12 Ocak 2019 Cumartesi

Türkiye'de Yunanca yer adları - 1

Üç dört gün sürecek bir dizinin ilki.

Türkiye’de 1453’ten önce Yunanca adı kayıtlı olup bugün yerini az çok kesinlikle tespit edebildiğimiz yerleşim birimi 900 kadar. Ben 886 saydım. Hemen hepsi Fırat nehrinin batısında ve kuzeyde Karadeniz kıyılarındadır. Doğudaki bir avuç yerin Eski Yunanca adını da dahil ettiysem, Yunan kaynakları Ermenice ve Süryaniceden daha zengin olduğu için elimizde bu yerlerin Helence yazılı kaydı bulunduğundandır. Yoksa Şırnak’ta, Nusaybin’de Yunanın ne işi var?
Yer adlarının alt limitini tayin etmek kolay değil. Mesela “İskele mevkii”, “Hasangiller mahallesi”, “Nemesis Tapınağı”, “Yukarı Tarlalar” yer adı sayılır mı? Ben saymadım. Az çok hukuki statüsü olan ya da oranın yerlisi olmayanların da kullanacağı adlarla kendimi sınırladım. Dağ, dere, tepe, ırmak adlarını dahil etmedim. Çok fazla gözümden kaçmış olacağını tahmin etmiyorum.
Yerini tespit edemediklerimizin sayısı daha azdır. Üçte iki desek toplam 1500-1600 rakamını buluruz. Bunlara Fırat’ın doğusunda fetih öncesi kayda geçen 300 küsur Ermenice, 50 küsur Süryanice, bir avuç Gürcüce[1], bir avuç Arapça yer adını ekleyelim. Eldeki malzeme bu. Unuttuğum başka dil var mı? Yok.
Bu sayılara neler dahil DEĞİL onu da görelim.
Bir, yukarıdakiler haricinde Türkiye’de halen kullanılan ya da 20. yy’a dek kullanılmış olan – muhafazakar tahminle – 1200 dolayında yer adının Rumca kökenli olduğunu söyleyebiliyoruz. Efkeri (Evkeria), Yeregömü (Hierákomi), Hortamya (Xortema), Hayrados (Xariades), Ayvasil (Ayios Vasilios), İstolos (Stolos), Hoyran (Xoriani), Mavrucan (Mavridion), Manahor, Belkilise (Paleoklisia), Avlan (Aulon), İstanoz (Stenos), Giregi (Kyriaki), Serkiz (Sergios) vesaire kolay. İrdatı, Hevekse, Durmanas, Türbelinas, Holoz, Vekse, Vara, Göstesin, Arlasun, Azdavay, Kolay, Utay, Firistay, Abay, Zuday, İzvay, Guray, Holay, Sırvay, Boğay, Bolay, Kağay, Çontay, Kuçay, Hoşalay, Doğray, Duday, Daday, Varay, Coray, Somay, Samay[2] da şüphesiz Rumca, ya da Rumca üzerinden gelmiş, ama çözmesi zor. Büyük bölümünün fetih öncesinden kalma adlar olduğunu varsayabiliriz. Ancak elimizde bunu kanıtlayacak belge yok. Yani 1453’ten eski bir kaynakta bu yerlerin adı geçmiyor. Yahut geçiyor, biz bağlantıyı kuramadık.
İki, 19. yy sonu ile 20. yy başında Türkiye’de Rumlarla meskun olan 200’e yakın köy ve kasabanın o tarihteki Rumca adını biliyoruz. Bunların bir kısmı  Türkçeden adaptedir (Yassıören > Diasorna, Kumbağı > Kumbáon, Söke > Sokia)[3]. Yani yabancı adları kendi telaffuzuna uydurup millileştirmek Türklere has bir davranış değil. Bir kısmı, daha eski olan Türkçe adın çevirisidir (Altıntaş > Xrysolithos, Arnavutköy > Arvanitoxorio, Ayvalık > Kidonies[4], Işıklar > Sxolari[5], Büyük Çekmece > Mega Zeugma). Bu eğilimin özellikle 1920’lere doğru şiddetlendiği, mesela 1880’lerin Rumca belgesinde Türkçe olan adın kırk yıl sonra Helenleştiği görülüyor. Kalanların bir kısmı besbelli yeni adlandırma olsa gerek. Belki 100 kadarı fetih öncesinden kalmış olabilir. Bunun da belgesi yok. Belki kilise arşivlerinin derin yerinde bir şeyler vardır, ama kim uğraşacak?
Yaşama tutunanlar
Fetih öncesinden kalma 900 adın 280 kadarı halen kullanımdadır. Başta şanlı başkentimiz Ankara, sonra İzmir, Bursa, Adana, Konya, Kütahya, Malatya, Edirne, Antalya, Bolu, Çankırı, Kayseri, Sivas, Sinop, Samsun, Giresun, Trabzon, Rize ilk akla gelenler. Diğerleri akla gelmez; iyi kamufle edildiklerinden 20. yy’ın kültürel katliamlarından sağ kurtulabilmişler: Kıreli (< Karallia), Eğribasan (< Ariassón), Haruniye (< Eirenía), Minare (< Pinara), Bozburun (<Poseidónio, üç tane!), Emirdağ (< Amórion), Soğanlı (< Soandós), İbribey (< Áproi), Endişe (< Aphrodisiá), Evreşe (< başka Aphrodisiá), Datbey (< Dapay < ta Hypaipa), Sakarbaşı (< Sykora) ... Bizim Torbalı da aslında Metrópolis olmalı diye düşünüyorum. Vurguyu ikinci heceye koyup Mıtróbolı deyin hak verirsiniz. Hem “torba” ne demek?
350 kadar yer adı o kadar şanslı olmamış. 20. yy’a dek kullanımda kalmışlar, cumhuriyet devrinde tarihe karışmışlar. Geriye kalan 270 kadar yer fetihten sonra iz bırakmadan silinmiş. Kotyaion Kütahya olmuş, ama onunla eş konumdaki Dorylaion, 1200’lere dek adı varken, ertesi yüzyılda Eskişehir olup adsızlara karışmış. Neden? Bilmiyorum. Birçok yerde yerleşim Türkçe ad alsa da eski isim dağ, dere, ova ya da kale adında korunmuş. Bunları belgelemek çok zor. Çoğunu yazılı kaynaklarda bulmak imkansız (21. yy Türkiye’si, kayda değer yazılı üretim açısından Taş Devrinden biraz hallice maalesef). Yerinde incelemek lazım; o da her ilçede bir hafta gibi insanüstü bir tempo da tuttursan 20 sene eder. Olmaz.
İlginç bir detay dikkatimi çekti, ona da değineyim, Türkçeleştirmenin sosyolojisi açısından belki bir ipucu verir. Birçok yerde eski yerleşimin resmi ve oturaklı adı yerine muhtemelen Rum’un avam kesiminin kullandığı gündelik isimler Türkçede benimsenmiş. En meşhuru tabii Kostantin kenti: ancak sokaktaki cahil Rum’un isimden sayacağı Stinboli (“şehir”), koskoca şehrin adı olarak benimsenmiş. Alikarnaso (Halikarnassós) adı 15. yy’a dek canlı olduğu halde, o yerin adı Pétrion (“taşlık, taş ocağı”) olmuş, şimdi Bodrum. Üç bin yıllık Miletos, Paláti (“saray”) > Balat diye sıradanlaştırılmış. Mut’taki Adrassós kimliksiz bir Paleópoli’ye (“eski şehir”) indirgenmiş, Balabolu biçiminde günümüze gelmiş. Anadolu’nun en eski kutsal yerlerinden biri olan Pessinús, Paliá (“eskiler, eski şeyler”) diye harcanmış, Türkçesi kalın l ile Balahisar olmuş.
Bu adlarda ben bir tavır görüyorum. Sanki eski kültürden sıkılmışlar. Ya da o kültüre omuz silken bir halk sınıfı gelmiş, cehaletiyle gurur duymuş, eski adların muhafızı olan zümrelere – kiliseye, resmi bürokrasiye, okumuş kesime – sırtını dönmüş. “Nolucak, Türkse Türk, bir de onu deneyelim” demiş de olabilirler pekala.
Kendilerine “Anadolu kaplanları” gibi bir isim bulmuşlar mıdır acep?




[1] Gürcüce zor konu. 9. yy’dan itibaren tutulduğu anlaşılan Gürcü vekayinamelerinde bazı yer adları geçiyor. Lakin Gürcü vekayinamelerinin eldeki tek güvenilir nüshası 13. yy’da yapılmış Ermenice bir çeviri. Şimdi bu isimler Gürcüce mi, Ermenice mi?
[2] Ay’lı adların hepsi Kastamonu-Sinop-Samsun-Amasya bölgesinden. Yapı ve anlama dair bir fikrim yok.
[3] Alaçatı adının kaynağını bilmiyorum. Rumca Alatsáta esasen Türkçe Alaca At mıdır? Sanmam. Piri Reis haritasındaki bir tek yamuk kayıttan sonuç çıkarılamaz.
[4] Ayvalık adının ayva ile ilgili olduğunu sanmıyorum. O yörenin eski adı Eolía, idari birimin tamlama hali de Eoliki’dir. Ayvalık bu isimden uyarlanmış olmalı. (“Nereden geliyorsun? Eolik nahiyesinden.”) Rumca çeviri Kidonia (“ayva”) veya Kidonies (“ayvalar”) ancak 19. yy’da belirir.
[5] Türkiye’de otuzu aşkın örneği olan Işıklar adı esasen ‘aşıklar’, yani dervişler demektir. Eski yazıda daima ayn harfiyle yazılır. Yunanca Σχολάροι bunun çevirisi olsa gerek. İngilizce scholar esasen “boş gezen” anlamına gelir.

16 yorum:

  1. Isparta'dan bahsetmemişiniz ? Bildiğim kadarıyla önceki ismi Hamidiye idi. Daha evvelini bilmem.

    YanıtlaSil
  2. Neden 1453?
    11. yy'dan itibaren oluşan bi durum değil mi?

    YanıtlaSil
  3. Rum ne demek? Rum Helen kokenden ziyade kadim Iran mulkunun batisinda yasiyan Halka verilen ad idi bence. Tabi rum halklarinin hakim unsuru hellenlerdi bence. Borusu otenlerde hellen ya da hellenlesenlerdi. Son paragrafinizda bahsettiginiz o omuz silkenler varya bence onlar helenlesmemis rumlardi. Turke ve turklere ilgi gosterdiler. Turklerin anadoluda hakimiyeti kurdiklari ilk ikiyuzyil icinde buyuk olcude turklesip muslumanlastilar. Ve de turklesmeleri ve muslumanlasmari icin kilic zoru vb uygulamalara da maruz kalmadilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. @künay

      "Kuzey Semitik" dediğine "post-Neolitik kuzeydoğu Akdeniz ve Ermenistan", Kürtlerden bahsederken kullandığın "güney Semitik" tabiri yerine ise "post-Neolitik kuzey Zagros ve kuzey Mezopotamya" desen daha doğru olur, zira Sami dilleri bu bahsettiğin bölgelere ya hiç yayılmadı ya da kısmen yayıldı geçmişte. Hattice, Minos dili, Hurri-Urartu dilleri, Lemnosça, Eteokipriyot, Kaskaca ve Guti dili gibi bölgelerin kelimeleri az da olsa kaydedilmiş Hint-Avrupalı göçü öncesinden kalma dillerinin çoğu Sami dili değil.

      Sil
    3. Sayın Onur; benim de aklımdan geçen J2 kuzey ve J1 güney Mezopotamyalılar " bu toplulukları en güzel yansıtan cümle, siz ne dersiniz? bir çok şeyi hatta Haplogrubun doğum yeri ve bunun ile beraber bir göç yönünü bile anlatır vede ifade eder,

      "Semitik" ise aslın da dilden çok bölge insanını vurgular akıllara getirir. kullanımı bir yerde doğru ama eksik ifade sağlayabilir. Semitik dil yayılmasa da, çoğunluk DNA sını oluşturduğu toplulukların benzerlerinin yayılmasıdır.

      Kuzey doğu ve Ermenistan ise anlam ifade etmez, tıpkı J2 ile ilgili olan Armenoid Fenotipi veya Armenoid Race gibi. sırf Avrupa ve Amerika da, bu ırk ve fenotipin görünen üyeleri Ermeni etnisitesi taşıdığından dolayı, batılı bilim adamlarının adlandırdığı bir şey.

      Not:
      Eksiklikler ise T,DNA ne diye adlandırılır ?
      E DNA ya Natufian demek mantıklı mıdır?

      aslında adlandırmaların bir çoğu, kafalar da bir tablo oluşturmak vede kolay anlamaya yöneltmek içindir.

      Sil
    4. Teşekkürler Onur Bey. Genetik konusunda pek bilgim yok, yanlış bilgiler içeren iletimi de sildim, verdiğiniz bilgiler için tekrar teşekkürler.

      Sil
    5. @31 Ocak 2019 20:51'de yazan adsız

      Semitik ya da Sami belli bir dil ailesini ve bu dil ailesini konuşanları ifade eder, başka da bir şey ifade etmez, ırki ya da genetik bir tabir değildir.

      J1 ve J2 için kökeni İran tarafları diyenler de var, bu gibi kökenleri belirsiz (şimdilik) haplogruplar için kökene dayanan coğrafi adlar kullanmak için henüz erken, keza E ve T haplogrupları için de erken, antik DNA testlerinin daha da artmasını bekleyin.

      "Armenoid ırk" tabirini kullanan insanlar cahil değillerse kastedilenin Ermeni etnisitesi olmadığının gayet farkındalar. Bana soracak olursanız, ben DNA'nın bile henüz keşfedilmediği devirlerden kalan bu tip fenotip tasnif terminolojisi kullanmama taraftarıyım, insanlar ırki gruplama yapılırken genetiğe göre gruplanmalı, yüzeysel fenotip özelliklerine göre değil, bilimsel olanı bu.

      Sil
    6. Sayın künay, silmeniz hiç hoş değil, lütfen ! keşke kalsaydı yanlış bilgi göremedim eksik olabilir fakat yanlış bilgi yoktu.

      Sil
  4. Romantikcene ifade bula her bir haltla arama mesafe koymayı öğrendim çoktan. Ama Hikmet Kıvılcımı tarzı "her fetih bir devrimdir" önermesinde hakikatinin türlü katmanlarının altında bir doğruluk payı olabileceğini düşüyorum.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba,

    Işıklar olarak isimlendirilen bazı yerlerin eski adlarının Şıhlar olduğunu biliyorum. Şıh, Arapça Şeyh sözcüğünün halkarasında bozulmuş hali.

    YanıtlaSil
  6. Hocam siz daha iyi bilirsiniz ama yukarıda saydığınız yer isimlerinin çoğu Helen öncesi anadolu kavimlerinden yunancaya geçmiş diye biliyorum. Örneğin Ankara nın frig-luvi dilinden,Malatya ve Adana nın ise hitit dillerinden "helenleştirildiği" tezi çoğu otorite tarafından kabul edilir. Yunanca orjinal yer adlarının çok büyük çoğunluğunun; Ankara nın kuzey batısından başlayıp güneyde tarsus-içel batısı noktaları arasındaki hattın batısında kalan alanda olduğu yorumu son derece yaygındır. Doğu karadenizde ise yunanca yaygın olmakla beraber laz-gürcü(kolhitsi) etkisi de herkesin malumu
    Hocam Tr de asimilasyon-isim değiştirme tartışmaları eskiden beri var ama çoğu kişi yunan-helenlerin de bu konuda sicilinin temiz olmadığını bilmekte. Helenlerin özellikle luvice ile frigce-galatça dan çok fazla kavram ve yer adı "arakladığı" gerçeği helenler tarafından pek dile getirilmese de günümüz modern yunanistanın da bile helenizasyon katı bir biçimde sürüyor. Yunan-helenlerin kendilerine mâl ettiği çoğu ad ve kavram yeniden ciddi bir incelemeye muhtaç..
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  7. "En meşhuru tabii Kostantin kenti: ancak sokaktaki cahil Rum’un isimden sayacağı Stinboli (“şehir”), koskoca şehrin adı olarak benimsenmiş. Alikarnaso (Halikarnassós) adı 15. yy’a dek canlı olduğu halde, o yerin adı Pétrion (“taşlık, taş ocağı”) olmuş, şimdi Bodrum. Üç bin yıllık Miletos, Paláti (“saray”) > Balat diye sıradanlaştırılmış."

    Bu yeni isimlerin ortaya çıkışı, civarlarındaki yeni yerleşim odaklarının gelişmesiyle açıklanamaz mı? Dikkat ederseniz aynı dönemlere denk geliyorlar.

    Mesela, Galata'da ve fetihten hemen sonra kurulan Eyüp külliyesi gibi yerlerin çevresinde başka yerleşimler gelişince asıl "şehir" olan Konstantinopolis ve hatta Kostantiniyye'yi belirtmek için kullanılan bu yeni isim daha çok tutulmuş diyemez miyiz?

    Saint Jean Şövalyeleri'nin Halikarnassos yakınlarında inşa ettiği Bodrum kalesinin çevresinde ortaya çıkan yeni yerleşim de bu yüzden bu adı almış olmalı.
    (Çeşme adı da II. Bayezid döneminde Çeşme kalesinin yapılmasıyla, dolayısıyla buranın gelişmesiyle aynı dönemlere denk gelmiyor mudur?)

    Beylikler döneminde Miletos harabelerinin yakınındaki Balat'ta yaptırılan İlyas Bey Camii de herhalde "Balat"ın "Milet"in yerini almasına neden olmuş. Buna benzer bir diğeri de aynı dönemlerde yaptırılan İsa Bey Camii nedeniyle "Ephesos" yakınındaki "Aya Theologos" yani "Ayasuluğ" adının benimsenmesi olsa gerek.

    Eğer bu yerlerin tarihinde böyle önemli değişimler yaşanmamış olsaydı "Pergamon"a hala "Bergama" dememiz gibi onlar için de aynı isimleri kullanırdık muhtemelen.

    YanıtlaSil
  8. "Yunanistan ile Makedonya arasındaki soruna bakıldığında, her iki tarafın da haksız olduğu ve her iki burjuva milliyetçiliğin de tarihsel bir konuyu siyaseten suiistimal ederek kendi çıkarlarına kullanmaya çalıştığı görülüyor."
    ...
    "Tarihe damgasını basan büyük imparatorlardan Büyük İskender kime aittir, Makedonlara mı Yunanlara mı? Yunanistan, Makedonya’nın Büyük İskender’e sahip çıkarak Yunan kültürünün bir parçasını çaldığını iddia ediyor. Mesele bir siyasi ihtilaf değil de tarihsel bir konu olsaydı, Yunan tarafının bu konuda haksız olduğunu söylemek gerçekten de mümkün olmazdı. Günümüz Makedon milliyetçiliği, kendisini tarihsel olarak Büyük İskender’e bağlamak istese de 20. yüzyılda şekillenen Makedonluk kimliği ile tarihteki antik Makedonya Krallığı arasında hiçbir ilişki bulunmuyor. Bu krallığı kuran II. Filip’in oğlu İskender (Aleksander) (M.Ö. 356-323), tahta çıktıktan hemen sonra genç yaşında o güne kadarki en büyük imparatorluğu kurmuştu. Bir ucu Hindistan’a uzanan bu imparatorluk tarihteki en büyük imparatorluklardan biriydi ve o nedenle de İskender, Büyük İskender olarak anılagelmişti. Makedon milliyetçiliği, bir ulus inşa etme sürecinde tarihte bir kök bulma kaygısıyla Büyük İskender’e atıf yapsa da, bu gerçekten de gülünç bir iddia olarak kalmaktadır. Zira tarihteki Makedonya Krallığı ve İskender’in imparatorluğu antik Yunan uygarlığının bir parçasıydı; konuştukları dil de, kültürleri de, inançları da Helenistik dünyaya aitti. Oysa günümüz Makedonları etnik köken itibarıyla Güney Slav halklarına mensuplar. Konuşulan dil de, kültürleri de köken olarak Slavik. Bugün yaşadıkları topraklara ise İskender’den yaklaşık bin yıl sonra, M.S. 6. yüzyılda geldikleri düşünülüyor."
    ...
    "Yunanistan ile Makedonya arasında bugüne dek varlığını sürdüren “isim ihtilafı”, egemen ulus milliyetçiliğinin mülk sahibi sınıfların çıkarları doğrultusunda emekçi halkları zehirleyen bir saçmalık olduğunu çırılçıplak bir şekilde ortaya koyuyor."

    Makedonya ve Yunanistan’ın İsim Kavgası
    http://marksist.net/oktay-baran/makedonya-ve-yunanistanin-isim-kavgasi

    YanıtlaSil
  9. Yanlış Cumhuriyet kitabında modern Türk ulusal kimliğinin Orta Asya kökenlerinden çok Türk-İslam egemenliği dönemi öncesi Anadolu'ya sahip çıkması gerektiğini savunan Sevan Bey'in bu söylediğinden yola çıkarak, Slav kökenli olan Makedonların ulusçuluğunun antik Makedonya krallığı ve Büyük İskender'e sahip çıkarak Slav dönemi öncesi Makedonya tarihini benimsemesini olumlu görmemiz gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu şöyle bir benzetmeyle de açıklayabilirim.

      Annem de babam da köken olarak doğup büyüdüğüm şehirden değil. Halen onların memleketlerinde kalan akrabalarımız çok az ve o yerlerle benim hiç bağım yok. Hele dede-ninelerim ve büyükdede-ninelerimin doğdukları yerlerle hiçbir ilgim kalmamış.

      O halde niçin yaşadığım şehre, yani Anadolu'ya değil de anne babamın, dedelerim ve büyükdedelerimin memleketlerine, yani Orta Asya'ya sahip çıkayım?

      Sil