23 Aralık 2011 Cuma

Biraz da Türklerin açısından bakalım


Tarihte hiçbir olay siyah beyaz değildir. Bunu bilecek kadar aklım ve yaşım var Allaha şükür.

Adamlar izan ve vicdan sahibi birinin savunabileceği  karşı argümanları bile getirmekten acizler. Haindiler o yüzden kestik! Yalandır kesmedik! Kestik ama az kestik! Zaten onlar da kesti! Emperyalistlerin oyunudur! Kahraman Türk milleti bu ibneleri susturmayı bilir! İğrenç bir terane…

İzan ve vicdan sahibi Türklerin hepsi son yıllarda uykudan geç uyanmanın şoku içinde, inkârın ve ahlaksızlığın boyutlarını tartışmakla meşgul. Araya mesafe koyup “neden oldu?” sorusunu sorabilen yok. Sorsa, karşı tarafın ekmeğine yağ sürmekten – haklı olarak – korkuyor. “Yaptık ama sebepleri vardı” demeyi ahlaken – haklı olarak – sıkıntılı buluyor. Ya da kolayına kaçıp işi İttihatçılara yıkmakla yetiniyor.

Türklere kopya vermek de, mecbur, bu acize düşüyor.

*
MADDE BİR: Korku zulmü tetikler.

1915’te Türkler topyekün panik içindeydi. 1912’de, “kahraman Türk ordusu bu korkakları beş günde kahreder” laylaylomuyla girdikleri savaşta bütün Rumeli kaybedildi. Memleketin üçüncü büyük şehri olan, nüfusunun %60 küsüru Müslüman olan, memlekete hakim siyasi akımların doğum yeri olan Selanik birkaç haftada gitti. Bir milyona yakın sersefil muhacir İstanbul’a yığıldı. Camiler, kiliseler, hastaneler, sur dışındaki bostanlar tıklım tıkış mülteci kamplarıyla doldu. Millet aylarca kolera korkusuyla yaşadı.

“Türkleri Avrupa’dan çıkarma” fikri 1895 Ermeni olaylarından beri Avrupa’da yükselen ırkçı akımın sloganıydı. 1913 Londra Konferansı sırasında bu kez “Türkleri Küçük Asya’dan çıkarma” fikri duyulmaya başlandı.

“Anadolu’da Türk yurdu” kurma düşüncesi İttihat ve Terakki çevrelerinde 1912’nin son günlerinde – ki Balkan Harbinin en felaketli günleridir – egemen olmaya başlamış görünür. Batı Anadolu Rumlarını toplu terör tehdidiyle yurt dışına sürme hamlesi bunun hemen ardından başlar, 1913 ilkbaharında çılgınlık boyutuna ulaşır. Mesela Çeşme ve Urla’nın hemen hepsi Rum olan nüfusu 1913 Mayısında iki hafta içinde tehcir edilir. [Selanik’in düşüşünden bir hafta sonra nüfusunun çoğu Rum olan Makri kasabasının adı Fethiye diye değiştirilir; bu da anlayana yeterince anlamlı bir mesajdır.]

1914’te gene savaş çıkar. Devleti yöneten zibidiler kahraman Türk ordusunun bu sefer İran’a, Turan’a dayanacağından emin görünür. Ama halkın – ve hatta yönetici sınıfın – bu hayallere kandığını hiç zannetmiyorum. 18 Mart 1915’te düşmanın Çanakkaleyi denizden geçme hamlesi sonuç vermez gerçi; ama 24 Nisan’daki kara çıkarmasından sonra İstanbul’un birkaç gün içinde düşeceği inancı hakimdir. Devlet arşivleri ile sarayı Bursa’ya taşıma planları yapılır.

Anadolu Ermenilerini topyekün imha etme kararı da aynı 24 Nisan 1915 günü yürürlüğe konur.

Akıl ve mantıkla düşünsen şunları söyleyebilmen gerekir:

A) Rumeli’de Türkler egemen bir azınlık konumundaydı. En kalabalık oldukları vilayette %40 ancak vardılar. Anadolu’da ise yüzyıllardan beri mutlak çoğunluğa sahiptiler; sosyal konumları da Rumeli’dekinden çok farklıydı. Kim sürecek? Nereye sürecek? Kolay mı koca memleketi boşaltmak?

B) Türkleri Rumeli’den süren Ermeniler değildi. Kafkasya’dan Çerkezleri süren de Ermeniler değildi. Aksine, 1913’te değil ama 1878 felaketinde Bulgaristan’dan Türklerle beraber Ermeniler de sürülmüştü. [Benim anneannemin ailesi 1878 Bulgaristan muhaciridir]. Elalemin günahının ceremesini neden gariban Ermeniler çeksin?

C) Sen fetih azgınlığı ve millet-i hakime kibiriyle adamlara dünyayı dar etmesen Ermenilerin seninle ne alıp veremediği olurdu? Gül gibi geçinip gidebilirdiniz pekala. Kendine düşman ettiysen suçu kendinde ara.

Ama panik anında aklı mantığı kim dinler, o ayrı mevzu.

Köşeye sıkıştılar. İngiliz’e, hatta Balkan ülkelerine güçleri yetmediği için acısını kendilerinden daha zayıf olandan çıkardılar. Bütün mesele bu. Ahlaksız bir çözümdü gerçi; ama anlaşılmaz değildi.

MADDE İKİ: Ermeniler sarhoştu

Ermenilerin siyasi sınıfı 1895’ten ve özellikle 1909’dan bu yana acayip bir ideolojik körlük içindeydi. Büyük ve müreffeh Ermenistan’ı kuracaklardı. Mutlak haklılığın sarhoşluğu içindeydiler. Mazlumuz, demek ki haklıyız! Peki Türkler ne olacak? Pöh, üzerinde düşünmeye değmez!

Neden bu kadar saçmaladılar? Tahmin yürüteyim.
A) Yüzlerce yıl siyasi iktidardan, yönetim tecrübesinden uzak bırakılmış bir ulusun hamlığı,
B) yenilgiye mahkûm olmayı içten içe bilmenin getirdiği, fanteziye sığınma ihtiyacı [Bugünkü Kemalistlerde de var o haleti ruhiye: akılla mantıkla başa çıkamazsın, çünkü akıl zeminine geldikleri anda maçı kaybedeceklerini bilirler.]
C) kendini Avrupalılarla – ve özellikle Avrupalının 20. yy başlarında zirve yapan üstün ırk / üstün kültür / üstün din sarhoşluğuyla – özdeşleştimenin keyif verici rehaveti. Keza bunun devamı: Anadolu’da Batılıların açtığı okullarda okuyanların o tartışılmaz üstünlük duygusu.

Abdülhamid’in, Talat’ın, Cemal’in, diğer İttihatçıların, İttihatçı bile olmayan öbür devlet ricalinin anılarını oku. Hepsinin hayatlarının bir aşamasında Ermenilerle iyi kötü yakınlığı olmuştur. Hemen hepsinin de bir noktada, samimi olduğundan şüphe duyamadığım bir çileden çıkma hissiyle “bu kadar inatçı, bu kadar bencil, bu kadar hayalperest adamlarla konuşulmaz” noktasına geldiğini görürsün.

Ha Ermeni siyasileri hamdı da İkinci Meşrutiyet kadroları çok mu olgundu? Avrupa’dan yayılan ulusçu/modernleşmeci sarhoşluktan daha mı az nasiplenmişlerdi? Biraz daha tecrübeli ve esnek adamlar olsaydı üç tane yeni yetme Ermeni politikacıyla başa çıkamazlar mıydı? Onlar ayrı soru.

Bir avuç hayalperest siyasi liderin cezasını birbuçuk milyon günahsız, mütevazı, çalışkan halk mı çekmeliydi? O da ayrı soru.

MADDE ÜÇ: Naziyle yatan İttihatçı kalkar

1915’te Türkiye Alman askeri egemenliği altındaydı. Almanlar izin vermese zor soykırarlardı.

1880’lerden Dünya Harbi arefesine kadar Osmanlı ordusunu Almanlar neredeyse sıfırdan kurdular. Birçok birimin kumandasını üstlendiler. Savaş boyunca Osmanlı erkânı harbiye-i umumiye reisleri (yani genelkurmay başkanları) Almandı. Alman yardımı olmasa Osmanlı hazinesinin savaşı kaç hafta sürdürebileceği meçhuldür. Almanların bilgisi ve onayı olmadan, savaş halindeki bir ülkeden milyonlarca insanı sürmek gibi devasa bir projenin tasarlanabileceğini ve uygulanabileceğini düşünmek akla ziyan.

Almanların Ermenilerle alıp veremediği neydi? Doğrusunu istersen bilmiyorum. Tahmin yürütebiliyorum ama emin değilim. Bana öyle geliyor ki cevabı rasyonel bir politikadan çok, Almanların 1930’larda zirveye ulaşacak olan o çılgınca özgüveninde, “ben o kadar üstünüm ki ne yapsam hakkımdır” diyen ulusal megalomanide, insan hayatını böcek seviyesinde gören ahlaki sapkınlıkta aramak daha doğru olur.

Savaş esnasında Türkiye’de görev yapan onbinlerce Alman personeli var. Birçoğunun anıları, mektupları vs. aranırsa bulunabilir herhalde. Hani nerede bunun çevirileri, analizleri, romanları, psikolojik tahlilleri?

Savaşta proto-Nazilerle müttefiktik demek ağır gelir herhalde. Ama en azından sorumluluğun yarısını onlara atar, biraz olsun vicdanını rahatlatırsın değil mi?

*
Buyur, üç tane kapı gibi argüman. Hiç biri yapılan işin fecaatini inkâr etmez. Hiç biri geçmişle yüzleşmenin ve özür dilemenin ahlaki mecburiyetini ortadan kaldırmaz. Ama en azından, olup biteni rasyonel bir çerçeveye oturtmaya yardımcı olurlar.


“Türklerin, bırak özür dilemeyi, insanlığa karşı bir cürmü algılayabilecek kapasitesi yoktur, o yüzden soykırım yaptılar” diyenlere verecek bir cevabın olur.

6 yorum:

  1. Güzel bir yazı. Bu adamlar soykırım inkar ederken bile aslında soykırım itirafı yaptıklarının farkında değiller. Elbette bu konular hiç tartışılmadığından inkar becerisini bile geliştirememişler. Nasıl olsa devlet susturur, hapse atar, öldürür. Yıllarca buna alışmışlar.

    YanıtlaSil
  2. madde 1 de A ve C nin açıklanmaya ihtiyacı var gibi duruyor.

    YanıtlaSil
  3. peki Ermenilerin ve Yahudilerin Almanlar ve akabinde müttefik ülkelerden hem maddi hem manevi bitmek bilmez intikamı ne zaman bitecek? Soykırım kabul edildiğinde ticari usulüne uygunluk ve uygunsuzluklar son mu bulacak?
    Yerleşilen köylerde işçi olarak çalışan fakir ve kendi halinde yaşamaya çalışan köy ahalisine de şimdilerde yapılan farklı bir asimilasyon değil mi? Biz 95 yıl önce yaşanmış hala daha da her türlü platformda yaşanmaya devam eden aslında olmayan ırkların ve ırkçılığın ceremesini çekmeye ne kadar devam edeceğiz?
    Varlık vergisi de dahil olmak üzere çekilen çektirilen (isyanlarda varmış o zamanlarda soykırım dan savaştan bahsederken kimse isyancılardan bahsetmiyo nedenini merak ediyorum? isyan neden çıkartılır...savaş açlığından mı savaşa hayır demek için mi? ) ıstırapların bedelini hep birlikte ödemeye daha ne kadar devam edeceğiz ki? yıkılan kiliseler yeniden yapılınca bu eziyet karşılıklı son bulacak mı?
    Huzur içinde yaşayabilmek için illa bir de gidip tarih diploması alıp profesör mü olucaz. Her şeye cevap vermek zorunda mıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. arkadasim biraz da sunu dusunur musun. acaba isyan cikan bolgelerdeki yerel otoriteler neler ceviriyorlardi? insanlar kotu muameleden istismardan gorevi kotuye kullanmaktan dolayi cileden cikmis olmasinlar? istersen Zeytun isyanini bir oku. sunu hicbir zaman unutma. isyanci siradan bir insandir - varsayalim ki, disaridan biri ona destek olmus olsun, ne fark eder - karsisindaki ise devasa bir devlet gucudur. sen olsan isyasn etmeden evvel iki defa dusunmez misin, ya ben isyan ediyorum ama bu adamlar benden kat kat guclu, ellerinin altinda devasa bir ordu var, beni cok cabuk harcarlar diye. ama insanin ugradigi muamelelerden sonra feryat ettiginde feryadi burokrasinin tastan daha soguk ve duygusuz duvarina carpip geri donuyorsa, mantikli davranabilir mi?

      Sil
  4. Yani özetin özeti size göre de iş yine "emperyalistlerin oyunlarına" mı geliyor?

    1) Türkleri avrupa ve küçük asyadan çıkarma siyaseti ile yükselen ırkçılık ve türk düşmanlığı. Balkanlar ve kafkasyada müslümanlara yapılan zulümler. 2)Ermeni önderlerin batı desteğiyle gittikçe taviz vermez tutum almaları.
    3) Her ne kadar siz değinmemiş olsanız da, kırıma Alman desteğinin altında yatan faktör, Rusya'ya karşı, Almanların kafkasya siyaseti ile ittihatçıların turancılığının örtüşmesi.

    YanıtlaSil
  5. Bu kaydın başlığı Sayın Nişanyan'ın bile ekstremist Türkleri Türklerin bütününü temsil edermiş gibi gören bakış açısının etkisinde kaldığını gösteriyor. Ekstremist Türklerin görüşleri sayıları ne kadar çok olursa olsun veya sesleri ne kadar çok çıkarsa çıksın Türklerin bütününü temsil etmez. Ekstremist Türklerin elbette Türkiye'de politika üzerinde bazı etkileri var, ama fazla gözde de büyütülmemeliler. Türklerin geneline gelirsek, Türklerin çoğunun Ermeni soykırımı konusunda ne doğru dürüst bilgisi var ne de net bir görüşü, günlük hayatın keşmekeşinden basın-yayında hatırlatılmadığı sürece akıllarına bile gelmeyen bir konu bu.

    YanıtlaSil