Saturday, February 29, 2020

Moskof Harpleri

Osmanlı devletinin son 150 yılında Ruslarla Türkler yedi kez savaştı. Savaşların altısında Türk tarafı hezimete uğradı. Birinde İngiltere ve Fransa’nın Türkler safında savaşa girmesiyle Rusya yenildi.
1768-1774
Polonya’da Rus işgaline direnen Lehli direnişçileri Osmanlı el altından desteklemekteydi. Türk tarafına kaçan teröristleri izleyen Rus kuvvetleri Balta kentini zaptedip, Polonyalılarla birlikte şehir halkını da kılıçtan geçirdi. Rusya bu esnada Yedi Yıl Savaşlarından dolayı mali krizdeydi. Fırsatı gören Osmanlı, Fransa’nın da teşvikiyle savaş açtı.
Altı yıl süren savaş çeşitli cephelerde kesin sonuç vermeyen muharebelerle devam etti. Birinci kumandan Hacı Mehmet Emin Paşa Hotin’de gerçek dışı zafer haberleriyle halkı ve padişahı memnun etti, fakat işin aslı ortaya çıkınca İstanbul’a getirilerek kafası kesildi. Yerine geçen Moldovancı Ali Paşa, Moldova’da aldığı esir kadınları Bursa’da cariye olarak pazarlayarak servet edindiği için bu lakapla anılır.
1770’te Atlantik’ten dolanarak Ege’ye gelen Rus donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını imha etti. Bunun üzerine Mora Yarımadasında Rumlar ayaklanarak istiklal davasına giriştiler. Mısır’da Cin Ali Paşa isyan ederek saltanatını ilan etti. İmparatorluğun farklı yerlerinde de isyanlar çıktı.
Ruslar Romanya beyliklerini istila ettikten sonra Tuna’yı aşıp Bulgaristan’a yürüdüler. Fakat her iki taraf da tükendiği (ve Prusya Rusya’ya mali desteği kestiği) için barışa karar verildi. Küçük Kaynarca antlaşmasıyla Osmanlı devleti Kırım’ı kaybetti. Ruslar Karadeniz kıyısında iki liman elde ettiler. Osmanlı’nın Kırım Müslümanları üzerinde üzerinde talep ettiği “koruma” hakkına karşılık Ruslar da Osmanlı tebaası Ortodokslar (Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Gürcüler) üzerinde “koruma” hakkını antlaşmaya yazdırdılar. Rusya’ya yüklü bir savaş tazminatı ödendi.
Bu olayı izleyen günlerde Osmanlı Devleti vilayetleri üzerindeki egemenliğini hemen tümüyle kaybederek yaklaşık elli yıl süren bir tür yeni Beylikler dönemine girdi. Mısır, Suriye, Küveyt, Basra, Lübnan, Cizre, Malatya, Adana, Yozgat, Ünye, Lazistan, Manisa, Datça, Girit, Ege Adaları, Yanya ve başka yerlerde fiilen bağımsız hanedanlar türedi.
1787-1792
Osmanlı’nın içinde bulunduğu kaotik durum Rusya’da fikriyata öncülük edenlerin büyük hayallere kapılmasına yol açtı. Çariçe II. Katerina Avusturya ile anlaşarak Balkanlarda bir Ortodoks devleti kurmayı, daha sonra İstanbul’da Osmanlı hanedanına son vererek bir Rus prensin hükümdarlığı altında Yeni Roma İmparatorluğu tesis etmeyi tasarladı. Küçük Kaynarca Antlaşması ile “bağımsızlık” kazanan Kırım’ı ilhak edip ilk adımı attı.
Kırım’ın işgali İstanbul’da “halkı” galeyana getirdi; kalabalıklar toplanıp Rus elçiliğini taşladı. Padişah (Birinci) Abdülhamit – Abdullah Gül’vari bir tarzda – temkinli politikadan yanaydı. Okuryazar olmayan başbakan Koca Yusuf Paşa ise “milli galeyana istinad ederek” savaşı tercih etti.
Savaş kararında İngiltere ve Prusya’nın desteği rol oynadı. Bu iki devlet Osmanlı ordusunun modernizasyonuna yardımcı olmayı ve mali yardımda bulunmayı taahhüt ettiler. Avusturya Rusya’nın yanında harbe katılınca, Prusya-İngiltere ittifakının yedek lastiği olan İsveç de Rusya’ya savaş açtı.
Savaş Osmanlı açısından hezimetle sonuçlandı. Belgrad ve Romanya düştü. Arnavutluk’ta isyan çıktı. Ancak Rus komutanı Suvorof tam İstanbul’a yürümeye hazırlanırken Fransız ihtilali alevlendi, bütün Avrupa savaşa sürüklendi. Bunun üzerine Ruslar acele ile barış talep ettiler. Belgrad ve Romanya iade edildi, Karadeniz kuzeyinde ufak tefek yerler kaybedildi.
1806-1812
Napolyon Austerlitz’de Avusturya ve Rusya’yı ezince Osmanlı ekâbiri Rusya’ya saldırmanın tam zamanı olduğuna kanaat getirdiler. Eflak ve Boğdan’daki Rus yandaşı beyler bir darbe ile görevden alındılar. Aynı gün Fransız ordusu Dalmaçya’ya çıkıp Balkanlarda Türklerle ortak bir harekat hazırlandığı izlenimini verince Rus ordusu iki beyliği (yani Romanya’yı) işgal etti. Savaş çıktı.
Bu esnada ordu içinde çöreklenmiş bir örgütle orduyu içeriden ele geçirmeye çalışan bir başka örgüt – Ergenekoncularla Fetocular – çatışma halindeydi. 1806 ile 1808 arasında bu gruplardan birinin veya diğerinin desteğiyle bir ayaklanma (Kabakçı Mustafa), bir askeri işgal ve terör rejimi (Alemdar Mustafa), bir başka ayaklanma (Babıali Vakası), darbeler ve sokak çatışmaları (Tersane, Tophane, Levent Vakaları) oldu. İki padişah devrilip öldürüldü; hükümet sarayı, içindekilerle birlikte patlatıldı. Sırbistan ayaklanarak bağımsızlık ilan etti. Arabistan’da İbni Suud ayaklanarak Mekke ve Medine’yi ele geçirdi. Muhtemelen hükümet içinden bazılarının gizli davetiyle İngiliz donanması Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’u ele geçirmeye teşebbüs etti. Mısır’da İskenderiye kenti kendi rızasıyla İngilizlere teslim oldu.
1812’de Aziz Ahmet Paşa kumandasındaki Türk ordusu Rusçuk’ta hezimete uğrayarak teslim oldu. Ruslar tam İstanbul’a yürüyecekken Napolyon’un Rusya seferinin başlaması üzerine gene apar topar barış talep ettiler.
1828-1829
Ruslar Yunan ayaklanmasına destek verip Navarin’de Osmanlı donanmasını yakınca, Türkiye Boğazları Rus gemilerine kapattı. Bunun üzerine Rusya savaş ilan etti.
Savaş bu kez hızlı gelişti. 7 Mayıs ile 22 Ağustos 1829 arasında Ruslarbir dizi zafer kazanıp Bulgaristan’ı ele geçirdikten sonra Edirne’yi zaptettiler. Aynı günlerde Ahıska, Gümrü, Kars ve Erzurum düştü. Türk tarafı barış istedi. Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı devleti Yunanistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Karadeniz’in doğu kıyısı da Rusların eline geçti. Kars ve Erzurum Türkiye’ye iade edildi. Ancak Rus ordusu bu yerleri bırakırken, Kars-Ağrı ve Erzurum illerinin katliam korkusu içindeki Ermeni nüfusunu da beraberlerinde götürüp, İran’dan yeni aldıkları Erivan vilayetine iskan ettiler. Modern Ermenistan’ın ilk tohumu böyle atıldı.
1853-1856
Osmanlı devletinin pek yakında çökeceğine kesin gözüyle bakan Rusya, Osmanlı mirasını makul ve barışçı bir şekilde paylaşmak için Fransa ve İngiltere’ye başvurdu. Fakat İstanbul’un her ne pahasına olursa olsun Ruslardan korunması gerektiğine inanan iki Batılı güç öneriyi reddettiler. Bunun üzerine Rusya tek başına yürümeye karar verdi. Kudüs’teki saçma sapan bir olayı bahane ederek savaş açtı. 30 Kasım 1853’te Rus donanması ani bir saldırıyla Sinop’ta demirli bulunan Türk deniz kuvvetlerini – tıpkı Pearl Harbor’daki gibi – topyekün imha etti. İzleyen günlerde İstanbul’a Kilyos tarafından bir Rus çıkarması kaçınılmaz görünüyordu İstanbul bugün düşer, yarı düşer derken Fransa ve İngiltere bir olup Osmanlı Devleti lehine Rusya’ya savaş açtılar.
Kırım’da anlamsız bir katliama dönüşen savaşta Fransa ve İngiltere 120.000 civarında ölü ve 60.000 yaralı, Osmanlı Devleti 45.000 ölü ve 25.000 kadar yaralı verdi. Rusya yenildi. Paris Antlaşması ile Batılı devletler Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü garantilediler. Karşılığında devlet bürokrasisi ile hukukun radikal reformlarla modernleştirilmesini, ekonominin uluslararası ticaret ve yatırıma açılmasını, gayrimüslim nüfusa eşit anayasal haklar tanınmasını, eğitimin Avrupa standartlarına getirilmesini talep ettiler. Osmanlı yönetimi 15 yıl kadar – 1871’e dek – bu taleplere uymaya gayret etti veya eder göründü. Sonra vazgeçti.
1877-1878
1875’te Bosna-Hersek, ardından Bulgaristan Türk yönetimine isyan ettiler. Osmanlı yönetiminin isyanları bastırırken izlediği sivil halka yönelik terör ve katliam politikası Avrupa kamuoyunda büyük tepki topladı. Zamanın fikir babalarından Charles Darwin, Oscar Wilde, Victor Hugo ve Garibaldi alenen çıkıp Türk vahşetine dur demek gerektiğini ilan ettiler. Bu esnada Osmanlı maliyesinin iflası da, Osmanlı tahvillerine yatırım yapmış olan Fransız ve İngiliz sermayedar sınıfında Türk antipatisinin kökleşmesine yardım etti.
1876’da Sırbistan çatışmaya katıldı. Osmanlı kuvvetleri Sırpları yenmeye yüz tutunca Avrupa devletleri ateşkes çağrısında bulundular. Osmanlı çağrıya kulak asmayınca İstanbul’da – Osmanlı temsilcilerinin katılmadığı – bir konferans toplayıp, beş yıldan beri tavsamış olan Tanzimat reformlarının bu kez Avrupa devletlerinin gözetim ve denetiminde yürürlüğe konmasını talep ettiler.
İktidardaki Rüştü Paşa-Mithat Paşa rejimi tınmadı, konferansın bitmesini beklemeden Meşrutiyet’i ilan etti, ertesi hafta alelacele Türk tarihinin ilk parlamento seçimlerini düzenledi. Bu suretle konferans kararlarını baypas edeceğine, olası bir Rus savaşında İngiliz ve Fransız desteğini – NATO diyelim – alabileceğine inandı. Hesap tutmadı. Ruslar savaş ilan etti. İngiltere ve Fransa sırtını döndü.
Sonuç Türkiye için yıkım oldu. Rus orduları Bulgaristan’ı silindir gibi ezip İstanbul kapılarına dayandılar. Doğuda Kars ve Erzurum yeniden düştü. Balkanlar ve Kafkasya’nın Müslüman nüfusu, 1876’daki Bulgar mezalimine misilleme olarak, tehcir edildi. Anadolu’ya batıdan ve doğudan iki milyona yakın mülteci geldi. Onları yerleştirmek için bine yakın yeni köy ve kasaba kuruldu.
O zamanki adı Ayastefanos olan Yeşilköy’de imzalanan antlaşmayla Osmanlı devleti fiilen Rus egemenliği altına girdi. Ancak İngiltere durumdan memnun değildi. Fransa ve Almanya’nın desteğiyle antlaşma iptal ettirerek Berlin’de yeni konferans topladılar. Ruslar savaş meydanında kazandıklarını diplomasi masasında kaybetti. Osmanlı devleti bir kez daha reform sözü verdi. Gayrimüslim toplumlara bu kez eşit anayasal haklar değil, bölgesel özerklikler vermeyi taahhüt etti.
Elbette bu taahhütlerin hiç biri yerine getirilmedi.
1914-1918
Birinci Dünya Savaşı’nda Alman destekli Türkiye hızlı saldırı ile sonuç alabileceğine güvendi. Kars’a yönelik büyük çaplı bir taarruzla, hem 1878’de kaybettiği illeri geri almayı, hem de Polonya cephesinde hızla ilerleyen Rusları Kafkasya’da ikinci cephe açarak zayıflatmayı planladı. Cüretkâr bir plandı. Kötü lojistik ve kötü hava şartları nedeniyle Sarıkamış’ta hezimetle sonuçlandı. Bunu izleyen aylarda Rus ordusu harekete geçerek Van, Erzurum, Bayburt ve Trabzon’u kolayca zaptetti. Bu yerlerde savaştan sonra kurulacak bir Ermeni özerk yönetiminin altyapısını hazırladı.
Ekim 1917’de Rusya’da gerçekleşen devrim, Rus ordusunun dağılmasıyla sonuçlandı. Alman silahlarının gölgesinde imzalanan Brest-Litovsk Antlaşmasıyla Türkiye 1878’de kaybettiği üç sancağı geri aldı. Ancak Enver Paşa bununla yetinmeyerek Mayıs 1918’de Kafkasya cumhuriyetlerinin tümünü işgale girişti. Ekim ayında Türkiye ve müttefiklerinin tüm cephelerde eş zamanlı olarak çökmesiyle o macera da hüsrana uğradı.
Dersler
Detayları geçip genele bakınca çıkan dersler nelerdir? İsteyen istediği sonucu çıkarır elbet. Benim aklıma gelenler:

  1.       Her savaş (en azından son yüzyıllarda) çok taraflıdır. İttifaklarını sağlam kuran kazanır.
  2.       Birine darbe vurunca karşı darbenin nereden geleceğini bilemezsin. Kırım’da beklerken gelir Çeşme’de vururlar.
  3.       6-1 skorunun dünya savaşlar tarihinde benzeri yoktur. Her sefer yenilip, bir dahakine kazanacağına inanmak Türklerin olağanüstü azim ve cengaverliğinin delili olabilir. Veya olmayabilir.  

Sunday, February 23, 2020

Ferfuri, Furfuri

Ferfuri bir kadın adı. Ferfuri olarak 1078 kişi, Ferfur 780, Ferfure 287, Feyfuri 244, Feyfure 208, Ferfuriye 48 vs., tüm varyantlarının toplamı 3200’den fazla. Bölgesel dağılım Kürt adı olduğunu gösteriyor. Nitekim Kürtçe sözlüğümüz ferfûr ve ferfûrî için “porselen” karşılığını vermiş. Yalnız Kürtçe değil, güncel Arapçada da ferfûrî porselen demekmiş. Türkçede var mıdır? Hiç duymadım, alışılmış kaynaklarda da bulamadım.
Bağlantıyı kolayca kuruyoruz. Osmanlıcada da, ondan evvelki İslami literatürde de Çin porseleninin adı fağfûrî’dir. (Ömer Seyfettin’in Fağfur Kâse diye bir kötü öyküsü vardır, belki size de ortaokulda okuttular, doğrusu Fağfuri Kâse olmalı.) Fağfur Çin padişahının adıdır. Elbette bilirsiniz, Avrupa’da 18. yy’da Meissen ve Sèvres fabrikaları kuruluncaya dek bütün dünyanın porseleni Çin’deki kraliyet imalathanelerinden gelirdi. Fağfuri demek o halde “kral marka Çin malı” demek sadece.
Peki neden fağfur? Bu da iyi. Çin imparatorunun resmi unvanı tianzi yani “tanrının oğlu”dur, bunu da bilirsiniz. Hintçesi bhága-putra, aynı anlamda, şöyle yazılıyor भगपुत्र. Bunun Farsça eşdeğeri bağ-puhr, bunun da Arapça sesletimi bağfûr olur, çok basit. Belli ki hayli erken bir çağda, belki İslam öncesi devirde Araplar Çin hakkındaki bilgilerini Hindistan üzerinden edinmişler.
*
Eski İslami literatürde bir de meşhur Rum hekimlerinden Furfuriyus geçer, Sokrat ve Bukrat Hekimler ile bir nefeste anılır. Evliya Çelebi bile olur olmaz bu isimleri anmayı sever. Kimdir diye sorarsanız meşhur İskenderiyeli Yeni-Aristotelesçi filozof Porphyrios, 3. yüzyıl. Eisagogê (“giriş, mukaddime”) adıyla yazdığı şerh bin küsur yıl boyunca hem doğunun medreselerinde, hem batının üniversitelerinde Aristo Mantığı’na giriş kitabı olarak okutulan kişi. Çok orijinal biri olmasa, hatta bugün adı epeyce küllenmiş olsa da, muhtemelen felsefe tarihinin en etkili şahsiyeti. 16. yy’da Platonizmin keşfine, hatta 17. yy’daki bilim devrimine dek, hem batıda hem doğuda bilimsel düşüncenin temelleri Porphyrios’un Aristo yorumu üzerine inşa edilmiş.
Osmanlı medreselerinde en azından 18. yy sonuna dek, en azından teorik olarak İsagûcî okutulduğunu biliyoruz. Gelenbevi İsmail Efendi’nin 1780’lerde medresede ders kitabı olarak okutulmak üzere yazdığı bir Îsagûcî Şerhi bulunuyor. Şerhin şerhi yani, eski skolastiğin klasik yöntemi.
Bundan 25 yıl kadar önce bir ara Doç. Dr. Abdülkuddus Bingöl adlı bir muhteremin Gelenbevi hakkında TC Kültür Bakanlığı’ndan çıkan kitabını okumuştum. Îsagûcî sözcüğü ilk orada dikkatimi çekti. Yazar, Gelenbevi’nin Îsagûcî şerhini yere göğe koyamamış, İslami ilmin bu değerli şaheserini insanlığa armağan eden büyük Türk ve İslam alimini öve öve bitirememiş. Lakin biraz okuyunca fark ediliyor ki değerli doçentimiz İsagûcî’nin ne olduğu konusunda karanlıkta. Sözlüklerde bulamamış, lafı dolandırdıkça dolandırmış, işin içinden çıkamamış. Furfuriyus’u duymuş mudur bilmem, fakat Porphyrios’tan haberdar olmadığı kesin.


Friday, February 21, 2020

Osmanlı'da kölelik... anadili

Notun notları
-----------------
Kölelik iyidir yahut kötüdür, yahut vay pis Osmanlı köle satıyor diye bir şey söylemedim. Kastamonu'da 1836'da karpuz pazarcısı gibi köle tacirlerinin otele gelip check-in yapması ilginç geldi, paylaştım.
Kölelik kurumu insanlık tarihinin çok büyük bir kısmında toplum yaşamının doğal bir tezahürü olmuş. Papua Yeni Gine'nin "ilkel" kabilelerinde de var, Antik Atina'da da var, Harunürreşid'in Bağdad'ında da bolca var. Hayatın gerçeği. Kapitalizm daha mı iyidir diye tartışırız bir ara isterseniz.
Önemli olan şu. Mesela ABD'deki kölelik hakkında bilinmesi gereken her şeyi ve fazlasını biliyoruz. Manyaklar kadar kitap yazılmış, filim yapılmış, felsefe üretilmiş, hukuk tartışılmış. O kadar ki 2020 Türkiyesinin sıfır numara cahilleri bile, Amerikan filmlerinden kulaklarına çalınan bilgi kırıntılarıyla gelip kafa tutabiliyorlar, "hele sen Amerikadaki kölelerden bahset" diyerek.
İslam tarihinde de en baştan en sona dek kölelik var. Peygamberin savaşlarını köle ticaretiyle finanse etmiş. Evliya Çelebin her gittiği yerde köle oğlanlar, kızlar alıp satarak cep harçlığı çıkarmış. Osmanlı'nın son yıllarına dek memlekette köle pazarı var. Ama bunları bilen yok, bilmek isteyen de yok. Anlatınca milletin ağzı açık kalıveriyor. Otomatik refleksle ya inkar ya tevil yoluna sapıyorlar.
Demek ki tartıştığımız mesele kölelik değil. Cahillik ve inkar. Kendini bilmeme hali. Başka bir sorun bu. Dünün değil, bugünün yakıcı konusu.
*
Anadil mi, yüksek kültür dili mi? Bilmiyorum. Sabah sorsan başka, akşam sorsan başka cevap veririm.
Türkiye'deki asıl mesele asimilasyondan çok, kibir ve aşağılama meselesidir. Dün Rum ile Ermeniye, bugün Kürt ile Laza uygulanan şey bu. "Sus, aşağılık mahluk, ben senin amirinim" diyen, üstelik o kibrin içini üstün bir ahlak veya kültür ve medeniyetle de dolduramayan edepsiz egemenlik.
Bu tavırdır ki, maruz kalanları doğal bir refleksle savunma pozisyonuna itmiş. Onur meselesi yapmışlar. Bir varoluş sorunuymuş gibi dillerine (ve dinlerine, törelerine) sarılmışlar. Çılgınlar gibi muhafazakarlaşmışlar. Muhafazakarlaştıkça kısırlaşmışlar, ufuk açıcı fikirlerden, deneylerden, edebi başyapıtlardan uzak kalmışlar.
Bugün tanıdığım Ermeniler arasında anadilini korumayı en yüksek ahlaki erdem olarak görmeyeni hemen hemen yoktur. Yüzyıllarca Türk zorbalığına rağmen korumuşlar; bununla gurur duyuyorlar. Haklılar.
Lakin Amerika'ya veya Fransa'ya göçtükten sonra bir, bilemedin iki kuşak içinde Ermeniceyi unutmayı tercih etmeyen kimse de yok aralarında.

(Not: Yukarıdaki nota mevzu olan Facebook paylaşımı şöyleydi


20 Mayıs 1836 Perşembe Kastamonu polis raporu:
Esir tüccarından Anapalı (Çerkesistan'da) 21 yaşındaki Mehmet ile hademesi İslam, ellerindeki dul ve bakire esirleri satmak üzere Sinop mahkemesince verilen yol izninde belirtildiği üzere Çankırı ve Ankara taraflarına gitmek için Kastamonu'ya varıp Mütevelli Hanına misafir olmuştur. (6 Haziran'da Çankırı'ya gitmiştir.)

Dünya Anadili Günü

Baba Ennius (ölümü MÖ 169) İtalya'nın topuğunda yaşayan Messapialılar kavmindendi. Bu halkın, bilinenlerden hiç birine benzemeyen bir dil konuştuğunu biliyoruz; başkaca da çok şey bilmiyoruz. Belki İllirik bir dil olabilir, yani Arnavutçanın atası gibi bir şey. Belki de olmayabilir.
Güney İtalya'nın ortak kültür dili o devirde Yunancaydı. Ennius kusursuz Yunan eğitimi aldı. Zamanın edebi ve felsefi çevrelerinde yer aldı. Tümü şimdi kaybolmuş olan Yunanca eserler verdi.
Otuzlu yaşlarında Roma ordusunda subay olarak görev aldı. Orada edindiği çevrenin davetiyle Roma'ya gitti. Scipio Africanus'un başlattığı 'Yunanizasyon' akımının baş temsilcisi oldu. O tarihe dek Allah'ın yabani barbarları olarak ün salmış olan Romalılara Yunan tarzı şiir, felsefe, trajedi, vekâyiname vs. öğretti. Latin dilinin bilinen ilk büyük şairi oldu.
"Batı" dediğimiz edebi geleneğin -- yani eski Roma'dan İtalya'ya, Fransa'ya, İngiltere'ye, Almanya'ya, Amerikalara uzanan zincirin -- ilk baklası sayılır.
Bugün Dünya Anadili Günü imiş. Aklınızda bulunsun.
Mesapça türküler söylemekle yetinse miydi dede?

Ashab-ı Kiramdan esamisi okunanlar

Peygamber zamanında hayatta olup Müslümanlığı benimseyen (ya da en azından aktif olarak karşı çıkmayan) kişilere sahabi deniyor, onu bilirsiniz, çoğulu sahabe veya ashab. Adı kaydedilmiş olanlar – bu kısmı bana sürpriz oldu – takriben 15.000 kişi imiş. Adlarının doğru olarak tespiti bir dönem İslam biliminin en önemli konuları arasında yer almış, zira peygamber çağından aktarılan rivayetlerin sıhhatini belirlemek için aktaran kişilerin kimliğini ve yaşam öykülerini doğru olarak ortaya çıkarmanın hayati önem taşıdığı düşünülmüş. Akla ziyan boyutlarda biyografi ansiklopedileri yazılmış, ilişki ağları didik didik edilmiş.
Bulabildiğim en kapsamlı kaynak, kadın ve erkek sahabeye ait 1658 adet ayrı önad listeliyor. Bu isimlerden yaklaşık 900 kadarı halen Türkiye’de kişi adı olarak kullanılmakta. Nüfusu sekiz-on kişiden az olanları şimdilik genellikle gözardı ettiğim için henüz eksiksiz bir liste çıkaramadım. Fakat aşağıdaki 627 isimlik liste sanırım bizi bir süre oyalar. E erkek, K kadın demek. Bazı isimler – mesela Atâ, Atatürk’ün Ata’sı değil Ataullah’ın Ata’sı – K ve E olarak ayrı ayrı listelendi. Rakamlar 2009 yılı itibariyle Nüfus GM kayıtlarında görülen toplam kişi sayısıdır.
627 adın toplam nüfusu 25 milyon 401 bin 858.
Türkiye’de kullanılan sahabe adları ve nüfusu
E Abat 21, E Abbas 34064, K Abbase 102, K Abde 21, E Abdullah 471404, E Abitter 437, E Acem 496, K Acem 195, K Adi 811, E Adi 121, E Affan 520, E Afif 665, K Afife 13075, K Afra 1279, E Ahmer 10, K Aize  8, E Ajlan 429, E Akil 1263, K Akile 15812, E Akim 28, K Akime 219, E Akreme 5, K Ala 137, E Ali 2446346, K Aliye 92721, E Alkame 9, E Amir 1044, K Amire 412, E Ammar 278, K Amra 20, K Anber 2129, E Anber 117, E Anter 271, K Arize 385, E Asım 43234, K Asime 3710, K Asiye 223609, E Asker 7418, E Ata 8304, K Ata 44, K Atike 24991, K Atiye 36897, E Atiye 188, E Attab 15, E Ayan 319, K Ayan  84, K Ayşe 2297893, E Ayşe 31, K Azibe  43, K Azra 378, E Azra 12, K Azze  36, K Badem 814, E Badem 18, K Badiye 110, K Bakire 296, K Basra 4131, K Beda  34, E Bedir 13627, K Bedre 368, E Bekkar 15, E Bera 74, E Beraat 159, E Bereket 1662, K Bereket 121, K Beria 619, K Berra 1635, K Berza  15, E Beşar 20, E Beşir 25890, K Beşire 5613, K Beyaz 24391, E Beyaz 600, K Beyza 4736, E Beyza 26, E Bilal 104922, K Büheysa  3, K Bürde  20, K Büreyde  8, K Büseyne 202, E Cabbar 7156, K Cabbar 2, E Cabir 4179, K Cabire 34, E Cafer 86836, E Cahil 54, K Cahile 103, K Cariye 364, E Cebel 34, E Cebir 277, E Cemil 137991, K Cemile 307760, K Cemre 652, E Cemre 195, E Cenap 2184, K Cenap 31, E Cendel 11, E Cerat 6, E Cerrah 475, K Cesra  13, E Cübeyir 5, E Cüdey 2, K Cumana 23, E Cümhan 4, E Cüneyt 27976, K Cüveyra 227, E Davut 72105, K Dinar 454, E Dinar 135, K Dirhem  23, E Dücane 46, K Düreyde  9, K Dürre 317, E Ebubekir 22132, E Ebuderda 16, E Ebuhüreyre 12, E Ebulfazıl 14, E Ebulhasan 10, E Ebumüslim 26, E Ebusüfyan 4, E Ebutalip 475, E Ebuubeyde 4, E Ebuzer 39261, E Ebuzeyit 1899, E Ekber 6252, K Ekber 70, K Emanet 709, E Emanet 360, K Eme  44, K Emetullah 6463, E Emetullah 11, K Emine 1812450, E Enes 11422, E Erkam 342, K Erva 278, E Esat 30153, E Eset 2319, K Esfa  11, K Esma 206891, K Esmer 19681, E Esmer 161, E Eşref 43520, K Eşref 1033, E Esvet 823, K Esvet 731, E Ethem 50238, E Eymen 246, K Eymen 248, K Eyser 102, E Eyüp 114834, K Eyyübe 135, K Ezine 2639, K Fatma 3416798, K Fervet  14, E Feyruz 2211, K Füreyya 39, K Galibe 650, E Galip 34686, E Gassan 123, K Gazal 39164, E Gazi 31842, K Gazi 1401, K Gülsüm 238322, K Gümeysa  3, K Habbe 115, E Habeşi 85, K Habibe 107590, E Habip 29571, K Habis 16, E Haccaç 4, K Haccer 13, K Hacibe 48, E Hacip 135, K Hadra 4782, K Hafsa 772, E Hakem 44, E Hakim 5801, K Hakime 16913, K Hakka  13, K Hale 8546, E Halef 13973, K Halef  21, K Halide 29370, E Halife 1325, K Halife 649, E Halim 34600, K Halime 231887, E Halit 126959, E Hamam 248, K Hamame 376, E Hame 104, K Hame  47, E Hamis 909, K Hamise 529, K Hamiyet 32697, E Hammadi 758, E Hamza 84488, K Hanife 389533, K Haniye 226, K Hanse 9847, E Hanzala 6, K Harice 89, E Haris 988, K Harise 157, E Hariz 12, K Harize 18, E Hasan 1448489, E Haşim 37619, K Haşime 1379, K Hasine 23449, K Hatice 1538625, K Haticetülkübra 376, E Hatim 242, K Hatime 3228, E Hatip 6101, E Hattap 154, K Havle 2408, E Havto 7, K Hayda  13, K Hayre 60, K Hayya 10, E Hazım 6894, K Hazime 7492, K Hazme 54, K Hazra 364, K Hedile 370, E Hemmam 4, K Hevze 8, E Heysem 112, K Hilal 33686, E Hilal 2180, K Hind 19, E Hişam 126, K Hisne  15, K Hiyar  3, K Hizame  45, E Hubeyb 33, K Hubeyra  9, K Hücret 123, E Hudeyr 1, K Hümeyde  39, E Hümeyit 146, K Hümeyla 35, K Humra 773, K Hüneyne  23, E Hür 266, K Hureyme  5, K Hüreyre  52, E Hüreyre 83, K Hürmüz 9631, E Hürmüz 201, E Hüseyin 1459441, K Hüseyin 110, K Hüseyme  9, K Hüveyla 146, E Huzeyfe 931, K Hüzeyme 373, K İkrime 33, K İma  11, K İsaf 289, E İsam 50, E İsmet 172051, K İsmet 33847, E İyad 26, E Kaap 6, E Kabüs 1, K Karibe 222, E Karip 2577, E Kasım 69538, K Kasime 111, E Katade 2, E Kays 121, E Kebir 75, K Kebire 8086, E Kerim 55953, K Kerime 35021, E Kesir 32, K Kesire 215, E Kübeş 11, E Küleyp 22, E Kutup 97, K Lahibe  5, K Lahika 52, K Lamise 15, K Lebide 38, E Lebit 14, K Leyla 207006, K Leysa 22, K Lübabe  6, E Maat 21, E Maaz 836, K Mabet 11, E Mahmut 391551, K Mamer  24, E Mamer 17, E Mansur 7093, K Mariye 2814, E Maruf 5089, K Marufe 216, K Marziye 5547, E Matar 207, E Mazin 66, E Mecceha 2, K Mefruka  7, E Mehdi 7150, K Mehdiye 9534, E Melih 13593, K Meliha 133564, E Melik 3578, K Melike 36802, K Mensure 6502, E Mervan 767, K Mervan 63, E Merzuk 53, K Merzuka 2390, K Meserret 1620, E Mesruh 17, K Mesude 29015, E Mesut 101308, K Mevhibe 2759, K Meymune 1629, K Meysere 300, K Mezküre  44, K Mezure 10, E Mihriz 423, E Mikdat 19346, K Milhan 235, E Milhan 10, K Mina 905, E Mirdas 28, K Mirsade 172, E Mirsat 314, K Mualla 23012, E Mualla 39, K Muaviye 80, E Muaviye 50, E Muavviz 8, E Muaz 422, E Mübarek 495, K Mübarek 242, K Mübeşşer 243, K Mücahide 1352, E Mücahit 15344, E Müdrik 15, K Müdrike 179, E Muhacir 1253, K Muhacir 149, K Muhalhel  2, E Muhammet 141698, E Muharip 10, K Muhbire  30, K Mühibe 5301, E Muhsin 42581, K Muhsine 16469, E Muhtar 3825, E Mükrem 200, K Müleyke  26, K Münibe 3111, E Münip 2145, E Münzir 27, K Munzire 59, K Mürre  10, E Musab 475, E Müsenna 12, K Müsevver 287, E Müsevver 6, E Müseyip 656, K Müsire  21, E Müslüm 53596, K Müslüme 15620, E Mutahhar 500, K Mutahhare 648, E Mütayir 7, E Muti 923, K Mutia 2487, E Muttalip 8030, E Nabil 34, K Nabil 64, E Naci 45380, K Nacide 1460, E Nacit 95, K Naciye 186811, E Nafi 4844, K Nafia 15363, E Nail 33810, K Naile 58294, E Naim 25809, E Nami 3654, K Namire 200, K Namiye 2205, E Naşir 58, K Naşire  , K Nasra 1816, E Nazir 4999, K Nazire 66208, K Nebat 4625, E Nebhan 22, E Nebih 235, K Nebiha 3460, K Nebihan 183, E Necef 298, K Necef 298, K Necibe 36735, K Neciha 528, E Necip 41074, E Nefis 15, K Nefise 52766, K Nehar 186, E Nehar 180, E Nemir 18, K Nesibe 51231, E Nesip 3452, E Nevfel 2918, E Nevvar 20, K Nevvare 327, K Niyar  48, E Nuayim 2, E Numan 17472, K Nümeyra  4, K Nüseybe  31, K Nüteyla  4, E Ökkeş 33209, E Ömer 573299, E Osman 839972, K Osman 119, E Rafi 1625, K Rafia 2832, K Raşide 2808, E Raşit 38131, K Ravza 764, K Rebahat 19, K Rebap  13, K Rebia 1615, E Rebii 436, K Reca 55, E Reis 2705, K Reise  26, K Remla  12, E Reşdan 5, K Reyhane 2385, K Rezin  12, K Ribi  5, K Rifa 1206, E Rifat 68732, K Rubeya  12, K Rufide 156, K Ruheyla 14, E Ruman 19, K Rumeysa 1971, E Saat 195, K Saat 109, K Sabe  42, K Sabika  51, E Sabit 18216, K Sabite 3394, E Sadaka 58, E Sadis 5, K Sadise 463, K Sadiye 53294, E Saffan 213, E Safi 1577, E Şafi 1160, K Safiye 169360, K Şafiye 2260, E Şahap 3825, K Sahre 2014, K Saibe 8089, K Saide 20946, E Saip 1497, E Sait 125241, E Salif 559, K Salife 149, E Salim 78672, K Salime 11282, E Salit 6, E Samit 99, E Şammas 2028, K Şarika 95, K Sariye 27705, K Saye  25, E Sayfi 7, E Şebib 22, K Şebibe 36, K Sebra  53, E Şeddat 2, E Şedit 63, K Şehide 2856, E Sehil 33, E Şehit 211, K Sehla  19, K Selamet 4142, E Selamet 1766, K Seleme 82, K Selma 138014, E Selma 22, E Selman 25412, K Selman 1749, K Şemir  4, K Semra 117847, E Şems 71, K Semure 81, E Sender 4, K Şerike 853, K Şeriye 441, E Servan 217, E Sevat 88, K Sevat  28, E Sevban 139, K Sevban 75, K Sevda 80088, K Sevdet 2253, E Sevdet 166, K Şeybe  56, E Seydivakkas 59, K Seyide 12470, E Seyif 193, E Seyit 58887, K Şeyma 13750, E Seyyar 339, K Seyyare 4364, K Sıdıka 129156, K Şifa 2768, E Şifa 637, K Sıla 1296, E Sıla 33, E Sinan 92267, K Sinan 339, E Siraç 5869, E Suat 48311, K Suat 7850, E Şuayip 16327, K Subahan  21, K Sübeyde 108, K Sübeyhan  9, E Sudi 543, K Sudiye 5122, K Süeyda 46, E Süfyan 437, K Suhar  8, K Süheybe 104, E Süheyl 815, K Süheyla 46394, K Süheyme  12, E Süheyp 143, K Süheyre  7, K Sükeyne  15, K Süleyme 188, K Sümeyye 10788, K Sünbül 13310, E Sünbül 85, K Süveybe 287, E Süveyit 24, E Tahir 96808, K Tahire 4516, E Talha 3689, K Tamam 10302, E Tamam 11, K Tarife 1093, E Tarık 25985, E Temindar 549, E Tevem 1, E Ubade 9, E Ubbat 44, E Übeyde 187, K Übeyde 277, E Übeydullah 2564, E Übeyit 4681, E Ukayl 20, E Ukbe 19, K Üleya  6, K Umame  13, E Ümeyir 30, K Ümeyme  30, K Ümeyra 111, K Ümmühabibe  18, K Ümmühan 139891, K Ümmüselime 314, E Üsame 404, K Üsame 15, E Üseyd 13, K Üseyla  4, E Utarit 10, E Üveys 349, E Vail 21, K Vaile  12, E Vakkas 15126, E Vasi 18, K Vasile 453, K Vedaat 7, E Vedi 365, K Vedia 4186, E Vehbi 19600, K Vekiye 12, E Velit 1223, E Verd 6, K Verde 1403, E Vesim 481, E Yafur 13, E Yahya 58299, E Yakup 132277, E Yasir 1605, E Yerim 1, E Yezit 2, K Yüser 11, K Zabiye 94, E Zahir 7690, K Zaide 9294, K Zari 185, K Zehra 303625, E Zekeriya 72340, K Zema  14, K Zerih  9, E Zeyit 434, K Zeynep 674093, K Ziyade 1035, E Ziyat 326, K Zöhre 94554, E Zübeyir 12464, E Zübeyit 2677, E Züfer 868, E Züheyir 491, K Züheyra 41, K Zülhimar 39, K Zümeyran 1256, K Züra  116, K Zürre 9.

Bu da nüfusu 50 binden çok olanların nüfusa göre dökümü.
K
Fatma
3416798
E
Ali
2446346
K
Ayşe
2297893
K
Emine
1812450
K
Hatice
1538625
E
Hüseyin
1459441
E
Hasan
1448489
E
Osman
839972
K
Zeynep
674093
E
Ömer
573299
E
Abdullah
471404
E
Mahmut
391551
K
Hanife
389533
K
Cemile
307760
K
Zehra
303625
K
Gülsüm
238322
K
Halime
231887
K
Asiye
223609
K
Leyla
207006
K
Esma
206891
K
Naciye
186811
E
İsmet
172051
K
Safiye
169360
E
Muhammet
141698
K
Ümmühan
139891
K
Selma
138014
E
Cemil
137991
K
Meliha
133564
E
Yakup
132277
K
Sıdıka
129156
E
Halit
126959
E
Sait
125241
K
Semra
117847
E
Eyüp
114834
K
Habibe
107590
E
Bilal
104922
E
Mesut
101308
E
Tahir
96808
K
Zöhre
94554
K
Aliye
92721
E
Sinan
92267
E
Cafer
86836
E
Hamza
84488
K
Sevda
80088
E
Salim
78672
E
Zekeriya
72340
E
Davut
72105
E
Kasım
69538
E
Rifat
68732
K
Nazire
66208
E
Seyit
58887
E
Yahya
58299
K
Naile
58294
E
Kerim
55953
E
Müslüm
53596
K
Sadiye
53294
K
Nefise
52766
K
Nesibe
51231
E
Ethem
50238


Sunday, February 16, 2020

Osmanlı nasıl fethetti: Okuma notu

A. Vakalopoulos, The Greek Nation 1453-1669: The Cultural and Economic Backround of Modern Greek Society. Feci bir şovenizm, Elen şovenizmi. Fakat 16. yy'da Rum nüfusun kaçışına ilişkin verdiği ayrıntılı bilgiler ilgimi çekti.
Osmanlı fethinin ana sonucu tarımsal nüfusun köleleştirilmesi. Yani reaya edilmesi. Doğal olarak, kaçabilen kaçmış. Kimi dağlara sığınmış, kimi adalara ya da - Karaburun yarımadası, Datça, Dersim, Hemşin, Müküs, Yunanistanda Mani, Souli gibi - ulaşımı güç yerlere. 18.-19. yy'a gelindiğinde Osmanlı'nın gayrimüslim köylerinin hemen hepsi, dikkat ederseniz, öyle yerlerdedir.
Nasıl kalabilmişler? Yazar bunu "kahramanca direnişlerine" bağlıyor, çete ve kleft öyküleri anlatıyor. Oysa gerçek neden çok daha basit: Sığındıkları yerlerin Osmanlı açısından ekonomik değeri yok. Nerede ciddi tarımsal rant varsa oraya Türkler çökmüş, yerli de -- başka çare bulamadığından -- Türkleşmiş. Nerede ancak dişinle tırnağınla işleyebileceğin marjinal topraklar var, ya da ürününü doğru dürüst bir pazara ulaştırma imkanı yok, oralara dokunmamışlar. Mesela Samos adasına neden hiç Türk yerleşmemiş? Futbol sahası kadar bir düz alan yok, ondan.
*
Anadolu'da Türk yerleşimi iki çeşittir, dönemleri de farklıdır.
Birincisi tarımsal yerleşim, burada anlattığım gibi. Yerli tarım işçisi köleleştirilip asimile edilmiş. Zorunlu iskanlarla, sürgünlerle, savaş esiri sevkiyatıyla epeyce de karışmış muhtemelen.
İkincisi tarıma elverişli olmayan açık yaylalar. Buraları hayvancılıkla geçinen konar-göçer toplulukların eline geçmiş. Bu topluluklara genellikle "Türkmen" ya da "Yörük" deniyor, fakat aralarında her zaman Kürt ve Arap unsurlar da var; 17. yy'ın kargaşasında çift bozan -- Müslim ve Gayrimüslim -- köylüler de aralarına karışmış görünüyor. Osmanlı bunlardan dişe gelir bir vergi alamamış. Ancak asker olarak yararlanmış. Ayrıca yerel egemenler birbirlerine karşı ve problem çıkaran reayaya karşı bunları baskı unsuru olarak kullanmışlar. Filan bölgeyi bir aşiretin istilasına ilişkin hemen her vakada, aşireti falan Bey veya Paşanın çağırdığını, desteklediğini, soygunlarına göz yumduğunu vb. görüyoruz.
Bu dediklerim daha çok "asıl" Anadolu, yani Fırat'ın batısı için geçerli. Doğuda süreç özünde aynı, ama zamanlama farklı, detaylar da aynı değil.
*
"Fetih" bir günde olan bir şey değil, zincirleme sonuçları olan yüzlerce yıllık bir süreç. O sürecin ayrıntıları, bugüne değin Türk tarihçilerinin -- ve ister istemez onlardan yararlanmak zorunda olan yabancı tarihçilerin -- özenle gözden uzak tuttukları bir konudur. Biraz deşmeye başlasan, uçsuz bucaksız bakir araştırma konuları çıkıyor önüne.

Wednesday, February 5, 2020

Türk isimleri neden Arapça?

4.097413
Mehmet
a
3.416798
Fatma
a
2.446346
Ali
a
2.297893
Ayşe
a
2.152599
Mustafa
a
1.812450
Emine
a
1.917072
Ahmet
a
1.538625
Hatice
a
1.459441
Hüseyin
a
674093
Zeynep
a
1.448489
Hasan
a
526868
Havva
a
1.104549
İbrahim
a
483520
Meryem
a
929263
İsmail
a
468750
Elif
a
839972
Osman
a
423887
Şerife
a
682629
Halil
a
418905
Sultan
a
573299
Ömer
a
389533
Hanife
a
562251
Yusuf
a
314377
Zeliha
a
534240
Süleyman
a
307760
Cemile
a
530180
Ramazan
a
303625
Zehra
a
493633
Murat
a
296430
Hacer
a
471404
Abdullah
a
291424
Keziban
f
391551
Mahmut
a
290815
Sevim
t
364877
Salih
a
255710
Hayriye
a
356779
Kemal
a
248128
Kadriye
a
316406
Recep
a
238322
Gülsüm
a
310405
Yaşar
t
231887
Halime
a
268162
Emin
a
230339
Hanım
t
248789
Kadir
a
223609
Asiye
a
247553
Bekir
a
223603
Aysel
t
230574
Bayram
t
207006
Leyla
a
228911
Hacı
a
206891
Esma
a
222644
Şükrü
a
204186
Gülüzar
f
214108
Cemal
a
203746
Hamide
a
211832
Musa
a
201949
Döndü
t
206579
Selahattin
a
198160
Melek
a
202234
Nuri
a
193566
Rabia
a
199372
Adem
a
193436
Zekiye
a
191413
Metin
a
186811
Naciye
a
187469
Dursun
t
186571
Hülya
a
183920
Rıza
a
185575
Nuriye
a
183141
Orhan
t
184454
Saniye
a
179881
Abdurrahman
a
182653
Ayten
t
174395
Fatih
a
181009
Aynur
t+
174369
Şaban
a
178497
Makbule
a
174207
Zeki
a
176472
Güllü
t
174033
Arif
a
170822
Türkan
f
172671
Kazım
a
169360
Safiye
a
172051
İsmet
a
162389
Necla
a
170560
İhsan
a
162178
Huriye
a
162190
Sabri
a
161843
Nazmiye
a
156150
Yılmaz
t
161629
Dudu
t
155459
Celal
a
158640
Rukiye
a
155087
Kamil
a
157773
Saliha
a
154472
Hakkı
a
157336
Rahime
a
151856
Mevlüt
a
155732
Özlem
t
151113
Muzaffer
a
154223
Yasemin
f
149329
Veli
a
152643
Feride
a
147792
Hakan
t
148798
Şükran
a
146667
Nurettin
a
148459
Remziye
a
141698
Muhammet
a
146458
Saadet
a
140396
Durmuş
t
146323
Dilek
t



145295
Münevver
a



144662
Songül
t



141984
Sevgi
t



140908
Şükriye
a



139956
Yeter
t



139891
Ümmühan
a



137913
Selma
a



131791
Seher
a

Tabloda 2009 itibariyle Türkiye’de en sık kullanılan 120 adı görüyoruz. Adların tüm olası varyantları (Fadime, Fatime, Fatıma, Fatuma, Fedima...) sayılara dahil edilmiştir, ancak “ayrı ad” olarak algılanan türevler (Fatoş, Fatey, Fatmana) ayrı maddededir. 120 adın toplam nüfusu  28.413.875 erkek ve 22.615.319 kadın olmak üzere 51.029.214 kişidir. Bu rakam, yaklaşık 98 milyon nüfuslu genel tablomuzun % 51,6’sıdır. (Çift isimler ayrı ayrı kaydedildiği için genel tablo nüfusu 2009’daki ülke nüfusundan %37 kadar fazladır.)
İlk 120’ye giren kadın adlarının sayıca erkek adlarından fazla fakat nüfusça daha az olmasının nedeni, diğer kültürlerde olduğu gibi Türkiye’de de erkeklere nispeten daha “resmi” (kamusal kültürün normlarına uygun), kadınlara ise daha fantezi “özel” adlar verme eğilimidir. Tablonun genelinde, yaklaşık eşit kadın ve erkek nüfusunda 91.131 farklı yazıma sahip erkek adı ve 173.211 farklı yazıma sahip kadın adı bulunmaktadır. Bir başka deyimle erkek adlarının ortalama nüfusu 537,7 iken, kadın adlarının ortalama nüfusu 282,9’dur.
Sağ kolonda adların hangi dilden kaynaklandığını gösterdim. Görüldüğü gibi Türkiye’de en yaygın olan 120 adın tümü Arapça (a), Farsça (f) ve Türkçe’den (t) türemiştir. (Listede aşağıya doğru indikçe başka diller de görülecektir.) Baskın dil açık farkla Arapçadır.
En popüler 56 erkek adının 49’u Arapçadır. Arapça adların toplam nüfusu 27.057.948 olup, 56 adın toplam nüfusunun yüzde 95,2’sini oluşturmaktadır. Türkçe olan 7 ismin oranı yüzde 4,8’dir. En popüler erkek adları arasında Farsça kökenli olan yoktur.
En popüler 64 kadın adının 47’si Arapçadır. Arapça isim taşıyanların nüfusu 19.417.558 olup, listedekilerin yüzde 85,9’udur. Türkçe olan 13 isim %10,5, Farsça olan 4 isim %3,6 nüfusa aittir. (Farsça gül ve Arapça nur birimlerini barındıran Güllü, Songül ve Aynur adlarını, Türkçede üretildikleri için “Türkçe” olarak işaretledim. Türkan adı da isteğe bağlı olarak Farsça veya Türkçe sayılabilir. Başka Ortadoğu dillerinden Arapçaya alıntı olan Yusuf, Süleyman, İbrahim gibi adları, Türkçeye doğrudan doğruya Arap kültüründen alındıkları için, Arapça saydım.)
Nüfus genelindeki oranlar bunlardan azıcık daha dengelidir. Doğrudan Arapçadan alıntı olarak işaretlediğim 2242 erkek adının nüfusu 40.843.264 çıkıyor. Bu rakam toplam 49.629.607 erkek adı nüfusunun yüzde 82.2’sidir. Hesaba örneğin Memo, Memik, Memoli, Sülüş gibi Arapçadan çıkma türevler ve Hacıbekir, Seferali gibi bileşikler henüz dahil edilmedi. Şimdilik herhangi bir dile tayin edebildiğim 47 küsur milyon erkek adı arasında net bir şekilde Arapça olanlar yüzde 85,2 tutuyor.
Kadın adlarında oran %78 ile 80 arasındadır. Ancak henüz kadın adlarını işaretlemeyi bitirmediğimden kesin bir rakam veremeyeceğim.
*
Kişi adları bir kültürün en temel, en mahrem, en yalansız düzeyidir. Çeşitli kültürel davranışlarında belli oranlarda kamuda kabul gören söylemlere boyun eğen kişi, sıra çocuğunun kimliğini belirlemeye geldiğinde çoğu zaman kendine ve ailesine ilişkin en derin ve gerçek duygularını öne çıkarır.
Bu durumda, Türkiye kültürünün, en mahrem ve yalansız düzeyinde, %85 ila 95 oranında Arap’tan aktarma olduğunu sanırım ileri sürebiliriz. Son yılların kültür kavgalarını ve hatta kısmen siyasi davranışlarını bu açıdan yorumlamak ilginç sonuçlar verebilir.
(Bir olası itiraz: Yukarıdaki tablo yaşa göre tasnif edilmemiştir. 2009’da Türkiye’de ortanca yaş [median age] 30 civarındaysa tabodaki adların yarıdan fazlası 1979’dan önce konulmuş demektir. Genç kuşakta ortalamalar biraz değişmiş olabilir. Ancak ciddi bir fark olacağını pek tahmin etmiyorum, olsa da Arapça adların daha da artması yönünde olabilir pekala.)