Tuesday, December 24, 2019

Bir önceki Libya macerası

1877-78 Rus Harbinde hezimete uğrayarak dağılmanın eşiğine gelen Osmanlı Devleti, savaştan sonra toplanan Berlin Kongresi’nde İngiltere, Fransa ve Prusya’nın desteğiyle ayağa kaldırılır; savaşta kaybettiği araziler iade edilir; toprak bütünlüğü – ufak kayıplarla – korunur. Karşılığında Fransa Tunus’u, İngiltere Kıbrıs’ı (ve Rusya Kars’ı) alır. Bir süre sonra İngiltere alacaklarına mahsuben Mısır’a da el koyar. İtalya durumu protesto eder, tazminat olarak Libya’yı ister. “Sen küçüksün, bekle” deyip oyalarlar.
1911’de Agadir hadisesinden sonra Fransa Fas’ı işgal edince İtalya harekete geçmeye karar verir. Bu sırada İtalya Almanya’nın müttefikidir, yaklaşan Dünya Savaşı’nda Almanların yanında yer alması beklenmektedir. İtalya’yı Almanlardan koparmak isteyen İngiltere ve Fransa Libya işgaline yeşil ışık yakarlar. Rusya da İstanbul’un savaştan sonra Ruslara verilmesine İtalya’nın desteği karşılığında Libya’ya onay verir. 29 Eylül 1911’de İtalya Osmanlı devletine bir ültimatom vererek Libya’dan çekilmesini talep eder. Ertesi günü asker çıkarır.
Osmanlı açısından Libya, ekonomik değeri olmayan, Akdeniz’de deniz hakimiyeti davası terk edildiğinden beri stratejik değeri de kalmamış bir yerdir. Trablus ve Bingazi’de bulunan dört Osmanlı taburu (yaklaşık 4000 asker), 1911 başında Libya’dan çekilip Yemen’e gönderilmiştir. Ültimatomun alındığı tarihte vali yoktur, garnizon komutanı da görevden alınmıştır.
Ültimatom üzerine İbrahim Hakkı Paşa hükümeti istifasını verir. Devletin önde gelen “akil adamları” sarayda toplanır. En kıdemli asker olan, Erzurum kahramanı Müşir (mareşal) Ahmet Muhtar Paşa “Trablus Garbde mukavemet, bir cinayetdir” görüşünü bildirir. (İbnülemin, s. 1086) Buna karşılık görüşü sorulan Alman büyükelçisi “Almanya tarafından bir müdahaleye imkan olmadığını, fekat Türklerin tarihi şanlarına layık şekilde vatanlarının bir parçasını müdafaa edeceklerine kani” olduğunu bildirir. (İbnülemin, s. 1085). Göreve gelen Sait Paşa hükümeti İngiltere’ye başvurarak Libya’nın Osmanlı bayrağı altında İngiliz yönetimine bırakılmasını teklif eder. “Artık çok geç” cevabını alır.
Bu esnada İttihat ve Terakki cemiyetinin biti kanlanmış, silahlı kuvvetler içinde başına buyruk vatanmillet çeteleri alıp başını gitmiştir. Hükümetin müdahale etmeme kararına rağmen bu bahadırlar Libya’da milli onuru korumaya karar verirler. Berlin’de askeri ataşe olan Enver Bey (muhtemelen Almanların teşvikiyle) gizlice Libya’ya geçer; ardından Kolağası Mustafa Kemal Bey tebdil-i kıyafet edip İskenderiye üzerinden ona katılır. Osmanlı’ya sadık Sünusi tarikatinin desteğiyle yerel Arap aşiretlerini örgütleyip İtalya’ya karşı “Cihad” ilan ederler.
İtalyan işgali Trablus ve Bingazi’de şehir halkı tarafından coşkuyla karşılanmıştır. İtalyanlar buna kanıp tedbiri elden bırakırlar. 23 Ekim’de Trablus yakınındaki Şarülşatt köyünde 500 kişilik İtalyan garnizonu, Osmanlı subaylarının yönettiği Arap mücahitlerinin saldırısına uğrar. 200 kadarı çatışmada öldürülür, kalan 290 asker teslim olduktan sonra işkenceyle öldürülür. Olay Avrupa basınında şöyle yer alır:
“I saw (in Sciara Sciat) in one mosque seventeen Italians, crucified with their bodies reduced to the status of bloody rags and bones, but whose faces still retained traces of their hellish agony. Long rods had been passed through the necks of these wretched men and their arms rested on these rods. They were then nailed to the wall and died slowly with untold suffering. It is impossible for us to paint the picture of this hideous rotted meat hanging pitifully on the bloody wall. In a corner another body was crucified, but as an officer he was chosen to experience refined sufferings. His eyes were stitched closed. All the bodies were mutilated and castrated; so indescribable was the scene and the bodies appeared swollen as shapeless carrion. But that's not all! In the cemetery of Chui, which served as a refuge from the Turks and to whence soldiers retreated from afar, we could see another show. In front of one door near the Italian trenches five soldiers had been buried up to their shoulders, their heads emerged from the black sand stained with their blood: heads horrible to see and there you could read all the tortures of hunger and thirst (Gaston Leroux, Matin-Journal, 23.08.1917)
Şarülşatt’tan sonra işin rengi değişir. Başlangıçta Libya macerasına karşı olan İtalyan kamuoyu kana kan isterisine kapılır. Sosyalist Parti liderlerinden genç Benito Mussolini başlangıçta savaşa karşıyken bu olaydan sonra savaş yanlısı kesilir. İtalya Libya’ya 150.000 asker sürer. Ancak ülkenin iç kesimindeki Arap direnişine karşı varlık gösteremeyerek kıyı şeridine hapsolur.
22 Aralık’ta İtalyanların Tobruk’tan başlattıkları saldırı Mustafa Kemal komutasındaki küçük kuvvet tarafından başarıyla engellenir. 3 Mart 1912’de Enver komutasındaki 1500 kişilik Arap kuvvetinin Derne’ye yönelik saldırısı zorlukla püskürtülür. Bu tarihten sonra İtalyanlar yandaş Arapları silah altına alarak gönüllü birlikleri oluştururlar. “İhanet” olarak algılanan bu gelişmeye karşı Osmanlı subayları yerli halka yönelik sert tedbirlere başvururlar.
Giderek artan savaş hırsına kapılan İtalya, 5 Mayıs 1912’de Oniki Adalar vilayetinin merkezi olan Rodos’u sürpriz bir saldırıyla işgal ederek Türkiye’nin elini zorlamayı dener. Türkiye tınmayınca Haziran ayında İtalyan donanması (henüz Osmanlı toprağı olan) Samos’u ve Çanakkale’yi bombardımana tutar. Samos’un İtalyanlarca zaptı olasılığına karşı Samos’lu yurtseverler Yunanistan’la birleşmeyi hedefleyen bir ihtilal hazırlığına başlarlar. 17 Temmuzda İkaria adası hem Samos’tan hem Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan ederek Özgür İkaria Cumhuriyeti’ni kurar.
Osmanlı’nın batakta olduğunu gören Balkan devletleri 8 Ekim 1912’de Balkan Savaşı’nı başlatırlar. Bunun üzerine Ahmet Muhtar Paşa hükümeti İtalya’ya apar topar barış teklif eder. 18 Ekim’de imzalanan Uşi (Ouchy) Antlaşması ile Libya İtalya’ya terk edilir, buna karşılık İtalya 12 Adaları iade etmeyi kabul eder. Ancak tam bu sırada Samos ve Midilli isyan edip Yunanistan’a katıldıklarını ilan etmiştir. Rodos halkı da İtalya’yı protesto ederek iadeye direnme kararı alır. Arada Dünya Savaşı çıkınca iade konusu ertelenir.

1919’da Mattoni-Venizelos Antlaşmasıyla İtalya adaları Yunanistan’a bırakmayı kabul eder, ancak Yunanlılar Anadolu’da yenilince bu antlaşma da kadük kalır. 1923 Lozan Antlaşmasıyla adalar İtalya’ya bırakılır. Ankara hükümeti nüfus çoğunluğu ezici bir şekilde Elen olan adaların Türkiye’ye iadesinin doğuracağı sorunların farkındadır; bu yüzden iadede ısrarcı olmaz, ancak adaların Yunanistan’a verilmemesini şart koşar. Adalar 2. Dünya Savaşı’na dek İtalyan yönetiminde kalır. İtalya o savaşta yenilince, Yunan halkının savaşta gösterdiği kahramanca direnişin ödülü olarak adalar 1947'de Yunanistan’a teslim edilir.
Kıssadan hisse:
1.  Vatanmillet ve hamaset savaş kazanmaya yetmez,
2.   Birinin yüzüne yumruk atsan o da senin yüzüne vuracak diye bir kural yok, zayıf olduğun başka bir yerden vurabilir.

6 comments:

  1. Hocam ittihatci-kemalist-ulusalcilarin bu cihadistlerle olan, ustu ortulu kirli iliskisini nasil aciklayabilirsiniz?

    ReplyDelete
  2. Ayrica baska bir podcaste eger ataturk 1938 degilde 1968 de olseydi ne olurdu? 2. Dunya savasinda tc nin tutumu ne olurdu, coklu partlilerle secime gidilir miydi? Turkiye nato uyesi olabilir miydi? Bunlari vb tartisisaniz cok sevinirim saygilarimla

    ReplyDelete
  3. Herşeyden önce başlık yanlış. Yani şu sıralar Libya’da bir maceraya atılmaktan mülhem, Trablusgarp savaşını –Türkiye açısından- bir önceki macera olarak nitelendirmek. Zira 1911’de orası dört asırlık Osmanlı mülkü ve maceraya atılanlar da –dangalakça bir emperyalist dürtüyle- en küçük bir stratejik önemi olmayan bir yer için bir milyar Liret ve 3500 askeri çöle gömen İtalyanlar’dan başkası değil. Yani ne elde etti İtalya bu işten? Otuz yılda Libya ahalisinin yarısını katledip, kendi ekonomisini on yıl sürecek bir resesyona sokup, sonra da arkasına baka baka s….olup gitmek dışında? Halkın İtalyanları kollarını açarak karşıladığı palavrasına da insanın ağzını tutup başka yeriyle gülesi geliyor. Tabii insan sınırlı tarih bilgisine güvenemeyip, Wikipedia’nın ilgili maddesini copy-paste edince böyle oluyor. Zira kollarını açanlar bir kaç bin kişilik Yahudi cemaatiyle, Levanten tüccarlardan başkası değil. İşgale bayıldıkları için mi Türkiye’ye bağlılık yemini edip, 1931 yılına kadar sürecek bir gerilla direnişi örgütlemişler? Öte yandan eziyet ve işkence hikâyelerine gelince bunlar da –kusura bakmazsan- ‘Barbar Kızılderililer beyazların kafa derisini yüzdü’ temalı bayat Hollywood filmlerini çok andırıyor. Esirler hadım edilmiştir belki, doğru. Aynı şey İtalyanların başına Habeşistan savaşında da geldi. Ve Libya ya da Etiyopya’ya gidip, sanki Rimini plajındaymış gibi elâlemin karısına kızına tasallut edersen, senin de başına gelir. Çiçek mi atacaklardı, kendilerini köle yapmak için gelen bu işgalcilere? Ayrıca hikâyenin devamından niye bahis yok? Yani bu olaydan sonra İtalyanların Mechiya bölgesinde tamamı kadın ve çocuk on bin kişiyi kestiğini neden anlatmıyorsun? İşine gelmediği için mi?

    ReplyDelete
    Replies
    1. 1. "Zira kollarını açanlar bir kaç bin kişilik Yahudi cemaatiyle, Levanten tüccarlardan başkası değil." Bu iddianın doğru olduğu ne malum? Şehirli okuryazar Arap halkı açısından İtalyan yönetimi bariz şekilde Türk yönetimine tercih edilecek bir şey.

      2. Akdeniz'e tamamen hakim olan üç devletin (İng, Fr, İt) ittifakıyla kararlaştırılan bir mülkiyet devrine Osmanlı'nın direnme ihtimali yok. Sıfır. Libya'da askeri yok, olsa da fark etmez çünkü Akdeniz'e çıkamıyor.

      3. Memleketin en şanlı askeri, "partilerüstü" kalabilmiş tek general, asker göndermeyelim cinayettir diyor. Haksız mıdır? Hükümet adem-i müdahale kararı alıyor. Yanlış mıdır?

      4. Bu koşullarda şan şöhret budalası birkaç partizan askerin kendi kendilerine kalkıp oraya gitmesi, cinayet iştahından ve siyasi kariyer hülyasından başka neyle açıklanabilir?

      Delete
    2. Turk halkinin ezici cogunlugunun -hatta osmanli alerjisi olan kesimin - es gectigi bir meseledir arab cografyasindaki osmanli hakimiyeti. Sanki araplar elini kolunu acmis osmanlinin o topraklarda somurgecilik faaliyetini alkisliyor ya da araba osmanlinin yaptigi mustehaktir canim ne olucak yani. Lakin osmanliyi kendi topraklarinda dahi gormek istemeyen zihniyet arap cografyasinda maasallah fetihci ve cihatci

      Delete
  4. Ne kaynakları, ne de imkânları İngiliz ve Fransızlarınkiler ile kıyaslanamayacak olan İtalya’nın kalkıştığı bu emperyalist soytarılık yerine, mensubu oldukları devletin şeref ve haysiyetini korumak için oraya gitmiş bir avuç subayı eleştirmenin mantığını anlayamıyorum. Kıt imkânlarıyla işgalcilere direnmeye çalışan fukara bir halkın yardıma koşmanın, böyle soylu bir davranışın neresi yanlış? Ne Libya’da, ne de Etiyopya’da kimsenin İtalyanları istemediğini ve ülkelerinden def edebilmek için ellerinden geleni yaptığını kabul etmek niye bu kadar zor? Başrolünü Anthony Quinn’in oynadığı meşhur ‘Ömer Muhtar’ filmini de mi izlemedin yoksa?

    19.asırdan itibaren ve özellikle sömürgeciliğin gemi azıya aldığı Abdülhamit devrinde Osmanlı, hükmü altındaki topraklarda –artık- üç kuruş vergisini toplayıp çubuk içmek dışında kimseye karışmıyordu. Karşılığında da -Anadolu çocuklarının kanı pahasına- yetmişiki milletin birbirini yemesine engel oluyor, güvenlik, hürriyet ve refah dağıtıyordu. (Bkz. Selanik, Beyrut ve diğerlerinin Osmanlı çekildikten sonra o eski şaşalı günlerini bir daha rüyalarında bile görememesi) Bu idare tarzını İtalyanların Libya’da, Fransa’nın Cezayir’de ve Belçika’nın Kongo’da yaptıklarıyla kıyaslayabilir misin? Tabii ki Osmanlı’dan yana olacaklardı. Bütün Kuzey Afrika Osmanlı’dan yanaydı. Hatta bugünkü Çad ve Nijer bile! İngilizlerin bütün baskısına rağmen, Mısır makamlarının yardım ve göz yumması olmasa o subaylar Trablusgarp’a ulaşabilir miydi? Ya da Tunuslu gönüllüler destek vermese o silahlar..? Tarih sübjektiflik kaldırmaz.

    ReplyDelete