11 Mayıs 2009 Pazartesi

Küfretmeden konuşan Atatürkçü olur mu?

İşitme engelliler için haber bülteni

Vatanmilletçilerin zannederim artık algılamaktan tamamen aciz oldukları bir şeyleri var: Hakaret etmeden konuşamıyorlar. Küfretmeyi en doğal hak ve vatani görev olarak görüyorlar. Başka bir ifade tarzını havsalaları almıyor, defterden silmişler.

Hemen her gün birileri bu bloga yazıyor. Geçen gün biri üşenmemiş dört tane yazmış. Nisbeten kibar bir dil, “siz” diye hitap etmiş, noktalama işaretleri yerinde. Daha ilk cümleden başlamış: “Türklük düşmanlığı”, “maksatlı yazılar”. Döne dolaşa aynı yere gelmiş: “gerçek niyetinizi ve özünüzü gösteriyor” (oysa niyetimi net ve açık bir dille ifade ettiğimi sanıyordum), “bu ülkenin gerçek vatandaşı olmadığınız”, “vatani tehtitlerin gerçekten burnumuzun dibinde yaşadıklarını gördüm”... İkinci yorumda aynen devam, “vatan düşmanlığı”, “kanser gibi yaydığınız düşünceler”... Üçüncü yorum: “vicdansız yada hain olmanız gerekir”, “köle olmak belli ki sizin gibiler için bir mükafat”. Örtülü tehdit: “kiliseleriniz duruyor, sokakta rahatça dolaşıyorsunuz. NE İSTİYORSUNUZ DAHA ????” (yani istesek BİZ sizi bunlardan mahrum ederiz).

Bunlar küfürdür. Asgari haysiyete sahip biri için, sözünün ardında gizli gündem yahut kişisel çıkar aramak hakaretlerin en ağırıdır. Namussuzlukla itham etmektir.

Popüler olmayan birtakım fikirleri cesaretle ortaya koyan birine özel çıkar atfetmek terbiyesizliğin uç noktasıdır.

Senden farklı düşünen birini vatansızlıkla itham etmek, onun insan ve vatandaş olmaktan ileri gelen en temel haklarını yok saymaktır. Zımnen onu ölümle tehdit etmektir. Diyor ki, seni insan ve vatandaş olarak görmüyorum; seni şimdi imha etmiyorsam belki tembelliğimden ve belki zayıflığımdandır, ama biri o işi yapacak olursa sakın hak ileri sürmeye kalkma, çünkü seninle aramızdaki toplumsal sözleşmeyi lağvettim.

İki gözlemim var, sizinle paylaşayım.

Bir, küfrettiklerinin farkında değiller. Hatırlatınca bazıları cidden şaşırıyor. Küfürlü yorumları yayımlamadığımda gidip Ekşi Sözlükte şurada burada şikayet yazanlar oluyor. Kibarca yazdıklarını zannediyorlar. Çünkü bununla yetişmişler. Hangi ders kitabını açarsanız açın, başından sonuna kadar aynı bu küfürlerle doludur. Böyle alışmışlar. Kamusal alanın normal dilinin bu olduğunu sanıyorlar.

İki, bu dile bunları alıştıran Atalarıdır. Kullandıkları dil onun dilidir. Doksan senedir cılkını çıkardıkları küfür repertuarı (“vatan haini”, “maksatlı”, “düşman”... ) onun repertuarıdır. “Atam sana böyle küfretmiş, benim de hakkım ve görevim budur” diyorlar. Ondan cesaret ve ilham alıyorlar.

Medeni bir ülkede siyaset dili eski bir diktatörün küfürnameleri üzerine kurulamaz: bunu algılayamıyorlar.

*

Bu bloga takdir edersiniz ki her gelen yorumu yayınlamak zorunda değilim. Forum yönetmiyorum nihayet, keyfimce birtakım görüşlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Ölçütüm bellidir: boş laf ve lüzümsuz övgü yayınlamam; başı sonu tutmayan yazı yayınlamam; bin defa çiğnenip bayıcı olmuş klişe yayınlamam; çok komik ve sıradışı değilse küfür yayınlamam. (Yüksek edebi değeri olan küfürleri ayrıca Dürer-i Dübr’de yayınlıyorum.)

Kemalist kesimden eli yüzü düzgün bir cevap gelse tabii yayınlarım; memnunlukla yayınlarım. Fikir tartışmasını boş ver, güzel bir espri va da içten bir serzeniş gelse de yayınlarım; zekâ ve incelikle laf soksa da yayınlarım. Yeter ki karşısındakini insan yerine kosun, insanın insana konuştuğu gibi konuşsun.

İnanın, yok bunlarda böyle şey. Belki binde bir vardır, onlar da yazmıyorlar. Ekşi Sözlüğü ele geçirdiler, oraya döküyorlar.

17 yorum:

Adsız dedi ki...

ben bir sosyologum. üniversiteye ilk başladığım günden beri içerisinde yaşadığım yalanlar silsilesi, apaçık bir biçimde gerçeğe dönüştüğünde yaşadığım bunalımlı dönemi izah etmem mümkün değil. esasında sezgilerim bir yerlerde bana bir şeylerin yanlış olduğunu fısıldıyordu da bu fısıltıların bu kadar kaba olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. yazılarınız hoşuma gidiyor. size kızsam, için için küfretsem de hoşuma gidiyor. bazı tezlerinizde - yine sezgilerim vasıtasıyla ki, iflah olmaz bir sezgiciyim - yanıldığınızı biliyorum fakat yüzümüze yüzümüze vurmanız belki ayılmamıza neden olur. muhafazakar bir aileden geliyorum ve şu sıralar anarşizmin kuyusunda yüksek bir ivmeyle düşüşteyim. okudukça, düşündükçe daha hızlı düşüyorum, çıldırıyorum, sövüyorum ve boşveriyorum. tanrım nasıl bir kabus bu? duygularımı paylaşmak istedim. saygılarımla.

Ergün On Radar dedi ki...

Sayın Nişanyan;
Shakespeare'in şiir yazmaya çalışan piyanist dostuna dediği gibi ama daha olumlu bir anlamda;
"Lütfen tarih yazın, daha çok tarih yazın, sürekli tarih yazın..."

lynn dedi ki...

hani takip ediyor olsam da pek yazmaya yeltenmemiştim buralara şimdiye kadar, zira bu bloglar konusunda "eski kafa" olmaktan kurtulamıyorum bir türlü; hep evimde gazete okur gibi okuyorum, bir "aklınıza. elinize sağlık" demek geçmiyor aklımdan, kusura bakmayın. lakin, tam da aklımdan geçenleri yazdığınızı fark ettiğimde dostça bir "üzülmeyin" demek istedim size. sözlük ekseriyetle çekilmez oldu son zamanlarda, haklısınız, faşizme ciddi manada paye veriyor çiçeği burnunda yazarlar, "küfür" tabii ki bunlar, hakaret. bana da geçenlerde bu yazarlardan biri "vatan haini", "pkk yandaşı" tadında söylendi. üzücü haliyle, alınmamak elde mi, haklısınız.

ayrıca, ergün on radar kişisinin leziz entry'sini, ay, şey, pardon, "yorumunu" ekşi sözlük'ten "arakladığını" söylemez isem olmaz.

ah, tabii, madem hazır shakespeare'den girmiş ingiliz edebiyatına, ben de bir oscar wilde alıntısı yapayım öyleyse:

"milliyetçilik zalimlerin erdemidir"

saygılar, sevgiler

Serdar Kaya dedi ki...

Sevan Bey,

Sorun sadece küfür/hakaret ettiklerinin farkında olmamaları değil.

Aynı zamanda Atatürk'e yönelik en sıradan eleştirileri dahi hakaret/düşmanlık olarak tanımlıyorlar.

Yani iki taraflı bir arıza söz konusu. Kendi küfürünü eleştiri, başkasının eleştirisini de küfür olarak algılama gibi bir şey.

Zaten iki kesim arasında iletişimi en çok zorlaştıran şey de bu.

dr. strangelove dedi ki...

Mavi gözlerim ve sarıya çalan saçlarımı saymazsak toplum tarafından öngörülen makul ayarda (18 ayar) bir "Türk" olmama rağmen, T.C. devletinden, onun iktidar obsesiflerinden ve yeni tür "cemaatsever" iktidar taliplerinden tiksinti duymaya başlayalı bayağı olur. Çünkü mesele o değil.

Mesele Türk olmak veya olmamak hiç değil. Mesele insan gibi yaşamak, insan yerine konulmak. Alıp başımı Öropalara kaçayım diyorum kuzum, lakin onlar da ırkçının daniskasıdır. Bu nifak işlerini icat edenler bizzat kendileridir. Biliyorum ki, "18 ayar" bir Türk olarak oralarda da "18 ayar" bir ayrımcılık görmek kaçınılmazdır.

Sonuç: Arada sıkışmışız kalmışız. Ve daha 25 yaşında tiksinmekteyiz her şeyden. Sürekli midemiz bulanmakta...

mesut bahtiyar dedi ki...

biraz önce yazdığım yorumda Atatürk' ün hiç mi iyi bir yanı yok yazmıştım. Şimdi konuyu benim gözümde açıklığa kavuşturacak başka bir yazınızı okudum ve artık bir önceki mesajım gereksiz kaldı. Dedikleriniz üzerine benim de bilgilerim var, bir ölçüde cevap verebilirim ama bunu yazı ile anlatmaya yetecek yazın gücünü kendimde görmüyorum. Ben de sık sık kız arkadaşımla şirinceye gelirim. umarım bir gün yüzyüze uzun uzun konuşma fırsatı bulursak konuşabiliriz. Benim açımdan çok iyi olur çünkü her türlü düşünceyi bilgiyi duymaktan hoşlanırım. Sizin için de iyi olur siz de küfretmeden konuşabilen, dinlemesini bilen bir karşı görüş insanı ile konuşursanız bizim hakkımızda daha da fazla bilgi sahibi olmuş olursunuz. Dediklerime katılmasanız da demek ki bunlar da bu sebeple böyle düşünüyorlar diyerek küçük çaplı bir sosyolojik analiz yapma fırsatı bulursunuz. İyi çalışmalar

Adsız dedi ki...

Herkese "bok" atmaya alışmış bir abinin hezeyanlarıdır ciddiye almayınız..

mehmet dedi ki...

Kemalistler tarih bilmiyor, yaşanılanların ucundan tutulacak bir yanı olsa size bu ülkeyi bugünkünden daha dar ederler. Saf gerçeklere zerre tahammülleri yok, bunu dillendirenler sizin de dediğiniz gibi ya "okulda gereken ders verilmemiş" yada "zaten ne mal olduğun belli" olanlar.
Size promosyon yapmanızı tavsiye edeceğim. Küfüretmeden, bizim de varlığımızı kabul ederek, beklediği saygıyı başkasına gösteren Kemalist'e bir adet küçük oteller kitabı, şirince köyünde bir hafta tatil gibi.
saygılar

Serhatcan dedi ki...

iddia ediyorum bu tahammülsüzlüğün en fazla olduğu şehir İzmir. resmen bir linç ortamı var. çok mu abartıyorum diye düşünüyorum; ama dönüp baktığımda en temel konularda bile fikrimi saklıyorum mesela blog yazıyorum fakat kimseyle paylaşamıyorum.saçmasapan sözlerle yaftalanmak bir gram umrumda değil, yaftalayanın problemi bence ama gerçekten dayak yemekten ve 'kim vurdu'ya gitmekten vs. den korkuyorum. İlerici, çağdaş, modern, aydınlığın yüzü vs diyorlar İzmir'e ama sürekli bir linç ortamı mevcut hani mahalle baskısı denilen. Yahu İstanbul'da üniversite kazanmak hayatta ki en büyük hedefim haline geldi.Bu zihniyetin oluşmasında en büyük sebep Milli Eğitim, diğer sebepse medya.Kuşkusuz.

Adsız dedi ki...

Sevan bey, ne deseniz haklısınız.Siz tamamen belgelerle konuşuyorsunuz.Size küfrederek kendilerini küçülttüklerinin farkında değiller. Size küfredenlere bakınca Türklüğümden utanıyorum. Kavanoz olayı da bahane, amaç sizi linç etmek. Ancak yazılarınızda size katılmadığım bazı görüşler var. Mesela aşırı öztürkçeciliğe karşı çıktığınız kadar Osmanlıca denen yapay ve karma dili de eleştirmelisiniz. Yanlış cumhuriyet kitabında Lenin'i "vahşi bir despot" olarak nitelemenize de katılmıyorum. Ama genel olarak yazılarınızı çok beğeniyorum. Bu ülkede en büyük sorun sizin gibi aydınların çok az olması.
Bir İzmirli olarak Sayın Serhatcan'a katılmıyorum bu arada. Bence en tahammülsüz şehir Trabzon.

Adsız dedi ki...
Bu kayıt, bir blog yöneticisi tarafından kaldırılmış.
Ergün On Radar dedi ki...

Yukarıdaki yorumlarda kentler ve onun ahalisinin tahammül düzeyi tartışılmış. İzmirde yaşayan birisi olarak ben de onaylayabilirim ki, İzmir tahammülsüz bir kenttir. Ama, Türkiye'nin çoğu kentinden daha tahammülsüz değildir, hatta bazı konularda bir hoşgörü kültürünün olduğunu bile söyleyebilirim. Türkiye'nin pek çok kentinin ve kentleri oluşturan toplumun da ortak sorunu budur zaten "Hoşgörüsüzlük" ve "Karşıt fikirlere tahammülsüzlük". Milletçe iliklerimize kadar sirayet etmiş bu tahammülsüzlük hastalığı...(bu hastalığın nereden geldiği de ayrı bir tartışma ve sosyolojik araştırma konusudur bence) İzmir'in başkalarınca "yobaz" ya da "faşist" diye nitelendirilen anadolu kentlerinden bariz farkı kutsallarının başka olmasıdır. Örneğin dindar kimliğiyle bilinen bir kentte, sevgilinin elini tutman ya da ülkücü kimliğiyle bilinen bir başka kentte kürtçe konuşman, oranın genel ahalisinin "kutsal"ı olana hakaret etmen anlamına çıkar. İzmir'in kutsalı da pek bilindiği üzere "Birinci cumhurreis"tir. Atatürkçü izmir ahalisinin önünde sevgilinin elini tutabilirsin, başın açık dolaşabilirsin, ramazanda yemek ve içki içmek istersen tehditkar bakışlarla karşılaşmazsın ancaak, otobüste kürtçe konuşsan bakışlarınla taciz ederler, hele ki atatürkçü olmadığını bir şekilde anlarlarsa, vay haline...
Kendi başıma gelen ve çevremden duyduğum birkaç örnekle devam etmek istiyorum; otobüste biraz yüksek sesle konuşan arkadaşlarımı, önlerden orta yaşlı bir bay uyarmak için şuna benzer bir cümle kurar: "Atanız'a layık olun, yurdu emanet ettiği gençlerin haline bak!" arkadaşım da altta kalmayarak, atatürkçü olmadığını dolayısıyla, atatürk'ün yurdu emanet ettiği gençlik içinde kendisini görmediğini söyler. Beyefendiden gelen tepki müthiştir, otobüsün tamamını galeyana getirir, adeta linç çığırtkanlığı yapar, pek tabii arkadaşlarım da ilk durakta inmek için doğrulurlar, tam inerken kapı tarafındaki insanlar arkadaşlarımın arkasından tükürmektedir. Bir tane de benim şahit olduğum bir olayı anlatayım; bilen bilir, izmirde belediye otobüslerinde telefonla konuşulması yasaktır. İnönü caddesinden geçerken, basın sitesinin oralarda, bir beyfendinin telefonu çalar, o da konuşmaya başlar, yakınındaki bir yaşlıca hanım da beyin yaptığı bu yanlış hareketi; "vatanı sizin gibiler sattı, batının ellerine bıraktınız bizim güzel yurdumuzu, vatan hainleri..." gibi dehşet verici ifadelerle kınar(!). Bu aslında Akp'nin ikinci kez iktidara gelişiyle tavan yapan "vatanın satılması" paranoyasının, ulusal tv izleri, aydınlık, cumhuriyet okuru tarafından en basit bir olayda bile su yüzüne çıkarıldığının basit ve güncel bir örneğidir.
Bitirirken basit bir soru sormak istiyorum, hem çağdaşlık üzerine de bir tartışmaya meydan verebilitesi de var; sizce, İzmir'de bir insanın Atatürkçü olmadığını söylediğinde linç tehlikesi geçirmesi mi daha korkunç? Yoksa Sakarya'da şortla kentin ortasında gezen yelken takımının dayak yemesi mi daha korkunç? Bu son değindiğim olay cumhuriyet gazetesinde genişçe yer bulmuş, köşe yazılarına konu olmuş, "ülke nereye gidiyor?" sorularını defalarca sordurmuştu...

kaankk dedi ki...

bence de en tahammülsüz kent izmirdir..ergün beyin güzel ifade ettiği gibi her kentin bazı konularda tahammülsüzlüğü olabilir ancak izmirdeki 'kutsal'lar çok fazladır.atatürk zaten başlı başına bir tabu,bunun dışında başörtülü olmak hor görülme sebebidir,kürtçe konuşuyorsanız vay halinize.hoşgörülü olunan tek konu el ele tutuşma/öpüşme sanırım.tabi ki kürtler,başörtülüler sokakta gezemiyor gibi bir durum yok ancak öyle bir ortam var ki serhat beyin söylediği gibi (gerekli gaz verildiğinde) bu insanlar linç bile edilebilir..

ancak diğer şehirlerle izmir arasında şöyle bir fark vardır,diğer şehirlerde bir tür 'mahalle baskısı' varsa o insanlar biz aslında çok höşgörülüyüz demez.'evet biz muhafazakarız,biz böyleyiz' der.ancak izmirdekiler bütün bu tahammülsüzlüklere,hoşgörüsüzlüklere rağmen kendilerini 'ennn çağdaş,ennn hoşgörülü,ennn ileri,ennn gelişmiş,ennn....' olarak tarif ederler ki bu oldukça hastalıklı bir durum bence ve izmiri diğer şehirlerden 'üstün' kılan da bu hastalıklı durum

doğan dedi ki...

İşin garibi bir süre sonra siz de alışabiliyorsunuz bu küfürlere,'yiyen' taraf olmanıza rağmen... İtiraz dahi etmemeye başlıyosunuz filan...
'Bunlar küfürdür. Asgari haysiyete sahip biri için, sözünün ardında gizli gündem yahut kişisel çıkar aramak hakaretlerin en ağırıdır.'
Bundan sonra az biraz sıkıştığında bu küfürlere sarılanlarla,can ciğer kuzu sarması olanlarla asla diyaloğu sürdürmiyecem.
Not: Sizce hangisi doğru 'sürdürmüyecem','sürdürmiyecem','sürdürmeyecem'.

omerva dedi ki...

Değerli kardeşim Sevan,
Seni,Hrant'ı,Etyen'i,Markar'ı ve diğer isimlerini sayamadığım 'adam gibi'adamları tanımak (elbette,yazı ve fikir platformlarından) ve aynı ülkede yaşamak,ayrıcalıktır.Bir adım önde olmanın zorluğunu ve tabii ki değerini anladıklarında,saygı ile özür dileyeceklerdir.
Ama bunun için epeyi kocaman bir sabır gerekir.
Ama 'adam gibi adam'olmanın da,olmazsa olmaz koşuludur bu.
Saygı ile en candan dileklerimi sunarı,efendim.
Ömer Vatansever

Adsız dedi ki...

Yazınızı hâyli taraflı buluyorum. Türkiye'de en sağcısından, en solcusuna inanılmaz bir küfür kültürü yerleşmişken; sadece Atatürkçü'lerin küfrettiği gibi bir portre çizmişsiniz. Bırakın küfürü, oruç tutmadı diye insanların satırla kesildiği bir memlekette yaşıyoruz. Üstelik bunu yapanların hiçbiri Atatürkçü değil; Atatürk'ten de haz etmezler. Kelimeleriniz ne kadar zarif olursa olsun, konuya bu derece yanlı yaklaşmanız çok can sıkıcı... Atatürk ve Atatürkçülerden nefret edebilirsiniz. Ama bunu lütfen daha gerçekçi sebeplere dayandırın. "Bu kemalistler çok ağzı bozuk..." şeklinde açıklamalar yaptığınız sürece, size inanacaklar, sadece size inanmak isteyenler olacaktır.

Adsız dedi ki...

Sayın Sevan Bey,
Ben Taraf gazetesini sürkli alıyor ve ordaki bütün yazarların yazılarını okumaya gayret ediyorum. Fakat Neden öyle küsmüş gibi duran bir fotoğrafınızı köşenize koyuyorsunuz.O şekildeki duruşunuz samimiyle söylüyorum bende rahatsızlık yaratıyor,dolayısıyla yazılarınızı da okumak istemiyorum.Düşüncenize saygı göstermekle beraber düz bir fofonuzu koymanız bizde sevinç yaratacaktır.Saygılarımla

nadiyaman@hotmail.fr

Yorum Gönder