25 Haziran 2015 Perşembe

Sağdan ve Soldan Gelenler

Son yazılarıma bir sürü yorum, tepki, mepki gelmiş. Ali Nesin sağolsun, derleyip gönderdi. Polemik olunca kalemim canlanıyor, gözüme fer geliyor, haberiniz olsun.

“Adil ve iyi insanlar birbirini katletmez, zalim insanlar mazlumları katletmiştir” demiş bir okur.

Keşke öyle olsa, hayat çok kolay olurdu. Ama değil. En büyük katliamları yapanlar zalimler değil, adiller ve iyilerdir – ya da kendini iyi ve adil sananlardır. Bunu anlamadan felsefenin kapısını açamazsın. Saatli Maarif Takvimi seviyesinde takılır kalırsın.

Adlin ve iyiliğin sırrını keşfetmiş olan insanın, o kutlu keşiften mahrum olanlara doğal tepkisi, önce şaşkınlık, sonra öfke, sonra nefrettir. İsterse “hoşgörü” takılsın. Eninde veya sonunda, adlin ve iyiliğin timsali olan kardeşlerini kâfirden koruma yükümlülüğüyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Hakikati bulmuş insan tehlikelidir. Tabiatta hiçbir mahluk, hakikatin sahipleri kadar kör ve gaddar olamaz. Tarihteki en kan dökücü zalimlere bak: Hepsi kendi dava arkadaşlarına karşı sevgi ve sadakatle dolu insanlardır. Onların başına bir şey gelecek diye akılları çıkar, canavara dönüşürler.

O yüzden gerçek filozoflar insanlara asla hakikati anlatmazlar. Çünkü hakikat tehlikelidir. Bak Sokrates’e, Descartes’a, Hume’a, evet Hegel’e, Nietzsche’ye. Hakikat anlatmamışlar, hakikat yıkmışlar. İnsanların ruhunu esir alan mitleri sarsmışlar.
İnsanlığa faydaları peygamber geçinenlerden daha fazladır. En azından zararları daha azdır.


“İyi ama ülkemizde biri ‘kral çıplak’ diye bağırmaya görsün... Hem otorite tarafından cezalandırılıyor hem de halk küfür ediyor.”
Kralın giysileri bir suç ve riya ortaklığıdır. Dokunursan elbette küfredecekler, cezalandırmaya çalışacaklar. Küfür etmiyorlarsa onları sarsmayı başaramadın demektir. O zaman sus daha iyi.

Bir düzine kadar yorumcu “inanca saygı” sakızını çiğnemişler. “Nişanyan’da saygı yok” neticesine varmışlar.

İnanca saygım elbette var. Siz benim Bahailiğe ya da Sikh’lere, Abhazya’da ağaca tapanlara, Haiti’deki Vuduculara, Zerdüştlere, Yahudilere, Rastafaryanlara ya da Alevilere laf soktuğumu hiç duydunuz mu? Hepsine saygım var, merak ederim, buldukça okurum, lütfedip inançlarını anlatmak isterlerse dinlerim, hatta çok sıkıcı değilse ayin ve törenlerine katılmak isterim. Hacıbektaş dergâhında, Delhi’deki Sikh mabedinde, Hayfa’daki Bahai tapınağında, Habeşistan’daki Yemrehanna Krisdos manastırında vakit geçirmişliğim vardır.

Müslümanların inancına saygımızdaki noksanlığın sebebi basit. Çünkü onlar bize küfrediyorlar. Küfre küfürle karşılık vermek haktır.
İki düzeyi var bunun. Bir kere Müslümanlık baştan beri küfretmiş. Kutsal kitap diye okudukları metin, kutsallık atfedilen bir kitaba yakışmayacak ölçüde gazap ve hakaretle dolu bir metindir. Kendi mitolojilerine inanmamayı daha baştan küfr diye tanımlamışlar ve küfre küfürle, lanetle, ötekileştirmeyle, kılıçla, kafa keserek, esir alarak, talan ve soygun yaparak cevap vermişler.

İkincisi, bugünkü durum. Etrafımız son yıllarda bir küfür borbardımanıyla çevrildi. Her televizyon kanalında, her kürsüde, her okulda, her gün ve her saat, onların hurafelerine inanmayanların akıldan ve vicdandan yoksun olduklarına, insanlık onuruna sahip olmadıklarına, hayatlarının değer taşımadığına, kızlarının ve kadınlarının ırz yoksunu olduğuna, kitaplarının sahte ve inançlarının boş olduğuna dair durup dinmeyen bir hakaret tufanıyla karşı karşıyayız.

Gönül isterdi ki bu terbiyesizlerin cevabını aynı zamanda insan olma bilincinde olan Müslümanlar versin. Ama maalesef onlar “inanca saygı” teranesiyle vakit geçirmeyi tercih ettiğinden, o görev, mecburen, hariçten gazel okuyan bizlere düşüyor.


“Eleştiride öfke olmaz. Soğukkanlılıkla eleştiri yapılır.”
Vallahi siz bir de Voltaire okuyun derim. Küçük Felsefe Sözlüğü Türkçeye çevrildi, MEB yayınlarından çıktı yanılmıyorsam. Orada Katolik Kilisesi’ne yönelttiği yıldırımları bugün ben kullanmaya cesaret edemezdim.
Hume soğukkanlıdır, eleştirisini çok inceden yürütür. Ama o İskoç, soğuk memleket orası, bize uymaz.


“İslami mitolojinin diğer mitolojilerden farkı yok mu? Cihad Savaşları, köle ve cariye alımları, millet-i hakime sistemleri diğer mitolojilerde de mi var? Madem öyle niye diğerlerinin içinden kafa kesenler, cariye pazarı kuranlar, IŞİD’ler çıkmıyor?”
Çin’de Kültür Devrimi sırasında kurşuna dizilenlere ya da Kamboçya’da Khmer Rouge kurbanlarına, Çavuşesko’nun kolektif çiftliklerinde ya da Husak Çekoslavakya'sının birahanelerinde hayatını tüketenlere bu soruyu sormak ilginç olurdu. Sanırım dayak yerdik. 

Hitler'in gizli Müslüman olduğunu söyleyenler var gerçi, ama bunun da doğru olduğunu sanmıyorum. Cariye pazarı kurmamış amcam, beterini yapmış.
Türk milletinin yarın bir mucize olur da Müslümanlığı bırakırsa daha iyi olacağını düşünüyorsanız, hayal kuruyorsunuz derim. Kemalci oldular da ne oldu? Komünist olsalar Türk Solu dergisinden daha matah bir yere mi varacaklar?

Son yılların küfür bombardımanı, evet, bende de Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı bir ikrah hissi uyandırdı. Ama gerçekçi olmak gerekirse gene de eski ve denenmiş mitoloji, taze ve çiğ mitolojiden iyidir derim. Köşeleri yuvarlaklaşmıştır, denge mekanizmaları oluşmuştur. "Hadi bakalım bütün kulak'ları, ya da devrim düşmanlarını, ya da Yahudileri, Ermenileri vb. keselim" noktasına daha zor varırlar. Tahminimce. Belki. Umuyoruz.


"Düne kadar Ilımlı İslam'a teslim olmuş bir liberalin şimdi 'Bu iş İslam'la olmaz' diyebilmesi paradigmasında ciddi bir kopuşu gerektirir"
Saçmalık. Bir kere hiçbir tarihte kendime "liberal" dediğimi hatırlamıyorum. "Kendini tanımla" diye üzerime çok vardıklarında bir keresinde "muhafazakâr anarşist" demiştim, ondan öteye gitmedim. İkincisi, Ilımlı İslam diye bir şeyi hiçbir tarihte ne savundum, ne destekledim. Ayrıca öyle bir modelin olduğunu da sanmıyorum. AKP bir siyasi partidir, bir toplum modeli ya da ideoloji değil. Bugün işime gelir desteklerim, yarın yanlış yola gider, desteklemem, o kadar. 

Hafızanızı tazeleyin. Bundan on sene önce bu memleketin her tarafına bir takım akıl ve ahlak yoksunu zorbalar olmadık yerlere devasa bayraklar dikip "Orduya sadakat şerefimizdir" gibi sloganlar yazıyorlardı. Onların mitolojisine dil uzatmaya cüret edenler teker teker sokakta ve dağda katlediliyordu. Bu duruma itiraz eden tek parti AKP olduğu için, Müslümanlık gibi bir handikapa rağmen, onu destekledik. Akıl ve vicdan bunu gerektiriyordu. Yaptığımızın doğruluğuna dair bugün de aklımda en ufak bir kuşku yok.

İtiraf edeyim ki bu kadar hızlı yoldan çıkacaklarını, elde ettikleri avantajı bu kadar hoyratça harcayacaklarını tahmin edemedim. Bundan dolayı -hem kendi adıma hem AKP adına- üzgünüm. Evet, özeleştiri gerekiyor. Kendimce yapmaya çalışıyorum ve yapmaya devam edeceğim. 

Yine de o kadar feci bir hata değilmiş, o kadar zaptedilmez bir tehlike değilmiş herhalde ki, bir partinin oyu üç puan fazla çıkınca tık diye devrilebiliyormuş, değil mi? Ötekisi gibi her devlet dairesine resmi asılmamış, her okula büstü dikilmemiş henüz.
Yani üzülelim, peki, ama panik yapacak bir durum göremiyorum.

7 yorum:

  1. http://blog.radikal.com.tr/felsefe/memleket-nasil-kurtulur-104062
    Üstâd: Fırat Bayram'ın "...sınıf mücadelesini veya yoksul yığınların ekonomik gerekçelerle aldığı siyasal konumlanışları belli bir tarih aralığında ortaya çıkmış bir 'modaya' indirgemek fazlasıyla kaba bir bakış açısı olur. Nitekim bu 'modanın' hala geçerliliği bulunduğunu komşumuz Yunanistan ve Latin Amerika'dan görüyoruz. Onca teknolojik gelişim ve zenginlik içerisinde işsiz ve yoksul kalan yığınlar oldukça da görmeye devam edeceğimiz açık olsa gerek. Sevan Bey, önce siyasal alanı kimlik ve aidiyetlere kapatıyor ve sonra da (aşağıda görüleceği üzere) dinden özgürleşmeyi savunuyorsunuz. Burada kendi mantığınız açısından ortaya çıkan sıkışmayı görmüyorsunuz." eleştirisine yazacağınız cevabı sabırsızlıkla bekliyorum.
    "Müslümanların inancına saygımızdaki noksanlığın sebebi basit. Çünkü onlar bize küfrediyorlar. Küfre küfürle karşılık vermek haktır." Fevkâladeninde Fevkinde hariha bir tespit...Kutlarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yunanistan’daki olayın işçi kimliği” ile alakası ne allahaşkına. Yunanistan’da İşçi sınıfı mı var, ve olanlar Syriza’yı mı destekliyor?

      Venezuella’daki olaya bir paralel aranacaksa bizdeki en yakın benzeri post-2010 RTE’dir bence. Aynı lümpen milliyetçiliği, demagojik yabancı düşmanlığı, eli palalı esnaf terörü. Çapulculuk evrensel bir ideolojidir, Muhammed ya da Marx adına işlenmesi bir şey değiştirmez.

      Sil
    2. unanistan'da kapitalist krizin ezdiği kitleler, kendilerine bir alternatif vaat eden Syriza’dan büyük beklentilere sahiptirler. Bu beklentiler bugün Syriza’yı iktidara taşımıştır, ancak aynı zamanda yakın gelecekte Syriza’dan yüz çevrilmesinin de nedeni olacaktır. Çünkü ismindeki Radikal Sol ibaresi dışında Syriza’nın “radikal sol”la bir ilişkisi bulunmamaktadır. Zira Syriza, ilk ortaya çıktığı gün de, bugün de, sosyalist çizgide değil, burjuva sol çizgide (sosyal-demokrat) bir partidir.http://tr.internationalism.org/book/export/html/303 ayrıca Yunanistan'da işçi sınıfı var.https://www.wsws.org/tr/2015/jul2015/pers-j13.shtml

      Sil
  2. Üstad bence Muhammed'in en yakın çevresi - en az bir kaç eşi ve ebu bekir,ömer- Kur'an'ı kendisinin yazdığını biliyordu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özellikler ömerin kızı ve ebubekirin kızı (ikisi de muhammedin eşleriydi) hatta tahrim suresi özellikle bu bayanlar için inmiştir.Muhammed çok kurnaz ve zeki idi.

      Sil
  3. "Haçlı savaşlarının nedenlerini Hıristiyanlığın yayılmasında, Kudüs'ün kurtarılmasında aramak yüzeysel bir düşüncedir. Bu savaşların başlıca nedeni o çağın Avrupa'sında geçim sıkıntılarının çoğalması, büyük açlar sürüsünün dört yana saldırması gibi üretim-tüketim dengesizliğinden gelen bunalımdır. Nitekim din adına savaşanlara katıldıkları söylenenlerin, başta İstanbul olmak üzere, gittikleri bütün illeri soyup soğana çevirdikleri, kadın-kız ne olursa saldırdıkları bilinen bir olaydır. Bu olayın ayrıntılarını da yine Avrupa tarihçilerinin yapıtlarından öğreniyoruz. İslam ordularının İran'a, Hindistan'a, Asya içlerine değin saldırmalarında dini yaymak düşüncesinin ne denli boşlukta kaldığı, tanrı adına savaşanların bu ülkeleri soymalarından anlaşılmıştır. Çöllerde aç dolaşan Arap sürüleri, ulaşım-iletişim olanaklarının gelişmesiyle yeni bilgiler edinmişler, hangi ülke bolluk içindeyse oraya saldırmada gecikmemişlerdir. Bu tür olayları yaratan nedenleri görebilmek için yüzeye vurana değil, tabanda yatana bakmayı becermek gerekir, bu da bilimsel bir yöntemle, sağlıklı bir bakış açısı edinmekle olabilir."
    İsmet Zeki Eyüboğlu - Sömürülen Alevilik s. 118

    YanıtlaSil
  4. "Savaşın Allah yolunda sizinle savaşanlarla ancak sakın ha aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırıya gidenleri sevmez."
    BAKARA SURESİ 190. AYET

    İslamın cihat anlayışını çok yanlış anlamışsınız azizim.Ancak size haksızsınız diyemem.Çünkü müslüman olduklarını iddia edenler bile doğru anlayamamış ki siz doğru anlayasınız.Kuran öyle bir kitaptır ki her hükmüyle zulmün karşısındadır.Ancak siz bunu bir takım siyasi çevrelerin talimatıyla başka dillere çeviren insanların yazdıkları meal kitaplarından anlayamazsınız. Anlamak zorunda da değilsiniz zaten.Ancak siz şuan dünyada ki müslümanların İslam'ı hayatlarına uygulayış biçimlerini eleştirebilirsiniz.Çünkü sizin İslam'dan anladığınız budur. Bu yüzden de size hak veriyorum..

    "İzin verildi kendilerine savaş açılanlara zulme uğramaları sebebiyle.. Hiç şüphesiz Allah onlara yardım etmeye kadirdir."
    Hac Suresi 22.ayet

    Bu size yazdıklarım iki şartıdır cihadın..

    Ayrıca savaş şartı konularında şunları söylemiştir Kuran
    "Allah sizi men etmez sizinle din hususunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyi davranmaktan ve adaletli olmaktan. Çünkü Allah sever adaletle davrananları..
    Ancak sizi kesin bir dille men eder sizinle din hususunda savaşan, yurtlarınızdan çıkartmaya çalışan ve buna yardım edenlerle dost olmanızı.Ve içinizden bu kimselerle dost olan bilsin ki asıl zalimler onlardır."
    Mümtehine Suresi 8,9

    İslam hiçbir neden yokken ve sizden yardım talep edilmemişken sırf Allah'ın dini yayılsın diye zorla toprakların alıkonulup insanların kiliselerini yıkmayı kafalarını kesmeyi onlara zulmetmeyi emretmez.Bu adamlar bir takım uydurma hadisleri delil gösterseler de bu gösterdikleri deliller Kuran ile muhaliftir. Kuran ile muhalif olan hiçbir hadis geçerli değildir.
    İslam'ı kılıç zoruyla dayatanlar gittiklere yere müslümanlığı taşıyamadılar zaten. Kılıçla girdikleri her yerden kılıçla çıkarıldılar. İslam'ı kendi gönlü ve rızasıyla kabul edebilenler müslüman oldular. Bu konuda da size hak verebilirim. Ancak bu dinin değil insanların suçudur.

    İsrail dediğimiz ülkenin mensupları bir zamanlar kendi gördükleri eziyeti dinleri buna muhalif olmasına rağmen bugün bir başka topluma uyguluyor.Bu yahudiliğin bir sonucu değildir.
    Çin'de Doğu Türkistan'da bir çok müslüman sırf müslüman oldukları için Budistler tarafından katlediliyorlar. Siz bunu suçu budizme de yükleyemezsiniz.
    Hristiyan dünyası birçok haçlı seferi düzenlemesine rağmen siz bunu hristiyanlığa da yükleyemezsiniz.

    Kısacası azizim sorun insanların inanmaya çalıştıkları hakikatte değil insanların hakikate nasıl inanmak istedikleriyle alakalıdır. Kısacası siz müslümanların bugünkü hallerinden İslam'ı sorumlu tutmayın.. Soruna kadar haklı olarak bugünün müslümanlarını sorumlu tutun..

    YanıtlaSil