“İfade özgürlüğü [demokratik toplumun] vazgeçilmez bir temeli
olup, toplumun ilerlemesinin ve her insanın gelişiminin ana koşullarından birini
oluşturur. 10. maddenin ikinci paragrafının getirdiği sınırlar çerçevesinde, ifade özgürlüğü sadece genel kabul gören
veya zararsız veya önemsiz sayılan ‘bilgi’ ve ‘düşünceleri’ değil, devletin
veya nüfusun bir bölümünü inciten, onları şoke eden veya rahatsızlık veren
bilgi ve düşünceleri de kapsar. Çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık
fikirliliğin gereği budur; bu olmadan demokratik toplum olmaz.”
Burada sözü geçen AİHS 10. madde ikinci
paragrafta, devletlerin ifade özgürlüğünü hangi koşullarda kısıtlayabileceği
anlatılmış. Diyor ki, önce 1) yasa olacak, sonra 2) o yasanın “demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü veya kamu güvenliği açısından
zorunlu olduğu” kanıtlanacak, 3) üçüncü olarak da aşağıdaki beş gerekçeden birine
istinat edecek:
1
kargaşalık ve suçu önlemek,
2 (kamu)
sağlığı veya ahlakını korumak,
3
başkalarının itibarını veya haklarını korumak,
4 gizli
(itimada dayalı) bilgilerin açıklanmasını önlemek,
5 yargının otoritesini ve tarafsızlığını korumak.
Şimdi. “Dini
hassasiyetlerle taşak geçme” eylemi bu koşullardan hangisine uyabilir?
“(Kamu)
ahlakını korumak”? Yeterince muğlak bir tabir, evet. Ama bildiğim kadarıyla bugüne dek bir “dini
duyarlıkları zedeleme” davasına konu edilmemiş. “Ahlak”tan kastedilen şey
çocukları cinsel tacizden korumak, gençlerin esrarkeş ve fahişe olmasını
önlemek gibi “din-dışı” genel ahlak ilkeleri.
Diğer açık kapı “başkalarının
hakları” maddesi. Senin "özgürüm, söylerim" deyip söylediğin söz, başka birinin veya bir zümre insanın
dayak yemesine, arbedede ezilmesine, dükkânının taşlanmasına, toplum içinde
zelil ve zebun olmasına, “terörist” diye suçlanıp sabah akşam karakola
çekilmesine yol açıyorsa, devletin o sözü sana söyletmeme hakkı, pardon, hakkı
değil GÖREVİ vardır. Bu da yeterince makul, itiraz edecek bir yanı yok.
Haklar babında bir diğer ilgili başlık dokuzuncu maddede tanımlanan din
ve inanç özgürlüğü hakkı. Başkasının hakkıdır, tecavüz etmemen
gerekiyor.
“Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç
değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı
ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını
açıklama özgürlüğünü de içerir.”
AİH Mahkemesi 1994 tarihli Otto-Preminger Institute vs. Austria davasında, ifade
özgürlüğüne karşı bu hakkı güçlendiren ve bu yüzden liberal/sol çevrelerde şiddetle eleştirilen
bir karar vermiş. Mevzu şu: Otto-P Enstitüsü Avusturya’nın Yozgat’ı sayılan
Tyrol eyaletinde sanat filmleri gösteren bir kurum olmakla, Allah’ı (haşa)
bunak bir ihtiyar, İsa’yı budala, Meryem’i de dalavereci bir cadı olarak
gösteren bir film oynatmak istemiş. Avusturya makamları filme el koyup
gösterimini yasaklamış. Mahkeme Avusturya’yı haklı bulmuş. Ancak karar
gerekçesinde ince bir noktaya değinmiş.
"Dinlerini alenen icra etme hakkını kullanmayı seçenler, bu hakkı ister bireysel
olarak ister bir dini azınlığın veya çoğunluğun mensubu olarak kullansınlar,
her türlü eleştiriden muaf olmayı talep edemezler. Dini inançlarının başkaları
tarafından inkâr edilmesini, hatta kendi inançlarına zıt öğretilerin propagandasının
yapılmasını kabul etmek ve buna tahammül etmek zorundadırlar. Ancak dini inanç
ve öğretilere karşı çıkmanın ve onları inkâr etmenin YÖNTEMİ, bilhassa Dokuzuncu
Maddede güvence altına alınmış olan hakkın barış ve huzur içinde icraını
sağlama görevi açısından, devletin sorumluluk alanına girebilir. Zira bazı aşırı vakalarda (in extreme cases), dini inançlara karşı
çıkmak ve onları inkâr etmekte izlenen yol, bu inançlara sahip olan insanların inançlarını
yaşama ve ifade etme özgürlüğünü kullanmalarını kısıtlayıcı nitelikte olabilir."
Özetle diyor ki, bir dine
yönelik hakaret, alay ve kötüleme öyle bir seviyeye varabilir ki, o dinin
mensupları dinlerini icra, ifade ve itiraf etmekten kaçınma noktasına
gelebilirler. Temel bir hakkın kısıtlanmasıdır, bunu da önlemek devletin
görevidir.
Bence güzel bir ilke. Otto-Preminger
kararını on defa okudum, vallahi itiraz edecek bir şey bulamadım. Kendini Nazi
Almanyasında Yahudilerin yerine koy. Yahut güzel vatanımızdaki Alevileri,
Ezidileri, hatta ayıptır söylemesi Yahudileri ve Ermenileri düşün. Bunlara
yönelik yaygın eşek muhabbeti, bazı vatandaşların dinlerini saklamasına, yahut
dini sorulduğunda şeytan görmüş gibi ürkmesine yol açıyor mu? Açıyor. Bu bir
hak ihlali midir? Bitti.
Dikkat buyurunuz, davada
ceza konusu yok. Sadece filme el konulmuş. Ayrıca aynı film, fena halde Katolik
bir ülke olan Brezilya’da Sao Paulo Film Eleştirmenleri Ödülünü de almış. Bi
tek Avusturya’nın Yozgat’ında göstermeyin demişler. Bence gösterilse daha iyiydi, ama gösterilmesin deniyorsa da beni üzmez.
1997 tarihli Wingrove vs. UK davasında mahkeme Otto-Preminger
kararını biraz daha netleştirmiş. Hakaret ve aşağılamanın sınırının nasıl ve
nerede çizileceğini irdelemiş. Tartışma konusu gene bir film. Bu sefer kadın
karakter çarmıhtaki İsa ile alenen cinsel ilişkiye giriyor. İngiliz film film komisyonu gösterim ruhsatı vermemiş.
Mahkeme öncelikle İngiliz yasasının, Hıristiyan dinine düşmanca görüşlerin herhangi bir şekilde ifadesini
yasaklamadığını, hatta Hıristiyanların duyarlıklarını inciten görüşlerin dahi yasa
kapsamı dışında kaldığını tespit etmiş. Yasaya göre dine hakaret (blasphemy)
suçunun oluşması için dini duygulara yönelik hakaretin “önemli” (significant) boyutta
olması ve ileri bir küfür düzeyine (a high degree of profanation) varması
gerekiyor.
Nitekim İngiliz
mahkemesi yasaklama kararını filmin basit pornografi niteliğinde olduğu ve “yüceltici bir sanatsal
içeriği bulunmadığı” kanısına dayandırmış. AİHM onaylamış.
*
Bizde birilerinin – başbakanın
yakın çevresi midir, yoksa onlara yaranmaya çalışan birtakım savcılar mıdır,
emin değilim – dini duyarlıkları yargı yoluyla korumaya yönelik sistemli bir
çaba içinde olduğu anlaşılıyor. Fazıl Say davası da, bana altı ayrı mahkemede
açtıkları davalar da o çabanın bir parçasıdır. Bütün iddianamelerde
Otto-Preminger’lerin, Wingrove’ların, Gay Times’ların havalarda uçuşması
ondandır sanırım. Derslerini bir gayretle çalışmışlar, Aşağı Güngören Hukuk
Fakültesinde ne kadar oluyorsa artık.
AİHM’ten bunlara ekmek çıkar mı? Sanmam. Bence avuçlarını yalarlar. Okumak yetmiyor, okuduğunu anlamak da lazım.
Freedom of expression
constitutes one of the essential foundations of such a society, one of the
basic conditions for its progress and for the development of every man. Subject
to paragraph 2 of Article 10 (art. 10-2), it is applicable not only to
"information" or "ideas" that are favourably received or
regarded as inoffensive or as a matter of indifference, but also to those that
offend, shock or disturb the State or any sector of the population. Such are
the demands of that pluralism, tolerance and broadmindedness without which
there is no "democratic society".
The exercise of these freedoms (…) may be subject to such formalities,
conditions, restrictions or penalties as are prescribed by law and are
necessary in a democratic society, in the interests of national security,
territorial integrity or public safety, for the prevention of disorder or
crime, for the protection of health or morals, for the protection of the
reputation or rights of others, for preventing the disclosure of information
received in confidence, or for maintaining the authority and impartiality of
the judiciary.
Die
Ausübung dieser Freiheiten ist mit Pflichten und Verantwortung verbunden; sie
kann daher Formvorschriften, Bedingungen, Einschränkungen oder Strafdrohungen
unterworfen werden, die gesetzlich vorgesehen und in einer demokratischen
Gesellschaft notwendig sind für die nationale Sicherheit, die territoriale
Unversehrtheit oder die öffentliche Sicherheit, zur Aufrechterhaltung der
Ordnung oder zur Verhütung von Straftaten, zum Schutz der Gesundheit oder der
Moral, zum Schutz des guten Rufes oder der Rechte anderer, zur Verhinderung der
Verbreitung vertraulicher Informationen oder zur Wahrung der Autorität und der
Unparteilichkeit der Rechtsprechung.