Tuesday, September 22, 2020

Ettinli isimler

Ed-dîn takılı bileşik isimlerin ilki Abbasi Halifesi el-Kaadir’in H 405 (M 1014-15) yılında Büveyhi emirlerinden Celalüddevle’ye ihsan ettiği Rükneddin lakabı imiş. 1025 yılında bu zat Irak hükümdarı olunca vezirine de Alemeddin lakabı verilmiş. Bunları 15. yy’da yazan Mısırlı Memluk tarihçisi İbn Tağriberdi (Tanrıverdi) söylüyor. Bundan evvelki yüz yılda (yani Miladi 900'lerden itibaren) ed-devle'li unvanlar var, fakat ed-din örneğine rastlamıyoruz. Gazne hükümdarı Emir Sebüktegin'in 994 yılında edindiği unvan mesela birçok kaynakta yazılanın aksine Nâsırüddin değil Nâsırüddevle.

Binyıl değişimini izleyen 300 yılda ed-din’li lakaplar, yeni bir tür devlet aristokrasisinin vazgeçilmez alameti oluyor. Selçuk egemenliğinin kurucusu Tuğrıl Bey de Rükneddin. Halefi Alparslan’ın lakapları Adududdevle ve Ziyaeddin; onun oğlu Melikşah Celalüddevle ve Muizzeddin. Konya sultanlarından Alaeddin Keykubad ile Gıyaseddin Keyhusrev malum; Şam sultanı Salahaddin Eyyubi malum. Celaleddin Rumi, Muhyieddin el-Arabi de tanıdık isimler. Hiç biri bu kişilerin öz adı değil, törenle verilen onursal bir unvan, biraz Batı Avrupa’nın soyluluk unvanları gibi. Ayağa düşmeleri çok sonra, 13. yy sonu, 14. yy başı.

Tanınmış şarkiyatçılardan J. H. Kramers ilk dönem bu lakapların Farsçadan uyarlama olduklarına işaret ediyor. Kimi doğrudan çeviri, Dînyâr > Veliyeddin, Şehriyâr > Adududdevle gibi. Kimi ses benzeştirmesi yoluyla asimile edilmiş: Ferîdûn > Ferideddin, Ferruh-dîn > Fahreddin, Beh-dîn > Bahaeddin gibi. Benzerlikler yakıştırma değil; aynı kişinin Farsçada öyle Arapçada böyle adlandırıldığı, ya da Feridun oğlu Ferideddin gibi sürekliliğe işaret eden sayısız örnek var.

Devir bu kültürel açılıma müsait. İslam tarihinde bu yıllar bir dönüm noktası. Abbasi/Arap İmparatorluğu çürümüş; 300 yıllık bir aradan sonra İran kültürü altın çağına adım atmış; Türklerin askeri egemenliği altında tüm İslam dünyasına hakim olmaya hazırlanıyor. Bu meyanda aristokrasinin niteliği değişmiş. Önceki dönemin seçkinleri, Abdullah bin Kays bin Raad bin Lüeyy gibi – gerçek ya da hayali – şecerelerle kendilerini eski Arap aşiretlerine bağlamaya özen göstermişler. Yeni döneminkiler unvanlarını kıymetli bir giysi – hılat – gibi, kılıç sahibinden ödül olarak almışlar.  Büyük bir kültürel değişimin habercisidir. Aynı zamanda İslam’ın en parlak, medeniyet sahasında en üretken, ortak insani değerlere en açık çağının başlangıcıdır. Hicri 400, Miladi 1000 civarı.

*

Aşağıda Mart 2009 itibariyle Türkiye’de eddin’li isimler taşıyan yetişkin erkeklerin listesini görüyoruz. Nüfus kayıtlarından en sık kullanılan imlayı seçtim. Sol kolon her adın nüfusu; toplam 1.488.732 kişi, 300 isim. Listedeki ilk elli-altmış ismin hepsi İslam geleneğinde yeri olan klasik isimler. Daha aşağıdakilerin bir kısmı (hepsi değil) ya henüz çözümleyemediğim varyantlar, ya da Şinasettin, İslamettin, Bilalettin, Ahmettin, Turhanettin gibi, uydurmasyon adlar. 

206574

Selahattin

165

Sabrettin

43

Hicabettin

146667

Nurettin

165

Zahittin

43

İmarettin

89400

Sebahattin

163

Kudrettin

43

Siyasettin

87309

Alaattin

159

Muhbettin

42

Ahmettin

86337

Muhittin

157

Şevkettin

42

Felahattin

73310

Hayrettin

152

İlhamettin

42

İslamettin

71021

Fahrettin

150

Şadettin

41

Hacettin

65585

Bahattin

150

Saittin

41

Ömeriddin

63117

Necmettin

148

Elveddin

40

Cemasettin

59623

Şerafettin

143

Emrettin

40

Hasbettin

54884

Seyfettin

141

Nahittin

39

Kamerettin

51858

Sadettin

141

Nusamettin

38

Behçettin

38236

Nizamettin

137

Nedrettin

38

Esirettin

38224

Şemsettin

137

Orhanettin

38

Niyazettin

35239

Hüsamettin

136

Azettin

36

Ridayettin

32312

Cemalettin

135

Musafettin

35

Evhattin

29165

İzzettin

134

Efrettin

35

Rasettin

26181

Celalettin

134

Mecdettin

35

Recaettin

22119

Tacettin

134

Sezaittin

35

Secalettin

15446

Burhanettin

132

Hidayettin

34

Ağamettin

14531

Vahdettin

124

Kadrettin

34

Bilalettin

13860

Bedrettin

124

Zikrettin

34

Mürvettin

13782

Kemalettin

123

Yasettin

33

Kefalettin

13188

Ziyaettin

119

Nezahattin

33

Methettin

12740

Şahabettin

117

Ferahattin

32

Mubahattin

11514

Kutbettin

115

Feridettin

32

Mürefettin

11163

Sadrettin

115

Necabettin

31

Ayettin

10880

Nusrettin

113

Cihadettin

31

Cavittin

7103

Seracettin

113

Fetahattin

31

Eminettin

6997

Gıyasettin

113

Möhrettin

31

İsabettin

6812

Necattin

111

İlamettin

31

Rahmettin

6465

Kıyasettin

106

Misbahattin

30

Nakittin

6057

Sulhattin

105

Faittin

30

Razettin

3956

Nasrettin

105

Talettin

27

Cumattin

3045

Zeynettin

105

Ziyamettin

26

Sahrettin

2933

Keramettin

102

Surettin

25

Bahsettin

2604

Şücaettin

101

Zülfettin

25

İbadettin

2113

Vahyettin

99

Veysettin

25

Yevmittin

1949

Selamettin

98

Vefaettin

25

Zerafettin

1782

Şahmettin

96

Kefaettin

24

Keşfettin

1670

Samettin

93

Ayfettin

23

Hicrettin

1603

Refaettin

91

Nezafettin

23

Rutbettin

1466

Velittin

90

Ebettin


1365

Musamettin

90

Hutbettin

22

Mürsettin

1214

Fikrettin

89

Fazlettin

21

Cezmettin

1190

Şahamettin

87

Afettin

21

Livaettin

1068

Takyettin

85

Münacettin

20

Lisanettin

979

Saffettin

84

İmamettin

20

Musabettin

963

Hiyasettin

84

Nezarettin

20

Müştekiddin

896

Alamettin

83

Nazmettin

20

Şinasettin

824

İmadettin

82

Mecmeddin

19

Feracettin

820

Yaşettin

80

Seheddin

19

Zümrettin

736

Vechettin

79

Hasrettin

18

Hamzettin

717

Şahattin

79

Mehmettin

18

İrfanettin

685

Muslahattin

79

Nefahattin

18

Mazharettin

675

Liyattin

79

Şahadettin

17

Delalettin

617

Rüknettin

78

Emsalettin

17

Sarettin

606

İlmettin

78

Hükmettin

17

Şeramettin

592

Esalettin

78

Sahabettin

16

Hilmittin

592

Fehmettin

77

Hulkattin

16

Nüzhettin

584

Bahrettin

73

Cevattin

16

Rahattin

578

Sefaettin

73

Kıyafettin

16

Yücettin

506

Mücahittin

73

Neşettin

15

Ataettin

493

Vasfettin

73

Tahattin

15

Merhamettin

466

Semahattin

71

Cevdettin

15

Müjdettin

463

Necettin

70

Beyazittin

15

Mürşittin

452

Fevzettin

70

Cahittin

15

Nakşettin

448

Sacettin

69

Namettin

15

Şeyhattin

405

İsamettin

67

Hamittin

15

Seyreddin

369

Şükrettin

67

Siyamettin

14

Mükafettin

365

İzamettin

65

Haşmettin

13

Beşarettin

362

Gülettin

64

Risalettin

13

Cezaettin

362

Nacettin

64

Suhyettin

13

Ekmelettin

351

Lütfettin

63

Eynettin

13

Fuattin

324

Halittin

63

İsmettin

13

İmanettin

309

Feyzettin

63

Sinamettin

13

İslahattin

309

Mirbahattin

60

Mevlüttin

13

Kefarettin

307

Necdettin

60

Vahabettin

13

Müftahittin

280

Necbettin

59

Riyasettin

13

Müstehaddin

262

Şefaattin

59

Turhanettin

13

Nurhanettin

260

Nebahattin

57

Kiramettin

13

Rağbettin

242

Senaettin

56

Esvettin

12

Kelamettin

228

Hayattin

55

Hilalettin

12

Münirettin

220

Beraattin

55

Vecdettin

12

Şifaettin

220

Cesarettin

54

Arafettin

12

Ulaeddin

220

Şöhrettin

54

Visalettin

11

Emanettin

207

Zahrettin

53

Esasettin

11

Hazarettin

205

Azamettin

53

Zöhrettin

10

Kibarettin

200

Ruhittin

52

Adalettin

10

Muinettin

197

Musaddin

52

Hayfettin

9

Cidayettin

194

İkramettin

50

Fecrettin

8

Hocattin

193

Nihattin

50

Zekaettin

7

Eşrefettin

187

Ülfettin

49

Efdalettin

7

Hacerettin

184

Hikmettin

48

Remzettin

7

Nasihaddin

173

Usamettin

46

İhsamettin

7

Racettin

170

Servettin

45

Besarettin

6

Celadettin

168

Mettin

45

Nezrettin

5

Rukyettin

167

Muzafferettin

45

Reşattin

4

Mugisiddin

166

Nevzettin

43

Heybettin

4

Nibraseddin

165

Nükrettin

2

Kıvamettin

1

Ecmelettin

Tuesday, September 15, 2020

Hukuk hukuku

Mantık mantığı, melek meleği, şafak şafağı. Aynı şekilde ahmak, aşık, felek, fındık, fıstık, halayık, hendek, imbik, leylek, meslek, mızrak, mutfak, muvaffak, mübarek, münafık, müşterek, sadık, sandık, sokak, şakak, şakayık, şebek, tabak, tiftik, varak, zambak, zındık. Ünlü ekleyince son ses değişir.

Buna karşılık ahlak ahlakı, hukuk hukuku, intibak intibakı, taskik tasdiki (doğrusu tasdikı). Bu listede daha yüzlerce var: dakik, emlak, evrak, hakkak, halik, idrak, ilhak, iltisak, infilak, istimlak, iştirak, ittifak, memluk, merak, mihrak, müşfik, müttefik, nifak, şerik, taalluk, tarik, tebrik, teşvik...

Sor bunu bin kişiye, biri sebebini bilse mucizedir. Oysa basit. Bunların hepsi Arapçadan alınma iki veya daha fazla heceli sözcükler. Son hece eğer kısaysa Türkçeye özgü ötümlüleşmeye uğrar (‘yumuşama’ deniyor). Değilse uğramaz. Tek heceliler de uğramaz. Şaşmaz kural.

K > Ğ olayında yalnız ötümlüleşme değil aynı zamanda sızıcılaşma var. Yani kitap kitabı, ilaç ilacı, vücut vücudu ile paralel olacaksa mantık mantıgı, melek melegi olması lazım. Halbuki üstüne fazladan bir de şapka geliyor. Bu konuda düzgün bir makale var mıdır bilemedim.

*

Arapçada T ile sonlanan kelimeler üç çeşit.

1.      Tüm Sami dillerinde olduğu gibi Arapçada –t dişil ekidir. Uzun a ile –āt dişi çoğul ekidir. Türkçedeki örneklerin ezici çoğunluğu bu iki gruba girer: adet, ameliyat, cumhuriyet, dikkat, edebiyat, emanet, fiyat, hareket, hayalet, hayat, haysiyet, illet, kefalet, lezzet, millet, mühimmat, nispet, rezalet, sanat, şöhret, vukuat, ziyafet, ziyaret...

2.     Asli ince t ت ile sonlanan sözcükler nispeten azdır: beyit, ispat, meyyit, müspet, nebat, sebat, sükût, tabut, tespit, yakut. Hepsi aşağı yukarı bu kadar.

3.      Asli kalın t ط ile sonlananlar daha fazladır: basit, galat, hattat, ifrat, ihtilat, inzibat, irtibat, muhit, musallat, muvakkat, sukut, taksit, vakit, vasat, zılgıt...

Bu üç gruba Türkçe ünlü eklendiğinde değişim olmaz: adeti, edebiyatı, ispatı, inzibatı, vasatı.

Bir de Arapça D ile sonlanan kelimeler var. Bunlar Türkçede eksiz kullanıldığında –t ile telaffuz ediliyor: ait, cedit, cellat, cirit, ecdat, fesat, hamit, hasat, haset, hudut, mabat, mabet, maksat, medet, mescit, mevcut, murat, münferit, reşit, senet, simit, suikast, şahit, şehit, taahhüt, taklit, tecrit, tehdit, tevellüt, velet, vücut... Asılları aid, cedid, cellad, ecdad, fesad ve saire. Ancak ünlü eklediğimiz zaman Arapça asli telaffuza rücu ederek aidi, cedidi, celladı, ciridi, ecdadı, fesadı... diyoruz.


Saturday, September 12, 2020

Leş kargası

6 Eylül 1955 günü annemle babam düğün alışverişi için Beyoğlu’ndaymışlar. Olayların içine düşmüşler. Sonradan o gün olanlar çok anlatıldı. Dost ve akrabaların başına gelenler anlatıldı. Hep anlatıldı. Tekrar tekrar anlatıldı. 65 yılın sonunda bıkkınlık veriyor, evet. Yeni bir açı, farklı bir bilgi, değişik bir fotoğraf karesi olsa peki, ilginç olabilir. Yoksa, yani, daha kaç defa?

6-7 Eylül münasebetiyle duyar kasanları çok da dürüst bulmadığımı itiraf edeyim. Elli yıl mutlak suskunluktan sonra ne sinyali geldi ki birdenbire her sene on kasım anar gibi anımsanan bir anma günü oluverdi? Yılmaz Karakoyunlu gibi bir ağır devlet abisi neden bunun filmini yapma gereği duydu, neden resmi televizyon kanallarının hepsi o filmi göstermeyi görev bildi? Her sene ağır nağmeler eşliğinde anılması hangi yaraya merhem oluyor? Bir bedel mi ödenmiş oluyor? Gavur soygunuyla palazlanmış cumhuriyet burjuvazisinin etinden et mi koparılıyor, pastasından dilim mi kesiliyor? Yoksa ucuz yollu vicdan mı rahatlatılıyor? Cihangir-Bodrum hattında belli bir toplumsal kesime “ben sizdenim, beni sevin” mesajı mı verilmiş oluyor?

Genel kural: virtue signaling gördüğünüz yerden kaçın. Neydi bunun Türkçesi, ‘fazilet kumkumalığı’ mı desek? Birisi ‘bak ne vicdanlıyım’ diye fazla kasıyorsa bil ki orada bir yamuk var.

Daha başka bir boyutu var işin, ki onu belki hiç düşünmediniz. Herhangi bir insan grubunu fazla şeytanlaştırır, lanet okursanız sonunda karşı yönde zulme kapı açarsınız. Kendini yüzde yüz haklı – ya da yüzde yüz mazlum – görenlerin fanatizminden Allah hepimizi korusun. Karşındaki insan eğer insan değil şer makinası ise, karşılık diye gerekçelendireceğin şerrin her türlüsü meşru olur. Örnek? 1990 Gümülcine olaylarına bir bakın isterseniz. Yunan milliyetçileri ayaklanıp dört yüzden fazla Türk dükkanını yağmaladılar. Sorulduğunda cevap hazırdı: Ama onlar da 6-7 Eylül, Gökçeada 1964, vs. vs. [İngilizce Wikipedia’da ‘1990 Komotini Events’ maddesine bir göz atın. Sayfanın dibinde ‘İstanbul pogroms’ linki neden var sizce?]

Sizi bilmem, İstanbul Rumlarının canı can da Gümülcine Türklerininki patlıcan mı sorusuna benim verecek cevabım yok.

*

He ya sen de Ermeni Soykırımı, bık bık bık...

Hayır, bir defa olsun 1915 olayları ile ilgili duygu sömürüsü yaptığımı hatırlamıyorum. Kesik kafalar, yol kenarında çürümüş cesetler, yalınayak konvoylar, bebeğini terk eden kadınlar, kızıl akan Fırat nehri vs. muhabbetlerine hiç girmedim. Olayları yaşayan kuşakta bu olguların anılması ve tarihe belge düşülmesi bence doğruydu ve önemliydi. Yüz yıl sonra hala bu söylemlerden medet umanları asla tasvip etmedim. Çoğu zaman çirkin ve oportünist buldum. [2013’te İsviçre’deki bir sempozyumda soykırım mütehassıslarından Profesör Richard Hovhannisian’ın kesik kafa, çürümüş ceset, yalınayak konvoy slaytlarıyla süslü sunumu esnasında dayanamayıp, duyulur bir fısıltıyla ‘leş kargası’ diye söylenmiştim. Protokol sırasında herkesin dehşetle dönüp bana baktığını hatırlarım.]

Ne dedim hatırlayalım.

Bir, 1915 soykırımı bir olgudur. Fakt yani. Devlet eliyle yürütülmüş planlı, örgütlü, sistemli, bilinçli bir etnik temizlik operasyonudur. Bunu inkar edenler, iyimser bir yorumla kara cahildir; daha gerçekçi olmak gerekirse orospu çocuğudur. Cahillik ve orospu çocukluğuyla mücadele farzdır, görevdir. Hatta zevkli bir görevdir.

İki, Cumhuriyet’in seçkin sınıflarının ekonomik ve sosyal altyapısı çok büyük oranda Rum ve Ermeni temizliğine dayanır. Oradan kaptıkları parsayla yükselmiş, refah ve statü sahibi olmuşlardır. Ruh hallerinin altında, büyük bir buzdağı gibi, bu gerçeği unutma ve tevil etme arzusu yatar. Bu devasa hakikati yok sayarak 20. yüzyıl Türkiyesi’ni analiz etmeye girişenler abesle iştigal ederler. El yordamıyla fili tarif etmeye çalışan körler gibi, komik hipotezlerin peşinde nefes ve ömür tüketirler. Bazıları iyi niyetli, temiz insanlardır. Onlara yardımcı olmak, araştırmalarına ışık tutmak boynumuzun borcu değil mi?

Hepsi bu kadar.

Yoksa haklı mıydı, başka çaresi var mıydı, neyin misillemesiydi, amaç neydi, bunlar bahs-i diğer. Onlardan da söz edilir gerekirse. Alternatif senaryolara baktığım, bahanelerin çürük noktalarına işaret ettiğim birkaç yazımı hatırlıyorum. Ama ‘Türkler gaddar, Ermeniler masum’ dediğim hiç duyuldu mu? Sanmam.

Sunday, September 6, 2020

Meis adası kaç saatte alınır?

Savaş çıkarmaya niyeti yok. Şov yapıyor. İlgi odağı olmak, sürekli konuşulmak istiyor. Çomarların diri tutulması lazım. Deli numarasının iç ve dış politikada etkili bir yol olduğunu biliyor. Ama deli değil. Hatta oldukça korkak. Zoru gördüğü anda yelkenleri indirmeye hazır. Zaten parası yok. Savaş para işidir.

Bir gece ansızın Meis’e çıkabilirmiş, yok gemi batırın diye emir vermiş Alman gazetecinin kulağına gidivermiş, geçin bunları. Yok öyle bir dünya.

Yine de savaş çıkar mi? Olur olur, bilemezsin. Savaşların çoğu beklenmedik zamanda beklenmedik yerden patlak verir. Mesela şöyle bir senaryo düşünelim, maksat fikir jimnastiği.

*

Halife Hafter rejiminin daveti üzerine Mısır ordusu Suud ve BAE hava desteğiyle Doğu Libya’ya girer. Bingazi'yi tehdit eden Türk birliklerini mevzilerinden sökmeye hazırlanır. Zor duruma düşen Türk tarafı acil personel ve mühimmat takviyesi ister.

Fransa ve İtalya BM kararını ileri sürerek Libya’ya silah sevkini engelleyeceklerini duyururlar. Türk konvoyuna karşı Akdeniz’de mevzilenirler. Konvoy dur emrini dinlemez, ateş açar. Veya açmaz, İtalyan gemisinin attığı top ‘yanlışlıkla’ Fransız gemisini vurur; Türkler yaptı ‘sanılır’. Girit’te mevzilenen BAE hava filosunun desteğiyle Libya’ya asker ve silah taşıyan Türk gemileri batırılır, 480 denizci ‘şehit’ olur. Avrupa Birliği tarafları ‘sağduyuya’ davet eder. Türkiye’nin sondaj çalışmalarını sonlandırmasını ve ‘ortalık yatışıncaya dek’ donanmasını Akdeniz’den çekmesini şart koşar. Libya’da malzemesiz ve aç kalan Türk askerleri komutanı vurup Mısırlılara teslim olurlar.

Rüzgarın ne yönden estiğini gören KKTC yönetimi şok bir açıklamayla tarafsızlığını ilan eder; Kıbrıs Cumhuriyetiyle barışa hazır olduklarını bildirir. Vatanperver Türk medyası cinnet geçirir. Adadaki Türk silahlı kuvvetlerinin bazı unsurları bir darbeyle kuzeyde yönetimi ele alır. Yakalanan hükümet mensupları öldürülür. Kadim gelenek uyarınca eş ve çocuklarının ırzına geçilir.

AB Konseyi acil toplanarak AB toprağı olan Kıbrıs’ta yapılan vahşeti ‘protesto eder’. Türkiye’ye ekonomik yaptırım paketi açıklanır. Türk devlet kurumlarının Avrupa’daki banka hesaplarına el konulur. Avusturya ve Fransa ülkelerindeki Türk öğretmen ve imamları sınırdışı eder. Yeşil pasaportlulara Schengen ülkelerine seyahat yasağı getirilir. Misilleme olarak Türk yönetimi bankalardaki euro mevduatına el koyar. Dolar 18 TL’ye fırlar. Ülkede panik ve açlık başgösterir.

Rusya bir nota vererek Suriye’deki Türk askeri personelinin derhal çekilmesini, belli sayıda Suriyeli militanın aileleriyle birlikte Türkiye’ye kabul edilmesini talep eder. Bir günde 94 bin cihatçı militan giriş yapar. Hatay ve Antep’te çatışma çıkar, kan gövdeyi götürür. Bunun üzerine Rusya Hatay’da uluslararası bir barış gücünün ‘devriye görevini’ üstlenmesini önerir. Türk güvenlik kuvvetleri sembolik bir taburla uluslararası güce katılacak, Suriye hükümet ‘gözlemcileri’ de bölgede görev alacaktır. Bölge ‘istikrara kavuşuncaya dek’ Türk askeri birlikleri Hatay’dan çekilecektir. Aynı gün Rusya’nın Türkiye’ye 12 milyar dolarlık ekonomik yardım paketi açıklanır.

Erdoğan hükümetinin Hatay’ı ‘sattığına’ inanan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bazı unsurları ayaklanarak hükümeti ele geçirir. Erdoğan aynı gün öldürülür. Kadim gelenek uyarınca ailesi ve yakınlarının ırzına geçilir. Hükümet yanlısı sayılan 280.000 kişi, önceden hazırlanmış listelere göre bir gecede tutuklanır. Malları ve banka hesapları müsadere edilir. Stadyumlara kapatılan tutukluların bir kısmı açlık ve kötü muameleden ölür.

Erdoğan yanlısı milis örgütleri Erzurum-Trabzon, Bingöl, Yozgat, Konya ve Bursa-Kütahya bölgelerinde üç ay süren gösteri ve çatışmalar sonucunda cunta rejimine bağlı askeri birlikleri etkisiz hale getirmeyi ve bir kısmını kendi saflarına almayı başarırlar. İzmit-Düzce ve Kırıkkale hattındaki çatışmalarda rejim askerleri bozguna uğrayıp geri çekilir.

Bingöl ve Urfa hattından saldırıya geçen Erdoğancı milislere karşı Diyarbakır’da Kürt Ulusal Konseyi geçici süreyle idareyi ele aldığını bildirir. Nusaybin, Batman, Hakkari, Van ve Bakur’daki çeşitli Kürt grupları Diyarbakır oluşumunu protesto ederek birbiri ile çatışmaya başlar. Kısa sürede her biri birkaç fraksiyona bölünerek ilçe ve köy bazında egemenlik alanları oluşturur. Manisa’da güçlenen İslamcı milislere karşı Aydın ve Bergama’da Kürtler, Torbalı’da Siverekli Zazalar, Marmaris ve Fethiye'de garson mafyası Batı Kürdistan Halkların Birliği şemsiyesi altında kentlere hakim olur.

İzmir, Ayvalık ve Kuşadası’nın sahil kesimlerinde Kemalist Güçbirliği, İslamcılarla Kürtler arasındaki çatışmada ‘etkin tarafsızlık’ ilkesini benimser. Tarafları ‘demokrasi ve çağdaş değerler’ bazında uzlaşmaya davet eder. Ancak Kürtlerin Gaziemir’e, Manisa İslami Devrim Cemaati’nin Menemen’e girmesi üzerine Aktürklerde panik başgösterir. Çok sayıda aile motorlara doluşup Yunan adalarına sığınır. Kalanlar güvenlik ve huzur ortamı geri gelinceye dek ‘geçici bir süre için’ Yunan askerini sahildeki bazı yerleşimlere garnizon kurmaya davet eder. İzmir, Ayvalık ve Bodrum’a çıkan Yunan askeri birlikleri kırmızı karanfiller ve uzo kadehleriyle karşılanır.