Showing posts with label Index Anatolicus. Show all posts
Showing posts with label Index Anatolicus. Show all posts

Sunday, August 18, 2019

Yer Adları bitti, gözümüz aydın

Yer Adları çalışmasına 15 veya 17 Eylül 2009’da başlamışım. Fikir Everest Yayınları yönetmeni Vedat Bayrak’tan geldi. O günlerde Kürtçe yer adlarının iadesi meselesi gündemde, Sevan Türkiye’de Cumhuriyet döneminde değiştirilen yer adlarının envanterini çıkaralım mı? “Kolay”, dedim, elbette bunun bir yerde listesi vardır. Derleriz, internetten tamamlarız, bir iki aylık iş.
Ortaya çıktı ki öyle bir liste hiçbir yerde yoktur. Devlette de yoktur. 1968’de İçişleri Bakanlığı’nın çıkardığı liste eksiktir, feci hatalarla doludur. 1928’den önce değiştirilen adların dökümü hiçbir yerde yoktur. Ülkeye sonradan katılan Artvin, Kars ve Hatay illerinin eski isim listesi yoktur. Mezra ve mahalle adlarının doğru dürüst listesi yoktur. Evvelce mezra ve mahalle iken 1968’den sonra köy olan yerlerin dökümü yoktur. Adı iki kere değiştirilen yerleri takip etmek imkansız gibidir.
İlk rauntta yedi ay çalıştım, Nisan 2010’da kitabı yayınevine teslim ettim. Adını Unutan Ülke adıyla çıktı. Beni çok tatmin eden bir iş olmadı. O vesileyle bir de web sitesi tasarladım. Tüm yerlerin koordinatlarını internette bir yerden bulup indirdik, Google haritasına uyarladık. Ortaya çıktı ki kırk bin yerin en az altı yedi bini tam yanlıştır, gerisi de az veya çok kayıktır. Bilgisayarcı Gökhan bir map edit sayfası hazırladı. Kışın vakit çok, otelde çalışan kızlardan ikisini görevlendirdim. Dört beş ay uğraşıp haritayı epey düzelttiler. Yetmedi gerçi. Sonraki yıllarda ben o haritada tam 18.913 kez daha düzeltme yapmışım, veritabanında kaydı var. Google ve Yandex’in haritaları da arada geçen zamanda çok gelişti, onu da itiraf etmek lazım. Sırf onlara yetişmek için harcadığım mesaiyi tarif edemem.
Kitap çıktıktan sonra, projeyi geliştirmek için, o zamanlar etkinliğinin zirvesinde olan TESEV’e başvurdum. Ufak bir sponsorluk sağlamayı kabul ettiler, sağolsunlar, 3000 dolar gibi bir şey kalmış aklımda. Onunla genç bir stajyeri görevlendirip 1946 Meskun Yerler Kılavuzu’ndan beş bine yakın yeni yer adı ekledik. Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Değiştirilen Yer Adları başlıklı raporum Nisan 2011’de basıldı.
Devamı gelmedi. Bir buçuk yıl kadar yer adlarını unuttum. Etimoloji sözlüğümü geliştirmekle uğraştım. Hatırlarsınız, İslam dini üzerine uzun bir polemik dönemine girdim; epey İslam tarihi okudum.
2013 Şubatı olmalı, yeniden geldiler. Değişmeyen adları belgelemedikçe değişen adları listelemenin pek bir anlamı olmadığına kanaat getirdim. İçişleri Bakanlığı’nın 1928’de eski yazıyla yayınladığı elli bin köy, mezra, mahalle adı içeren Köylerimiz listesini baştan sona sisteme aktardım. Deli işidir. Eski yazının alfabe sırası başka, idari yapılanma hiç durmadan değişmiş ve kitabın genel indeksi yok! Buna rağmen sekiz dokuz aylık mesaiden sonra oradaki yerlerden %85 ila 90 kadarını bugünkülerle eşleştirmeyi başardım. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri GM’nün yayınladığı eski Osmanlı tahrir defterleri ile ele geçirebildiğim geç devir Osmanlı vilayet salnamelerini de o dönemde taradım.
Sonra cezaevine girdim. Dört yıl için konu kapandı. Site yüz üstü kaldı. Bir daha da dönmem o mevzuya diye düşündüm.
*
2018 Mart başında Halim ile Selim’i yatağa koyduktan sonra siteyi biraz adam etme niyetiyle yine yer adlarına döndüm. Bir de ne görelim? Eskiden ağırlığınca altın versen bulamayacağın antika Kiepert haritalarının hepsi internete inmiş. O yetmemiş, Erkanı Harbiye’nin 1910’larda yaptırdığı eski yazı askeri haritaların hepsi olmasa da çoğu TBMM Açık Erişim Sisteminden halkımızın nazar-ı tedkikına açılmış. Yumuldum. Toplam 180 pafta kadar haritayı didik didik inceledim. 15.000’e yakın yer adı kaydettim: 1928 listesinde olmayan yerler, 1928 listesinde yanlış yazılmış ya da adı değişmiş yerler, olanların alternatif adları, ikiye bölünmüş ya da birleşmiş köyler, yanlış yere kaymış mahalleler, başka köye aktarılmış adlar... Bu iş beni yaklaşık bir yıl uğraştırdı. Gözlerim eskidi. Bir yılda iki kez yakın gözlüğü değiştirdim.
Geçen yılın sonlarında antik Yunan ve Roma yer adlarıyla uğraştım. O devirlerden günümüze gelen 1500 küsur yer adının tam olarak en erken hangi tarihte kaydedildiğini belirleme sevdasına düştüm. Yüze yakın eski Greko-Romen ve Bizans yazarının, bir sürü arkeoloji dergisinin varsa indeksini yoksa OCR’lenmiş pdf’ini tarayıp yer adı avladım. Bir yerde mutlaka hazırı vardır diye düşünüyorsun ama yok. Varsa da güven olmaz. Bazı bilgiler on, yüz, bin defa aktarılınca olmadık deformasyonlara uğruyor. Hayali kent adları türüyor, yinelendikçe kendine özgü bir hayat kazanıyor.
Bu yılın Ocağında dipnotlarla kaynakçayı derlemeye başladım. Matbu kitapta karınca yazısıyla 21 sayfa, 819 kalem tutan kaynakçayı tam bir şekle sokmak üzereydim ki, Şubat’ın ilk günlerinden biri, tek bir yanlış SQL komutuyla, hepsini uçuruverdim. Uzun zamandır backup almamıştım, düğünden önce işi bitirme hırsıyla o ara çok verimli iş çıkarmıştım. Yıldım. İki ay çalışamadım.
Sonra gene kolları sıvadım. Eski Yunan ve Bizansları yeni baştan taradım. Eskisinden de güzel bir kaynakça çıkardım. Arada TBMM sisteminde eksik olan Erkanı Harbiye paftalarından onunu Fransa Ulusal Kütüphanesinde buldum, onları da işledim.
Bir ara niyetim, Türkiye yer adlarında geçen çeşitli dillerden yapım unsurlarını ufak bir etimolojik sözlük haline getirmekti. En az bir iki yılımı alacak işti, gözüm korktu. Eldeki malzemeyi önsöze eklemeye karar verdim. 75 sayfalık bir önsöz yazdım. Türkçe, Yunanca, Ermenice, Kürtçe, Arapça, Gürcüce ve Lazca birer yer adları sözlükçesini oraya ekledim.
Önsözü biliyorsunuz, 5 Ağustos’ta noktaladım. Veritabanında paramparça tablolar halinde duran malzemeyi tek bir metin olarak derlemek işin her zaman zevkli kısmıdır. Anormal konsantrasyon gerektirir, günde on beş saat nefes almadan çalışacak kondisyon da cabası. Son on gün onunla geçti. 19 kolon çarpı 114.000 satırlık tabloyu Excel’de yahut Word’da çalışmak kolay iş değildir, bilen bilir. Çok uyanık olman, kestirme çözümler arayıp bulman gerekir, yoksa makina bayılıverir. Günde iki paket sigara ve birkaç litre kahve gücüyle o iş de başarıldı.
Bugün hepsini derleyip topladım. Noktalı virgülleri düzeltip, haritaları trimleyip, son dakika Midyat ve Gercüş bilgileri ekleyip, ara başlık puntolarını gözden geçirip, düz tırnakları çengelli tırnağa çevirip, Word hayvanının bozduğu büyük I’ları büyük İ’ye döndürüp, simgeler tablosunun çerçevesini adam edip... topunu yayınevine yolladım. Bitti. Benim büyük sözlük boyutunda tam 1834 sayfalık bir monster oldu,  16 x 24 cm, tıklım tıkış çift kolona 9 punto dizili. Bakalım basabilecekler mi. O boyda tek cilt basabilen matbaa yahut ciltçi bulunur mu? İki cilt mi yapalım diyecekler? Sevan manyaksın, bırak allaşkına, kısalt şunu mu diyecekler? Göreceğiz.  

Bana geçmiş olsun. On tam yıldan bir ay eksik sürdü, bitirdim. (Sigara deliliği de üç hafta sürdü. Bugün bıraktım. Olur bazen böyle.)

Thursday, February 21, 2019

Kilikya kralına kimler biat etmiş

Dünkü yazının dipnotunda verdiğim linki epey kişi ziyaret ettiğine göre biraz daha bilgi vermemde yarar var demektir.
Önce yazar. Sımpad Sparabed veya Smbat Konestabl (“Kumandan S.”) adıyla tanınan zat Mersin’in dağında şimdiki adı Çandır kalesi olan Paperon kalesinin beyi, Kilikya Ermeni hükümdarı 1. Hetum'un kardeşi. 1247’de ve tekrar 1254’te elçi olarak Karakurum’a gidip Moğol hanı Möngke ile görüşmesi ünlü. Hanın akrabası olan bir Moğol hatunla evliliğinden Tatar Vasil adlı bir oğlu olmuş. Kıbrıs kralı ile Latince yazışması mevcut. 13. yüzyıl olaylarıyla ilgili elimizeki en kapsamlı kaynaklardan biri olan (Ermenice) vekayinamesini 1274 yılına kadar getirmiş.  
Vekayinamenin en ilginç pasajı, 1198 (veya 1199) tarihinde Rupenyan sülalesinden 2. Levon’u “Ermeniler kralı” olarak tanıyan ruhani ve askeri şeflerin listesi. Belli ki resmi bir tutanaktan iktibas edilmiş. Kilikya ülkesinin siyasi yapısı ve yer adları açısından bir hazinedir. Son yüz elli yılda sayısız analiz ve makaleye konu olmuştur. Ben de derleyebildiklerimi size aktarayım.
Listede önce başpiskoposlar, sonra piskoposlar, son olarak da sivil beyler gösterilmiş. İlk grubun sıralama mantığı açık değil; ikinci ve üçüncüsünde doğudan batıya coğrafi sıra izlenmiş. 
Sol kolonda vekayiname metninin İngilizce çevirisini verdim; özel adlar klasik Ermenice değerlere göre aktarılmış. Ermenice harflerin transkripsiyonunda kullandıkları kesme işaretlerini yok sayın bitsin. Sağ kolonda benim notlarım var; Batı Ermenicesi telaffuzunu tercih ettim.
Not 1: Din adamlarının adlarının tümü ile diğer kişi adlarının çoğu Ermenice. Fakat bazıları Rumca, daha doğrusu Rum Ortodoks mezhebine ait adlar (Kostans, Nikifor, Mixail, Xrisofor). Epey sayıda Katolik Frenk adı (Henri, Baudoin, Tancred, Robert) ile Ulukışla’da muhtemelen Müslim olan bir Şehinşah görülüyor. Belli ki çeşitli din ve mezheplere mensup yerel egemenler, Ermeni kilisesinin onaylayıp kutsadığı bir siyasi oluşumda yer almayı tercih etmişler. Ulukışla’daki vatandaş eğer sahiden Müslim ise, belki kuzeyinde Konya Selçuklularının 1180’lerden beri hızla artan gücüne karşı güneyindeki Ermenilerle ittifakı ehveni şer saymış.
Bu önemli bir gözlem, çünkü aynı beylerin veya benzerlerinin, aynı dönemde ve hemen sonrasında Türk-İslam ittifakı içinde nasıl yer aldıklarına dair de bir fikir veriyor.
Not 2: Listedeki iki isim, Kudüs ve Antakya başpiskoposları, yerel bir egemenliği temsilen değil siyaset-üstü kurumların temsilcisi olarak yer almış görünüyor. Kudüs bu tarihte Selahaddin Eyyubi’nin oğullarının hükmü altında olduğuna ve Kudüs başpiskoposunun onlardan izinsiz katılması mantıksız olacağına göre, Eyyubilerin bu oluşuma en azından sıcak baktıklarını düşünmek gerekiyor. Belki onlar da Konya Selçukluların artan gücüne karşı bir Ermeni tamponu oluşturmayı faydalı görmüşlerdir.
Hatırlayalım ki bu olaydan beş veya altı yıl sonra Bizans çöküp Latinlere teslim olacak, hemen ardından Selçuklular Antalya ve Alanya’yı zaptedip Doğu Akdeniz dengelerini altüst edecekler.

Lord Dawit' archbishop of Mamsuestia and head of the blessed congregation of Ark'akaghni
Antik Mopsuestia, şimdi Adana’ya yakın Yakapınar (Misis) kasabası. Arkagağni (Şahbalut) manastırı kasabanın 9 km güneyinde harabedir.
Lord Grigoris archbishop of Kapan (Kapnun) and head of Areg/Aregni
Maraş Andırın ilçesinin eski merkezi olan Geben kasabası. Arekni Manastırı genellikle Süleymanlı (Zeytun) yakınında gösterilirse de bu doğru olamaz.
Lord Yovhane's archbishop of Sis and head of Drazark
Kozan ilçe merkezi. Trazark manastırı kasabanın 3 km kadar kuzeyindedir.
Lord Minas archbishop of the holy city of Jerusalem
Kudüs. Bu tarihte Selahaddin Eyyubi oğlu sultan el-Efdal hükmünde.
Lord Yuse'p' archbishop of Antioch and head of Yisuank'
Antakya.
Lord Kostandin archbishop of Anazarb and head of Kastaghon
Kozan’a yakın Anavarza (Dilekkaya) kalesi ve kenti. Kastağon manastırının yeri belirsiz.
Lord Vardan archbishop of Lambron and head of Skewr'a
Mersin Çamlıyayla (Namrun) ilçesi. Skevra manastırı kale yakınında harabedir.
Lord Setp'anos archbishop of Tarson and head of Mlich
Tarsus. Mliç Manastırının yeri belirsiz.
Lord T'oros bishop of Selewkia
Hatay Samandağı DEĞİL, Silifke DEĞİL. Belki İslahiye (antik Nikopolis Seleukidon).
Lord Astuatsatur bishop of Metsk'ar
Maraş Çakırdere köyü Güredil Kalesi?
Lord Yohane's bishop of Sanvilank'
?
Lord Ge'org bishop of Andriasank'
Maraş Andırın ilçesi veya Maraş Yolyanı (Anabat) köyü
Lord Kostandin bishop of Yohnank'
?
Lord Grigor bishop of P'ilpposeank'
?
Lord Step'anos bishop of Berdus
Maraş Ağabeyli (Bertiz/Bertuz) kasabası.
Lord Mxit'ar bishop of Inkuzut
Maraş Engizek dağı, Çağlayancerit
The prince of Baghras Adam
İskenderun’a yakın Ötençay (Bağras) kalesi
The prince of Chker Hostius (O'stn)
Hatay, Payas-Dörtyol yöresi
The prince of Hamus Arewgoyn
Osmaniye Çardak Kalesi
The prince of Sarvandik'ar Smbat
Osmaniye Hasanbeyli ilçesinde Kalecik (Savrankale) kalesi
The prince of Harun Lewon
Osmaniye Düziçi (Haruniye) ilçesi.
The prince of Simanay citadel Siruhi
Osmaniye Kazmaca köyü Babaoğlan Kalesi (Siruhi kadın adıdır).
The prince of Ane' Henri (Her'i)
?
The prince of Kutaf the constable Aplgharip
?
The prince of Inkuzut Baudoin (Paghtin)
Maraş Engizek Dağı, belki Ekinözü tarafı
The prince of T'or'nika Stefn
?
The princes of Berdus Lewon and Grigor
Maraş Ağabeyli (Bertiz/Bertuz).
The prince of Kanch' Ashot
Maraş Çukurhisar.
The prince of Fo'r'no's Aplgharip
Maraş Fırnız/Furnus vadisi
The prince of Kapan Tancred (Tankri) [g209]
Maraş Andırın Meryemçil (Geben) Kalesi.
The prince of Chanchi Kostandin
?
The prince of Shoghakan Geoffry (Chof'ri)
Andırın Azgıt Kalesi.
The prince of Mazotxach' Simun
Adana Saimbeyli (Hacin) ilçesi?
The prince of T'il Robert (Ir'o'pert)
Toprakkale (Til Hamdun)?
The prince of T'lsap T'oros
Tumlu kalesi?
The prince of Vaner Vasil the marshal
Adana Gökvelioğlu kalesi.
The prince of Bardzrberd Ge'org
Adana Aladağ (Karsantı) ilçesi, Eğner (Eğnir) yakınında
The prince of Kopitar' Kostandin                                
The prince of Mo'levon Azhar'os
Adana Karaisalı ilçesinde Milvankale.
The prince of Kuklak Smbat
Gülek Boğazı/Kalesi
The prince of Lambron Het'um
Mersin Çamlıyayla (Namrun)
The prince of Lulwa Shahinshah
Ulukışla ilçesi (Yunanca Loulon, Türkçe aslı belki Lulukışla)
The prince of Paper'o'n Bakuran
Mersin Toroslar Çandır kalesi
The prince of Askur'as Vasak
Mersin kuzeyi ile Ulukışla arasında belirsiz yer
The prince of Manash Het'um
Tarsus Beylice (Manaz)
The prince of Berdak Mixayl
?
The prince of Pr'akana Tigran
Silifke Demircili (antik İmbrogion).
The prince of Siwil O'shin
Mut Mavga Kalesi (veya Alahan)
The prince of Kur'iko's Simun
Mersin Kızkalesi (Görgös, antik Korykos).
The prince of Selewkia and Punar' Kostants'
Silifke ve Gülnar Örenpınar.
The prince of Sinit and Kovas R'omanos
?
The prince of Ve't and Ve'r'ısk Nikefo'r'n
Karaman Sarıveliler ilçesinde Göktepe (Fariske) ve Işıklı (Fet) köyleri.
The prince of Lavzat and Timitupo'lis Christopher (Xr'so'f'o'n)
Karaman Kirazlıyayla (Lafsa) ve Ermenek Katranlı (Dindebol)
The prince of Manio'n Lamo's Zher'manik and Anamur' Halkam
Lamos = Mersin Erdemli yakınında Limonlu. Anamur?? (Başka Lamos veya başka Anamur olmalı)
The prince of Norberd and Ko'mar'tas the sebastius Henri (Her'i)
Silifke'de Tokmar Kalesi & (Yeşil)Ovacık
The prince of Ando'shts and Kupa Baudoin
Antalya Gazipaşa Endişegüney köyü (antik Antiochia ad Cragus)
The prince of Maghva and Sik and Palapo'l Kyr Isaac (Ker'asak)
Mağva = Mut Alahan (Malya)
Palapol = Mut Değirmenlik (Balabolu)
The prince of Manovghat and Alar Mixayl
Manavgat ve Alara kalesi
The princes of Lakr'awen Kostandin and Nikifo'r'
?
The prince of Kalano'no'r'soy Ayzhutap the blessed Sop'e' and Naghlo'n Kyr Vard (Ker'vard)
Kalonoros = Alanya. Ayjudap = Aydap limanı (antik İotape). Surp Sope = Ayasofya (antik Kolybrassos). Naulon = Mahmutlar.

Wednesday, February 20, 2019

Anadolu'da gezintiler: Kesdoğan Kalesi

Kayseri’nin Akkışla ilçesini sulayan ırmağın adı Kesdoğan Çayı. Akkışla ilçe merkezinin 1 km kadar güneyinde Kesdoğan adı verilen yerde Anadolu’nun çorak bağrından yeryüzüne çıkıyor, yemyeşil güzel bir vadi oluşturuyor. Kaynağın olduğu yeri övmüşler, gürültüden uzak cennet gibi bir yerdir demişler. Akkışla belediyesinin 2016’da buraya “mesire yeri” yaptığını öğreniyoruz, içimiz kıyılıyor.
1925 tarihli askeri haritada bu yeri كستووان Menbaı olarak göstermişler. Te ile yazıldığına göre Kestüvan olmalı. 1584 tarihli tahrir defterinde tı ile Kestoğan veya Kestuğan veya Kesduğan adlı bir köy kayıtlıymış. Bunu kendi gözümle görmedim, aktaranlar aktarmış.
Kuş uçuşu 170 km kuzey doğuda, Divriği’nin karşı kıyısındaki kalenin adı da Kesdoğan Kalesi. Sarp kayaların tepesinde kartal yuvası gibi bir yer. Halk arasında “Ermeniden kalma” diye anılıyor. Evliya Çelebi كستكان Kal’ası demiş, Kestigân diye okunabilir. Ama Evliya’nın özel isimleri deforme etme huyu malum.
Kale olunca konu aydınlanıyor. Ortaçağ Ermenicesinde kastağon կաստաղօն “küçük kale, hisar”. Bizans Rumcasındaki kastéllion’dan alıntı, nihai kaynağı Latince castellum, castrum’un küçültme hali, “küçük müstahkem yer” anlamında. İngilizceden bildiğiniz castle. Rumcadan direkt alınsa Türkçesi kestel olurdu; nitekim Türkiye’nin batı yarısında en az yarım düzine Kestel var. Ğ sesi Ermenice yoluyla alıntının delilidir, çünkü yabancı dillerden alınan ince l sesi Ermenicede daima ğ verir. Elisabeth > Yeğsapet, Leontius > Ğevont, Elias > Yeğya vs.
Ermenice sözcük eski devir yazarlarında yok. En erken 1136 tarihli Urfalı Matteos Vekayinamesinde geçiyor. Buna göre 1105 yılında vefat eden Maraşlı Markos adlı aziz kişi “ulaşılmaz Vahka kalesi [= Adana Feke ilçesi] yakınındaki Kastağon Manastırında” defnedilmiş. Aslen Süryani olup keramet sahibi bir evliya imiş. Hiç ekmek yememiş, sadece otlarla beslenmiş. İki yerde dua gücüyle pınar çıkarmış. Frenkler Kudüs’ü zaptettiğinde Perslerin [= Selçukilerin] yeniden güçlenip dünyaya hakim olacağını, dinin zeval bulacağını, kiliselerin kapısına kilit vurulup terk edileceğini, insanların İncil yolundan sapıp günah denizinde boğulacağını haber vermiş.
1198 yılında Kilikya hükümdarı 1. Levon’a “Ermeniler kralı” olarak biat eden ekabirin listesinde “Anazarb başpiskoposu ve Kastağon Manastırı önderi Kostantin Hazretleri” adlı bir muhterem anılmış.[1] Bu biraz şaşırtıcı, çünkü Anavarza (şimdi Kozan Dilekkaya) ile Feke Kalesi arası yaklaşık 82 kilometre, bir insanın hem Anavarza başpiskoposu hem Feke yakınındaki bir manastırın önderi olması fiilen imkansız. Nitekim listedeki diğer ruhanilerin her birinin idari görevde olduğu kasaba ile ikamet ettiği manastır arasında azami üç beş kilometre uzaklık var. Dolayısıyla YA Kastağon Manastırı Vahka/Feke yakınında diyen Urfalı Matteos yanılmış YA DA iki ayrı Kastağon Manastırı varmış diyeceğiz.
Yaygın bir isim olması normal. Roma İmparatorluğunun uzandığı her diyarda benzerleri bulunuyor. Yunanistan’da üstünkörü bir arayışta Kastellion adında yarım düzine yer buldum; Kos = İstanköy adasında da bir Kastellion Manastırı var. İngiltere'de chester ve caster ile biten bütün yer adları akraba (Chester, Manchester, Winchester, Colchester, Lancaster, Cirencester...). İç-İspanya ülkesinin adı olan Kastilya (“Kalecik-istan”) da aynı aileden geliyor. Hatta Katalonya da aynı kökten gelir diyenler var, ama netameli konudur, bulaşmayalım.
 *
Şimdi Kesdoğan adının yerel mitolojideki anlatımı. “Türkiye’nin Doğa ve Kültür Arşivi” adlı bir sitede buldum. Belediyenin, kaymakamlığın, valiliğin, bakanlığın, kültür ve turizm ofisinin, milli eğitim müdürlüğünün, lisenin, ortaokulun, fotoğrafçılar derneğinin ve doğasevenler platformunun sitelerinde de aşağı yukarı aynı geyik öyküsünü bulacağınızdan eminim.  
 “Divriği Kalesi’nin, Mengücekoğullarından Şah’ı Şahin Şah’ın Ertuğrul isimli bir oğlu vardır. Ertuğrul, günün birinde, geyik avına çıkar ve av izlerken, Çaltı Çayı’nın karşı yakasına geçer. O sırada adamlarıyla birlikte oradan geçmekte olan Ermeni Kralı’nın kızı Belkıs ile karşılaşır. Kız, öyle güzeldir ki, içine ateş düşer. Belkıs da, bu yiğit delikanlıdan hoşlanır. Ertuğrul, atını sürer ve babasının yanına gider. Belkıs ile evlenmek istediğini söyler. Kızın babası din ayırımı gösterip kızını vermez, savaş açmasını ister. Şah Ermeni Kralı’na, adamları ile durumu bildirir. Kral, Şahın elçilerini güler yüzle karşılar, ikramlarda bulunur. Şah’ı reddetmeyi hemen göze alamadığından “Savaş da neymiş, hiç Şahlar Şah’ı kızımı ister de, ben vermez miyim, yalnız, kızımla bir konuşayım, öyle cevaplayayım” der. Belkıs çoktan razıdır. Ancak kral, kızımla konuştum, o da istekli, ama kızım çok gururludur. Erkek çocuğum olmadığından onu bir erkek gibi yetiştirdim, şimdi o da: “Ben şahın oğluna varmak isterim, dillerini de dinlerini de kabul ederim, ancak, evleneceğim erkeğin de ne denli yiğit olduğunu görmeliyim”  dediğini söyler.  Elçiler bir ağızdan “Şahımızın oğlu dilediğinizden de yiğit, dilediğinizden de merttir. Dileğiniz nedir” derler. Ermeni Kral “Kalenin burcundan bir halat gerile, bu halat 3 gün 3 gece iç yağıyla yağlana, Şahımızın oğlu huzurumuzda bu halata tutunarak boğazı geçip bizim kalemize vara. Bunu başarırsa, kızımı veririm” der. Elçiler durumu, Şah’a anlatırlar. Şah bunu kabul etmek istemez ve oğlunu vazgeçirmek için çok yalvarır, ancak fayda etmez. Ertuğrul Bey, Belkıs’a kavuşmak için her şeyi kabul eder. Hazırlıklar tamamlanır. Ertuğrul halata tutunarak, karşıya geçmeye çalışır, Belkıs’ın yüreği ağzındadır. Ertuğrul Bey büyük bir gayretle karşıya geçmeye çalışırken, tam kale burcuna tutunacağı sırada, Ermeni kral, yanındaki pehlivana “Kes Doğan” diye seslenir. Pehlivan’ın halatı kesmesi ile uçuruma düşen Ertuğrul Bey ölür, Kale’nin burçlarında kendini aşağı atan Belkıs’da ölür ve aşıklar birbirine kavuşamaz. Bu olaydan sonra,  kalenin adı Kesdoğan Kalesi olarak anılır.”




[1] 1274 yılında kesilen Smpat Sparabed Vekayinamesinde aktarılır. http://www.attalus.org/armenian/css14.htm, dokuzuncu paragrafta.

Monday, February 11, 2019

Anadolu'da gezintiler: Şiran

Şiran'la ilgili verdiğim bir bilgiye bir arkadaşımızın aklı yatmamış, o yüzden açıklama gereği duydum. Yoksa bu Ermeni, Rum meseleleri beni sıkıyor. Az çok bilgim olduğundan bazen paylaşmaya mecbur kalıyorum.
Gümüşhane'ye bağlı Şiran ilçesinin kuzey kısmında Yukarı ve Aşağı Tersun, Sefkar ve Kalur benim bildiğim 20. yy başında Rum yerleşimi imiş. Ayrıca İslamlaşmış olan köylerden Limniş ("gölcük") ve Civrişon (kyparisson yani "selvili") kesinlikle, Giriftin, Zimena ve Zarabot güçlü olasılıkla Rumca görünüyor. Şiran'ın kuzeyindeki Torul ilçesi silme Rumluktu, onun serpintisi gibi düşünelim.
Buna karşılık çoğu ilçenin güney kısmında olan köylerden Norşun (yeniköy), Miyadun (tek ev), Gersud (kirazlı), Gorzav (yıkıntı), Tırnik (geçit), Pağnik (ılıca), Şenik (köycük), Haydürk (İslamermeni yani "dönmeler") ve Hormonos (Rumluk)  kesin Ermenicedir; Aksipert ve Xırtanos muhtemelen Ermenicedir. Hepsi 20. yy başında İslam köyü.
20. yy başında Ermeni yerleşimi görünen iki köyün ikisinin de adı Türkçe: Sarıca ve Karaca.
*
Şiran tarihi hakkında bildiklerimiz şöyle. Bölgenin en eski halkı hakkında bilgimiz kıt. Rum ve Ermeni olduklarına dair bir belirti yok. Belki Rumların Tzan adını verdiği Laz veya Laz’a benzer bir kavimdir.
7. yy başlarında, muhtemelen o devrin büyük İran savaşları bağlamında, burada Haldiya (Gümüşhane) iline bağlı bir Rum/Bizans idari teşkilatlanması ilk kez görülüyor. Piskoposluk (Osmanlı’daki “kaza” eşdeğeri diyelim) ilk 640 yılında listelere girmiş. Muhtemeldir ki ciddi anlamda bir Hıristiyanlaşma da ilk bu devirdedir. Bundan kısa süre sonra, güneydeki İslam istilasından kaçan Ermeniler de yüksekçe sayılarla bölgeye yerleşiyor. Yukarıda saydığım bir düzine kadar Ermenice yer adı bu nispeten geç tarihin ürünü olmalı. En eski Ermenice yer adları (yani 1700 yıl ve daha eski olanlar) bunlar kadar şeffaf değildir; pek çoğu Ermenice-öncesi dillerden mirastır.
Genel kural: Bir bölgede X diline ait yer adlarının hepsi şeffaf ve kolay anlaşılır nitelikteyse o yerde X halkının yerleşimi nispeten yenidir. Bkz. İngiltere ile ABD, Fransa ile Quebec, Batı ve Doğu Almanya.
19. yy başlarında Şiran’da Ermeniler tamamen asimile olmuş görünürken, ilçenin daha dağlık olan kuzey kısmında, belki komşu Torul ilçesinin maddi-manevi desteğiyle, tek tük Rum köyü kalmış. Unutmayın ki sizden olanlarla kız alıp verme şansınız yoksa, papaz yahut hoca gönderecek teşkilat da yoksa, bir iki kuşak içinde dilinizi de unuturunuz, dininizi de.

Sarıca ve Karaca köyündeki Ermeni cemaatleri 20. yy’a daha yakın bir tarihte, belki Erzincan’dan, ikincil göç ürünü olmalı.

Saturday, December 1, 2018

Kürtçe yer adları


Toplam 3000 kadar harbi Kürtçe yer adı derleyebildim. 300 kadarı mezra, gerisi köydür. Mezra şüphesiz çok daha fazla olmalı, ama hepsini toplamak gibi bir çabaya girmedim.
Bunlar hakiki Kürtçe olanlardır; yani Kürtçe bir anlamı olanlar.  Mesela İstanbul, İzmir ve Ankara da Türkçedir, ama harbi Türkçe değildir, başka dilden uyarlamadır. Aynı şekilde aslı Türkçe (Qerequlax, Încov, Erepoxli) veya Ermenice veya başka dilde olduğu halde Kürtçede o dile has telaffuz ve yazımla kullanılan pek çok yer adı var. Onların da bir kısmını ayrıca belgeledim, ama şimdi mevzumuz değil.
Kürtçe mi değil mi emin olamadıklarım 700-800 kadardır. Ayrıca Kürt coğrafyasında olup Hecihesen/Hacıhasan, Şêxcafer/Şeyhcafer, Avdelan/Abdalan, Delohaneleri gibi dili muğlak olanların sayısı da bini aşar tahminimce. Bunlar yukarıdaki sayıya dahil değildir.
Hemen hepsi 100 yıldan eskidir. Dolayısıyla BUGÜNKÜ yerel Kürtçe ağızları üzerinden analizin fazla bir anlamı yok. Eski (klasik) dile hakim olmak lazım, onu da yapacak çok kimse yok anladığım kadarıyla.
Yüz yıldan ne kadar daha eskidir? Kesin bir şey söylemek güç, çünkü yazılı kaynak yok veya yokumsu. Osmanlı idaresi sistemli olarak kayda geçirdiği yerlere mutlaka Türkçe adlar vermiş. (Dolayısıyla mesela 16. yy’da tahrir edilen Pülümür’ün hemen tüm yer adları o zamandan beri Türkçe, ama Dersim’in tahrir edilmeyen diğer ilçelerinde eski adlar 20. yy’a dek korunmuş.) Osmanlı’nın kaydetmediği yerleri ise iğneyle kuyu kazar gibi, münferit yazışmalardan, mahkeme sicillerinden, kişi lakaplarından vb. toplamaktan başka çare yok. Tahminimce Kürtçe adların büyük çoğunluğu ortalama 200 ila 300 yıllık olmalı. Belki Şırnak-Hakkari-Bitlis bölgesindeki bazı adlar daha eskidir. Bir de Silvan, Bayikan, Omerkan, Mehmûdan, Şemdinan, Motki gibi beylik ve idari birim adları var, 16. ve hatta 14. yy’a kadar geri giden. Diğerleri 16. yy'ı takip eden kargaşa çağının eseri. Gibi.
Harbi Kürtçe yer adlarının yarıdan epey fazlası kişi veya aile veya aşiret veya kavim belirten adlar: Bîrametinan (Metinlerkuyusu), Cafikan, Çemireşo (Reşitpınarı), Dimiliyan (Zazalar), Golamîran (beylerhavuzu), Kimsoran (kızılbaşlar), Malatacik (Türkhanesi), Mezreşêxan, Mîrquliyan (bey kulları), Parçikan (Gürbüzler), Torino (torun/yeğen), Ûsenasê (Nasıroğlu Yusuf)... Diğerleri konar-göçer yaşamın mütevazı dünyasının nirengi noktaları: Xirbereşik (karacaören), Kânisipi (akpınar), Seregol (gölbaşı), Beroj (güney), Girêbiyan (söğüttepe), Birik (kuyucak), Gomaşikefta (ağılin), Gundik (köyceğiz), Qasrik (kalecik), Zorava (gürsu)... Hemen hemen hepsi bu çerçevededir. “Zorlukla imar edilmiş yer” ya da “zorla işgal ettik” gibi yer adları olmaz. Eşyanın tabiatına aykırı.
Hemen hepsinin çok belirgin bir yerleşim düzeni var. Benim gibi, kırk iki bin köyü Google’dan teker teker ve tekrar tekrar gözden geçirince bayağı tanımaya başlıyorsunuz, şurası Kürt köyü, şurası muhacir köyü, aa Ermeni köyü olmalı diye görür görmez okuyabiliyorsunuz. Bir fikir edinmek için mesela nisanyanmap.com’a girin, sağ kutuya mesela Ergani yazın (bugün orayı çalıştım onun için henüz aklımda taze), ilçenin güneyindeki köyleri dolaşın. İyice yakından bakın.
Sosyal tarih tezi okumuş kadar olacaksınız.

Thursday, October 25, 2018

Anadolu yer adları kaç çeşit? - IV


Dördüncü bölümde Rumeli ve Kafkasya muhaciri yerleşimlerini inceliyoruz. Buradaki konuları daha önce bir iki yazımda işlemiştim. Tekrara düşersem affola.
Tabaka 4
19. yy’ın son çeyreğinde imparatorluğun kaybedilen vilayetlerinden Anadolu’ya büyük bir mülteci akını yaşandı. 1877-78 savaşından hemen önce ve hemen sonra geldiği söylenen bir buçuk milyonu aşkın mülteciyi yerli nüfusa oranlarsak, bugünkü koşullarda sekiz ila on milyon dolayında Suriyeli gibi düşünmemiz gerekir.
İlk akın yanılmıyorsam 19. yy ortalarına doğru gelen Kırım Tatarları idi. 1864’ten sonra onları Rusya’dan kaçan Çerkesler ve diğer Kafkas halkları izledi. 1878 hezimetinden sonra batıdan Bulgaristan ve Dobruca Müslümanları ile bir miktar Boşnak, doğudan Batum-Artvin yöresinin Müslüman Gürcüleri ile Borçka Lazları ve “dil bilmez Gürcüler” diye adlandırılan Ahıska Türkleri Anadolu’ya akın etti. 1900’e doğru Rumca konuşan Girit Müslümanları, 1913 hezimetinden sonra ikinci dalga Bulgaristan ve Makedonya Türkleri ile Pomaklar geldi.
Önceki dönemin iç göçünden farklı olarak bu kez ortada, ağır aksak da olsa işleyen bir devlet mekanizması vardı. Gelenler bir süre mülteci kamplarında sefil koşullarda bekledikten sonra sistemli olarak ülkenin dört yanına iskan edildiler. Resmi politika göçmenleri genellikle kırk-elli hanelik gruplar halinde var olan yerleşimlere dağıtmaktı. Uygulamada yeni gelenler çoğu zaman yerleşik halkı kaçırıp veya marjinalleştirip köylere sahip çıktılar. Birçok yerde yerli mahallesi ile muhacir mahallesi ayrışıp iki ayrı yerleşim niteliğini kazandı. Genel kural olarak eski yerleşim zamanla sönerken muhacir yerleşimi gelişip cazibe merkezi haline gelmeyi başardı. 20. yy’da Türkiye’de büyüyüp belediye ve ilçe merkezi olan yerlerin kayda değer bir oranı 19. yy sonunda kurulmuş muhacir yerleşkeleridir.
Muhacir yerleşimlerin birçoğu ilk dönemde Çerkesköy, Pomakköy, Tatarlar, Muhacirler gibi jenerik adlarla anılır. İlk Aziziye’ler, tespit edebildiğim kadarıyla 1868 yılında belirir. 1881-82 gibi bir tarihten itibaren +iye takılı neo-Osmanlıca muhacir köyu/mahallesi isimleri salgını ülkeyi sarar. Halen büyük çoğunluğu Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Düzce’de olmak üzere ülke çapında sayısı 900’ü bulan +iye takılı yer adlarının hemen hepsi, 1868 ile 1925 yılları arasında kurulmuş veya adı değiştirilmiş muhacir yerleşimidir.
[Cumhuriyetten sonra göç azalarak devam eder. 1924’te Yunanistan’dan gelen 350 bin dolayında Lozan mübadilinin büyük çoğunluğu 1915-22 sürecinde boşaltılan Rum ve Ermeni köylerine yerleştirilmiştir. Bu yerlerin çoğu, zaten Türkçe olan eski adını korumuş ya da Cumhuriyet ideolojisinin tipik vatanlı, şehitli, kahramanlı adlarından birini edinmiştir. 1951 Balkan göçü ve 1989 Bulgaristan sürgünüyle gelenler gnellikle büyük şehirlere yerleştirilir ve Anadolu toponimisinde bir iz bırakmadan erirler.]
Geç Osmanlı dönemi +iye’li yer adlarının en yaygın konusu hanedan adlarıdır: başta Aziziye, Hamidiye, Reşadiye; sonra ataları Mecidiye, Mahmudiye, Selimiye, Muradiye, Orhaniye; hanedan unvanları Osmaniye ve Sultaniye.[1] Bunları şehzade ve diğer hanedan mensuplarının adları (Burhaniye, Nazımiye, Yusufizzeddin, Ertuğrul) ile daha sonraki devrin siyasi erkan adları izler (Talatiye, Kemaliye, İsmetiye). Birçok yer adı imar eylemini vurgular (Mamuriye, Umraniye, İcadiye), padişah bağışıyla ilgili övgü ve şükran bildirir (Şükraniye, İhsaniye, Hayriye, İkramiye, Nimetiye, Şevketiye, Şefkatiye, Senaiye, Memduhiye, Kadriye, Rahmiye, Atiye, Adliye, İclaliye, Ulviye), veya umut ve dilekleri dile getirir (Feyziye, Refahiye, Tevfikiye, Mesudiye, Mesruriye, Saidiye, Maksudiye, Nüzhetiye, İkbaliye). 1913’ten sonra Fethiye’ler, Zaferiye’ler, Cihadiye’ler modadır. Araya geç Osmanlı döneminin altın varaklı mobilyalarını anımsatan Eserihamid’ler, İhsanıhamid’ler, Mamuretülaziz ve Mamuretülhamid’ler, Bahşayişihamid ve Hamidabad’lar, Umranıhamid ve Zaferihamid’ler serpiştirilir.
Genel kural olarak +iye takılı Osmanlıca yer adlarının tümü 19. yy sonu ile 20. yy başına ait muhacir yerleşimidir. İdeolojik içerikli ağdalı Osmanlıca adlarla birlikte bu zümreden toplam bin kadar yer sayabiliyorum. Eski adını koruyan, ya da Çerkes, Pomak, Boşnak gibi etiketler alanlarla beraber toplam sayı 1200 ila 1500 olsa gerekir.
Bilindiği gibi bunlardan Rumeli muhaciri olanlar büyük çoğunlukla CHP’ye, Kafkasya muhaciri olanlar ise CHP veya AKP’ye oy verirler. Neden diye sormayın, bilmiyorum.


Tükiye'de +iye takılı yer adlarının dağılımı. (İki düzeltme. Adana, Hatay, Urfa ve Mardin'deki noktaların çoğu hakiki Arapça yer adlarıdır, bu makalenin ilgi alanına girmez.  Trabzon, Rize ve Artvin'dekiler Rumca ve Gürcüceden devşirilmiş +iya'lardır. Gerisi hemen hemen tam olarak 1864-1913 muhacirlerinin demografik dağılımını yansıtır.)


[1] Aziziye’ler 1876’da bıçakla kesilmiş gibi kesilir. Hamidiye’lerin bir bölümü 1909’dan sonra Reşadiye veya Osmaniye/Sultaniye olarak değiştirilmiştir. Mecidiye ve Mahmudiye’ler son dört padişahın babası ile büyükbabasını onurlandırır.  

Wednesday, October 24, 2018

Anadolu yer adları kaç çeşit? - III


Türkiye’nin “Asıl Anadolu” adını verdiğimiz batı ve orta bölümleri ile kuzeyde Giresun’a, güneyde Adana-Osmaniye’ye ulaşan alanın yer adlarını analiz etmeye devam ediyoruz. Bugün üçüncü, yarın dördüncü tabakalar.
Tabaka 3
Bölgedeki 28.000 yer adından sekiz ila on bin kadarı[1] 15. ve 16. yy’lardaki Osmanlı tahrirlerinde yer almaz. Bu yerlerin bir kısmı belki tahrirlerde başka adla boy gösterip sonraki ad değişikliğini belgeleyemediğimiz yerlerdir; ancak böylelerinin ender olduğunu tahmin ediyorum. Diğerlerinin çoğu 17.-18. yy’larda ve en geç 19. yy’ın ilk çeyreğinde ortaya çıkmış yeni yerleşimler olmalıdır. Kuruluş öykülerini takip etmek olağanüstü zordur, çünkü Anadolu’da 1600’lerin başından 1830’lara dek süren anarşi çağına ait yazılı belge çok azdır –  arşivlerde eğer varsa ben haberdar değilim.
 Bu gruptakilerle ilgili gözlemlerimiz şöyle:
1. İnternette bulabildiğim sözlü anlatımlar (kuruluş mitleri) sıklıkla “350 yıl önce atalarımız filan yerden gelmiş” kalıbını tekrarlar. Bu anlatılar yukarıda çizdiğimiz tarihi çerçeveyi teyit edicidir; bu yerlerin çoğunun iç göç sonucu oluştuğu tezini destekler.
2. Sözlü anlatıların hemen hepsi, köyün “Türkmen yerleşimi” olduğu noktasında birleşir. Karakeçili, Kızılkeçili, Tacirli, İnallı, Çakallı, Eşmeli, Savcıllı, Honamlı, Şerefli, Hotamış, Horzum, Caber, Barak, Şam Bayadı, Boynuyoğun, Cabbarlı, Cerid, Elmalı, Tekeli, Mortına/Murtuna, Terikanlı/Delikanlı, Cihanbeğlü, Atmanlı/Etmanlu, Okçiyan, Ceceli, Tahtacı, Varsak, Sarıveliler, Kıbrısi... gibi aşiret ve cemaat adları anılır. Bu adların hemen hiç birinin 17. yy öncesinde bir geçmişi yoktur. Buna rağmen, bu toplulukların efsanevi “Oğuz boyları” ile akrabalığı (herhangi bir delil ve hatta mantıklı bir öykü ileri sürme gereği duymaksızın) vurgulanır.
Yer adları sıklıkla aşiret/cemaatin veya kurucu kişinin adıdır. Birçoğunda cemaat adı tipik İkinci Tabaka adına niteleyici olarak eklenir: ŞerefliKoçhisar, ÇepniKaradere, SancaklıBozköy gibi. (Şerefli, Çepni ve Sancaklı aşiret/cemaat adıdır.)
3. Göçlerin yönü hemen her zaman güneyden ve doğudan kuzeye ve batıya doğrudur. Anadolu’daki birçok göçer cemaatinin Musul, Halep, Şam, Diyarbakır, Maraş taraflarından “koptuğu” anlatılır. Birçok sözlü efsanede “Horasan” adı geçer; ancak Horasan sözcüğünün Fars dilinde sadece “doğu” (Orient) anlamına geldiği hususu gözden kaçırılır.
4. Dönemin idari yazışmaları içeren mühimme defterlerinde Kürd/Ekrad unsuru çarpıcı bir sıklıkta anılır. Fırat batısındaki Kürt yerleşimleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Cihanbeyli, Kulu, Haymana, Polatlı, Çorum, Mecitözü, Kırşehir-Çiçekdağı, Aksaray gibi belli başlı Kürt göçü odakları bunlar arasında sayılabilir. Yanısıra, beklenmedik yerlere dair şöyle bilgilere rastlanır: Yıl 1706, “Simav kazası karyelerine göçen on bin kadar Kürd ve Türkmen taifelerinin ahali hudutlarına, bahçelerine ziyanları dokunduğundan...” 1739: “Biga sancağında mütemekkin göçebe taifesinden Badıllı Ekradı kendi hallerinde olmayıp enva-ı şakavet ve habaseti irtikab ettiklerine dair...” 1772: “Lekvanik Kürd aşireti perakendesinden Rumeli'de Malkara ve Keşan vesair mahallerde bulunan Kehvanlı cemaati ve tevabii...” 1809: “Elbistan civarında kain Asandere nam mahalde iskan edilen Kılıçlı Kürd Aşireti şakavette bulunduklarından Rakka dahiline nakil ve iskanları.” “Bolvadin, Teke ve Hamid livalarında azeban ve yörükan-ı Ekrad mukataaları”, “Teke sancağındaki Kürtlerden Elmalı nahiyesinde kain Mortana/Murtuna Aşireti Yörükan Cemaati.” “Kütahya sancağı dahilindeki Siroz maa Tefen kazasına tabi Karamanlı, Bedirli ve diğer köylerde adam öldüren, ırza tecavüz eden ve mal yağma eden eşkiyadan Kürd Mehmed oğlu İsmail ve avanesi...” 1899: “Gemlik civarında Karacaali karyesinde sakin sabıkalı Kürd Abdurrahman ve arkadaşları Şeyho, Süleyman ve Hüseyin'in halka zarar vermelerine ve inzibatı yok etmelerine meydan verilmemesi.” [2]
Dönemin yazışmalarında “Kürd/Ekrad” kimliği ile “Türkmen/Etrak” kimliği sık sık birbirine karışır. Karakeçili/Şexbizinli, Badıllı/Beğdilli, Çakallı gibi bazı aşiretlerin ne kadar Kürt, ne kadar Türkmen, ya da Türkleşmiş Kürt ve Kürtleşmiş Türkmen oldukları meçhuldür. Buna karşılık eski kaynaklarda Kürd/Ekrad olarak anılan cemaatlerin birçoğu günümüzde “Türkmen” olduklarını şiddetli bir tutkuyla ileri sürerler.
5. Yine aynı dönemde Sivas kökenli büyük Alevi/Kızılbaş diasporası gerçekleşir. Çorum, Maraş, Kayseri ve Malatya’da çok sayıda Alevi köyü bu dönemde ortaya çıkar.
6. 17. yy’ın ilk on yılında Doğu’dan Batı Anadolu’ya büyük mülteci kitleleri şeklinde Ermeni göçü gerçekleşir. Kastamonu, Yozgat, Adapazarı, Bursa, Bilecik, İzmit ve Tekirdağ’daki yüze yakın Ermeni yerleşimi bu dönemde kurulur. Bu yerleşimlerin istisnasız hepsinin adı Türkçedir: Büyükbeğli, Cerrah, Yoğurdukara, Suluca, Belençal, Armağanşah>Armaş, Burunkışla, Karayakup, Melikşah, Eşme... Çoğunun, önceden Türkçe adı olan önemsiz yerlerde iskan ve/veya satın alma yoluyla kurulduğu anlaşılıyor.
Yalova ve Bursa-Orhangazi dağlarında göçebe yaşam süren Ermeni eşkiya “güruhları” probleminin 18. yy ortalarına dek giderilemediği belirtilir.
7. Batı Anadolu’da Çingân, Kıbtiyan, Zengen, Zenger, Çenger, Çengel, Çengiler, Sepetçiler gibi adlar taşıyan yerleşimlerin hemen hepsi Osmanlı tahrirleri çağından sonra beliren yerler arasındadır. Anamur-Silifke yöresinde halen “Türkmen” olmakla övünen yerlerin birçoğu eski Osmanlı kayıtlarında Kıbtiyan ya da Yörükân-ı Kıbtiyan, yani “Çingene göçerleri” adıyla boy gösterir.
8. Çağdaş Türk tarihçiliğinin tercih ettiği etnik tasniflerin gerçekte ne kadar etkili olduğu soru işaretidir. Arap, Mehmet ve Gavur sıfatlarını yan yana getiren şöyle bilgilere sık sık rastlanır – 1758 “Levend eşkıyasından Gavur Hacı ve Kör Mehmed ve İnce Arab namındaki şakiler 2700 kadar levend ile Erzurum tarafından kalkıp Sivas dahilinde Kangal ile Zara arasında Karaçayır denilen mahalde ikamet eyledikleri...”
9. Bu tabakada yer alan yerleşimlerin çoğu ilçe merkezinden ve ovalardan uzak, marjinal, çorak, tepelik yerlerdedir. Pek çoğu, kaba tabirle “köpek bağlasan durmaz” denilecek nitelikte yerlerdir. İnsanlar bu yerlere neden yerleşir? Belki devlet zoruyla iskan edilmiş ya da başka çareleri kalmadığı için konmuş olduklarını düşünmek gerekir. (Belki de hayvancılıkla geçinen toplulukların ihtiyacına uygun olduğu için böyledir, emin olamadım.)
Özetlersek, 17. ve 18. yy’larda Anadolu’da batıya ve kuzeye doğru büyük bir göç yaşanmıştır. Göçenler uzun süre yurtsuz kalmış, yerleşik tarım toplumlarının gözünde “eşkiya”, “çapulcu”, “dinsiz” ve hatta “çingene” imajı taşımışlardır. Nihayet bir yere yerleştiklerinde, kurdukları köylere ya bir cemaatin ya da şefin adı verilmiş, ya da Uğursuzlar, Delibozuklar, Harami, Çepni, Dönekler, Çirkinoba, Kötüköy, Yalınayak, Bednam gibi aşağılayıcı sıfatlar tercih edilmiştir.
Bu köylerin ne kadarı ve hangi anlamda “Türkmen” köyüdür?
Bir kere belirtmek gerekir ki Osmanlı idari terminolojisinde “Türkmen”, etnik olduğu kadar siyasi bir tanımlamadır. Eski Osmanlı arazisindeki göçebe topluluklara Yörük denir; buna karşılık Osmanlı’nın aşağılayıcı bir tonla “Türkmen emirlikleri” diye nitelendirdiği eski Akkoyunlu, Dulkadriye ve Memluk ülkelerinden gelen göçerlere topluca Türkmen adı verilir. Bu anlamda anadili Türkçe olmayan bazı topluluklar da, gelmiş oldukları yerler nedeniyle “Türkmen” olabilirler. Sık sık karşımıza çıkan “Türkmen Ekradı” deyimini, bu nedenle, “Türkmen illerinden gelen Kürtler” diye yorumlamak makuldür.
İkincisi, şiddetli asayişsizlik ve hukuki belirsizlik ortamında yaşama tutunmaya çalışan toplulukların, gerçek kökenleri ne veya neler olursa olsun, kendilerini “Türkmen” olarak tanıtmaları ve güçlü birtakım aşiret birliklerinin koruyucu ismine sığınmaları için yeterli motivasyon vardır. Birlikte hareket eden karışık bir grubun içinde Türkmen unsuru varsa, diğerlerinin de Türkmenlik iddia etmesi akılcı bir tutumdur. Her halükarda, devletin zararlı ve yasadışı saydığı bir hayatı sürdüren toplulukların kendi kimliklerine ilişkin beyanına güvenilmez. 17.-18. yy koşullarında devletin ya da herhangi birinin böyle beyanları tahkik edip doğru mu yanlış mı sınayacak imkanı olduğunu da sanmıyorum.
 “Türkmenlik” iddiasının pratik ve psikolojik gerekçeleri, aradan geçen üç yüz yıla rağmen, bugün de ortadan kalkmamış görünüyor. Çeşitli nedenlerle köklerine ilişkin kuşkular taşıyan, özellikle Kürt, Çingene, Ermeni, Kızılbaş, Abdal, Poşa gibi itibar bozucu nitelemelerden en çok çekinen topluluklar, günümüzde de “Türkmenlik” savını en büyük şevkle ileri süren gruplardır. “Oğuz Türklerinin Bozok kolunun Sarıulus dalının Kızık aşiretinden Sarıhocalar sülalesinin Cigenler kabilesi” gibi tumturaklı şecere beyanlarını, bu anlamda, kuşaktan kuşağa aktarılmış derin bir korkunun ifadesi olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Bu olgunun sosyometrik profili çıkarılabilir mi, nasıl çıkarılabilir? Acaba bir sonraki grupta inceleyeceğimiz Rumeli muhaciri köylerinin ağırlıkla CHP’ye oy vermesi gibi, burada değindiğimiz grupların da tipik bir siyasi davranış kalıbı var mıdır? Buyurun, o halde, doktora tezi konusu: “Anadolu’da 1600-öncesi tahrirlerde adı görülmeyen fakat 1850’den eski olan yerleşimlerde MHP oylarının dağılımı”.
Bahse girerim maden çıkar.





[1] Bu ve önceki bölümdeki sayıları şöyle hesapladım. Domaniç, Bafra, Beypazarı-Nallıhan, Hınıs, Gelibolu, Çemişgezek gibi on kadar ilçenin tahrir kayıtları ile 20. yy başına ait köy listelerini dikkatle karşılaştırdım. %54, %61, %64, %76 gibi kabaca üçte ikiye denk gelen süreklilik oranları buldum. Ortalama %64 rakamını tüm yer adları sayısıyla çarptım. Vakit bulursam daha hassas bir sayım yapmam gerekecek.  
[2] Index Anatolicus sitesinde Deyar_Heyran adlı kullanıcının eklediği bu nitelikte 600 dolayında idari yazışma örneği bulabilirsiniz.