Wednesday, April 1, 2020

Ölmeyi bilmiyorsan yaşamanın manası ne?

“65 yaşın üstündeki herkes ölse - yahut 65 üzeri erkeklerle 75 üzeri kadınlar ölse - bunun insanlığa, ya da ölenlere, ya da kalanlara ne zararı var? Faydası zararından kat kat fazla değil mi?”
Diye sormuş yazar.[1] Bu cümlelerden “o halde yaşlıları öldürmeli” sonucu çıkar mı?
Sanırım istenirse çıkarılabilir. Marjinal bir sonuçtur gerçi. Gerçek dünyada çok az insanın samimiyetle savunacağı, ancak belki teorik bir ihtimal olarak tartışmak isteyebileceği bir sonuçtur. Öncelikle her iki soruya olumlu cevap verildiğini; ikinci olarak ölüm ve kalım kararlarının fayda ve zarar hesabına göre verildiğini; üçüncü olarak fayda ve zarar hesabını yapacak kişinin öznenin kendisi değil üçüncü kişi veya kişiler olabileceğini varsayar. Bunlar devasa varsayımlardır. Varsayımların doğru olduğuna, ya da yazarın bu varsayımları kabul ettiğine dair elimizde en ufak bir ipucu yok. Bunları var sayıp sonuçlara atlamak, bayağı akrobatik yetenek gerektirir. Halkımızda demek ki varmış öyle yetenekler.
Ben genellikle normal, kısıtlı yeteneklere sahip ölümlüler için yazdığımdan götüyle kuş tutabilen insanları düşünüp ona göre tedbir almayı bazen ihmal ediyorum. Benim hatam.
*
Başka ne demek istemiş olabilir yazar? Mesela şunu:
Yaşlı insanların ölümü olgunluk ve vakarla karşılamayı öğrenmesi gerekir. Hayatta öğrenilecek en mühim ders belki budur.
Ölümden kaçma güdüsü elbet her canlıda var. Solucanlarda ve timsahlarda da var. Seni solucan ve timsahlardan farklı ve üstün kılan – insan yapan –  şey ise bu güdüyü tüm insanlara ve özellikle gelecek kuşaklara karşı sorumluluk duygusuyla dengeleyebilmendir. Kendi yaşamının aslında evrende kıytırık bir detay olduğunu kavrama yeteneği insanda var, diğerlerinde yok.
Ölümden kaçamazsın. Beş sene olmazsa on beş sene sonra zaten öleceksin. Birkaç yıl geciktirmenin kıymeti ne? Diyelim ki senin için kıymeti büyük olsun. Bunun için senin, ya da toplumun, ya da gelecek kuşakların ödemesi gereken bir bedel varsa, o bedelin sınırı nedir? Senin canın üç sene daha Sudoku çözmek ve torunlarının kafasını şişirmek istiyor diye çocuklarından ve toplumdan ne kadar fedakarlık bekleyebilirsin?
Modern dünya bencilliği en üstün değer olarak kutsar. “Hak benim, can benim, kim ne karışır?” Karşılığında kimse bedel ödemiyorsa eyvallah, öyle olsun? Ya ödüyorsa? Ya senin kıytırık canını birkaç sene uzatmak için toplumun geleceği ateşe atılıyorsa? Yaşama anlam katan şeylerle uğraşmak yerine milyonlarca hastane yatağı ve solunum cihazı üretmek zorunda kalıyorsa? Hiç bedel ödemesinler diyen yok: senin onlara sorumluluğun varsa onların da sana var. Ama nereye kadar? Ölçüsü ne?
İnsanoğlu aldıkça değil verdikçe değer kazanır. Mal biriktirme sevdası gibi can biriktirme sevdası da insanı küçültür, silikleştirir, aç dilenci derekesine düşürür. Verdikçe büyürsün. Canın da öyle. Hayatındaki tek değer kendi canın ise solucandan farkın yok. Canını kuşaktan kuşağa aktarılan bir mirasın parçası olarak görebiliyorsan, dolayısıyla ölümü o sürecin doğal bir adımı olarak içine sindirebiliyorsan, ancak o zaman canının – solucanınkinden öte – bir değeri var demektir.
*
Kastettiğim böyle bir şeydi. İsteyen tabi istediği sonucu çıkarır. Yeter ki söylemediğim sözleri ağzıma sokmak gibi bir densizlikten uzak dursun.
Sözün devamı çok. Mesela sağlık endüstrisinin ulaşmış olduğu akıldışı boyutlardan söz edebiliriz. İnsan yaşamına anlam katan faaliyetleri yok sayıp insan yaşamını uzatmayı hedef belleyen bir kültürün zavallılığından söz edebiliriz. “Bilim” adı altında son yıllarda reklam ve pazarlama endüstrisinin bir şubesine dönüşen faaliyetin bu salgında nasıl yaya kaldığından söz edebiliriz. Şimdilik bu kadarı yetsin.





[1] Bu yazıdan birkaç gün önce Facebook’ta şu notları paylaşmıştım:

65 yaşın üstündeki herkes ölse - yahut 65 üzeri erkeklerle 75 üzeri kadınlar ölse - bunun insanlığa, ya da ölenlere, ya da kalanlara ne zararı var? Faydası zararından kat kat fazla değil mi?
İhtiyarları bir gıdım daha fazla yaşatmak için tıbba yatırılan kaynaklar - insan, para, eğitim, ilaç, sigorta - silahlanmaya yatırılan trilyonlardan daha büyük ziyan değil mi? 
Farzedelim ihtiyarların iyice bunayıp çürümeden ölmesi çok çok fena, korkunç, hain bir şey olsun. Gençlere daha iyi bir dünya bırakmak, bu anlamsız hayata tutunma hırsından daha değerli ve özverili bir hedef değil mi?
İhtiyarları her ne pahasına olursa olsun yaşatma hırsına şimdilerde "bilimsel" adı veriliyor. Bilimsellikle herhangi bir alakası olmadığını, felsefi bir tercih olduğunu hakikaten göremiyor musunuz? 
Bencilliğin kutsanması sadece. Modern dünyada hayat anlamsızlaştıkça, her ne pahasına olursa olsun hayata tutunma hırsı kontrolden çıkıyor.

23 comments:

  1. Maaslardan saglik sigortasi prim kesintisi icin secenek sunulsun: a)65/70/75 yasimdan sonra saglik masraflarimi kendim karsilayacagim
    b) Kesintiler aynen devam edebilir.

    Böylece insanlarin saglikli ve gencken daha fazla net maas edinmelerinin yolu acilir, 75 inden sonra kanser olan icin aileden "kemoterapi gör" baskisi gelmez, hastane koridorlarinda sürünmektense en azindan evinde/memleketinde kisa sürede ölme secenegi sunulur. Dün Alman televizyonunda bir tarafta yogun bakim ünitelerini, aygitlari ve aygitin parcasi haline gelmis doktorlari, öbür tarafta bakim evindeki Tatli teyze ve amcalari görünce aklima bu geldi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sağlık sigortası her yaştaki insan için tercihe bağlı olmalı. Ayrıca tamamen serbest piyasaya bırakılmalı. Benden zorla para alıp beni zorla "sigortalı" yapmak ancak orospu çocuğu devletlerin yapabileceği bir iştir.

      Delete
  2. "Bu yazıdan birkaç gün önce Facebook’ta şu notları paylaşmıştım:"
    facebook'u hep yaslilar kullaniyo. sizi twitter'a bekleriz :)

    ReplyDelete
  3. Sevan bugün bişe fark ettim senle paylaşasım geldi.

    Sen hep diyon ya "Dil eş anlamlıları sevmez, zamanla her bir kelimeye nüanslar giydirir" diye. Hah, işte o dediğin okuyan, yazan, bilemedin düşünen, daha üst medeniyet katmanlarına evrilen kavimlerin-toplumların dilleri için geçerli. Çünkü medeniyet merdiveninde çıktıkça anlam dünyan zenginleşiyor, yeni nüanslar ortaya çıkıyor vs.

    Çağdaş Türkiye Türkçesinde bunun tam tersi yönde eğilimler var.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gezi ile seyahat teorik olarak eş anlamlıdır. Tur da eş anlamlı sayılır. Ama “yemekten önce kısa bir seyahat yapalım” denmez. Seyahat Parkı diye bir yer olamaz (ya da belki turizm acentelerinin toplandığı bir yer olabilir). Bisikletle tur attım olur gezi yaptım olmaz. Müzik grubu Anadolu turuna çıktı ayrı, Anadolu gezisine çıktı ayrı anlamdadır. Anadolu seyahati daha da ayrıdır.

      Devinim sözcüğü hareket’in eş anlamlısı olarak uydurulmuştu. Ama sabah 8’de hareket ediyoruz olur, sabah 8’de deviniyoruz olmaz. Milliyetçi Hareket olur, Milliyetçi Devinim olmaz. Güncel Türkçede bu iki kelime İng motion ve movement karşılığı olarak ayrı ayrı yerlere oturmuştur. Aradan iki üç kuşak geçse, bir zamanlar bu ikisinin eş anlamlı olduğu fikri insanlara çok tuhaf ve inanılmaz gelecektir.

      Delete
  4. "Bunun için senin, ya da toplumun, ya da gelecek kuşakların ödemesi gereken bir bedel varsa, o bedelin sınırı nedir? Senin canın üç sene daha Sudoku çözmek ve torunlarının kafasını şişirmek istiyor diye çocuklarından ve toplumdan ne kadar fedakarlık bekleyebilirsin?"bu ülkede Y Jenerasyonu, baby boomer ların emekliliğini finanse edebilmek için çok ağır bedeller ödüyor ve görülüyor ki bunun bir sınırı yok!bundan sonra sevan,No Country for Old Men��

    ReplyDelete
  5. Sevan Hocam, blogun en alt kısmında çok sayıda etiket vardı ve eski makaleleri böylece kolayca bulabiliyorduk. Etiket sayısı azalmış sanırım. Makale başlığını unuttuğumuz zaman etiket aracılığıyla aramak veya belli bir etiketten rastgele makaleler okumak güzel oluyordu. Bu konuda bir değişiklik olacak mı?

    ReplyDelete
  6. hocam Çin üzerine de bir analiz yapar mısınız? insan haklarını hiçe sayan ama yabancı yatırımcıya her türlü kolaylığı sağlayan bir ülke. ilerde amerika'nın yerini alabilir mi? yoksa bu modelle bi yere kadar gider tıkanır mı?

    ReplyDelete
  7. Bilginin cok turu var, bunun hepsini herkese geciremiyoruz. Yazi teknolojisiyle en yuzeydeki bilgiyi gecirmeyi basardik. Dogrudan gorsel bilgiyi de videolarla yayabiliyoruz. Ama hala eksiklerimiz var. Kas hafizasini (omurilikte depolanan bilgiyi) geciremiyoruz ornegin. Hizli ve Yavas Dusunce'de anlatilan hizli dusunceyi saglayan bilgi turunu de geciremiyoruz. Insanimiz okuyor, deneyimliyor, ogreniyor ve sonra en verimli olacak zamanda mefta oluyor. Bilgi olumle birlikte sona eriyor. Aslanli Yol'la gecmiyor o bilgilerin tumu. Ve sonucta Godel hikayesi yuzunden zaten bir bilgi ifade edildigi anda eksik kaliyor. Ve Hegel'e ragmen bilginin en yuksek sekli hala simgelestirilmis bilgi degil.

    Ama insan omrunu arttirsak acaba ne tur bilgiler cikar piyasaya, acaba nasil bilimler turer, deneyimle ortaya cikacak bilgiden olusan devasa yiginlardan ne fikirler, ne filozoflar cikar?

    Cok basit bir deli deneyi yapalim: Logan's Run. 30 yasina gelmisleri oldurelim. Yalnizca gencligin pinarindan beslenelim. 200 bin yildir neden ayni tur yerinde saydi da son hadi en iyisinden 10 bin yilda bu kadar ilerledi? 30 yas ortalamayla anca o kadar ilerleyebilirdik cunku. Ilerlemek iyi bir sey mi? Birileri ilerleyecek, ilerlemeyenleri ezip gececek, Tufek Mikrop Celik'teki Ispanyol-Inka oykusunu biliyorsun.

    Evren simgelestirilmis bilgiden cok daha karmasik. Deneyim olagan ustu onemli. Bu basit gercegi nasil es gecersin? Bu durum cok semptomatik. Bir suru seyi dusunebilen adam bunu nasil dusunemez? Dogru durust bilimkurgu okumadigi, Ali Nesin'den bir sey ogrenemedigi icin mi acep? Yoksa bir meydan okuma mi olume?

    Yaslilari yasatacagiz, cunku hepimiz ayni zekanin parcasi degiliz henuz. Babil'in Laneti dillerin ayri olmasi degildir, bireyin diger bireyle arasindaki coldur. "Kisi sonunda ancak kendini yasar"i kirdigimiz gun, yaslilari emekli etmeyi dusunebiliriz belki. Ama bugun... Yasa, dusun, yarat ve anlatmaya devam et!

    ReplyDelete
  8. 65 ya da 75 yaş üstü "morukların" yeni jenerasyondan kat ve kat zararlı oldukları konusunda emin değilim. Su doku ile instagram, tiktok türevi uygulamalar arasında bir fark göremiyorum.

    Birinin avantajı tecrübe ise diğerinin ki yalnızca bedenen gençliği başka bir şey değil. Bunun yerine sağlık bilimi araştırmalarının arttırıp daha uzun ömür için bir çözüm daha makul olur kanısındayım.

    ReplyDelete
  9. Insanlar yaşlıyken de üretken olabiliyorlar. Hem de ekonomik açıdan da. Günümüzde emeklilik bile gereksiz. Genç insanlar işe girebilsin diye yaşı ileri olanlar emekli oluyor. O yüzden yaşlıları sağlığına kavuşturmak gerekiyor ekonomik açıdan da insanı boyutunu geçtim.

    ReplyDelete
  10. Eric Pratt Hamp, 98 yaşında öldü ve dilbilimciydi, faydalı vede büyük bir adamdı. Yaştan ziyade, kaliteli insan sayısı önemli Sevan hocam.

    ReplyDelete
  11. Aşağıdaki linkteki blogda yer alan yazılardan bazılarının başlıklarına bir bakın. Yazılara değil sadece başlıklarına bakmanız yeterlidir. Yoruma ve okumaya gerek yok. Vakit kaybı.

    "Cahiliyye'nin "Hastalık Bulaşır" Şüphesine Reddiye"
    "Cahiliyyenin Tedbirleri Boş Çabalardır"
    "Hastalığın Bulaşması Kendiliğinden Değil, Allah’ın Takdiriyledir"
    "Hastalık Bahanesiyle Cuma ve Cemaat Namazlarını İptal Edenlere!"
    "Cemaatle Namazı İptal Eden Sapık Fetva Sahiplerine!"
    http://ebumuaz.blogspot.com/

    Yine de merak edenler için gözüme çarpan bir paragrafı aktarayım. Daha fazla okuyamadım, siz de okumayın.
    "Bulaşıcı hastalıklar eskiden beri mevcuttu ve ne Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ne de ashabı, bugün kendilerine “Bilim kurulu” denilen ve kâfir Dünya Sağlık Örgütünün aldığı saçma sapan kararları harfiyyen uygulamakla görevli olan yobaz cahil tayfasının yaptıkları gibi, insanları birbirinden uzak tutmak, evlere kapatmak gibi kararlar almıyorlardı. Mescidlerde cemaatle namazları, ilim derslerini, birbirlerini ziyaretleri asla iptal etmemişlerdir. Çünkü onlar Allah’a ve onun kaderine iman ediyorlardı. Şimdikiler ise Allah’ı ve kaderini inkar ediyorlar, “akıl ve bilim” dedikleri geri zekalılık ve cehalete tapıyorlar, maskelerle ve eldivenlerle korunabileceklerini zannederek halkları paranoyak haline getiriyorlar."

    ReplyDelete
    Replies
    1. Zaten okumayacağım, fark dahi etmeyceğim bir alıntıyı, faydalı bir platforma getirip sokmanın anlamı nedir? Bilgiye kıymet veren insanların vakit ve enerjisini çalmaktan öte..? Moderasyon lütfen.

      Delete
    2. Çok doğru.
      Zaten Nişanyan da - kendisinin yazdıkları hariç - uzun yazıları kimsenin okumamasından hareketle buna karşı olduğunu söylüyor.
      Bir tek onun uzun yazıları insanların vakit ve enerjisini çalmıyor çünkü.

      Delete
  12. “CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan’ın konuğu olan Korona Bilim Kurulu üyesi Profesör Mehmet Ceylan’ın virüslerle ilgili sözleri gündeme damgasını vurdu.
    Prof. Ceylan, ‘Gıda kaynakları aritmetik artar, insan nüfusu geometrik artar. Eğer bu artış böyle devam ederse insanlar yiyecek ekmek bulamaz. Şimdi buna, Allah nasıl bir mekanizmayla ayarlamış bunu. İnsanlar belli bir ortalama yaştan daha uzun yaşayamaz. Bu neyle sağlanır? Bakteri yaratmış Allah. Siz buna karşı ilaçlar, antibiyotikler buluyorsunuz, öldürüyorsunuz. Bu sefer bakteriler bu dengeyi koruyabilmek için direnç geliştiriyor. Virüsleri yaratmış. Allah neden virüsleri yaratmış? Yani hiçbir işe yaramıyorlar, kendi başlarına canlı değiller, sırf insanları öldürüyorlar. Neden yaratmış? Çünkü insanların belli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir. Yoksa kimse yaşayamaz. Siz ne yapıyorsunuz? Çiçek hastalığı çıkıyor, ona bir aşı yapıyorsunuz. Sonra bu sefer ne oluyor? Bir başka virüs çıkıyor ortaya, ona da bir başka tedavi uyguluyorsunuz’ dedi.”

    Tam Malthus diyecekken lafı ağzımdan almış.
    Sonra baktım kendisi de söylemiş zaten.

    "Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programındaki sözleri nedeniyle sosyal medyada bazı kesimlerin tepkisiyle karşılaştı. Ceyhan’ın programda, “Allah neden virüsleri yaratmış? Çünkü insanların belli bir sayının üzerinde çoğalmaması gerekir. Yoksa insanlar yiyecek ekmek bulamaz” sözlerine özellikle seküler kesimlerden yoğun eleştiriler geldi....Prof. Dr. Mehmet Ceyhan sözlerinin Malthus’un nüfus teorisine dayandığını belirterek, “Buna inanıyorsanız ister Allah deyin ister doğa deyin bu denge bir şekilde var, var olmazsa dünyada yaşam mümkün olmaz. Sosyal medyadaki sözlere aldırsaydım şimdiye kadar bu mesleği çoktan bırakmam lazımdı. Biz bunları konuşmadığımızda tuzlu suyla gargara yap, boğazına kurutma makinesi tut ya da damardan C vitamini yaptır diye konuşanlar çıkıyor. Biz bilimsel gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz” dedi."

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hocanin kafasi epey karisik belli ki. Virus ve bakteri ortalama ömür vs. sallamiyor. Hocanin kurdugu mantiga göre aslinda tüm saglik sistemi Allah'in /doganin kurdugu dengeyi bozmak üzerine kurulu. Meslegini de birakmak istemiyor bir yandan. Geriye bir ihtimal kaliyor: Tip profesörlügünü Allah'in kelamini yaymak icin kullaniyor. Kendince insanlara yardim eder gibi görünüyor, ama ölmesi muhtemel bir vaka ile karsilasinca "rahat birakin, karismayin" diyor. "Kadere karsi gelmeyelim".

      Delete
    2. "Geriye bir ihtimal kaliyor: Tip profesörlügünü Allah'in kelamini yaymak icin kullaniyor."

      Hayır. Zaten "Buna inanıyorsanız ister Allah deyin ister doğa deyin bu denge bir şekilde var" diyor. Aynı olguları inanan "Allah"la açıklar, inanmayan "doğa"yla. Veya "doğal seleksiyon" ile, "tesadüf" ile, ya da başka bir şeyle.
      Örneğin;
      Soru: Neden akıllı bir tür ortaya çıkabildi?
      (Sonuçta çok farklı ihtimaller mevcut. Akıllı bir tür evrimleşmeden sadece yaşam olabilirdi. Yaşam olmadan sadece yaşanılabilir bir gezegen olabilirdi. Yaşanılabilir bir gezegen olmadan sadece gezegenler olabilirdi. Gezegenler olmadan sadece yıldızlar olabilirdi. Yıldızlar toz ve gaz bulutundan yıldıza dönüşmeyebilirdi. Hatta evren ilk baştan mevcut olmayabilirdi vb.)
      İnananın cevabı: Allah istediği için bu ihtimal oldu.
      İnanmayanın cevabı: Doğa / doğal seleksiyon / evrim / tesadüf vb.
      (Tabii evrim olgusunu toptan reddedip "topraktan aniden yaratılış", veya "düz dünya" gibi sözde teorileri savunanlardan bahsetmiyoruz. Mevcut maddi gerçekliği olduğu gibi kabul edenler arasındaki bir tartışmadan bahsediyoruz burada.)

      Delete
    3. Hocanin celiskisinden bahsetmistim. Verdiginiz cevapla yaptigim yorum arasinda baglanti yok.

      Delete
  13. https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/laiklik-gunu-1732216
    İnsanlık can derdinde, zavallı Özdemir İnce et derdinde, Müslüman mahallesinde laikçilik satmakla meşgul.
    Kendisi de itiraf etmiş;
    "Şair laikçiliğe devam ediyor: Bilginize arz ederim efendim!"
    Ona laikçilik denmez aslında.
    Malthus'un teorisi gibi güncel ve gerçek sorunlar yerine sahte gündemlerle meşgul olacak kadar kör olmak denir.
    Aman başımızda AKP varken Malthus'u tartışmayalım!
    Sonra şairin dediği gibi "Cumhuriyetin değişmez 4 (3+1) niteliğinden (demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti)" oluruz!
    Gerçi o nitelikleri AKP'den çok önce Kenan Paşamız çoktan yerle yeksan etmişti ama neyse.
    Hatta belki Kenan Paşamızdan da önce Kemal Paşamız.

    ReplyDelete
  14. "Feci olay! Korona korkusu ölüm getirdi
    Bursa'da korona virüsü korkusuyla evinde sürekli çamaşır suyu ile temizlik yapan kadın, zehirlenerek hayatını kaybetti.
    Olay, merkez Yıldırım İlçesi Değirmenönü Mahallesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, korona virüsü korkusuyla 4. Açelya Sokak üzerinde bulunan evinde sürekli temizlik yapan Mukaddes Tunç, sokağa çıkma yasağının olduğu bugün de evinde temizlik yapmaya devam etti. Korona virüs korkusu nedeniyle temizlik esnasında çok fazla çamaşır suyu kullanan kadın, bir süre sonra zehirlenerek fenalaştı. Evde bulunan vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sağlık ekibi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen sağlık ekipleri, Mukaddes Tunç'un çamaşır suyundan zehirlendiğini belirledi. Evdeki ilk müdahalenin ardından ambulansa alınan kadın, Kestel Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Mukaddes Tunç, hayatını kaybetti. Evli ve 3 çocuğu bulunan kadın, inceleme yapılmak üzere Bursa Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı."
    https://www.hurriyet.com.tr/gundem/feci-olay-korona-korkusu-olum-getirdi-41492895

    Böyle bir olayın sorumluluğu bunun haberini veren medya kuruluşlarında ve onların ipini elinde tutan iktidardadır. Vicdanları olsaydı şöyle demeleri gerekirdi;
    "Bu trajedi bizim pompaladığımız paranoyaklığın bir sonucudur. Vatandaşlara dikkatli olmalarını telkin ederken işi abartıp ucunu kaçırmamalıydık. Özür dileriz."

    ReplyDelete
  15. Facebook'taki paylaşımınıza soru olarak; yaşlıların yaşatılmaya çalışılması dünya hafızasının sonraki nesillere aktarılmasında faydalı olabilir mi? Yani yaşlıların deneyimlerinden ve bilgi birikimlerinden (özellikle konusunda uzman olanların) ne kadar uzun süre faydalanabilirsek o kadar yararlı olmaz mı insanlık için? Çalışmalarının doruk noktasındaki yaşlı bir bilim insanı için çaba göstermek gerekmez mi? (Acaba seçici mi olmak lazım o zaman, yazarken bu da aklıma geldi)

    ReplyDelete