Monday, January 14, 2019

Türkiye'de Yunanca yer adları - 2

Kaynaklar
Roma kayserliğinin bildiğimiz anlamda nüfus sayımları, vergi kayıtları elimizde yok; büyük olasılıkla hiçbir zaman olmamış. Anadolu topraklarının bilinen ilk sistemli envanteri Fatih devrinde, 1455 yılından itibaren çıkarılan maliye tahrir defterleridir. On on beş yıl gibi kısa bir sürede, resmi evraka geçen yer adı dağarcığı belki on ya da yirmi katına çıkar. (Ki tek başına bu olgu Türk fethini başka bir ışıkta düşünmek için yeterlidir. Başka zaman düşünelim.)
Eldeki kaynaklar esas itibariyle edebi kaynaklardır. Türkiye’de klasik filolog az arkeolog çok olduğundan, genelde yer adı bilgimizin yazıtlardan ya da sikkelerden geldiği sanılır. Oysa öyle değildir. Doğrudan epigrafik veya nümizmatik kaynaktan tespit edilmiş olan yer adı nispeten azdır. Kitabe ve sikke çoğu zaman ancak edebi kaynaktan bildiğimiz yer adının lokalizasyonuna yardım eder.
Ana kaynaklarımızı sayalım.
En bereketli kaynak tabii Amasyalı Strabon'dur. Günümüze gelmiş ilk sistemli coğrafyanın yazarıdır, Tiberius Caesar zamanı, sene aşağı yukarı MS 17. Bugünkü Tr sahasına ait olan 11. ila 14. ciltlerinde daha önce kayda geçmemiş (daha doğrusu kayda geçmişse günümüze gelmemiş) toplam 240 kadar yer adı buluyoruz.
Daha eski veriler destancı Homeros ile başlar. Muhtemelen MÖ 8. yy’da İzmir veya Sakız adası civarında bir yerde yaşamış, ancak eserinin son redaksiyonu 6. yüzyılda Atina’da yapılmıştır. Genellikle kent ve kasaba gibi sabit yerleşimlerden söz etmez. Andığı kavim ve soy adlarından 25 kadarını Anadolu coğrafyasında tanıyabiliriz. MÖ 456-418 yılları arasındaki taşa yazılan Atina şehri haraç listelerinde Ege ve Akdeniz'in Tr kıyılarındaki 20 kadar kentten ilk kez haberdar oluruz. Bodrumlu Herodot, MÖ 450 civarında kaleme aldığı Historia’sında 60’a yakın yer adı bildirir. (Her sefer yinelemeyeyim, bunlar sadece bugünkü Tr sınırlarını ilgilendiren adlar. Yunanistan, Mısır, İran dahil değil.) MÖ 399’da on bin askeriyle Mezopotamya’da bir maceraya girişip büyük zorluklarla Trabzon üzerinden ülkesine dönen Atinalı Ksenophon’un Anabasis’inde, öbür türlü haklarında çok az şey bildiğimiz Kürt, Ermeni ve Pontus diyarları hakkında paha biçilmez malumat ediniriz. MÖ 146’da Roma’nın yükselişinin ayrıntılı tarihini yazan Polybios, Helenistik devirde Anadolu’da yeni kurulan ya da yerli köyü iken Helen statüsü ve adı kazanan irili ufaklı pek çok yeri anar.
Roma imparatorları devrinde, takriben 75 yılında, “Eski” lakaplı Plinius çağının tüm bilimlerini kapsayan bir Naturalis Historia yazar; coğrafya faslında 40 kadar yeni yer ekler. Metin Yunanca değil Latincedir, ancak Anadolu’daki adların yerel Yunanca biçimini kolayca çıkarabiliriz. 131 yılında İzmitli Arrianos Karadeniz kıyısındaki tüm iskele, burun ve dereleri mil cinsinden mesafeleriyle veren bir Periplus (kıyı rehberi) yazar veya aktarır; oradan da şahane bir netlikle yerleştirebildiğimiz 40 isim çıkar. İkinci yüzyıl ortalarında İskenderiyeli Ptolemaios, ki İslam aleminde Batlamyus diye bilinir, dünyadaki belli başlı kasaba ve mevkilerin enlem ve boylamını listeler. Ne yazık ki elimizde kötü aktarılmış Latince bir yazmadan başka kopyası yoktur; berbat deforme edilmiş isimler arasında 60 tane kadar yeni yer çıkarabiliriz. 180 yılı civarında gezi rehberi yazan Pausanias ilk kez mesela İzmir’deki Pagos dağını (Kadifekale) anar. 378’de Ammianus Marcellinus imparatorluğun Ortadoğu'ya kayan ilgi odaklarını yansıtır. 391’de vefat eden Hz. Gregorios Nazianzen mektuplarında Kapadokya coğrafyasında (çoğunu tanıyamadığımız) irili ufaklı birçok yerden söz eder. Jüstinyen zamanında, tahminen 540’lı yıllarda yazan Bizanslı (yani İstanbullu) Stephanos Ethnika (“Milletlere dair”) eserinde eski yazarlardan derlediği 4500’ü aşkın yer adı listeler. Bunlardan Tr sınırları içinde 70 kadarı bizim için yenidir. Stephanos antikçidir, yani kendi çağında çıkmış yeni yer adlarıyla ilgilenmez. Ancak Miletli Hekataios ve Atinalı Apollodoros gibi bugün kaybolmuş eski yazarları aktardığı için değerlidir.
Yol rehberleri
Bir başka önemli kaynak grubu Roma imparatorluğu döneminin yol rehberleridir. En ünlüsü Itinerarium Antoninum adıyla bilinen listedir. Tren tarifesi gibi, Roma karayollarındaki menzilleri, yani ortalama 12 ila 24 mil arayla gece kalınacak yerleri, aradaki mesafelerle birlikte gösterir. İlkin 2. yy sonlarında hazırlanmış, sonraki yüzyıllarda sayısız kopyası yapılmış, her kopyada bir şeyler bozulmuş, bir şeyler eklenmiştir. Batı ve Orta Anadolu bilgileri oldukça sağlamdır, doğuya doğru gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alır. İkincisi Peutinger Tablosu denilen bir tür şematik menzil haritasıdır. 3. veya 4. yüzyılda yapıldığı anlaşılıyor, fakat eldeki tek nüshası 13. yy’a ait bir yazmadır. İmlası facia. Üçüncüsü 334 yılında Fransa’daki Burdigala (Bordeaux) kentinden kalkıp Kudüs’e hacca giden birinin gayet özenli bir şekilde tuttuğu yol günlüğü yahut menzil listesidir. Itinerarium Burdigalense diye geçer. Bir özelliği de, o tarihten üç yıl önce adlandırılan Konstantinopolis kentini anan eldeki ilk yazılı belge olmasıdır.
Bizans kaynakları
6. yy’dan sonra yazılı kaynakların hacmi ve kalitesi düşer. Bu dönemin en ilginç malzemesi Notitia Episcopatuum adı verilen piskoposluk listeleridir. Kilise o devrin başlıca sivil idare örgütü, piskoposluk da aşağı yukarı Osmanlı’daki kaza eşdeğeridir. Fırat’ın batısındaki Anadolu'da sayıları 300 ile 450 arasında değişir. Eldekilerin en eski ve en detaylı olanı 451 yılındaki Kadıköy Konsilinin hazirun listeleridir. Bunu Hierokles’in 530’lu yıllara ait Synekdemos’u, Sahte-Epiphanios’un 640 küsur tarihli Ekthesis’i, 787 tarihli İkinci İznik Konsilinin listesi, 6. Leo’nun en geç 907 tarihli listesi ile Konstantin Porphyrogenetos’un yaklaşık 952 tarihli De Administrando Imperio’sundaki liste izler. Bu tarihten sonraki listeler realiteyle bağını gitgide koparmış görünür. Bizans bürokrasisi hatıralarla yaşamaya başlar; eski listeler kopyalanır; elden gitmiş yerlar hala bin yıl önceki adıyla varmış gibi gösterilir; çağı geçmiş makam ve unvanlar fosil gibi korunur. “Türkler gelse de kurtulsak” duygusuna kapılırız.
Sabredip tarayınca Bizans vakanüvislerinin her birinden beşer onar yer adı çıkar. Ben Kayserili Prokopios’un hem Binalar hem İran Savaşları kitabını (550 civarı), Kıbrıslı Ioannes’i (610), Theophylaktos Simokatta’yı (630), Skylitzes’i (1057), Mihail Psellos’u (1078), Anna Komneni’nin Aleksiad’ını (1150 civarı), Honazlı Niketas’ı (1207), Akropolites’i (1220), Paxymeres’i (1308), Doukas’ı (1462) taradım. Gerisine sabrım yetmedi.
Taradım diyorsam, binlerce sayfalık Bizans dedikodusunu (üçü hariç) baştan sona oturup okumadım. Allah (cc) onlardan razı olsun, Batılı alimler bunların nefis edisyonlarını hazırlamış, ayrıntılı indeksler eklemiştir. Sonra interneti icat edip, kitapların OCR’li kopyalarını hiçbir karşılık beklemeden oraya koymuşlardır. İki tıkta bulursun, falanca siktirikten kasabanın MS 567 yılında başına neler gelmiş, 789 yılında papazının adı neymiş. MS 2019 yılında kolay mı, fahiş cehalete ya da galiz ideoloji çorbasına bulanmamış iki satır bilgi bulabilir misin o yere dair?
İkincil kaynaklar
Yok mu bunun derli toplu hazır bilgisi diye sorarsanız yok, olsa da güven olmaz. Bu konularla biraz haşır neşir olunca fark edersiniz ki piyasada dehşetli miktarda bilgi kirlenmesi vardır. Birinin tahminini diğeri kesin bilgi diye aktarmış, birinin olmaz deyip attığını diğeri olur diye okumuş, birileri bunları listelemiş, başka birileri o listeyi esas alıp haritalar çizmiş, öteki o haritayı kullanıp makaleler yazmış, beriki makaleyi yarım yamalak anlayıp Wikipedia’ya aktarmıştır. Bazı şeyler o kadar çok tekrarlanınca aksini düşünmeye cesaret edemezsin. O yüzden tek sağlam yol asli kaynaklara gitmektir. Belgeyi görmeden – ya da belgeye dayalı sağlam bir tanıklık duymadan – baban da söylese inanma.
İstisnalar var tabii. W. M. Ramsay bu sahanın piridir. 1870'lerden başlayıp iğneyle kuyu kazar gibi antik Anadolu yer adlarını incelemiş, The Historical Geography of Asia Minor adıyla yayınlamıştır. Anlatımı yalapşaptır; bilgileri eskidir, bazı hataları ortaya çıkmıştır, ama gene de hazinedir. Avusturya Bilimler Akademisi’nin hazırladığı Tabula İmperii Byzantii esaslı bir kaynaktır. Friedrich Hild başta olmak üzere bütün memleketi fiilen, adım adım taramışlar, allahın dağındaki Roma'dan kalma taş döşeme kırıntılarını, moloza atılmış mil taşlarını tespit etmişler, bilmem neredeki kale duvarına gömülü kırık taşın üstündeki üç kırık kelimeden anlam çıkarmışlar, binlerce arkeoloji makalesini öğütmüşler, hepsini şimdilik (Tr ile ilgili) 8 hayvani cilde dökmüşlerdir. Daha da 4 cilt eksiktir; Fırat doğusu hesapta yoktur. Altı sene önce İstanbul’daki Alman Kütüphanesi’nde epey taramış not almıştım. Ne yazık ki notların aslı elimde değil. İnternette pdf yok, Samos belediye kütüphanesinde kopyası yok, her bir cildi de Amazon’da 220 ila 1115 (bin yüz on beş) dolara satıyorlar affedersiniz. Sonra Vladislav Zgusta gibi harikulade isimli bir muhteremin Kleinasiatische Ortsnamen adlı iki ciltlik değerli eseri var. Bunun konusu Anadolu’da Yunan-öncesi dillerden Yunancaya aktarılan yer adlarıdır. Mükerrerler hariç 1448 ad sayar. Bilge Umar’ın desteksiz spekülasyonlarına karşı bir tür panzehir olarak okunması gerekir.
Son olarak, Doğu Karadeniz kıyıları ayrı bir alemdir, yukarıdaki eserlerde genellikle yer verilmez. Orası için başlıca kaynak Bryer ve Winfield'in iki ciltlik Byzantine Antiquities and Topography of the Pontus eseri olmalı. 
(devam edecek)

16 comments:

  1. Vallahi bravo Sevan Bey, Ermenistanlı olmanıza rağmen üllkremnizi bizden iyi tanıyorsunuz neredeyse. Araştırmalarınıza bir katkı da ben yapmak isterim: ilkokulda öğretmenimiz bize İstanbul un eski asdının kostatinapol olduğunu söylemişti. Hatta bu ad eski bir kraldan geliyormuş. Bu bilgiyi doğrulaybilir misiniz?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ermenistanlı olduğumu nereden çıkardın Semracığım? Semra Arapça bir isim, Mekkeli misin Medineli mi?

      Delete
    2. Semra Hanım tek bir yorumla ülke insanının durumu üzerine master tezi yazmış. Tebrik etmek lazım.

      Delete
    3. Ahahah ilahi Sevan Bey ben doğma büyüme İzmir'liyim. Hatta küçükken sarışınmışım. Siz bana arap diyorsunuz. Bence İstanbul hakkında bilemediğiniz bir şey söylediğim için beni kıskandınız.

      İzmir Alsancak'dan sevgilerle

      Delete
    4. Halbuki SEMRA, ESMER demek. Sarışınlık ne alaka?

      Delete
    5. trol değilse,
      Bir insanın bildiğini sandığı şeyi öğrenmesi imkansızdır... Epictetus
      dayanamadım..

      Delete
    6. Semra Hanım, sarışın Arap vardır. Siz iyice bakın bence. EDevlet'ten falan bakın soyunuza. 'Semra' ismi Arapça zira.

      Delete
    7. Semra Hanımcığım iyi günler, Sevan Nişanyan'a ben de şiddetle muhalifim Paşam ile ilgili söylediği deli saçması laflar için. Ama Sevan Nişanyan bu toprağın çocuğu; İstanbullu bildiğim kadarıyla. Ayrıca bu topraklardaki bu akıl ortalaması ile Sevan Nişanyan gibi bir adamı Ermenistan'a kaptırmak da akıllıca olmaz. Tabii Yunanistan'a kaptırmak da :(((

      Delete
    8. adam latince bile biliyor koskoca imparator konstantin'i mi bilmeyecek

      Delete
    9. Ya şimdi aklıma geldi, Semra Hanım iyi niyetle "Ermenistanlı" demiş bence.
      'Ermeni' derse hakaret olur ya, o bakımdan. Yahudiye 'musevi' demek gibi ;)

      Delete
  2. Kaleminize sağlık hocam. https://pleiades.stoa.org/ yani Barrington Atlas bunun kaynağı da sizin saydıklarınız mıdır?

    ReplyDelete
  3. Sevan bey, Ben Tübingen kütüphanesine erişebiliyorum, gerekirse başka kütüphanelerden sipariş edip scan gönderirim. İsteyin yeter.

    ReplyDelete
  4. Semra Hanım, eminim Sevan Bey sizi kıskanmıştır. İstanbul'un eski adı ve Türkiye'nin tüm yer adları hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız Google'da "Index Anatolicus"a bi bakıveriniz. Öğrenin de şu Ermenistanlıya gösterin Türk aklı neymiş.

    ReplyDelete
  5. Adam senden benden daha fazla buralı, Türkiye’nin kıymeti bilinmeyen münevveri, Semra sana , zahmet edip cevap bile vermiş ama korkarım anlayamadım

    ReplyDelete
  6. Kemalizm'in rahibelerinin düzeyi genelde böyle...

    ReplyDelete