14 Ağustos 2013 Çarşamba

Ergenekon muhasebesi

Ergenekon davası siyasi bir hesaplaşmaydı. Devlete kim egemen olacak kavgası verildi; bir taraf kazandı, öbür taraf kaybetti. Kuralsız sahada oynanan bu tür iktidar oyunları tarihin her döneminde kanlı olmuştur. İdam cezası kaldırılmamış olsa şüphesiz idamlar da verilirdi; muhtemelen infaz da edilirdi. Ya öbür taraf kazansaydı? Daha merhametli olacaklarını hiç sanmıyorum. Genelkurmay tayfasının 2007’deki cumhurbaşkanlığı gambiti başarılı olsaydı bugün Erdoğan, Gül ve Arınç nerede olurdu, düşünebiliyor musunuz?

*
Bu kavgada ben açıkça taraf tuttum. Fikirlerine değer verdiğim, sağduyusuna güvendiğim arkadaşlarımın ezici çoğunluğu da benle aynı tarafı tuttu. Askercilerin yenilmesine sevindik. Halâ da –her şeye rağmen – ben seviniyorum.

Neden, ah neden? diye soruyor bazı arkadaşlar. Başbuğ yahut Balbay, mesela Bekir Bozdağ’dan daha mı bozuk adamlardı? İzmir’in Gündoğdu meydanında bayrak töreni yapan cici kızlar Kazlıçeşme’de Tayyip için şehadet andı içenlerden daha mı fena? Türklüğe hakaretten sana açtıkları davayla, Türklerin peygamberine hakaretten açtıkları dava arasında ne fark var?

Pis sorular bunlar, evet. Ama cevabım var. Buyur anlatayım.

Sevindik, çünkü:

Bir: Daha önceki üç darbede uyguladıkları ahmakça, sadistçe zulüm hafızalardan çıkmamıştı. Bu sefer daha akıllı veya daha mülayim olacaklarına kimse inanmadı. Darbe ile gelen illa ahmak ve sadist mi olur? Bilmiyorum. Emin değilim. Ama üç denemenin skoru ortadayken, ben şahsen o riski almak istemezdim.

İki: Temsil ettikleri ideoloji kabak tadı vermişti. Yalanı, riyakârlığı, lime lime dökülmeye başlamıştı. Omzunun kalabalığıyla beyninin parıltısı orantısız birtakım generaller her ağzını açtığında, o ideolojinin yıldızı biraz daha soldu. Miadı elli sene önce dolmuş bir hurafeler sistemi milletin boğazına tıkıldıkça gına geldi. Miadı bin sene önce dolmuş bir başka hurafeler sisteminden bile, bazı insanlar, medet ummaya başladılar.

Üç:  Uzun süreden beri iktidarda olmalarının getirdiği yozlaşma ve kibir, tahammül edilmez bir seviyeye varmıştı. Yollarına çıkanı böcek gibi ezeceklerine inanıyorlardı. Bunu hak görüyorlardı. İşledikleri cinayetlerde insanların kanını donduran şey, cinayetin kendisinden ziyade, ardındaki pervasızlık ve şımarıklıktı sanırım. Ogün Samast’tan ziyade Kemal Kerinçsiz’di tiksindirici olan – “Biz hakikatin sahibiyiz, dolayısıyla gerekirse öldürürüz” diyen o iğrenç sırıtış!

Dört: Memleketin temel sorunları karşısında acizdiler. Kürt sorununda, Ermeni sorununda, Kıbrıs sorununda, AB ilişkileri konusunda, denenmiş ve tükenmiş bir zihniyetin temsilcisi idiler. Sunabilecekleri bir çözüm umudu yoktu.

Bunlar da Ermeni ve Kıbrıs meselelerinde fosladılar, evet, AB meselesinde de foslamanın eşiğindeler. Ama en azından denediler. Kürt sorununda belki bir şeyler başardılar da.

Beş: Türkiye’de parlamenter rejimin bekası, oy çokluğuna sahip olan tarafın galip gelmesini gerektiriyordu. Karşı taraf seçim kazandı diye oyunun kurallarını değiştirmeye kalksan o rejimden hayır gelmez. Parlamenter rejimin bekası bizim buralarda kimsenin umurunda mıdır? Doğrusu pek  emin değilim. Ama Batılı dostlarımız, kendilerince haklı birtakım nedenlerle, bu konuya önem veriyordu. Onların tercihi, bizim de eğilimlerimize bir şekilde yansımıştır muhtemelen.

*
Lafı uzatmaya ne hacet? “Darbe suçtur, cezalandırılmalıdır” demek yetmez mi?

Affınıza sığınarak itiraf edeyim, darbe konusu beni o kadar heyecanlandırmıyor. Siyasi rekabetin normlarının oturmamış olduğu bir ülkede darbe, siyasetin opsiyonlarından biridir. Olmasa daha iyi, tabii. Ama sonuçta ülkenin nasıl yönetildiği mi daha önemli, yönetenlerin oraya hangi usulle geldiği mi?

Demokrasi diye, siyasi iktidarın rutin ve düzenli bir şekilde el değiştirebildiği rejime derler. Sen eğer kalabalıkların gücüne dayanarak ebedi iktidar hesabı yapabiliyorsan, birileri de elbette, ya kolordu hesabıyla, ya saray entrikasıyla, ya polis ve istihbarat operasyonuyla o iktidardan parça koparmaya çalışacaktır. Eşyanın tabiatıdır. Memleket kirliyse elbet oyuncular da kirli olacak: “senin elin daha kirli” diye birilerine çıkışmanın çok da fazla anlamı yok.

*
Peki sonuç iyi mi oldu? “Al birini vur ötekine”den daha hayırlı bir yerde miyiz şimdi?

Evet, perspektife koyduğunda iyi oldu bence.

Yanlış anlamayın: Gelenlerin gidenlerden daha ahlaklı olduklarını düşünmüyorum, düşünmedim. Sadece daha zayıftılar. Dolayısıyla daha az yozlaşmışlardı. İktidarı pervasızca kullanmayı henüz bilmedikleri ve beceremedikleri için, daha edepli duruyorlar, daha utangaç gülümsüyorlardı. İktidara alıştıklarında neler yapabileceklerini daha göreceğiz.

Yine de, ve her şeye rağmen, sanki bunların zararı öbürlerinden daha az olacakmış gibi geliyor bana. İdeolojik zemini öbürküler ölçüsünde işgal etmeleri mümkün görünmüyor. Bütün devlet dairelerine kendi kutsal ikonlarını henüz asamadılar, ve muhtemelen asamayacaklar. Tüm kaleleri zapt edemeyecekler, tüm tersanelere giremeyecekler. Çünkü temsil ettikleri ideoloji, bu toplumun büyük ve önemli bir kesimini asla razı edemeyecek bir ideolojidir. Ülke içinde ve dışında doğal sınırları vardır. Ve dünya, 1930’ların dünyası değildir.

Memleketin en okumuş, en zengin ve en rabıtalı kesimlerini karşına alarak nereye kadar gidebilirsin? Memleketin hamilerinin, bütün dünyada, kaygı ile izlediği bir rotayı nereye kadar sürdürebilirsin?

Kazandılar, zafer sarhoşu oldular, ve bana sorarsanız, inişe geçtiler bile.

36 yorum:

  1. BENCE HERŞEYİN ZİRVESİ VARDIR ÖNEEMLİ OLAN ZİRVEDEYKEN NE YAPTIĞIN NASIL DAVRANDIĞINDIR AMA MUTLAKA ZİRVEDEN SONRA ÇÖKÜŞ BAŞLAR EŞYANIN KANUNUDUR BU VE KİMSE UNUTMAMALIDIR GERÇEKTE ADALET HERKEE BİR GÜN LAZIM OLACAK BANA GÖRE SANA GÖRE ADALET OLMAZ

    YanıtlaSil
  2. Tutuklananlar için yas tutan Ermenilere diyeceğiniz bir sözünüz var mıdır hocam? Şayet tanıdığım Ermenilerin çoğu CHP'li, "Neden?" diye sorunca da "Şeriat mı istiyorsun?" diyorlar...

    YanıtlaSil
  3. Objektif ve güçlü bir analiz olmuş. Seçimizi de oldukça iyi temellendirmişsiniz. Çok yararlandım. Teşekkür ederim. Aklıma gelenleri de paylaşmak istedim.

    TR'de iktidar mücadeleleri dış destek olmadan kazanılabilir mi?

    Ergenekon analizine dış destek dahil edilmesi gerekmez mi?

    Birileri askerler üzerinden değil de ılımlı islam üzerinden yönetmeye karar verdiyse muhtemel iyi sonuçlara rağmen taraf olmaya yazdıklarınıza rağmen ikna olamadım.

    Dediğiniz gibi ılımlı islamın tasfiyesine başlandı ortadoğuda...

    TR'de daha liberal bir siyaset iktidar olabilir mi?

    Bu kadar tüketim ve borçlanmanın ardından yaşanacak bir ekonomik durgunlukta liberal eğilimler güç kazanabilir mi?

    Sevgi ve sagılarımla...

    YanıtlaSil
  4. Kafası fena halde karışık biri tarafından yazılmış bir yazı hissi verdi bana...

    YanıtlaSil
  5. şu memleketin hamileri kısmını biraz daha açar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD, AB, kontra köşede veto hakkına sahip Rusya.

      Sil
  6. İktidarın yeni sahipleri 2013 yılında zirve noktaya ulaştılar ama zirvenin ardından iniş başladı bile, Gezi de bunu hızlandırdı. Eski muktedirler düştü, yeni muktedirler de düşüşte, acaba bu sefer o zirveyi taşıyan devlet baskısı yıkılır, devletten boşalan alana özgürlükle dolar da bu sayede insanların sikinin dikine yaşadığı bir ülke ortaya çıkar mı ortaya? Allaam işşalla böyle olur yarappim, amin.

    YanıtlaSil
  7. Siteyi çok uzun süre @thedogfather etiketi ile takip ettim. Daha sonra din konularında özellikle müslümanlığa çok fazla vurgu yapılmasından usanıp bıraktım. Gerçi buna sebeb mesnetsizce ağır küfür edenlerde sebeb oldu Sevan'a ... Neyse Sevan usta yine çok güzel bir değerlendirme yapmış tamamı ile katılıyorum, ancak ben yapma desem de yapacak biliyorum şu Eylül'de Şirince'de yapacağı hizmeti, insanların kafası karışacağı endişesi ile çok doğru bulmuyorum. Öte yandan "Yanlış Cumhuriyet" kitabını da okumaktan şimdilik itina ediyorum çünkü, Atatürk'e giydirmiş olmasından da korkuyorum. Sonuç olarak yazara hiçbirzaman hakaret edecek kadar hiddetlenmedim. Çünkü taban tabana zıt fikirlere sahip bile olsam ki değilim, herzaman % 75 'lik bir ortak payda da fikirlerimizin uzlaştığını gördüm. Genel de de böyle olur zaten.

    Sevgiler
    Superiore Sevan Nişanyan'a

    YanıtlaSil
  8. Sizi böyle bir terör örgütü olduğuna inandıdılar yani Sevan Bey öyle mi?

    Ortada darbe yok iken insanların bu kadar büyük cezalar almasına da sevindiniz Sevan Bey.

    Beni şaşırttınız gerçekten, böyle şeyler her zaman olur deyip bu tezgahı makul hale getiremezsiniz.

    Olmayan bir darbe, olmayan bir örgüt, olmayan deliller ama gerçek cezalar...

    Sizin de bildiğiniz üzere adalet herkes için gerekli, bunu size hatırlatmama gerek yok.

    Bence sizin de çok iyi bildiğiniz ama bu satırlara dökemediğiniz başka bir gerçek var, bu insanları mahkum eden, tutsak eden...
    Dilinizin ucuna kadar gelip de söyleyemediğiniz, söylerseniz mahçup olacağınız...

    Tarihe bir not olarak geçen bu yazınızı tekrar tekrar okuyun ve lütfen bu utançtan kurtulmanın bir yolunu bulun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir terör örgütü maalesef yıllardan beri var. İster adına derin devlet deyin, ister Ergenekon. Görünürde Türkçü ama aslında sermayeci bir zihniyet(Geneli böyledir zaten).

      Bu zihniyet 1915'ten beri(belki daha öncesine gider ama ben bilmiyorum) kapitalin türkleştirilmesi için canla başla mücadele vermekteler.(Bknz: 1915, Valık Vergisi, 6-7 Eylül, Trakyada Yahudilerinin sürülmesi).

      Ergenekon'a geri dönersek; Veli Küçük vb. olan bu ülkenin eli kanlı sözde "vatansever"'lerinin yargılanmasına biraz sosyal demokrat anlayışa sahip hiçbir insan karşı çıkamaz zaten. Katlanılamayan sahte belgeler ve yanlı hukukla yapılan yargılamalar ve kurunun yaşla yanmasıdır.

      Ha, peki bu yargılama süreci neden böyle şaibeli oldu? Bunun da cevabı içimizde ki Ergenekon'da.

      Sil
    2. 1- Aslına bakarsanız ortada öyle bir terör örgütü falan yok. Bir "bir numara" falan da yok. Ergenekon yalnızca bir şifre. Türkiye, nam-ı diğer Rûm, öyle kaderi birtakım kendinibilmez fantezist tiplerin oluşturduğu gizli örgütler eliyle şekillendirilebilecek bir yer değil, Büyük Konstantin'in, Jüstinyen'in, Mehmed'in, Süleyman'ın memleketi. Bütün bu örgüt, bir numara lafları davayı sulandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bütün olup biten, ismiyle cismiyle gözönünde olan meşru anayasal kurumların (bürokrasinin) meşru sınırlar içerisinde kalmakla yetinmeyip iktidara ortak olmak için yaptıklarının yargılanmasıdır.
      2- Bürokrasi bu işi söyle yapıyordu anladığım kadarıyla: Bir yandan eski askerlerden, mafyatik tiplerden oluşan karanlık şebekelere cinayet işleterek, toplumu bu gruplar eliyle terörize ederek; diğer yandan kâh farklı toplum kesimlerindeki karşılıklı nefret, güvensizlik ve gerilimleri, kâh Kıbrıs gibi, Ermeni Soykırımı gibi şu an itibariyle daha ziyade dış politika problemleri niteliği taşıyan meselelerden kaynaklanan korkuları, kendi ideolojik angajmanları veya basit çıkarları nedeniyle, bilerek veya bilmeyerek ve çoğunlukla birbirlerinden bağımsız olarak bu işe katılmaya hazır olan akademisyen, gazeteci, işadamı, kanaat önderi vs. itibarlı kimseler eliyle kullanıp bu kesimleri gerek birbirlerine karşı, gerekse dış politika husumetleri üzerinden mobilize ederek memleketi hükümetler için yönetilemez kılmaya çalışıyor, sonra da bu fırtına karşısında kendi ideolojik angajmanlarının da etkisiyle kıpırdayamaz, bütün siyasi faaliyetleri etraflarına rant dağıtmaya indirgenip toplumla bağlarını muhafaza edemez hale gelen ve iyice yalnızlaşarak kendilerine güvenlerini yitiren hükümetleri adeta bir şehri kuşatırcasına çepeçevre sarıp onlara zaman zaman bizzat müdahale ederek, bazen de müdahale tehdidi ve şantajıyla kendi iradesini kabul ettiriyordu.
      3- Türkiye tarihinde ilk kez, belki de Hrant Dink'in cenaze töreninden aldığı güç ve cesaretle bir hükümet bu kısırdöngüyü kırmak, bu kuşatmayı yarmak için bir huruç harekâtı başlattı. İlk aşamada bürokrasinin, Sevan abinin de atıf yaptığı üzere, muhtemelen Hrant Dink cinayetinde de pay sahibi olmuş cinayet şebekelerini derdest edip terör uygulama kapasitesini, ikinci aşamada kendilerinden toplumu yönlendirmede yararlandığı daha itibarlı sivil bağlantılarını hedef alarak toplumu mobilize etme kapasitesini ortadan kaldırmaya, kısacası ilk iki aşamada bürokrasinin kolunu kanadını (ya da sağ ve sol kanatlarını) kırıp onları kıpırdayamaz hale getirmeye çalıştı. Üçüncü aşamada da doğrudan merkeze, yani bürokrasinin kalbindeki bu işlere en fazla bulaşmış kadrolarına, ciğerparelerine charge ederek onları yenilgiyi kabul ederek meşru sınırlarına geri çekilmeye, sivil siyasi otoriteye itaate zorlamaya çalıştı. Eh, sanırım bu muharebede bir ölçüde başarılı oldu. Demek ki dünyada savaşmayı, stratejiyi bilen birtek TCSK generalleri değilmiş, kurmay zekâsı yalnızca TCSK generallerinde yokmuş.

      Sil
    3. 4- Şimdi; evet, bu dava siyasi bir davadır, bir iktidar mücadelesinin tezahürüdür, tek başına bu ülkenin artık bir demokrasi olduğunu göstermez, memleketi dikensiz bir gül bahçesi kılmaz (ki, öteki tarafı bilemem ama bizim toplumda bir dünya cennetinin mümkün olduğuna inanacak kadar naif çok insan var) ama beğenin veya beğenmeyin, bu kavga hükümet etmek üzere seçilmiş bir siyasi hareketin (ki, bu hareket, eğer kafaları azıcık çalışıyor olsaydı, CHP de olabilirdi) ülkeyi yönetebilmek için, rüşdünü ispat edebilmek, toplum ve dünya tarafından ciddiye alınmak için vermek zorunda olduğu, kendilerine analarının ak sütü kadar helal, hatta sadece helal değil, aynı zamanda topluma karşı anayasal görevi de olan bir kavgadır.
      5- "Tek başına bu ülkenin artık bir demokrasi olduğunu göstermez" dedim. Çünkü sonuçta bu, ülkenin kaderinin hangi platformlarda, ne tür süreçlerden geçilmek suretiyle belirleneceğini açıklığa kavuşturma kavgasıdır. Şu anda tecrübe ettiğimiz üzere, Türkiye'nin demokratik siyaset tecrübesinin güdüklüğünün de etkisiyle, parlamento, siyasi partiler gibi yalnız başına günümüzün ihtiyaçlarına karşılık üretmekte yetersiz kalan bu platformlara tümüyle hakim bir siyasi hareket, eskiden kalma alışkanlıkla bu platformları toplumu kafasına göre şekillendirmek için kullanabilir. Ama bu, Sevan abinin de dediği gibi toplumca üstesinden gelinebilir bir problemdir. Bugün bu toplumun bir üniversite rektörünü arayıp "sizin üniversitede içki satışı yapılıyormuş, doğru mu?" diye soran bir Başbakan'a "Sana ne lan, sen kendi işine bak!" diye karşılık vermesi ne kadar gerekliyse, bu davaya ilişkin koparılan yaygaraya, yapılan propagandaya boyun eğmeyip bu davanın ardında, ökçeleri üzerinde sabit durması da o kadar gereklidir.
      6- İlaveten, "Bu dava iddia edildiği gibi bir geçmişle içtenlikle yüzleşme çabası değil!" diyenlere de zaman zaman Murat Belge'nin değindiği gibi "Evet, değil tabii, yoksa o sizin dediğiniz işi iktidarı halktan aldığı oya bağlı, ilk kaygısı bugünün problemlerini kendi oylarını tehlikeye atmayacak şekilde yönetmek olan, kendileri de bir yığın kişisel hesap ve ideolojik angajmanla yüklü olarak siyasete girmiş bir siyasi kadronun, hükümetin tek başına başarabileceğini mi zannediyordunuz?" diye sormak gerek. Bu dava yukarıda açıklamaya çalıştığım türden çok daha mütevazi bir işi, meseleyi bugünle sınırlı tutmaya çalışarak (aksi halde muhtemelen kendileri de dahil bu memlekette hiçkimsenin birbirinin yüzüne bakacak halinin kalmayacağını tahmin ettiklerinden dolayı sanıyorum), yapmaya çalışıyor. Geçmişle yüzleşme işi doğası gereği "sivil" bir iş, yine Murat Hoca'nın dediği gibi bunu ancak farklı kesimleriyle toplumun kendisi başarabilir ve bu konuda bir hükümetin yapabileceği ancak bir yol açmak ve bu yolu bu iş için güvenli kılmaktan ibarettir. Bence bu davanın ilaveten başardığı şey de tam olarak budur. İnanmıyorsanız, "bu dava sayesinde artık ölüm tehditleri almaz, güven içinde seyahat edebilir ve yaşar oldum" diyen entelektüellere bakın. Artık ötesi sivil topluma aittir. Taner Akçam'ın yazdığı gibi sivil toplum eğer gerçekten yüzleşmek istiyorsa yüzleşir.

      Sil
    4. 7- "Peki nedir o zaman bu Ergenekon terör örgütü muhabbeti, İlker Başbuğ gibi askerlerin terör örgütü kuruculuğu, yöneticiliği veya üyeliğiyle suçlanması?" diyorsanız orada haklı olduğunuz bir yan var. Bilmiyorum Sevan abi ne der; ama galiba bunun iki nedeni var: birincisi bu ülkede bir türlü açıktan, mertçe, delikanlı gibi iş görme geleneğinin yerleşemiyor olması. Her işimizi illa kaşgöz işaretiyle, ima yoluyla yapacağız. Diğer nedeni galiba daha saygıdeğer; hükümet bir yandan bürokrasiyi zapt u rapt altına almaya çalışıyor, diğer yandan da hem bu işi yine bürokrasinin kendi eliyle yapmak zorunda hem de genel olarak ülkeyi idare edebilmek için bürokrasiye, yani o meşru anayasal kurumlara ihtiyacı var. Bu yüzden kimseyi de fazlaca töhmet altında bırakmadan, fazlaca hırpalayıp gereksiz yere incitmeden yapmak zorunda. O yüzden de "ben bu operasyonu bürokrasinin memleketin kaderine hükmetme heveslerine karşı yapıyorum" diyemiyor da, "bürokrasi içinde görevini kötüye kullanıp suç örgütü oluşturanlara vs. karşı yapıyorum" mesajını vermeye çalışıyor.
      8- Sonuç olarak bu davada nasıl bir sonuç çıkması gerekirdi denilirse, toplumu da sürece dahil eden Olabildiğince şeffaf bir yargılamayla herkesin maşeri vicdan önünde yapıp ettikleriyle yüzleştirilmeleri, şiddet, cinayet işlerini yapanların ve bu işlerin doğrudan azmettiricisi, sorumlusu olan üst düzey asker, sivil bürokratların bütün toplum önünde yaptıkları işin utancını yaşamaları ve sonrasında da olabildiğince ağır bir şekilde cezalandırılmaları gerekirdi. Toplumu mobilize etmekte kullanılanlardan bu işe bilmeden, çoğunlukla zihniyet problemleri yüzünden bulaşmış olanlar çok hafif cezalarla cezalandırılıp içeride kaldıkları süre gözönüne alınarak serbest bırakılmaları, bilerek bulaşmış ve bu işten menfaat sağlamış olanlarsa sağladıkları menfaat ve verdikleri zarara uygun düşen bir cezayla cezalandırılıp özeleştirilerini vermeden öyle hemen salıverilmemeleri gerekirdi diye düşünüyorum. Bu davada tam olarak bu yapılabildi mi veya yapılması gerekeni tam olarak açıklayabildim mi, bilemem artık.

      Sil
  9. Yani hiç umrunda değil sarsılan adalet duygusu. Afedersin de beni şeyetseler, Doğu Perinçek'in böyle bir halt yiyeceğine inanmam. 105 sene. Dizine dursun. Umarım birgün ben hatalıymışım demezsin Hasan Cemal gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğu Perinçek'i pek tanımıyorsun galiba. Balbay falan desen tamam da Perinçek'in Mısır'daki darbeyle ilgili yazdığı yazılar dahi ortada. Aldığı ceza elbette askerlere oranla fazla, yargılamada davanın meşruiyetine gölge düşüren büyük hukuksuzluklar var, siyasi bir dava olduğunu herkes kabul ediyor vs ama bunlar Doğu Perinçek'in fikirlerini kapatmaz.

      Sil
  10. siyasi pozisyonunuza katiliyorum ama sonucta verilen cezalarla ilgili kismina degil. tahmin ediyorum ki siz de hukuk mekanigi olarak cezalarin en azindan buyuk bir kisminin yanlis olduguna katiliyorsunuz. bunu varsayarak devam edicem. bunun isiginda, cezalarin bence verdigi en onemli mesaj, "turkiye'de rejim degisikligi olunca, kaybedenler hala idam/muebbet/tecrit ile tekdir edilir; ve bu yontem eli devlet tarafindan silahlandirilmislarin tekelinde degildir" oldu. ve sonucta bir sonraki rejim degisikligi icin de onemli bir opsiyon olarak bu yontem masada kaldi. halbuki referandum, yas kararlari vs derken genelkurmay baskani haric askerden kimsenin adini bilmedigimiz bir doneme gelmistik.

    YanıtlaSil
  11. Kaleminizden kan damlatmissiniz yine üstadım. Yaziyi buradan okuyup yorumu facebook'tan yapanlari anlamakta hala zorlanıyorum.

    YanıtlaSil
  12. “…Bir: Daha önceki üç darbede uyguladıkları ahmakça, sadistçe zulüm hafızalardan çıkmamıştı…”
    Diyorsunuz, bütün diktatörlerde olmak zorunda değil ama sadist zulüm ne yazık ki her darbede olmuştur. Dünyadaki bütün darbelerde. Antitez için örneklere açığım.
    “…İki: Temsil ettikleri ideoloji kabak tadı vermişti. Yalanı, riyakârlığı, lime lime dökülmeye başlamıştı…”
    Diyorsunuz ki haklısınız peki şu an bu askeri yapılanmaları felç edecek düzeyde politika yapan amcalarımızın politikası kabak tadı vermedi mi? Bütün politikanın sonu budur ve bu olacaktır. Bir antitez yaratır mı, şüpheli..
    “…Üç: Uzun süreden beri iktidarda olmalarının getirdiği yozlaşma ve kibir, tahammül edilmez bir seviyeye varmıştı…”
    Tamamiyle haklısınız bir şey diyemem.
    “…Dört: Bunlar da Ermeni ve Kıbrıs meselelerinde fosladılar, evet, AB meselesinde de foslamanın eşiğindeler. Ama en azından denediler. Kürt sorununda belki bir şeyler başardılar da…”
    Burada şöyle bir yanılgı var, bunları onlar kendi isteğiyle mi yaptılar yoksa yapmak zorunda mı kaldılar? Kürt sorununu çözmek için Obama’nın ne kadar ısrar ettiğini hepimiz biliyoruz. Bu korku onlara böyle bir şey yaptırdı.
    Benim karşı çıktığım noktalar bunlar, cevap vermek zorunda bile değilsiniz ne bileyim belki salakça yorumlar yapmışımdır ama içimde kalmasın en azından.
    Hadi size kolay gelsin.

    YanıtlaSil
  13. Ergenekon tc sisteminin hatta tanzimat sonrası osmalınında bizzat kendisidir.Şamil tayyar bir röportajında Ergenekon nun ağırlıklı çerkez ve Boşnak, pomak ,Arnavut gibi sonradan Anatolia ya gelen göçmen halkların kurduğu ve oluşturduğu bir nevi göçmen örgütüdür, askeriyede çerkez göçmen ve sebatay olmayan bir tane paşa göremezsiniz.mit'in çoğu çerkezlerden oluşuyor derler,yakup cemilde bir çerkezdi.zaten türkiyede sadece 20 milyon çerkez var.şu dünyada iki halk var birbirlerine çok yakın karakterli biri çerkezler diğerleri yahudilerdir çerkezler ve Yahudiler göçmeliği başkasının yerinde durmayı severler ve güce taparlar oldukları ve gittikleri ülkelerde sevilmezler ama oraları işgal edip güçlüye tapmaları her zamanki işleridir.Çerkezleri ruslar sürdü anatoliada çerkesler 1915 de Hristiyanları katletti naziler Yahudileri sürdü katletti,Yahudiler Filistinlileri katlediyor.buünkü savaşda nur cemaati ve Kemalistler arasında yaşana Ergenekon sistemini ele geçirmek için verilen bir tc içi mücadeledir.yani kısacası papyoncu Kemalistlerle kalpaklı Kemalistlerin iktidar savaşıdır.ergenekon terör örgütü savaşları.al birini vur ötekine.tencere dibin kara seninki senden kara.

    YanıtlaSil
  14. bir zamanlar iran' daki halkta şah' tan iyisi tahran' ın mollası diyordu.. sonuç ortada sanırım. birde bizde bir laf vardır "gelen gideni aratır" diye, her zsman tıkır işlemiştir. bir yanlışı hiçbir zaman başka yanlışla düzeltemeyiz, umarım haklısınızdır diyemiyorum çünkü gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenlerin bize en ufacıcık bir faydaları olacağını sanmıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halil Berktay 2008'de İran'daki Şah karşıtı muhalefetin üzerinde ittifak ettiği zeminin demokrasi, insan hakları, özgürlükler vs. değil, Şah'ın Batı ile ilişkilerine karşı olmak, yani anti-emperyalizm olduğunu yazmıştı. Yani devrimden sonra Humeyni liderliğindeki İslamcıların yaptığını, eğer solcular daha güçlü olsalardı, onlar yapacaklardı ve netice değişmeyecekti. Alın size Mısır! Neticede islamcılar daha güçlüydüler ve galip geldiler. Ben şuna inanmıyorum: devrim yaptık diktatörü devirdik, şimdi oturup kardeş kardeş konuşup anlaşalım ve yeni rejimi ortaklaşa kuralım. Hayır, her zaman bir devrimden sonra ittifaklar bozulur, iktidar mücadelesi olur ve birileri kazanır birileri kaybeder. Bu son derece normal ve meşrudur kanaatimce. Problem olan bu iktidar mücadelesinin yöntemidir. Yöntemi de devrim sürecinde devrimci güçlerin hangi zeminde biraraya geldikleri ve bu zemini devrim sonrasındaki süreç boyunca ne ölçüde koruyabildikleri belirler.

      Sil
  15. perspektifinizi doğru bulmuyorum. olaya, buraların aslında bir zamanlar dünynın en berbat en gerici kültürü olan arap kültürü ile lanetlenmiş yerler olduğunu hiç hesaba katmadan bakıyorsunuz.
    islam ve demokrasinin birlikte olduğu hiçbir toprak parçası yok şu dünyada. muhtemelen bu yüzyıl boyunca da olmayacak. bu ikidar kavgası olayın doğal süreci değildir demiyorum ancak sezarın hakkı da sezara verilmeli. diyeceğim o ki zaten demokrasiden de evrensel hukuktan da kimsenin umudu yok, şu topraklardaki yobazlığın, bilim düşmanlığının temel dayanağı olan arap kültürüne karşı olan kim olsa elini öperim onun velev ki darbeci olsun.

    YanıtlaSil
  16. Güzel analiz patron... tebrikler
    Gerekçeler makul, mantıklı. Saçmalamış burada diyebileceğim hiç bişey yok. Ayrıca senle bi çok görüşümün de "örtüşmesine" ayrıyeten sevindim.

    Take Care..

    YanıtlaSil
  17. Tuttuğunuz taraf adaletin tarafı olmalıydı diye düşünüyorum.

    Darbelere göre bunlar daha iyi demişsiniz doğru ama bunun sebebi aralarında 30 sene olması. 12 Eylül'ü yaşayan bir Türkiye'nin tekrar o yola girmeyeceği aşikar bence. Yani asker gelirse asar keser işkence eder bunlar sadece hapise atıp çürümeye bırakıyor daha insancıl daha demeokratik demek doğru gelmiyor memleket zaten bir değişim ve gelişim içinde.

    YanıtlaSil
  18. “Al birini vur ötekine” diyebilmek için örnekler daraltılmış. Yeni olandaki pozitif saylabilecek performanslar hep atlanmış. İlk aklıma gelenler; dünyadaki ekonomik krizden yara almadan çıkabilmiş olmak, toplumun gelir düzeyi en düşük kesimine sağlık ve eğitim güvencesi getirmek, iyi kötü bir serbestleşme sağlamak. Eski dönemde bunların olabileceğini düşünebiliyor muyduk?

    YanıtlaSil
  19. Zavallısın Sevan.
    Sanırım uzun zamandır hiç bir yazında böylesine zorlanmamışsındır.
    Kemalistlere/ulusalcılara giydirmek için yeni muktedirlerin sana ihtiyaçları yok. Bu yorumunla da senin ve bizim akibetlerimiz
    değişmeyecek. Keskin analiz yeteneğine, donanımına, vicdanını da ekle ve bil: sana bir şey olursa-ki yaparlar....yapacaklar- üzülen, içtenlikle gözyaşı dökenler gene bizler olacağız. Türkiye aydınlanma cephesine tuğlalar katmaya devam et lütfen.
    Şu güzel yaz günlerinde denize ayaklarını sokamayanlar, güneşi göremeyenler Silivri' de, bir bardak şarap içemeyenler; sana şahdamarından daha yakın olanlar, bizleriz.
    Hani derler ya; " mazlumun yanında dur, sözünü zalime söyle"
    Çoğu zaman olduğu gibi, "sesini sesimize kat".
    Lütfen.
    ( zavallı sözü gereksizdi, özür dilerim)

    YanıtlaSil
  20. Gidenler bir cumhuriyet projesinin labaratuvarda yapay olarak üretilmiş ölmeye mahkum garabetleri, "gerçek" değiller, hiç olmadılar. Gelenler ise ahlaklısı ahlaksızı ile "gerçek" insanlar, doğanın içinden geliyorlar. Bu fark bile yeter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bakıma haklısın. Uygarlık biraz da doğanın içinden gelen hayvanların evcilleştirilmesidir. Doğru, uygar insan her zaman biraz laboratuvar (demek ki -o- ile yazılıyormuş) çıkışlıdır, yapaydır, o nedenle uygar erkek çevresinde gördüğü her güzel kadını sikmek istemekle birlikte tecavüze kalkışmaz, bazılarını örten diğerlerini cariye pazarlarında satan bir toplumsal düzenlemeye yanaşmaz, yapay davranıp çoğun onlara gülümsemekle yetinir. Doğa çirkindir, makyaj iyidir.

      Sil
  21. sırf eski derin devlet temizleniyor diye seviniyor olmanız akıl alır gibi değil. yenisinin sizi memnun etmeyeceği aldığınız cezadan belli. susurluk eskisi bir grup elden ayaktan düşmüş zavallıyı bile sahte delillerle mahkum eden bu zihniyeti kerhen bile olsa desteklemeniz fecaat. üstelik onlarca masumu kurunun yanında yaş da yanar mantığı ile kabullenmeniz çok kötü.. bunları da babası 80 darbesi sonucu içeri düşmüş ve çocukluğu yediği öğretmen dayakları ile geçmiş biri yazıyor.. adalet herkes için lazım..

    YanıtlaSil
  22. Memleketin bütün kalelerini zapt edemeyeceklerinden henüz o kadar emin olmayın derim. Şimdi öğretmenlere de başörtüsü serbest oldu, yarın kız öğrencilere de serbest olursa, o zaman mahalle baskısını da, okul baskısını da, arkadaş baskısını da, aile baskısını da görebilirsin. Ümit ederim yanılan ben olurum ve sen haklı çıkarsın. İran`da da güya artık laiklik iyice yerleşmişti ama Humeyni geldi, saatleri 100 yıl geri aldı ve şu anda 17-18 milyon İranlı Avrupa ve Amerika`da yaşıyor, fakat eğer İslam devrimi olmasaydı bu sayı inanın en fazla 4-5 milyonu geçmezdi. 1979`da İran`da 1 milyon`a yakın Ermeni varken şimdi rakam 60 binin altında, çünkü kimse İran`da kendi geleceği için ümit görmüyor, herkes kapağı batıya atma derdinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiyede modern bir ülke'ya güya, iranın zıttıya ama 40 bin Ermeni kaldı, bırak Ermenileri bir kısım kürtler bile terk etti 30 yılda tc yi ,işiniz gücünüz yalan işte biz bu kafa yapınıza ergenekonculuk diyoruz.

      Sil
  23. Mehmet Ağar Bodrum'da sörf yapıyor Osman'ımla birlikte.
    evet Ergenekon vardır. evet Gladyo vardır.
    ancak ibret-i alem ile adaleti birbirine karıştırmamak gerek.
    Ne Susurluk, ne de faili meçhullerin yanına bile yaklaşmayan bu dava Gladyo'yu neredeyse korumuş, kollamış ve hatta güçlendirmiştir.
    İçeridekilerin pek çoğunun bir grup darbe heveslisi amatörler oldukları herkesçe malumken, bu yargı garabetini kurtarıcı olarak görmek yanılgıların en büyüğü olacaktır.
    saygılar
    haluk güremel

    YanıtlaSil
  24. Saçma olmuş. Kuyruk acısıyla yazılmış başarısız bir yazı.

    Ermeni meselesinde foslasan ne yazar? Üç kuruşluk diaspora ne yapabilir? Uganda'dan Fransa'ya kanun geçirdiler, "Bizim dediğimizi kabul etmeyeni kodese tıkarız." diye. Ne oldu?

    Hiç.

    Avrupa Birliği'ne zaten alınmayacaktık. On seneye kalmaz kendileri dükkanı kapatıyorlar. Bilhassa Almanya. Ortadoğu'da Tayyib'i lider gören 200 milyon insan var. AB'ye kapıcı olacağımıza Arap Havzası'na müdür olduk.

    Denize düşen yılana sarılır. Romancı gibi tasfiye olduktan sonra faşist ittifaktan medet ummaya başladın. Gelirlerse dinsiz minsiz dinlemezler, kuş gözlemi kafana yıkarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üç kuruşluk oldukları içinmi her 24 nisanlarda tc nin kıçına ağır bir korku ve tedirginlik havası doluyor. / Hamameşen Prensliği Lordu.

      Sil
  25. Yazınızın sonunda "Memleketin en okumuş, en zengin ve en rabıtalı kesimlerini karşına alarak..." diye bahsettiğiniz insanlar bu olup bitenden en çok rahatsız olanlar gibi geliyor bana. Yani bu konuda tepkisine güvendiğiniz insanlar büyük oranda bu konuda sizin gibi düşünmeyenler bence.

    YanıtlaSil
  26. ''Bu kavgada ben açıkça taraf tuttum.'' sen o kadar bilgiyi al bir ''taraf''a at,yazık...keşke o bilginin onda biri bende olsaydı...

    YanıtlaSil