14 Aralık 2018 Cuma

Borçluların isyanı


1980’lerden bu yana dünya borçla beslenen bir refah dönemi yaşadı. Şimdi o yolun sonuna gelindi görünüyor. Borcu borçla ödeyen saadet zinciri sonsuza dek büyüyerek sürdürülebilir mi? Teorisini bilmiyorum. Ama pratikte bir kırılma noktasına gelindiği açık.
Fransa’daki olayın özü budur. Yalnız Fransa değil, Almanya’daki de, İngiltere’deki de, İtalya, Yunanistan, ABD de aynıdır. Bir yanda devasa bir borçlu kitlesi: afyon iptilası gibi krediye müptela olmuş, onsuz artık yaşayamayan, kredi muslukları kısıldığında paldır küldür sefalete düşmekten korkan büyük kalabalık. Öbür yanda alacaklı kurumların temsilcisi Devlet: saadet zinciri koptuğunda bütün kurumlarıyla çökme korkusu içinde, giderleri kısmak ve gelirleri artırmak için gitgide gangstervari yollara başvurmaktan başka çaresi yok.
Kuşku yok ki sert bir mücadele olacaktır. İki taraf için de ölüm kalım meselesidir. Ölüm ve kalımın gündemde olduğu yerde haktı, hukuktu, nezaketti, medeniyetti, Avrupa Birliği normlarıydı, öyle şeyler hikaye olur. Bugün vitrin kırmakla başlarlar, yarın ucu sokaklarda adam asmaya kadar gider. Paris sokaklarında gördüğüm polisin şakaya gelir yanı yoktu. Savaşa hazırlanıyorlar.
Ya emekçiler? Hani sosyalist sol? Bence hiç hayal kurmaya gerek yok.  Modern dünyada kimse emeğiyle geçinmiyor, kredi ile geçiniyor. Maaş diye eline verdikleri de kredidir; belli kalıplar içinde tüketmesi ve daha fazla borçlanması için açılan avanstır. Şimdi o kısılınca herkes bir ağızdan haykırıyor. “Borcumuzu ödeyemiyoruz” ya da “ödemek istemiyoruz” diye bağıranların adı “sol”: buyurun, İngiltere’de Corbyn, ABD’de Sanders, İspanya’da Podemos, İtalya’da Beş Yıldız. “Daha fazla borç isteriz” diye bağırıp “mültecileri besleyeceğine o parayı bize ver” diye – gayet makul – akıl yürütenler “sağ” oluyor: ABD’de Trump, İngiltere’de Brexitçilerin çoğu, Almanya’da AfD, İtalya’da Lega. Aradaki fark nüans bile değildir. İtalya’da tereyağından kıl çeker gibi koalisyon kurdular. Fransa’da aynı barikatlarda bir araya geliyorlar. Almanya’da da Yeni Sağ’ı iktidara taşıyan, eğer akıllı olursa, Yeni Sol olacak, göreceksiniz.
Alacaklılar cephesi bu savaşta şimdilik handikaplı görünüyor. Gerçi Devlet ellerinde; polis ellerinde; teknoloji onlardan yana. Fevkalade güçlü kitle kontrol araçlarına sahipler. Ama birbirine bağlı iki ağır hasarla başa çıkmak zorundalar. Bir, meşruiyetleri yıprandı. Kırk yıldan beri toplumun “sorumluluk sahibi” sınıflarını bir araya getiren liberal konsensus, şaşılacak kadar kısa sürede darmadağın oldu. Söylemleri inandırıcılığını yitirdi. Refah vaadi havada kaldı. O cephenin altın oğlanı Macron’u televizyonda izledik: arızalanmış çizgi film süper kahramanı gibiydi.
İki, siyasi partiler çöktü.. İtalya’da, Fransa’da geleneksel düzenin partileri dağıldı. Almanya’da o yola girmiş görünüyorlar. İngiltere de pek sağlıklı sayılmaz. Oysa partiler demokrasilerde siyasi tahakkümün vazgeçilmez şartıdır. Onlar olmadan kitlelerle duygu bağı kuramazsın. Sokakta veya birahanelerde başlayan yangını kontrol altına alamazsın. Belki alırsın ama ancak polis zoruyla alırsın.
Borçluların isyanına karşı başka hangi kozu kullanabilirler diye arkadaşlarla konuştuk. Sordum: Ya göçmenler? Tüm Batı toplumlarında göçmenler artık sayıları yüzde onları bulan bir güç. Borçlularla gerçek bir çıkar ortaklıkları yok; aksine, Alacaklıların himmetinden nemalanıyorlar. Borçluların öfkesinin kendilerine yönelmesinden – haklı olarak – korkuyorlar. Devlet’e yarın yeni bir vurucu güç gerekirse neden o rolü üstlenmesinler?
Fikir jimnastiği diye söylemiştim. O kadar çok kişi hak verdi ki korktum.

1 Aralık 2018 Cumartesi

Kürtçe yer adları


Toplam 3000 kadar harbi Kürtçe yer adı derleyebildim. 300 kadarı mezra, gerisi köydür. Mezra şüphesiz çok daha fazla olmalı, ama hepsini toplamak gibi bir çabaya girmedim.
Bunlar hakiki Kürtçe olanlardır; yani Kürtçe bir anlamı olanlar.  Mesela İstanbul, İzmir ve Ankara da Türkçedir, ama harbi Türkçe değildir, başka dilden uyarlamadır. Aynı şekilde aslı Türkçe (Qerequlax, Încov, Erepoxli) veya Ermenice veya başka dilde olduğu halde Kürtçede o dile has telaffuz ve yazımla kullanılan pek çok yer adı var. Onların da bir kısmını ayrıca belgeledim, ama şimdi mevzumuz değil.
Kürtçe mi değil mi emin olamadıklarım 700-800 kadardır. Ayrıca Kürt coğrafyasında olup Hecihesen/Hacıhasan, Şêxcafer/Şeyhcafer, Avdelan/Abdalan, Delohaneleri gibi dili muğlak olanların sayısı da bini aşar tahminimce. Bunlar yukarıdaki sayıya dahil değildir.
Hemen hepsi 100 yıldan eskidir. Dolayısıyla BUGÜNKÜ yerel Kürtçe ağızları üzerinden analizin fazla bir anlamı yok. Eski (klasik) dile hakim olmak lazım, onu da yapacak çok kimse yok anladığım kadarıyla.
Yüz yıldan ne kadar daha eskidir? Kesin bir şey söylemek güç, çünkü yazılı kaynak yok veya yokumsu. Osmanlı idaresi sistemli olarak kayda geçirdiği yerlere mutlaka Türkçe adlar vermiş. (Dolayısıyla mesela 16. yy’da tahrir edilen Pülümür’ün hemen tüm yer adları o zamandan beri Türkçe, ama Dersim’in tahrir edilmeyen diğer ilçelerinde eski adlar 20. yy’a dek korunmuş.) Osmanlı’nın kaydetmediği yerleri ise iğneyle kuyu kazar gibi, münferit yazışmalardan, mahkeme sicillerinden, kişi lakaplarından vb. toplamaktan başka çare yok. Tahminimce Kürtçe adların büyük çoğunluğu ortalama 200 ila 300 yıllık olmalı. Belki Şırnak-Hakkari-Bitlis bölgesindeki bazı adlar daha eskidir. Bir de Silvan, Bayikan, Omerkan, Mehmûdan, Şemdinan, Motki gibi beylik ve idari birim adları var, 16. ve hatta 14. yy’a kadar geri giden. Diğerleri 16. yy'ı takip eden kargaşa çağının eseri. Gibi.
Harbi Kürtçe yer adlarının yarıdan epey fazlası kişi veya aile veya aşiret veya kavim belirten adlar: Bîrametinan (Metinlerkuyusu), Cafikan, Çemireşo (Reşitpınarı), Dimiliyan (Zazalar), Golamîran (beylerhavuzu), Kimsoran (kızılbaşlar), Malatacik (Türkhanesi), Mezreşêxan, Mîrquliyan (bey kulları), Parçikan (Gürbüzler), Torino (torun/yeğen), Ûsenasê (Nasıroğlu Yusuf)... Diğerleri konar-göçer yaşamın mütevazı dünyasının nirengi noktaları: Xirbereşik (karacaören), Kânisipi (akpınar), Seregol (gölbaşı), Beroj (güney), Girêbiyan (söğüttepe), Birik (kuyucak), Gomaşikefta (ağılin), Gundik (köyceğiz), Qasrik (kalecik), Zorava (gürsu)... Hemen hemen hepsi bu çerçevededir. “Zorlukla imar edilmiş yer” ya da “zorla işgal ettik” gibi yer adları olmaz. Eşyanın tabiatına aykırı.
Hemen hepsinin çok belirgin bir yerleşim düzeni var. Benim gibi, kırk iki bin köyü Google’dan teker teker ve tekrar tekrar gözden geçirince bayağı tanımaya başlıyorsunuz, şurası Kürt köyü, şurası muhacir köyü, aa Ermeni köyü olmalı diye görür görmez okuyabiliyorsunuz. Bir fikir edinmek için mesela nisanyanmap.com’a girin, sağ kutuya mesela Ergani yazın (bugün orayı çalıştım onun için henüz aklımda taze), ilçenin güneyindeki köyleri dolaşın. İyice yakından bakın.
Sosyal tarih tezi okumuş kadar olacaksınız.