanı insan yapan temel değerlerden bihaber adamlar iktidar sahibi olur, üstelik yaptıkları işin bilincinde bile olmazsa sen ne yapabilirsin? Nereden başlayabilirsin? Umutsızluğa kapılmamak için neye güvenebilirsin?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-2332009630939269694?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/2332009630939269694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/hukuk.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2332009630939269694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2332009630939269694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/hukuk.html' title='Hukuk'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-6215167863600155850</id><published>2010-12-18T00:05:00.001+02:00</published><updated>2011-01-15T12:55:47.905+02:00</updated><title type='text'>Şirince'de heyecanlı günler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;14 Aralık Salı, Şirince Köy Konseyini kurduk.&amp;nbsp;7 kurucu üye Selçuk kaymakamını makamında ziyaret ederek Şirince'de imar denetim işlerini bundan böyle Köy Konseyinin ele alacağını bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;16 Aralık Perşembe, İzmir Valisinin talimatıyla kaymakam bey Şirince köylülerini toplayıp "yıkım mıkım" bir şeyler geveledi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Aynı günün akşamı Şirince halkının büyük çoğunluğu köy meydanında toplanarak oybirliğiyle Konseye üye oldu. Aşağıdaki bildiri alkışlarla kabul edildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;"&lt;strong&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;ŞİRİNCE HALKI YETER DİYOR&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Şirince halkı sit kanunu yüzünden 27 yıl mağdur edildi.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Damımız aktı, “tamir edemezsin yasak” dediler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Çocuğumuz evlendi, “oda yapamazsın yasak” dediler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Evimiz çöktü, “onaramazsın yasak” dediler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Avlumuza çardak yaptık diye, işitmediğimiz hakaret, yemediğimiz ceza kalmadı.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Canla başla çalışıp bu köyü el birliğiyle Ege’nin turizm incisi haline getirdik. Her yaptığımızın kanuna aykırı, her ettiğimizin yasak olduğunu söylediler. Bütün dünyanın beğendiği tesislerimize yıkım emirleri çıkardılar. Mahkemelerde süründürdüler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Bugün en sonunda Kaymakam Aziz İnci’nin talimatıyla kurbanlık koyunlar gibi hükümet konağına toplatıldık. Kendi idam fermanımızı imzalamamız bize emredildi.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;ARTIK YETER!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Bundan böyle bu eziyete boyun eğmeyi reddediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Devlete saygımız vardır, ama biz vatandaşız. Vatandaşlık haklarımıza sahip çıkacağız.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;27 yıldır çözülemeyen sit hikâyesinin sonuna geldik. Şirince halkı olarak, ŞİRİNCENİN SİT STATÜSÜNÜ REDDEDİYORUZ. Bundan böyle sit kararlarını tanımayacağımızı bütün dünyaya ilan ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;İki yıl önce ilan edilen imar planı köyümüze hayır getirmemiştir. İMAR PLANINI REDDE­DİYORUZ. Bundan böyle imar planını tanımadığımızı herkese açıkça ilan ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Zorbalıkla alınmış olan yıkım kararlarının istisnasız hepsini lanetliyoruz. Uygulamaya kalkacak olanları halk düşmanı ilan ediyoruz. Tüm gücümüzle ve her imkânımızla yıkımlara direneceğimize ant içiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Bizi köleler gibi makamına toplayarak aşağılayan kaymakam Aziz İnci’ye teessüf ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Şirince hepimizin ortak mirasıdır. Doğaya uygun, tarihe saygılı bir şekilde yapılanması en büyük dileğimizdir. Resmi görevlilerin 27 yıldır çıkmaza soktuğu bu işi bundan böyle Şirince Köy Konseyimiz aracılığıyla BİZ takip edeceğiz. Engel olmaya kalkanları unutmayacağız.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;Allah yardımcımız olsun.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;"&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-6215167863600155850?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/6215167863600155850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/sirincede-heyecanl-gunler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6215167863600155850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/6215167863600155850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/sirincede-heyecanl-gunler.html' title='Şirince&apos;de heyecanlı günler'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4354393895646554287</id><published>2010-12-07T20:05:00.001+02:00</published><updated>2010-12-07T20:05:55.906+02:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 8 - Eğitim konusuna devam</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE:&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kamu okulları, Yerel Yönetim tarafından kurulur ve yönetilir. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Maksat ne? Kamu eğitimini merkezi sistemin ölü sıkletinden kurtaralım. Okul üst yönetimini, hizmet alan ailelerle daha yakın diyaloğa girebileceği bir boya indirelim. Ayrıca yerel koşullara göre az veya çok farklılaşan eğitim modellerinin ortaya çıkmasını teşvik edelim ki çeşit olsun, rekabet olsun, yeni fikirlere ve denemelere kapı aralansın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yüzde doksanı köylü olan bir memlekette eski düzen de ki bir yere kadar normaldi. Birtakım Çağdaş Yaşam şeycileri yabancı kitaplardan yarım yamalak da olsa okudukları bilgileri cahil halka öğretmeyi ödev bildiler; vatan aşkıyla yollara düştüler. Zaten memleketin hakiki eliti onların okullarına gitmiyordu, Robert Kolejle, Sen Josefle idare ediyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ama devir artık o devir değil. Memleketin en ücra köşesine internet gitti. Sonra solcusu, sağcısı,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;tarikatçisi, cemaatçisi, Kürtçüsü, Zazacısı “senin öğrettiğin bilginin doğru olduğu ne malum” diye soru sormayı öğrendi.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Eğer bu devirde halâ kamu eğitimi diye bir şey olacaksa, mecbursun, “birader sen de söyle bakalım, bir orta nokta bulur muyuz?” diye sormak ve cevabını dinlemek zorundasın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ankara’ya ses zor gider. İster istemez o işi milletin birbirini daha kolay işiteceği bir ortamda, yerelde yapacaksın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Okul işlerinin idaresi için her Yerel Yönetim bünyesinde tüzel kişiliğe sahip Okul Meclisi kurulur. Yerel Yönetim biriminde en az bir yıl ikamet eden herkes Okul Meclisine seçilebilir ve seçimde oy kullanabilir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Okul Meclisini on-onbeş kişilik bir heyet gibi düşünmek lazım. Okul açmaya, kapatmaya, nakletmeye, büyütmeye, bölmeye, ek bölüm açmaya bunlar karar verir. Okul müdürünü, pazarlık ve sözleşme usulüyle, bunlar görevlendirir. Öğretmen maaşlarını bunlar öder. Parayı bunlar bulur. Anadilde eğitim filan işlerini de bunlara havale etseniz memleketi ciddi bir dertten kurtarmış olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;ABD’yi seversin, sevmezsin, ayrı konu. Ama gerçekten hayran olunacak bir tek şeyini söyle derseniz ben bu Okul Meclislerini söylerim. Adına School Board deniyor. Göz yaşartıcı içtenlik ve olgunlukta bir demokrasi yuvası oluyorlar. Devlet başkanını halk seçmesin deyin, Amerikan demokrasisine bir şey olmaz. Ama School Board’lar kalksın deyin, vallahi çürür ülke.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yukarki maddede “herkes” tabiri bilmem dikkatinizi çekti mi? Çağ değişiyor, memleketin hemen her yerinde çoluk çocuk yerleşip iş yapan yabancılar var. Birçoğunun çocuğu yerel okullara gidiyor, normal Türk eğitimi alıyor. Çocuğunun gideceği okullarda anababanın söz hakkı olması gerekmez mi? Holanda’da yerel seçimlerde ora vatandaşı olmayan Türkler oy kullanabiliyor, onlar burada neden kullanmasın?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bana kalsa oy hakkıyla da yetinmem, Meclise girebilsin derim. Ne kadar çok çeşit insan, o kadar çok fikir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Okul bütçesi yerel vergilerden ve okul harçlarından karşılanır. Merkezi yönetim eğitim kalitesini yükseltmek ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla Okul Meclislerine fon aktarabilir. Ancak aktarılan fonun tutarı, Okul Meclisinin kendi gelirinden fazla olamaz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bir kere vergi de olacak, harç da. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sonuçta eğitim masraflı iş; iyi eğitim daha da masraflı. “Bana ne, DEVLET ödesin” desen, o zaman o devlet istese çocuğuna andımızı da okutur, hazrol rahat eğitimi de yaptırır, bir şey diyemezsin. Üstelik devlet o parayı havadan yaratmayacağına göre bir şekilde senden alır gene. Öyle yapacağına direkt öde. Bizim ilçemize dünyanın en iyi bilgisayar hocalarını getirteceğiz de iki misli öde. Ödediğine karşılık da karşında hani ne oldu bizim paralar diye hesap sorabileceğin bir merci bulunsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Vatandaş fakirdir, bedavaya alışıktır diye hiç düşünmeyin. Hazırlık dersanelerine giden onca para kimden geliyor sanıyorsunuz? Rasyonel bir sınav sistemi getir, dersaneleri iptal et, al sana para.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sonra, özel eğitimi teşvik edeceksek eğer, kamu ile özel arasındaki maliyet makasını bir şekilde kapatmak zorundayız. Yoksa o iş hayal olarak kalır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Eğitimi hepten paralı yapalım (yani, bütçeyi sadece öğrenci harçlarından karşılayalım) desek gene olmaz. Toplumda HERKESİN iyi eğitimde çıkarı var, yalnız o an çocuğu okula giden ailelerin değil. Benim çocuğumun eğitimine sen katkıda bulunacaksın, ben de seninkine bulunacağım ki yarın öbür gün aletim bozulsa memlekette tamir edecek adam (veya kadın) bulunsun, kitap yazıp beni aydınlatacak birileri çıksın, zır cahil adamlar başbakan olup hayatımı karartmasın. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;O halde: okul masrafının bir kısmını öğrenci harçlarından karşılayacaksan, bir kısmını da pamuk eller cebe deyip herkesten vergi olarak tahsil edeceksin. Oran olarak bire bir bana makul gelir, ama ince hesabı bilemem, belki yanılıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kaldı ki harç alınacak demek, her öğrenci aynı harcı ödeyecek demek değil. Zengin veliler varsa gider dil dökersin, yoksulun harcını da onlara ödetirsin. Milli Eğitim bürokrasisi bunu zor yapar; ama demokratik oyla seçilmiş okul meclisi mucizeler yaratabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Merkezi hükümet yerel okul idaresine mutlaka fon aktaracaktır. En azından bölgelerarası eşitsizliği dengelemek için kapıyı açık bırakmak gerekir. Ayrıca başarılı okulları teşvik etmek, batmış belediyelerde eğitimin devamını sağlamak vs. için formül lazımdır. Bunda da bence yine matching funds mantığıyla bir üst limit koymak en doğrusudur. Yoksa kapıdan kovduğumuz merkezi sistem bacadan geri girer. Yerel yönetim okul parası toplama işini kaytarır, Ankara’dan medet umar. Davul yerelin elinde kalır, ama tokmak Ankara’ya geçer. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4354393895646554287?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4354393895646554287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4354393895646554287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4354393895646554287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/anayasa-sohbetleri-8-egitim-konusuna.html' title='Anayasa Sohbetleri 8 - Eğitim konusuna devam'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4302484866099738447</id><published>2010-12-03T14:50:00.002+02:00</published><updated>2010-12-03T14:50:59.168+02:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 7 - Eğitim</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Silahlı Kuvvetler malum. Yargının da bu memlekette neye hizmet ettiği iyi kötü anlaşıldı, o konuda da epey fikir üretilmeye başlandı. Ama cehennemin üçüncü atlısından henüz gereği gibi söz eden pek yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Okullardaki Atatürk köşeleri kaldırılmadan – onların temsil ettiği iktidar hiyerarşisi sorgulanmadan – güzel ülkemizde demokrasi ihtimali var mıdır dersiniz? Sen istediğin kadar generalleri gemle, yüksek yargı kadrolarını düzelt. Kesilen kafasının yerine yenisi çıkan ejderhalar gibi, eğitim sistemi aynısını gene üretmeyecek midir?&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Post-Kemalist çağın eğitim felsefesinde gözden kaçırmamak gereken temel ilke şu: &lt;b&gt;Hakikat tek ve mutlak değildir.&lt;/b&gt; Sen hakikatin tek olduğunu düşünebilirsin. Ben hakikatin tek olduğunu düşünebilirim. Ama memlekette senden benden başka her çeşit insan var. 1400 sene önce yazılmış bir kitabın tek ve mutlak hakikat olduğunu düşünenler var. Kürt ulusunu yeniden inşa etmeyi hayatın tek anlamlı hedefi sayanlar var. Doğuştan solcu Dersimliler var. Amerika’da son moda neyse hakikat odur diyenler var. Varoğlu var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunların hepsinin eşit ve tam vatandaşlar olduğu fikrini içimize sindireceksek eğer, “senin fikrin sayılmaz, uzat kafanı tornadan geçirelim” deme lüksümüz de yok demektir. Saygı göstereceğiz. Peki birader, sen de doğru bildiğini okut diyeceğiz. Hatta biraz daha ufukluysak, belki ondan da bir şeyler öğrenebiliriz diye kulak kabartacağız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Öyleyse isteyen istediği okulu kursun, istediğini okutsun, Eğitim Bakanlığını da kapat gitsin diyebiliyor muyuz?&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Heyhat, diyemiyoruz. Zira: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Her çocuğun eğitim ve öğrenim hakkı vardır. Devlet her çocuğun yeterli eğitim alması için gereken tedbirleri alır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Şimdiki anayasa “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” diyor. Doğrusu o değil bence. Yetişkinler için eğitim hakkından söz etmek, hak kavramının içini boşaltmaktır. Hak deyince, mahkemeye gidip çatır çatır koparabileceğin bir şey olması gerekir. “Hak devletin vatandaşa verir gibi yaptığı bir şeydir; isterse geri alır,” mantığıyla yazılan 12 Eylül anayasasının öyle bir derdi olmadığından, salla gitsin, yazmışlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Burada konu öncelikle çocuğu ebeveyne karşı korumaktır. Ana baba “ben çocuğumu okutmayacağım, kime ne” diyemez. Çünkü ana babanın hakları varsa çocuğun da hakları vardır. O hakları, mecburiyet halinde, devlet korur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu da demektir ki devletin,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;a) eğitim nedir ne değildir, hangi koşullarda çocuğun eğitim hakkı ihlal edilmiş olur, karar vermek, ve b) her çocuğun iyi kötü eğitim alabileceği bir altyapının oluşmasını teşvik etmek görevleri vardır. Şu aşamada başka çaresi görünmediği için, okul da kuracak ve işletecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İsteyen istediği okulu kursun, peki. Ama ŞU okulun, anayasada yazdığı manada “eğitim ve öğrenim alma” hakkını karşıladığına kim karar verecek? Misal, Hayat Mektebi kurdular, “patronun ayak işlerinde 12 saat çalışma kursu” açtılar. Ya da “parayı ver yaylan, diploma kolay” dediler. Bunların üstünü kim çizecek?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hem bir standart koyacak, hem de bu yetkisini kötüye kullanıp “Tek ve mutlak hakikat vardır, 70 sene önce vefat etmiş bir emekli generalin ağzından çıkanlardır” gibi saçma teorilere kapılmayacak bir mekanizma lazım. Zor iş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ne yapacağız? a) Kamu okullarını yerel yönetime devredeceğiz, b) Özel okulları teşvik edeceğiz, denetimini de ayrı bir heyete veya bağımsız denetim kuruluşlarına vereceğiz, c) Öğretmenlik mesleğini özgürleştireceğiz. En az üç hafta daha bu konudan kurtulamayız sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Kamu Okulları Bakanlığı, kamu okullarında uygulanacak eğitim ve öğrenim standartlarını belirler. Okul bitirme sınavlarını tasarlar ve uygular.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bugün adına Milli Eğitim Bakanlığı denilen ucubenin Sultan Mahmut zamanındaki ilk adı Mekâtib-i Umumiye Nezareti idi, Kamu Okulları Bakanlığı yani: pratik, yalansız, düz bir isim. Bütün eğitimin değil, sadece kamu bütçesinden beslenen okulların bakanlığı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Birkaç yüz kişilik ekip bence rahat rahat yeter. Belki bakanlığa da gerek yoktur, kurum olur, müdürlük olur, şura olur, ne bileyim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Elindeki esas silah bitirme sınavlarıdır. Bugünkü ÖSYS sınavını lise bitirme sınavı yaparsın; o sınavı geçmeden kimse liseden mezun olmuş sayılmaz. Fransızların bakaloryasında, İngilizlerin A ve O-Level’larında ana fikir aynı. Zaten ÖSYS’yi üniversite giriş sınavı saymak abestir. Verilen sınavın üniversite başarı ihtimaliyle alakası yok, lise derslerini öğrenip öğrenmediğini ölçüyor sadece.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sınav standardını koyduktan sonra ayrıca detaylı müfredat ilan etmene bile gerek yok aslında. Okullar ister istemez kendini sınava göre ayarlayacaktır. Sınav kazandıran okul = iyi okul. Teftişle müfettişle uğraşmasan bile, memlekette öyle yakıcı bir diploma hırsı var ki, öğrenci velileri standarttan sapan okula haddini bildirir zaten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yeter ki bir had bildirme mekanizması olsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt 14.2pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;(&lt;em&gt;Devamı var&lt;/em&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4302484866099738447?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4302484866099738447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/anayasa-sohbetleri-7-egitim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4302484866099738447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4302484866099738447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/12/anayasa-sohbetleri-7-egitim.html' title='Anayasa Sohbetleri 7 - Eğitim'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-5041215627680957823</id><published>2010-11-28T20:56:00.002+02:00</published><updated>2010-11-28T20:56:48.808+02:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 6 - Eşitlik</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;MADDE: Tüm vatandaşlar yasa önünde eşittir. Kamu görevlileri vatandaşlar arasında din ve mezhep, dil ve lehçe, ırk, etnik kimlik, sosyal sınıf, felsefi görüş ve yaşam tarzı nedeniyle ayrım yapamaz ve ayrım yapmayı savunamaz. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Çözmeye çalıştığımız problem şudur:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Senin ders kitapların, resmi propaganda broşürlerin, valilik web sitelerin, turistik tabelaların, Atatürk Bilmemne Kurumu neşriyatın, 19 Mayıs nutukların, askerî beyin yıkama programların, adli yıl açılış törenlerin, devlet onaylı cami vaazların Türk ve/veya Müslüman olmayanlara karşı baştan sona iftira ve sövgüyle dolu olacak. Sonra pişkin pişkin gülüp “aa olur mu, bizde herkes yasalar önünde eşittir, din ırk milliyet yüzünden katiyen ayrım yapılmaz” diye yavşayacaksın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunu nasıl önleyeceğiz? Mesele bu. Yoksa herkes eşittir, ayrım gayrım yasaktır diye anayasaya yazmak kolay. Anayasasına bunu yazmayan devlet yok ki dünyada?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Maddenin sonundaki “ayrım yapmayı savunamaz” sözü bundan ötürü eklendi. Pratikte işe yarar mı, tartışılır. Ama birinci cumhurbaşkanının 1925’ten sonra ağzından çıkan hemen hemen her söz bu maddenin ışığında anayasa suçu haline geliyor, sırf onun hınzırlığı için eklemeye değer.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hakiki dünyada ne yapılabilir? Kolay soru değil. Sonuçta ırkçılığı ve ayrımcılığı ikinci doğası haline getirmiş bir devlet yapılanmasını ıslah etmekten söz ediyoruz. O kültürle yetişmiş milyonlarca devlet görevlisini üç günde düzeltemezsin, istediğin kadar kanun çıkar, yasakla, asmakla kesmekle tehdit et, fayda etmez. Direnirler. Yolunu bulup baypas ederler. Boyun eğseler de içlerinden söverler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Genel ilke: İnsanları inanmadıkları yasaklarla terbiye edemezsin. Asker takımı bunu anlamaz, ama “sivil anayasa” diyorsan hareket noktan bu olmalı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sanıyorum işi en az bir-iki kuşağa yayılacak bir eğitim ve uyarı süreci olarak düşünmek lazım. Benim düşünebildiğim en makul öneri şu. Ayrımcılıkla mücadele edecek bağımsız bir kurul oluşturursun. &lt;b&gt;Toplumsal Barış Komisyonu&lt;/b&gt; gibi bir ad verirsin. Başına belki İsak Alaton gibi birini getirirsin. Birkaç gözüpek kamu yöneticisi, Kaboğlu ve Baskın Oran kalibresinde birkaç hoca eklersin. İHD ve TESEV’den, Mazlum-Der’den, Diyarbakır Barosundan destek alırsın.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bunların işi, resen veya şikâyet üzerine, kamu sektöründeki ayrımcı söylem örneklerini arayıp bulmak ve düzeltme önermek olur. Ceza yetkileri olmaz tabii, ama ekstrem örneklerde dava açabilir veya savcıları harekete geçirebilirler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Beş-on yıl içinde bayağı ciddi netice almaya başlarlar diye tahmin ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Anayasadaki “ayrım yapmayı savunamaz” fıkrası böyle bir heyet için hukuki dayanak teşkil eder, o açıdan faydalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dikkat buyurunuz: Ayrım yapma ve ayrımı övme yasağı SADECE kamu görevlileri için konmuş. Sivil vatandaşa yasak getirilmemiş. Bu konuda bence net olmak lazım. Vatandaşın canı isterse ırkçı, ayrımcı, şoven olma özgürlüğü vardır. Devletin yoktur. Basit.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Nedenlerini daha sonra uzunca konuşuruz. Şimdilik kısa söyleyelim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bir kere Devlet toplumsal barışı sağlamak, kişi hak ve özgürlüklerini korumak için kurulmuş bir teşkilattır. Yani bir kuruluş amacı vardır ve ayrımcılık o amaca fayda değil zarar verir. Oysa vatandaşın kamu çıkarını düşünmek mecburiyeti yoktur. Düşünse pek güzel, ama düşünmese de kendi bileceği iş, bir şey yapamazsın. Zorlamaya kalksan özgürlük kalmaz, herkesin milli davaya piyade yazıldığı Ondokuzmayıs rejimlerine kapı açılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İki: Devlet fazla güçlüdür, o yüzden tehlikelidir. Devlet Lazları, eşcinselleri veya başörtülü kızları ezmeye kalktı mı karşısında durmak zordur. Oysa sivil vatandaşın eti ne, budu ne? Devleti kendi hırslarına alet edemediği müddetçe ciddi bir sorun çıkmaz. Çıksa da kontrol altına almanın bin türlü yolu var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sivil halka siyasi doğruculuk mecburiyeti getiren her türlü yasağı ben kaygıyla karşılıyorum. Batı ülkelerinde son yıllarda bu tür eğilimlerin artışını “soft” totalitarizme doğru tehlikeli bir gidiş olarak görüyorum. Eğer toplumda ırkçılık varsa, ırkçıların ifade ve örgütlenme özgürlüğü de olacak: yeter ki adam dövmesinler, cinayet işlemesinler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Adam çalıştığı işyerinde veya oturduğu apartmanda zenci veya eşcinsel veya başörtülü kadın veya gâvur görmek istemeyebilir, keyfi bilir. Bundan dolayı ciddi boyutta bir sosyal haksızlık doğuyorsa – mesela bu yüzden eşcinseller veya başörtülüler sokakta kalıyorsa, iş bulamıyorsa, gettolara mahkûm oluyorsa – çaresine bakarsın. Ama BENİM dilediğim ortamda yaşama özgürlüğüm, ONUN dilediği ortamda yaşama özgürlüğünden büyük değil ki?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-5041215627680957823?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/5041215627680957823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-6-esitlik.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5041215627680957823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5041215627680957823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-6-esitlik.html' title='Anayasa Sohbetleri 6 - Eşitlik'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7405731710479378488</id><published>2010-11-11T21:31:00.000+02:00</published><updated>2010-11-11T21:31:35.178+02:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 5 - Küçük Neden Güzeldir</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yerel yönetimi güçlendirmek neden iyidir? Teorik sözleri bir yana bırakıp bu ülkenin tarihinden bir örnekle anlatmaya çalışayım. Olayı daha önce bu yönden düşündüğünüzü hiç sanmıyorum. (&lt;i&gt;Ankara’nın Doğusundaki Türkiye&lt;/i&gt; kitabımda kısaca yazmıştım gerçi, kısmen tekrar.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Hikâye şöyle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Beylikler devri&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Anadolu'nun Bizans tarafından yönetilen bölümünde medeniyet sanki 6. yüzyıl ortalarında sona erer. 550’leri izleyen 600 küsur yıl boyunca başkent İstanbul dışında dişe gelir tek bir eser görülmez. Sanki bu yüzyıllar hiç yoktur. Denizli’ye, Manisa’ya, Adana’ya, Tokat’a bakın: antik döneme ait bir dizi etkileyici kalıntı, sonra uzun bir sessizlik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türklerin gelişinden üç-dört kuşak sonra müthiş bir imar patlaması başlar. Anadolu'da bugün varolan kent ve kasabaların hemen hepsi o dönemde kurulmuş veya yeniden şekillenmiştir. 1100’lerin sonundan başlayıp 1500’lerin başına dek hepsi cami, han, hamam, medrese, kervansaray, tekke, saray, şifahane ve imaret ile donatılır. Bunlar gerek sayı, gerek kütle, gerek işçilik bakımından son derece şaşırtıcı eserlerdir. Konya’yı, Sivas’ı geçin, Divriği’ye, Bitlis’e, Niksar’a, Eski Malatya’ya, Kastamonu’nun Kasaba’sına, Harput’a, Ahlat’a, Tercan’a, Eğridir’e, Sivrihisar’a, Milas’a, Selçuk’a bakın. Hepsinde göz kamaştırıcı işler yapılmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Şişineceklerdir: “Türkler Anadolu'ya medeniyet getirdi.” Yok efendim, öyle değil. Madem getirecek medeniyetleri vardı, neden Orta Asya’da bunun izi görülmedi? Madem getirdiler, neden 1071’den sonra yüz yıl belli etmediler?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Doğrusunu söyleyelim: Türk &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;beylikleri&lt;/i&gt; Anadolu'ya medeniyet getirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yüz tane başkent&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Malazgirt’ten sonra Türkler buraya gelip o eşsiz devlet kurma yetenekleriyle bir Devlet kurmadılar, hayır. Bizans düzenini yıktılar. Yerine sabah akşam birbiriyle didişen, çeteden az hallice birkaç yüz tane beylik kurdular. Konya Selçukluları da bildiğiniz anlamda Devlet değildi, her şehirde ayrı kardeşin, her diyarda ayrı vezirin hüküm sürdüğü bir tuhaf yamalı bohçaydı. “Federasyon” demek fazla iyimser olur sanırım. Daha çok, bir tür organize anarşi durumu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Merkezi devletin ölü sıkletinden kurtulan Anadolu, Türk beylikleri devrinde muazzam bir canlanmaya tanık oldu. Eskiden imparatorluk memurlarına ve kilisesine giden – ya da nasıl olsa onlara gidecek diye atıl bırakılan – kaynaklarla sayısız mini-devletin başkenti finanse edildi. Her başkentte mimarlar, sanatkârlar, şairler, fakihler, alimler, dervişler doyuruldu. Lüks tüketim malları ticareti patladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İnanır mısınız, 1200’lerde lüks parfüm, lüks ziynet eşyası, pahalı kumaş deyince Avrupalının aklına Anadolu limanları gelirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Anadolu'nun o kadar çabuk Türkleşmesindeki asıl etkeni belki burada aramak lazım: kılıç değil, fırsat.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Osmanlı Devleti 16. yüzyılda egemenliğini pekiştirip Bizans'ın yoluna girince işler gene tersine döndü. Memleket Devlet gördü. 1550'leri izleyen 300 yıl boyunca Anadolu'nun İstanbul'dan yönetilen kısımlarında gene taş üstüne konmuş bir taş görünmüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Tezi kanıtlayan istisna&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Anadolu’nun Bizans tarafından yönetilen kısmında hayat yoktu dedik. Ya diğer kısmında?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türklerden önceki yüzyıllarda bu memlekette büyük imar faaliyeti gösteren TEK bölge vardır, o da Van'dan Artvin’e uzanan kuzeydoğu sınır ülkesidir. Arap egemenliğinin doğuda çözülmeye başladığı devirde burada bir dizi Ermeni ve Gürcü devletçiği türemiştir. Bizans'ın askeri gücüne teslim oldukları 11. yüzyıl ortalarına dek, boylarından beklenmeyecek eserler ortaya koyarlar. Sırf Van gölü çevresinde kimine göre 100, kimine göre 300 tane heybetli manastır sayabiliyoruz, hepsi bu devirden. Artvin’in kervan geçmez köylerinde, her biri büyük metropollere yakışır heyula boyutlu kiliseler var, aynı devirden. Kars’ın hangi köyüne gitseniz yine aynı durum. Bunları yapanlar, en muktediri bugünkü Van vilayeti büyüklüğünde olan, her yirmi yılda bir amip gibi bölünen birtakım mikro-devletlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;880 ile 1040 arası o bölgede onca anıtsal kilise, manastır, saray, kale yapılırken neden Bizans egemenliğindeki Anadolu'da bir tane yok? Soru bu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;“Ermenilerde var o haslet” deseniz, 880 yılı öncesinde neden yokmuş, 1040’tan sonra neden olmamış diye sorarlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm 10pt; mso-pagination: none;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yerel yönetimi güçlendirelim derken kastettiğimiz budur işte. Mantığı sonuna kadar götürürsek merkezi devleti toptan lağvedelim dememiz gerekir. Ama ona cesaret edemeyiz; etsek de kimseyi inandıramayız. O yüzden yerel yönetim reformuyla yetineceğiz, mecbur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7405731710479378488?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7405731710479378488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-5-kucuk-neden.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7405731710479378488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7405731710479378488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-5-kucuk-neden.html' title='Anayasa Sohbetleri 5 - Küçük Neden Güzeldir'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-5307086030985812263</id><published>2010-11-06T20:10:00.002+02:00</published><updated>2010-11-06T20:15:46.241+02:00</updated><title type='text'>Hodri Meydan Kulesi basın bildirisi</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;6 Kasım 2010&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;HODRİ MEYDAN KULESİ ŞİRİNCE’DE AÇILDI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;Nişanyan “izin almadım, almayı da düşünmüyorum” dedi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/TNWbNdfIAJI/AAAAAAAAAEc/7m_K_b8pZMs/s1600/%C3%A7at%C4%B1l%C4%B1+bayrakl%C4%B1-small.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" px="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/TNWbNdfIAJI/AAAAAAAAAEc/7m_K_b8pZMs/s320/%C3%A7at%C4%B1l%C4%B1+bayrakl%C4%B1-small.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Yazar ve otelci Sevan Nişanyan’ın İzmir’in Şirince köyünde inşa ettiği Hodri Meydan Kulesi bugün ziyaretçilere açıldı. 12 metre yükseklikteki taş kule, Şirince’nin tarihi dokusuyla bütünleşerek köyde yeni bir ilgi odağı oluşturuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Kuleyi yapmak için yetkililerden izin almadığını söyleyen Nişanyan, “İzin almayı düşünmüyo-rum. 27 yılda bir köyün imar planını yapmayı beceremeyen, yaptığını da yüzüne gözüne bulaştıran adamlarla muhatap olmak abestir. Türkiye’de koruma amaçlı imar sistemi çökmüştür. Yanlış kadroların elindedir. Bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor,” diye konuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Şirince köylüsünün kendisini desteklediğini savunan Nişanyan, “Şirince köylüsü 27 yıldan beri imar terörü mağdurudur. Artık bu zulme ‘dur’ deme vaktinin geldiğine inanıyor,” dedi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Çatısıyla beraber 12 metre yüksekliğindeki taş kulenin üstünde bir manzara terası bulunuyor. Kule ücretsiz olarak ziyaretçilere açık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU-CEVAP&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;em&gt;Aşağıdaki soruları Hürriyet Daily News’ten gazeteci arkadaşım Vercihan Ziflioğlu sordu. Ona verdiğim cevapları, hoşgörüsüne sığınarak, sizinle paylaşıyorum.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU: Neden kuleyi 'Hodri Meydan Kulesi' olarak adlandırıdınız? Üstü kapalı bir mesaj mı bu? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;CEVAP: Kapalı değil, apaçık bir mesaj. Adamlar diyor ki mimari yenilenme alanında, turizm alanında Türkiye’de yapılmış en düzgün işlerden biri de olsa bu evleri yıkacağız. Neden yıkacağız? Çünkü bürokratik oligarşiye biat etmiyor, o yüzden yıkacağız. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Ben de diyorum ki: Nah yıkarsın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU: Sevan Nişanyan neden meydan okuyor? Siz ne anlatmak istiyorsunuz kamuoyuna?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;CEVAP: Bürokratik oligarşi çürümüştür. Sepetteki çürük elma gibi, bütün Türkiye’yi ve hepimizi çürütmektedir. Bununla mücadele etmek bir vatandaşlık görevidir, insanlık görevidir, onur ve vicdan görevidir. Topluma ve kendi çocuklarımıza karşı sorumluluğumuzdur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Mücadele her alanda verilmelidir. Yalnız Genelkurmay’da, Ergenekon’da, HSYK’da, Beşiktaş Adliyesinde değil. İmar terörü de aynı zorba zihniyetin eseridir. Çöken Sovyetler Birliği kadar zalim ve ahmak bir yapının yansımasıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Buna meydan okumaktan daha kıymetli ne var ki hayatta?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU: Şirincelilerden destek görüyor musunuz? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;CEVAP: Tabii, çok içten destek görüyorum. Onlar da aynı çürümüş yapıdan mağdurlar. Birinin çıkıp “yetti gayrı” demesinden gurur duyuyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;İnşallah zamanla onlar da o direnci ve cesareti gösterecekler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU: Görünen o ki Sevan Nişanyan kendisinden sonraya Şirince'de bir iz bırakmak istiyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;CEVAP: Biliyorsunuz seyahate meraklıyım. İnsanlar yüzyıllar boyunca dünyanın her köşesine ne güzel eserler bırakmışlar, gör gör doyamıyorum. İnsanın gözünü okşayan, ruhunu büyüten, ufkunu açan eserler bunlar. Göreni şu küçük hayattan koparıp daha yüksek yerlere taşıyan izler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bana bu hizmeti yapan insanlara karşı benim de bir borcum var diye düşünüyorum. Turist gibi bu dünyanın tadını çıkarmak yetmez. Sen de bir eser ortaya koymalısın ki yarınki kuşaklar görüp “Allah razı olsun” desinler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;SORU: Kule hakkında biraz bilgi?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;CEVAP: Taş beden 9.60 metre, çatıyla beraber 12 metre. 2 Eylül’de temeli kazdık, 5 Kasım’da (bugün) bitirdik. Şirince köyünün üst ucunda, Nişanyan Evleri arazisi içinde. Tepesinde manzara terası var. Herkesin ziyaretine açık, ücretsiz. Bir şey de satmıyoruz; ticari amacımız yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-5307086030985812263?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/5307086030985812263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/hodri-meydan-kulesi-basn-bildirisi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5307086030985812263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5307086030985812263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/hodri-meydan-kulesi-basn-bildirisi.html' title='Hodri Meydan Kulesi basın bildirisi'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/TNWbNdfIAJI/AAAAAAAAAEc/7m_K_b8pZMs/s72-c/%C3%A7at%C4%B1l%C4%B1+bayrakl%C4%B1-small.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4938511259571904896</id><published>2010-11-03T12:41:00.003+02:00</published><updated>2010-11-03T12:45:34.130+02:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 4 - Yerel Yönetim</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Federal sistem Türkiye’de olmaz, onu bir kere geçiniz. Federasyon yapmak için federe birimlerin şöyle üçyüz beşyüz senelik bir geçmişi, bağımsız kimliği, geleneği vs. olması lazım. Federe birim varlığını ve meşruiyetini merkezi yönetimden almaz; kendi başına zaten varolan bir organizmadır. Ezelden gelen yetkilerinin bir kısmını kendi rızasıyla merkeze devreder. Var mı Türkiye’de böyle bir şey?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Birbuçuk porsiyon sistemi de iyi sonuç vermez kanımca. De ki Kürtlere özerk yönetim hakkı verdin, İskoçya parlamentosu gibi Diyarbakır’da meclis kurdun. Bir kere Türk kamuoyu böyle bir çözümü hazmetmez, kavga çıkar. İkincisi, öbür şehirler isyan eder neden bizim böyle bir hakkımız yok diye. Sonra ister istemez Diyarbakır’da zamanla başka havalar çalınmaya başlar, memleketin tadı kaçar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İktidarı merkezden yerele yaymak istiyorsak başka bir formül bulmalı. Buyurun, bir deneme.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Nüfusu onbinden büyük olan yerleşimlerde Yerel Yönetim kurulur. Coğrafi olarak bitişik olan yerleşimler, halk oylaması sonucu birleşerek Yerel Yönetim kurabilirler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Memleketin yüzünü tanınmayacak şekilde – olumlu yönde – değiştirecek bir adımdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Özetle ne yapıyor? Yerleşim birimi (kasaba, şehir, köy) ile belediye (idari teşkilat) arasındaki organik bağı koparıyor. Vatandaşın dilediği boyda, serbestçe yerel yönetim birimi oluşturmasına imkân tanıyor. Asgari onbini mesela diye dedim. Yirmibin de olur, hatta ellibin belki daha iyidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Türkiye’nin güncel trendlerine uygun üstelik. On senedir memleketin her yanında böyle sentetik belediyeler kurulmakta, bilmem farkında mısınız. Antalya’da Evren ile Seki birleşti, Evrenseki oldu. Bodrum’da Gölköy’le Türkbükü birleşti, Göltürkbükü oldu. Adana’da, Samsun’da, Konya’da bir sürü Ataşehirler, Esenyurtlar, Birlikkentler bu yöntemle kuruldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bence prensip olarak üst limit koymamak lazım: canları isterse on milyonluk metropoller yaratsınlar. Yahut bütün Kürdistan’ı tek belediye yapsınlar. Her ihtimale karşı siyasi anlamda sakıncalı birimlerin ortaya çıkmasını önlemek için belki şu kayıt konabilir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Yeni yerel yönetimler Meclis’in onayıyla kurulur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yani halkoyu yetmez, meclis’in de evet demesi lazım. Daha önemlisi şu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Bir yerel yönetim biriminde yaşayanlar, yeni yerel yönetim kurmak şartıyla ayrılabilirler.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Tercümesi: Bitişik sahada onbin kişi toplan, oylama yap, Meclisi ikna et, ayrıl. Bu silah elinde olduktan sonra sıkıysa yerel yönetim keyfî vergi salsın, zabıta terörü kursun. Yahut çöpleri toplamaktan aciz Hacı Ağa’yı hayat boyu belediye başkanı seçsin. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Eğitim, ulaşım, sağlık ve imar hizmetlerinde birincil sorumluluk yerel yönetime aittir. Yerel yönetim ayrıca yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu hizmetlerini üstlenebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ulaşım, sağlık, imar kolay. Eğitime de geleceğiz. Okulları yerel yönetime bağlayıp, merkezi yönetime sadece standartları belirleme işini bırakacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Esas hadise ikinci cümlede. Belediyenin üstlenebileceği devlet fonksiyonlarının sınırını iyice esnek tut diyor. Kendine güveniyorsa girişsin, güvenmiyorsa ya da canı istemiyorsa girişmesin. Vatandaşın da tercih hakkı olsun: az vergi az devlet, çok vergi çok devlet. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Belki daha radikal gidip, “yasayla merkezi yönetime ayrılmamış olan tüm kamu fonksiyonlarını ÜSTLENEBİLİR” yerine “... ÜSTLENİR” demek lazım, emin olamadım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ortaya çıkabilecek dengesizlikleri merkezi yönetim sosyal destek politikalarıyla bir ölçüde giderecektir mutlaka. Fakir belediyelere devletin bir miktar koltuk çıkmasına kimse itiraz etmez herhalde. Yeter ki işin ölçüsü kaçmasın, belediyeler devlet çiftliğine dönüşmesin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Peki: yerel yönetim ordu kuramasın, para basamasın. Yabancı ülkelere elçi göndersin mi? Göndersin tabii. Devir değişti, Paris’in, New York’un birçok ülkede resmi temsilcisi var. İstanbul da şu Kültür Başkenti işi yüzünden yabancı ülkelere heyetler gönderdi, bürolar açtı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Polis teşkilatı kursun mu? Olabilir, emin değilim. Alt düzey mahkeme kursun mu? Kesin şart. Güneydoğu’da herhangi bir savcıya veya hakime sorun bakalım, ahali kendi yerel duyarlıklarına yabancı olan mahkemeleri nasıl boykot ediyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Üniversite kursun mu? Mükemmel olur. Tapu idaresi kursun mu? Merkezin belli ölçüde denetimi yasayla sağlandıktan sonra, neden olmasın?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Yerel Yönetimin yetkileri, halk oyuyla kabul edilen koşul ve kurallara bağlanabilir. Halk oyuna sunulacak kurallar yasaya aykırı olamaz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;ABD’de citizens’ initiative dedikleri şey bunun bir çeşididir. Kaliforniya’da 1978’de halk oyuna sunulup emlak vergilerine %1 sınırı koyan Proposition 13 ilk örneğiydi. Bir çeşit yerel anayasa hukuku oluşturmanın ön adımıdır. Misal, falan köyü, filan kasabasıyla birleşip belediye kurmadan önce belediye başkanlığının dönüşümlü olmasını şart koşabilir. Ya da belediye meclisinde en az şu kadar üyeyle temsil edileceğiz diye dayatabilir. Yahut ne bileyim, yeni liseyi X alanında kurarsak hastaneyi de Y alanında kurma şartı getirebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Arada enteresan fikirler de doğabilir. Mesela federal yapıda belediyeler icat edilebilir. Evren ile Seki birleşip Evrenseki olurken diyebilirler ki biz aslında eski kimliklerimizi büsbütün kaybetmek istemiyoruz. Ayrı ayrı yerel meclisler kurup sadece bazı yetkileri ortak belediyeye devredeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yasayla sınırlamak gerekir ki işler zıvanadan çıkmasın, “Hacı Ağa ömür boyu belediye başkanı olacak” ya da “beş vakit namaz kılmayanlar belediye memuru olamaz” gibi öneriler gelmesin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Müthiş bir reform olur kanımca. Yerel koşullara göre farklı nitelikte yerel yönetimlerin kurulmasına olanak tanır. Yönetimde yeni fikirlerin, değişik modellerin denenmesini sağlar. Rahmetli Mao’nun deyimiyle bin çiçek açar, bin fikir çatışır. Komşu belediyenin modeli güzel sonuç veriyorsa sen de benimsersin. Olmadı isyan bayrağını açıp o beldeye katılırsın. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İl ve ilçe yönetimini de unutmayalım. Sayın valimiz yeni sistemde ne iş yapacak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Valiler Başkan tarafından atanır ve il düzeyinde Başkanı temsil eder. Kaymakamlar Başkan’ın onayıyla Vali tarafından atanır ve ilçe düzeyinde valiyi temsil eder.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Vali ve kaymakamlar, merkezi yönetime bağlı kamu kurum ve görevlileri arasında eşgüdümü sağlamakla görevlidir. Acil haller dışında doğrudan idari görev üstlenmezler; kamu kurum ve görevlilerine doğrudan emir veremezler.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Şaşırttım sizi, değil mi? Ama düşünürseniz en sağlıklı çözüm herhalde budur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İstisnaları bilemem, ama bana öyle geliyor ki vali ve kaymakamlar halen Türk idari mekanizmasının en çürük halkasıdır. Kâğıt üzerinde yetkileri sonsuzdur, ama pratikte herhangi bir ciddi işe yaramazlar. Ekonomik alana müdahaleleri cehaletle karışık göz boyamadan ibarettir; genellikle fiyaskoyla sonuçlanır. Güvenlik alanına müdahaleleri polisi sinir eder. Hemen her ilde vali ile belediye başkanı kavgalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Öyleyse valileri halk seçsin? O da gerçekçi değil. Bürokratik yapının mantığına aykırıdır. Geleneğe aykırıdır. Üstelik paralel bir yetki alanı yaratıp yerel yönetimi çıkmaza sokmaktan başka sonuç vermez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;O halde gelin, Britanya’daki lords lieutenant gibi bir formül düşünelim. Direkt idari yetkileri olmasın. Dolayısıyla emir değil ikna ve uzlaşı yoluyla iş görmek zorunda olsunlar. Ama Başkan tarafından atanıp doğrudan Başkan’a karşı sorumlu olsunlar ki, gerekirse Ankara vasıtasıyla pazu gösterebilsinler. Kamuya uzun süre hizmeti dokunmuş, olgun, efendilikleriyle göz dolduran bürokratlar için ideal bir park yeri olur. Bayramlarda ve ulusal günlerde törenleri yine onlar yönetir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Başkan ne diye sormayın şimdi, sırası gelecek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;u&gt;Bölgesel yönetim?&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yazının buraya kadar olan kısmını bu işlerden anlayan bir arkadaşım okudu, “bölgesel” yönetimi gözardı etmemi eleştirdi. Avrupa Birliği’nin 1975’ten beri yürürlükte olan Bölgesel Politikasını hatırlattı, Türkiye’nin istese de istemese de buna ayak uydurmak zorunda kalacağını savundu. Meğer Devlet İstatistik Enstitüsü bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmış, “Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı” veto yemiş ama 2006 tarihli 'Kalkınma Ajansları Hakkında Kanun' da bu yönde ciddi bir adımmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“Kim sever ellibin nüfuslu yerel yönetimi?” diye kibarlaştırabileceğim bir soruyla mevzu özetlendi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Vallahi çok iyi bildiğim konular değil, ama bana öyle gelir ki bölgesel yapılanma bizim burada bürokratik yapıyı bir nebze rasyonelleştirmek dışında çok büyük bir amaca hizmet etmez. Bir şekilde oluşturulacak “Kürdistan” bölgesel yönetimi de, isterse 17 veya 26 bölgeden biri olsun, memlekete baş ağrısından başka şey getirmez, üzgünüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Küçük başla. Küçüklere büyüme şansı ver. Bekle. Daha iyi bir formül sanki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4938511259571904896?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4938511259571904896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-4-yerel-yonetim.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4938511259571904896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4938511259571904896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/11/anayasa-sohbetleri-4-yerel-yonetim.html' title='Anayasa Sohbetleri 4 - Yerel Yönetim'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1996265474215237704</id><published>2010-10-24T22:35:00.002+03:00</published><updated>2010-10-24T22:36:50.576+03:00</updated><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 3 - Din Konusuna Devam</title><content type='html'>&lt;em&gt;(22 Ekim'de Agos'ta çıktı)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki din işleri yazım üzerine gelen itirazlar tahmin edebileceğiniz gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi laikliğe aykırı bir kuruluşu neden lağvetmiyoruz? Lağvetmiyorsak neden diğer din ve mezhepleri de içerecek demokratik bir şekle sokmuyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki, farklı din ve mezheplere nüfuslarıyla orantılı kamu bütçesi ayrılacaksa o nüfusu kim neye göre sayacak? İnsanların kafa kâğıdına gene din ve mezhep mi yazdıracağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç, mesela Aleviler ayrı din veya mezhep olarak tanınacaksa bunu kimin temsil ettiğine nasıl karar vereceğiz? Üçe beşe bölünseler ne yapacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endişe etmeyiniz, hepsinin cevabı var. Sıradan gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Mantıksız ama gerçek&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanetin akla, mantığa aykırı bir kurum olduğunu biliyorum. Herkes biliyor. Hem dinle devlet ayrıdır, resmi din yoktur de. Hem de BİR dinin BİR altkolunun BİR mezhebine ait hizmetleri, genel bütçeden finanse edilen, 100.000 kişi istihdam eden bir devlet dairesine gördür – üstelik diğer herkesi dışlayarak. Mantıken böyle şey olmaz, olmaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama heyhat, hayat her zaman mantığa göre işlemiyor. Devletlerin tarihi, geleneği, yerleşik düzeni, alışkanlıkları var. Hoşumuza gitsin gitmesin, bu devlet 900 yıldan beri Türk ve Sünni-Müslüman unsurun egemen olduğu bir devlet olmuş. Laikim, demokratım falan filan diye cilve yapsa da işin gerçeği bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmkân mertebesinde bu gerçeği kurala düzene bağlayabiliriz, ikna edebiliriz, dengeleyebiliriz, yumuşatabiliriz. Ama temel olguyu değiştiremeyiz. Değiştirmeye kalksak maraz çıkar. Bunu bilmeden anayasacılığa soyunmayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet lağvedilebilir mi? Hayır edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sebep 1&lt;/strong&gt;: Halen Diyanet bünyesinde olan 80 bin camiyi, 100 bin imam ve hizmetliyi ne yapacağız? “Bana ne Müslümanlar düşünsün” desek hangi Müslümanlar? Hangi kurum, hangi örgüt? Yılda 2,5 milyar yeni liralık bütçeyi bu vatandaşlar nereden karşılayacaklar? O para uğruna insanların cadde ortasında birbirini vurmasını nasıl önleyeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sebep 2:&lt;/strong&gt; Memleketin aşağı yukarı %70’lik kısmının kendini öksüz ve satılmış hissetmesine yol açacak bir uygulamayı neye dayanarak savunacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki din ve mezhepleri Diyanet’te temsil etme fikri de bana saçma geliyor. Kurumsal kültür diye bir şey var. Sünni-Hanefi mezhebinin ezici bir şekilde egemen olduğu bir yapıda gariban papaz ne yapacak? Beş on tane Alevi ne yapacak? Çayocağının yerini bile bulmakta zorlanırlar kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca maksat dinleri mezhepleri harman edip bulamaç bir “Cumhuriyet dini” oluşturmak değil ki? Çeşitli dinlerin özgürce, birbirini ezmeden yaşamalarına imkân vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Sembolik bir adım&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamada atılabilecek ilk adım belki çok basit, çok ucuz bir adımdır: Kurumun adını değiştirirsin. Mesela &lt;em&gt;İslamî Din Hizmetleri Başkanlığı&lt;/em&gt;, yahut &lt;em&gt;İslamî Diyanet Kurumu&lt;/em&gt; gibi bir isim bulursun. Sembolik bir adımdır. Tüm toplumu değil, sadece BİR zümreyi ilgilendiren bir yapı olduğunu böylece tescil etmiş olursun. Devletle arasına BİRAZ mesafe girer. Problem kökten çözülmez, ama bir adım atılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuruma kamu bütçesinden yaptığın katkıyı mümkün mertebe azaltırsın. Kendi kaynaklarını yaratmasına imkân tanırsın. Artık hac mı organize eder, camilerde bağış mı toplar, kurban derisi mi alır, bilemem. Bizim kiliselerin bildiğim kadarıyla en önemli kaynağı vasiyetlerdir. Belki danışmanlık filan verirler, know-how aktarırlar, faydalı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun tamamlayıcısı geçen hafta gördüğümüz Anayasa maddesidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu demektir ki mesela Aleviler için ayrı bir (veya birkaç) kurum olacak ve devletin din bütçesinin yüzde 13 yahut 18, her neyse, bir kısmı onlara tahsis edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldu diyelim. Tam rakamı kim belirleyecek? Sonra o parayı KİME verecekler? Alevilerin papası, halifesi, başdedesi gibi biri yok ki al bu senin hakkın deyip işi bitirsinler. Sonra Caferi Şiiler için ayrı bütçe mi olacak yoksa onlar da Alevi mi sayılacak? Biri kalkıp Şafiiler veya Nakşibendiler için ayrı bütçe isteriz dese ona ne cevap verilecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ister istemez politik kararlardır ve nihai yetkiyi bakanlar kuruluna bırakmak en doğrusudur sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlık ve ustalık gerektiren bir konu olduğu için belki ara kademede bir &lt;em&gt;Din İşleri Yüksek Kurulu&lt;/em&gt; oluşturmak faydalı olur. Diyelim ki 15-20 veya 30 kişilik bir heyet olur. Bellibaşlı dini akımlardan birer temsilci, birkaç kuvvetli fikir adamı, mutlaka bir tane gayrımüslim, birkaç dindışı hatta din-karşıtı isim atanır. Dinî kurum ve örgütlenmelerin devlet katındaki muhatabı olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevilerin nüfus payı mı hesaplanacak? Plebisite gerek yok, Yüksek Kurul ortalığı fazla kızıştırmadan, gerekirse sosyologlara, kamuoyu araştırma kuruluşlarına vesaireye de danışıp rakama karar verir, biter. Alevilere kurum mu lazım? Çeşitli Alevi fikir önderleriyle görüşüp devletin nasıl bir yapıyı muhatap kabul edeceğini belirler, konu çözülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an gündemde yok belki, ama yarın Sünni İslam toplumu içinde de birtakım çoğulculuk talepleri ortaya çıkarsa, çözümü Diyanet İşlerinden beklemek manasız olur. Hakem rolü oynayabilecek, yetkili, az çok tarafsız bir kurumun varolması daha iyi değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bu konular senin üstüne vazife mi diye sorarsanız, değildir belki. Ama Anayasa nasıl yapılır diye insan düşünmeye bir kez başlayınca bulaşılmadık konu kalmıyor geriye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-1996265474215237704?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/1996265474215237704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-2-din-konusuna-devam.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1996265474215237704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1996265474215237704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-2-din-konusuna-devam.html' title='Anayasa Sohbetleri 3 - Din Konusuna Devam'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8630193909331461909</id><published>2010-10-08T09:00:00.009+03:00</published><updated>2010-10-08T09:00:05.117+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa reformu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='laiklik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din dersi'/><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 2 - Din</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Ne anlam ifade ettiği artık belli olmayan “laiklik” kelimesine bence Anayasada yer verilmemelidir. “Ay şekerim bu Müslümanlar da çok oluyor artık” dışında bir anlamı kalmış mıdır bu terimin? Sanmıyorum. Öyleyse at. Taze bir şey söyle. Mesela:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Kamu hizmetinde herhangi bir din veya mezhebe ayrıcalık tanınamaz. Toplumca tanınan din ve mezheplerden herhangi birinin ifade ve ibadeti kısıtlanamaz. Bu din ve mezheplerin mensupları, inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlanamaz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;İşin özü birinci cümlededir. Devlet, bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz, o kadar. Müslümanlığa da tanıyamaz. Devlet görevlisi kalkıp “elhamdülillah hepimiz Müslümanız” diyemez; diyememesi gerekir. Çünkü “hepimiz” Müslüman değiliz. Ben değilim mesela. Benim bu memleketteki hakkım Müslümanınkinden az veya fazla değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Devlet ceketini üstünde taşımadıktan sonra git istediğin dini savun, istediğini tebliğ istediğini irşad et, kendi bileceğin iş. Bana söz düşmez. Devlete de düşmez. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Din ve mezheplerin yalnız ibadetini değil, ifadesini de kısıtlayamazsın. “İbadetini serbestçe yapmana izin veriyoruz daha ne, sus otur,” ikiyüzlülüğünü aşmanın zamanı gelmiştir. Dinine inanıyorsan bunu – edep dairesinde – anlatıp savunma hakkın olması gerekir. Protestan da olsan. Hatta Müslüman bile olsan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;İnsanları dinî inanç ve geleneklerine aykırı davranmaya zorlayamazsın. Misal, papazın sakalını kestiremezsin. Müslümanların geleneği eğer başını örtmeyi gerektiriyorsa yasak edemezsin. Yahudi de isterse şabat günü bölük eğitimine çıkmasın, kime ne zararı var?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;“İnanç ve geleneğin” ne olduğuna zor durumlarda mahkeme karar verir, mesele biter. Bunda da içtihadı mümkün olduğunca geniş tutmak gerekir. Vatandaş muska taşımayı veya kadın eli sıkmamayı dinin gereği sayıyor olabilir. Aynı görüşü paylaşan yeterli sayıda insan varsa veya muteber birkaç hoca bunu savunmuşsa “Peki” deyip geçeceksin. Onların inanıyor olması başkalarını bağlamaz. “Aykırı davranmaya zorlanamaz” demek “herkes buna uymak zorundadır” demek değildir. Alakası yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dinsizlik hakkından da burada söz etmeli mi? Sanmıyorum, hayır. Gereksiz yere ortamı kaşır, başka şeye yaramaz. Zaten yazıldığı haliyle madde yeterli özgürlük alanı bırakıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;İkinci cümlede ince bir ayrım var, dikkat edin. “Toplumca tanınan din veya mezhepler” demiş. Osmanlı hukukunda “maruf edyan ve mezahib” diye geçer, Cumhuriyet döneminde terkedilen bir kavramdır. Alman hukukunda da öffentlich-rechtlich anerkannten Religionen var, “kamu hukukunca tanınan dinler” anlamında, o da bunun gibi, tam olmasa da. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bu ayrımı yapmak lazım, yoksa iş çığrından çıkar. Satanizm de sonuçta dindir. Kaliforniya’da The Church of Monday Night Football diye bir din var, gayet ciddi. Ayrıca peygamberlik ve tanrılık ilan etmek ruhsata tabi değil; Kuran’ın “son peygamber” iddiası da sadece Müslümanları bağlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bence yeni dinler olsun; sakıncası yok. Ama toplumda derin tarihi kökleri olan dinlerle aynı statüde değerlendirilmeleri uygun olmaz. “Maruf” dinlerin inanç ve geleneklerinin, binlerce senelik süreçte toplum tarafından iyi kötü test edilip onaylanmış olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla hürmet göstermek gerekir. Yeni çıkanlar hele genel hukuk çerçevesinde meramlarını anlatmayı denesinler, yeter.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Dini kuruluşlara kamu bütçesinden ayrılan pay, o din veya mezhep mensuplarının genel nüfusa oranından daha düşük veya daha yüksek olamaz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Hayır, devlet, dinî kurum ve hizmetlerden elini büsbütün çekemez, unutun onu. Burası Fransa değil, devletin karşısında devlet kadar örgütlü ve güçlü bir Katolik Kilisesi yok ki işi ona devredip piyasadan çekilesin. Fransız laiklerini Türkçeye tercüme etmekle iş bitmiyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dini toplum hayatından silme işini koca Stalin becerememiş, bırak senin yarım gönüllü Tek Partini. O maceraya bir daha girmeyeceksen eğer, özellikle İslam dinine ait hizmetleri kim nasıl örgütleyecek, bir çare bulmak zorundasın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bugünkü yapısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı “Devlet bir din veya mezhebe ayrıcalık tanıyamaz” ilkesine aykırıdır, nokta. Ama lağv da edemezsin, onca cami var, imam var, onlar ne olacak? İster istemez devletin BİRAZ dışına itip, devletin değil “Müslümanların” diyanet işleri kurumudur demek zorundasın. Vurgu değişsin, şimdilik yeter. Yok biz bunu istemeyiz, tanımayız diyen Aleviler varsa, ister istemez onların da eşdeğer bir kurum oluşturmasına izin verip onu da tanımak zorundasın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Nazar boncuğu niyetine Ermenilere, Süryanilere, Yahudilere nüfuslarıyla orantılı birer bahşiş dağıtsan o garipler de sevinir. Devletin kendi devletleri DE olduğuna inanırlar. Doksan senelik sahte laikliğin gerçek laikliğe doğru bir ufak adım atar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Kamu okullarında yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine seçmeli din dersi verilir. Din dersi öğretmenleri, mensup oldukları din veya mezhebin kurum veya cemaatlerinin onayıyla seçilir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Gerçek anlamda dinlerüstü bir “din kültürü” dersi verebilecek hoca sayısı bu memlekette bir elin parmaklarını geçmez, onun için hayal kurmaya gerek yok. Din dersi deyince ibadet ve itikat anlatılacak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bana sorarsanız din dersi hepten ilga edilmeli derim. Ama toplumun büyük kesimi için bu eğitimin en az öbür eğitim kadar önemli olduğunu kabul etmek lazım. Öyle olunca da devlet illa bu işe sırtını dönmeli, yokmuş gibi davranmalı demenin mantığını göremiyorum. Bırakın öğrensinler, bırakın öğretsinler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Dinî öğretinin içeriğini devletin belirlemesi uygun olmaz, o yüzden bırakın her din ve mezhep kendi hocalarını seçsin veya en azından onaylasın, kendi dininin nasıl öğretileceğine karar versin. Dersi evde yahut dergâhta değil okul binasında verirsen en azından ne olup bittiğini izleme şansın olur, bir denetim payın kalır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Din dersi istemeyen çocuklar o saatte top oynar, mutlu olur. Cemaatler de büsbütün akılsız değillerse müşteri çekmek için hoca kalitesini artırmak zorunda kalırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;“Kurum veya cemaat onaylar” demiş. Bakın bunun sonucu ne olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Müslümanlarda böyle bir kurum yok. İster istemez hocaları seçmek için cemaat bir şekilde istişare etmek, kendi içinde pazarlığa girmek zorunda kalacaktır. Bundan kurumlaşma doğar, iyi bir şeydir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Bizde kilise var. Çocukların eğitimi gibi yakıcı bir konuda ister istemez kilise, cemaatle daha yakın diyaloğa girmek, toplumsal taleplere duyarlı olmak zorunda kalacaktır. Bundan demokratikleşme doğar, iyi bir şeydir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Diyelim ki cemaat içindeki Falancılarla Filancılar hoca meselesinde anlaşamadı, inatlaştı, o zaman ne olacak? Mevzii bir anlaşmazlıksa bir şey olmaz, bir türlü çözülür. Ama sistematik bir anlaşmazlıksa ne olacağı bellidir. Bir süre sonra taraflar ayrı birer cemaat olarak resmen tanınıp ayrı hoca seçmek isteyeceklerdir. Bundan çoğulculuk doğar, ÇOK iyi bir şeydir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;, sans-serif;"&gt;Amerikan Yahudilerinde öyle oldu, 20. yüzyıl başında Reform, Konservatif ve Ortodoks diye üçe bölündüler. Hiç fena olmadı bana sorarsanız. Yahudilik fakirleşmedi, zenginleşti.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8630193909331461909?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8630193909331461909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-2-din.html#comment-form' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8630193909331461909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8630193909331461909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-2-din.html' title='Anayasa Sohbetleri 2 - Din'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-7714886430904191479</id><published>2010-10-01T17:54:00.004+03:00</published><updated>2010-10-02T12:25:56.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa reformu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Anayasa Sohbetleri 1 - Dil</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Ulusal Dil Türkçedir. Yeterli düzeyde Türkçe bilmeyen kimse orta öğrenim diploması alamaz.&lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Herhangi bir dilin yazılı ve sözlü kullanımı ile bu dilde yayın yapma ve eğitim verme özgürlüğü kısıtlanamaz. &lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;Bundan beş on yıl öncesine dek sanırım işin ideali bu iki maddeden ibaretti. Basit, net.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bir kere, bütünleştirici bir dilin olması lazım ki kanunların, tüzüklerin, sözleşmelerin bir standardı olsun. Sonra memleketin bir ucunda doğan insan öbür ucunda kolayca iş tutabilsin, eşit koşullarda kamu hizmetine girebilsin, hastalandığında doktora derdini anlatabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii kimseyi zorlayamazsın, zorlayamaman gerekir. Öğrenmek istemiyorsa öğrenmez, “sana ne” der geçer. Kırk senedir Kanada’da oturduğu halde kırk kelime İngilizce bilmeyen Çinliler var; pekala güzel insanlar. Aç da kalmıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ama eğitim gerektiren bir meslek veya sanat icra edecekse Türkçe bilmesi iyidir, faydalıdır, hatta pratikte zorunludur. Dolayısıyla doğru dürüst Türkçe öğrenmeden lise diploması alamaması gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İkinci madde öyle temel bir ilke ki, aslında Anayasaya yazılması bile ayıptır. Dilediği dili konuşmak, dilediği dilde yazmak ve çocuklarını dilediği dilde eğitmek, Devletin anayasayla, manayasayla ihsan ettiği bir şey değildir; insanın insan olmasından ileri gelen bir haktır. Ha bunu Anayasaya yazmışsın, ha insanların yemek yemesi yahut işemesi yasaklanamaz yazmışsın, arada pek fark yok. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ama bu memleketin evveliyatı gözönüne alındığında, belki anlamayan olur diye açıkça bir kere daha yazmanın zararı olmaz diyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Klasik özgürlükçü bakış açısından işin özü bu kadardır. Başka söze gerek yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ama günümüz koşullarında artık bunun yeterli olacağını hiç sanmıyorum. Atı alan, bırak Üsküdar’ı, Fırat’ı geçmiştir. Devletin kurucu unsurunun bir değil iki olduğunu iddia edenler vardır; memleket sathının beşte biri gibi bir alanda net siyasi üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Onları yok sayarak yola devam edersen, yarın öbür gün hiç sevimli olmayan durumlarla karşılaşma ihtimalin olur. O yüzden:&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Kürtçe Bölgesel Dildir. Yerel yönetim birimlerinde halk oylamasıyla belirlenen diller, yasayla Yerel Dil ilan edilebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;“Oha” dediğinizi duyar gibiyim. Demeyin. Alışacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtçenin adını anmadan sadece ikinci cümledeki “yerel dil” uygulamasıyla problem çözülebilir mi? Hiç sanmıyorum. Bugün geldiğimiz noktada Kürtçeyi adıyla sanıyla anmadan herkesin sevip bağrına basacağı bir Anayasa yapma imkânı kalmamıştır. Kaldı ki, 10 ila 20 milyonun dili olan Kürtçe ile, en kabadayısı yüzbin kişilik enklav’ları ilgilendiren Arapçayı, Lazcayı, Çerkezceyi vesaireyi aynı kefeye koymak doğru olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik laf aramızda kalsın, burada yapılan bölgesel/yerel dil ayrımı, mesela Bingöl’de Zazaların yahut Siirt’te Arapların bölgesel dil Kürtçeye karşı ayakta durabilmelerine de bir nebze yardımcı olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yerel yönetim birimi” dediğim şey belediyedir. Ama bugünkünden daha boylu poslu, daha etkin bir tür belediye. Ona da sıra gelecek, sabır buyurunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl olacak bu bölgesel ve yerel dil?&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Kamu hizmetleri, talep üzerine, Türkçenin yanısıra Bölgesel ve Yerel Dilde verilir. Kamu kurumları, Bölgesel veya Yerel Dili bilen yeterli sayıda personel ve tercüman istihdam etmekle mükelleftir.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Yani vatandaş Diyarbakır’da hastanede, postanede, tapu dairesinde, karakolda, mahkemede “ben Kürtçe isterim” derse karşısında Kürtçe konuşan (ve yazan) memur bulacak; o şimdilik yoksa tercümanla işini halledecek. Ama Türkçe isterse o da olacak, yoksa yarın öbür gün tam tersi sıkıntılar doğar, hoş olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak etmeyin, hiç olmayacak iş değil. İsviçre’de, Kanada’da, İspanya’da, Hindistan’da, Güney Afrika Cumhuriyetinde pekala işliyor. Bizim İngiltere zannettiğimiz Wales ülkesinde 80’lerin sonunda her köye İngilizce ve Welsh’çe ayrı ayrı ilkokul kurmayı mecbur ettiler, üç-beş sene içinde sistem tıkır tıkır işlemeye başladı. İskoçya’ya önceki sene gittim, en büyük dertleri neydi biliyor musunuz? Ada vapurlarında iskele anonsu ÖNCE İngilizce mi, yerel Gaelik dilinde mi yapılacak, o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim konusu daha zor. Bu maddeyi yazarken tereddüde düştüm, on defa yazıp bozdum. Ama en doğrusu galiba şöyle.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Tüm kamu okulları, yeter sayıda öğrencinin talebi üzerine Kürtçe seçmeli dil dersi vermek zorundadır. Kürt Dili Bölgesinde ilk ve orta öğretimde Kürtçe dil dersi zorunludur. &lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;İlk cümle bütün Türkiye’yi ilgilendiriyor. Batıda yaşayan bir sürü Kürt var. Ayrıca Kürt nüfusu hakim olduğu halde belki “Bölge”ye katılmayacak, Haymana gibi, Refahiye gibi, Kilis gibi yerler olabilir. Daha da ayrıca, Kürt filan olmadığı halde, memleketin o köşesine Fransız kalmayayım, yarın gidip orada iş tutarım belki deyip çocuklarına Kürtçe öğretmek isteyen olabilir. Bir okul bölgesinde bunların sayısı mesela yirmi kişiden fazlaysa dilekçe verirler, çocukları için seçmeli dil dersi açılır. Kolay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci cümle daha zor. Kürtçenin bölgesel dil olduğu alanda Kürt dili öğrenmek seçmeli mi olacak, mecburi mi olacak? Mecburiyse sadece resmi okullarda mı olacak, özel okullarda da olacak mı? Temel dersler Kürtçe mi verilecek Türkçe mi? Kararı yerel yönetime mi bırakmalı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanız ben bölgedeki tüm okullarda dil dersi zorunlu olsun derim. O memlekette yaşayacaksan zaten dili bilmen gerekecektir. Yok, babanın memuriyeti yüzünden oradaysan ve gelecek sene Sinop’a döneceksen gene de dil öğrenmende zarar yoktur, fayda vardır. Bir dil bir insan, iki dil iki insan diye boşuna dememişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel eğitim dili yerel yönetimin kararına bırakılabilir. Fiziği kimyayı bence Türkçe görsünler. Hatta varsa hoca İngilizce görsünler, daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;MADDE: Silahlı Kuvvetler, Bölgesel ve Yerel Dilde hizmet kuralından muaftır.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Zorunlu bir taviz. Tartışmaya gerek yok. Tarihin her döneminde de aşağı yukarı böyle olmuş. Roma İmparatorluğunda bile kırk türlü dil konuşulurmuş, ama ordu dili Latince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Bir okurum hatırlattı, tabii jandarmanın silahlı kuvvetlerden tamamen ayrıldığını varsayıyoruz.]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-7714886430904191479?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/7714886430904191479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-1-dil.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7714886430904191479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/7714886430904191479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/10/anayasa-sohbetleri-1-dil.html' title='Anayasa Sohbetleri 1 - Dil'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-2166819284152018786</id><published>2010-04-25T13:02:00.000+03:00</published><updated>2011-09-17T13:09:04.767+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tehcir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TC'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurtuluş savaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ittihat ve terakki'/><title type='text'>Röportaj: Ermeni ve Kürt meselelerine dair</title><content type='html'>&lt;em&gt;26 Nisan 2010'da Diyarbakır'da çıkan çeşitli gazete ve web sayfalarında yer aldı.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1915 öncesinde Anadolu'daki Ermeni nüfusunun 1.5-2 milyon arası olduğu söyleniyor. Soykırım iddialarını bir kenara bırakır ve Anadolu Ermenileri'nin sürgününe de iyimser bir yaklaşımla “Zorunlu Göçe” tabi tutulduklarını var sayarsak; bu yoğunluklu nüfusun savaş sonrası Türkiye'ye dönmemesi nasıl açıklanabilir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye'de hayatta kalan yarım milyon mültecinin bir bölümü 1918 Kasımı'ndan sonra döndü veya dönmeye teşebbüs etti. Ancak bunlar 1919 Mayısı'ndan itibaren çeşitli baskı ve saldırılarla tekrar kaçırıldılar. 1919'da örgütlenen Kuvay-i Milliye'nin asıl amacı, İngiliz-Fransız işgaline direnmek filan değildi: Ermeniler'in dönmesine engel olmak ve Rumlar'ın da Ermeniler'in peşinden defolup gitmesini sağlamaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni mallarının yağmasından pay almış olan yerel mütegallibenin çoğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'ne katıldı, dönen mültecileri kovmayı bir “vatan meselesi” olarak halka benimsetmeyi başardı. 1919 sonunda Fransız güçleriyle beraber Adana-Maraş-Antep bölgesinde yurtlarına dönen Ermeniler, Ankara'nın örgütlediği silahlı çetelerin saldırısına uğradı. Aynı yıl Kuzey Irak'tan Hakkâri'ye dönen Nasturi Hıristiyan aşiretleri, 1924'te Cumhuriyet Hükümeti'nin düzenlediği bir askeri operasyonla imha edildi veya tekrar sınır dışına kaçırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet, tam tarihini hatırlamıyorum, yanılmıyorsam 1924'te çıkarılan bir yasayla Milli Mücadele yıllarında (kendi iradesiyle olsun, mecburiyet dolayısıyla olsun) yurt dışında bulunanların TC vatandaşlığını kazanması engellendi. 1927'de çıkarılan bir kanunla, geriye kalanların seyyar satıcılıktan şimendifer memurluğuna kadar, bin çeşit işi yapması yasaklandı. Vakıf ve cemaat mallarına el kondu. Hemen her gün uyduruk bir gerekçeyle azınlık mensupları vatan hainliğiyle, casuslukla, vergi kaçakçılığıyla suçlandı; basında terörize edildiler; ekonomik açıdan çökertildiler. İstanbul ve İzmir dışındaki illerde yaşamaları imkânsız hale getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Soykırım, 1915'te olup biten bir hadise değildir. 1913 civarında başlayıp günümüze kadar aralıksız devam eden bir devlet politikasının adıdır.&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ermeni tehcirine yol açan olayların gelişimi ve sonrasına bakıldığında sürekli olarak İttihat ve Terakki Partisi suçlu gösteriliyor. Bu görüşün doğruluk payı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru değildir. Ermenilere yönelik zulüm ve katliam politikasını başlatan İttihat ve Terakki değil Abdülhamit'tir. Ermeniler ilk başta İttihat ve Terakki'ye, kendilerini Abdülhamit zulmünden kurtaracak bir umut olarak baktılar. Bu durum 1909 ile 1913 yılları arasında, tam olarak araştırılmamış bir sürecin sonunda, tersine döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İttihat ve Terakki Partisi'ni tek suçlu olarak kabul edersek, zorunlu göçe tabi tutulduğu söylenen Ermeniler'in, yeni kurulmuş Cumhuriyet tarafından topraklarına geri dönmeleri bir jest olarak sağlanamaz mıydı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1919 yazından itibaren Anadolu'da iktidarı ele geçiren Müdafaa-yı Hukuk hareketi çok büyük oranda İttihat ve Terakki kadrolarından oluşmaktaydı. Az önce belirttiğim gibi tehcir ve katliam zenginleri, bunların arasında önemli bir pay tutmaktaydı. “Kurtuluş Savaşı” adı verilen hadise büyük ölçüde 1913-1915'te başlatılan tehcir politikasının sürdürülmesi ve sonuca ulaştırılmasından ibaret bir olaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler'in Anadolu'dan sürülmelerinin ardından yeni kurulan Cumhuriyetin aldığı ilk kararlardan biri de,"kaçak ve yitik kişilerle, başka yerlere nakledilenlere ait gayrimenkullerin Devlete intikaline dair Nisan 1923 tarihli kanun"un yürürlüğe konulması ile ilgili. Söz konusu kanunda, "gerçekleşecek hak taleplerinde de Lozan Antlaşması'nın yürürlüğe girdiği 6.8.1924 tarihinde malının başında bulunması şartına bağlıdır" hükmünün getirilmiş olması, yaşanan trajedinin salt kışkırtma ya da bağımsızlık hevesi olmadığının; ekonomik temellerinin de olduğuna bir kanıt olarak gösterilebilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1913-1922 yılları arasında gerçekleşen Rum/Ermeni yağması esnasında, Türkiye'deki menkul ve gayrımenkul servetin en az üçte biri el değiştirdi. Bu varlığa el koyanlar, doğal olarak, öncelikle İttihat ve Terakki rejimine yakın olan, tehcir ve katliam olaylarında aktif katkısı bulunan kişilerdi. Aralarında özel bir gayreti olmadan tesadüfen mala konan ve bu sayede ekonomik durumunu düzelten kişiler de olabilir belki, ama şüphesiz bunlar azınlıktadır. Bu kişilerin 1919'da, hem yeni edinilmiş servetlerini savunmak, hem de kendilerini muhtemel suçlamalardan korumak için büyük bir gayret içine girmiş oldukları şüphesizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin ilk iki kuşağında ortaya çıkmış olan servetlerin tamamına yakını, incelenirse, Rum ve Ermeni mülklerinin gaspına dayanır. Buna Koç, Sabancı vs. gibi, 1946 sonrasında Türk kapitalizminin belkemiğini oluşturan isimler dahildir. Daha önemlisi, Atatürk döneminde siyasi iktidara kavuşan Cumhuriyet elitinin neredeyse tümü dahildir. Başta Atatürk dahildir. Düşünün ki Çankaya köşkü sonuçta Kasapyan çiftliğidir. Memleketin dört bir yanındaki “Atatürk evlerinin” tümü, bazısı demiyorum HEPSİ, gayrımüslimlerden ele geçirilmiş ganimet malıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birkaç yıldır “Ortak tarih komisyonu” önerileri gelmekte. Bu komisyonun kurulması durumunda, bugüne kadar bir muhasebeci edasıyla kimin kimden daha fazla katlettiğini iddia eden tarafların bir araya gelerek, net bir karara varması muhtemel midir? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel ahlaki değerlerde uzlaşma olmadıktan sonra komisyon filan boş işlerdir. Önce açık yürekli ve samimi bir barışma iradesi olacak ki, oturup konuşmak bir işe yarasın. Amacınız eğer kan davasını çözmek değil sürdürmekse, oturup konuşmak barışa hizmet etmez; eski yaraları tekrar kaşıyıp durumu büzbütün içinden çıkılmaz hale getirmeye hizmet eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ermeniler'in son derece örgütlü ve ağır silahlı oldukları iddialarına karşılık, 1.5-2 milyon "son derece iyi silahlanmış ve örgütlü Ermeni"nin topluca katarlara katılması ve sağ-salim Suriye'ye vardırıldıkları iddiaları gerçekçi midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi ideoloji tellallarının, tutarlı olmak veya inandırıcı olmak gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum. Kurt kuzuya “suyumu bulandırdın” demiş. “Ama sen derenin yukarısındasın” deyince, “vay sen bana cevap verdin” deyip kuzuyu yemiş. Hesap, işte o hesap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'de kalan az sayıda Ermeni için soykırımın olmadığını kabullenmeleri dayatılırken, bir yandan da okul kitaplarında ya da günlük hayatta (üzülerek söylüyorum bunları) hain, çapulcu gibi aşağılayıcı sözlere katlanmak mı daha zordu? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkçılık, cumhuriyet ideolojisinin en temel vasfıdır. Eğitim sisteminin, devlet söyleminin, egemen basının her hücresine ırkçılık sinmiştir. Her gün, her an, her yerde karşınızdadır. Adeta soluduğumuz hava gibi etrafınızı sarmıştır; çoğu kişinin artık farkına bile varmayacağı şekilde doğallaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, ilkokuldan beri o ırkçılığın hedefi olanlar için bunun bıkkınlık verici bir şey olduğunu takdir edersiniz. Ama ben şahsen bunu kendim adına olumsuz bir şey olarak hissetmedim; aksine hep beni güçlendirdiğini düşündüm. Benim kadar inatçı olmayanlar ise, ilk fırsatta memleketi bırakıp gitmekten başka çıkış yolu göremiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nisan ayı sürekli bir "Soykırım sendromu" ile geçiyor. Bu korkuyu ve soykırım depresyonunun yaşanmaması için yapılması gerekenler nelerdir? Ermeniler'in yaşadığı felaketlerin bir benzerini Cumhuriyet sonrası Kürtler'in yaşadığını düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız, Kürtlere tavsiyeleriniz nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii. 1925'te Sünni Kürtler, 1936-38'de Dersimliler aynı şeyleri yaşadılar. Ermeni tehcirinin sanki tüm ayrıntılarıyla tekrar tekrar sahnelendiğini görürsünüz. Toplum liderlerini ayırıp sürmeler, suikastler, idamlar, köy baskınları, provokasyonlarla insanları isyana zorlayıp “tedip” etmeler, köy meydanlarında toplu katliamlar vs. Özellikle Dersim olayında ortada mantıklı bir sebep de yoktur; adeta bir kez kötü yola düşmüş bir caninin aynı suçu tekrar işlemeden duramaması gibi psikolojik bir durum sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960 darbesinden sonra gene aynı hastalık nükseder. 1980-83'ten sonra bir daha nükseder. “Atalarımız bunları kesti, bizim neyimiz eksik” gibi ruh haleti içindeler sanırsın. Günümüzde koşulların biraz değişmiş olması kimseyi aldatmasın; ben Kürtler'in ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduklarına inanıyorum. “Açılım” vs. klasik aldatmacadır. Unutmayın, 1914'te de “Ermeni Açılımı” yapılmıştı, bir sürü reform vaadi ortaya atılmıştı. Sonunu biliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne tavsiye ederim? Zor soru. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Uluslararası güvencelere bel bağlamayın, işlerine geldiği gün sizi satacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) Hazırlıklı olun, ama silahlı mücadeleye güvenmeyin. Silahlanmak provokatiftir; tepki doğurur. Askeri açıdan daha güçlü olanın ekmeğine yağ sürer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) Cephenin önünü değil arkasını düşünün. Türk kamuoyunu elde etmeye çalışın. Türk siyasi hayatında ben Kürtler'in çok daha aktif ve olumlu bir rol oynayabileceklerine inanıyorum. Maalesef o alanda şu ana kadar pek başarılı görünmüyorlar. Tüm siyasi eylemlerinde kendilerini marjinalleştiren, dışlayan bir tutum içindeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-2166819284152018786?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/2166819284152018786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/04/roportaj-ermeni-ve-kurt-meselelerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2166819284152018786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/2166819284152018786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2010/04/roportaj-ermeni-ve-kurt-meselelerine.html' title='Röportaj: Ermeni ve Kürt meselelerine dair'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-42893640461628948</id><published>2009-11-30T15:50:00.005+02:00</published><updated>2009-12-03T13:36:45.607+02:00</updated><title type='text'>Bıyık</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Herkesin utangaç gelin edasıyla görmezden geldiği gerçeği Hakkı Devrim pat diye söylemiş (&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=965900&amp;amp;Yazar=HAKKI" date="'03.12.2009&amp;amp;CategoryID="&gt;Radikal, 24 Kasım 2009&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;). Demiş ki, “CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP’nin sonuydu.... Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa çevirdiniz.” Şu içinden geçtiğimiz devrim günlerinin, unutulmayacak kadar önemli sözlerinden biridir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Devamını söylememiş ama o da yakında gelir tahminimce. CHP’nin kurucusu ve ebedi şefi olan zatın miadı da 59 yıl önce dolmuştu. Zorla ayakta tutacağız diye tarihî bir şahsiyeti hortlağa çevirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Edebiyle tarihe gömülmesine izin vermediler. 12 seneden beri Etnografya Müzesinin bodrumunda bekletilen naaşını oradan alıp, Devlet dininin Kâbesi gibi tasarlanan bir tapınağa nakletmeye 1950’de karar verdiler. Vefatından hemen sonra paralardan resmi çıkarılmıştı, aynı yıl geri getirdiler; ki dünyada hiçbir “milli şefe” o güne dek nasip olmamış bir tuhaf basübadelmevttir. 1930'ların hengâmesinde çıkarılmış birtakım deli saçması kanunların "Devrim Yasaları" adıyla kutsallaştırılması da 1950'nin eseridir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Bir parti düşünün ki 27 yıl boyunca “Devlet benim” demiş; &lt;i&gt;bana karşı çıkan her kimse TANIM GEREĞİ vatan hainidir, dolayısıyla katli vaciptir &lt;/i&gt;diye akıl yürütmüş. Bir gün aniden dönüyor, “eheh, hoşgörü de lazım ayol,” deyip demokrat olmaya karar veriyor. Veriyor ama geçmişine de tek kelime toz kondurmuyor. Dünyada böyle bir şeyin eşi var mıdır? Aklın mantığın alacağı şey midir? Devir demokrasi devri diye demokrasiciliğe soyunacağız, ama milli ideolojimizdir diye okullarda, kışlalarda 1930'ların kokmuş totalitarizmini okutmaya devam edeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://icmihrak.blogspot.com"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410971482867489010" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 6px 6px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 141px" alt="Türkiye'ni temiz tut, yeşili koru" src="http://4.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/Sxeh5SYV2PI/AAAAAAAAAEE/NvFM8AfhAUw/s200/cimlerebasma_copy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Hayır, CHP’nin 1950’den sonra inat etmesi birkaç yaşlı politikacının hırsıyla açıklanabilecek şey değildir. Büyük bir siyasi mühendislik projesinin parçasıdır. Demokrasiye geçerken geçmişin sorgulanmaması gerekiyordu, çünkü geçmişte çok fazla kan, cinayet, zulüm ve alçaklık vardı. Eski defterler bir kez açılsa ucunun nereye varacağı belli olmazdı. İşte o geçmişin muhafızı ve müdafii olsun diye CHP’yi meclise oturttular. Kurucusunu da tanrılaştırmaya karar verdiler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Onur Öymen’e bıyık çizmek marifet değil. Ağababasına çizebiliyor musunuz, siz ona bakın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-42893640461628948?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/42893640461628948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/11/byk.html#comment-form' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/42893640461628948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/42893640461628948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/11/byk.html' title='Bıyık'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/Sxeh5SYV2PI/AAAAAAAAAEE/NvFM8AfhAUw/s72-c/cimlerebasma_copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1101778209358514704</id><published>2009-10-31T02:16:00.000+02:00</published><updated>2009-10-31T02:17:19.308+02:00</updated><title type='text'>Gençliğe Hitabe</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;em&gt;(Taraf 29 Ekim 2009)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Seksenaltı yıl yeter bence. Kan-vatan-düşman’dan ötesine aklı ermeyen bir dil bu ülkeyi bunca yıl esir etti. Artık yeni şeyler düşünmenin vaktidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Kan-vatan-düşman edebiyatının şahikası Kemal Paşa’nın Gençliğe Hitabe adlı eseridir. Bugün tekrar yazılacak olsa ben şöyle düzeltirdim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, insan olmaktır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;İnsan olmanın yegâne temeli insana sevgidir. Hayatın boyunca, insanlara güzelliği, aklı ve adaleti öğretmeyi görev bileceksin. Bilgin varsa, bedel beklemeden paylaşacaksın. Buna imkân ve şeraitin müsait değilse, yanındaki üç veya beş kişiye katıksız sevgini vermeyi deneyeceksin; onların hayat yükünü bir nebze hafifletmeye çaba göstereceksin. Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı diye sormayacaksın. Çünkü insan, galiplerin hasbelkader çizdiği sınırlara sığmayacak kadar kıymetli bir hazinedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Dahili ve harici bedhahlarla etrafın çevrili olabilir. Sen şerri bahane etmeyecek, hayırhahlığını ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceksin. Zira kötülük, esarettir. Manevi istiklalini ve manevi hürriyetini ancak insan olmakla kazanabilirsin. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terkedecek gücü ve güveni kendinde bulursun.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar sana "düşünmeyeceksin!" diyebilirler. Kendi çorak ve bencil emellerine seni muhafız ve müdafi yapmak isteyebilirler. Kuşaklardan beri süren iktidarlarını bir gün daha korumak için senin damarlarındaki kanı talep edebilirler. Memleketin bütün tepeleri kan ve intikam bayraklarıyla donatılmış, bütün mektepleri zaptedilmiş, bütün mahkemeleri elde edilmiş, bütün gazete köşeleri bilfiil müstevlilere terkedilmiş olabilir. Millet, cehalet ve propaganda içinde serseme dönmüş olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Ey insan evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, insan olduğunu unutmamaktır. Muhtaç olduğun kudret tanrı vergisi olan vicdanında ve her gün çalışarak geliştireceğin aklında mevcuttur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-1101778209358514704?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/1101778209358514704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/genclige-hitabe.html#comment-form' title='38 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1101778209358514704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/1101778209358514704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/genclige-hitabe.html' title='Gençliğe Hitabe'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>38</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-8934051455424036315</id><published>2009-10-31T02:15:00.000+02:00</published><updated>2009-10-31T02:16:33.690+02:00</updated><title type='text'>Başbuğ gider, Başbuğ gelir</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;em&gt;(Taraf, 28 Ekim 2009)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;İlker Paşa’nın suyu ısındı gibi görünüyor, geçmiş olsun. Kim bilir, belki giderayak birilerinin aklına gelir, senin İstanbul’da Birinci Ordu Komutanı olduğun dönemde düğmesine basılan, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğun dönemde tetiği çekilen bir cinayet vardı, o konuda bildiklerini de bir zahmet anlat diye sorarlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Bunca seneden sonra Türkiye’de sanki bir şeylerden ümitli olmak da mümkünmüş duygusuna kapılıyor insan. Allah aklımıza mukayyet olsun.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Başbuğ gitti diyelim, peki yerine kimi koyacaklar? “Sivil toplum örgütleri, akademik çevreler ve ülke içi medya ulusal birlik ve güvenliği tehdit ediyor” diyen Kara Kuvvetleri Paşasını mı? Taraf’ın haberinde “cuntanın kilit isimlerinden” diye tarif edilen Birinci Ordu Paşasını mı? Al birini vur ötekine!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Bu noktada artık biraz daha geniş düşünmenin zamanıdır gibi geliyor bana.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Genelkurmay Başkanlığı diye bir şey neden var biliyor musunuz? Anlatayım. Eski adıyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği’ni&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;1880’li yıllarda von der Goltz başkanlığındaki Alman askeri heyetinin önerdiği reformlar çerçevesinde kurmuşlar. Ordunun modernizasyonu, eğitimi, donanımı, terfileri, strateji ve taktikleriyle ilgili program üreten bir daire olsun demişler. Başına da genellikle tuğ ya da tümgeneral düzeyinde bir komutan koymuşlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;1914’te yeniden düzenlenmiş, bu sefer Enver Paşanın başına buyruk Başkumandanlık “Vekâletine” karşı Alman askeri bürokrasisinin denetim organı işlevini yüklenmiş. 1914’ten 1918’e dek Osmanlı devletinin genelkurmay başkanı Bronsart von Schellendorf Paşa’dır. 1918’de o ölünce yerine General Hans von Seeckt geçer. Sarıkamış, Çanakkale, Kutülamare gazaları sırasında genelkurmayın başında bu şahıslar vardır. Adlarını hiç duymuş muydunuz?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;1924’te Gazi Paşa henüz tam ve nesnel analizi yapılamamış bir nedenle ordu kumandasından elini çekince, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Fevzi Paşa (Çakmak) fiilen silahlı kuvvetlerin tek hakimi olarak kalır. 20 yıl gibi eşine zor rastlanır bir süreyle bu görevi sürdürür. Yerine geçenler de yıldan yıla artan bir özgüvenle padişahçılık oynamaya devam ederler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Acaba Genelkurmay dairesini asli görevine döndürmenin zamanı gelmiş midir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Her işte Amerika’yı model alıyoruz madem, Amerikan Genelkurmayına bakın. Oradaki adı Joint Chiefs of Staff’tir. Savunma Bakanının askeri konulardaki baş danışmanıdır. Komuta yetkisi yoktur. Yani askeri birliklere emir vermez. O işi Savunma Bakanına bağlı ordu ve harekât komutanları yapar. JCS’ın başında genellikle tuğ veya tüm rütbeli bir subay vardır. Bu işlere özel merakı olanlar dışında kimsecikler adını sanını bilmez.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;“Bize uymaz” diyenler çıkacaktır muhakkak. Sizce Türkiye rasyonel bir askeri düzene ayak uyduramayacak kadar yamuk bir ülke midir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-8934051455424036315?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/8934051455424036315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/basbug-gider-basbug-gelir.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8934051455424036315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/8934051455424036315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/basbug-gider-basbug-gelir.html' title='Başbuğ gider, Başbuğ gelir'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-4758669049133287909</id><published>2009-10-08T23:00:00.004+03:00</published><updated>2011-03-02T23:08:42.880+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ateizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ifade özgürlüğü'/><title type='text'>Kutsallara Saygı - II</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;em&gt;(Taraf gazetesi 9 Ekim 2009)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Önce size bir dalgın hoca hikâyesi anlatayım da gülün.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Yaklaşık birbuçuk ay var ki Kelimebaz’a gelen mailler iyice azaldı. Önce yazdır, tatildir deyip önemsemedim. Sonra eyvah dedim, millet bu yazılardan bıktı, artık okumuyorlar. Ya da okusalar da gıcık kapıyorlar, muhatap olmuyorlar. Moralim bozuldu tabii, içim içimi yemeye başladı. Daha mı keskin yazsam, tarz mı değiştirsem, toptan vaz mı geçsem? Gittim Ahmet Altan’a da dert yandım bu minval üzerine. Sağolsun teselli etti, teşvik etti, ama ne fayda?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Dün farkettim ki neymiş? 27 Ağustosta sitemin server ayarlarını değiştirdim, o günden beri kelimebaz mailleri gelmiyormuş! Bir baktık, valla inanmayacaksınız, çeri çöpü ayıkladıktan sonra tam 1042 (binkırkiki) tane mail birikmiş. Günde 20-25 tane eder, öven, seven, öpen, soru soran, itiraz eden, lanet okuyan, cesedimi kuduz itlere yediren... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Dünden beri onları okuyorum. Ne kadar özlemişim yahu! Ne kadar içten, ne kadar güzel mektuplar var bilemezsiniz. Benim gibi kart bir adamın bile gözüne birkaç damla yaş geldiyse düşünün artık. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Gelelim din ve ahlak işlerine.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;Bir&lt;/b&gt;, normal herhangi bir ülkedeki gibi bu ülkede de ahalinin yüzde yirmi kadarı açık veya gizli dinsizdir. Yani Allaha mallaha inanmazlar. (Ahlak düzeyleri de ORTALAMA dindarınkinden üstündür, merak etmeyin.) Bu insanların düşünce ve inançlarını hiç kimseden korkmadan, savunmaya mecbur edilmeden, ezilip büzülmeden, dilediklerince ifade etme hakkına sahip olduklarına inanıyorum. On milyon tane küfür kâfir maili gelse de bu inancımı değiştirmeyeceğim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;İki&lt;/b&gt;, bazı şeyler kutsaldır, aman dikkat kırılır, adlarını anacaksan salavatla anmalısın tezine katılmıyorum. Kutsal olduğunu söyleyen SENSİN. Sana saygı duyarız çünkü insana saygı duyarız. İnsanların kendilerince haklı veya güçlü gerekçelerle dine bağlanmış olabileceğini anlarız, bu işe akıl, zekâ, duygu ve sevgi yatırdıklarını biliriz. Bazılarını severiz de. Ama onların putlarına, diğer putlara gösterdiğimizden daha fazla neden saygı göstermemiz gerektiğini anlamakta zorluk çekeriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;Üç&lt;/b&gt;, bir şey doğru olabilir ama kim ne zaman nasıl söylese doğru olur, o tartışılır tabii. 21 Eylül’de çıkan Sansür yazım ani bir öfkeyle yazılmış bir yazıydı. Öfkeyle yapılan her iş hatadır, onu kabul ederim. Ayrıca şunu söyleyeyim, ertesi gün çıkan Feriştah konulu yazımın bununla bir alakası yoktu. Yayından on gün önce Baskın Hocamla bir telefon görüşmesi sonunda yazıp gönderdiğim, sonra aklımdan çıkmış bir yazıydı. Üstüste gelmesi talihsiz oldu. Komik bulduğum bir küfrü analiz ederken, sanki ima yollu küfrediyormuşum gibi algılandı. Buna gücenenler oldu. Yanlış anlaşılmıştır, evet, ama gene de onlara bir özür borçluyum sanırım. O da kabul. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;Dört&lt;/b&gt;, bunları geçiniz, en mühimi şu: Kalp kırmak kötü bir şey. Haklı da olsan, haksız da olsan kötü şey. “Oğlum saçmalama, bunda kalp kıracak bir şey yok” diye konuşmanın bir faydası yok. Kırıldıysa kırılmıştır, o da beni üzer.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Dindar kesimde yazılarımı okuyan, seven, beğenen insanlar var. Bir süredir karşılıklı bir tür utangaç aşk yaşıyoruz. Birçoklarıyla yazışıyorum, yüz yüze sohbet ediyorum. Onlar hayrette, “Kimdir bu Ermeni?” diye. Ben hayretteyim, ne kadar aklı başında, kafası çalışan, edepli insanlar varmış o kesimde diye. Bu güzel bir şey. Karşılıklı tarafları zenginleştiren, ufuk açan bir şey. Bunun zedelenmesi beni üzmüştür. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Eşek değiliz nihayet. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-4758669049133287909?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/4758669049133287909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/allah-diye-biri-ii.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4758669049133287909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/4758669049133287909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/allah-diye-biri-ii.html' title='Kutsallara Saygı - II'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-5531332747612092816</id><published>2009-10-08T14:09:00.005+03:00</published><updated>2011-03-02T23:08:42.884+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ateizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ifade özgürlüğü'/><title type='text'>Kutsallara saygı - I</title><content type='html'>&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;em&gt;(t24 internet gazetesi, 8 Ekim 2009)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;“Sevan Nişanyan mı? Küstah adam!” Sizden böyle bahseden birine “Ağzına sağlık kardeşim. İşte tam da buyum, küstahım!” der misiniz? &lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Demem. Küstah mıyım; bilmiyorum, değerlendirmek de bana düşmez. Aklı olan herkesin aşağı yukarı bildiği, düşündüğü şeyleri alışılmıştan daha rahat bir dille dile getiriyorum. “Ay ne derler acaba?” diye çok fazla dert etmiyorum. Hepsi bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Ya &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;“Sevan Nişanyan, bu toplumdan ve Müslümanlardan özür dilemeli!”ye nereden bakıyorsunuz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Bakın, iki ayrı olay var burada.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;“Feriştah” konulu yazımın “Sansür” başlıklı yazının hemen ertesinde yayımlanması çok talihsiz oldu. Çok yanlış algılandı. İki yazının alakası yok aslında. Feriştah’ı Sansür'den on gün önce yazıp gazeteye göndermiştim, Baskın Oran sordu “nedir bu feriştah sikmenin aslı?” diye, onun üzerine. Sansür yazısını ise arife günü bir öfke ile beş dakikada çakıp yolladım; ikisinin üstüste gelip duble etki yapacağını hesaplayamadım. Yanlış bir algılama oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Sansür makalesi gayet keskin fakat edepli bir yazıdır. Öbürünun bu konuyla bir alakası yok. Amaç küfretmek değil, komik (ve yaygın) bir küfrü analiz etmek. O noktada sanki ben ima yollu küfrediyormuşum gibi yanlış bir izlenime kapılan insanlardan özür dilemem gerekir. O noktada haklılar. Özür dilerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Asıl tepki feriştaha değil sansür yazısına geldi galiba?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Sansür başlıklı yazımın arkasında sonuna kadar dururum. Alabildiğine basit ve evrensel bir doğrudan söz ediyorum. Efendim bazı kavramlar kutsalmış, falan filan. Kutsal olduğunu söyleyen SENSİN. Ben – ve benden daha aklı başında milyonlarca kişi – bunların saçma sapan hurafeler olduğunu düşünüyoruz. Neden kutsal kabul edecekmişim, yahut öyle olmadığını bildiğim halde kutsalmışçasına söz edecekmişim ki? Neden fikrimi açıkça ve dilediğim üslupta dile getirmeyecekmişim ki? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Biri diyor Atatürk kutsaldır, öbürü diyor Kürtlük duygularım kutsaldır, yok efendim Kayı Boyu kutsaldır, şehitler kutsaldır, kahraman ordumuz kutsaldır, soykırımımızın anıları kutsaldır. Hadi canım sen de! Birinin kalkıp bunlara karşı açık açık laf söylemesine alışık değiller, o yüzden şoklara uğruyorlar. Üç beş sefer sonra alışırlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;“Keşke bu tonda bir yazı, bayram gününe denk gelmeseydi, yanlış anlaşıldım” diye düşündünüz mü?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Beni üzen şu oldu. Dindar kesimde yazılarımı okuyan, seven, beğenen insanlar var. Birkaç senedir karşılıklı bir tür utangaç aşk yaşıyoruz. Birçoklarıyla yazışıyorum, bazılarıyla yüz yüze sohbet ediyorum. Onlar hayrette, “Kimdir bu Ermeni?” diye. Ben hayretteyim, ne kadar aklı başında, kafası çalışan, edepli insanlar varmış o kesimde diye. Bu güzel bir şey. Karşılıklı tarafları zenginleştiren, ufuk açan bir şey. Bunun zedelenmesi beni üzer, doğal olarak. Seni seven veya sevmeye çalışan bir insanın kalbini kırmak yanlış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Öte yandan bu aşkın temelde çok zor bir aşk olduğunu da kabul etmek lazım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;O neden?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;En temel değerler, temel varsayımlar farklı. İnsanlarla güzel güzel sohbet ederken iş bazı “tabu” konulara kaydı mı birden kabuklar sertleşiyor, dikenler dikleşiyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Orada beni rahatsız eden bir asimetri var. Ben, temel konularda benden farklı düşünen insanlara alışığım. En kötü ihtimalle “üff yaa, tamam, yeter” der geçerim. Oysa dindar insanların acayip bir ALINGANLIK meselesi var. Olayı bir fikir ayrılığı olarak görmek istemiyorlar. Anasına nenesine dil uzatılmış moduna geçiyorlar anında. Bu da bana haksızlık gibi geliyor. Çoğu zaman “eh peki, ne yapalım, bunlar da böyle” deyip geçiyorum. Kadı kızında da o kadar kusur olur. Ama bazen hakikaten sabrım taşıyor. Boks yapıyoruz ama bir kolum bağlı. Satranç oynuyoruz ama vezirimi oynatmam yasak. Olur mu öyle şey? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;&lt;/span&gt;“Sansür” yazısını sanki bir öfkeyle yazmışsınız gibi geldi bana. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Doğrudur. Demin belirttiğim sabır taşma hadiselerinden biri oldu. Olay neyse ne, çok da mühim değil. Haklı olup olmadığım da tartışılır. Birden patlayıverdim, “yetti gayri” diyerek. Bazen öfkemi kontrol altına alamama sorunum var sanırım, bu gerçek. Oysa öfkeyle yapılmış işler sakattır. Akılla ve sükûnetle davranmayı her koşulda bilmek lazım. İşin TARZI ve ZAMANLAMASI yanlıştı, kabul. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Sizce eğer bu yazı “Müslümanlar alınırmış” frekansında değil de “H&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';" &gt;içbir inancın dokunulmazlığı yok. Buna İslam da dahil” tonunda olsaydı yine benzer tepkiler alır mıydınız? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Öyle memur ağızlı yuvarlak laflar etmekten gına geldi memlekete bunca senedir. Bir laf söyledin mi cart diye söyleyeceksin ki insanlar duysun, algılasın, uyansın. Bu soru ne demek? “Sen karnından konuş, insanlar ne dediğini anlamaz, tepki vermez” mi demek istiyorsunuz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Hayır,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: normal; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;“Sevan Nişanyan mı? Adam polemik istiyor. Ondan böyle yazıyor. Gündeme getirmeye değmez”cilikten söz ediyorum. Hoşunuza gidiyor mu böylesine mevzu olmak?&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Memlekette geri zekâlı çok, ne yapalım. Gülüp geçmeyi öğreniyorsun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Şimdi birilerinin tüylerini yine diken diken edeceksiniz. Siz hiç mi çekinmiyorsunuz bu denli rahat olmaktan. Gelecek tepkilerden, tacizlerden, tehditlerden? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Acı patlıcanı kırağı çalmaz, bir. Çalsa ne olacak, o da iki. Hrant Dink melek gibi adamdı, neye yaradı? Adın Nişanyan olup da bu ülkede piyasaya çıktın mı, ağzınla kuş da tutsan tepkiyi, tacizi, tehdidi, küfrü, eblehliği göze alacaksın. Eh, madem öyle bari değsin diyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Tepki sizi daha beter coşturuyor galiba?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Bakın şimdi tepki var, tepki var. İnsan gibi tepkiden etkilenirim tabii.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Size şöyle anlatayım. Birkaç haftadan beri teknik bir şeyden ötürü “kelimebaz” adresine gelen mailleri alamıyormuşum, farkında değilim. Sansür yazısının ertesi bu yüzden hiç öyle tepki mepki yağmadı. Şahsi e-mail adresime konuyla ilgili iki mail geldi. Biri övgü. Diğeri, uzun zamandır çok severek yazıştığım dindar bir kadından, çok içten ve acıtıcı bir kınama. O mektuptan sonra üzüldüm, moralim bozuldu, “Sevan sen eşeksin, ne gereği vardı şimdi bu kızı üzmenin” diye düşündüm. Bir şeyler yazayım da gönlünü alayım diye tasarladım. Ertesi gün bir de Feriştah yazısı çıkmaz mı? Sabah kahvaltıda onu görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Aklımdan sadece bir cümle geçti, “Eyvah şimdi b.ku yedik!” O kadar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Yani peki, tamam, kavgayı severim. Ama o kadar akılsızca da değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Taraf yönetiminden bir uyarı aldınız mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Yoo, neden?&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Alsaydınız, söyler miydiniz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;Dostlar arasındaki konuşmalar başkasını niye ilgilendirsin?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;O halde şöyle soralım: Taraf'ta sizi eleştirenleri biliyoruz da tebrik eden oldu mu peki? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Okurlardan tebrik edenler çok oldu. “Vallahi süpermiş! Helal olsun! Tebrik ederim! Bunları yazabilen bir babayiğit çıktı nihayet! Helal!” vesaire. Eş dosttan telefon edip “Oğlum dikkatli ol başına bir şey gelecek” cinsinden uyaranlar oldu tabii, ama çoğunluğun tepkisi bir tür ferahlama, “oh, nihayet biri cesaret etti” tepkisi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ascii-font-family: Calibrifont-family:Calibri;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt"&gt;&lt;span style="mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latinfont-family:'Calibri','sans-serif';font-size:11;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1302467060357060984-5531332747612092816?l=nisanyan1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nisanyan1.blogspot.com/feeds/5531332747612092816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/allah-diye-biri.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5531332747612092816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1302467060357060984/posts/default/5531332747612092816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nisanyan1.blogspot.com/2009/10/allah-diye-biri.html' title='Kutsallara saygı - I'/><author><name>Sevan Nişanyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11368801692909214434</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://3.bp.blogspot.com/_YXmOKYiwtFw/STbzzS3FDmI/AAAAAAAAAAM/FRDzzrXW-dI/S220/sevan+by+Aline+Ozinian.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1302467060357060984.post-1402420990830262702</id><published>2009-09-22T00:13:00.000+03:00</published><updated>2009-10-09T03:46:01.326+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürkçülük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TSK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anayasa reformu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürt sorunu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='asker'/><title type='text'>İmha Edemedik Açılım Verelim</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;em&gt;(Star gazetesi Açık Görüş ekinde 20 Eylül 2009'da yayımlandı)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;“Yanlış Cumhuriyet” çatırdıyor mu? Tabii çatırdıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;23 Ocak 2007’de Hrant Dink’in cenazesi Cumhuriyet tarihinin &lt;b&gt;manipüle edilmemiş en büyük kitle gösterisine&lt;/b&gt; dönüştüğü gün bir kiriş çatlamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Milletin yeni halaskârlığına soyunmuş Büyükanıt Paşa 27 Nisan 2007’de afra ve tafra ile muhtırasını verip “&lt;b&gt;ne diyor bu adamlar yahu?&lt;/b&gt;” tepkisiyle karşılaştığında sistemin iç organlarının iflas ettiği anlaşıldı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;15 Ekim 2008’de Başbuğ Paşa 90 seneden beri kanıksadığımız malûm tehdit-hakaret nutuklarından birini atıp ertesi gün Taraf gazetesinde “Önce İndir o Elini” cevabını aldığında çatırtı &lt;b&gt;kulakları sağır eden bir hal aldı&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;a href="http://www.taraf.com.tr/makale/6827.htm"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Ümit Kıvanç &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;zelzele aslında 17 Ağustos 1999 depreminde başladı diyor; o da mümkün. Belki ben geç farkettim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Ahali sağlam lakin devlet köhne&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Sonuçta bu binanın bu sıkleti çekemeyeceğini görmemek için ya kör olmak lazım, ya da belediye imar memuru. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;Türkiye aldı başını gitti.&lt;/b&gt; Kör taşranın ücra köyüne yol gitti, televizyon gitti, internet gitti. “Hıh, bunlar da üniversite mi?” diye burun kıvırdığımız yüz tane taşra üniversitesinden dünyaya aç milyonlarca genç mezun oldu. İnsanlar Yozgat’ın köyünden çıkıp – bazan İstanbul’a bile pek uğramadan – gidip Sudan’da okul, Bulgaristan’da düdüklütencere fabrikası, Filipinlerde kerhane açıyorlar, Alman üniversitelerinde Zazaca filoloji okuyorlar, Adisababa Hilton’a müdür oluyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;1920’lerde kalmış vatan millet, &lt;b&gt;atam yatam &lt;/b&gt;edebiyatıyla daha nereye kadar gidebilirsin?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;Ceset kokusu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;&lt;b&gt;Dünya
