Sunday, January 24, 2021

Cumhuriyet ile medeniyet nasıl çatıştı

Cumhuriyetin 1934-35 ‘YeniTürk adları’ seferberliğinde üretilen erkek adlarının ‘erkeklik’, savaş, saldırganlık, güç, ırk, soy, Türklük gibi temaları işlediğini gördük. Kadın adları aynı madalyonun öbür  yüzüdür. Çoğu sevgi, şefkat, çiçek, böcek ile ilgilidir. Şaşılacak bir oranı dünyanın uydusu olan ay’a değinir. Böylece, birincil ışık kaynağı olan güneşe oranla kadının ikincilliği vurgulanmış olur.

Ulu Önderin önderliğinde yaratılan Cumhuriyet adları, adeta çağdaş feminizmin kâbusudur.

Başka türlü olabilir miydi? Nasıl olabilirdi? Hayali bir ülke düşünün, mesela masallardaki Çin diyarı olsun, şöyle erkek adları kullansınlar:

medeniyetin erdemi, medeniyetin ışığı, medeniyetin gündüzü, medeniyetin yüceliği, medeniyeti ihya eden, medeniyetin iyiliği, medeniyetin övüncü , medeniyetin ihtişamı, medeniyetin yıldızı, medeniyetin onuru, medeniyetin kutluluğu, medeniyetin düzeni, medeniyetin güneşi, medeniyetin keskin kılıcı, medeniyetin güzelliği, medeniyetin şanı, medeniyetin azameti , medeniyetin tacı, medeniyetin benzersizliği, medeniyetin kanıtı, medeniyetin dolunayı, medeniyetin son basamağı, medeniyetin günışığı, medeniyetin kıvılcımı, medeniyetin ekseni, medeniyetin öncüsü, medeniyetin meşalesi, medeniyetin muhafızı, medeniyetin kurtuluşu, medeniyetin barışı, medeniyetin başarısı, medeniyetin ziyneti, medeniyetin şecaati, medeniyetin kerameti, medeniyetin yiğidi, medeniyetin dostu, medeniyetin barışı, medeniyetin yükselişi, medeniyetin sakınganlığı, medeniyetin halis dostluğu, medeniyetin simgesi, medeniyetin taşıyıcı direği, medeniyetin güzel yüzü, medeniyeti ıslah eden, medeniyetin asaleti, medeniyetin temeli , medeniyetin kavrayışı, medeniyetin okyanusu, medeniyetin saflığı, medeniyetin övgüsü, medeniyetin cömertliği, medeniyetin zaferi, medeniyetin soyluluğu, medeniyetin şükranı, medeniyetin lütfu , medeniyetin bereketi, medeniyetin bağışlayıcılığı, medeniyetin şerefi, medeniyetin övgüsü, medeniyetin arınması, medeniyetin cesareti, medeniyetin hilali, medeniyetin yardımcısı, medeniyetin cömertliği, medeniyetin samimi dostluğu, medeniyetin hikmeti, medeniyetin en ulusu, medeniyetin aslanı, medeniyetin ilhamı, medeniyetin kudreti, medeniyetin dostu, medeniyetin tanıklığı, medeniyetin emri, medeniyetin yeterliliği, medeniyetin en şanlısı, medeniyetin şanı, medeniyetin doğru yolu, medeniyetin seçkinliği, medeniyetin esenliği, medeniyetin mücadelesi, medeniyetin feneri, medeniyetin erdemi, medeniyetin iffetlisi, medeniyetin rotası, medeniyetin öncüsü, medeniyetin cömertliği, medeniyetin tanıklığı, medeniyetin örneği, medeniyetin yargısı, medeniyet elçiliği, medeniyetin gözbebeği, medeniyet bahçeleri, medeniyetin temelleri, medeniyetin şafağı, medeniyetin en faziletlisi, medeniyetin doğru yolu, medeniyetin refahı, medeniyetin dolunayı, medeniyetin sadakası, medeniyetin güzelliği, medeniyetin halis dostu, medeniyetin ümit ve beklentisi, medeniyetin mucizesi, medeniyetin merhameti, medeniyetin dirilişi, medeniyetin kulları, medeniyetin esenliği, medeniyete nail olan, medeniyetin bilgisi, medeniyetin rehberliği, medeniyetin armağanı, medeniyetin şefkati, medeniyet inancı, medeniyetin yüreği, medeniyetin bedeli, medeniyetin müjdesi, medeniyetin en kusursuzu, medeniyetle aydınlanan, medeniyetin feneri, medeniyetin direnci, medeniyetin en güzeli

Mümkün mü böyle bir kültür? Mümkün. Hatta mümkün olmakla kalmıyor, Türkiye’de var bu adlar. Hatta daha ilginci, doksan yıllık propagandaya rağmen hala Cumhuriyet adlarından daha yaygınlar. Buyurun:

(Not: Sıra yukarıdakilerle aynıdır. Numaralayıp eşleştirebilirsiniz. Tablo yapıp Excel’e de çekebilirsiniz.)

Selahattin, Nurettin, Sabahattin, Alaettin, Muhittin, Hayrettin, Fahrettin, Bahaettin, Necmettin, Şerafettin, Sadettin, Nizamettin, Şemsettin, Hüsamettin, Cemalettin, İzzettin, Celalettin, Tacettin, Vahidettin, Burhanettin, Bedrettin, Kemalettin, Ziyaettin, Şihabettin, Kutbettin, Sadrettin, Seracettin, Gıyasettin, Necattin, Sulhattin, Nasrettin, Zeynettin, Şahamettin, Keramettin, Secaattin, Veliyittin, Selamettin, Refaettin, Takiyettin, Saffettin, Alemettin, İmadettin, Vecihettin, Muslihittin, Asalettin, Rüknettin, Fehmettin, Bahrettin, Sefahattin, Vasfettin, Semahattin, Fevzettin, Necbettin, Şükrettin, Lütfettin, Feyzettin, Şefaattin, Nebahattin, Senaettin, Beraattin, Cesarettin, Şöhrettin, Zahrettin, İkramettin, Ülfettin, Hikmettin, Azamettin, Usamettin, İlhamettin, Kudrettin, Muhbettin, Şehadettin, Emrettin, Kifayettin, Eazzettin, Mecdettin, Hidayettin, Nezahattin, Ferahattin, Cihadettin, Misbahettin, Fazlettin, Afifettin, Minhacettin, İmamettin, Sehaeddin, Şahadettin, Emsalettin, Hükmettin, Risalettin, Eynettin, Riyazettin, Esasettin, Fecrettin, Efdalettin, Reşadettin, Felahattin, Kamerettin, Niyazettin, Behçettin, Esirettin, Recaettin, Ayettin, Rahmettin, Baasettin, İbadettin, Ferecettin, Mazharettin, İrfanettin, Delalettin, Ataettin, Merhamettin, İmanettin, Fuattin, Cezaettin, Beşarettin, Ekmelettin, Münirettin, Nibraseddin, Kıvamettin, Ecmelettin

Hop bakalım diyeceksiniz, bunlar medeniyet değil din, abarttın bu sefer Sevan. Hem pis Araplar...

Abarttım mı gerçekten? Biraz zorladım belki, ama abarttığımı sanmıyorum. Düşününce hak vereceğinizden eminim.

Bir kere din ve medeniyet aynı kökten kelimeler, bağlantı hayli dolaylı olsa da her ikisinin çekirdeği DYN. Oradan başlayalım.

Medeniyet ne demek? Daha önce bir yazıda  değinmiştim, Avrupalıların 18. yy’da keşfettiği bir kavram, civilisation. Egemenliğinden ve üstünlüğünden emin olan bir kültürün, kendisini farklı kılan özellikleri tanımlamak için kullandığı bir sözcük. Şehirliyi köylüden, yerleşik düzene sahip olanı vahşiden, barbardan ve Kızılderili kabilesinden ayıran ‘şey’. Her şeyden önce bir network ima eder: Biz, medeniler, birbirimizi tanırız; ortak inançlarımız ve ortak mitlerimiz vardır; ortak eğitimimiz sayesinde birbirimizin dilinden anlarız. Yasa fikrini içerir: yerleşik, iyiliğine güvendiğimiz yasalarımız vardır; o sayede birbirimizle – az çok – barış içinde yaşarız; barbarlar gibi durmadan kavga etmeyiz. Yazılı bir kültüre işaret eder: yazı olmasa, kütüphaneler dolusu kitaplarımız olmasa, geniş bir sahada ortak değerlerde anlaşamayız, o değerleri dünyaya hakim kılamayız. Bir güzellik vizyonu içerir: medeni olduğumuz için parlak sanatçılarımız, sanat eserlerimiz vardır; onlarla yaşamımıza anlam ve değer katarız. Onlar sayesinde cömertiz: hayatımız hayvanca bir kör döğüşünden ve çıkar kavgasından ibaret değildir.

+Ettin’li isimlerin İslam dünyasında 11. yüzyılda – tam olarak 1014-1015’te – belirdiğine, 12.-13. yy’da salgın gibi yayıldığına geçenlerde bir yazıda değindim. İslam’ın parlak çağıdır. İspanya’dan Çin sınırına dek ‘şehirli’ yaşamın neredeyse tümü, dünya ticaretinin ezici bir büyüklüğü İslam’ın emrindedir. Ufak tefek farklarla hepsi ortak bir hukuk sistemine tabidir; hepsi aynı dili anlar. Bilim onlardadır; sanat, mizah, rafine erotizm onlardadır. Kütüphanelerinin zenginliği dillere destandır. İmparatorluk yıkılmıştır gerçi; birleşik bir devlet hayali de 10. yy sonlarına doğru tarihe karışır. O yüzden, tekil devletlerin ötesinde, medeni dünyayı barbarlardan, Afrika ve Asya’nın ve Slavistan’ın vahşi kabilelerinden ayıran ‘şeye’ bir ad bulmak gerekir. O şeyin adı dindir. Dinli unvanlar da tam o günlerde tedavüle girer.

Kullanılan nitelemelere dikkat edin. Din/medeniyet ‘ışık’tır (oysa barbar dünyası karanlıktır). Barıştır, erdemdir, iyiliktir, adalettir (çünkü ortak bir hukuk ve ahlak zeminine sahiptir). Onurdur (çünkü barbarlar gibi kör döğüşü dünyasında yaşamaz, manevi cömertliği tanır). İnsanı yüceltir, yol gösterir. Egemendir. Egemenliği korumak için doğal olarak bazen savaşmak, keskin kılıç kullanmak gerekir; zafer bizimdir. Fakat zafer, hilm ve merhametle terbiye edilmelidir.

Bunları kastetmişler. 18. yy Aydınlanmasının düzen karşıtlığını paylaşmamışlar gerçi. Ama şu isimlere yansıyan ‘uygar insan’ vizyonunun Montesquieu veya Spinoza’nınkinden farkını söyleyebilir misiniz?

*

Eskimişti tabii. İslam dünyasının çöküşüyle birlikte o medeniyet vizyonu kurudu, büzüştü, birtakım  atadan kalma gelenek ve mitlerin her ne pahasına olursa olsun savunulması düzeyine indirgendi. 20. yüzyıl başına gelindiğinde yukarıda saydığımız adların anlamını hatırlayan kalmamıştı. Sözlüğe bakıp çözenler dahi, tıpkı sizin demin yaptığınız gibi, miadı dolmuş bir zihniyetin hurafe ve saplantılarından fazlasını görmeme eğilimindeydi.

Yenilenme gerekiyordu. Ama ‘yeni’ diye dayatılan şey erk, erkeklik, savaş, kan, soy, ırk, tolga, Türklük, Atilla, Cengiz, Timur mu olmalıydı?


Saturday, January 23, 2021

Cumhuriyetin erkek evlatları


Yeni Türk adları 1934-1936 yılları arasında ulusal bir seferberlik havası içinde üretildi. Memlekete milyonlarca yeni soyadı gerekiyordu. Başöğretmen’in işaret ettiği yolda tüm Türkçe öğretmenleri, amatör dilciler, göze girmeye çalışan partililer, milletvekilleri, orduevi gediklileri kolları sıvadılar. Sayısız el kitabı yazıldı, gazetelerde her gün listeler yayınlandı. Önerilen adlar soyadı olarak kalmadı. ‘Cumhuriyet seçkinleri’ adını verdiğimiz kitlede 1935’ten itibaren doğan çocuklara ön ad olarak da verildi.

Listede 1935-38 aralığında ilk kez nüfus kayıtlarına geçen Türk erkek adlarının hemen hemen eksiksiz bir listesini görüyoruz. Sonra birkaç ortak tema bulmaya çalışacağız.


Acar, Acun, Adal, Akal, Akalın, Akan, Akanay, Akansel, Akat, Akay, Akaydın, Akbaş, Akbay, Akbey, Akbulut, Akcan, Akçay, Akçora, Akdağ, Akdemir, Akdeniz, Akdoğan, Aker, Akhan, Akhun, Akın, Akış, Akkan, Akkaş, Akkaya, Akkoç, Akman, Aksan, Aksavaş, Aksay, Aksel, Aksen, Aksoy, Aksu, Aksun, Aksungur, Akşin, Akşit, Aktan, Aktaş, Aktay, Aktekin, Aktem, Aktolga, Aktolon, Aktuğ, Aktürk, Akyol, Alaş, Alaydın, Alaz, Albay, Albayrak, Algan, Algın, Alkan, Alkay, Alkım, Alkın, Alpagut, Alpaslan, Alpay, Alpdoğan, Alper, Alperen, Alpgiray, Alphan, Alpin, Alptekin, Alptuğ, Altan, Altay, Altınay, Altıntop, Altıok, Altıparmak, Altuğ, Altunç, Andaç, Anday, Anıl, Anıt, Apak, Apaydın, Aral, Aran, Aras, Arca, Arcan, Arda, Ardıl, Arel, Argun, Arık, Arıkan, Arıl, Arın, Arınç, Arkın, Arman, Arpat, Arsal, Arseven, Arslantekin, Arslantürk, Arsoy, Arsun, Artan, Artemiz, Artuğ, Artuk, Artunç, Asal, Asena, Asiltürk, Asutay, Aşkın, Atacıl, Ataç, Atadan, Ataer, Atagün, Atağ, Atahan, Atak, Atakan, Atakişi, Atalan, Atalar, Atalay, Ataman, Atamer, Atamtürk, Atan, Ataner, Ataol, Ataöver, Atasagun, Atasan, Atasay, Ataseven, Atasoy, Atatekin, Atatunç, Atay, Atıl, Atılgan, Atılım, Atınç, Atilla, Atlan, Atlıhan, Atmaca, Atsız, Avcı, Ay, Ayata, Ayaydın, Aybar, Aybars, Ayberk, Aybora, Aycan, Ayçetin, Ayçin, Aydan, Aydemir, Aydeniz, Aydıner, Aydil, Aydilek, Aydoğan, Ayer, Ayfer, Aygen, Aygör, Ayık, Aykal, Aykan, Aykar, Aykın, Aykul, Aykun2, Aykut, Aylan, Aylin, Aysun, Aytaç, Aytan, Aytek, Aytekin, Aytemiz, Aytuğ, Aytun, Aytuna, Aytunç, Aytur, Ayturan, Aytümen, Aytürk, Ayyıldız, Balamir, Balım, Balkır, Baransel, Barbaros, Barçın, Barın, Barış, Barışkan, Barkan, Barkın, Bartu, Baskın, Başak, Başar, Başaran, Başat, Başeğmez, Başer, Başkurt, Başol, Baştuğ, Baştürk, Batıkan, Batıray, Batuhan, Baturman, Bay, Bayar, Bayat, Baybars, Baybora, Baydu, Baydur, Baykal, Baykam, Baykan, Baykara, Baykurt, Baykut, Baysal, Baysun, Baysungur, Baytekin, Baytürk, Bayülken, Bediz, Bekdemir, Beklan, Belger, Belgin, Benal, Bener, Bengi, Bengin, Benol, Bentürk, Berçin, Berk, Berkal, Berkalp, Berkan, Berkant, Berkat, Berkay, Berkaya, Berke, Berkem, Berker, Berki, Berkit, Berkkan, Berkman, Berkol, Berköz, Berksan, Berksoy, Berksu, Berktan, Berktuğ, Berkut, Bertan, Beyman, Beytekin, Biçer, Bilbaşar, Bilbay, Bilen, Biler, Bilge, Bilgeç, Bilgehan, Bilgen, Bilger, Bilger, Bilgi, Bilgiç, Bilgili, Bilgin, Bilgivar, Bilgütay, Biliğ, Bilim, Bilinç, Bilir, Bilkan, Bilkay, Bilman, Bilsay, Bilsel, Biltekin, Biltin, Binay, Bindal, Bintuğ, Birand, Biray, Birdal, Birgen, Birhan, Birim, Birkal, Birkan, Birol, Birsan, Birsel, Birsoy, Birtan, Birtek, Birtekin, Birten, Birtürk, Bleda, Bora, Borahan, Boran, Boray, Borga, Boysan, Bozbey, Bozdemir, Bozdoğan, Bozkurt, Bozok, Böke, Bölük, Bölükbaşı, Börteçine, Buğra, Bukan, Bumin, Burcu, Burçay, Burçin, Burkan, Burkay, Burtay, Caner, Cankut, Cantay, Cantekin, Caymaz, Cengiz, Cenk, Cenkay, Cenker, Cenkmen, Coşan, Coşar, Coşay, Coşku, Coşkuner, Çağan, Çağatay, Çağdaş, Çağıl, Çağın, Çağkan, Çağlar, Çağlayan, Çağman, Çağrı, Çakar, Çakmak, Çalışkan, Çam, Çankaya, Çayhan, Çelenk, Çelikel, Çelikkol, Çete, Çetman, Çevik, Çevre, Çıray, Çinkılıç, Çolak, Çolpan, Dağdeviren, Dağhan, Dağtekin, Dalokay, Dalyan, Damar, Değer, Demirağ, Demirbaş, Demirci, Demirel, Demirer, Demirkıran, Demirkol, Demiröz, Demirsoy, Demokan, Denizhan, Denktaş, Devrim, Dikmen, Dilmen, Dincel, Dinç, Dinçay, Dinçer, Dinçol, Dirik, Doğaç, Doğay, Doğdu, Doğru, Doğu, Doğuç, Dolgun, Dora, Doruk, Duray, Durukan, Durusoy, Ediz, Efe, Ege, Egemen, Egesel, Eke, Eken, Eker, Ekin, Elbir, Elçin, Eldem, Elgün, Elturan, Emeç, Emek, Enç, Ener, Engin, Enüstün, Er, Eralp, Eran, Eraslan, Erat, Eray, Eraydın, Erbaş, Erbatur, Erbay, Erbek, Erben, Erbey, Erbil, Erbilgin, Erbuğ, Ercan, Ercihan, Erçağ, Erçetin, Erçevik, Erçin, Erdağ, Erdal, Erdem, Erdemir, Erden, Erdenay, Erdener, Erdeniz, Erdil, Erdim, Erdin, Erdinç, Erdoğu, Erdönmez, Erdur, Erduran, Erek, Erel, Erem, Erendiz, Erensoy, Erentürk, Erer, Erez, Erge, Ergeldi, Ergen, Ergenç, Ergezen, Ergezer, Ergi, Ergican, Ergil, Ergin, Ergun, Ergüç, Ergüder, Ergül, Ergülen, Ergüler, Ergün, Ergünal, Ergünay, Ergündüz, Ergüner, Ergüneş, Ergür, Erhan, Erhat, Erhun, Erikan, Eril, Erim, Erinç, Eriş, Erişen, Erk, Erkal, Erkan, Erkant, Erkay, Erkaya, Erke, Erkek, Erken, Erker, Erkin, Erkmen, Erkoç, Erkol, Erkul, Erkunt, Erkurt, Erkut, Erman, Ermiş, Ernur, Eroğan, Eroğlu, Eroğuz, Erozan, Eröz, Ersagun, Ersal, Ersan, Ersavaş, Ersay, Ersayın, Ersel, Ersem, Ersen, Erser, Erses, Ersev, Ersil, Ersin, Ersoy, Ersönmez, Ersöz, Ersu, Ersun, Ersunar, Erşan, Ertaç, Ertan, Ertap, Ertaş, Ertay, Ertaylan, Ertekin, Ertem, Ertemel, Erten, Ertin, Ertok, Ertokuş, Ertubay, Ertugay, Ertuğ, Ertul, Ertun, Ertuna, Ertunç, Ertunga, Ertur, Erturan, Ertürk, Ertüzün, Eryaşar, Eryetiş, Eryılmaz, Eryiğit, Eryurt, Esen, Esenboğa, Esin, Eti, Etik, Etkin, Evgin, Evre, Evren, Evrensel, Evrim, Gencer, Gençtürk, Gerçek, Girgin, Gökalp, Gökay, Gökbay, Gökben, Gökberk, Gökbey, Gökbörü, Gökcan, Gökçay, Gökçe, Gökçen, Gökçer, Gökdağ, Gökdal, Gökdem, Gökdemir, Göker, Gökhan, Gökhun, Gökmen, Gökoğlan, Göksan, Göksel, Göksen, Göksenin, Göksev, Göksoy, Göksu, Göksun, Gökşan, Gökşen, Gökşin, Göktan, Göktaş, Göktay, Göktekin, Gökten, Göktolga, Göktuğ, Göktuna, Göktunç, Göktürk, Gökyay, Gönç, Gönen, Gönenç, Gönültaş, Göral, Gören, Görgün, Görkem, Göymen, Gözen, Gözmen, Gücüyener, Güçer, Güçhan, Güçtekin, Güldoğan, Güleç, Gülerman, Gültekin, Gün, Günal, Günalp, Günaltay, Günay, Günaydın, Günbay, Güncel, Gündal, Gündem, Gündoğan, Gündoğar, Gündüzalp, Günel, Güner, Günerdi, Güneri, Güney, Güngören, Günhan, Günkut, Günser, Güntaç, Güntay, Güntekin, Günter, Güntürk, Günuğur, Günver, Gür, Güralp, Güray, Gürcan, Gürcihan, Gürçay, Gürdal, Gürdeniz, Gürel, Gürer, Güreş, Gürgen, Gürhan, Gürkal, Gürkanat, Gürkay, Gürkut, Gürlek, Gürler, Gürman, Gürol, Gürpınar, Gürsan, Gürses, Gürsoy, Gürsu, Gürtan, Gürtekin, Gürtuna, Güryay, Güven, Güvenç, Güvengez, Güvenir, Güvensoy, Hastürk, Hazar, Heper, Hıncal, Hitay, Hun, Hürdoğan, Ilgın, Irkıl, Irkım, Irmak, Işık, Işıl, Işılay, Işın, İcen, İdikut, İlban, İlbars, İlbay, İlber, İldeniz, İleri, İlgazi, İlgen, İlgi, İlgin, İlkan, İlkay, İlke, İlkel, İlker, İlkin, İlksen, İlkut, İltaç, İltan, İlteber, İltekin, İlter, İlteriş, İltüzer, İnaç, İnan, İnanç, İnanır, İnönü, İnsel, İstemi, İşbara, İzgi, Kaan, Kalkan, Kamutay, Kanat, Kanatlı, Kanıt, Kankılıç, Kanpolat, Kapgan, Karabulut, Karademir, Karaduman, Karaoğlan, Karataş, Karatay, Kardaş, Kartal, Kaynak, Kayra, Kemalist, Kent, Kenter, Keskin, Kılıç, Kınay, Kıraç, Kıral, Kırdar, Kıvanç, Kıvılcım, Kıyak, Kıymaz, Kızılay, Kızıltuğ, Kiper, Koçtürk, Koçyiğit, Konuralp, Koparal, Koparan, Koral, Koralp, Koraltan, Koray, Korel, Korgün, Korhan, Korman, Kortan, Koşar, Koşman, Kökel, Köken, Köker, Köklü, Köksal, Kubilay, Kumral, Kunt, Kuntay, Kunter, Kural, Kurtar, Kurtaran, Kurtay, Kurtbey, Kurtcebe, Kurter, Kurthan, Kurtul, Kurtulay, Kurultay, Kutadgu, Kutal, Kutalmış, Kutalp, Kutay, Kutbay, Kuter, Kutgün, Kuthan, Kutlay, Kutsal, Kuzey, Kükrer, Külek, Kürşat, Malkoç, Manas, Mengü, Mergen, Meriç, Mertay, Mertkan, Mertol, Mete, Muhan, Noyan, Nurer, Nurtekin, Oben, Oflaz, Ogan, Ogeday, Oğuzcan, Oğuzhan, Ok, Okan, Okandan, Okay, Okcan, Okdemir, Oksal, Okşan, Okşar, Oktan, Oktar, Oktay, Oktunç, Okur, Okyar, Okyay, Olay, Olcan, Olcay, Olcayto, Olgaç, Olgan, Olgay, Olgu, Olgun, Olkan, Olkun, Oluş, Omay, Onan, Onar, Onat, Onay, Ongan, Ongun, Onur, Onural, Onursal, Onyıl, Oral, Oray, Orbay, Orcan, Orçin, Orçun, Orgun, Orhun, Orkay, Orkun, Orkut, Ortaç, Orunbay, Oryal, Oskay, Otağ, Otan, Oyal, Oykun, Oyman, Oytun, Oytunç, Ozan, Ozman, Öcal, Öcalan, Öcalmaz, Ödül, Öge, Öğün, Ökmen, Öksel, Öktem, Ölmez, Önal, Önay, Öncay, Öncel, Öncer, Öncü, Öncül, Önder, Önel, Önem, Önen, Öner, Öngel, Önger, Öngün, Önol, Önsel, Öntürk, Önür, Önver, Örgün, Örnek, Örpen, Örsan, Ötüken, Över, Övgü, Övgün, Övül, Övünç, Öz, Özal, Özalp, Özaltan, Özant, Özar, Özarslan, Özat, Özata, Özay, Özaydın, Özbay, Özbayrak, Özben, Özber, Özberk, Özbey, Özbil, Özbir, Özcay, Özçelik, Özçetin, Özdağ, Özdal, Özdamar, Özde, Özdeğer, Özdek, Özdem, Özden, Özdeniz, Özder, Özdeş, Özdil, Özdilek, Özdin, Özdinç, Özdoğan, Özek, Özel, Özen, Özenç, Özender, Özer, Özerdem, Özeren, Özerk, Özet, Özge, Özgen, Özgenç, Özger, Özgör, Özgü, Özgüç, Özgüler, Özgün, Özgür, Özgüven, Özkal, Özkan, Özkay, Özkaya, Özkemal, Özkök, Özkul, Özkut, Özmen, Özner, Özol, Özsan, Özsoy, Öztan, Öztaş, Öztekin, Öztemel, Öztuğ, Öztunç, Özturan, Öztürk, Özüm, Özver, Özyaşar, Özyener, Özyılmaz, Özyiğit, Özyurt, Paker, Paksoy, Pamir, Pars, Pekcan, Peker, Pekin, Pekkan, Pusat, Rua, Sağlam, Saldıray, Sancak, Sander, Saner, Sanlı, Sanver, Sargın, Sarp, Sarpay, Sarper, Savaş, Savaşer, Savtekin, Sayar, Saydam, Saygı, Saygın, Sayıl, Sayın, Saylav, Sayman, Seçil, Seçim, Seçkin, Seden, Selcan, Sencer, Serçin, Serim, Serpil, Sert, Sertel, Serter, Sertkan, Sevgin, Sevin, Sevük, Sezer, Sezgi, Sezgin, Sezin, Somer, Sonat, Sonay, Sonbay, Sonel, Soner, Sonuç, Sorguç, Soydan, Soydaner, Soydaş, Soyer, Soyhan, Soykan, Soykut, Soylu, Soysal, Soytekin, Soytürk, Sökmen, Sönmez, Sözen, Sözer, Subay, Subutay, Sunal, Sunalp, Sunar, Sunay, Sunday, Sungu, Sungun, Sungurtekin, Sunu, Sutay, Süel, Süer, Süerdem, Sümer, Süngü, Sürel, Şanal, Şanlı, Şansal, Şanser, Şenalp, Şenaydın, Şencan, Şener, Şengezer, Şengör, Şenkal, Şenkan, Şenkaya, Şenol, Şensoy, Şentekin, Şentürk, Şenyurt, Şimşek, Tağmaç, Talay, Talu, Tamay, Tambay, Tamer, Tan, Tanay, Tanaydın, Tanberk, Tandoğan, Tanel, Taner, Tanfer, Tangör, Tangün, Tanık, Tanıl, Tanın, Tanır, Tanış, Tanju, Tankut, Tanrıkut, Tanrıöver, Tanrısever, Tansel, Tanser, Tansev, Tansu, Tanyel, Tanyer, Tanyolaç, Tanzer, Taptık, Tarcan, Tardu, Targun, Taşar, Taşkaya, Taşkın, Tayanç, Tayboğan, Taycan, Taygun, Tayhan, Taylan, Taysun, Tekant, Tekay, Tekdemir, Teke, Teker, Tekinalp, Tekinay, Tekiner, Tekman, Teksin, Tektaş, Teoman, Tetik, Tezel, Tezer, Tınay, Tınaz, Tibet, Timuçin, Timur, Tokay, Tokcan, Tokdemir, Toker, Toktamış, Toktay, Tokuş, Tolay, Tolga, Tolgar, Tolgay, Tolun, Tolunay, Tomak, Toman, Tomanbay, Tomur, Tonguç, Tonyukuk, Topel, Toper, Topuz, Toruntay, Toygar, Toyman, Töre, Tören, Tugay, Tuğ, Tuğbay, Tuğkan, Tuğman, Tuğrul, Tuğsal, Tuğsan, Tuğşat, Tuğtekin, Tulpar, Tunakan, Tunay, Tunca, Tuncan, Tuncay, Tuncel, Tuncer, Tunç, Tunçbilek, Tunga, Turay, Turbay, Turgan, Turgay, Tutku, Tükel, Tülay, Tümay, Tümen, Tümer, Tümkan, Tünel, Tüner, Türegün, Türel, Türer, Türesin, Türk, Türkalay, Türkalp, Türkaslan, Türkay, Türkaya, Türkbey, Türkcan, Türkdağ, Türkdoğan, Türkekul, Türkel, Türken, Türker, Türkeş, Türketap, Türkeün, Türkhan, Türkileri, Türkiye, Türkiz, Türkler, Türkoğlu, Türkol, Türköğün, Türkölmez, Türkönde, Türköz, Türksan, Türksavaş, Türksel, Türksen, Türkseven, Türksoy, Türksün, Türkşad, Türkşan, Türkşen, Türküm, Türkün, Türkürer, Türküstün, Türkyaşa, Türkyaşar, Türkyılmaz, Tüzel, Tüzün, Uçak, Uçar, Uçkan, Uçkun, Uçman, Ufkay, Uğurhan, Ulucan, Uluç, Uluer, Uluhan, Ulunay, Ulus, Ulusal, Ulusoy, Uluşan, Ulutan, Ulutaş, Ulutürk, Ural, Uran, Uray, Uraz, Urungu, Uslu, Utkan, Utku, Uyan, Uygar, Uygun, Uygur, Uykan, Uysal, Uzay, Uzman, Ülgen, Ülgür, Ülkem, Ülkü, Ülkümen, Ülman, Ünal, Ünalan, Ünaldı, Ünay, Ünaydın, Ünder, Üner, Üngör, Ünlü, Ünlüer, Ünsal, Ünüvar, Ünver, Üresin, Ürkmez, Ürün, Üster, Üstün, Üstüner, Üzel, Varan, Varlık, Vatansever, Vergi, Volkan, Yabgu, Yağız, Yakar, Yalaz, Yalçıner, Yalçınkaya, Yalım, Yalın, Yalkın, Yalman, Yarbay, Yardım, Yargı, Yarkın, Yasa, Yaşin, Yaşmut, Yazgan, Yeğin, Yelman, Yeltekin, Yenal, Yenen, Yener, Yengin, Yenigün, Yenitürk, Yesukay, Yeşer, Yetik, Yetki, Yetkin, Yılay, Yılaydın, Yılbay, Yıldan, Yılday, Yıldıran, Yıldıray, Yıldırır, Yıldırmaz, Yıldızer, Yıldoğan, Yıldöner, Yılgın, Yılgör, Yılkut, Yılma, Yıltan, Yokuş, Yoldaş, Yorulmaz, Yörük, Yuluğ, Yumru, Yurdaer, Yurdagün, Yurdahan, Yurdakan, Yurdakul, Yurdal, Yurdanur, Yurdaşen, Yurdatap, Yurday, Yurdukoru, Yurdum, Yurdun, Yurt, Yurtarslan, Yurter, Yurtsev, Yurtseven, Yurtsever, Yurttabir, Yurttaş, Yurttutan, Yüce, Yücel, Yücer, Yücesan, Yüksek, Yükselen, Zorlu

İsimlerden, Cumhuriyetin kurucu kuşağının insan ve erkek vizyonu hakkında net bir fikir ediniyoruz.

Erkeklere atfedilen temel özellik eril, asker ve savaşçı olmaktır. 200 dolayında isim Er sözüğünü içerir. Tekin (“soylu savaşçı”) 29, Alp (“savaşçı, yiğit”) 24, Batur/Batır 4, Yiğit 3 isimde karşımıza çıkar. Erkekler serttir: Gür (30), Berk (27), Güç (5), Sert (4), Kunt (4), Yalçın (3), Pek (3), Sarp (3) sıfatlarıyla tanımlanırlar. Vahşi ve yırtıcıdırlar: Hayvanlardan Kurt (9), Arslan (7) ve Pars/Bars (4), yırtıcı kuşlardan Doğan (12), Sungur (3), Tuğrul ve Çağrı (çakır doğan) ile özdeşleştirilirler. Metal ve mineral adlarında aynı tema sürdürülür: Demir (19), Tunç (14), Taş (12), Kaya (9), Çelik (3). Pek tabii, kalay veya alüminyum gibi yumuşak malzeme erkeklere yakıştırılmaz.

Erkekler savaşır. 5 isimde meslek hanesi Savaş, 4 isimde Cenk olarak belirtilmiştir. Savaş araçları (Tolga 5, Kılıç 3), savaş unvanları (Tuğbay, Erbaş, Bölükbaşı, Albay, Yarbay) beğenilir. Savaşçı Yılmaz, Yorulmaz, Korkmaz, Ürkmez, Caymaz, Dönmez, ama Yıldırır. Bu sayede San ve Şan (20), Ad/At (7) ve Ün (3) kazanır.

Savaşçı olmak yeterli değildir. Soyun temiz ve asil olması da büyük önem atfedilen özelliklerdendir: bu anlayışla 30 isim Kan, 30 isim Ata, 28 isim Soy, 2 isim Irk temasını öne çıkarır. Doğal olarak, soy asaletinin en önemli unsuru Türklüktür. Tam 67 isimde Türk sözcüğü geçer. Türk ileri ve üstün’dür; yılmaz ve ölmez; savaşır ve ün alır. Türke kul olunur, Türke tapılır. Birkaç kültürde kavim aidiyeti ifade eden bir iki isim geliyor aklıma; ama 1930’lar Almanya’sı dahil herhangi bir ulusta bu fenomenin bu denli çığırdan çıktığı başka örnek var mıdır, araştırmak lazım.

Erkek Tükler her şeyden önce devlete, onun egemenlik sahasına ve onun simgesi olan bayrağa tutkundur. 25 isimde Yurt, 24 isimde “devlet” anlamında İl, 21 isimde “bayrak” anlamında Tuğ, 2 isimde Bayrak, 1 isimde Sancak, 1 isimde Ayyıldız anılır.

Tarihte örnek alınacak kişiler, savaşta başarılı olmak ve düşmanlarını öldürmek dışında bilinen bir özelliği olmayan kişilerdir: Cengiz, Atilla, Timur, Alpaslan, Mete, Ertunga, Timuçin, Baybars, Konuralp, Artuk, Savtekin... Yeni Türk’lerin erkek evlatlarına yakıştırdıkları rol modelleri arasında, örneğin, şairler, filozoflar, peygamberler, alimler, sanatçılar, doktorlar, hukukçular, mucitler, kâşifler, iş adamları, gazeteciler, sihirbazlar ve satranç ustaları bulunmaz.

Daha doğrusu bir iki şair ve filozof belki vardır (Yunus Emre, Mevlana) ama onların da adı Arapçadır. 1930’ların zihin dünyasına uymaz.

*

Yazının devamı yarın veya ilk fırsatta gelecek. Asıl darbeyi o zaman vuracağım. Hazırlıklı olun. 

Sunday, January 17, 2021

İsimci Dede geldi

Dün Facebook sayfamda açtığım konu epey ilgi çekti, sorular yağdı. O vesileyle birkaç ismi daha yakından araştırmak, bir iki şey öğrenmek fırsatını buldum. Ziyan olmasın diye soru cevapların bir kısmını buraya aktarıyorum.

Mestan Bulgaristan kökenlilerde çok kullanılan bir ad. Slovakçada da aynı isim varmış.

Yok canım, bildiğiniz Mustafa. Mustan ve Mıstan şekli de yaygın. Slovaklardaki Mestan ayrı olsa gerek, Slavca “şehir” kelimesiyle alakalı.

Ama Türk Dil Kurumu sözlüğü Farsça diyor, “sarhoşlar” demekmiş.

TDK isimler sözlüğü pek zavallı bir çalışmadır. Zorlandıkça uydurmuşlar.

Mestan tabii ki mest’in çoğuludur. Ama “sarhoşlar” diye isim olmaz, ne İslam aleminde ne başka kültürlerde.

Mestan 7500 tane, onun yarısı kadar Mustan (3200), %7 kadar da Mıstan (500) var. Çoğu Rumeli kökenli. Bu yeterli bilgi olmalı.

Jack da aslında “erkek eşek” veya “oto krikosu” anlamlarına gelebilir. Ama kişi adının bunlardan kaynaklanmadığını kafası çalışan bir kişi on saniyede anlar.

Annemin adı Horé teyzemin adı Nofa:

Nofa için şöyle bir listemiz var. [Nofa 1093, Nofe 232, Nofi 90, Nöfe 75, Nufa 27, Nufe 22, Nöfa 18, Nofey 9, Nevfe 4, Nevfiye 1...] Tamamı Kürt, Urfa ile Mardin arasındaki sahadan (Kızıltepe, Derik, Mazıdağı, Viranşehir, Siverek). Muhtemelen Arapça Nayif veya Nawf (“üstün”) adının dişi hali olacak ama bunu teyit edemedim.

Hore, Hori ve Horey daha çok Mardin’in doğu yakasından (Nusaybin, Midyat, Gercüş, Hasankeyf). Yapıca Kürtçeyi andırıyor ama anlamını çözmedim.

Üç dedem var, Mıhiş, Topo ve Hamali.

Hamali kolay. Hamail, Hamayil, Hamayli, Hemayil, Hamaylı, Hemeyli “muska, tılsım”. Gövdeye çapraz olarak bağlanan cinsi. Yaygın bir Kürt adı. Daha çok Van, Hakkari ve Şırnak. Ama Erzincan ve Dersim’a kadar olan alanda var. Toplam 5000 kişi.

Mıhiş herhalde Muhittin olmalı [edit: doğrusu Muhammet/Mehmet olacak]. Topo’yu hiç bilemedim. Tümü Kürt olmak üzere epey Topo var Diyarbakır, Urfa, Gerger, Akçadağ ve Kars Susuz’da. Türkçe savaş aleti olan top olabilir mi?

Kulu tarafında Mikayil adı var.

Mikail, Cebrail, İsrafil, Rüfail Yahudi Talmud geleneğinden aparılmış dört büyük melek adı. Frenkçesi Michael, Gabriel, İsrael, Raphael.

Zeliha su perisi demekmiş.

Hangi dilde, hangi gelenekte, hangi kaynağa göre “su perisi” demek bilemedim.

Züleyha adının Türk ve Kürt dillerine özgü bir varyantıdır. Züleyha Tevrat ve Kuran’da geçen Yusuf ile Mısır azizinin karısı öyküsünün kadın kahramanının adı. Tevrat’ta ismi geçmez. İsim Arap/İslam geleneğinde sonradan belirmiş. Yahudilere ve oradan Batı dillerine Zuleika olarak geçmiş.

Züleyha’nın anlamı belirsiz. Eğer Arapça kökenli ise zlx زلخ kökünden “ok atımı” ya da “süratli giden” ya da “çamurlu kaygan yer” gibi bir anlamı olması lazım. Fakat bunlar yorum çabası. Aslen sadece mitolojik bir şahsın adı.

(Ermenice) Herman adını anlamış değilim.

Almanca Hermann kılığında Armen(ak) adını kamufle eder.

Satılmış ismi de çocuklara musallat olan albız çocuğu öldürmesin diye konulurmuş.

Arapça Ayvaz ve Hacı-Ayvaz (Hacivat) aynı anlamda. Yahudi kadın adı Merkada aynı anlamada. Eski Germence Giselbert (= Gilbert) belki aynı anlamda.

Bir insan çocuğuna neden Satılmış adını koyar?

Çok köklü, geleneksel Türk adı. 11.-12.-13. yy örneklerinde düpedüz “köle” demek. Sonra şartlar yumuşamış, bir evliyaya köle olarak adanmış çocuk olmuş. “Kurban olayım Zührü Dede oğlum olursa kölen olsun” anlamında.

Babamın adı Tankay idi.

1934’ten itibaren yaratılan Yeni Türk adlarında çoğu zaman anlam aranmaz. O dönemde yayınlanmış el kitapları var. Memlekete 5 milyon civarında Türkçe soyadı lazım. Ne yapsınlar? “Türkçe” adlarda kabul edilebilir olan birimleri listelemişler, bunları dilediğiniz gibi bitiştirip milyonlarca bileşim üretebilirsiniz demişler.

Tan ve Kay bu birimlerden ikisi. Atakay, Bilkay, Birkay, Erkay, Özkay, Gürkay, Orkay, Utkay, Yılkay var. Tanalp, Tanbay, Taner, Tangör, Tankut, Tansel, Tanser, Tantekin, Tantürk, Tanyurt, Tanyolaç var. Anlam aramayın çünkü yok.

Dikkat edin bunların hepsi soyadı olarak önerilmiştir, fakat 1935’ten itibaren “cumhuriyet eliti” dediğimiz ailelerde ön ad olarak da benimsenmişler.

Hanifi ne demek?

Aramicede hanêf pagan demek, yani “kitabi dinlere mensup olmayan, kafir”. Hz. İbrahim ve evlatları hanêf oldukları halde, yani Musa dininden önce yaşamış olduklarına göre, selamete/cennete ermiş olabilir mi sorusu 4.-5.-6. yy’larda Yahudi ve Hıristiyan ilahiyatçılarını çok uğraştırmış bir konu.

Kuran İbrahimin hanêf olduğunu belirtiyor, ama açıklama vermiyor. Sonraki İslam ilahiyatçıları bunu kafalarına göre yorumlamışlar. Daha doğrusu ilk başlarda gayet net bir şekilde eski Yahudi-Hristiyan polemiğini sürdürmüşler; kitabi dinlerin altında yatan kitapsız bir kurtuluş zemini var mıdır sorusuyla cebelleşmişler. Ki düşünürsen ilahiyatın en temel sorularından biridir, “İslam olmayan biri de selamete mazhar olabilir mi” konusuna bağlanır. Sonraki kuşaklar aynı ezberleri tekrar ede ede anlamını unutmuşlar sanırım.

Not: İbranice ve Aramice ê sesi, Arapçada karşılığı olmadığı için î olarak dönüşür.

Tebernuş adlı bir muhasebecimiz vardı.

İnanılır gibi değil ama Tebernuş demek Dionysios demek galiba.

Muhasebeciniz Afşin veya Elbistanlıydı bahse girerim.

Felemez diye bir isim duydum ne demek?

Feramuz’un bozuk hali. Onun da aslı Feramarz, İran destanlarından birinin kahramanı, Rüstem’in bir Hint prensesinden olma oğlu. Mardin’de çok yaygın Kürt adı.

Hocam en duyulmamış isimler Artvin’den çıkıyor.

Artvin’den ziyade Şavşat ve biraz da Ardanuç.

Soyadımız Söyünmez Selanik Kayalar’dan mübadele yıllarında gelmiş sülale.

Sönmez sözcüğünün eski telaffuzudur. Fiilin aslı söyünmek’tir. Şirince ahalisi de Selanik göçmenidir, hala söyünmek derler. ‘Suyu döğ de ataaşı söyündür’ gibi.

Tülay Fransızca tül’den geliyormuş.

Yok, Fransızca ticari isimdir tulle, olmaz öyle şey.

Tülünay sözcüğünden türettiler Dil Devrimi günlerinde. O kelimenin nereden çıktığı meçhul, yükledikleri anlam “ay halesi” de bence pek su kaldırır. Ama Tülünay’dan iki isim türedi, Tülin ve Tülay.

Müge adını bir türlü çözemiyorum. Fransızca muguet mi?

“Gül, Menekşe, Yasemin, Sünbül, Zambak, Fulya, Müge, Heliortrop, Hanımeli, Şebboy...”

1936’da her gün gazetelere çıkan Venüs Esansları reklamından bu liste. Müge kişi adı ilk o yıl veya 1937’de kaydedilmiş.

Soyadımız Tur, Süryanice “dağ” demek.

1934-35 soy adlarına mutlaka anlam yüklenecek diye bir şey yok. Milli çılgınlık halinde binlerce kelime uydurup rastgele anlamlar yüklediler. Yüzde doksan beşi unutuldu, ama o günlerde kabul edilen soyadlarında kaldı.

Buyurun bakın 1934’ye yayınlanan Tarama Dergisi’ne göre Tur “varidat, irat” demekmiş.

Zevcet adı Ardahan yöresine has isimlerden sanırım.

26 örneğin dördü Posof, Hanak ve Şavşatlı (Ahıskalı olmalı), gerisi Bulgaristan Razgrad kökenli. Bulgaristanlılarda Cevdet adının deformasyonu olmalı, o tarafta tipik böyle şeyler. Ardahan’dakiler hakkında fikir yürütemiyorum.

Yapı itibariyle Arapça bir isme benziyor, ama Arapçada makul bir anlamı yok.

Şakayık peony çiçeği midir?

Yok peony değil. Anemon çiçeğidir. Aslı Arapça şaqıyq, çoğulu şaqâiq. Baharda ilk açan çayır çiçeği, gelinciğe benzer ama soğanlı bir bitki, genellikle kırmızı ama bazen mor ve beyaz olabilir. Şakayık-ı numan ise gelincik çiçeğidir. Ege’de şakayığa gelincik derler. Bazen Manisa lalesi adı da verilir ama bu yanlış, Manisa lalesi başka bir bitki.

Tasavvuf geleneğinde gül ile şakayık arasında kontrast kurulur. Şakayık sade ve doğal, alçakgönüllüdür. Gül kültive güzeldir.

Bendeki kayıtlarda 1991 öncesi doğumlarda iki kişi görünüyor, biri Kayseri biri İranlı.

İsmail adının aslı Samuel’miş.

Samu-el “Allah duydu”, İsma-el “Allah duyar”. Tevrat’ta birbiriyla alakasız iki ayrı kişi.

Abimin ismi Nurhan. Babam subayının adını vermiş. Nurhan Ermeni adı değil mi?

Erkek adlarında Nurhan hem Türklerde hem Ermenilerde kullanılır. Toplam Nurhan’ların %7 kadarı (fakat İstanbul’a kayıtlı olanların yaklaşık yarısı) Ermenidir. Bulgaristan Türklerinde de yaygın isimdir. Nuran’ların üçte biri (fakat İstanbulluların tamamı) Ermeni.

Sunday, January 10, 2021

Jinekoloji Kürtçe mi?

Jin Kürtçe “kadın”, jinekoloji de “kadın bilimi”. Basit, değil mi?

Kelimeyi icat eden Batılılar Kürtçeyi nereden öğrenmiş diye aklımıza takılıyor. Sözcüğün Batı dillerinde ilk kaydı ne zamanmış diye bakıyoruz. Fransızca imiş. 1823’te Modern Fransızcada Tıp, Cerrahi ve Veterinerlik Sanatı Terimleri Sözlüğü (Dict. des termes de méd., chir., art vétér... dans Fr. mod.) adlı sözlükte belirmiş. İngilizcede hayli gecikmeyle 1849’da yine bir teknik ve bilimsel kelimeler sözlüğünde kaydı geçmiş. Her iki dilde tıbbi pratikte yaygınlık kazanması 1870’ler görünüyor. İlk jinekoloji polikliniği 1873. İlk jinekolog/jinekolojist 1872. Amerikan Jinekoloji Derneği’nin ilk toplantısı 1876. İlk jinekoloji profesörü 1879. İlk Jinekoloji Elkitabı 1883.

Türkçeye tahmin ediyorum nisaiye adıyla en geç 1880’lerde uğramıştır. Fransızca literatürle tedrisat gören Tıbbiye Mektebi talebeleri gynécologie terimiyle de ister istemez haşır neşir olmuş olmalı. 1891 tarihli Tıngır ve Sinapyan Lugatinde gynécologie yok gerçi, ancak gynécocratie (“taife-i nisanın umur-i hükümete müdahale etmesi usulü”) yer almış. Türkçe bir metinde jinekoloji sözcüğüne ilk 8 Teşrinisani 1933’te Türk Jinekoloji Cemiyeti’nin kuruluşu münasebetiyle rastladım. Jinekoloji mi diyeceğiz, nisaiye mi diyeceğiz diye tartışmışlardır mutlaka. Jinekoloji seçildiğine göre sözcük bir süreden beri mesleki çevrelerde kullanılıyor olmalı.

*

Frenkçe tıbbi terimlerin Eski Yunancadan türetilmesi usulü ne zaman başlar? İlk belirtileri ta 11. yy’da Salerno Tıp Okulu’nun kuruluşuyla başlamış olmalı. Antik Çağ tabipleri Arapçadan çevrildi gerçi, ama Arap tıbbında da teknik terimlerin birçoğu Yunancadan aktarmadır. Arapçayı aşıp direkt Yunanca kaynaklara gitme çabaları 13. yy’da hız kazanır. Ancak Yunancanın tıp dilinde norm haline gelmesi 15. yy’ın ikinci yarısında Avrupa üniversitelerinde Yunanca öğrenimin kurumlaşması ve Yunanca klasik metinlerin art arda düzgün edisyonlarının yayınlanmasından sonradır sanırım. Var orada güzel bir doktora tezi konusu, biri yazsa da okusak.

Sonuç olarak jinekolojinin – diğer tüm tıbbi ihtisas adları gibi – Yunancadan türetildiği açık. Eski yunanca gynê γυνή “kadın”, kökü gynaik- o yüzden herhangi bir çekim ya da yapım eki alırsa gynaik- halini alır. Antik Çağ tabiplerinden Galenos erkek memesinin bir hormonal bozukluğu olan gynaikomastizm’e değinmiş. Antik Atina’da kadın milletinin ahlaki kurallara uymasından sorumlu gynaikonomos kurumu varmış, uygunsuz yerlerde görülmek, namahremle samimi olmak, örtüsüz saçla sokağa çıkmak gibi durumlara bakarmış. 1684’te Püriten hocalardan biri kadınlarla erkeklerin utanma arlanma olmadan beraber dansettiği gynaecandrical dancing’den dehşetle söz etmiş. Radikal bir düzen düşmanı olan şair Shelley 1822’de kadınlarla erkeklerin entelektüel faaliyetlerde birlikte yer alacağı gynaecocoenic bir toplum hayali kurmuş. 1888’de bir İngiliz dergisi Fransa’da hüküm süren gynaecolatry’den insanlığa hayır gelmeyeceğini öngörmüş.

Γυνή sözcüğünün Homeros çağındaki orijinal değerinin /gunä/ olduğunu biliyoruz. MÖ 4. yy Atina’sında inceltilip /günê/ şeklinde telaffuz edilmiş. Milatı izleyen dönemde /gini/ şeklini almış. Güncel Yunancada /yineka/ “kadın”. Yazılışı aynen antik Yunancadaki gibi γυναικα.

Demek ki neymiş? Telaffuz kayarmış.

Latincede ve onu izleyen Batı dillerinde ince ünlüden önceki /g/ sesi /c/ye dönüşür. Modern Fransızcada onunla da kalmaz /j/ olur. Almanca gibi Latin etkisine nispeten kapalı dillerde bu dönüşümler olmaz. Bu yüzden “kadın” anlamına gelen Yunanca sözcükten aparılmış Fransızca terimler /jine/, Ortaçağ Fransızcasının telaffuzunu koruyan İngilizceler /cine/, Almancalar /gine/ ve hatta /güne/ olarak söylenir. Fransızların /jinekoloji/ dediği nesneye İngilizler /cinıkalıci/, Almanlar /günekologiy/ der.

O halde neymiş? Jinekoloji Türkçeye İngilizceden yahut Almancadan değil Fransızcadan aktarılmışmış. Bu da normalmiş çünkü 1880’lerde olsun 1930’larda olsun, hatta 1960’larda olsun Türk kültür elitlerinin ‘referans dili’ Fransızcaymış.

*

Peki Kürtçe jin? Onlar da Fransızcaya mı özenmiş?

Akraba dillerden Farsçaya bakıyoruz. Farsça zen “kadın”. Eski Farsça ve Pehlevi dilinde zan. Ancak bu dillerde z ve j ile jandarmanın j’si yazıda ayırt edilmediği için telaffuzu zan mı jan mı kestiremiyoruz. Zerdüşt kutsal metinlerinin dili olan Avesta’da cumhuriyetin c’siyle caini- “kadın”; gıni- de kadın. Avesta diline çok yakın bir dil olan Eski Hintçede câni- “kadın”, gınâ- “tanrıça”. Kürtçeye yakın bir İrani dil olan Zazacada ceni veya cıni “kadın”.

Öyleyse neymiş? Tıpkı Latin dillerindeki gibi Hint-İran dillerinde de bir g/c/j problemi varmış.

İrani dillerle ilgisiz bir dil olan Ermeniceye bakıyoruz. Eski Ermenice kin կին “kadın”, çoğul hali tamamen kuraldışı kanayk կանայք, bize Yunanca gynê ile gynaikê’yi hatırlatmaması imkansız. Güncel Batı Ermenicesinde aynı sözcükler gin ve gınik olarak söyleniyor.

Eski Slavca jena “kadın”. Bugünkü Rusça, Bulgarca, Sırpça, Çekçe vs. aşağı yukarı hep aynı. Bin yıldır ölü bir Baltık dili olan Eski Prusçasını da biliyormuşuz: genna “kadın”.

Eski Anglosaksonca cwen, okunuşu /kwen/ “kadın”. Halen ingilizcede bildiğimiz queen, “kraliçe”. Ama unutmayın, İngiliz argolarında queen hala “karı, kadın” anlamında kullanılır. Eski Yüksek Almancada quena, Orta Yüksek Almancada quene “kadın, zevce” demek imiş. Modern Almancadan düşmüş.

Eski İrlandaca ben “kadın”, çekimli hali ban. Mitolojik dişi köpekler olan banshee’leri belki bilirsiniz, oradan.

Bu sonuncusu ne alaka diyeceksiniz. Demeyin. Çünkü elimizde şöyle bir tablo var.


İlk satırda kelime başındaki seslerin Hintavrupa Anadili adı verilen teorik dildeki varsayılan aslını, sonraki satırlarda bu seslerin çeşitli tarihi dillerdeki yansımalarını görüyoruz. Hepsi onlarca, hatta yüzlerce kelimede kurallı olarak karşımıza çıkan eşdeğerlikler. Kafadan atılmamışlar. Neredeyse 200 senelik canhıraş bir emekle ortaya çıkarılmış, test edilmiş, tartışılmış ve kabul edilmişler.

Demek ki HA dilinde gw şeklinde yazılan dudaksıllaştırılmış ötümlü orta damak sesi (labialized voiced velar plosive), ki halen Hint dillerinde mevcut bir ses, g dedikten sonra dudağı büzüyorsun, Hint ve eski iran dillerinde g veya c, Eski Ermenicede k, Eski Yunancada başka seçeneklerin yanısıra g, Eski İrlandacada b şeklini alıyormuş. Jinekoloji sonucunu verinceye dek HA gw > Yun g > OLat c > Fr j aşamalarından geçmiş. Fransızlar değil Ruslar icat etse Jenskoloji, Ermeniler önce davransa Gınikoloji olacakmış. Olmamış.

Tabii Kürtçe ve Türkçeden başka dille alışverişiniz olmamışsa bunları tahayyül etmek zor. Madem Türkçe değil demek ki Kürtçedir diye akıl yürütmek daha kolay.

Monday, January 4, 2021

Covidden kim ölmüş?

Birinci tabloda seçili ülkelerde ve dünyada COVID vaka ve ölüm istatistiklerini görüyoruz. Genellikle güvenilir bir kaynak kabul edilen Worldometer sitesinden aldım. https://www.worldometers.info/coronavirus/.

ÖLÜM ORANLARI

1. Covid+ vakalarında dünya genelinde ölüm oranı %2.2. ABD ile tüm Avrupa ülkelerinin oranları 1.7 ile 2.8 arasında değişiyor, yani dünya geneliyle tutarlı. Bu ülkelerde test oranları çok yüksek olduğu için tespit edilen vaka sayısının gerçek vaka sayısından çok sapmadığı varsayılabilir. Eğer sapıyorsa, tabii ki ölüm/vaka oranı daha düşük çıkacaktır.

2.      Türkiye’de ölüm oranı %1. Ortalamadan büyük sapma gösteren bu rakam a) sağlık sisteminin olağandışı başarısıyla, veya b) gerçek rakamların saklanmasıyla açıklanabilir. Aynı iki ihtimal %0.8 gösteren İsrail için de geçerlidir.

3.   Hastalığın niteliği değişmedikçe öldürücülük oranının da büyük değişkenlik göstermemesi gerekir. Dolayısıyla vaka sayısı on katına çıksa da bu oran aşağı yukarı aynı kalacaktır.

4.      Ölüm sayısı birçok ülkede “covid teşhisini izleyen 28 gün içinde ölenler” veya buna benzer bir şekilde tanımlanıyor. Bu konuya aşağıda tekrar değineceğiz.

BULAŞMA ORANLARI

5.      Dünya genelinde bir yıl içinde bulaşma oranı %1.1 görünüyor. Bu güvenilir bir rakam değil, çünkü doğru dürüst test etmeyen veya test sonuçları güvenilir olmayan birçok ülke var.

6.      En yüksek bulaşma oranı %6.4 ile ABD’de. Onu %5.1 ile İsrail, %4.1 ile Fransa, %3.9 ile UK izliyor. Diğer Avrupa ülkeleri ile Rusya %2 civarında. Türkiye %2.7 ile ortalamadan çok uzak değil. Hindistan’daki %0.7 gerçeğin epey altında olabilir.

7.      Bir yıl içinde toplam covid+ ölümlerinin nüfusa oranı %0.02 ile %0.11 (on binde iki ile on binde 11) arasında oynuyor. Salgın devam eder veya kontrolden çıkarsa bu oranlar elbette zamanla yükselecektir.

8.      Salgınla ilgili en katı tedbirleri alan Batı ülkelerinde bulaşma oranları yüksek (6.4, 4.1, 3.9, 2.0). Minimum düzeyde tedbir alan İsveç ve Brezilya’da bulaşma oranları aynı düzeyde (4.3 ve 3.6). Uzun süre hiç tedbir almayan Meksika’da oran 1.1. Katı tedbirler aldıktan sonra on milyonlarca insanın üstüste yığılmasına seyirci kalan Hindistan’da oran 0.8. Bu verilerden, kapatma tedbirleriyle virüsün yayılım oranı arasında kayda değer bir korrelasyon bulunmadığı sonucu çıkarılabilir.

İkinci tabloda ABD’nin resmi kamu sağlığı kurumu olan Centers for Disease Control’un ABD ölüm ve yaş istatistiklerini görüyoruz. Resmi siteden aldım. https://www.cdc.gov/nchs/nvss/vsrr/covid_weekly/index.htm

9.   İlk göze çarpan nokta toplam covid ölümleri sayısındaki tutarsızlık. 3 Ocak itibariyle ABD’de toplam covid ölümü sayısı Worldometer’e ve oradan veri alan tüm medya organlarına göre 360 bin idi. New York Times gazetesi 3 Ocak itibariyle 352 bin, Johns Hopkins Coronavirus Resource Center 350 bin rakamını veriyor. Oysa konuyla ilgili federal kurumun resmi verilerine göre rakam 30 Aralık itibariyle 301 bin. %20’yi bulan bu farkı açıklayacak bir bilgiye ulaşamadım.

10.   CDC sitesi, popüler medya kanallarının aksine “covid ile ölenler” ile “covid artı zatürreden ölenler” gruplarını ayrı ayrı veriyor. İlk gruba covid+ teşhisi konduktan sonra 28 gün içinde herhangi bir nedenle, örneğin trafik kazası veya kanser nedeniyle ölenler dahil. Oysa covid’in doğrudan ölüme yol açan tek bilinen komplikasyonu zatürre yani pnömoni. Dolayısıyla covid’in ölümcüllük düzeyine ilişkin asıl göz önüne alınması gereken sayılar G ve H kolonlarındaki “covid+pnömoni” verileri olmalı. Ya da belki hakiki rakam bu ikisinin arasında bir yerdedir.

11.   ABD’de resmi rakamlarına göre bir yılda covid “ile” ölenlerin toplam nüfusa oranı on binde 11 değil on binde 9 imiş. Covid’in yol açtığı pnömoni sonucunda ölenlerin oranı bir yılda on binde 4.

12.   ABD’de 2020 yılında 2,902,000 kişi ölmüş. Ölenler arasında covid “ile” ölenler CDC’ye göre 301,000 kişi yani %10.3, covid’in yol açtığı pnömoniden ölenler ise 138,000 kişi yani %4.7. Covid’in yol açtığı pnömoni nedeniyle ölenlerin %21’i 65 yaşının altında. Kalan %79 65 yaş ve üstü grubunda.

13.   65 yaşından küçük olan insanların her on binde biri (274 milyonda 28 bin 500), 65+ yaşındaki Amerikalıların ise on binde yirmisi (54 milyonda 110 bin)  2020 yılında covid’in yol açtığı komplikasyonlar sonucunda hayatını kaybetmiş.


Saturday, January 2, 2021

Irzınıza geçildi, farkında mısınız?

·        İnsanları bir yıl boyunca evine hapsetmek,
·        Evlerinde tanıdıkları ve sevdikleriyle bir araya gelmelerini yasaklamak, yasağı delenleri polis zoruyla cezalandırmak,
·        İş yerlerini kapatmak, insanların geçim kaynaklarını yok etmek,
·        Sahne ve performans sanatlarını topyekün yok etmek,
·        Şehirler ve ülkeler arası gidiş gelişi yasaklamak,
·        Yaşlıları yalnızlığa ve ölüme terk etmek...

Sizce bunlar insanlık tarihinde bugüne dek görülmüş en vahşi insan hakkı ihlalleri değil midir?

Devletlere, bireylerin yaşamına ve geçimine bu denli hoyratça saldırma hakkını kim vermiştir? Hangi medeni ülkenin anayasası devlete bu kadar sınırsız yetki tanır?

Ciddi bir kriz karşısında belki birkaç gün, bir iki hafta, peki diyelim. Süre bir yıl olunca işin rengi değişir. Bir yıl insan yaşamını temelli değiştirmek ve köreltmek için yeterli süredir. Devletler, covid bahanesi altında temel hak ve özgürlüklerimize karşı topyekün saldırıya geçmiştir.

İleri sürdükleri gerekçe apaçık sahtedir. Hastalığı taşıyanların %98 küsuru (muhtemelen %99'dan fazlası) iyileşiyor. Ölenlerin ezici çoğunluğu 75 yaşın üstünde, covid olmasa başka nedenle aynı sürede ya da kısa süre sonra ölecek olanlar. Hastalığın "kalıcı hasar" bıraktığına dair henüz inandırıcı hiçbir delil ve araştırma yok.

O halde saldırının gerçek nedeni nedir? Medyada yaratılan isterinin getirdiği akıl tutulması mıdır? Bürokrasilerin sınırsız kontrol açlığı mıdır? Yoksa başka bir neden mi vardır? Başka neden varsa, çoğunluğun tahmin ettiği gibi hain ve bencil bir neden midir? Yoksa henüz haberdar olmadığımız daha ciddi bir tehlike ya da daha büyük bir amaç mı var?

Cevabı bilmiyorum. Ama bu kepazeliği sahneleyenlerin bir yılın sonunda ya doğru dürüst bir açıklama yapması (yani bariz ve makul sorulara açık yüreklilikle tatmin edici cevaplar vermesi) ya da hesap vermesi vakti gelmiştir sanırım.

*

Bu yazı arkadaş çevresinde epey tartışma doğurdu. Benim de işsiz günüme denk geldi, her söze cevap yetiştirme fırsatı buldum. Onlardan bir demet:

Siyasiler sorumsuzluk etmeyip tıbbın ve bilimin yolundan gitse mesele kalmaz diyen bir doktor arkadaşımıza:

Tıbbın ve bilimin birtakım ciddi yanıtlar ürettiği belki doğrudur. Ne zaman ki tıp ve bilim adamları devlet yönetmeye kalktı ve yetersiz devlet yöneticileri sorumluluktan kaçmak için ipleri onlara bıraktı, o zaman işler sarpa sardı.

Doktorun görevi önüne gelen hastayı tedavi etmek ve belki korunma önlemlerini tartışmaktır. Ülke kapatmak, insanların temel haklarını kısıtlamaya karar vermek tıbbın da, bilimin de yetki alanını aşar.

Hangi ülkede bilim insanları devlet yönetmeye kalkmışlar diye soran ve Yeni Zelanda’nın başarısını örnek gösteren birine:

UK’de Neil Ferguson ve SAGE, Almanya’da Christian Drosten ve Robert-Koch-Institut, ABD’de Fauci ve şürekası bariz bir şekilde süreci yönetiyor. Açıklamakta zorluk çektiğimiz bir ölçüde siyasi kararlara hakimler. UK’de Boris’in, İsrail’de Netanyahu’nun itirazlarını hemen override ettiler. ABD’de Trump’ın daha çok cahillik ve beceriksizlik ürünü müdahalelerine rağmen süreci yönetmeyi sürdürdüler.

Yeni Zelanda’nın kısa vadede başarısının sebebi tabii ki aşikar. Orası ada ve en yakın yerden milyon mil uzakta. Uzun vadede başarılı olup olmayacağını ise üç beş sene sonra göreceğiz. Virüs bu süre içinde bütün dünyada sönerse başarılıdır. Dünyanın herhangi bir bölgesinde devam ederse, NZ ebediyete kadar kendini izole etmedikçe salgından kurtulamaz.

Tedbirler olmasa çok daha fazla insan ölürdü diyen İsrailli bir dosta:

“İnsanları zaman zaman evlerine kapatmasalardı her halde 3-4 misli daha fazla insan ölürdü” tamamiyle desteksiz bir iddiadır. Hiçbir akli delili yoktur. Kapatma veya kapatmama ile ölüm oranları arasında herhangi bir pozitif veya negatif korrelasyon görünmüyor. Bkz. İsveç, Hindistan, Afrika ülkeleri, Peru.

Fakat daha önemlisi. Eskiden sizinki dahil birçok toplum özgürlüklerini korumak için kendilerini ve gençlerini ölüme atmaktan çekinmez ve bundan dolayı onur kazanırdı. Şimdi anladığım kadarıyla özgürlükler mühim değil, yeter ki birtakım ihtiyarlar birkaç yıl daha yaşasın diyorsunuz.

Tedbirler olmasa belki dünyada nüfusun tamamına yakını virüsü kapardı diyen birine:

Tarihteki hemen her salgının çözümü nüfusun tamamına yakınının virüsü kapmasıdır. Öldürücü olmayan bir virüs bu ve kontrolsüz yayılma hızı İsveç, Hindistan, Peru gibi ülkelerde görüldü. Alınan tedbirlerin (temel hakları çökertmek dışında) herhangi bir şeye yaradığına dair en ufak bir objektif veri yok.

Tükürükle virüs saçmayı önleyeceği için maske takma zorunluğunun rasyonel olduğunu savunan birine:

Hastalığın tükürükle bulaştığı fikrine nasıl kapıldınız? Bu konuda ciddi bir araştırma veya makale var mı? Virüs (bakteri değil) bez filtreden hava ile rahatça geçer. Osurukla da geçer. Nakit parayla da taşınır. Nakit parayı yasaklamak, anal prezervatif kullanmak ve astronot başlığını zorunlu kılmak daha mantıklı değil mi?

Yasakların sağlık sistemini çöküntüden koruduğunu savunan birine:

Tam bir kandırmaca. Hiçbir ülkede hiçbir sağlık sistemi çökme noktasına yaklaşmadı. Hastanelerin %80’ini kapatıp bütün covidleri tek noktaya yönlendirirsen elbette medyanın istediği gibi kaotik fotoğraflar elde edersin.

Kaldı ki maksat sağlık sistemini ayakta tutmaksa çare sağlık sistemini pekiştirmektir, memleketi kapatmak değil. On bin kişilik sahra hastanelerini iki haftada kurdu Çinliler. On bin yardımcı sağlık personeli eğitmek ya da olanları o işe yönlendirmek de çocuk oyuncağı olmalı.

İnsanlar ölürken bürokrasiler tepkisiz kalamazdı, ürktüler, bir şey yapmak zorunda kaldılar diyerek akıl yürüten birine:

Milyonlarca genç insanı gözünü kırpmadan savaşa gönderen rejimler için de geçerli mi bu sözünü ettiğiniz ürkeklik?

Bedeli neydi? Sağlık Bakanı çıkıp “elimizden geleni yaptık, hastanelerimizi bütün dünya kıskanıyor, memleketi kapatıp vatandaşın rızkıyla ve devletin bekasıyla oynamayı bir an bile düşünmedik Allaha bin şükür” dese vatandaş sokaklarda isyan mı çıkarırdı? Seçimde Kılıçdaroğlu’na mı oy verirdi?

‘Komplo teorisi’ teranesi yapan birine:

Komplo teorisi suçlaması sanırım çağımızda “müşrik” ya da “heretik”in yerini aldı. “İmanımıza laf etti, şeytan-ı racim söyletiyor” gibi bir şey.

Danimarka’da doktorların covid ölümleri yüzünden bunalım geçirdiğini hatırlatan birine:

Bu sadece doktorların tecrübesiz veya fazlaca ağlak olduğunu gösterir. Ölüm oranları sır değil, gün gün yayınlanıyor ve (göstere göstere yalan konuşan Tr gibi ülkeler dışında) birbiriyle tutarlı. Panik yaratacak bir ölüm oranı yok. 48 saat nefessiz kalarak ölmek de kanserden ya da Alzheimer’den ölmeye oranla nothing to write home about.

63 değil 83 yaşında olsam böyle konuşmayacağımı zanneden birine:

65’e bastım. Verimli ve faydalı yaşamın normal sınırının 65 olduğunu hep düşündüm, halen de düşünürüm. Daha fazla yaşamak isterim elbette, ama bunun için toplumdan ve yeni kuşaklardan fedakarlık istemeyi bencillik ve utanmazlık sayarım.

Hak ve özgürlüklerin savunulması için benim ve gerekirse başkalarının ölmesini, ayrıca, büyük bir onur olarak değerlendiririm.

Hastalık şimdi %3-7 öldürüyor ama ya mutasyon geçirip MERS gibi %30’u öldürse kaygısıyla yasakları savunan birine:

Ölüm oranı %3-7 değil. En bağnaz koronacı kurumların kabul ettiği oran vaka bazında %2. Gerçeği muhtemelen %1’den az. Bunu size defalarca verilerle kanıtladım. Israrla bu yalan rakamlara dönmenizin sebebi nedir?

Herhangi bir hastalığın ne yöne evrileceğini kimse bilemez. İsilik virüsü de belki mütasyon geçirip ölüm makinasına dönüşebilir. Bunun için sizce isilik yok edilinceye dek insanları evlerine tıkmak mantıklı bir yol mudur?

Salgın yüzünden kanserli akrabasının başına gelenleri anlatan birine:

Geçmiş olsun. Yalnız net olmakta yarar var, bu sonucu doğuran şey virüs değil. Devletlerin virüs karşısında kapıldıkları – ya da kapılır göründükleri – panik.

Ama gençler ve orta yaşlılar da ölüyor diyen birine:

Genç ve orta yaş ölüm sayıları belli, bulaşanlarda binde iki, nüfus genelinde yüz binde bir iki düzeyinde. Genç ve orta yaşta kanserden, kalp krizinden, apandisitten, kızamıktan, rastgele enfeksiyondan, araba kazasından, uyuşturucudan, intihardan ölenlerin yanında devede kulak.

“Başınıza gelmeden anlayamazsınız, benim bir yakınım öldü, ben iki ayda kendime gelemedim” diyen birine:

“Yakınlarım öldüğü için sağlıklı düşünemiyorum” diyorsunuz. Haklısınız. Başınız sağolsun.

Bir ay kesin ev hapsi uygulansa ve Almanya gibi herkese bol para dağıtılsa salgın biterdi diyen birine:

Temel iki hata var:

1) Bir ülke bir ay ev hapsiyle salgını çözebilse dahi (ki çözemez, zorunlu hizmetler var, polis va, ordu var, nakit dolaşımı var vs.) TÜM ülkeler eşzamanlı olarak aynı şeyi yapmadıkça sonuç alamaz. Sen kapattın, Yukarı Volta ile Zimbabwe açık kaldı. Neye yaradı? Ebediyen o ülkeleri karantinaya alabilecek misin?

2) Bol para dağıtan ülkeler muhtemelen “bugün yediğin hurmalar yarın götünü tırmalar” atasözünden haberdar değiller.

“Zavallı insanoğlu, bir TOKİ evi ile karşılıksız asgari ücret karşılığında özgürlük ve yaratıcılığını otoritelere satmaya hazır...” diye yakınan birine:

Yok, bir de ayrıca nezleye ve ölüme karşı garanti istiyor.

Bilime zerrece inancım olmadığına hükmeden birine:

Bilime (c.c.) elbette güvenimiz sonsuz ve sınırsızdır inşallah. Lakin “bilim” adına piyasayı saran propagandacılara, reklamcılara, vaazcılara, politik balta bileycilerine, maaşlı dava vekillerine ve sahte peygamberlere haşa inanmayız.

“Maske takmak bir tedbirdir, ne zararı var” diye İngilizce soran birine:

Is there any reasonable ground for you to believe it may help, other than the say-so of governments whose only concern is to appear busy to avoid blame?

You may of course wear whatever you like for your own safety. How can you demand all others to submit to an insane straitjacket for the infinitesimal chance that you might therefore avoid an illness which 99.8 percent of those under 65 survive?