27 Mayıs 2011 Cuma

Kadın yakmaya dair


Hindistanda dul yakma (sati) meselesi hakkında yıllar önce bir kitap okumuştum. Burada da güzel bir makale var: http://en.wikipedia.org/wiki/Sati_(practice)

Özetle. Hindu kutsal kitaplarında sati hakkında net bir söz yok. Tanrıça Sati kendini yakmış gerçi ama dul kaldığından değil başka nedenle onuru kırıldığı için yapmış bunu. Bilinen en erken kayıtlar MS 4. yüzyıla ait, yani Hinduizmin doğumundan ortalama hesap 1500 yıl sonrası. Bellibaşlı tefsir ve fıkıh kitapları birbiriyle çelişiyor. Satiyi yücelten epeyce literatür var, ama Hindu hukukunun temel referansı olan Manu Smriti kesinlikle satiye karşı çıkmış. Ünlü din alimlerinin çoğu da ayıplamış. İngilizlerin kayıt tutmaya başladığı 1810’larda tüm Hindistanda ortalama yılda 500 sati vakası kaydedilirmiş. Nüfus o tarihte 50 küsur milyon.

Sati’nin feci bir barbarizm olarak tüm dünyaya tanıtılması tabii İngilizlerin marifeti. İngilizlerin Hint kültürüne ve toplumuna karşı tavrı 18. yy sonlarına kadar saygılı ve ilgilidir. 1810-20’lerden itibaren kültürel üstünlük ideolojisi aniden tavan yapar. O noktadan itibaren Hindu kültürünü “dul kadınları yakan, ilkel, vahşi, yobaz, irrasyonel” olarak tanıtma çabasında sati baş role yerleşir.

(Ha, sati geleneğini ilk yasaklamaya kalkanlar da Hindistan’ın Müslüman egemenleri, özellikle Ekber (16. yy). Acaba yasak, Hinduların satiye inancını artırmış mıdır, başka ülkelerdeki Arapça ezan yasağı gibi?)

Soru şu: Bir insanın başkasına olan bağlılığından veya aşkından ötürü onun ölümü üzerine intihar etmesi saygıdeğer bir davranış mıdır değil midir? Cevabını bilmiyorum. Yalnız, sati yapan kadınların “sati mata” (Sati Ana) mertebesine yükseltildiği ve mezar anıtlarının yatır sayıldığını belirtmek lazım.

Hint post-kolonyalizm ve dekonstrüktivist post-modernizminin büyük gurusu ve “subaltern studies” ilminin piri (pîresi?) sayılan bayan Gayatri Spivak’ın bu konuda meşhur kitabı varmış, olayı sati yapan kadının bakış açısından kavramaya çalışmayan Batılı alçak oryantalistleri yerden yere vurmuş. Okumadım.

Peki kadının akrabaları tarafından satiye zorlanması doğru mudur? Değildir, cinayettir. Herhalde. Belki. İnsan ruhuna ve toplumsal ilişkilerin sırlarına vakıf olmak o kadar kolay değil ki?

Dört kadın almak iyi midir? Kadına mirastan az pay vermek iyi midir? Kız çocuklarını gömmek iyi midir? Cevaplamadan önce biraz düşünmekte yarar var. Yoksa kendimizi Çağdaş Yaşamcılarla aynı hücrede buluveririz birden.

*
Hindistan sanırım dünyanın en dindar toplumlarından biri. Yaşamın her anını ve fiziksel mekânın her köşesini dini referansla doldurmuşlar. Elle tutulur bir şekilde her yerde -  kapı eşiklerinde, sokak köşelerinde, yemek sofralarında, dağ dere tarla ve ormanlarda, iki insan arasındaki her çeşit temasta – sizi gözeten, her an diyaloğa girebildiğiniz tanrılar var. Üçyüzotuzüçbin adet tanrı tesbit etmişler. Sırf onların hikâyelerini öğrenmeye ömür yetmez.

Çoktanrılı dinlerin duygusal (ve entelektüel) zenginliği karşısında tek tanrılı dinler o kadar yavan, o kadar ilkel geliyor ki, inanması zor!

1 yorum:

  1. ''İngilizlerin kayıt tutmaya başladığı 1810’larda tüm Hindistanda ortalama yılda 500 sati vakası kaydedilirmiş. Nüfus o tarihte 50 küsur milyon.''

    Yani düşük bir oran olduğu için görmezden mi gelinsin? Hep İngilizleri haklı bulan Sevan Bey, kadın düşmanlığı söz konusu olunca birden 'anti-oryantalist' mi oldu?

    ''Sati’nin feci bir barbarizm olarak tüm dünyaya tanıtılması tabii İngilizlerin marifeti.''

    Yani aslında kadınları diri diri yakmak veya kendini yakmaya zorlamak feci bir barbarlık değil miydi? Herhalde siz cadı suçlamasıyla Avrupa'da yakılan kadınları da 'kültürel çeşitlilik' olarak görüyorsunuz?

    ''Ha, sati geleneğini ilk yasaklamaya kalkanlar da Hindistan’ın Müslüman egemenleri, özellikle Ekber (16. yy). Acaba yasak, Hinduların satiye inancını artırmış mıdır, başka ülkelerdeki Arapça ezan yasağı gibi?''

    Diyelim ki Hindistan'da idari yönetimde söz sahibisiniz. Karşınıza bir kadın getirdiler. Kocası ölmüş, ahali ondan kendini yakmasını bekliyor, ya namussuz sayılıp hayatı burnundan getirilecek ya feci şekilde ölecek, adı çıkmasın diye kadıncağız sizin karşınızda bile ''Ben gönüllüyüm satiye'' demek zorunda kalıyor ama korkudan tir tir titriyor, içten içe sizin yasağınızın onu bir şekilde kurtarmasını ümit ediyor. Yasak sayesinde hem adı çıkmayacak, ''Ben razı olmuştum ama devlet engelledi'' diyecek hem de bu feci ölümden kurtulmuş olacak. Bu kadıncağız için en iyi çözüm yasak. Siz şimdi bu kadını gördüğünüz halde sati konusunda yasakçı tutup alıp kadıncağızı kurtarmak varken, ''Aman yasaklarsak yayılabilir'' deyip kadını fırına mı gönderirdiniz? Sizin ciddi bir vicdan sorununuz olduğunu düşünmeye başladım.

    ''Peki kadının akrabaları tarafından satiye zorlanması doğru mudur? Değildir, cinayettir. Herhalde. Belki.''

    Belki mi! Kusura bakmayın, hislendim, size bir adet oha çekeceğim! Bence bir yere kapatılıp tedavi edilmeniz gerekiyor.

    ''Dört kadın almak iyi midir? Kadına mirastan az pay vermek iyi midir? Kız çocuklarını gömmek iyi midir? Cevaplamadan önce biraz düşünmekte yarar var. Yoksa kendimizi Çağdaş Yaşamcılarla aynı hücrede buluveririz birden.''

    Kendinizi 'çağdaş yaşamcılarla' aynı yerde bulmamak uğruna satiyi bile savunur hale gelmişsiniz. Çok yazık. Hiçbir şey siyah ve beyaz değil. Çağdaş yaşamcıların da -az da olsa- doğru bildikleri var. Siz ise belli ki nefretle hareket ediyorsunuz. En temel kaygınız, doğruya dönük arayış değil de bilmemkimle aynı görünmemek ise şayet, acıklı bir haldesiniz demektir.

    ''Çoktanrılı dinlerin duygusal (ve entelektüel) zenginliği karşısında tek tanrılı dinler o kadar yavan, o kadar ilkel geliyor ki, inanması zor!''

    Sanırım size kadınların dörder dörder alınıp onurlarının kırılması, kara bir örtüye hapsedilmesi yetmedi, satiyi daha ''duygusal'' buluyorsunuz! İnanılır gibi değil. Kesinlikle tedavi olmanız gerekiyor.

    Fırat

    YanıtlaSil