Tuesday, November 4, 2014

Gezi'den Gazi'ye mi dönsek?

Feramuz Çakçak'ın Batılılık yazıları üzerine Meçhul Muhayyil adlı arkadaşımız eski bir yazısını http://mechulmuhayyil.blogspot.be/2013/09/ataturku-anlamak-senin-atan-bir.html göndermiş. Sanırım "Gazi'ye o kadar haksızlık etme, bizdendi Rahmetli" demek istemiş.

Biraz evet, biraz hayır diyeceğim.

EVET: Ben de "Frenklere hayran kaldım. Bilimleri bir yana, ahlakları, sanatları, kültürleri idi beni etkileyen." Orada ahlak kelimesini kullanmak cesaret ve olgunluk ister, kabul.

EVET: "[Gerçek ‘Mustafa’yı anlayabilmek için, yüzyıllar süren bir mücadeleden sonra sırtında mağlup edilmiş bir medeniyet kalmış bir insanın ruh halini anlayabilmek gerekiyor. Ve hepsinden daha önemlisi, bu mağlubiyetin askeri üstünlükten öte, kültürel üstünlük kaynaklandığını çok iyi bilen ve gören gururlu bir insanın yaşadığı hayal kırıklığını, hasedi, özlemi, aidiyet sorunlarını ve bunların yol açtığı içsel gerilimi, benliksel mücadeleleri kavrayabilmek gerekiyor. ‘Mustafa’yı anlayabilmek için yüzyıllarca düşman bellediğin, karşısında kahramanlık/fetih masalları üretilmiş, aşağılayarak kendini üstün gördüğün tarafa hayran kalan; daha sonra, hevesle, umutla dönüp kendi medeniyete, halkına, insanına bakınca, karşılaştırılması dahi gülünç, kültürel bir fakirlik gören bir insanın trajedisini anlayabilmek gerekiyor.]"

Yanlış Cumhuriyet yazarı bu trajediye duyarsız değildi. Son dönemin faciaları karşısında bir kez daha dönüp o trajediyi düşünme gereği duydu, evet.

EVET: "Türkiye'deki asıl yarılma[nın] Batı ve Doğu değerleri arasındaki farklar" olduğunu biliyorum. Tercihim de son derece net. Bir gün bile şaşmadım.Fakat heyhat, bu çatışmada bir tarafın timsali diye gösterilen kişi o kişi değil. Bir kere kendisi o değil. Daha önemlisi, bıraktığı miras  o değil. Mesele sadece kendisi olsa gene tartışırdık, biraz öyle biraz böyle derdik, eksiklerini görmezden gelelim derdik, bir yerde uzlaşırdık. Ama mesele Gazi'nin kendisi değil ikonu olunca tartışacak bir şey kalmıyor. Kötü bir mirastır. Batı'yı ötekileştirme, evet tekfir etme konusunda ötekilerden aşağı kalır yönü yoktur. Medeniyet davasında ayak bağıdır. İki Mustafalardan kurtulmadıkça yürüyemeyiz.

HAYIR: O fotoğrafta [http://mechulmuhayyil.blogspot.be/2013/09/ataturku-anlamak-senin-atan-bir.html yazısında ilk resim] ben "benzerlerine ancak Paris'te rastlayabileceğiniz şıklıkta kadınlar" görmüyorum. "Vitrin yap, ama özünü kaybetme" diyen Diyarbakır mollası Ziya Gökalp'in ruhunu görüyorum. Yeşilçam filmlerinde pavyona düşen fakir kızlar gibi giydirilmiş dört tane manken görüyorum. Önemsiz bir detay değil bu, her şey o fotoğrafta gizli. (1932-35 olmalı. O yılların Paris modası öyle miydi?)

HAYIR: "Literatürü takip eden bir entelektüel" değil, "baştan aşağı Batı birikimi" yok. Hanioğlu'nun aklama çabasını boş ver. Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar'ı (İş Bankası Yay., 1983) daha geçen ay yeniden okudum. Birikimsiz bir otodidaktın açlığıyla o devirde Türkiye'de çıkan her şeyi okumuş. Dünya ve İslam tarihine, siyaset felsefesine, iktisada, dilbilime, antropolojiye, sosyolojiye, self help literatürüne hakim olmaya çalışmış. Abdullah Cevdet'in yayınladığı materyalist, anti-teist literatür kadar, hatta daha fazla, Necip Asım ve şürekasının Türkçü saçmalıklarına ilgi göstermiş. Eleştirel zemini kof olduğundan, Rousseau ve John Stuart Mill'e gösterdiği ilginin fazlasını, Amerikalı bir şarlatanın kayıp Mu kıtasına ilişkin fantezisine ayırmış, Hayır, yabancı dilde kitap okuduğuna - okuyabildiğine - dair bir belirti yok. Yurttaşlık Bilgisi kitabını yazdırırken yararlandığı Fransızca lise ders kitabını manevi kızına tercüme ettirmiş.

HAYIR: Batı'ya karşı duyduğu hayranlık ve eziklik yeni bir şey değil. Osmanlı-Türk egemen sınıfının 1830'lardan beri neredeyse oy birliği ile paylaştığı bir hissiyat. Mustafa Reşit ve Keçecizade Fuat Paşalardan, Şinasi'den ve Suavi'den, Ahmet Mithat'tan ve Yakup Kadri'den farklı bir şey yok Mustafa'nın trajedisinde. Batı'nın cafe kültürüne aşınalığı da orjinal değil. Yanlış Cumhuriyet'te yazıyor, 1850'lerden sonra iktidara gelen kadrolar arasında Batı'yı ilk elden en az tanıyanlardan biri bu, en çok değil. Selefleri arasında Batı başkentlerinde beş-on yıl büyükelçilik yapmış, Fransa'nın elit okullarından mezun olmuş olanlar var. Onunki askeri okullarda ve Selanik kahvelerinde edinilmiş, savaş yıllarında Berlin ve Viyana'ya iki kısa geziyle pekiştirilmiş elden düşme bir Batı.

Evet, hayran olmuş, bir şey anlamamış, ve nefret etmiş. O nefretin izleri Cumhuriyet'in ideolojisine sinmiştir. Bugünkü Cumhuriyet gazetesini al oku, bak. Batı dünyasına karşı nefret, kuşku, yapısal güvensizlik, irrasyonel düşmanlık bakımlarından Yeni Şafak'tan geri kalır bir yanını bulabilecek misin? Terminoloji farklı sadece, bir de simgesel referanslar. Yoksa zemin aynı zemin: bin yıllık kafir nefreti!

Ve HAYIR, bin kere hayır. "Bir doğulu olarak benim şu an sahip olduğum ahlak ve etiği mümkün kıldığı için kendisine minnettar" değilsin, olmamalısın. 1930'ların Çankaya'sından etrafa saçılan ve bugünkünden zerrece eksik olmayan biat, dalkavukluk, çanak yalayıcılık, zorbalık, ırkçılık ve hırsızlık kültürüne bir şeyler borçluysan bilemem, ama kastettiğin şey sorgulayıcılıksa, cılız da olsa bir hakikat aşkıysa, bin yıllık hurafelere kulak asmama cesaretiyse, o dediklerin buraya Cumhuriyet'le gelmedi. Şayet birilerinin eliyle geldiyse, bir avuç cesur ve idealist insanın binbir zorluğa göğüs gererek kurdukları yabancı okullarla geldi. Okul yoksa kim mereden duyacak Sokrates'i, Rousseau'yu, Galile'yi? Modernize edilen yerli okullarda sana öğretilenler, o okullarda tedrisat görmüş insanların suyunun suyudur.

Düşün: Batılılığın bu ülkedeki ışıldağı olan yabancı okullara Cumhuriyet rejiminin gösterdiği düşmanlık, Abdülhamit'inkinden bir zerre eksik değildi. Tek başına bu yetmez mi bütün tezi çökertmeye?

11 yorum:

  1. Sevan abi konulari yorumlarken icinden fiskiran nefrete hayranim.(ozellikle 2 mustafaya) Nasil oluyor bu?
    Yanıtla
  2. Merhaba Sevan Bey,

    Yabancı okulların kültürel faydaları ve getirdiği yenilikler hakkında bir ara yazabilir misiniz? Özellikle bu konudaki ilgimi pekiştirecek referans kitapları önerebilirseniz çok güzel olur. Her ne kadar durumunuzun referans kitap önermede yardımcı olmayacağını bilsem de yine de denerseniz müteşekkir olurum.
    Yanıtla
  3. Sevan bey, "filanca kitabı oku da öyle gel, senin kullandığın kaynak tırt, o bir halt bilmez cahildir" gibi tavırlarınız çok itici. Engin Ardıç'ta da var bu huy, argüman ve kanıt olmadan sırf aşağılayarak, bol bol "name dropping" yaparak haklı çıktığını düşünmek.. O da ikidebir bizim haberimiz bile olmayan çok önemli kitapları okuduğunu gözümüze sokar, Galatasaraylı ve Boğaziçili olduğunu belirtir, taşra okullarında okuyanları küçümser. Hatta bu okulların kendinden sonra bozduğunu, yeni mezunlarda da iş olmadığını düşünüyordur herhalde..

    Siz Mustafa Kemal'in arkadaşı, dönemdaşı değilsiniz, kendisiyle mülakat yapma şansınız yok. Geçmişten beynini okuma imkanınız da olmadığına göre, batı hakkında algısını, kendi halkı ve kültürü üzerine düşüncelerini, bilgi seviyesini böyle kesin ifadelerle tarif etmeniz biraz fazla iddialı diye düşünüyorum. Ayrıca bu ülkedeki biat, dalkavukluk, avantacılık vb. alışkanlıkları ve bunların etrafında oluşan sosyal-ekonomik yapıyı -diktatör bile olsanız- kırmak kolayca mümkün değil, Atatürk'ün bu yapıyla mecburen çalışması ondan hoşnut olduğu anlamına gelmiyor. Yabancı okullara sizce düşman olan böyle güçlü bir lider pekala bu okulları bir emirle kapatabilirdi, millileştirebilirdi, ama yapmadı.
    Yanıtla
  4. Kanka hapiste yanlış Cumhuriyet 2'yi yaz bari, reisin libarellere işi düşer belki rahatlık olur onlara da.
    Yanıtla
  5. Su akar, Turk bakar, yuruyelim arkadaşlar, yorum yok, yorgunum, kanadayami kacsam?
    Yanıtla
  6. Bu dusunce seviyesindeki tartismalari gercekten kiskaniyorum...dogru veya yanlis, alisik olduklarimizdan daha otede, kisilik ve o kisiligin bize yansimalarini ben de taratisabilmek isterdim. Ancak, ben dahil, egitimimiz dolayisiyla bir tarafa cok yaslanmadan bu tip gorusleri olusturabilmek bizim icin cok zor...

    Biraz da 5 yillik isgal yillarinin etkileri konusunda yazi bekliyorum...
    Yanıtla
  7. http://mechulmuhayyil.blogspot.com/2014/11/nisanyan-yanls-yanls-yerde-aryor.html
    kısaca, bugün kü islamcılar o gün için cumhuriyeti kurabileceklermiydi? diye soruyor, eğer zeminleri aynıysa.
    Yanıtla
  8. eh be nişanyan, kemalistlere olan eleştirin batıcı oldukları için değil, yeterince batıcı olamadıkları için. bu içine işlemiş batı(cı), güncel, küresel-iletişime dayalı, alttan ve gençlikten gelen yeri yurdu belirsiz olan, dikey hiyerarşi yerine yatay paylaşımı ön gören yeni toplumsal tepkilere ve onun gelecekteki siyasi yansımalarına karşı senin gibi bir entelektüeli nasıl da gözü kör olmuş bir kompleksli yapıyor hayret etmemek mümkün değil.

    elindeki kitapları yavaşça yere bırak, gezi de ne oldu bir kez daha ve daha iyi düşün.
    Yanıtla
  9. Atatürk ün her milleten olan insanın birlikte yaşamasını düşündüğü açıktır.Ancak savaştan çıkmış olan insanların düşman anlayışı değişmemiştir.Hala onlar gavurdur,ermenidir.Cumhuriyet dönemi de o yıllarda batının çok ileride gitmesinden dolayı kendisine sentezleyerek yetmediği yerde direkt alarak ilerleme kattetmiştir.Şimdi o dönemde ki sanatçı,hukukçu sayılarını bilmek lazım.Toplasanzı 500 etmeyecek donanımlı insanla ancak bunları yapabilrisinz.Bana kalırsa cumhuriyet döneminde yanlışlıklar olsa da bunlara çok takılıp,at gözlükle bakıyorsunuz.Ancak eleştirileriniz sağlam.Cumhuriyet döneminde de yazarları hapse atmak doğru değildi şimdi de
    Yanıtla
  10. Atatürk ün her milleten olan insanın birlikte yaşamasını düşündüğü açıktır.Ancak savaştan çıkmış olan insanların düşman anlayışı değişmemiştir.Hala onlar gavurdur,ermenidir.Cumhuriyet dönemi de o yıllarda batının çok ileride gitmesinden dolayı kendisine sentezleyerek yetmediği yerde direkt alarak ilerleme kattetmiştir.Şimdi o dönemde ki sanatçı,hukukçu sayılarını bilmek lazım.Toplasanzı 500 etmeyecek donanımlı insanla ancak bunları yapabilrisinz.Bana kalırsa cumhuriyet döneminde yanlışlıklar olsa da bunlara çok takılıp,at gözlükle bakıyorsunuz.Ancak eleştirileriniz sağlam.Cumhuriyet döneminde de yazarları hapse atmak doğru değildi şimdi de
    Yanıtla
  11. Bu kof "siyah mıdır, beyaz mıdır?" tartışmasının sakilliği bir yana, Nişanyan'ın "yeteri kadar beyaz değildir, öyleyse siyahtır" gibi bir mantık hatası içeren argümanı, 7-8 paragraf boyunca dönüp durup ispat etmeye çalışması başlı başına trajikomik gözüküyor.

    Herifin batı nefreti konusunda Yeni Şafak gazetesi ile bir tuttuğu Cumhuriyet gazetesi kimleri yetiştirmiş bir baksın bakalım. Bu cehalet değil, uydurma bilgiyle argüman kotarmaya çalışmak.
    Yanıtla

Monday, November 3, 2014

Marx'ta hayat yok

Ömer Tuncer yazmış. "Sevgili Sevan Nişanyan (ulaşabilecek mi bilmiyorum), "Yanlış Cumhuriyet" kitabını da okudum. Osmanlı ve Kemalist Devrim'e bir de şöyle baksak mı diye düşünüyorum:

 1) Kemalist Devrim, bir Ümmet toplumuna (feodalizme, yani Aristokrasiye - Şark'ın "ağalık" ya da "beylik" düzeni de diyebiliriz) karşı yapılmış bir "Burjuva Devrimi" değil midir?!.

2) Bu hareketin başlangıçları, 13.yy'daki Babaîlik, Ahîlik ve erken Bektaşîlik hareketlerine kadar gider. Osmanlı da bu hareketlenmeler üzerine aynı çizgide kurulur. Murat Hudavendigâr'dan başlayan feodal karşı-devrim, 2.Mehmed(açıktan ilk sultandır)'le iktidara gelir, Kanuni ile oturur.

3) Evrensel nehir akmaktadır. Toplumsal değişim durmaz, Avrupa'da Renaissance hareketleri ve arkasından önce Amerikanın kuruluşu 1776 ve Fransız Devrimleri 1789 gelir ve bir sürü kargaşadan sonra Burjuva sınıfını iktidara taşırlar. Dolayısıyla akış içinde Aristokrat sınıfın da zaman içinde kuru bir kabuk olarak "atli arabasıyla düğüne gitme" dışında bir işlevi kalmayacaktır.

4) Renaisance sonrası Burjuva kültürünü -ki aynı zamanda Ortaçağ'a tepkidir- oluşturmaya başlayan Avrupa'ya özenmeye başlayan Osmanlı feodalizmi, kökleri kendisinde olmasına, yıkmak için karşı devrim yapmış olmasına karşın Avrupa'ya özenmeye önce lâlelerden başlar (1718-1730).

5) Aynı yy sonunda sosyal yapıda biçimsel Batılılaşma hareketleri gelir - 3.Selim ve 2.Mahmud - kılık kıyafet değişikliği, Anadolu Rum'unun "fes"ini benimseme, batılı gibi giyinme (Fransız Devriminin arkasından)...

6) İlk sosyal değişim hareketleri: Milliyetçi hareketler (Yunanistanın ayrılması) Gülhane Hatt-ı Humayunu, ardından tapu kanunu, hemen ardından Türkçülük: Jön Türkler... Onun da ardından Abdülhamit'in Osmanlı'yı "yerinde tutmak" için zorunlu zorlamaları (biraz da bugüne benziyor sanki).

7) "Akış" içerisinde, Feodalizme karşı Kemalist Burjuva (sermaye) Devrimi, liderinin Osmanlı feodal kültüründen gelen günahıyla, feodalizme karşı sermaye kültürü hareketi olmasının sevabıyla, bütün bunların üstüne oturan -belki de Osmanlı karşı devrimini de aşarak- 13.yy kültürü üzerine kurulmuş olan toplumsal bir hareket olarak değerlendirilmeli değil midir?"


Ömer bey,

Feci derecede yanlış bir analiz bana sorarsanız. Tarihi gerçeklikle herhangi bir bağını kuramadım.


Bir kere aristokrasi ile feodalizm apayrı iki kavram. Marx (ve genelde 1848 devrimcileri) ikisini kasıtlı olarak karıştırır. Aristokrasi: merkezi elitin irsi bir zümrenin elinde olması. Türkiye'de bunun zerresi görülmedi. Feodalizm: taşrada merkezi devletten nispeten bağımsız yerel beylerin hüküm sürmesi.


Osmanlı devletinin zayıfladığı dönemde, taşrada by default böyle unsurlar ortaya çıktı. Kürt, Arap, Arnavut vb. bölgeleri dışında pek organize bir yapıya kavuşamadılar. Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyetle devam eden süreçte devlet teşkilatı güçlendirilince silinip gittiler.

Silinmeleri iyi mi oldu, kötü mü oldu, emin olamıyorum. Avrupa deneyiminde özgün olan şey, devlet karşısında güçlü ekonomik, sosyal ve fikri dayanakları olan, kendi tercihlerini dayatabilen, püf deyince hizaya gelmeyen zümre ve bireylerin varlığıdır. Avrupa'yı güçlü kılan da, yaratıcı kılan da, ahlaken ve fikren üstün kılan da budur. Bizde böyle bir numara yoktu. Osmanlı'nın yıkılışı karambolünde varolmaya çalışan birkaç cılız unsuru da "Cumhuriyet devrimi" ezip attı.


Homojenleştirilmiş kitle toplumu iyi bir şey değildir. "İlerleme" yahut "burjuva devrimi" gibi palavralarla örtülebilecek bir şey de değildir. Bugünkü sıkıntılarımızın özü budur. Cumhuriyet'imizin bize armağanıdır.


5 yorum:

  1. marks bu iki kavramı karıştırmamıştır. marks böyle hata yapmaz. bence siz karıştırmışsınız. :)
    Yanıtla
  2. Hocam gelişmemişliğimizin sebebi konusunda haksızsın. Gelişmemişliğimizin sebebi ne İslam (anladığın şekliyle değil), ne kültürümüz ne Cumhuriyet ne de tarihimiz. Toplumların gelişmişlik/gelişmemişliklerini büyük oranda o toplumun/etnik grubun ortalama iq düzeyi belirliyor.

    http://web.mit.edu/fustflum/documents/papers/AshkenaziIQ.jbiosocsci.pdf

    Şu bilimsel çalışmayı mutlaka okuyarak başlamalısın. Aşkenaz Yahudileri ortalamada açık ara en yüksek iq'ya sahip (115) ve dolayısıyla en başarılı etnik grup. Aşkenaz Yahudilerindeki bu iq yükselişi Ortaçağ'da oluyor (nasıl olduğu linkini verdiğim bilimsel çalışmada ayrıntılı anlatılıyor) Yani etnik grupların ort iq değerleri statik değil, olamaz da çünkü evrim/seçilim durmuyor. Ancak çoğunlukla dağların hareketi gibi yavaş değişiyor.
    Aşkenaz Yahudileri 10 milyon nüfusla tüm Nobel ödüllerinin %20'sini alıyorlar. ABD'de gdp per capitaları 100bin dolar civarında. Uzakdoğu'da ort iq 105, K.Avrupa'da 100, G.Avrupa'da 96-97, Türkiye ve Yunanistan'da ise 90-92. Ortalama iq aklına gelebilecek hemen her şeyle korelasyonlu (gdp per capita, criminality, high tech uretim, liberal views vs. hemen her şey hangi şey gelişmişliği zeka kadar çok etkileyebilir ki?)
    Türkiye'nin Kuzey Avrupa veya Japonya olamamasının sebebi ort iq'daki düşüklük. Mesela G.Kore'de ort iq 105 olduğundan 1950'lerde gerimizden gelip bugün bizi ve Brezilya, Arjantin gibi ülkeleri dağıttı. Daha yüksek ort iq nedeniyle daha kolay, hızlı öğreniyorlar, distribution'un ucunda daha fazla dahiye sahipler, daha organize ve daha az corruptlar.
    Bu kesin değil ama benim teorim: Büyük ihtimalle İslam'ın Altın Çağı'nı bitiren şey de ne Moğollar, ne Kara Veba. 750-1250 arasında Müslüman Ortadoğuluların ort iq'larında muhtemelen 20-25 puanlık bir düşüş oluyor. Bunu Non-Muslim Ortadoğuluların iq düzeylerine baktığımızda görebiliyoruz. Marunilerin ort iq düzeyleri mesela 105-107 civarlarında. (Müslüman dünyasında ise ortalama iq çoğunlukla 80-85 arası. Türkiye'nin en seküler İslam ülkesi olmnasının sebebi Atatürk falan değil, TR'de ort iq'nun 92 olması) Dysgenics etkisi oluyor, truncation selection denilen olay ile. Yazdıklarımı deli saçması olarak görmezsen cpluskx1@gmail.com'dan ulaşabilirsin sana pek çok link, çalışma vs yollayabilirim.
    Yanıtla
  3. Helal be usta! Bugun ozellikle Marxism kaynakli sol dusunceye yonelik elestirilerde, elestiriyi yapanlarin kredibilitesine karsi aninda taarruza geciliyor. Fakat Sevan Nisanyan cizgisini, ilkelerini, seviyesini sabit tutmus hep; bu sayede, itibarsizlastirma cabalari ona sokmuyor. Ona sokmedigi icin de, Sevan Baba kimseye yaranmak zorunda olmayan, "ne sis yansin ne kebapciliga" dusmeyen akliselim yorumlarini, elestirilerini yapabiliyor. Nisanyan'in yorumlari, ideoloji ve endoktrinasyonla adeta grip hastaliginin sinusleri tikamasi misali "ideolojik mukus"la dolmus "dusunce sinuslerimizi" mentol gibi temizliyor, zihnimize temiz hava aldiriyor. Biraz yagdanlik ettigimin farkindayim ama Nisanyan'i hakkaniyetten uzak bir sekilde parmakliklar ardina hapsedip bizim onunla daha rahat karsi karsiya gelmemize, konusmamiza, iletismemize engel olanlar, Sevan Nisanyan'dan ogrenme, (belki) ona ogretme ve onunla fikir alisverisi/mucadelesi yapmamizi engelleyenler utansin. Adam kirk yilin basinda, ustelik de binbir engeli asarak bizimle burada yorumlarini paylasiyor; bunun ustune kalkip bir de kotu laf etmeye vallahi dilim varmaz.
    Yanıtla
  4. Peki 1768-74 Osmanlı-Rus Harbi sırasında çok güçlenen âyânlara (derebeylere) ne demeli ? Öyleki 1808 de Sened-i Ittifak muahedesini devletle imzalamışlar. Kimi tarihçilere göre bu Osmanlı da ilk demokratikleşme, diğerlerine göre devletin zayıflığının zahir olması. Keza 2. Mahmud'un başa geçmesini sağlayan da Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa . Fakat ironik olarak devlet 1860 lara dek, merkezileşmeyle bu ayanları bitiriyor.
    Yanıtla
  5. Daron Acemoglu da blogunda bunun kritiğini yapmış

    http://whynationsfail.com/blog/2014/9/10/towards-an-alternative-perspective-against-hobbes.html
    Yanıtla

Wednesday, October 15, 2014

Cumhuriyetin Batılı olması değil mesele, olamaması - Bölüm 3

Ümit Kardaş'ın yazısına ilişkin kırık dökük notlarımıza devam. Kardaş'ın yazısı çok değişik ya da çok yanlış olduğundan değil, öyle denk geldi, ondan.

"Halkın geri, İslam ve Arap etkisine açık kabul edilmesi, oryantalist bir bakışla ötekiyi işaret eder. (...) Modernleşmeci milliyetçilikler, Batı oryantalizminin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar ama aynı zamanda kendi oryantalizmlerini de üretirler. Yerli seçkinler bunu kendi halklarını medenileştirmeye çalışmakla yaparlar. Türkiye buna örnektir ve halkın büyük çoğunluğu bu kolonyal- oryantalist zihniyet ve uygulamaların mağduru olmuştur." (Ümit Kardaş)


Elitizm bu ülkeye Cumhuriyetle ya da modernleşmecilerle gelmedi ki? Devlet seçkinlerinin burnundan kıl aldırmaz kibri, Osmanlı kültürünün en belirgin özelliğidir. Kendi halkını reaya yani "davar" diye adlandırılan bir rejimden başka ne beklersin? Devlet dışındaki aktörlerin manevi ve siyasi özerkliği fikrine yabancı olan bir kültürden ne beklersin?

Şimdiki İslamcı popülistlerin Osmanlıcılığına kulak asma, Osmanlı'ya dair cehaletleri diğer her konudaki cehaletlerinden az değildir. Osmanlı seçkinlerinin gözünde halk -- ister Müslim ister gayrimüslim olsun -- nâpâktır, yani "pis"; bîhissü idraktir, yani "duyarsız ve kavrayışsız". Osmanlı eliti devletin elitidir; halkı en iyi ihtimalle sadık kul, en kötü ihtimalle cahil ve zararlı bir mahluk olarak görür. Ebussuud Efendi ile Hoca Sadeddin Efendi'de de böyledir, Şinasi ile Ahmet Vefik Paşa'da da böyledir. En gâvurcu Tevfik Fikret'in elitizmiyle, en anti-gâvurcu Namık Kemal yahut Basiretçi Ali Bey'in elitizmi arasında fark göremezsin. Osmanlı kültürünün timsali Karagöz değil Hacivat'tır. Karagöz, bu ülke halkının Osmanlı'ya karşı küskün ve sonuçsuz öfkesinin dışa vurumudur sadece.

Cumhuriyet'in ilk kuşaklarının, bugünkü bakış açımızla sakil duran elitizmi Batı'dan öğrenilmiş bir "oryantalizmin" eseri değildir. Kadim geleneğin devamıdır. Tam tersine köylünün ve kasabalının da tanımaya değer bir "kültürü" olabileceği fikri, ilk sarsak adımlarını Cumhuriyet'le beraber atar. Daha doğrusu, ondan on-onbeş sene önce, Jön Türk "modernleşmecileriyle" atar. Türk(çe) basın tarihinde ilk kez bir İstanbul gazetesi, Tanin, 1909'da taşraya muhabir gönderir. 1913-1914'te Refik Halit ilk Anadolu Hikayeleri'ni yazar. 1920'lerde kara Afrika'yı keşfeden Livingstone edasıyla ilk Anadolu romanları yazılır. Küçümseyicidirler, evet, önyargılarla maluldürler, evet, ama gene de bu ülke tarihinde ilktir. Seçkinci söylemin görkemli bedeninde açılmış bir gediktir. Osmanlı-Türk elit kültürünün 1950-2010 arasında katastrofal bir şekilde çöküşüne giden yolun ilk adımlarıdır.

*
"Batı eşittir elit, İslam eşittir halk" söylemi, ucuz siyasi propagandadan öte bir değer taşımaz.

Birkaç yüzyıl boyunca İslam - İslam'ın bir türü - Osmanlı elit kültürünün kilit unsuruydu. "Cahil" halka dayatıldı. 19. yüzyılda o İslam'ın artık kıymeti harbiyesi kalmadığı, ayak bağı haline geldiği idrak edildi. Elit zümrenin ittifakıyla Batımtırak bir yeni sentez inşa edildi. "Cahil" halka dayatıldı. Eski elitin rota değişimine direnen, ya da sosyolojik nedenlerle ayak uyduramayan unsurları - bazı medrese hocaları, bazı tarikat şeyhleri, kimi Kürt ve Arnavut feodalleri - önce marjinalize, sonra tasfiye edildi. Olay bundan ibarettir.

Önceki iki yazıda vurguladığımız gibi, getirdikleri şey "Batı" değildi. Batı soslu bir sentezdi. Her şeyden önce Batı'nın bir dini vardı: o dinin alınması söz konusu olmadı. Dolayısıyla yapılan sentez ismen ve ruhen İslami bir sentez olarak kaldı. Kurulan yapı Batı'ya karşı derin bir güvensizlik ve düşmanlık altyapısı üzerine kuruldu. Elitlere "merak etmeyin yakında Batılılaşıyoruz" diye göz kırpılırken, halk kitlelerine vatan-millet-sakarya söylemiyle gavur düşmanlığı ve İslami aidiyet aşılandı. Daha önemlisi, Batı medeniyetini özgül ve ilginç kılan esas unsura - bireysel özerklik, ya da seçkinlerin özerkliği fikrine - zerrece geçit verilmedi. O yönde atılan her adımın görüldüğü yerde başı ezildi. İfade ve inanç özgürlüklerini, hak ve kazanç güvencelerini önemseyen herkese, ister filozof ve bilim adamı, ister tüccar ve maceracı, ister şair ve derviş olsun, TC sınırları dar edildi.

Bu yüzden, Batımtırak sentezin sahibi olan elit zümre 1950-2010 sürecinde çöktüğünde, o sentezden geriye kala kala Hürriyet gazetesinin magazin eki kaldı. Miadı yüzlerce yıl önce dolmuş saçma sapan bir hurafeler yığını, memleketin Cumhuriyet-öncesi kimliğinin tek ifadesi, "yerel" kültürün biricik temsilcisi olarak önümüze konabildi.

Ha, peki, bir de ODTÜ ile Boğaziçi var. Bir de Alsancak'taki cafeler. "Yerel"in alternatifi.

*
Bu "oryantalizm" lafı da sinirime dokunuyor, belirtmiş olayım. Pop çağı akademiklerinden Edward Said'in meşhur ettiği bir kavramdır. Ucuz polemiğin şahikasıdır.

Oryantalist (ya da müsteşrik) dediğin adamlar, 400 küsur yıldan beri İslam medeniyeti hakkında bilmeye değer olan bilginin neredeyse tamamını üretmiş olan adamlardır. Binlerce el yazmasını inceleyip yayımlamış, şaheser sözlükler hazırlamış, unutulmuş medeniyetleri ve yıkılmış abideleri keşfetmiş, buraların şiirini ve lehçelerini incelemiş, coğrafyasını araştırmış bilim emekçileridir. Dünyanın hiçbir yerinde bir medeniyetin mensuplarının başka bir medeniyete böyle bir emek - ve sevgi - yatırımı yapmasının örneği yoktur. Elbette dünyaya bazen kendi medeniyetlerinin prizmasından bakmış, kendi kültürel önyargılarına az veya çok yenik düşmüşlerdir - kim düşmez ki? Elbette bilgi iktidardır, ve iktidar iyiye kullanılabileceği gibi kötüye de kullanılabilir - kim kullanmaz ki?

Oryantalistlere yönelik irrasyonel öfkenin esas sebebi, İslam aleminin kendine ilişkin engin cehaletini, sorgulamaktan korktuğu önyargılarını paylaşmamaları olabilir mi acaba?

Başkalarının kibrini ve önyargılarını eleştirenler, sanırsın Batı medeniyeti hakkında eşi bulunmaz bir hoşgörü ve bilgeliğin timsalidirler, sabah akşam Goethe ve Dante hakkında ciltler döktürüyorlar!

"Cumhuriyet ise geleneği tamamen reddediyordu. Bu kapsamda Kürtler de medenileştirilecekti. Nitekim Dersim'de bir kolonide yaşayan ilkellere medeniyet götürmek zihniyeti sonucu katliamlar yapıl[dı]." (Ümit Kardaş)

Benim bildiğim Osmanlı devletinin de, onun mirasçısı olan devletin de mantığı boyun eğme ve eğdirme üzerine kuruludur. "Medeniyet götürme" işin palavra faslıdır, ideolojik sosudur. 1920'lerde "medeniyet" modaydı, medeniyet dediler. Başka zaman "din elden gidiyor" moda olabilir, ya da "kahraman Türk milleti" moda olabilir, öyle derler. Yeter ki baş kaldıranın başı ezilsin.

Dersim katliamının, gerek mantık, gerek teşkilatlanma, gerek yöntem ve sonuç itibariyle, mesela 1915 ve 1895 Ermeni katliamlarından, 1875 Bulgar katliamlarından, 1825 Sakız ve Mora katliamlarından, 17. yüzyılda Evliya Çelebi'nin ballandırarak anlattığı Erdel ve Podolya katliamlarından farkını göremiyorum. Geleneksel usul daha ziyade gayrimüslim reaya kesmekti. Onlar tükenince mecbur kaldılar, Müslim Kürtleri ve yarı-Müslim Dersimlileri kestiler. Bu, Hıristiyan kesimine alışmış insanları biraz şaşırtmış olabilir. Farkı bence o kadar.

"Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

Yazan: Hamza Civelek

12 yorum:

  1. Çok götverensin abi bazen "1975 Bulgar katliamlarından" diyorsun Türk katliamı demiyorsun ama diğerlerinde olduğu gibi yazıyorsun. Tamam sen de kendi değerlerince çekebilrisin bir şeyleri hepimiz gibi ama böyle bariz ibnelik yapma seni seviyorum <3
    Yanıtla
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Haklısın, onlar Balkan dağlarında yok olduğu için, geri kalan her yerde başkalarını yok etmemiz mübahtır, haklıdır, ne güzeldir... Bu kafada aynen devam...
  3. sahi mi ne işiniz vardı peki Balkanlar'da hem sonra Ermenilerin günahı ne Balkanlar'da olanlardan...
    Yanıtla
  4. "1975 Bulgar katliamlarından"
    ***
    bildiğim bir Batak Katliamı var ama onun tarihi de epeyi eski 1876 falan
    sanırım bir yazım hatası sözkonusu...
    zaten hemen ardından geriye dönülmüş "1825 Sakız ve Mora katliamları"ndan söz edilmiş
    Sn. Nişanyan'ın merhum Edward W. Said'le alakalı değerlendirmelerini özür dileyerek paylaşmıyorum
    kendileri Sevan Nişanyan'dırlar elbette saygım sonsuzdur ama Edward W. Said de Edward Wadie Said'tir...
    saygılar
    Yanıtla
  5. Emre Bozkurt17 Ekim 2014 04:30
    Adsız, adam ciddiyet sınırları içinde bir şey yazmış, böyle bilmişlik yapıp alay ederek mi ancak bir duruş sergileyebildin?
    Yanıtla
  6. çok teşekkürler ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş
    Yanıtla
  7. O Bilim "Emekçileri" ortadoğu'nun kültürel yapısını,topografya haritalarını neden çıkartıyorlar neden inceliyor acaba ? Çok ilgilerini çekmiş olmalı. Halbuki sonra gelen cümleniz de enteresan "elbette bilgi iktidardır" Fakat bu sevgiden de öte hocam. Central Intelligence Agency herhalde james bondgillerin organizasyonu değil bilgi güçse şayet istihbarat bilgisi bu gücün enerjisidir, temel dayanağıdır. İşte o istihbarat bilgisini en güzel sağlayabilecek insanlar o derin sevgileri ile bizi kucaklayan oryantalist bilim adamlardır. Çok seviyorlar hocam bizi. Biraz az sevsinler söyleyiverin. Belki sevilmek istemiyoruzdur belki bilinmek istemiyoruz.
    Yanıtla
  8. 1975 belli ki imla hatası. Balkanlarda 1913'e dek sürecek (sonrası ayrı hikaye) ve Ermenilerin kaderine de büyük etki eden büyük boğazlaşmanın başlangıç noktası olan 1875 Bulgar ayaklanması sırasındaki karşılıklı katliamları kasdediyor olmalı. Bulgarlar kendi ülkelerinde üç yüzyıldan beri ilk olarak çoğunluk haline geldiklerinde ve (daha sonraki bir tarih de olabilir, tam hatırlamıyorum) Osmanlı hukukuna göre ayrı bir millet olarak tanınmalarını sağlayan özerk kiliselerini kurduklarında; bağımsızlık için ayaklandılar. Ayaklanmada neredeyse tamamı yerel/bölgesel yetkililer olan 500-600 kadar Müslüman öldürüldü. Osmanlı da karşılık olarak daha çok Çerkez ve bir parça da Kürtlerden oluşan "başıbozuk" birliklerini onların üzerine sürdü. Daha 10 yıl önce anayurtlarından sürülürken feci bir kırıma uğramış olan Çerkezler Ortodoks olarak, kendilerini süren Ruslardan farklı addetmedikleri Bulgarlardan bir kaç bin sivili katlettiler. Ayaklanma bastırıldı ancak bunu takip eden ve bahanesi olduğu 1877-78 savaşında (93 harbi) Bulgar çeterleri aynen karşılık verince Balkanlardan (asıl Bulgaristan'dan) ilk büyük Müslüman göçü yaşandı.
    Yanıtla
  9. Her zamanki gibi okura cok sey kazandiran cok degerli gozlemler bunlar ama su Cumhuriyet konusu acildiginda bir yerde ip kopuyor ve rasyonel dusunce (nedenleri anlasilir) bir Cumhuriyet dusmanligina teslim oluyor. Eldeki butun gozlemler Cumhuriyet'in kesinlikle kotu oldugu, kesinlikle hicbir is basaramadigi tezini ispatlamak icin duruma gore yontuluyor.
    Yanıtla
  10. "Dersimlileri modernleşme ve Batılılaşma yüzünden kestiler" ne demek yahu? İnsan lafının başını sonunu biraz olsun düşünmez mi?

    Dersim katliamını, ermeni soykırımın son halkası olarak ele alabilir miyiz? 1915'te bir çok ermeni,soykırımdan kurtulmak için, Dersime sığınarak alevi kimliği edinmiş olabilirler mi?
    Yanıtla
  11. Merhaba Sevan Bey,

    Oryantalizm üzerine yazdığınız üç yazıyı, Ümit Karadaş'ın yazısından önce okuyan biri (itiraf etmeliyim ki ben de onlardan biriyim) çok farklı argümanların ortaya konulduğunu düşünebilir ancak sanki bunlar daha çok birbirini tamamlayan yazılar.

    Eğer yanlış anlamadıysam, siz Cumhuriyet'in aslında bir "kültürel batılılaşma" projesi olmadığını ancak 200 yıldır süren çöküşün sonunda çaresizce girişilen Prusya tipi bir "mıntıka temizliği" ile "şekilsel olarak batılı", steril kısaca "batılıymış gibi" görünen otoriter-milliyetçi bir devlet projesi olduğunu iddia ediyorsunuz.

    Aslında, Ümit Karadaş da (oryantalizmi bir tarafa bırakırsak) benzer bir şey söylüyor. O da "Ancak Batı, sadece 18. yüzyıl düşüncesi olan aydınlamadan ibaret değildir. Batı’nın zihin geçmişi kendi karşıtını üreten süreçlerin tarihidir" derken aslında sizin "Nazım Hikmet devlet başkanının soytarısı olmayı reddettiği için 28 yıl hapse mahkum edildiği gün Cumhuriyet'in batılılaşma davası bitmişti bana sorarsanız. Ya da peki, pardon, cüretinden dolayı idam edilen adam Batı'da da çok var. Memleketin aydın sınıfının tamamı devlet başkanının yalakası, onun "Yeni Türkiye" davasının propagandacısı olmayı kabul ettiği gün bitmişti." iddianızdan başka bir şey söylemiyor diye düşünüyorum.

    Tabii, oryantalizm ile ilgili yazdığınız şeyler yine çok ezber bozucu ve ufuk sıçratıcı. Oryantalizm üzerine yeniden düşüneceğime emin olabilirsiniz.

    Teşekkür ederim.
    Yanıtla

Tuesday, October 14, 2014

Cumhuriyetin Batılı olması değil mesele, olamaması - Bölüm 2

Değerli yazar Ümit Kardaş'ın Cumhuriyet ideolojisine dair yazısını didiklemeye devam ediyoruz.

"Cumhuriyet yönetimi, Batı teknolojisi ile yerli kültür arasındaki sentezi veya içeriden bir reformu kabul etmeyen radikal bir tavrı sergiledi... Osmanlı döneminde geleneksel ile Batılı değerler arasında ... senteze gidilmeye çalışılmıştı. Cumhuriyet ise geleneği tamamen ret ediyordu." demiş yazar.

"Vah vah keşke reddetmeseydi" dediğimiz yerli kültürün iki ufak kusuru vardı, onları da anmış olalım.

Bir, batmıştı. İki yüz elli senelik feci bir can çekişme sürecinin ardından, Budin ile Basra arasındaki hemen her haneye ateş düşürerek çökmüştü. Batan geminin donanımının ne kadarı, nasıl kurtarılabilirdi, tartışırız elbette. Ama öyle bir batışın ardından "lanet olsun" deyip her şeyi çöpe atma psikolojisine giren insanları çok da suçlayamazmışız gibi geliyor bana.

Osmanlı'nın pek matah bir şey olduğu tezi son zamanlarda tekrarlana tekrarlana tekerleme oldu. Dünya tarihinin en görkemli çöküş hikayelerinden biri olduğunu hatırlayan pek yok. Hatırlatmış olduk.

İki, "yerli kültür" dedikleri şey, Batı'ya ait her şeyi gavur ve murdar sayan bir zihniyetin elinde rehindi. O zihniyetin dışında, başka herhangi bir gerçek içeriği kalmış mıydı, onu da tartışırız isterseniz.

Sen Batı'nın tekniğinden öte bir şeylerini ithal etmeye niyetlenmişsen (öyle bir niyet neden ve ne kadar vardı, az sonra), Batı'nın teknolojisini "şeytan icadı", ahlakını "fuhuş", yemeğini "domuz", kıyafetini "dinden çıkma", siyasetini "Haçlı emperyalizmi" diye gören adamlarla neyin sentezini yapacaksın?

Memleketin iliğine işlemiş gavur düşmanlığı olgusuyla yüzleşmeden ne sentezi, neyin reformu?

*
"Teknoloji almak yetmez, kültür de alalım" diyenlerin tezinde anlaşılmayacak bir şey yoktu.

Teknolojiyi almaya zaten elin mahkum: dünyanın hiçbir yerinde o teknolojiyi almayan toplum yok. Moğolistan'la Habeşistan'ın bile aldığı teknolojiyi sen almayıp da ne yapacaksın? Peki o teknolojiyi üreten güç nedir? Beş yüz yıldan beri Batı dünyasını baş döndürücü bir yaratıcılıkla her gün yeni bir dünya keşfetmeye zorlayan itki nedir, hangi kültürel veya ekonomik veya yasal veya siyasal altyapıdır? O şey her neyse, ondan bir şeyler kapmazsan, elin mahkum teknolojinin tüketicisi olarak kalırsın. Onlar iphone çıkarır sen kuyruğa girersin; onlar kıtalar keşfeder sen televizyona bakıp çekirdek çitlersin.

İşin teorisi buydu. Cumhuriyet'in bulduğu bir şey değildi, Tanzimat'tan beri Osmanlı-Türk elitinin gayet net olarak bildiği ve kavradığı bir şeydi. Cumhuriyet'in kurucularının, vatan-millet-sakarya ve Ziya Gökalp gölgesiyle bulanıklaşmış olan Batı sevdası, Osmanlı elitininkinden daha radikal veya daha cüretkar değildir.

Peki fiiliyatta ne yaptılar? Batı'nın hangi kültürünü ithal ettiler? Fonograf ve tayyare dışında memleketin nesi batılılaştı?

Aklıma üç madde geliyor: kıyafet, sanat, hukuk. Üçü de kuvvetli gerekçeleri olan reformlardır. Cumhuriyet kurucularının keyfi tercihlerine indirgenemezler.

Üçünün de Batı toplumlarına has üretkenlikle illiyet bağı yoktu, varsa da pek dolaylıydı. Asıl mevzuya bir türlü gelinmedi desek yeridir.

1. Kıyafet batılılaştı. En cüretkar, en göze batan, en geniş kesimleri etkileyen adım buydu. En çok direnişle karşılanan bu oldu. Hala da en çok direnişle karşılanan budur.

Hangi akla hizmet etti? Sanırım akıldan çok duygulara hizmet etti. Dikkat edersen, memleket tarihindeki iki büyük kıyafet reformunun ikisi de büyük bir askeri hezimeti izler. İlki 1828 felaketinin ardından gelen 2.Mahmut'un ceket-pantolon ve fes reformudur. İkincisi 1.Dünya Harbi faciasını izleyen kıyafet devrimidir. Bir nevi kabuk değiştirme ritüelidir. Yenilginin ve çöküşün müsebbibi olarak görülen yerli kültürün köhne otoritesine karşı başkaldırı hareketidir.

Her iki seferinde değişim spontane olarak başladı. Bir süre sonra devlet işe el koydu, reformu zaptu rapt altına aldı, kıyafet nizamnamesi ve şapka kanunu çıkardı.

Israrla gözden kaçırılan bir detaydır: Cumhuriyet'in kıyafet devriminin can alıcı adımı olan peçe inkılabı Cumhuriyet rejiminin eseri değildi. 1919 yazında, yabancı işgali altındaki İstanbul ve İzmir'de gerçekleşti. İstanbul'da ilk caz müziğinin ve ilk tangonun duyulduğu o yaz, Türk seçkinlerinin kadınları sessiz bir mutabakatla peçesiz sokağa çıkmaya başladılar. (Dize çıkan etekler Batı'da 1917-18'de görülmüştü. 1919'da İstanbul'da gayrimüslim kızların o modaya uyduğunu biliyorum; Türklerden emin değilim.) Ankara rejimi, "gayrımilli" bulduğu bu davranışı ayıpladı. Ancak 1922'de Kemal Paşa İzmir'de peçesiz kızlarıyla meşhur Uşşakizadelerin evinde kalarak Ankara'nın politikasını İstanbul ve İzmir elitinin çizgisine taşıyacaktı.

Bir özgürlük isyanının, aradan üç yıl geçmeden, Kastamonu'da, Şark tipi bir zorbalık gösterisine dönüşmesini, bu ülkenin değişmez kaderiyle ilgili bir tecelli saymamız gerekir.

2. Sanat batılılaştı. Edebiyat ve plastik sanatlar hızla ve bütünüyle Batı formlarını benimsediler. Müzik bir süre direndi ve tamamen teslim olmadı.

Bu da Cumhuriyet'in zoruyla olmadı. Esas dönüşüm Cumhuriyet'ten bir, hatta iki kuşak önce gerçekleşti. Sanatla uğraşan zümre, Batı referansını iştiyakla ve oy birliği ile benimsedi. Çünkü Osmanlı sanatı tükenmişti. Resim zaten yoktu. Edebiyat, daha 1820'lerde, Enderunlu Vasıf ve Keçecizade İzzet devrinde, tükenmişliğinin farkındaydı. Aruz ittifakla terk edildi. İbnülemin gibi bir eksantrik dahiyi saymazsan, eski Osmanlı nesrine dönmeyi savunan tek kimse çıkmadı. Hat ve tezhip sanatını sürdürmeye çalışanlar, entelektüel itibardan yoksun esnaftı. Marjinalleştikçe ucuzlayıp tükendiler.

Müzik biraz daha uzun direndi. Ama o da yaşayamadı. 1950'lere gelindiğinde Osmanlı musıkisinden geriye salya sümük bir meyhane böğürtüsü kalmıştı. Suçlusu rejim değildir. Gazi'nin son yıllarındaki kısa bir cinnet dönemi dışında, devlet radyosunda Türk halk ve "sanat" müziğine ayrılan süre, Batı müziğinden hiçbir zaman daha az olmadı. Buna rağmen yürümedi.

3. Medeni Hukuk batılılaştı. Bizde bu olay kadın hakları açısından ele alınır. Oysa asıl dava, ticaret ve mülkiyet hukukunu sağlam temellere dayamaktı. Eski fıkhın safsatalar deryası üzerine bir şey inşa edilemeyeceğinin farkına daha yüz yıl önce varılmıştı. Yüz yılda Mecelle dahil çeşit çeşit sentez, çeşit çeşit "içeriden reform" denendi. Hiç biri tutmadı.

Lozan'da Batılılar Medeni Kanunu dayattılar. Objektif ve kolay anlaşılır bir hukukun yokluğunda, yerli ve yabancı gayrimüslimler için kapitülasyon benzeri istisnalar talep etmekte ısrarcı oldular. Türk tarafı uzun zamandan beri zaten o tartışmanın içindeydi. Fazla zorlanmadan adımı attılar.

Özetlersek, Türkiye'nin misler gibi bir yerli kültürü vardı da, ne güzel yürüyüp gidiyordu da, Cumhuriyet rejimi geldi, horlayıp zorladı ... yok öyle bir şey! 1699 Karlofça Antlaşması'ndan beri batmış bir ülke, tükenmiş bir kültür ve çıkış yolu arayan bir toplumsal elit vardı. Hoyratlıktan ileri gelen birtakım hatalar yapılsa da, sonuçta bir çözüm aradılar. Böyle buldular.

*
Peki, attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değdi mi? Kıyafeti rötuşlayıp sanatla hukuku sil baştan edince Batılılıktan umulan faydalar hasıl oldu mu? Her mahallede bir Galileo, her sanayi sitesinde bir Edison yahut Steve Jobs türedi mi? Yozgat'ta Mars kaşifleri sıraya girdi mi?

Soruyu doğru sorarsan cevabı yarı yarıya vermiş olursun. Batı'yı ilginç kılan şey teknolojisi değildir --o teknoloji, üç beş sene sonra, bizde de var. Yeni teknolojiyi -- ve yeni fikirleri ve yeni sanatı ve yeni yönetim ve örgütlenme biçimlerinin ve yeni ticaret yollarını -- üretme yeteneğidir. O yaratıcılık, "yerel kültüre" saygıyla olmaz. Saygısızlıkla olur. Geleneği ve otoriteyi hiçe sayan, hakikati arama aşkından başka kanun tanınmayan arıza insanlarla olur. "Bütün hoca efendiler ve halk, dünyanın düz olduğunu söylüyor, ama onlar haksız ben haklıyım" diyebilenlerle olur. Bunların yüzde doksan dokuzu yanlış çıkar, ama yüzde biri gider Amerika'yı keşfeder.

Bana sorarsanız "Batılılaşma" denilen davanın püf noktası bu tip insanların özgürlüğüne saygı gösteren, onların hakikat aşkına pay bırakan, başardıklarında meydanlara heykellerini diken kurumsal kültürü kurmaktı. Kurulmadı. Kurmak akıllardan bile geçmedi. "Milli birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla muhtaç olduğumuz şu zor günlerde" öyle lükslere harcanacak zaman yoktu. "Vatan" sizden hizmet bekliyordu, ukalalık değil.

Nazım Hikmet devlet başkanının soytarısı olmayı reddettiği için 28 yıl hapse mahkum edildiği gün Cumhuriyet'in batılılaşma davası bitmişti bana sorarsanız. Ya da peki, pardon, cüretinden dolayı idam edilen adam Batı'da da çok var. Memleketin aydın sınıfının tamamı devlet başkanının yalakası, onun "Yeni Türkiye" davasının propagandacısı olmayı kabul ettiği gün bitmişti. Ondan sonrası Batı matı değildir. Batı cilası sürülmüş Şark despotluğudur. Yeni kisve giydirilmiş Osmanlı - yahut Timur, yahut Memluk - padişahlığıdır.

Zaten resmi söylemdeki Batı referansı da o noktadan sonra kayıplara karışır. Rejimin güncel kaygılarla itiraz ettiği bazı Osmanlı temalarından ayıklanmış bir Şark alemi, Alpaslan ve Attila'sıyla, Mevlana'sıyla, Oğuz Kağan'ıyla, Tuna'dan şimşek gibi geçen akıncılarıyla, memleketin kültür ufkunu kara kargalar gibi sarar, Ziya Gökalp'in tahayyül ettiği kültür sentezini başarıyla gerçekleştirir.

(Devamı var herhalde. İlham gelirse.)




12 yorum:

  1. serkan polad15 Ekim 2014 09:31
    "O yaratıcılık, "yerel kültüre" saygıyla olmaz. Saygısızlıkla olur. Geleneği ve otoriteyi hiçe sayan, hakikati arama aşkından başka kanun tanınmayan arıza insanlarla olur."

    Peki Japonya'yı nereye koyacağız ?
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Japonya yı iyi bildiğinden emin misin? Parlamentosunda "dili İngilizce yapalım ırkı düzeltmek için kafkasyalan damızlık insan getirdinlim" din tartışılan bir ülkeden söz ediyoruz. Ayrıca "yaratıcı tek tanrı saplantısı" olmayan bütün toplumlarda belli bir açık fikirlilik oluyor zaten.
    2. Bırakalım Japonya'yı ,Çarlık Rusyasındaki...İngilteredeki vs ;yaratıcı insanların hepsi mi yerel kültürlerine saygısızdı ?Rus Çaykovki ,Puşkin, Dostoyevski , Pavlov.İngiliz William Şekispir (Şekispir nasıl yazılıyorsa artık).Bunların hangisi geleneği ve otoriteyi hiçe sayıyordu ?.Hangisi arıza insanlardı ?.
    3. Japonlar eskiden çoğunluğu Şintoist bir toplumdu, ancak aydınlanma ile birlikte günümüz Japonyası'nın %78'i dinsizdir. Yani Japonya'da hiçbir Şintoist gerici yobaz çıkıp da "Burası %99'u Şintoist bir ülkedir, beğenmeyen defolsun gitsin" demez. Japon nüfusunun geri kalan kısmının da ciddi bir oranı Hristiyandır (%14-15 gibi). Yani Japonya'da "din" günlük yaşamda ve siyasette "hiçbir etkisi olmayan" önemsiz, kişisel bir tercihtir. Verdiğiniz örnek tutarsız...
    4. Once japonya meji donemini guzelce bir okuyorsunuz. Sonra bu soruyu sormayi tekrar dusunuyorsunuz. Gene de tatmin olmazsaniz e-mailinizi verin size o donem japonyasindaki yerel kulturun yuzde ellisinin nasil silindigini*samurai kulturude dahil) izah eden linkler atarim.
    5. Bugünkü Japonbya'ya bakarsan anlarsın. Japonya bellli bir güç olabilmiş, hatta Batı'nın bir parçası dahi sauılmıştır. Ancak, ekonomik ve siyasal bunalımı bir yana, Japonya şu anda dünya tarihinde eşi benzeri az rastlanır bir kültür ve kimlik bunalımı yaşıyor. Abarttığımı zannetmenen için altını çizerek belirtiyorum. Hatırı sayılır bir kısmı seksten uzak duran, başka bir kısmı her türlü manyaklıkla iştigal eden 30 yaş altı nesil; kendilerini odaya kapatıp, aileleri dahil dış dünyayla ilişkilerini kesen milyonlarca yeni yetme ve genç; başka türlüsünü bir yana bıraktım sosyal ilişki kurmakta zorlanıp bunu örneğin hosteslerin onları bebek gibi kundakladıkları özel kulüplere giden delikanlılar sadece bir kaç örnek. Son derece somut sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve siyasala nedenleri var elbet ancak nihayetinde Japonya psikolojik açıdan ciddi derecede hasta bir toplumdur.
    6. Japonya neden istisna imiş gibi tartışıyoruz ki. Japonya ya da Kore, Tayvan gibi diğer gelişmiş ve medeni Asya ülkeleri yukarıda anlatılan "yeni fikir ve icatlar" üretme konusunda diğer doğu toplumlarından farklı değil. Mesela Japonlar ve Koreliler daha iyi arabalar, cep telefonları, televizyonlar, vs. yaparlar ama bu tür önemli teknolojileri ilk defa "icat" edecek toplumsal yapıdan yoksundurlar. Bu nedenle Amerika'da biri çıkıp cep telefonlarını iphone'a dönüştürecek teknolojik zıplamayı yapana kadar Japonya ya da Korede kimsenin bu tür cep telefonları yapmak aklına gelmez. Otomobil, mikroçip, internet, cep telefonu, çamaşır makinesi, robot, vs. önce batıda icat edilmese idi Japonya'dan dünyada çıkmazdı. Zira Japonya her ne kadar Türkiye gibi toplumlara göre oldukça medeni ve gelişmiş olsa da arıza ve geleneğe zıt tiplerin başını ezme refleksi en az onlar kadar gelişmiştir.
  2. Selamlar Sevan Bey;
    Batılı olamamaksa temel sorun, şartlar ve imkanlar "batılı" olmaya müsaitken mi olunmadı, şartlar ve imkanlara göre olunabilecek olan bu olduğu için mi çocuk sakat kaldı-yada sakat doğdu ? Olunabilecekken olunmadıysa , neden ve nasıl, ne'leri yaparak ve ne'leri yapmayarak olunabilirdi? Olunabilecek olan zaten bu kadardı ise, sorunu dönemin şartları yada imkanlarında mı, dönemin aktörlerinin malzeme kalitesinde mi arayalım?
    Yanıtla
  3. Dünyada hiçbir insan dahi değildir. Batı dünyasında tarihte dahi olarak ortaya çıkmış kişiler aslında çılgınca fikirler ile çıkan insanların belki de şanslı yüzde biridir. Yaratıcılıkları ile buldukları çılgınca fikir hakikat ile uyuşmuştur. Einstein bile dahiliğinin yaratıcılığından geldiğini söylemişti. Batı dünyası delileri sever, bu topraklarda ise delileri "düzeltmeye" çalışırlar.
    Yanıtla
  4. Peçe yasağı 2. Abdülhamit iktidarında gel...MİŞ diyorlar.
    Yanıtla
  5. Batı toplumlarını vareden kurumlardan haberdar olmadıklarını düşünemeyiz. haberdarlardı ve içten içe arzuluyorlardı. ama sonuçta bu paket beraberinde bazı şeylerden de feragat etmelerini gerekecekti. "insanların özgürlüklerine saygı göstermek" yaratıcılığa, eleştirel düşüneceye imkan açmak, siyasi özgürlükleri genişletmek. mevcut toplum yapısı ile, etnik dini nüfus kompozisyonu ile edirne-ardahan arasında işleyen (hadi güçlüden vazgeçtim) br ulus devlete imkan vermezdi. sadece diyarbakırla ankarayı değil, rize ile izmiri, istanbulla bütün bir anadoluyu birarada tutacak ortak biricik ülkü ancak bir üst otoriteye (artık ankaraya) mutlak iteatle mümkündü. bugünki otoriterlik meselemiz de aynı damardan besleniyor. adına vatanseverlik, yurtseverlik, anti emperyalizm, vs ne denirse densin.
    Yanıtla
  6. Batı toplumlarını vareden kurumlardan haberdar olmadıklarını düşünemeyiz. haberdarlardı ve içten içe arzuluyorlardı. ama sonuçta bu paket beraberinde bazı şeylerden de feragat etmelerini gerekecekti. "insanların özgürlüklerine saygı göstermek" yaratıcılığa, eleştirel düşüneceye imkan açmak, siyasi özgürlükleri genişletmek. mevcut toplum yapısı ile, etnik dini nüfus kompozisyonu ile edirne-ardahan arasında işleyen (hadi güçlüden vazgeçtim) br ulus devlete imkan vermezdi. sadece diyarbakırla ankarayı değil, rize ile izmiri, istanbulla bütün bir anadoluyu birarada tutacak ortak biricik ülkü ancak bir üst otoriteye (artık ankaraya) mutlak iteatle mümkündü. bugünki otoriterlik meselemiz de aynı damrdan besleniyor. adına vatanseverlik, yurtseverlik, anti emperyalizm, vs ne denirse densin.
    Yanıtla