17 Haziran 2014 Salı

Sorularınıza itinayla cevap verilir 4

Cezaevinde vakit kolay geçmiyor. Yardımcı olmak için arkadaşlar bana sorular gönderiyor, ben de kağıt kalemi alıp cevap yazıyorum. Buyurun, üç tane:

"Dağdaki çobanın oyuyla benim oyum bir mi? Ne dersiniz?"


Derin bir paradokstur. "Demokrasiyi" haddinden fazla ciddiye alırsan çobanın oyuyla benim oyumun eşitliği rahatsız eder. Fazla ciddiye almazsan, eşitliğin hikmetini daha iyi anlarsın.


Hiçbir toplumda halkoyu, iktidarın tek kaynağı değildir. Her toplumda ve her toplum biriminde, alim cahilden, amir memurdan, zengin fakirden, haklı haksızdan, hakim cemaate mensup olan olmayandan daha güçlüdür. Borusu daha sesli öter.

Demokrasinin işlevi, toplumda var olan, her zaman var olacak olan, var olması aklın ve ahlakın gereği olan eşitsizlikleri dengelemektir. Yumuşatmaktır. Kamu yönetiminde cahilin, memurun, fakirin, haksızın ve zencinin sesini duyurmaktır. Doğal ve edinilmiş üstünlüklerin, kahredici bir tahakküme dönüşmesine set çekmektir.

Elbette dağdaki çobanın oyu şehirdeki alimin ve amirin oyuna üstün olacak. Halkoyu, telafi mekanizmasıdır. Alim ile amir zaten maçı almışlar, karşı tarafın tek golüne itiraz etmek neden?

Ne zaman ki o golün sarhoşluğuyla dağdakiler alimin ilmine, amirin emrine, haklının hakkına ve zenginin alın teriyle edinilmiş servetine göz koymaya başlarlar, işler o zaman çığırından çıkmaya başlar. Çobanın oyu o zaman göze batar.

"Özgürlük nedir?"

Aklınla ve vicdanınla başbaşa kalabilmektir. Açlığın gurultusundan, zorbanın homurtusundan ve mahallelinin mırıltısından nefsini arındırabilmektir. Zor iştir. Saf halini gören olmamıştır. Azıcık yanına yaklaşabilirsen şanslı sayılırsın.

Akıl dediğin şey, hakikati arama melekesidir. Vicdan, hakkı arama melekesidir. Hak ve hakikat, aynı madalyonun iki yüzüdür. İnsan evladını diğer hayvanlardan -koyundan, köpekten ve maymundan- ayıran temel haslettir. Demek ki özgürlük, insanı insan yapan şeydir. Ya da "daha fazla" insan yapan şeydir diyelim. İnsanlaşmanın şartıdır. Özgürlük yoksa koyun olabilirsin, köpek olabilirsin, maymun olabilirsin. Belki rahat da edersin. Ama insanlığın eksik kalır. Hakikat duygun körelir. Hak duygun dumura uğrar.

Özgür olmamak demek, açlığın veya zorbanın veya mahallenin kölesi olmak demektir. Tercihlerini ve eylemlerini, bedensel iştahlarınla veya korkularınla veya toplumsal sadakatlerinle yönlendirmektir. Diğer hayvanlar da yapar bu kadarını. İnsanı insan yapan şey, nadiren de olsa, bu köleliği aşabilmesidir. Durup, "bu işin doğrusu ne?" diye sorabilmesidir.

O soruyu sormanı teşvik eden ortamın adına özgürlük diyoruz. Eğer ahlak felsefesi diye bir şey varsa, gerçekten kayda değer tek konusu özgürlük olmalı sanırım.

"Dine inanmak/bağlanmak zeka gerektirir mi?"

Dindar olmak, 1) ana babanın anlattığı masalları tekrarlamak ve sonraki kuşağa aktarmak, 2) onların önemsediği birtakım törensel davranışları sürdürmek, 3) onların bazı toplumlara ve cemaatlere ilişkin önyargılarını paylaşmak demektir. Bunun için asgari seviyeden öte bir zeka gerekmez sanırım.


Elbette dindar olan zeki insanlar da var. Bunlar, hayatta önlerine çıkan yeni olguları, yeni ahlaki ikilemleri, anne babalarından miras zihinsel çerçeve içinde anlamlandırmaya çalışan insanlardır. Eskiden, daha iyi modeller yokken veya yeterince bilinmiyorken, değerli fikirler üretebilmişlerdir. O çağın mütevazı paradigmaları çerçevesinde, insanoğlunun dünyayı ve kendini kavrama çabasına katkıda bulunabilmişlerdir.

Bugün ise -gerek bilimsel gerek ahlaki sahada- alternatifler o kadar zengin ve o kadar üstündür ki, zeki insanların hala eski çağların ilkel paradigmaları çerçevesinde dünya görüşü üretmeye çalışmasını, en iyi yorumla, ana babalarına yönelik abartılı bir sadakate yormaktan başka ihtimal düşünemiyorum.

İnternet çağında güvercinle mesaj göndermek hoş bir hobi olabilir. Ama kalkıp da bunun tek veya en doğru iletişim yöntemi olduğunu iddia ederlerse, o zaman, zekalarından, ya da -daha kötüsü- dürüstlüklerinden şüphe etmekten başka çaremiz kalmaz.

6 yorum:

  1. Ben çok alakasız bir soru sormak istiyorum, hem biraz kafayı dağıtmış oluruz...
    Bildiğimiz gibi ABD'nin Mars'a geri dönmemek üzere insan gönderme projesi var. Sizce;
    1. Bu projede çocuk yaştaki kişilerin seçilip bu iş için yetiştirilmesi etik mi? Böylesi bir karar çocuğa bırakılabilir mi? Ya da böylesi bir kararı çocuk adına yetiştinler verebilir mi? Çocukları böyle bir düşünceyle yetiştirmek ve bunu ona çocukluğu boyunca empoze etmek, insan haklarına aykırı değil mi?
    2. Bildiğimiz gibi Mars'ta yüzey sıcaklığı -100 ile -50 derece arasında değişiyor. Atmosfer basıncı Dünya'dakinin yüzde biri... Toprak permafrost halinde (beton gibi donmuş...) Atmosfer solunamıyor... Bitki ve hayvan yetiştirilemiyor... Mars yüzeyi her yeri kaplayan ve hatta uzay giysilerinin içine kadar sızan bir tozla kaplı... Yerçekimi dünyadakinin yarısı ya da üçte biri kadar... Hiç bir teknoloji yok, oraya gönderilen teknolojiler de zamanla bozulup kullanılmaz hale gelecek... Bir kaç insanın böylesi bir cehenneme göndermeye ikna etmek, sanki onlara Star Trek'deki Atılgan teknolojisini sunuyormuş gibi kamuoyuna lanse etmek doğru mu?
    3. (1) ve (2) nolu etik sorunları bir kenara bırakalım, sizce ABD bunu yapabilir mi? Gücü yeter mi?

    YanıtlaSil
  2. Sevan hocam, benim görebildiğim kadarıyla Mehmet Altan sanki hafiften ümidi kesmeye başlamış. Türkiye’deki Islamlaşma temayülünden gerçekten biraz ürkmeye başlamış, ki yakın zamana kadar AKPyi ağır tenkit etmekle beraber irtica korkusu pek yoktu. Üstelik bence de haklıdır.

    Avrupa Birliği de Türkiye için artık yalan oldu gibi. Bana göre de genel manada halk muhafazakarlaşmıyor ama devlet eliyle ciddi bir gayretle zorlama söz konusu... Bu işin sonu sizce nereye varır ? Valla doğru söze hasret kaldık !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Liberal İslamcıları iktidara getirmek için kendisi ve kardeşi az uğraşmadılar, jeton yeni mi düşmüş. Ben size olacakları söyleyeyim: 2023 dedikleri Şeriatın geliş tarihidir. Şeriatı kendilerinin getiremeyeceğini biliyorlar, o yüzden ISİD gibi örgütleri kullanacaklar. Türkiyede iki sene içinde çok ciddi cihatçı terör başlayacaktır. Sonrasında 6-7 yıl içinde çok kanlı bir harekatla, şeriatı zorla getirecekler ve bunu ne ordu, ne halk, ne de polis güçleri önleyecek, hatta kıllarını bile kıpırdatmayacaklar... AKP tayfası bütün bunları planladı bile...

      Sil
  3. Yukarıdaki yazıyı okuyunca böyle bir insanın ceza evinde tutulmasına çok üzüldüm.En kısa zamanda özgürlüğünüze kavuşmanızı diliyorum.

    YanıtlaSil
  4. Parlamenter demokrasilerin -özellikle şimdiki haliyle- yoksul ve ezilenler adına bir denge aracı olarak anlatan kişinin ya siyaset biliminden nasibini almamış olması ya da yeni bir paradigma yaratabilecek dehaya sahip olması gerek kanımca. Bir burjuva demokrasisi düşün ki, kendisini yok edebilecek bir rakip yaratıcak, bu neoliberal çağda:) Teori yoksunu adamcağız.

    YanıtlaSil
  5. Oy vermeme özgürlüğü olmayışı ile demokrasi nasıl bağdaşır? Düzen muhâlif oylardan değil de niye oy vermeyenlerden korkmaktadır? Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partiler ne kadar demokrattır? Parti içi demokrasi ne kadar mevcuttur? Aday tespitinden meclisteki parmak kaldırılacak konulara kadar gerçekten demokratik özgürlük işliyor mu? Parti başkanları sadece halkın değil; başkanı olduğu vekiller ve kadroların başında bile diktatörlük mü yapıyor dersiniz? Kendi partisinde demokrasiyi uygulamayanların demokratlığı inandırıcı mıdır? Yoksa partiden ülkeye her uygulama yöneticilerin hevâlarına, menfaat ve çıkarlarına göre düzenleniyor da demokrasi kavramı bu oyunu halka yutturmak için mi dillendiriliyor? Demokrasi beşerî diktalara bir kılıf mıdır? İnsanlar milletvekili seçtiklerini zannederler, aslında birer sekreter seçmektedirler. Uygulatıcılar değildir seçilenler, uygulayıcıdırlar. Bir dâvâ partisi hiçbir yerde iktidara gelemez. Gelmesi için gerçekten ve her yönden değişmesi, egemen güçlerin tehlikeli saymayacak şekilde onlardan yana olması gerekir. Demokrasilerde halk adına halkın seçtikleri hüküm koyar, kanun yaparlar. Ama kendi yaptıkları kanunları üç-beş sene geçmeden değiştirmeye çalışırlar. Demokrasilerde kanunlar yaz-boz tahtasıdır. Doğru, âdil diye kabul edilen kanunlar birkaç sene sonra savunulamaz hale gelir. Bu durum insanların yaptıkları kanunların yeterli, yanlışsız ve zamana dayanıklı olmadığını göstermiyor mu? Batının laiklik, özgürlük vb. hemen tüm kavramları gibi demokrasi kavramı da kaypaktır. Sınırı, tanımı çok belirgin değildir. İsteyen istediği yere çekebilir. Yöneticiler ve etkin güçler içini istedikleri gibi doldurabilir. “Halkın kendi kendini yönetmesi” belki tek ortak tanım. Demokrasi denince halkın yönetime katılmasından sonra ilk akla gelen sloganlar “insan hakları ve özgürlükler”dir. Bu parlak sözlerin hangi insanların hakkını ve ne tür bir özgürlüğü kastettiği üzerinde pek durulmaz. Halbuki her hakkın bir sorumluluğu ve her özgürlüğün bir sınırı vardır. Demokrasilerde bunlar da kaypaktır. Demokrasi sadece yönetici seçmekten veya insan hakları gibi yuvarlak laflardan ibâret midir? Yoksa o aynı zamanda kendine göre bir dünya görüşü, hayat anlayışı, yaşam biçimi olan bir ideoloji midir? Özellikle Türkiye gibi yerlerde %80 oy alsanız da istediğiniz değişim ve dönüşümü gerçekleştiremezsiniz. Güç odakları, derin devlet, reelpolitik, bürokratik oligarşi, medya ve para babaları, sivil toplum kuruluşları, bütün bu silâhlı ve silâhsız güçlerle demokrasi nasıl uzlaşıyor?
    giyasettinabusak.wordpress.com/2012/04/29/demokrasi/
    Demokrasi uygulamaya geçtiği tarihten günümüze kadar sadece iki partinin olduğu yerlerde bile hiçbir zaman, hiçbir parti çoğunluğu sağlayarak iktidar olmuş değildir. Çünkü seçimlere katılmayanlar vardır; yönlendirilenler, kandırılanlar, halka sorulmadan aday gösterilenler, kendisini tam olarak temsil etmediğinden mecbûren kendisine en yakın olduğunu sandığı veya ehven kişiyi seçmek zorunda bırakılanlar vardır. Dolayısıyla demokrasi uygulanması imkânsız bir tezdir, bir ütopyadır. Şimdiye kadar batı felsefelerinde ortaya çıkmış olan ütopyalardan bir ütopya. Fakat bu demokratik sihirbazlar, medya ve diğer imkânlar (bilim adamları, eğitim kurumları, düşünürler) vâsıtasıyla, demokrasinin ütopya olma özelliğini insanların gözlerinden saklıyorlar. İnsanların bunu görmelerine mümkün mertebe imkân ve fırsat tanımamaya çalışıyorlar. Gerçeğin görülmesine sebep olacak herhangi bir şey olduğu zaman birtakım oyalamalar icat edilerek insanlar onlarla meşgul edilir ve gerçeğe nüfuz etmeleri böylelikle önlenmiş olur. Kanaatleri samimi olarak kabul görmeyen azınlık ise demokraside her zaman bir küskünler kitlesi meydana getirir. Dolayısıyla yapılan uygulamalara bu muhâlefettekiler hiçbir zaman katılmazlar.
    facebook.com/permalink.php?id=510419838992966&story_fbid=654344031267212

    YanıtlaSil