10 Aralık 2013 Salı

Vampir

Obur sözcüğünü kime sorsan “Türkçedir” der, ben de öyle zannediyordum, hatta Dil Cinneti döneminde etobur, otobur gibi bileşikleri yapıldı. Ama Türkçenin gelmiş geçmiş en müthiş sözlüğü olan Meninski sözlüğü, sene 1680, Farsça demiş. Farsça awbârîdan “çiğnemeden yutmak” fiilinden awbâr اوبار, Türkçede alternatif telaffuzu obâr, “yutucu”. Ejdehâyı merdüm awbâr “insan yutan ejderha”. Mahî-i keştî awbâr “gemi yutan deniz canavarı”. Cilt 1, sayfa 481. Farsçanın klasik sözlüğü olan Burhan-ı Katı’dan çek ettim, awbârîdan ve awbâr mevcut, TDK basımında sf. 231.

Evliya Çelebi’de ise vav ile obûr اوبور insan kanı içen bir tür menhus yaratık. Evliya bunu Çerkezlerden işitmiş. Seyahatname kopyam elimin altında değil, onun için müsaadenizle Başak Ö. Bitik’in makalesinden özetleyeyim:

Karakoncolos gecelerinde insan kanı içen oburlar vardır. Kanı içilen kişinin yakınları obur tanıtıcı, yani “câdî sihirbâz bilici” ihtiyâr Çerkez âdemlerine başvururlar. Toprağının bozulmasından içinden obur çıktığı anlaşılan mezar kazıldığında kan içmekten gözleri kızamış obur leşi bulunur. Oburun göbeğine böğürtlen çalısı kazığı çakıldığında sihri bâtıl olur, kanı içilen insan da ölümden kurtulur. Kanı içilen kişinin kimsesi yoksa, obur tanıtıcı bulunmazsa o kişi ölür gider. Bazı kişiler de bulunan oburun göbeğine kazık çaktırdıktan sonra başka bir obur onun leşine girmesin diye o leşi ateşe atarlar. Bir obur, bir insanın kulağından kanını emdiğinde o kişi günden güne hastalanır. Obur tanıtıcılara haber ve mal verince, onlar köyleri gezip insan kanı içmekten gözleri kan çanağına dönmüş oburu yakalar ve zincire vururlar. Obur, oburluğunu itiraf edince de yine göbeğine böğürtlen kazığı çakıp kanından, hastalanan kişiye sürdüklerinde o kişi şifa bulur. Obur da ateşe atılır. (Milli Folklor, 2011, sf. 66)

Şimdi Meninski’nin obâr’ı ile Çelebi’nin obûr’u aynı kelime midir, emin değilim. Belki obûr, Farsça sözcüğün Kafkas/Tatar kültür çevresine özgü bir varyantıdır, Çelebi oradan duymuştur. Her halükârda seyyahımız sözcüğün bundan başka bir anlamından habersiz görünüyor. “Doymak bilmez” anlamında sıradanlaşmış obûr en erken 1876 tarihli Vefik Paşa sözlüğünde karşımıza çıkıyor.

*

Kan içici oburun Tatarcası ubır, Rusçası upır упырь imiş. 13. yy öncesine ait Rusça Aziz Grigoriy Menkıbesinde upır’lardan söz edilmiş, yani kökü hayli eskiye gidiyor. Bir Türk dilinden alıntı olabilir mi? Bilemeyeceğim. Bilumum diğer Slav dillerinde sözcük mevcut: Çekçe upír, Lehçe wąpierz, Sırpça… dur bakalım.

1718’de Avusturyalılar Sırbistan’ın yarısını ele geçirdikten sonra bir sürü teftiş heyeti gönderip memleketin envanterini çıkarmışlar. Avrupalılar bu sayede Sırp (Macar, Transilvanya vb.) köylülerinin mezar açıp Vampyr avlama, bulduklarının göğsüne kazık çakma geleneğini ilk kez duyma fırsatı bulmuşlar. 1734’te ilk kez İngilizce bir yazıda vampyre sözcüğü geçmiş. Sahneyi bilirsiniz: Batı Avrupalı seyyah, Balkan taşrasında sefil bir han, kuşku dolu köylüler, ürkek fısıltılar, dışarıda kar fırtınası…

Belki de yenilmiş Osmanlı’nın ruhudur ürküten, kimbilir?

Philip Burne-Jones, The Vampire
Neden mp? Emin değilim ama Yunan imlasıymış gibi geliyor bana. Yunancada /b/ sesi olmadığından mp kullanırlar, Beethoven yerine Mpetoven yazarlar. O tarihte Sırplarda okuma yazma yok gibi bir şey, belki çat pat Rumca yazan Ortodoks köy papazı var. Sırpça orijinal sözcük neydi? Bilmiyorum, 18. yüzyıl Sırpça kaynaklarını arayacak halim yok, ama sanki vampır değil vabır olabilirmiş gibi geliyor bana.

*


Vampirin pis kokulu bir leşten soluk benizli bir genç kadına dönüşmesi galiba 1890’larda Burne-Jones’un çizimleriyle olmuş. O seksi vampirin adının vamp diye kısaltılması ise 1910 dolayları. Sinemanın ilk vampı Enid Bennett, 1918.

13 yorum:

  1. vayy be.. koskoca vampir les gibi biseymis.

    YanıtlaSil
  2. Oberon da büyücü demek, kelimeler de benzeşiyor. Var mıdır alakası? http://en.wikipedia.org/wiki/Oberon

    YanıtlaSil
  3. Eski Türkçede op- "içine çekmek 2. içine çekerek/emerek içmek" fiili vardır. Kaşgarlı'dan bir iki örnek;

    "Er suw opdı" (Adam suyu höpürdeterek içti)
    "Ol menge mün opruşdı" (O bana çorba içirdi)

    Ayrıca bu fiilin bir diğer varyantı da öp- "içine çekmek" fiilidir. Opmak = öpmek, aradaki bağlantı açık. Nitekim yine Kaşgarlı'da şöyle örnekler var;

    "Mün öpdi" (Çorba içti)
    "Mün öprüldi" (Çorba içildi)
    "Öpüm" (Yudum)
    "Ol menge mün öpürdi" (O bana çorba içirdi)
    "Öpürgen" (Daima, çok içiren)
    "Men angar suw öpürttüm" (Ben ona su içirttim)

    Öp-'ün op-'tan bir farkı, bugünkü “bûs etmek” anlamında da kullanılıyor olması;

    "Men anı öpsedim" (Ben onu öpmek istedim)
    "Ol anı öptürdi" (O, onu öptürdü)

    Gibi... Sözlüğünüzde awbar'ı < Farsça bir op- fiiline bağlamışsınız ancak Farsçada böyle bir fiil kökü var mıdır? Ayrıca op- fiilinin *aw-'a dönüşmesi de problemlidir, muhayyel Farsça *op-'tan > awbar? Sıkıntılı.

    Bana sorarsanız fiil kökü Ana Türkçe ve uzun o ile olmalıdır; *ôp- "içine çekmek 2. emerek içmek" biçiminde. Ana Türkçeden günümüze ulaşırken uzun seslisi yiten fiillerin sert ünsüzleri yumuşar; Eski Türkçe ât (isim) > ad, ET ôd (ateş) > od, ET yât (yabancı) > yad, ET kûçak > kucak gibi. Kurguladığımız *ôp- fiilinin de uzun o'sunun yitimiyle *ob-'a dönüşmesi mantıklıdır. Ana Türkçe *ôpar > *obar.

    Fiil eğer alıntı ise Türkçeden Farsçaya alınmış olmalı, /w/ türemesi bize bunu gösterir; Ana Türkçe *ôp- > Farsçada *awb- olur. Ana Türkçe *ôpar > Farsça *awbar'a dönüşür. Buna benzer bir ses hâdisesi Türkmencede vardır, Ana Türkçedeki kısalan uzun ünlüler Türkmencede arada bir /y/ türetmiştir; Ana Türkçe süüt (uzun ü ile) > Türkmence süyt = (Azerice süd), Ana Türkçe küüç > Türkmence güyç = (Azerice güc) gibi. Farsça alıntıda(?) da mâkul bir /w/ türemesi söz konusu gibi gözükmekte. Bu arada, bizdeki yalınken "güç" yazımı yanlıştır, ancak sözcük ek aldığında gerçek ortaya çıkar; "güc-ü", "güc-e" gibi... (Küüç örneğinde de kısalan ünlü /ç/ sesini /c/ye evriltir).

    Tüm bunlara ek olarak Türkçede "içine çekerek yutmak" çağrışımlı yansımalar da vardır; "hapır", "hapır hupur", "höpür", "höpürde-", "höpürdet-" gibi. Bu yansımaların başlarında bulunan /h-/ler de daha eski biçimlerin uzun ünlülü oluşuna delâlet eder. Meselâ günümüzdeki "hörgüç" sözcüğünün geldiği kök ör- "yükselmek" köküdür ve Ana Türkçede uzun ö ile *öör- biçimindedir. Uzun sesli, sözcüğün sonunda değil başında ise, diğer örneklerdeki gibi ses yumuşaması değil /h-/ türemesi gerçekleşir. Bu bağlamda "hopur"/"höpür" gibi yansımaları < *ôpur/*ööpür'den gelme biçimler gibi de düşünebiliriz. Zaten *ôp- fiili de muhtemelen "içine çekerek yutma" fiilini takliden türemiş olmalıdır. "Hap diye yutmak" örneğindeki gibi (buradaki hap, Arapça kökenli habb değil, "yutma efektini yansıtma" amacıyla kullanılan hap'tır).

    İşi ille de Türkçeye bağlamak zorunda da değiliz, sizin iddianızdaki gibi eğer Farsçada da bir op- fiili varsa, o da yansıma kökenlidir. Ancak op- biçiminde olamaz; *ôp- biçiminde uzun o'lu olmalıdır ya da belki Eski Farsçadaki fiil /a/ ile *âp- biçimindeydi (hap diye yutmak örneğindeki gibi), *âp- > *awb- dönüşümü daha mantıklıdır ancak bu kez de /+bar/ kısmı problemli. Herşeyi Türkçeye bağlamaya çalışanlardan değilim, ancak elimizdeki veriler *ôpar > *obar ~ Farsça awbar görüşünü destekliyor.

    Ortada bir alıntı-verinti yoksa eğer, Ana Türkçe *ôp- ayrı bir fiil, Eski Farsça *âp- ayrı bir fiil olmalıdır. Kimileyin, bir dildeki bir söz akraba olmayan dildeki bir başka söze anlamc ve sesletimce benzeyebilir. Meselâ Arapça /ardh/ أرض “yer” ile İngilizce earth “yer” gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talat Tekin, Volga Bulgar Kitabeleri ... s. 34

      <<

      Bazı araştırmacılar (Pritsak ve başkaları) Volga Bulgarcası ile Çuvaşçada görülen bu w- türemesinin uzun ünlülerden önce meydana geldiğini öne sürmüşlerse de doğry değildir. Çünkü /w/ kısa yuvarlak
      ünlü önünde de türemiştir.

      >>

      wel= < öl= ; /ö/ kısadır.

      h- ya sporadiktir, ya da eski *p- 'ye delalet eder.

      Sil
  4. Bir iki düzelti ve ekleme

    Önceki iletimde yazdığım > "ET ôd (ateş) > od" hatalı olmuş, doğrusu; Eski Türkçe ôt (ateş) > od olacak, kısalan ünlüden dolayı /-t/ > /-d/ olur.

    Bir diğer ekleme, daha önce de söz ettiğim gibi, akrabalığı olmayan dillerdeki kimi sözler ya da fiillerin hem sesletimce hem de anlamca benzeşmesi duruma olacak. Meselâ Latince toccare (dokunmak) ile Eski Türkçe tokı- (dokunmak) -ki tokın- dönüşlü çatısıdır- fiileri de benzer, çünkü yansıma kökenlidirler. Bir cismin diğer bir cisme değmesi sonucu çıkan sesi yansıtır.

    Meselâ sözlüğünüzde coş- fiilini de Farsça côşîdan'a bağlamışsınız ancak bu hatalı bir bilgi olmuş. Oysa Eski Türkçede de çôş- (kalabalık olmak 2. kaynaşmak) fiili de uzun o'ludur. Bu kökten > çôq "kalabalık" demektir. Sözcük, yine kısalan o'dan dolayı > çoğ olur. Bugünkü yalınken "çok" yazımı daha önce verdiğim "güç" örneği gibi hatalıdır, yalınken "çoğ" biçiminde yazmalıyız ki yine ek aldığında gerçek biçim ortaya çıkar; Eski biçim çôqal- > çoğal- (o kısaldı, q > ğ'ya evrildi). Farsça çôş-îdan da, Türkçe çôş-mak da yansıma kökenlidir, "kıpırdanma, kaynama, fıkırdama, fokurdama" bildiren bir yansıma fiildir. Bu gibi yansıma fiilleri ille de tek bir dile bağlamamız hatalı olur.

    Filmi geriye sararsak, tüm dillerin kökeninde yansıma vardır. Meselâ Türkçede ses bildiren yansımalar; "bas bas" bağırmak, "bar bar" bağırmak, "bangır bangır", "bam bam" biçiminde yansıtılır. Hatta bağır- fiilinin de eski biçimi bâkır- biçiminden gelir. Buradaki ana kök "bâ" (ses yansıtan sözcük)'tür. Bu sözün yansıma kökenli olduğu ve alıntı olmadığı açıktır. Hint-Avrupa dillerinde de yine yansıma kökenli olan bir bâ/bha vardır. Yunanca phone'un kökeninde de o kök vardır, Hintçe bhasa "dil" sözcüğünün kökeninde de hatta belki Ermenice ban "sözcük"ün kökeninde de bu kök vardır. Tüm "bâ" ana köküne dayanan sözleri Hint-Avrupacaya ya da Türkçeye bağlayamayız.

    YanıtlaSil
  5. Bu arada yakaladığınız şu kısım çok önemli;

    "Neden mp? Emin değilim ama Yunan imlasıymış gibi geliyor bana. Yunancada /b/ sesi olmadığından mp kullanırlar, Beethoven yerine Mpetoven yazarlar. O tarihte Sırplarda okuma yazma yok gibi bir şey, belki çat pat Rumca yazan Ortodoks köy papazı var. Sırpça orijinal sözcük neydi? Bilmiyorum, 18. yüzyıl Sırpça kaynaklarını arayacak halim yok, ama sanki vampır değil vabır olabilirmiş gibi geliyor bana."

    Evet. Yunan imlâsından biçimlenmiş olmalı. Sözcük başındaki /w-/ ya da /v-/ türemesi de yine /h-/ türemesi gibi, arkaik bir uzun seslinin kanıtıdır. Yani Yunan imlâsıyla *vampır/*vampir şeklinde yazılan sözcüğün aslının < *âbır gibi bir şey olması gerekir.

    Tatarcada Türkçedeki yuvarlak sesliler dardır, upır = tam da obur'un eşdeğeridir. Türkçe "yol" = Tatarca "yul", Türkçe "sözlük" = Tatarca "süzlik" vb.

    Farsça awbârîdan'dan > awbar da göçüşmeyle *wabar olmuş olabilir, ama ikinci hecedeki /a/nın /ı/ ya da /i/ye dönmesi sıkıntılı. Bence Tatarca upır > Rusçaya alınmış olabilir. Güney Slav Dillerinde ise Rusçadan değil bir başka dilden alınmış gibi gözüküyor. Belki Tuna Bulgarcasından alınmıştır? Çünkü Tuna Bulgarcasında yaygın Türkçedeki /o/ ile başlayan sözcükler /a/ ile, /ö/ ile başlayan sözcükler ise /e/ ile başlar. Dahası başlarında da bir /w-/ türemesi görülür. Örnekler; Yaygın Türkçe "on" = Tuna Bulgarcası "wan", YT "öl-" = TB "wel-" gibi...

    Bu bağlamda Yaygın Türkçedeki obur = Tuna Bulgarcasında *wabır olur. Bu sözcüğü de Yunan imlâsıyla yazarsanız; wambır/vambır'a ulaşırsınız.

    YanıtlaSil
  6. En son yazdığım ileti için düzelti

    "Bu bağlamda Yaygın Türkçedeki obur = Tuna Bulgarcasında *wabır olur. Bu sözcüğü de Yunan imlâsıyla yazarsanız; wambır/vambır'a ulaşırsınız." kısmı şöyle olaca;

    Bu bağlamda Yaygın Türkçedeki obur = Tuna Bulgarcasında *wabır olur. Bu sözcüğü de Yunan imlâsıyla yazarsanız; "wampır/vampır'a ulaşırsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hususiyetle Tuna Bulgarcası için kat`i bir şey söylemek mümkün değil, ama ses değişklikleri umumi olarak Bulgar Türk dil grubu için geçerlidir. wān, wan < *wōn < *uōn *wōn, wel= < *wöl= < *üöl= < *öl= Volga Bulgarcasında mevcutttur (Talat Tekin, Volga Kitabeleri ... s. 34).

      Sil
  7. Bu kaynak da olasi bir baga isaret ediyor sanki:
    http://www.etymonline.com/index.php?term=vampire&allowed_in_frame=0

    YanıtlaSil
  8. "Obur" kelimesinin *Farsçadan* geldiğini tahmin etmiyorum. Eski bir Avrasya İranî dilinden gelip gelmemesi ayrı bir meseledir. İranî ve Türk kavimler Orta Asya ve Avrasya bozkırlarında çok kadim zamandan beri iç içe yaşamışlardır. Mesela İskitler zamanında. Dolayısıyla İranî ve Türk dilleri arasında birçok benzer kelime, hatta benzer ekler bile vardır. Bunların hepsi ayıklanmamıştır. İranî ve Türk dilbilimciler veya amatör dilbilimciler arasndaki milliyetçi rekabet meseleyi daha da güçleştiriyor. Oset Abaev heryerde İranî kelime görür, ona karşı yazan Tatar ve Karaçaylılar her yerde Türk kelime görürler. Bulgar Türk dilleri sahasında İskit / Sarmat / Alan tesiri vardır. Mesele için bazı kaynaklar: Pentti Aalto (Helsinki) Iranian Contacts of the Turks in Pre-Islamic Times Studia Turcica, Budapest 1971, pp. 29 — 37 (L. Ligeti ed.); Gerhard Doerfer, Irano-Altaistica: Turkish and Mongolian Languages Of Persia and Afghanistan, Current Trends in Linguistics Vol. 6 (1970) p. 217 - 234; Gerhard Doerfer, "Türkische und mongolische Elemente im Neupersischen", Bd. I-IV, Wiesbaden, Franz Steiner Verlag, 1963–1975

    YanıtlaSil
  9. Tuna Bulgarcası *wapır kelimesinin vampir olması fonetik bir hadise olduğu meydana çıkıyor.

    Dikkat edilirse bizim kaplumbağa kelimesi böyle bir hadiseden türemiş. Hattâ bir ağızda obur > humbur misali var. Mevki itibarıyla mühim olduğundan Makedonya ağzından da bir misal dahil ettim.



    J. Eckman, Kelime Ortasında Anorganik B, P ve M-nin Türemesi; Türkiyat Mecmuası Cilt 10 (1953) s. 313 -320.



    Elimizdeki misallerin gösterdiği gibi, bu ses {m} vocalis ile b veya p arasında türer. Meydana gelişi anorganik b- .ve p-nin türeyişine benzer. Bu hâdise şöyle izah edilebilir: b ve p gibi dudak patlayıcılarının boğumlanması tamamlanmadan önce yumuşak damak (velum palatinum) inerek ağız yolunu kapar; bundan dolayı akciğerden gelen hava burundan geçmek mecburiyetinde kalınca bir dudak burun sesinin (labionasalis m-nin) türemesine sebep olur.



    çilpi, çilpiz 'çalıçirpı' (SDD) —- çilimpi, çilimpiz id., çilimbiz''ateş yakmak için kullanılan çalıçirpı' (o.g.).



    dibi ~ Makedonya ağzı dimbi (T. Kowalski: Ene. Isl. IV, 982).



    XIV-XV. as. kaplubağa (TTS I, II) | Bosna ağzı kaplubağa 'Schnek-ke'(I) ve 'Schildkröte' (Blau 261) | — Çağ. قاپلوباقا 'tortue' (P. de Courteille) kaplumbağa.



    obur — humbur. id. (SDD, AD), hombul 'obur, çok yiyen' (AD II).

    YanıtlaSil
  10. Aralik'ta cikan bir makale:
    http://www.johschool.com/Makaleler/1408914813_6.%20mberkyalt%C4%B1r%C4%B1k346.pdf

    Benzer konulari islemis. Tartismaya katkisi olabilir belki..

    YanıtlaSil
  11. www.bu.gen.tr e-kitaabın adresi

    YanıtlaSil