Saçma sapan propaganda formüllerini tekrarlamadan önce Allah aşkına beş
dakika düşün. Akla mantığa sığan bir tarafı var mı?
Bir taraf tam teşekküllü orduya ve bin yıllık muharebe geleneğine sahip.
Polisiyle, jandarmasıyla, yasasıyla, mahkemesiyle koskoca devlet teşkilatı
elinde. Ayrıca icabında yağma vaadiyle harekete geçirilecek mal-mülkten yoksun
büyük bir başıbozuk kitlesi var. Her yerde bire beş, bire altı gibi bir oranla
çoğunlukta. En kabadayısı Van vilayetinde Ermeni sayısı bilemedin yüzde
otuz.
Öbür taraf büyük çoğunluğu tarımla ve esnaflıkla uğraşan bir azınlık;
misillemeye karşı en ufak bir savunmaları yok; silah taşımaları bin yıldan beri
kanunen yasak. 1895’te memleketin her yanında köyleri ve işyerleri basılmış,
onbinlercesi öldürülmüş, gıklarını çıkartamamışlar. Sınırdan eşek sırtında
sokulan silahlarla, okulun müstahdem odasında gece vakti toplanan derneklerle
direniş örgütlemeye çalışıyorlar.
Manyak mı bu adamlar ki gidip sivil Türkleri kessinler?
Evet silahlanmışlar. 1895’teki gibi koyun gibi boğazlanmamak için direniş
teşkilatı kurmuşlar.
Evet şiddet kullanmışlar. Devrimci örgütler dünyanın her yerinde ne yaparsa
onu yapmışlar. Erzurum’da valiliğe bomba koymuşlarlar; birkaç yerde jandarma
vurmuşlar; asker ve polisle işbirliği yaptığına inanılan (Türk ve Ermeni)
kişileri öldürmüşler. Zeytun ve Sason’da devlet güçlerine karşı yıllarca gerilla
mücadelesi vermişler. Devlet gözüyle bakarsan buna haydutluk denir. Öbür yandan
bakarsan savunma denir, delikanlılık denir, onur mücadelesi denir. Ama mukatele
denmez.
1915’ten önce Ermenilerin Türklere toplu kıyım yaptığına dair elle tutulur
bir tane iddia yoktur. Ümit Özdağ ve benzerlerinin ortaya saçtığı çarşaf çarşaf
hezeyannameleri dikkatle oku. 1915 öncesine dair tek bir söyleyecekleri
yoktur.
“Ama dedemi Ermeniler öldürmüş” diyenlerin kastettiği nedir, anlatayım.
Bir: 1915 Nisan’ından itibaren Ermeniler sürü sürü
boğazlanmaya başladığında üç-dört yerde direniş olmuş. En meşhuru Van’dır. Nisan
ortasına doğru Van’daki Ermeni toplumunun tüm ileri gelenleri valilik emriyle
tutuklanıp öldürülür; köylerdeki Ermenilerin silahları toplanır; Erciş’te bütün
Ermeni erkekleri köy meydanınlarına toplanıp boğazlanır. Bunun üzerine Van
Ermenileri direnişe geçerler. Bağlar semti ile Varak dağını ele geçirip eski
şehri topa tutarlar. Bir ayın sonunda aç kalıp yenilmek üzerelerken Rus ordusu
gelir kurtarır. Şebinkarahisar’da kaleyi ele geçirip bir süre savaşırlar;
sonunda hepsi ölür. Musa Dağında çoluk çocuk dağa çıkıp kırk gün direnirler.
Yarısı ölür; yarısını Fransızlar kurtarır. [Franz Werfel’in Musa Dağ’da Kırk
Gün romanı bunu anlatır. Muhteşem bir eserdir; ileri geri fikir beyan
etmeden önce okumanda fayda vardır.]
İki: 1916’da Ruslar Van’ı ikinci kez ele geçirdiğinde, Rus
ordusuna bağlı Ermeni gönüllü alayının kumandanı Antranik Paşa Ozanyan Bitlis ve
Hizan’a girer. Bir sene önceki Hizan katliamlarına misilleme olarak sivil
Kürtlerden onbin küsur insanı öldürtür. Bunun üzerine Rus divan-ı harbinde
yargılanıp rütbeleri sökülür. Ama bir süre sonra göreve iade edilir.
Üç: Rusya’daki ihtilalden sonra Rus ordusu dağılır. Sap gibi
ortada kalan Ermeniler işgal altındaki Erzurum’da Antranik Paşa liderliğinde
Batı Ermenistan Geçici Hükümetini kurarlar. Mart 1918’da Türk ordusu harekete
geçince panik içinde geriye çekilirler. O sırada yollarına çıkan bütün sivil
Türkleri toplayıp katlederler. Erzurum, Kars ve Ağrı yöresinde yüzlerce köyü taş
üstüne taş kalmamacasına tahrip ederler.
Bilhassa bu üçüncüsünün mazur görülecek tarafı yoktur. Katliamdır; savaş
suçudur. Daha sonra Taşnak Partisi içindeki hesaplaşmalarda şiddetle kınanmış,
Antranik ve adamları kendi partidaşları tarafından boka batırılmıştır. [Şiddetle
İttihatçı düşmanı olan Ahmet Refik Altınay, İki Kıtal’de 1918 baharında
Erzurum’un köylerinde gördüğü felaket manzarasını anlatır. Tüyler ürpertici bir
tablodur.] [1923’te Romanya’da yapılan Taşnak Partisi Kongresindeki
hesaplaşmaları Doğu Perinçek’in oğlu yayımladı. Konteksti bilince ilginç bir
belgedir. Bilmeyince beyinsiz propagandadan başka şeye yaramaz.]
Ama bunları bahane edip “n’apalım karşılıklı kesiştiler” demek için cidden
insaf ve vicdan yoksunu olmak gerekir.
Bosna’da Boşnaklar hiç mi Sırp öldürmedi sanıyorsun?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

öne roni m.,sonra etyen mahçupyan sonra da bu yazınızla siz.farkında değilsiniz ama bir akıl tutulması yaşıyorsunuz.tam olarak neyi eleştiriyorsunuz neyi savunuyorsunuz anlamış değilim.bu yasayı savunuyor musunuz?savun muyorsanız bile oh oldu diyorsunuz farkında mısınız?3 yazarın da son 3 yazısında verdiği örnekler mantık hatalarıyla dolu.zulmü ezilen bile yapsa o zulümdür.yani bosnalı da masum bir sırpı öldürmüşse zulümdür ve hatta telafisi olmayan cezalandırılması gereken bir zulümdür.yazınızda bahsettiğininz birçok şey doğru ve bu ülkede yaşayanlar açısından utanç verici.ama mesela "bilhassa 3.nün mazur görülecek tarafı yok" derken 2.sini hafifleten bir neden mi var.çünkü tam da bu bakış açısıyla harekete geçiyor bu ülkenin refleksleri.sanırım türkiyenin ermeni meselesindeki rezil tavrı sizde de farkında olmadığınız bir sarhoşluk oluşturmuş
YanıtlaSil