Tuesday, April 28, 2020

Durali, Sumru

Durali Baba türbesi Kızılcahamam’ın Yıldırımören köyünde. Yılın belli günlerinde çocuğu olmayan yahut çocuğunu düşüren kadınlar toplu olarak ziyaret eder, topluca ilahiler okuyup topluca yemek yerlermiş. “El Almış” denilen bir kadın töreni yönetir, elleri bir poşuyla bağlanan ziyaretçi dua ederek türbe etrafında üç kez dolanırmış. Sonra türbedar tarafından ziyaretçinin sırtına tokmakla hafifçe vurulur  (Fifty Shades of Tomb?), bilahare hayvan adanırmış. Doğan çocuğa erkek olursa Durali, kız olursa Aliye ismi verilirmiş. Durali, yani “ölme, kal Ali”.
Türkiye’de on bine yakın Durali var, neredeyse hepsi Kızılcahamam ve komşu iki üç ilçeden (Çamlıdere, Gerede). Aliyeler bu bölge ile sınırlı olmadığından onların sayısını kestirmek güç. Ama belli ki ziyaret işe yaramış.
*
Sumru, 975 kişi, şehirli kadın adı. Cem Dilçin’in sözlüğüne bakıyoruz, “Kumru adı örneksenerek yapılmış bir ad” demiş, elbette o sözlükteki çoğu bilgi gibi uydurma ve yanlış. Biraz edebiyat yalamış herkes bilir: Abdülhak Hamit’in 1881 tarihli Eşber piyesinde Sumru, Pencap kralı Eşber’in kızkardeşidir. Abisinin düşmanı olan Büyük İskender’e aşık olur, vatana ihanetten idam edilir. İskender Eşber’i yenip Pencap’a girince Sumru’nun asılı cesediyle karşılaşır. Aristo’ya dönerek “Risto bu nedir?” diye sorar. Filozof, ölümsüz repliği yapıştırır: “Zafer, veya hiç!”
Daha evvel Türkiye’de duyulmamış olan bu Hint prensesi adını Abdülhak Hamit nereden bulmuş peki? İşin o kısmını araştırmaya kimse çalışmamış görünüyor.
Oysa Hindistan’da İngiliz egemenliğinin kuruluş dönemini okuyanınız varsa cevabı bilirsiniz. Meerut sultaniçesi Begüm Sumru, 1778’den 1836’ta 58 sene boyuna Delhi yakınında zenginliği dillere destan bir devletin sahibi. Gençliğinde nauç, yani pavyon rakkasesi imiş. Delhi sultanı Alemgir Şah’ın Alman kökenli bir paralı asker olan başkomutanının önce metresi sonra karısı olmuş, Katolik dinini benimseyip Johanna Sumru adını almış, adam öldürülünce mirasına konmuş, 1803’te İngilizlerle savaşıp yenilmiş, ama bir şekilde anlaşıp mülkünü korumayı bilmiş. Zekası ve entrikalarıyla ünlenmiş, hakkında romanlar ve piyesler yazılmış.
Almanın adı Walter Reinhard Sommer. Fransız egemenliğindeki Strassburg’da doğduğundan, Fransız imlasıyla W. R. Sombre diye tanınmış. Sumru bu muhteremin soyadının Hintçe telaffuzu. İngiliz tarihçilerinde hep Begum Sumru diye geçiyor.
Begüm Sumru (1753-1836)

Monday, April 27, 2020

Ahçik, Kerziban: Kezban'ın memleketine yolculuklar

Ahçik 253 adet, Akçik 87, Ağçik 64, ayrıca Ahcık, Ahcik, Ağcik vs., kadın adı, toplam 500’den çok. 480 kadarı Varto ve Hınıs’lı, üçer beşer kişi de komşu ilçelerden (Karlıova, Tekman, Tercan). Hemen hepsi 1963’ten önce doğmuş, yani bugün artık antikalara karışmış bir isim. Ana baba isimlerine bakınca muhtemelen hepsinin Alevi ailelerden geldiği anlaşılıyor. Haydar, Tekaslan, Zilfinaz, Gülşah, Aşure, Pori, Kamber, Şahismail... Bunlar Sünni adı olmaz.
Ağci ve Ağcı 319 kişi, hepsi Dersim’in iki ilçesinden, Ovacık ve Hozat. Aşik (Âşık değil) 46 kişi, hepsi Sivas Zara. Buraları silme Alevistan. Şimdi biraz karıştılar gerçi, ama 1980 öncesinde Sünni bulamazsın oralarda.
Ağçik աղջիկ biliyorsunuz Ermenice “kız” demek, başka hiçbir dilde de kullanılmaz. Lakin bu hanımların “dönme” olduklarına dair bir belirti yok, Alevi ailelere doğmuşlar. Bir tür kültürel simbiyozdan doğmuş bir gelenek midir? Cariye olan büyükannelerin adı mı sonraki kuşakta tekrarlanmış? Aileleri hakiki Alevi değildi mecburiyetten öyle göründüler desen o da inandırıcı değil. Kimlik saklamaya çalışan kişi Tekaslan, Aşure, Kamber gibi ekstrem isimler seçmez, Ahmet Mehmet gibi kamuflaj isimleri seçer; kızına da Ağçik adını vermez. Mantıklı değil.
Bilemedim.
*
Kerziban 4468 kişi, kısaltması Kerzik ve Kerzi 1312 kişi. Büyük çoğunlukla Kastamonu, Çorum ve Sinop’un iç kesiminden (Boyabat, Durağan) Adana’ya ulaşan bir hat üzerinde. Haritada on kişiden fazla Kerziban ve Kerzi/k nüfusu olan ilçeleri görüyorsunuz. (Soluk renkli kısımlara bakmayın, elde bu harita vardı, temizlemeye üşendim.)

Kerziban ve Kerzik adlarının dağılımı

“Keziban adının yerel biçimidir” diyorlar. Korkarım tersi doğru. Yani ismin aslı Kerziban, Farsçada köklü bir sözcük, İran mitolojisinde göğün dokuzuncu katının adı. İslami söylemde göğün yedinci katının üstünde (sekizinci?) olan Arş-ı A’lâ ile tefsir ediliyor. İran’da halen kullanılır mı bulamadım, ama Hint/Paki Müslümanlarında kadın adı olarak Karzaban ve Karzaman mevcut. “9th heaven, throne of God” demek imiş. Ayrıca tasavvufta en üst mertebelerden birinin adıymış.
Gelelim Kezban’a. Bir kere Kezban değil, açık farkla yaygın yazımı Keziban. Ayrıza Kezziban, Keyziban, Kehziban, Keysüban biçimleri mevcut. Örneklerin üçte ikiden fazlası üç hece ile yazılmış. R sesinin y’ye dönüşmesi ve yitirilmesi Anadolu ağızlarında hayli yaygın bir fenomendir, yani Kerziban’ın Keyziban/Keziban’a dönüşmüş olması öbür türlüsünden çok daha makul. İki hece ile Kezban’ı meşhur eden Muazzez Tahsin Berkand’ın aynı isimli romanı olsa gerek. Bir çeşit My Fair Lady: mazlum köylü kızı şehirde çiçek gibi açar. 1953’te filmi yapıldı, gişe rekorları kırdı, Kezban adını “şehre inmiş köylü kızı” tipolojisine oturtmada baş rolü oynadı.
Biliyorsunuz Arapça kezbân “yalan söylemek” demek. Böyle isim olmaz. Çaresizlikten Farsça ked-bânû (“evin hanımı”) açıklaması bulundu, oradaki d bilinmeyen bir sebeple z olmuş denildi. Lakin bu teorinin de iler tutar bir tarafı yok. Bir kere ked-banu Türkçede keziban değil keyveni olur, yerel ağızlarda kullanılan bir kelime. Sonra o sondaki u’yu ne yapacağız? Durduk yerde ünlü düşmez ki? Hele otuz farklı yazımla 290 bin adet örnek varsa ve hepsinde düşmüş ise orada ciddi bir problem var demektir, öyle şey olmaz.

Sunday, April 26, 2020

Salgın mühim değil, sonrası felaket

1. Turizm sektörünün ayağa kalkması zor görünüyor. Ev hapsi uygulaması yumuşatılsa bile seyahat kısıtlamaları uzunca süre devam edecektir. Bulaşma korkusu insanların seyahat alışkanlıklarını etkileyecektir. Ekonomik daralma nedeniyle turizm gibi “keyfi” harcamalar kısılacaktır.
Bazı oteller ve havayolu şirketleri fiyat kırarak ayakta kalmaya çalışabilir. Çok sayıda firmanın bununla rekabet edemeyerek iflas etmesi kaçınılmaz görünüyor. Küçük aile işletmeleri daha küçülerek fırtınayı belki geçiştirebilir. Krediyle iş döndüren orta boy firmaların hiç şansı yok.
2. Restoran, kafe ve eğlence yerlerinden çok azı ayakta kalacaktır. Bulaşma korkusu ve ekonomik daralma, talebi radikal şekilde baskılayacaktır. Buna karşılık girdi maliyetlerinde artış kaçınılmaz görünüyor. İstanbul ve New York gibi şehirlerde var olan işletmelerin yarısı kalsa mucize sayılır.
3. Karantinanın ekonomik sonuçları ay sonunda – daha net olarak Mayıs ayı sonunda – kendini gösterir. Modern dünyada ailelerin başlıca üç büyük harcama kalemi var: 1. kira, 2. mortgage ve diğer kredi ödemeleri, 3. elektrik, gaz ve diğer utility ödemeleri. İki-üç aylık gelir kaybı sonucunda bu ödemeleri kimlerin ne ölçüde sürdürebileceği belli değildir. Halka bedava para dağıtma sözü veren ülkelerde dahi, henüz kira, mortgage, kredi kartı ve utility affına dair ciddi bir öneri duyulmadı.
Kredi geri ödemelerinde yaygın aksama bankaları çökertir. Kira ödemelerinde yaygın aksama gayrimenkul değerlerini düşürür, bu da mortgage krizine yol açar. Elektrik ve gaz şirketlerinin nakit sıkıntısına girmesi keza finans kurumlarını boğar. Finans sisteminin bu krizden sağ salim çıkması imkansız görünüyor.
4. Devletler sonsuz kredi yaratarak krizi aşabilir mi? ABD ve Avrupa ülkeleri kamu borcunu GNP’nin %120’sine çıkardı veya çıkarmak üzere, yani 2. Dünya Savaşı sonundaki rekor seviyeyi aştılar. Bu gidiş sürdürülebilir mi?
Cevabı kimse bilmiyor sanırım. 1945’te atlatıldıysa şimdi niye olmasın? Çünkü durum farklı: 1945’te geleceğe güven vardı şimdi yok, muazzam bir savaş kazanıp dünyaya egemen olmuş bir ülke vardı şimdi yok. Farzet bir süre başardılar. Uzun vadede borcu idare etmek için vergileri artırıp kamu hizmetlerini kısmaktan başka çıkış yolu yok. Kırk yıldan beri o çareyi sonuna dek zorladılar, ahali isyanın eşiğine geldi. Daha ne kadar zorlayabilirler?
5. Dünyanın her yerinde gıda sektörü uluslararası ticarete bağımlı. Ülkelerarası ticaret hemen hemen sıfırlandı; yeniden eski seviyelerine dönmesi de şimdilik zor görünüyor. Kaç ülkede kıtlık olur? Kıtlığın siyasi sonuçları ne olur?
6. Petrol krizi Rusya’ye diz çöktürür mü? Çöktürmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak milyon defa tekrarlansa da egemenlerin öğrenmekten aciz göründükleri ders bir daha tekrarlanırsa şaşırmamak gerek: Köşeye sıkıştırılan kedi teslim olmaz, saldırır. Rusya belki şimdilik saldıramaz, ama Çin’e yanaşması kaçınılmaz görünüyor.

Thursday, April 23, 2020

Türklerin dini neymiş

Yasin Erdenk’in Isparta Yöresi Ziyaret ve Adak Yerleri konulu yüksek lisans tezinden (Isparta 2001) bir bölüm. En aşağıya kendi yorumlarımı ekledim.

ISPARTA YÖRESİ ZİYARET VE ADAK YERLERİNİN FONKSİYONLARI
Ağrıların Geçmesi: Hızır Abdal Sultan, IşıklıDede
Akıl Hastalığının Tedavisi: Piri Mehmet Efendi, Sağır Dede.
Askere ve Gurbete Gidenlerin Sağlıklı Bir Şekilde Gidip Gelmeleri İçin: Erenler Türbesi, ErtokuşTürbesi, Kesikbaş, Şeyh DağıstanlıHacıMustafa, Muharrem Dede, Uzun Musa Dede, Erenler Dede, Savdıgan Dede.
Burnu Kanayan İçin: Kan Dede.
Çeşitli Hastalıkların Tedavisi: Aslan Baba, Ayazmana Dede (ZekeriyaSultan), Kara Dede, Sülüklü Tekke, Şehit Hüseyin BaşDede, Şeyh Muslahattin Dede(1-2).
Çeşitli Sıkıntıları Gidermek: ErtokuşTürbesi, Hızır Abdal Sultan, ŞeyhDağıstanlıHacıMustafa, Tez Mehmet Dede, Tez Murat Dede, Veli Efendi, GülBaba, Erenler Dede, Beşir Dede, Yunus Emre (II) ve Kara Dede.
Çişini Haber Vermeyen Çocuklar İçin: Şeremet Dede.
Çocuğu Olduğu Halde Yaşamayanlar: IşıklıDede, Sağ Aşık.
Çocuk Sahibi Olmak: Aslan Baba, , ErtokuşTürbesi, İsmail Dede, KaracaAhmet Dede, Kara Dede, Seyit Sinan Baba, SağAşık, Şeyh Ahmet Sultan, ŞeyhDağıstanlıHacıMustafa, Şeyh Muslahattin, Tez Murat Dede, Polat Dede, Veli Baba(Veli Sultan) ve Kırali Dedesi, Ümmî Nine, Avşar Korusu, Aziz Dede, KadıDede, Yunus Emre (I), KırkbaşÇeşmesi.
Çocukların Toprak Yeme Adetlerini Gidermek: Hasan Efendi Tekke.
Dua Etmek: Bütün ziyaret ve adak yerleri.
Düğün Sahiplerinin Düğünlerinin İyi Geçmesi İçin: Didecik Tekke, EliKepçeli Dede.
El ve Vücut Siğillerinden ve Çıbanlardan Kurtulmak İçin: Uyku Dede, Kocabıyık Eren Dede.
Emzikli Bayanların Sütlerinin Artması İçin: Şeyh Hasan Efendi, TezMurat Dede, Süt Kuyusu, Hıdırellez Kayası.
Erkek Çocuk Sahibi Olmak için: Polat Dede.
Evde Bereket için: Beşir Dede, Dorum Dede, Muslahattin Dede (I), Taşlı Dede, Tez Mehmet Dede, Yunus Emre (Garip Tekke).
Evlenmek İçin: ErtokuşTürbesi, Şeyh Muslahattin Dede (I), (II), TezMehmet Dede, Tez Murat Dede, İncirli Dede, Muharrem Dede, Şeyh Mehmet Kadı, Avşar Korusu, Yunus Emre (I), ÇalıDede, Sinan Baba
Ev ve Araba Sahibi Olmak İçin: Tez Mehmet Dede, Tez Murat Dede, Murat Dede, Muharrem Dede, Avşar Korusu ve Veli Baba (Veli Sultan).
Felçten Kurtulmak İçin: Delikli Taş, Ihlamur Dede, Andık Dede, SultanBaba
Fena Yollardan Kurtulmak İçin: Tez Mehmet Dede, Hasan Dede
Gelin Olacak Kızların Mutlu Bir Evlilik Sürmesi İçin: Doğan Aşık, İsmailDede, Beşir Dede, Erenler Türbesi, Ertokuş, Sultan Baba, Sülüklü Tekke, Tez Mehmet Dede, Elyaz Tekke, Sultan Baba, Şeyh Pir Mehmet Hoyî
Genel Gaye: Aldan Efendi, Ayırt Dede, Ebubekir Türbesi, Erenler Türbesi, Hasan Dede, Dağıstanlı Şeyh HacıMustafa Efendi Türbesi, Kerim Dede, Kesikbaş, Mustafa Dede Türbesi, Şeyh Muslahattin Efendi (I), (II), Veli Baba
Günahların Affı İçin: Yazla Türbesi
Hafızlık İçin: Veli Efendi
Hacca Gitmek İçin: Muharrem Dede, Arap Beşir Dede, Beşir Dede, Kuşku Dede
Hasta ve Huysuz Hayvanların İyileşmesi İçin: Şeyh Hasan Efendi, SütKuyusu, Sülüklü Tekke
Her Türlü Dilek İçin: Aldan Dede, Derviş Şükrü, Ebubekir Türbesi, İncirli Dede, Kesikbaş, Pir Mehmet Efendi (Pir Efendi Sultan), Şeyh Ahmet Sultan, VeliBaba, Yunus Emre (I), Muharrem Dede, Aziz Dede, Sülüklü Tekke, Şeremet Dede, Şeyh Mehmet Kadı, Tez Murat Dede, Tiryaki Dede, Yakup Dede, Çalca Dede, Hıdırlık Dede, Yazla Türbesi, Berdeî Sultan, Hüseyin Dede, Şirin Baba, Yunus Emre(II), Mustafa Dede, Şeyh Muslahattin Dede (I), (II), Tekke, Derviş Şükrü, KutgiDede, Nohutlu Baba, Karagöl
Her Türlü Hastalığın Tedavisi İçin: Aslan Baba, Andık Deresi, DelikliTaş, İsmail Baba, Sinan Baba, Ihlamur Dede, İncirli Dede, Sinop Dede, Yakup Dede, Erenler Dede, Eflâtun Dede, Şeyh Muslahattin (I), (II), Avşar Korusu, Sülüklü Tekke, Hasan Dede (I), (II), Ayazmana Dede, Veli Baba
İş Bulmak ve İşin Düzelmesi İçin: Ah Ali Dede, Erenler Türbesi, Şeyh Dağıstanlı Hacı Mustafa Efendi, Tez Murat Dede, Tez Mehmet Dede, Veli Baba(Veli Sultan), Şeyh Muslahattin (I), Ayazmana Dede.
Karın Ağrısından Kurtulmak İçin: Şikem Dede
Kazadan Kurtulmak İçin: Mustafa Dede Türbesi, Tekke, Veli Sultan
Kocasını İçkiden Vazgeçirmek İçin: Pir Mehmet Hoyî, Tez Murat Dede
Konuşması Gecikenler İçin: Veli Efendi
Kötülüklerden Korunmak İçin: Hasan Dede (II)
Kuduzdan Kurtulmak İçin: İlyas Dede, Sinop Dede
Öksürükten Kurtulmak İçin: İncirli Dede (II), Öksürük Kayası, Kurt Dede, Öküz Dede
Pehlivanların Güçlü Olması İçin: Pehlivan Dede (BağıllıDede)
Sağırlıktan Kurtulmak İçin: Sağır Dede
Saralı Hastaları İyileştirmek İçin: Arap Beşir Dede
Sarılık Hastalığından Kurtulmak İçin: Sarılık Dedesi, Sülüklü Tekke
Sıkıntılardan Kurtulmak İçin: Veli Efendi, Gül Baba, Hüseyin Musa Dede, Ertokuş, Kara Dede, Erenler Dede, Beşir Dede, Şeyh DağıstanlıHacıMustafa, Yunus Emre (II)
Sınıf Geçme ve Sınavlarda Başarılı Olmak İçin: Ihlamur Dedesi, SinanBaba, Tez Mehmet Dede, Tez Murat Dede, Yunus Emre (II), Ümmî Nine, AzizDede, Veli Sultan
Sıtma Hastalığından Kurtulmak İçin: Sıtma Dedesi, Andık Deresi, SinopDede
Suyun Kesilmesini Önlemek İçin: Su Gözesi
Sütü Olmayan Emzikli Annelerin Sütü Artması İçin: Tez Murat Dede, SütKayası, Süt Kuyusu
Uykusuzluk Çekenler: Uyku Dede
Yağmur Yağması İçin: Doğan Aşık, Hüseyin BaşDede, ÇayırlıMescit, Hıdırlık Dede, Kara Dede, Nohutlu Baba
Yaraların Tedavisi İçin: Ayazmana Dede (Zekeriya Sultan)
Yaramaz ve Hasta Ağlayan Çocukların Tedavisi İçin: Şeyh Hasan Efendi, Osman Efendi Dede, Pir Mehmet Hoyî
Yatalak Hastaların AcılarınıDindirmek İçin: Arap Beşir Dede
Yürüyemeyenler İçin: Sultan Baba
Yürümeyen Çocuklar İçin: Gök Veli Sultan (Ayak Dedesi), Didecik Dedesi, Ihlamur Dede, Sultan Baba, Karacaahmet Dede, IşıklıTürbe
Zayıf ve Sıska Çocukların Kuvvetlenmesi İçin: Abdülkâdir GeylaniTürbesi, Çınar Ağacı, Delikli Taş(I), (II), (III), Işıklı Türbe, Şeyh Muslahattin EfendiTürbesi (I)

ISPARTA YÖRESİ ZİYARET VE ADAK YERLERİNDE YAPILAN ADAK ÇEŞİTLERİ
Ağaçlara Bez, Çaput ve İp Bağlamak: SağAşık, Pürçekli Dede, Tarlapınarı, Didecik Dede, Çınar Ağacı, Çalık Dede, Tez Mehmet Dede, EfendiSultan, Halife Sultan, Andık Deresi, Aldan Dede, Şehit Osman Dede, Sinop Dede, İncirli Dede, Ihlamur Dede, Hüseyin Baş Dede, Gök Veli Sultan, Kirli Dede, Çalı Dede, Hasan Dede (II), Karacaahmet ve Akşemsettin Türbesi, KırkbaşÇeşmesi, ŞeyhŞemseddin Türbesi.
Akciğer: Öküz Battı, Kurt Dede, İncirlik Dede (II).
Aş: Kocabıyık Eren Dede, Kara Dede, İsmail Dede, Şirin Baba, Veli Baba, Yunus Emre (II).
Aşure: Aslan Baba, Beşir Dede, Dağıstanlı Şeyh Mustafa, Şirin Baba, SinanBaba, Şeyh Muslahattin Türbesi (I)I, Tez Murat Dede, Tez Mehmet Dede.
Baklava: Delikli Taş(III) (Halil Bin Ahmet Kabri).
Basma: Aziz Dede, Erenler Dede, Tez Murat Dede.
Bisküvi-Gofret: Ebubekir Türbesi, Hızır Abdal Sultan, Şeremet Dede, UzunMusa Dede, Kesikbaş.
Bişi: Aldan Dede, Beşir Dede, İsmail Dede (YukarıTekke), Kesikbaş, Muharrem Dede, Şeyh Muslahattin II, Tez Murat Dede, Ümmî Nine, Ertokuş, Sinan Baba, Mustafa Dede.
Buğday: Tez Mehmet Dede, Andık Dede.
Bulgur: Hüseyin BaşDede, Andık Deresi.
Bulgur Pilavı: Avşar Korusu.
Çivi Çakmak: Çınar Ağacı, Kocabıyık Eren Dede, Andık Deresi, PürçekliDede, Hüseyin BaşDede.
Çocuk Adı Adamak: Polat Dede, Karacaahmet Dede, Şeyh Ahmet Sultan,
Çorba: Çalık Dede, Didecik Tekke.
Duvara TaşYapıştırma: Tez Mehmet Dede.
Fakirleri Giydirme: Sultan Baba.
Fatiha Okuma: SağAşık, Yavruzâde Hacı Hüseyin Efendi, Taşlı Dede, Ahî Şemseddin Türbesi, Kırali Dedesi, Hasan Dede.
Gözleme: Veli Efendi.
Gül: Gül Baba.
Gülsuyu: Gül Baba, KadıDede, Tez Murat Dede, Yunus Emre(I).
Halı: Hasan Dede, Sinan Baba, Erenler Dede (II).
Hatim İndirmek: Dağıstanlı Hacı Mustafa Efendi, ErtokuşTürbesi, Tez Murat Dede, Muharrem Dede, Halife Sultan, Pir Efendi Sultan, Havlu: Erenler Dede (I), (II), Kadı Dede, Yunus Emre (I), Erenler Türbesi.
Helva: Çimili Dede, Kesikbaşve Veli Efendi.
Horoz, Tavuk: Karacaahmet Dede, Tez Murat Dede, Sinan Baba, İsmailDede, Avşar Korusu, Süt Kuyusu, Yunus Emre (II), Hasan Dede, IşıklıTürbe, İhbar Billezi, Keklik Dedeleri.
İç Çamaşırı: Aslan Baba, İsmail Dede, Tez Murat Dede.
İncir : TaşlıDede.
Kınalı Bez: Tez Mehmet Dede.
Keşkek : Kuşku Dede, IşıklıTürbe, Nohutlu Baba.
Kur’ân Okumak: Ziyaret ve adak yerlerinin birçoğu.
Kurban (Keçi, Koyun, Dana): Polat Dede, Karacaahmet Dede, Tez MuratDede, Çalca Dede, Andık Deresi, Tez Mehmet Dede, Nohutlu Baba, Kutgi Dede, Tekke, Su Gözesi, Çimili Dede, Koru Dede, Sinan Baba, Aldan Dede, Aslan Baba, Beşir Dede, Kesikbaş, Çayırlı Mescit, Şeyh Muslahattin Dede (II), IşıklıTürbe.
Leblebi: Leblebi Dede.
Lokum: Hıdırlık Dede, Osman Efendi Dede, Veli Efendi.
Mendil: Erenler Dede.
Mevlit: Emir Ahmet, Berdai Sultan, Yunus Emre (I), Tez Murat Dede, DağıstanlıMustafa Efendi, Şeyh Muslahattin Dede (I), (II), Beşir Dede, MuharremDede, Pir Efendi Sultan, Ertokuş, Sultan Baba, Ayazmana Dede (Zekeriyâ Sultan), Aldan Dede.
Mum Yakmak: Sinan Dede, Tez Mehmet Dede, Kocabıyık Eren Dede, Didecik Dede, Kara Dede, Ayırt Dede, Aldan Dede, Şeremet Dede, Aziz Dede, Kadı Dede, Çamlar, Çınar Ağacı, Gök Veli Sultan, Süt Kayası, Kocakulak Tekkesi, KanDedesi, İsimsiz Dede, İncirli Dede (II), Halife Sultan, Tez Murat Dede, Tiryaji Dede, Uyku Dede, Çalık Dede, Sıtma Dede, Hasan Dede, Hüseyin Dede, Yunus Emre (II).
Mutfak Eşyası: Aslan Baba, Beşir Dede, Sinan Baba.
Namaz: Aslan Baba, Beşir Dede, Didecik Dede, ErtokuşTürbesi, ŞeyhMuslahattin (I), (II), Sinan Baba, Muharrem Dede, Tez Murat Dede, Aldan Dede, Halife Sultan, Savdıgan Dede.
Nokul: Andık Deresi, ErtokuşTürbesi, Hıdırlık Dede, Kocabıyık Eren Dede.
Oruç Adağı: Tez Murat Dede, Muharrem Dede.
Öksüz Sevindirmek: Karacaahmet Dede.
Pantolon, Etek: Aslan Baba.
Para: Erenler Dede, Efendi Sultan, Kutup Dede, Mustafa Dede, Seyit Ahmet Sultan, Andık Deresi (Delikli Taş), Ahi Şemsettin Türbesi, Kırkbaş Çeşmesi, Tarapınarı Tekke, Yunus Emre (II).
Pilav: Baba Sultan, Yunus Emre (I), Elyaz Tekkesi, Veli Baba, Tez MuratDede, Didecik Dede, Ertokuş, Çimili Dede, KadıDede, Beşir Dede, Hasan Dede, Mustafa Dede, Dağıstanlı Şeyh Hacı Mustafa, Nohutlu Baba.
Seccade: SağAşık, Gül Baba, Aslan Baba, KadıDede, Erenler Dede, Şeyh Muslahattin Dede (I), (II), Yunus Emre (I), Tez Mehmet Dede.
Süpürge: Gök Veli Sultan (Ayak Dedesi).
Şamdan: Sinan Baba, Tez Mehmet Dede.
Şeker, Çikolata: Tez Murat Dede, Muharrem Dede, Hasan Dede, Emir Ahmet, Beşir Dede, Garip Tekke (Yunus Emre), Osman Efendi Dede, Eflâtun Dede, Mustafa Dede.
Taş: TaşDede, Tez Mehmet Dede, Şeyh Muslahattin Dede, Uzun Er.
Testi Getirmek: Pir Mehmet Hoyi.
Tuz: Beşir Dede.
Türbe Yaptırmak ve Onarmak: Muharrem Dede, Pir Mehmet Halife, Şeremet Dede, Tez Murat Dede, Pürçekli Dede, Tez Mehmet Dede, Garip Tekke(Yunus Emre II), Aldan Efendi.
Üç İhlâs, Bir Fatiha: SağAşık, Aldan Dede, Ertokuş, Veli Efendi, Kesikbaş, Abdülkâdir Geylani, Beşir Dede, Ebubekir Türbesi, Erenler Dede, Kılıçaslan, Gökmen Dede.
Yâsin-i Şerif: Muharrem Dede, Ertokuş, Piri Mehmet Efendi, Dağıstanlı Şeyh HacıMustafa, Tez Murat Dede, Yazla Türbeleri, Şeyh Muslahattin (I), (II.), Erenler Dede.
Yazma, Tülbent (Eşarp): Efendi Sultan, Erenler Dede, Erenler Türbesi, Garip Tekke, Baba Sultan, Yunus Emre (I), YukarıTekke (Aslan Baba), Pir MehmetHoyî, Veli Baba, Tez Mehmet Dede
Yemek Dağıtmak: Didecik Dede, Beşir Dede, Aslan Baba, Sinan Baba, Ayazmana Dede (Zekeriya Sultan), Veli Sultan, Şeyh Mehmet Kadı, Ertokuş

ISPARTA YÖRESİ ZİYARET VE ADAK GÜNLERİ
Pazartesi: Veli Baba
Çarşamba: Gök Veli Sultan, Hüseyin BaşDede, Kesikbaş, Andık Deresi vePir Efendi Sultan
Perşembe: Abdülkadir Geylani, Halife Sultan, Muharrem Dede, Andık Deresi, Deliktaş(II), Erenler Dede, Veli Efendi, Aziz Dede
Cuma: Aldan Efendi, Halife Sultan, Hüseyin BaşDede, Kesikbaş, Pir EfendiSultan, Tez Murat Dede, Andık Deresi, İsmail Dede, Aziz Dede, Şeyh Dağıstanlı HacıMustafa
Cumartesi: Abdulkâdir Geylani, Hüseyin BaşDede, Delikli Taş(II)
Pazar: ErtokuşTürbesi, Erenler Dede
Dini Bayramlar: Ziyaret ve adak yerlerinin birçoğu
 Mübarek Gün ve Geceler: Halife Sultan, Muharrem Dede, Ayırt Dede, Emir Ahmet
Hıdrellez Günü: Hıdırlık Dede, Aslan Baba, Hıdırlık Tepesi
Aşure Günü (Muharrem Ayının Onu): Aslan Baba, Sinan Baba, Beşir Dede, Şirin Baba, İsmail Dede,
Her gün: Bütün ziyaret ve adak yerleri

ISPARTA YÖRESİ ZİYARET VE ADAK YERLERİ İLE İLGİLİ ÂDET VE UYGULAMALAR
Ağaç kabuğunu vücuttaki çıbana sürerek iyi olmasını dileme: ÇamArası
Araba ile türbenin etrafını üç defa dönmek: Tekke
Boğmaca ve öksürük olan çocuklar için ciğer götürüp ağaca asma: İncirli Dede, Öküz Battı, Kurt Dede
Çiviyi çıbana sürüp, mezar taşına çakmak: Kocabıyık Eren Dede
Çocuk sahibi olmak için türbeye salıncak kurma veya beşik bırakma: Sinan Baba, YukarıTekke, Karacaahmet Dede, AşağıTekke (Aslan Baba)
Delikli taştan “al çürüğü, ver sağı” diyerek üç yedi defa geçme: DelikliTaş(I), (II), (III)
Durmayan huysuz çocukların çamaşırlarınıtürbede bırakma: ŞeyhÇelebi Sultan
Duvara taşyapıştırma: Tez Mehmet Dede
Gelinleri Tekkenin önünde değil üstünden geçirmek: Aslan Baba
Gelinleri türbeye yakın eve gelecekler önce türbeye adak adayıp sonra eve getirme: Şirin Baba
Hasta ve cılız çocukları ağaç etrafında üç defa dolaştırma: Çınar Ağacı
İstenilen şeyi türbe duvarına yazma: Tez Murat Dede
İstenilen şeyin maketini yapma: Tez Murat Dede
Kullanılmışbir testi alıp, buna su doldurup götürme: Hüseyin BaşDede
Mezara üç defa gelme ve yedi defa dönme: Gök Veli Sultan
Mezarın toprağı suyla içmek: Hasan Efendi
Mezarın üstüne taş koymak: Uzun Er, TaşDede
Öksürük olanların kaya etrafında dolandırarak, kayaya tükürttürme: Öksürük Kayası
Saralı halde mezar üzerine yatma: Arap Beşir Dede
Sıtma olanlarımezarın üzerine yatırma: Sıtma Dede
Sıtma olanlarısöğüt ağacıarasına yatırarak terletme: Sıtma Dedesi
Tekkedeki veya ziyaret yerindeki kuyudan çekilen su ile yıkanmak vebunuşifa bulmayı dileyerek içmek: Sıtma Dede
Tekkedeki yeşil direği kucaklamak: Pir Efendi Sultan
Türbe etrafında üç defa dönme: Halife Sultan
Türbe içindeki uzun taşa sıska çocukları yatırma: Işıklı Dede
Türbe yanındaki bir dibeğe su doldurup, sütünün çoğalmasını dilemek: Tez Murat Dede
Türbede bulunan bir takunyayı hastaların uzuvlarına üç defa vurma: Hızır Abdal Sultan
Türbede mum yakıp, üç defa dolanmak: Halife Sultan
Türbedeki dikmeye atlet, havlu, yazma bağlama: Erenler Dedesi
Türbedeki yeleği giymek: Şeyh Muslahattin Dede (I)
Türbeden alınan toprağın, yatalak hasta üzerine serpilmesi: Arap Beşir Dede
Türbenin toprağınıdilek sahibine yalattırmak: İncirli Dede
Türbenin toprağınısuyla karıştırıp ağrıyan yere sürme: IşıklıDede
Türbeye çamaşır bırakmak: Şeyh Çelebi, Sultan Baba, Tez Murat Dede
Türbeye kilit ve anahtar götürüp türbe içinde bu kilidi anahtarla açıpbaht açma: Pir Mehmet Hoyî
Türbeye yakın bir yerdeki taşıun haline getirip yalamak: Veli Baba
Üç gün arka arkaya mezarın etrafında basılan yere tekrar basmamak kaydıyla dönme: Hüseyin Baş Dede
Yatırın yanına tuz, bulgur serpmek: Tez Mehmet Dede, Hüseyin Baş Dede
Yatırın yanında bulunan ağaca bez bağlama: Pürçekli Dede, Çalık Dede
Ziyaret yerinde rüyaya yatma: Aslan Baba, Karagöl (Rüya Taşı), SinanBaba, SağAşık, Sülüklü Tekke, Yakup Dede
(alıntının sonu)
***************
SEVAN NİŞANYAN’IN NOTLARI
1. İslam değil, başka bir din. İslam dininin mitolojik anlatısından, “kitabi” referanslarından, otorite kurumlarından bağımsız. Sadece namaz ve Yasin okuma gibi birkaç şekli unsur benimsenmiş.
2. Çok tanrılı bir din. Farklı işlevler için farklı şekillerde tapınılan farklı tanrıları var. Hepsini koordine eden bir üst-tanrı fikrinin izi görünmüyor.
3. Tanrıları yerel. Spesifik bir yerde yaşıyor ve etkinlik gösteriyor. Komşu ilçelerin ve illerin tanrıları farklı.
4. Modern Elen dini ile çok büyük benzerlikleri var. Elenlerde de (yani Yunanlar, Ortodoks Rumlar) farklı dilekler için farklı azizler ve her birinin ayrı kilisesi, ayrı ikonları vardır. Her birine söylenecek dua, uygulanacak tören farklıdır. Bildiğimiz kadarıyla antik Yunan dininden de farkı yok. İstenen şeyin maketini adama örneği için bkz. Efes’te Artemis tapınağı (Antik), Meryemana evi (modern Hıristiyan).
Suriye ve Kafkasya dinleri de aynı (Nusayri-Aleviler, Dürziler, Ezidiler, Ermeniler, Abhazlar vb.). İran da öyle mi, emin değilim.
5. Agresif bir din değil. İnancını yayma, megafonla ilan etme, kabul etmeyenleri ayıplama ya da cezalandırma mekanizmalarına sahip değil. Bu açılardan mesela İslam’a oranla daha “sempatik” ve insancıl bir din.
6. Aktarım metotları gelenek (“ninem böyle yapardı”) ve akıl (“Şükufe hanımın kızını götürmüşler iyileşmiş”). İslam dini bunlara kurumsal otoriteyi ve cezayı ekleyecek.
7. Akılcı bir din. Hatta – hemen kızmayın – bir “bilim yöntemi” diyebiliriz. Gerçek hayatın yakıcı problemlerine ampirik olarak sınanmış çözümler öneriyor. Ampirik sınamanın yetersiz veya yanlış veya biased olması bu gerçeği değiştirmez. Modern bilim bazı konularda daha sağlıklı ampirik veri ve daha cüretkar teorik sentezler üretmiş olabilir; ancak temel problemlere getirdiği çözümler (ağrıları geçirmek, evlilik, sınav geçme, ev ve araba alma, kocanın içkiyi bırakması...) daha başarılı değil. Belki doğurganlık konusunda, biraz.
8. Teorik tartışmaya ve gelişmeye açık (“Tezveren Dedeyi üç defa değil yedi defa tavaf etmek gerekiyormuş, Mehpare hanım denemiş”). Fakat “yüksek” dinlerden farklı olarak, üst düzey bir teorik söylemi (yazılı kültürü) yok. Dolayısıyla avamın ulaşamayacağı bilgilere sahip bir uzman sınıfı oluşmasına izin vermiyor. Ya da az izin veriyor.
9. İslam dininin (ve diğer “yüksek” dinlerin) temel farkı bu. a) Üst düzey teorik söylem, ve b) örgütlü otorite. İlkin, yazıya dayalı öğreti. Sonra, cezalandırma sistemi. Yani sınıfsal ayrışma. Dinin “asli sahibi” olan bir egemen zümrenin oluşması, ve bunun doğal sonucu olarak o zümrenin otoritesine yönelik tehditlerin giderilmesi.
10. İslam dini, kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak gördüğü halk dinini yasaklamaya ve yoketmeye çalışmış. Hala da o mücadele aralıksız sürüyor. Halk dini, İslam söyleminden bazı temalar benimseyerek kendini savunmaya çalışmış. Yerel tanrıların (yatırların) birçoğu İslam mitolojisinin azizleriyle özdeşleştirilerek meşrulaştırılmış (Veysel Karani, Şeyhmus, Ökkeş, Abitter Dede, Kerep Gazi, Seyit Vakkas, Şammas Baba vb.). Alevilerdeki Hz. Ali saygısını da bu şekilde yorumlamak mümkün.
11. “Yüksek” dinin öğretisi halk dinine oranla çok daha akıl dışı (Her yerde olan fakat hiçbir yerde olmayan bir tanrı, kadir-i mutlak fakat dünyada en basit adaleti sağlamaktan aciz, alim-i mutlak fakat dua ile dileklerden haberdar edilebilir, tüm çağların tanrısı fakat bir tarihte kitap yazmış...). Bu doğal, çünkü entelektüel ayrıcalık anlaşılmazlıktan beslenir: “hikmetinden sual olmaz”. Otorite irrasyonellik doğurur. Halk dini akli eleştiriye açıktır: “Zümbük Dede kızamığa iyi gelir diyorlar ama sahteymiş”. “Yüksek” entelektüel söylem ve otorite ile korunan kitabi din, ancak o söylemin en üst düzeydeki sahiplerince eleştirilebilir. Dolayısıyla çok ender durumlar dışında eleştirilmez.
12. “Yüksek” dinlerin tarihini, bir egemen sınıf oluşturma, o sınıfın otoritesini koruma/pekiştirme ve (belki) zamanla o otoriteyi kaybetme/dönüştürme tarihi olarak okumak lazım.


Sunday, April 19, 2020

Pupul, Mimi, Kaden. Türkiye'yi tanır mısınız?

Punpul ve Pünpül, kadın adı, 779 nüfus. Hemen hepsi Erzurum, Gümüşhane, Artvin, Ardahan tarafında. Pupuş 680 kişi, tamamına yakını Erzincan, özellikle Tercan; biraz da Kiğı, Aşkale, Pülümür. Pupul 252 nüfus, hepsi Bayburt; Pupullu ve Pupili şekilleri de var. Pupu 211 kişi, Kelkit ve Şiran. Pupuze 98 kişi, hepsi Rize. Nüfusa kayıtlı resmi isim bunlar.
Anlı şanlı “Türkçe kişi adları” derlemelerinde izlerine rastlamıyoruz. Halbuki isim Türkçe, başka bir dilden alıntı değil. Dağılım alanı da Türkçe konuşan coğrafya ile sınırlı. TDK Derleme Sözlüğü pumpul ve pupuş için “perçem, püskül, çeşitli kuşların başının üstündeki tüyler” demiş. Pupul ise bir çeşit papuç imiş. Fakat ismin bu anlamlara dayandığını sanmam. Besbelli “kız bebek, kukla” anlamına gelen bir sevgi sözü; ciciş, bebiş, kokoş cinsinden bir infantilizm.
Yunancada púpla “kuş tüyü” demek, özellikle yastığa doldurdukları cinsten kaz tüyü. Trabzon üzerinden o bölgeye yayılmış bir Rum tesiri düşünülebilir mi? Sanmıyorum. Belki “püskül, kuş tüyü” anlamı oradan alınmıştır. Ama yaygın bir kadın adının o kaynaktan gelmesi ihtimali çok düşük.


*
Mimi, kadın adı, 116 nüfus. Sözlük yazarı ne yapar? “Çeşitli Batı dillerinde yaygın isim, İtalyanca Maria’dan kısaltma, Puccini La Bohème, vs. Türkiye’de gayrimüslim adı olmalı, bir Yahudi tanıdığım vardı. Tamam.” Gene de 116 çok fazla değil mi?
Gerçeği: 116 Mimi’nin doksan kadarı Şemdinli, Çukurca ve Beytüşşebap’ta. Operayla çok tanışık yerler değil. Kalanı Kilis ve Islahiye, ayrı bir kültürel kaynaktan geliyor olsa gerek, Kürt olacaklarını sanmam. Bir tane de İzmirli Yahudi hanım varmış!
*
Madem Yahudilere değindik, eski günlerden bir başka isim: Kaden. 85 nüfus, tümü Yahudi. Yarıdan fazlası muhtemelen göçmüştür ama hala TC nüfusunda kayıtları görünüyor. İnternette geçen yüzyıl başına ait Tire ve Saraybosna Yahudilerinin listesini buluyoruz. Her iki yerde en popüler isimler arasındaymış. Ama anlamını bilen yok. Hiçbir sözlükte geçmiyor. İbranice değil, Ladino değil, İspanyolca değil. İnat oluyor, günlerce peşinden koştuktan sonra birilerinin çocukluk hatıratında geçen bir cümleden ipin ucunu yakalıyoruz. Türkçe imiş, “kadın” demekmiş.
Emin miyiz? Eminiz. Çünkü eski kuşak Yahudi adlarının en popülerlerinden diğer ikisi Dona ve Sinyora. İkisi de İspanyolca veya İtalyanca “hanım” demek. 

Wednesday, April 1, 2020

Ölmeyi bilmiyorsan yaşamanın manası ne?

“65 yaşın üstündeki herkes ölse - yahut 65 üzeri erkeklerle 75 üzeri kadınlar ölse - bunun insanlığa, ya da ölenlere, ya da kalanlara ne zararı var? Faydası zararından kat kat fazla değil mi?”
Diye sormuş yazar.[1] Bu cümlelerden “o halde yaşlıları öldürmeli” sonucu çıkar mı?
Sanırım istenirse çıkarılabilir. Marjinal bir sonuçtur gerçi. Gerçek dünyada çok az insanın samimiyetle savunacağı, ancak belki teorik bir ihtimal olarak tartışmak isteyebileceği bir sonuçtur. Öncelikle her iki soruya olumlu cevap verildiğini; ikinci olarak ölüm ve kalım kararlarının fayda ve zarar hesabına göre verildiğini; üçüncü olarak fayda ve zarar hesabını yapacak kişinin öznenin kendisi değil üçüncü kişi veya kişiler olabileceğini varsayar. Bunlar devasa varsayımlardır. Varsayımların doğru olduğuna, ya da yazarın bu varsayımları kabul ettiğine dair elimizde en ufak bir ipucu yok. Bunları var sayıp sonuçlara atlamak, bayağı akrobatik yetenek gerektirir. Halkımızda demek ki varmış öyle yetenekler.
Ben genellikle normal, kısıtlı yeteneklere sahip ölümlüler için yazdığımdan götüyle kuş tutabilen insanları düşünüp ona göre tedbir almayı bazen ihmal ediyorum. Benim hatam.
*
Başka ne demek istemiş olabilir yazar? Mesela şunu:
Yaşlı insanların ölümü olgunluk ve vakarla karşılamayı öğrenmesi gerekir. Hayatta öğrenilecek en mühim ders belki budur.
Ölümden kaçma güdüsü elbet her canlıda var. Solucanlarda ve timsahlarda da var. Seni solucan ve timsahlardan farklı ve üstün kılan – insan yapan –  şey ise bu güdüyü tüm insanlara ve özellikle gelecek kuşaklara karşı sorumluluk duygusuyla dengeleyebilmendir. Kendi yaşamının aslında evrende kıytırık bir detay olduğunu kavrama yeteneği insanda var, diğerlerinde yok.
Ölümden kaçamazsın. Beş sene olmazsa on beş sene sonra zaten öleceksin. Birkaç yıl geciktirmenin kıymeti ne? Diyelim ki senin için kıymeti büyük olsun. Bunun için senin, ya da toplumun, ya da gelecek kuşakların ödemesi gereken bir bedel varsa, o bedelin sınırı nedir? Senin canın üç sene daha Sudoku çözmek ve torunlarının kafasını şişirmek istiyor diye çocuklarından ve toplumdan ne kadar fedakarlık bekleyebilirsin?
Modern dünya bencilliği en üstün değer olarak kutsar. “Hak benim, can benim, kim ne karışır?” Karşılığında kimse bedel ödemiyorsa eyvallah, öyle olsun? Ya ödüyorsa? Ya senin kıytırık canını birkaç sene uzatmak için toplumun geleceği ateşe atılıyorsa? Yaşama anlam katan şeylerle uğraşmak yerine milyonlarca hastane yatağı ve solunum cihazı üretmek zorunda kalıyorsa? Hiç bedel ödemesinler diyen yok: senin onlara sorumluluğun varsa onların da sana var. Ama nereye kadar? Ölçüsü ne?
İnsanoğlu aldıkça değil verdikçe değer kazanır. Mal biriktirme sevdası gibi can biriktirme sevdası da insanı küçültür, silikleştirir, aç dilenci derekesine düşürür. Verdikçe büyürsün. Canın da öyle. Hayatındaki tek değer kendi canın ise solucandan farkın yok. Canını kuşaktan kuşağa aktarılan bir mirasın parçası olarak görebiliyorsan, dolayısıyla ölümü o sürecin doğal bir adımı olarak içine sindirebiliyorsan, ancak o zaman canının – solucanınkinden öte – bir değeri var demektir.
*
Kastettiğim böyle bir şeydi. İsteyen tabi istediği sonucu çıkarır. Yeter ki söylemediğim sözleri ağzıma sokmak gibi bir densizlikten uzak dursun.
Sözün devamı çok. Mesela sağlık endüstrisinin ulaşmış olduğu akıldışı boyutlardan söz edebiliriz. İnsan yaşamına anlam katan faaliyetleri yok sayıp insan yaşamını uzatmayı hedef belleyen bir kültürün zavallılığından söz edebiliriz. “Bilim” adı altında son yıllarda reklam ve pazarlama endüstrisinin bir şubesine dönüşen faaliyetin bu salgında nasıl yaya kaldığından söz edebiliriz. Şimdilik bu kadarı yetsin.





[1] Bu yazıdan birkaç gün önce Facebook’ta şu notları paylaşmıştım:

65 yaşın üstündeki herkes ölse - yahut 65 üzeri erkeklerle 75 üzeri kadınlar ölse - bunun insanlığa, ya da ölenlere, ya da kalanlara ne zararı var? Faydası zararından kat kat fazla değil mi?
İhtiyarları bir gıdım daha fazla yaşatmak için tıbba yatırılan kaynaklar - insan, para, eğitim, ilaç, sigorta - silahlanmaya yatırılan trilyonlardan daha büyük ziyan değil mi? 
Farzedelim ihtiyarların iyice bunayıp çürümeden ölmesi çok çok fena, korkunç, hain bir şey olsun. Gençlere daha iyi bir dünya bırakmak, bu anlamsız hayata tutunma hırsından daha değerli ve özverili bir hedef değil mi?
İhtiyarları her ne pahasına olursa olsun yaşatma hırsına şimdilerde "bilimsel" adı veriliyor. Bilimsellikle herhangi bir alakası olmadığını, felsefi bir tercih olduğunu hakikaten göremiyor musunuz? 
Bencilliğin kutsanması sadece. Modern dünyada hayat anlamsızlaştıkça, her ne pahasına olursa olsun hayata tutunma hırsı kontrolden çıkıyor.