Sunday, February 16, 2020

Osmanlı nasıl fethetti: Okuma notu

A. Vakalopoulos, The Greek Nation 1453-1669: The Cultural and Economic Backround of Modern Greek Society. Feci bir şovenizm, Elen şovenizmi. Fakat 16. yy'da Rum nüfusun kaçışına ilişkin verdiği ayrıntılı bilgiler ilgimi çekti.
Osmanlı fethinin ana sonucu tarımsal nüfusun köleleştirilmesi. Yani reaya edilmesi. Doğal olarak, kaçabilen kaçmış. Kimi dağlara sığınmış, kimi adalara ya da - Karaburun yarımadası, Datça, Dersim, Hemşin, Müküs, Yunanistanda Mani, Souli gibi - ulaşımı güç yerlere. 18.-19. yy'a gelindiğinde Osmanlı'nın gayrimüslim köylerinin hemen hepsi, dikkat ederseniz, öyle yerlerdedir.
Nasıl kalabilmişler? Yazar bunu "kahramanca direnişlerine" bağlıyor, çete ve kleft öyküleri anlatıyor. Oysa gerçek neden çok daha basit: Sığındıkları yerlerin Osmanlı açısından ekonomik değeri yok. Nerede ciddi tarımsal rant varsa oraya Türkler çökmüş, yerli de -- başka çare bulamadığından -- Türkleşmiş. Nerede ancak dişinle tırnağınla işleyebileceğin marjinal topraklar var, ya da ürününü doğru dürüst bir pazara ulaştırma imkanı yok, oralara dokunmamışlar. Mesela Samos adasına neden hiç Türk yerleşmemiş? Futbol sahası kadar bir düz alan yok, ondan.
*
Anadolu'da Türk yerleşimi iki çeşittir, dönemleri de farklıdır.
Birincisi tarımsal yerleşim, burada anlattığım gibi. Yerli tarım işçisi köleleştirilip asimile edilmiş. Zorunlu iskanlarla, sürgünlerle, savaş esiri sevkiyatıyla epeyce de karışmış muhtemelen.
İkincisi tarıma elverişli olmayan açık yaylalar. Buraları hayvancılıkla geçinen konar-göçer toplulukların eline geçmiş. Bu topluluklara genellikle "Türkmen" ya da "Yörük" deniyor, fakat aralarında her zaman Kürt ve Arap unsurlar da var; 17. yy'ın kargaşasında çift bozan -- Müslim ve Gayrimüslim -- köylüler de aralarına karışmış görünüyor. Osmanlı bunlardan dişe gelir bir vergi alamamış. Ancak asker olarak yararlanmış. Ayrıca yerel egemenler birbirlerine karşı ve problem çıkaran reayaya karşı bunları baskı unsuru olarak kullanmışlar. Filan bölgeyi bir aşiretin istilasına ilişkin hemen her vakada, aşireti falan Bey veya Paşanın çağırdığını, desteklediğini, soygunlarına göz yumduğunu vb. görüyoruz.
Bu dediklerim daha çok "asıl" Anadolu, yani Fırat'ın batısı için geçerli. Doğuda süreç özünde aynı, ama zamanlama farklı, detaylar da aynı değil.
*
"Fetih" bir günde olan bir şey değil, zincirleme sonuçları olan yüzlerce yıllık bir süreç. O sürecin ayrıntıları, bugüne değin Türk tarihçilerinin -- ve ister istemez onlardan yararlanmak zorunda olan yabancı tarihçilerin -- özenle gözden uzak tuttukları bir konudur. Biraz deşmeye başlasan, uçsuz bucaksız bakir araştırma konuları çıkıyor önüne.

Wednesday, February 5, 2020

Türk isimleri neden Arapça?

4.097413
Mehmet
a
3.416798
Fatma
a
2.446346
Ali
a
2.297893
Ayşe
a
2.152599
Mustafa
a
1.812450
Emine
a
1.917072
Ahmet
a
1.538625
Hatice
a
1.459441
Hüseyin
a
674093
Zeynep
a
1.448489
Hasan
a
526868
Havva
a
1.104549
İbrahim
a
483520
Meryem
a
929263
İsmail
a
468750
Elif
a
839972
Osman
a
423887
Şerife
a
682629
Halil
a
418905
Sultan
a
573299
Ömer
a
389533
Hanife
a
562251
Yusuf
a
314377
Zeliha
a
534240
Süleyman
a
307760
Cemile
a
530180
Ramazan
a
303625
Zehra
a
493633
Murat
a
296430
Hacer
a
471404
Abdullah
a
291424
Keziban
f
391551
Mahmut
a
290815
Sevim
t
364877
Salih
a
255710
Hayriye
a
356779
Kemal
a
248128
Kadriye
a
316406
Recep
a
238322
Gülsüm
a
310405
Yaşar
t
231887
Halime
a
268162
Emin
a
230339
Hanım
t
248789
Kadir
a
223609
Asiye
a
247553
Bekir
a
223603
Aysel
t
230574
Bayram
t
207006
Leyla
a
228911
Hacı
a
206891
Esma
a
222644
Şükrü
a
204186
Gülüzar
f
214108
Cemal
a
203746
Hamide
a
211832
Musa
a
201949
Döndü
t
206579
Selahattin
a
198160
Melek
a
202234
Nuri
a
193566
Rabia
a
199372
Adem
a
193436
Zekiye
a
191413
Metin
a
186811
Naciye
a
187469
Dursun
t
186571
Hülya
a
183920
Rıza
a
185575
Nuriye
a
183141
Orhan
t
184454
Saniye
a
179881
Abdurrahman
a
182653
Ayten
t
174395
Fatih
a
181009
Aynur
t+
174369
Şaban
a
178497
Makbule
a
174207
Zeki
a
176472
Güllü
t
174033
Arif
a
170822
Türkan
f
172671
Kazım
a
169360
Safiye
a
172051
İsmet
a
162389
Necla
a
170560
İhsan
a
162178
Huriye
a
162190
Sabri
a
161843
Nazmiye
a
156150
Yılmaz
t
161629
Dudu
t
155459
Celal
a
158640
Rukiye
a
155087
Kamil
a
157773
Saliha
a
154472
Hakkı
a
157336
Rahime
a
151856
Mevlüt
a
155732
Özlem
t
151113
Muzaffer
a
154223
Yasemin
f
149329
Veli
a
152643
Feride
a
147792
Hakan
t
148798
Şükran
a
146667
Nurettin
a
148459
Remziye
a
141698
Muhammet
a
146458
Saadet
a
140396
Durmuş
t
146323
Dilek
t



145295
Münevver
a



144662
Songül
t



141984
Sevgi
t



140908
Şükriye
a



139956
Yeter
t



139891
Ümmühan
a



137913
Selma
a



131791
Seher
a

Tabloda 2009 itibariyle Türkiye’de en sık kullanılan 120 adı görüyoruz. Adların tüm olası varyantları (Fadime, Fatime, Fatıma, Fatuma, Fedima...) sayılara dahil edilmiştir, ancak “ayrı ad” olarak algılanan türevler (Fatoş, Fatey, Fatmana) ayrı maddededir. 120 adın toplam nüfusu  28.413.875 erkek ve 22.615.319 kadın olmak üzere 51.029.214 kişidir. Bu rakam, yaklaşık 98 milyon nüfuslu genel tablomuzun % 51,6’sıdır. (Çift isimler ayrı ayrı kaydedildiği için genel tablo nüfusu 2009’daki ülke nüfusundan %37 kadar fazladır.)
İlk 120’ye giren kadın adlarının sayıca erkek adlarından fazla fakat nüfusça daha az olmasının nedeni, diğer kültürlerde olduğu gibi Türkiye’de de erkeklere nispeten daha “resmi” (kamusal kültürün normlarına uygun), kadınlara ise daha fantezi “özel” adlar verme eğilimidir. Tablonun genelinde, yaklaşık eşit kadın ve erkek nüfusunda 91.131 farklı yazıma sahip erkek adı ve 173.211 farklı yazıma sahip kadın adı bulunmaktadır. Bir başka deyimle erkek adlarının ortalama nüfusu 537,7 iken, kadın adlarının ortalama nüfusu 282,9’dur.
Sağ kolonda adların hangi dilden kaynaklandığını gösterdim. Görüldüğü gibi Türkiye’de en yaygın olan 120 adın tümü Arapça (a), Farsça (f) ve Türkçe’den (t) türemiştir. (Listede aşağıya doğru indikçe başka diller de görülecektir.) Baskın dil açık farkla Arapçadır.
En popüler 56 erkek adının 49’u Arapçadır. Arapça adların toplam nüfusu 27.057.948 olup, 56 adın toplam nüfusunun yüzde 95,2’sini oluşturmaktadır. Türkçe olan 7 ismin oranı yüzde 4,8’dir. En popüler erkek adları arasında Farsça kökenli olan yoktur.
En popüler 64 kadın adının 47’si Arapçadır. Arapça isim taşıyanların nüfusu 19.417.558 olup, listedekilerin yüzde 85,9’udur. Türkçe olan 13 isim %10,5, Farsça olan 4 isim %3,6 nüfusa aittir. (Farsça gül ve Arapça nur birimlerini barındıran Güllü, Songül ve Aynur adlarını, Türkçede üretildikleri için “Türkçe” olarak işaretledim. Türkan adı da isteğe bağlı olarak Farsça veya Türkçe sayılabilir. Başka Ortadoğu dillerinden Arapçaya alıntı olan Yusuf, Süleyman, İbrahim gibi adları, Türkçeye doğrudan doğruya Arap kültüründen alındıkları için, Arapça saydım.)
Nüfus genelindeki oranlar bunlardan azıcık daha dengelidir. Doğrudan Arapçadan alıntı olarak işaretlediğim 2242 erkek adının nüfusu 40.843.264 çıkıyor. Bu rakam toplam 49.629.607 erkek adı nüfusunun yüzde 82.2’sidir. Hesaba örneğin Memo, Memik, Memoli, Sülüş gibi Arapçadan çıkma türevler ve Hacıbekir, Seferali gibi bileşikler henüz dahil edilmedi. Şimdilik herhangi bir dile tayin edebildiğim 47 küsur milyon erkek adı arasında net bir şekilde Arapça olanlar yüzde 85,2 tutuyor.
Kadın adlarında oran %78 ile 80 arasındadır. Ancak henüz kadın adlarını işaretlemeyi bitirmediğimden kesin bir rakam veremeyeceğim.
*
Kişi adları bir kültürün en temel, en mahrem, en yalansız düzeyidir. Çeşitli kültürel davranışlarında belli oranlarda kamuda kabul gören söylemlere boyun eğen kişi, sıra çocuğunun kimliğini belirlemeye geldiğinde çoğu zaman kendine ve ailesine ilişkin en derin ve gerçek duygularını öne çıkarır.
Bu durumda, Türkiye kültürünün, en mahrem ve yalansız düzeyinde, %85 ila 95 oranında Arap’tan aktarma olduğunu sanırım ileri sürebiliriz. Son yılların kültür kavgalarını ve hatta kısmen siyasi davranışlarını bu açıdan yorumlamak ilginç sonuçlar verebilir.
(Bir olası itiraz: Yukarıdaki tablo yaşa göre tasnif edilmemiştir. 2009’da Türkiye’de ortanca yaş [median age] 30 civarındaysa tabodaki adların yarıdan fazlası 1979’dan önce konulmuş demektir. Genç kuşakta ortalamalar biraz değişmiş olabilir. Ancak ciddi bir fark olacağını pek tahmin etmiyorum, olsa da Arapça adların daha da artması yönünde olabilir pekala.)